2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 82

İcra ve İflas Kanunu 82. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 82 – (Değişik: 18/2/1965-538/46 md.) Aşağıdaki şeyler haczolunamaz: 1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar, 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya, 3. (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası,[36] 4. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan alat ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları, 5. Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları, 6. Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsül için lazım olan tohumluğu, 7. Borçlu bağ, bahçe veya meyva veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan alat ve edevat, Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları, 8. Borçlar Kanununun 510 uncu maddesi mucibince haczolunmamak üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar, 9. Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde malül olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyeleri, Askeri malüllerle, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri, 10. Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar, 11. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paralar, 12. (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Borçlunun haline münasip evi, 13. (Ek: 2/7/2012-6352/16 md.) Öğrenci bursları. Medeni Kanunun 807 nci maddesi hükmü saklıdır. 2, 4, 5, 7 ve 12 numaralı bendlerdeki istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması haline munhasırdır.[37] (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16 md.) Birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16 md.) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir. Kısmen haczi caiz olan şeyler:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

91 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2020/9086 E., 2021/4102 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi
aleyhine başlatılan ilamlı icra takibinde borçlu vakfın, 89/1 haciz ihbarnameleri ile haciz konulan banka hesaplarının kanun gereği haczedilmezlik kapsamında olduğunu ileri sürerek İİK’ nın 82/1 maddesi uyarınca haciz ihbarnamelerinin iptali ile banka hesapları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Kanununda vakıf
12. Hukuk Dairesi         2020/9086 E.  ,  2021/4102 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Borçlu ... aleyhine başlatılan ilamlı icra takibinde borçlu vakfın, 89/1 haciz ihbarnameleri ile haciz konulan banka hesaplarının kanun gereği haczedilmezlik kapsamında olduğunu ileri sürerek İİK’ nın 82/1 maddesi uyarınca haciz ihbarnamelerinin iptali ile banka hesapları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Kanununda vakıf mallarının haczedilemeyeceğiyle ilgili bir düzenlemenin mevcut olmaması ve Vakıf mallarının devlet malı statüsünde olmaması sebebi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları mallarının haczedilebileceğinin mümkün olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kamu kurumu niteliğinde oldukları nedenle, mallarının haczinin mümkün olmadığından bahisle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve şikayetin kabulüne karar verildiği, kararın alacaklı yanca temyiz edildiği görülmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinin 1. fıkrasında; ”Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez.” hükmü yer almaktadır. İİK’nun 82/1. maddesi anlamında haczedilemezlik “devlet malları” ve “özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar” için söz konusudur. Şikayetçi vakıf 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu çerçevesinde kurulmuş bir vakıf olup, 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir. 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinde "Bu Kanunda öngörülen hizmetlerin gerçekleştirilmesi için Cumhurbaşkanınca görevlendirilen Cumhurbaşkanı yardımcısına veya bakana bağlı ve T.C. Merkez Bankası nezdinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulmuştur." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Yine aynı Yasanın“Vakfın gelirleri” başlıklı 8.maddesinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının gelirlerinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan aktarılacak miktar, işletme ve iştiraklerden elde edilecek gelirler ve diğer gelirler olarak belirlenmiş, “Muafiyetler” başlıklı 9. maddesinde; vakıfların Kurumlar Vergisinden,yapılacak bağış ve yardımlar sebebiyle Veraset ve İntikal Vergisinden, sahip oldukları taşınır ve taşınmaz mallar ve yapacakları tüm muameleler dolayısıyla her türlü vergi,resim,harç ve fonlardan muaf olduğu hüküm altına alınmıştır. Her ne kadar 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun ek 2. maddesi ile bu Kanun gereğince yapılan yardımlar ve proje destekleri ile 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç,Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gereğince verilen yaşlılık ve engellilik aylıklarının kişinin rızası olsa bile haczedilemeyeceği hüküm altına alınmış ise de, söz konusu Kanunda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının mallarının ve gelirlerinin haczedilemeyeceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Öte yandan, İcra ve İflas Kanunu’nun 82/1. maddesinde açıklanan biçimde bir kuruluşa ait malın Devlet malı sayılabilmesi için bu kuruluşun bütçesinin 1050 sayılı Genel Muhasebe Kanunu’na tabi olması, Bütçe Kanunu’nda sayılan genel ya da katma bütçeli daireler arasında yer alması, mallarının kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş olması, sağladığı ekonomik ve sosyal yararlar dolayısıyla kamunun yararlandığı ve öz sermayesi Devletçe temin edilen bir kuruluş olması gereklidir. Bu kapsamda şikayetçi ... Bütçe Kanunu’nda sayılan genel ya da katma bütçeli daireler arasında yer almadığı görülmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında; 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’ nda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının mallarının ve gelirlerinin haczedilemeyeceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmadığı,Bütçe Kanunu’nda sayılan genel ya da katma bütçeli daireler arasında yer almadığı görülmekle bu vakıfların mallarının haczedilebileceğinin kabulü gerekir. Dolayısıyla Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde bahsedilen Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının yapısını inceleyen Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü iç denetim raporunun haczedilmezlik yönünden bağlayıcılığı bulunmamaktadır. O halde; ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan bölge adliye mahkemesince, istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 22.10.2020 tarih ve 2019/1917 E. 2020/1950 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 06/04/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/1865 E., 2019/270 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK'nun 82/12. maddesi gereğince, borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez.Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1865 E.  ,  2019/270 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “meskeniyet şikâyeti” talebinden dolayı yapılan yargılama sonunda Konya 4. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin kısmen kabulüne dair verilen 28.11.2013 tarihli ve 2013/275 E., 2013/1226 K. sayılı karar, alacaklı (davalı) vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13.11.2014 tarihli ve 2014/2448 E., 2014/20722 K. sayılı kararı ile; “…Takip borçlusu İcra Mahkemesi'ne başvurusunda meskeniyet şikayetinde bulunmuş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda şikayetin kısmen kabulü ile dava konusu evin 90.000TL'den aşağı bedelle olmamak üzere satılmasına, satış bedelinden 90.000TL'nin davacıya ödenmesine karar verilmiştir. İİK'nun 82/12. maddesi gereğince, borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez.Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki "aile" terimi, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar.Mahkemece, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez. Takip hukukunda asıl olan borcun ödenmesidir.İcra mahkemesi ve icra dairesi, takip aşamasında alacaklı ve borçlunun karşılıklı olarak menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Somut olayda Mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda “taşınmazın 100.000TL edeceği, borçlunun mütevazı bir yerde oturabileceği bir mesken alması için gerekli olan bedelin 90.000TL dolaylarında olduğu” bildirilmiştir. Bu değerlendirme yukarıda yazılı olan ilkelere uygun değildir. Bu durumda Mahkemece, gerektiğinde yeni bir bilirkişi raporu alınarak, taşınmazın bulunduğu şehrin daha mütevazi bir yerinde haline münasip evi alabileceği değerin tespitinden sonra, haline münasip evi alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve yetersiz rapora dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem, ilamlı icra takibinde meskeniyet şikâyetine ilişkindir. Borçlu vekili; müvekkili aleyhine yapılan icra takibinde hâline münasip evinin haczedildiğini, İİK'nun 82/1-12 maddesi gereğince borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceğini ileri sürerek haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı vekili; şikâyet konusu taşınmaz üzerinde Akbank A.Ş. lehine ipotek kurulduğundan borçlunun meskeniyet iddiasına bulunamayacağını, Konya ve yöresinde borçlunun gelir düzeyine uygun oturabileceği evin değeri 30.000,00TL- 40.000,00TL civarında olduğundan taşınmazın haczedilebileceğini beyan ederek, şikâyetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel Mahkemece; şikâyetçi borçlu adına kayıtlı başka meskenin olmadığı, ikamet ettiği meskende fiilen eşi ve 1 çocuğu ile birlikte yaşadığı, çiftçilik yaptığı, gelirinin belli olmadığı, dosya kapsamına ve günün ekonomik şartlarına uygun bulunan 24.09.2013 havale tarihli bilirkişi raporunda, mahcuz meskenin kıymetinin 100.000,00TL olduğu, şikâyetçi borçlunun oturduğu Karatay ilçesinin mütevazı bir semtinde imarlı, planlı, projeli, ekonomik ve sosyal durumuna göre hâline münasip bir evi ancak 90.000,00TL'ye satın alabileceği belirtildiği gerekçesiyle şikâyetin kısmen kabulü ile şikâyetçinin borcundan dolayı haczedilen Karatay ilçesi, Büyüksinan Mah., 15882/6 ada/parsel nolu arsa üzerindeki kargas apartmanın 10 bağımsız bölüm numaralı mesken niteliğindeki taşınmazın borçlunun hâline münasip ev alması için gerekli olan 90.000,00TL'den aşağı olmamak üzere satılarak satıştan elde edilecek paranın 90.000,00TL'lik kısmının borçluya ödenmesine, artan kısmının ise şikâyet olunan alacaklıya ödenmesine, şikâyetçi borçlunun fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir. Alacaklı vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki gerekçelere ek olarak, günün ekonomik şartları nazara alındığında Büyükşehir statüsündeki illerde 1+1 stüdyo dairelerin dahi 100.000,00-150.000,00TL arasında alınıp satıldığı, konut piyasası ile ilgili en makul ve sosyal amaçlı olarak yapılan devletin kontrolündeki TOKİ fiyatlarının belirleyici olması gerektiği, buna göre TOKİ'nin Konya'nın Meram ilçesindeki mütevazı kabul edilecek semtindeki 1. etap projesindeki 3+1 konutların güncel fiyatının en düşük bedelle 136.638,00TL olduğu, bu nedenle 90.000,00TL'nin davacının hâline münasip ev alması için gerekli olan bir miktar olduğu, İİK'nun 82/12. maddesinde düzenlenen hâline münasip konut kavramının, borçlunun yakın bir gelecekte konut sorunu yaşamayacak, kentsel dönüşüm kapsamında gecekondu mahiyetinde bir konut olmaması, en azından kat mülkiyeti kurulmuş, planlı, projeli ve deprem yönetmeliğine uygun olan bir mesken niteliği taşıması gerektiği, Yargıtay 12. HD'nin 19/06/2012 tarihli, 2012/7025-21423 E.K. sayılı kararı ile aynı mahkemece verilen Konya Büyükşehir hudutları dâhilindeki borçlunun hâline münasip ev için belirlenen 100.000,00TL'lik miktarın uygun bulunarak kararın onandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlunun daha mütevazı semtlerde alabileceği hâline münasip meskenin değerinin belirlenmesi konusunda yeni bir bilirkişi incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İcra iflas hukukunda kural olarak borçlunun malvarlığını teşkil eden mal, alacak ve hakları, alacaklılarına karşı bir tür teminat oluşturur. Borçlunun malvarlığını oluşturan mal, alacak ve hakları borç için haczedilebilirse de, borçlunun ve ailesinin yaşama ve ekonomik varlığını sürdürebilmesi için istisnai olarak bazı mal ve haklarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi uyarınca borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez. Kanunda geçen "haline münasip ev"in ne olduğu, borçlunun aylık geliri, sosyal statüsü, aile fertlerinin sayısı itibariyle küçük veya büyük bir eve ihtiyacı olup olmadığı gibi veriler dikkate alınıp incelenerek tespit edilmelidir (Muşul, T.: İcra ve iflas Hukuku, 3, B.,İstanbul 2008, s. 517; Yıldırım, K./ ND - Yıldırım, İcra Hukuku 4.B., İstanbul 2009, s.145). Örneğin borçlu ve ailesi bakımından makul ölçüleri aşan oda ve salona sahip olan ve ikamet için zorunlu öğeleri aşan yerler maddede belirtilen "hâline münasip ev" kriterinin dışında kalır. Borçlunun görev ve sıfatı da tek başına az önce belirtilen nitelikleri aşan görkemli bir evde ikamet etmesini gerektirmez (AUHFD 60 (4) 2011: 775-808 Dr. Akil, C. Yargıtay kararları ışığında hâline münasip evin haczedilmezliği iddiası). Burada hemen aylık gelir kavramının açıklanması gerekmektedir. Aylık gelir bir kimseye yaptığı bir iş veya görev karşılığı olarak her ay verilen paraya denir. Unutulmamalıdır ki İİK'nun 83. maddesi gereğince; kısmen haczi mümkün olan maaş ve ücretten borçlu ve ailesinin geçinmesi için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar indirildikten sonra kalan kısmın haczi mümkündür. Ancak aynı maddenin 2. fıkrasında, haczedilecek miktarın, maaş ve ücretin 1/4'ünden az olamayacağı belirtilmiştir. Maaş veya ücretin yüksek olması durumunda 1/4'ünden daha fazlası da haczedilebilir. Bu durumda, hâline münasip evin ne olduğu belirlenirken aylık gelirin de icra takibi sırasında haczedilebileceği gözetilmelidir. Bir meskenin borçlunun hâline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Buradaki "aile" terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsayacağından icra mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan hâline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı hak sahiplerine ödenmelidir. Öte yandan, İcra ve İflas Hukukunda alacaklının alacağına ulaşması da asıl olandır. Bunun için bir taraftan borçlunun asgari düzeyde yaşam koşullarını elinden almamak, diğer taraftan alacaklının alacağına kavuşmasını kolaylaştırmak gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2012 tarihli ve 2012/12-332 E. 2012/595 K., 23.01.2013 tarihli ve 2012/12-704 E. 2013/79 K ile 28.11.2012 tarihli ve 2012/12-567 E. 2012/909 K. sayılı kararlarında da benzer hususlar dile getirilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda şikâyete konu taşınmaz 3 oda, 1 salon, mutfak, banyo ve WC den oluşan yaklaşık 130,00 m2 büyüklüğünde ve bu taşınmazın 2 odasının karanlık havalandırma boşluğuna penceresi olduğunun, belediye ve kamu hizmetlerinin tamamından faydalanan bir bölgede, cami, okul, çocuk bahçesi, alışveriş merkezlerine yakın mesafede, Ankara Caddesine 150 metre, Konya Valiliğine ve Mevlana Müzesine 3 km mesafede olup, taşınmazın 100.000,00TL değerinde olduğunun, şikâyetçi borçlunun Konya merkezde alt yapısı olan, imarlı, kamu hizmetlerinden yararlanan mütevazı hayatını sürdürecek hâline uygun bir meskeni ortalama 90.000,00TL civarında edinebileceğinin bildirildiği anlaşılmıştır. O hâlde mahkemece, gerektiğinde yeni bir bilirkişi raporu alınarak, taşınmazın bulunduğu şehrin, borçlunun hâline münasip daha mütevazı bir semtinde alabileceği meskenin değerinin tespitinden sonra, hâline münasip evi alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun hâline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın hak sahiplerine ödenmesine, satışın borçlunun hâline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Özel Daire bozma kararında yer alan “… İİK'nun 82/12. maddesi…” ibaresinin bozma kararından çıkartılması ve yerine “İİK'nun 82/1-12. maddesi” şeklinde yazılmasının doğru olacağı kabul edilmiştir. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na eklenen Geçici 7. maddesine göre uygulanması gereken İİK’nun 366/III. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.03.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
**- HACFEDÎLMEZLÎK ŞİKAYETİ**- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 82 ]
Hukuk Genel Kurulu 2008/12-50 E., 2008/8 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/12-50 E., 2008/8 K. - HACFEDÎLMEZLÎK ŞİKAYETİ- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 82 ] - 209 S. SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM BAKANLIĞINA BAĞLI SAĞLI... [ Madde 12 ] - 209 S. SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM BAKANLIĞINA BAĞLI SAĞLI... [ Madde 3 ] - 1050 S. MUHASEBEİ UMUMİYE KANUNU(MÜLGA) [ Madde 2 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasında "şikayet" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (İstanbul dokuzuncu İcra Hukuk Mahkemesi) nce şikayetin reddine 06.2006 gün ve 2006/726-932 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tararafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi'nin 19.10.2006 gün ve 2006/16125-19670 sayılı ilamı ile; ("...Devlet Hastaneleri, Devlet mallarının hizmet malları ayrımında kamu hizmeti ile yakın kapsamında sayılmaktadır. Devlet mallarının neler olduğu 1050 sayılı Kanun'un 2. maddesinde belirtilmiştir. Devlet mallari, gerek kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş bulunan, gerek temin ettiği ekonomik ve sosyal menfaatler dolayısıyla yararlanılan bütün mallardır. Maliye Bakanlığı ve Sayıştay'ın denetiminde olan sarfiyat için işlem kolaylığı sağlamaya matuf ayrıcalık, onun Devlet malı olmaktan çıkarıldığı anlamına gelmez. 209 sayılı Kanun hükmünce kurulanhükmünce kurulan, öz sermayesi tümüyle Devlet tarafından karşılanmış döner sermayeler ve bunlardan üretilmiş olan taşınır taşınmaz mal ve haklar aynı Kanun'un 3. maddesi uyarınca belirli bir kamu hizmetinin devamlılığına tahsis edilmiştir. Kuruluşun yaşaması bu sermaye ile kaim olduğuna, döner sermaye saymanlığının bağımsız kişiliği bulunmadığına göre, mahkemece borçlu isteminin tümünün kabulü gerekirken, kısmen kabulü isabetsizdir...") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Şikayetçi vekili Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstek, haczedilmezlik şikayetine ilişkindir. İstanbul Üçüncü İcra Müdürlüğümün 2006/160 sayılı dosyasında, karşı taraf/alacaklı şirket, borçlu şirketler aleyhine önce ihtiyati haciz kararına dayanarak 04.01.2006 tarihinde ihtiyati haciz uygulatmış; İcra Müdürlüğü'nce borçluların diğer üçüncü kişiler yanında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı'nda doğmuş ve doğacak hak ve alacaklarına haciz tezkeresi yazılmasına ve ihtiyati haciz konulması için 89/1 birinci haciz ihbarnamesi çıkarılmasına karar verilmekle 04.01.2006 tarihinde 89/1 ihbarnamesi çıkarılmış; 06.01.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. Alacaklı devamında; kambiyo senetlerine mahsus yolla 05.01.2006 tarihinde icrai hacze girişmiş; borçlulara Örnek 10 ödeme emri çıkarılmış; ayrıca bu dosyada üçüncü kişi durumundaki GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı'nda doğmuş ve doğacak istihkak, para, hakediş ve benzeri alacakları üzerine haciz uygulanması için ikinci haciz ihbarnamesi de tarihsiz olarak çıkarılmış, 02.03.2006 tarihinde Komutanlığa tebliğ edilmiştir. GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı 10.03.2006 tarih ve 295 sayılı cevabında, tebligatı kabul etme yetkilerinin bulunmadığını, tebligatın MSB Huk. Müş. ve Dava D.Başkanlığı'na tebliğ edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bu talep İcra Müdürlüğü'nce reddedilmiştir. 21.03.2006 tarihinde üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılarak 18.04.2006 tarihinde Komutanlık adresinde tebellüğ edilmiştir. 14.04.2006 tarihinde Önek 21/a üçüncü haciz ihbarnamesi (bildirim) tebliğe çıkarılarak Komutanlık adresinde 18.04.2006 tarihinde tebliğ edilmiş; 27.04.2006 tarihinde tebligatın MSB Huk. Muş. ve Dava D.Başkanlığı'na tebliğ edilmesi gerektiği ifade edilerek iade edilmiştir. Bu aradaBankası'na gönderilen 89/1 ihbarnamesi ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığının 2939575 nolu hesabına, döner sermaye hesabı ise haciz uygulanması istenmiş; yazının 25.05.2006 tarihinde tebliği üzerine Ziraat Bankası A.Ş. K... Şubesi nezdinde bulunan 2939576-601 nolu hesap üzerine ve bu hesabın döner sermaye hesabı olması nedeniyle 22.05.2006 tarihinde haciz tatbik edilmiştir. Alacaklı vekilinin diğer hesaplara da haciz konulması yönündeki talebi, Devlet malı olduklarından haczedilemeyeceği gerekçesiyle 24.05.2006 tarihli İcra Müdürlüğü kararıyla reddedilmiş; aynı tarihte sadece döner sermaye hesaplarına haciz konulmasına karar verilmiştir. Şikayetçi Maliye Hazinesi vekili, 03.05.2006 tarihli şikayet dilekçesi ile; İstanbul Üçüncü İcra Müdürlüğü'nün 2006/160 esas sayılı dosyasından, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı'na ait Ziraat Bankası A.Ş. K... Şubesi nezdinde bulunan 2939576-6001 nolu hesap üzerine, bu hesabın döner sermaye hesabı oldugundan bahisle 22.05.2006 tarihinde haciz tatbik edilmesininusul ve yasaya aykırı olduğunu, 209 sayılı Kanun'un 12. maddesine göre malların Devlet malı olması nedeniyle haczedilemeyeceğini, ifadeyle haczedilmezlik şikayetinde bulunarak haczin kaldırılmasını istemiştir. Yerel mahkemece; bu hastanenin 01.04.1961 tarih ve 209 numaralı Yasa kapsamında bulunan bir kuruluş olmadığı belirlenmekle istemin yasal dayanağı bulunmadığı, gerekçesi ile haczedilemezlik şikayetinin reddine karar verilmiş; şikayetçi vekilnin temyizi üzerine Özel Daire'ce karar; "...209 sayılı Kanun hükmünce kurulan, öz sermayesi tümüyle Devlet tarafından karşılanmış döner sermayeler ve bunlardan üretilmiş olan taşınır, taşınmaz mal ve haklar aynı Kanun'un 3. maddesi uyarınca belirli bir kamu hizmetinin devamlılığına tahsis edilmiştir. Kuruluşun yaşaması bu sermaye ile kaim olduğuna, döner sermaye saymanlığının bağımsız kişiliği bulunmadığına göre, mahkemece borçlu isteminin tpmülün kabulü gerekirken kısmen kabulü isabetsizdir." gerekçesi ile bozulmuş ve alacaklı vekilinin karar düzeltme istemi Özel Daire'ce oybirliği ile reddedilmiştir. Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş; karar şikayetçi/üçüncü kişi vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üçüncü kişi durumundaki GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı Döner Sermaye Saymanlığı'nın T.C. Ziraat Bankası K... şubesindeki 2939576-6001 numaralı döner sermaye hesabındaki meblağın haczedilip haczedilemeyeceği, noktasındadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin ortaya konulup, değerlendirilmesinde yarar vardır. 2004 sayılı İcra İflas Yasası'nın 82. maddesinin 1. fıkrasında; "Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez." Hükmü yer almaktadır. Bu hükmün konuluş nedeni, 15.01.1947 gün ve 1947/14-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında "Bu hüküm, kamu hizmetlerinin düzenli ve aralıksız bir tarzda yürütülmesini sağlamak amacını güder. Devletin kendisine ait borcu ödemesi zorunluluğu, devlet kamu kişiliğinin saygınlık ve onuru gereği bulunmakta, devletten alacaklı bulunan kişilerin kovuşturma yollarına başvurmalarına gerek bulunmadan alacaklarını alabilmeleri öngörülmektedir." şeklinde açıklanmıştır. Görüldüğü üzere, İİK 82/1 maddesi anlamında haczedilemezlik "devlet malları" ve "özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar" için söz konusudur. Devlet mallarının neler olduğunu düzenleyen 1050 sayılı Kanun'un 2. maddesinde aynen; "Devletin emvali Devletçe tarh ve cibayet olunan her türlü tekalif ve rüsum ile Devlete ait nükut ve esham ve her türlü menkul ve gayrimenkul eşya, emval ve kıyem ve bunların hasılat ve icraatı ile bedellerinden terekküp eder." hükmü yer almakta; günümüz Türkçesi ile ifade edildiğinde de bu hükümde "Devletin mal varlığı; Devletçe salınan ve alınan her türlü vergi ve resim ile Devlete ait nakit, hisse senedi, her türlü taşınır ve taşınmaz eşya, mal, kıymet ve bunların gelirleri, kiralan ile satış bedellerinden oluşur." denilmektedir. Devlet mallarının haczedilmemesi çeşitli nedenlere dayanmaktadır. Her şeyden önce, devleti niteleyen egemenliğin, buna karşı cebir (zorlayıcı güç) kullanılmasıyla bağdaşmayacağı, cebir kullanılmasının devlete tanınmış bir yetki olup, bu i yetiyi devletin kendisine karşı kullanmasının düşünülemeyeceği, devletin borçlarını, herhangi bir cebir kullanmadan kendiliğinden ödemesinin hukuk devletinin gereği olduğu, hususları bunların başında gelmektedir. Ayrıca, kamu hizmetlerinin aksatılmadan ve kesintiye uğramadan sağlanması ve bütçenin getirdiği esasların cebri icra sonucunda öngörü dışı ihlallere uğratılmaması da esas alınmaktadır (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra İflas Hukuku, Ankara 1983,s. 294; Prof. Dr. Saim Üstündağ, İcra Hukuku Esasları, İstanbul 1984, s.199). Diğer yandan devlet mallarının haczi, bu malların tahsis şeklini değiştirdiğinden, devletin malvarlığında (patrimuan) ve mali hukukta devamlılığı bozarak kamu yararına zarar verebilecektir.( Talih Uyar, İcra Hukukunda Haciz, Manisa 1983, s.386) Devlet malları 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasası'nın 2. maddesine göre, gerek kamu hizmetine doğrudan doğruya tahsis edilmiş bulunan, gerek sağladığı mali yarar vesaire dolayısıyla faydalanılan bütün mallardır. (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Devlet Malları Hak ve Rüçhanlığına Sahip Malların Haczedilmemesi, Prof. Yaşar Karayalçın'a Armağan, Türkiye İş Bankası Yayınları). Devlet malları kavramı, salt devlet tüzel kişiliği içindeki genel bütçeli dairelerin elelrinde bulunanve idare ve muhasebesi 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasası'na tabi malları kapsar. Devlet malları, özel mallardan birtakım hukuki karaktere sahiptir. Devlet mallarının gösterdiği bu hukuki karakter bu malların ya doğasından, ya da kamunun kullanımına ve yararlanmasına sunulmuş bulunmasından veyahut bir kamu hizmetinin unsurunu oluşturmasından kaynaklanır. Bu karakterler, devlet mallarının özel mallar karşısındaki hukuki niteliğini belirttiği gibi idarenin bunlar üzerinde sahip olduğu hakların nteliğini, ferdin bunlar karşısındaki durumunu ve yararlanma yetkilerini de aydınlatır ( (Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt 2, İstanbul 1964, s. 1319). Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, İsviçre, Fransa ve Almanya'da kural olarak devlet mallarının haczedilebilirliği kabul edilmiştir (İsviçre İcra İflas Yasası m. 92-94, Fransa Medeni İcra Usulleri Hakkındaki Yasa m. 14, Federal Almanya Hukuk Usulü Yasası m. 882 a). İcra İflas Yasası'nın 82/1. maddesinde yer alan devlet mallarının hac-zedilemeyeceği kuralının iptali ile ilgili olarak açılan davada Anayasa Mahkemesi "Devlet mallarının haczedilemeyeceğine ilişkin kural Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Devlet mallarının haczi, bu malların kullanma biçimini değiştireceğinden, devletin malvarlığında ve mali hukukta sürekliliğe engel olarak, kamu yararına zarar verir. Uyuşmazlık konusu olayda, borcun hiç ödenmemesinden değil, bütçe olanaklarına göre, yılını aştığı için gecikerek ödemenin sağlanacağından söz edilmektedir. Devletin etkinliklerinde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı önde geldiğine göre, bir alacaklının kişisel çıkarı için devlet mallarının haczi, diğer deyişle özel yararın kamu yararına yeğlenmesi (tercih edilmesi) söz konusu olamaz. Öte yandan, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik, mutlak anlamda eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin varlığı durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Durum ve konumdaki farklılık, hukuksal özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar ve kuruluşlar için değişik kurallar ve uygulamaları gerekli kılar. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayandırılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasa'nın amaçladığı eşitlik eylemi değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması, Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesine uygun düşer" gerekçeleriyle 2004 sayılı İcra İflas Yasası'nın 538 sayılı Yasa ile değişik 82. maddesinin 1. bendinde yer alan "Devlet malları" sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır (Anayasa Mahkemesi'nin 21.10.1992 gün ve 1992/13 ve 1992/50 K. sayılı içtihadı). Devlet malı kavramı, Hukuk Genel Kurulu'nun 04.10.1974 gün ve 1971/1-261 esas, 1974/1050 karar sayılı kararı ile 25.12.2002 gün ve 2002/12-1101 esas, 2002/1113 karar sayılı karar ve bu kararın karar düzeltme talebinin reddine ilişkin 26.02.2003 gün ve 2003/12-116 esas, 2003/111 karar sayılı ilamlarında da yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ayrıntısıyla irdelenmiştir. Özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar da devlet mail olmamakla birlikte haczedilemez. Özel yasalarda haczedilmezlikle ilgili düzenlemeler başta 2510 sayılı iskan Kanunu m. 16/f, m. 30; 6245 sayılı Harcirah Kanunu m. 61; 3213 sayılı Maden Kanunu m. 40; 6831 sayılı Orman Kanunu m. 31, VI; 5846 sayılı Fikir ve Sana Eserleri Kanunu m. 61; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m. 121; 1479 sal ill BağKur Kanunu m. 67; 775 sayılı Gecekondu Kanunu m. 34/e; 2849 sail Kefalet Yasası m. 11; 4178 sayılı Yasa m. 12; 4933 sayılı Yasa m. 13; Türk Ticaret Yasası m. 753, m. 892/1; 7397 sayılı Yasa m. 14/3; 2821 sayılı Se jpikalar Yasası m. 64/2; 657 sayılı Devlet Memurları Yasası m. 203/3, m. 207/| |L m. 236; 926 sayılı Turk Silahli Kuvvetleri Personel Yasası m. 143, m. 154/2 m. 176, m. 177/2; 1164 sayılı Arsa Ofisi Yasası; 2834 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası m. 8, m. 16/3; 1512 sayılı Noterlik Yasası ml 38/5; 854 sayılı Deniz İş Yasası m. 32 vs. olmak üzere çeşitli özel kanunlarda yer almaktadır. Ayrıca, bu mallara örnek olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin malları gösterilebilir (233 sayılı KHK m. 57/2). Son olarak devlet malları hak ve rüçhanlığını haiz mallar da haczedilemez. ( Örn Ordu Yardımlaşma Kurumu Yasası'nın 37. maddesi). Devlet hastaneleri, devlet malları ana başlığı altında hizmet malları ayrımında kamu hizmeti ile yakından ilişkisi bulunan kurumlar kapsamında yer almaktadır. Bu bağlamda, 04.01.1961 tarihli Saglık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine verilecek Döner Sermaye Hakkında 209 sayılı Kanun da irdelenmelidir. 209 sayılı Kanun hükmünce kurulan, öz sermayesi tümüyle devlet tarafindan karşılanmış döner sermayeler ve bunlardan üretilmiş olan taşınır, taşınmaz mal ve haklar Kanun'un 3. maddesi uyarınca belli bir kamu hizmetinin d| |vamliliSma tahsis edilmiş; kurumun yaşamasi bu sermayeye bağlı kılınmış; aynı Kanun'un 12. maddesinin 1. fikrasında açıkça; "Döner sermayeye ait bütün mallar Devlet malı hükmündedir. Bunlar aleyhine işlenen suçlar aynen Devlet malları aleyhine işlenmiş suç olarak kabul edilir ve sanıklar bu husustaki kanunlar hükümlerine göre takip olunarak cezalandırılır." hükmüne yer verilmiştir. Hemen burada, döner sermaye hesabı haciz işlemine konu edilen GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığının yasal konumunun da ortaya konulması gerekmektedir. 17.11.1983 tarih ve 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu'nun 2. maddesinde Kanunun kapsamı Bu Kanun; Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığını, bu Komutanlığa bağlı eğitim ve öğretim kurumlarını ve bunlarla ilgili faaliyet ve esasları kapsar." olarak açıklanmış; tanımlara ilişkin 3. maddesinin (a) bendinde; a) Gülhane Askeri Tıp Akademisi: Genelkurmay Başkanlığının kuruluşunda, bilimsel özerkliğe sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, milli şuur ve disiplini görev bilen, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlık bilimleri alanında en yüksek danışma organı olan; lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayım yapan, Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf askeri tabip ve gerektiğinde diğer sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren; kendisine ve bünyesindeki Askeri Tıp Fakültesine enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluşlar, eğitim hastaneleri ile diğer eğitim ve öğretim kurumlan bağlanabilen ve Genelkurmay Başkanlığının gerek gördüğü sağlıkla ilgili eğitim ve öğretimi de yaptıran bir yükseköğretim kurumudur." Aynı maddenin c) bendinde de; "c) Askeri Eğitim Hastanesi: Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komu-tanlığı'nın önerisi ve Genelkurmay Başkanlığının onayı ile vazifelendirilen, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun ve Yönetmeliğinin öngördüğü personelin muayene ve tedavilerinin, tıpta uzmanlık öğreniminde bulunan askeri tabipler ile diğer sağlık personelinin eğitimlerinin ve bu eğitim ile ilgili klinik ve laboratuvar çalışmalarının yapıldığı, Türk Silahlı Kuvvetleri kuruluş ve kadrolarında gösterilen hastanelerdir." hükümlerine yer verilmiş; 37. maddesinde "Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin idari denetimi Genelkurmay Başkanlığınca yapılır." Denilmiştir. Aynı Kanun'un 46. maddesinde mali kolaylıklar, 47. maddesinde ise döner sermaye başlıklı 47. maddede aynen; Genelkurmay Başkanlığınca Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde ve eğitim hastanelerinde döner sermaye işletmesi kurulabilir. (Değişik: 11.06 1997-4273/5 md.) 04.01.1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun değişik 70. maddesinin birinci fıkrasında sayılan hak sahiplerinin muayene ve tedavilerine ilişkin olarak T.C. Emekli Sandığı tarafından ödenecek karşılıklar, yapılacak bağış, yardım ve vasiyetler ile muayeneve tedavi edilecek sivil kişilerden yönetmelikteki esaslara göre alracik ücretler döner sermayeye gelir kaydedilir. Döner sermaye işletmesinin faaliyet alanları, sermaye limitleri, sermaye ile ilgili yönetim işlerinin yürütülmesi esasları ve muhasebe usulleri, Maliye Bakanlığı'nın olumlu görüşü alınmak suretiyle Genelkurmay Başkanlığı'nın tespit edeceği esaslar göre Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve eğitim hastanelerinin döner sermaye yönetmeliğinde belirtilir. Kurulacak döner sermaye işletmesi, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu'na tabi değildir. Döner sermayeden elde edilen ve her yıl sonunda kullanılmayan bitiminden başlaman gelir ertesi yılın döner sermaye gelirine eklenir. Mali yılın bitiminden başlanarak dört ay içinde hazırlanacak bilanço ve ekleri ile bütün gelir ve gider belgeleri denetim için Sayıştay'a, birer örneği de aynı süre içinde Maliye Bakanlığına verilir. Döner sermaye işletmelerinden toplanan döner sermaye geliri, Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin araç, gereç, araştırma ve diğer ihtiyaçlarına sarfedilir." denilmektedir. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Yönetmeliğinin "Döner Sermaye" başlıklı140. maddesinde "Genelkurmay Başkanlığınca Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde ve Eğitim Hastanelerinde döner sermaye işletmesi kurulabilir. Döner sermaye işletmesine ilişkin usul ve esaslar Gülhane Askeri Tıp Akademisi Döneri Sermaye Yönetmeliğinde düzenlenir." hükmü bulunmakta; Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Bağlı Eğitim Hastaneleri Döner Sermaye İşletmesi Yönetmeliği'nin (12.08.1984 gün ve 18456 sayılı R.G.); 3. maddesinde, Faaliyet Alanı; "Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve bağlı eğitim hastaneleri döner sermaye işletmelerinin faaliyet alanı aşağıda belirtilmiştir: 1)Yatak adedinin % 5'ine kadar sivil kişilerin muayene ve tedavilerini ayakta veya yatırarak yapmak, 2)Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi Başkanlığı'na yurt içinden veya yurt dışından Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenecek oran veya sayıda kabul edilecek sivil hastaların muayene ve tedavilerini ayakta veya yatırarak yapmak, 3)Tıbbi faaliyet alanı ile sınırlı olmak ve Genelkurmay Başkanlığının izni alınmak kaydı ile mal ve hizmet üretiminde bulunmak." şeklinde sıralanmış; "Sermaye limiti" başlıklı 4. maddesinde, Kuruma tahsis edilen sermayenin Milli Savunma Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödeneklerle, döner sermaye faaliyetlerinden elde edilecek kârlar, bağış ve yardımlardan oluşacağı, belirtilmiş; 13. maddesinde, Döner Sermayenin mali işleri ile muhasebe işlemlerinin Genelkurmay Başkanlığı'nca tahsis edilen kadroya Milli Savunma Bakanlığınca teklif edilen ve Maliye Bakanlığı'nca atanan sorumlu sayman tarafından yürütüleceği; Yine 32. maddede, hesap işleri ve işlemlerinin Maliye Bakanlığı Döner Sermaye Muhasebesi Hesap Yönetmeliği esaslarına göre tutulacağı; ifade edilmiş, Saymanlıklar bulundukları İl Defterdarlığı'na bağlı olmakla, bağımsız kişilik tanınmamıştır. Hemen burada vurgulamakta yarar vardır ki, devlet malları gerek kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş bulunan, gerek temin ettiği ekonomik ve sosyal menfaatler dolayısıyla yararlanılan bütün mallardır. Maliye Bakanlığı ve Sayıştay'ın denetiminde olan sarfiyat için işlem kolaylığı sağlamaya matuf ayrıcalık, onun devlet malı olmaktan çıkarıldığı anlamına gelmemektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığımın Özel Kanun ve Yönetmeliklerle düzenleme altına alınmış kuruluş biçimi, çalışma sahası, işleyişi, idari denetini hin Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı olup, bütçesinin de Milli Savunma Bakailığı bütçesine bu amaçla konulan ödeneklerle, döner sermaye faaliyetlerinden elde edilecek kârlar, bağış ve yardımlardan oluşması, Saymanlığının Mal y^ ^ Bakanlığı İstanbul Defterdarlığına doğrudan bağlı olup, bağımsız kişilik taşımaması da gözetilerek döner sermaye hesabının devlet malı niteliğinde ele alınması gerektiği, bu nedenle haczedilmezlik şikayetinin puna varılmış; mahkemenin redde ilişkin kararı ile bu usul ve yasaya aykırı olmakla açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. Sonuç: Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 23.01.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2022/9653 E., 2023/2267 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Şikayet eden-borçlular vekili dava dilekçesinde; takipte İİK’nın 82/12. maddesine aykırı olarak, borçluların haczi kabil olmayan haline münasip evlerinin haczedildiğini, taraflarına İİK'nın 103.
12. Hukuk Dairesi         2022/9653 E.  ,  2023/2267 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki meskeniyet şikayetinden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın şikayet eden-borçlular vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayet eden-borçlular vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Şikayet eden-borçlular vekili dava dilekçesinde; takipte İİK’nın 82/12. maddesine aykırı olarak, borçluların haczi kabil olmayan haline münasip evlerinin haczedildiğini, taraflarına İİK'nın 103. maddesi davetiyesi tebliğ edilmediğini, mahcuz taşınmazların kıymet takdir raporlarının 31.05.2018 tarihinde Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünce müvekkillerine tebliğ edildiğini belirterek meskeniyet nedeniyle haczedilmezlik şikayetinin kabulü ile 4 adet taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı-alacaklı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarını haksız ve hukuka aykırı olarak icra emrini durdurmak amacıyla kötü niyetli olarak açıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İİK'nın 82/1-12. maddesine dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilmesi için, şikayet tarihi itibariyle hukuken geçerli bir haczin varlığı şart olduğu gibi, haczin yargılama süresince de ayakta kalması gerektiğini, bu nedenle öncelikle İİK'nın 106. ve 110. maddeleri uyarınca haczin düşmüş olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, somut olayda, şikayete konu hacizler, şikayet tarihi olan 06.06.2018 tarihi itibarı ile ayakta ve geçerli iseler de süresi içinde satış avansı yatırılmadığından hacizlerin düştüğü ve 31.01.2019 tarihinde hacizlerin yenilenmesi talebinde bulunulduğu ve hacizlerin yenilendiği anlaşılmakla yargılama sırasında davaya konu taşınmazlar üzerindeki hacizler düştüğü gerekçesiyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayet eden-borçlular vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Yargılama esnasında hacizlerin düşmesinin takip iptal edilmediği için davayı konusuz bırakmayacağını, nitekim hacizlerin davacı tarafından yenilendiğini, taraflarınca yapılmış olan meskeniyet şikayetinin aynı taşınmazlara ilişkin yeni hacizler içinde geçerli olduğunu, davaya sebebiyet veren tarafın bizzat alacaklı/davalı taraf olduğu halde borçlu/davacı taraf aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğundan bahisle istinaf başvurularının kabulü ile hukuka aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına; dava tarihi itibariyle yapılmış olan kıymet takdirleri güncelliğini yitirmiş olduğundan, davacı borçluların hallerine münasip ev alabilecekleri tutarların yeniden tespit edilerek şikayetin kabulüne, yargılama giderlerinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işbu davada şikayet tarihi itibarıyla hacizler ayakta ise de yargılama esnasında hacizlerin düştüğü ve hacizlerin 35.01.2019 tarihinde alacaklı tarafından yenilendiği, şikayet ise 2017 tarihinde konulan hacizlere yönelik olmakla, dava konusu olmayan 2019 tarihindeki yeniden konulan hacizlere ilişkin bir yargılama yapılması mümkün bulunmadığından yerel mahkeme kararının yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayet eden-borçlular vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri İstinaf dilekçesini tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meskeniyet şikayeti nedeniyle taşınmazlar üzerindeki haczin kaldırılması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, İİK'nın 59., 82., 106., 110. maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup şikayet eden-borçlular vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının İİK'nın 364/2 maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/403 E., 2022/832 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
haczedilmezlik hakkından feragat ettiğinin kabulü gerektiği, sonucu itibari ile şikâyetçi belediyenin İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki hesabının havuz hesabı olduğunun bildirildiği, mevcut hâliyle İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 82/1, 4706 sayılı Kanun’un 5. maddesi, 5779 sayılı Kanun’un 7.
Hukuk Genel Kurulu         2022/403 E.  ,  2022/832 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "haczedilmezlik şikâyeti" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Anadolu 4. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar, borçlu vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, borçlu vekilinin karar düzeltme istemi üzerine bozma kararı kaldırılarak yeniden bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlu İstemi: 4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; müvekkili belediye aleyhine başlatılan takipte müvekkilinin İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki alacaklarına haciz konulduğunu, İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü tarafından haczi kabil olmayan alacağın icra müdürlüğü hesabına gönderildiğini, 4706 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 5. bendine göre belediyeye %10 pay verilmesi gerektiğini, bu payların 5393 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile 5779 sayılı Kanun’un 7. maddesi gereğince haczi kabil olmadığını ileri sürerek haczin kaldırılmasına, haczedilen paranın iadesine, haciz işlemi hukuka aykırı olduğu için haciz işlemi varmış gibi hesaplanan tahsil harcı oranının %3,96 olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; birinci haciz ihbarnamesi ile yapılan haciz işleminin usulüne uygun olduğunu, şikâyet dilekçesinde belirtilen yasal düzenlemelerin uygulama alanının bulunmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. İstanbul Anadolu 4. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.02.2014 tarihli ve 2013/407 E., 2014/79 K. sayılı kararı ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, bilirkişi raporunda özetle, şikâyetçi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki hesabının incelendiği, 27.07.2007 tarihinde 85,50TL ilaç katılım bedeli, 28.08.2007 tarihinde 105,75TL %20 eczane, 13.11.2007 tarihinde 3.159,84TL ...-... ortakları, 09.06.2008 tarihinde 1.037,43TL temsil heyeti yolluğu adı altında hesaba yatırılan paralar bulunduğunun, borçlu belediyece haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılması hâlinde haczedilmezlik hakkından feragat ettiğinin kabulü gerektiği, sonucu itibari ile şikâyetçi belediyenin İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki hesabının havuz hesabı olduğunun bildirildiği, mevcut hâliyle İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 82/1, 4706 sayılı Kanun’un 5. maddesi, 5779 sayılı Kanun’un 7. maddesi ve 5393 sayılı Kanun’un 15. maddesi gözetilerek şikâyete konu hesabın karma hesap olduğu, tahsil harç oranı ile ilgili şikâyetin de geçerli bir hacze bağlı olarak yapılan tahsilata dair olması nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile şikâyetin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 22.04.2015 tarihli ve 2014/7783 E., 2015/9075 K. sayılı kararı ile; “…Borçlu Belediye vekili, İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; İstanbul Defterdarlığı'nda bulunan ve 4706 sayılı Yasa'nın 5. maddesi gereğince Hazine arazilerinin satışından elde edilen gelirlerden Belediyelerine aktarılan %10'luk payın haczine ilişkin işlemin iptalini talep etmiş, Mahkemece, bilirkişi vasıtasıyla adı geçen Defterdarlık hesapları incelenerek, havuz hesabı olduğu gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş, borçlu Belediye vekilince hüküm temyiz edilmiştir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez." düzenlemesine yer verilmiştir. Ayrıca, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda belediyelere genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu belirtilmiştir. Somut olayda dosya içinde bulunan İstanbul Valiliği Defterdarlığı Muhakemat Müdürlüğü'nün 09.12.2013 tarihli yazısında; şikayete konu haczedilen paranın 4706 sayılı Yasa'nın 5. maddesine istinaden Hazine taşınmazlarının satışından elde edilen paralardan söz konusu Yasa'ya istinaden ayrılan Belediyeye ait paylardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Anılan payların yukarıda yazılı yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere haczi kabil olmadığı, bu nedenle Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi yerine yazılı şekilde inceleme yapılarak sonuca gidilmesi doğru değildir …” gerekçesiyle karar bozulmuştur. 8. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 14.04.2016 tarihli ve 2015/20654 E., 2016/6812 K. sayılı kararı ile; “…Borçlu Belediye vekili, İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; İstanbul Defterdarlığı'nda bulunan ve 4706 sayılı Yasa'nın 5. maddesi gereğince Hazine arazilerinin satışından elde edilen gelirlerden Belediyelerine aktarılan %10'luk payın haczine ilişkin işlemin iptalini talep etmiş, Mahkemece, bilirkişi vasıtasıyla adı geçen Defterdarlık hesapları incelenerek, havuz hesabı olduğu gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş, borçlu Belediye vekilince hüküm temyiz edilmiştir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez." düzenlemesine yer verilmiştir. Ayrıca, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda belediyelere genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu belirtilmiştir. Somut olayda dosya içinde bulunan İstanbul Valiliği Defterdarlığı Muhakemat Müdürlüğü'nün 09.12.2013 tarihli yazısında; şikayete konu haczedilen paranın 4706 sayılı Yasa'nın 5. maddesine istinaden Hazine taşınmazlarının satışından elde edilen paralardan olduğu bildirilmiş ise de Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda şikayete konu banka hesabının hesap hareketlerinde 27/07/2007 tarihinde 85,50.-TL ilaç katılım bedeli, 28/08/2007 tarihinde 105,75.TL %20 Eczane, 13/11/2007 tarihinde 3.159,84.-TL Enver Arslan-Ayhan Koç ortakları 09/06/2008 tarihinde 1.037,43.-TL Temsil Heyeti Yolluğu adı altında hesaba yatırılan paralar bulunduğu tespit edilerek, hesabın havuz hesabı olduğu belirtmiştir. Bu durum karşısında bilirkişice tespit edilen ve hesaba alacak kaydı olarak giren bu paraların niteliğinin ve kaynağının araştırılarak ve yukarıda açıklanan Yasa hükümleri de dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulması gerekirken, değişik gerekçe ile bozulduğu anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul Anadolu 4. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.11.2016 tarihli ve 2016/636 E., 2016/712 K. sayılı kararı ile; bilirkişinin hesaplar üzerinde yaptığı inceleme neticesinde hazırladığı raporda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdinde ki hesabının havuz hesabı olduğunu, haczi kabil olmayan paralarla haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplandığını belirttiği, hesapların tek tek raporda gösterildiği, gösterilen hesapların hangi ilişkiden doğduğuna dair araştırma yapılmasına lüzum olmadığı, bir başka deyişle karma hesap hâlinde haczedilmezlik hakkından feragat edildiğinin kabulü gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlu belediyenin İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki hesabına 27.07.2007 tarihinde 85,50TL ilaç katılım bedeli, 28.08.2007 tarihinde 105,75TL %20 Eczane, 13.11.2007 tarihinde 3.159,84TL Enver Arslan-Ayhan Koç ort., 09.06.2008 tarihinde 1.037,43TL Temsil Heyeti Yolluğu adı altında alacak kaydı olarak giren bu paraların niteliğinin ve kaynağının araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için haciz işleminin açıklanmasında fayda vardır. 13. Kural olarak, borçlunun malvarlığını teşkil eden mal, alacak ve hakları, alacaklılarına karşı bir tür teminat teşkil eder ve bu nedenle borçlunun alacaklıları tarafından borç için haczettirilebilir. Haciz cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hâkimiyet tasarrufu olup, icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. İİK'nın 85. maddesinin 1. fıkrasına göre icra dairesince, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dâhil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczedilir. İİK'nın 85. maddesinin 2. fıkrası borçluya ait olup da üçüncü kişi elinde olan malların da haczedilebileceğini öngörmektedir. 14. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde haczedilemeyecek mallar ve haklar düzenlenmiştir. Maddî hukuka göre başkasına devri yasak olan mal, alacak ve haklar [mesela münhasıran şahsa bağlı haklar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 23 gibi] haczedilemez. Ayrıca özel kanunlarında haczedilemeyeceği yazılı olan mal, alacak ve haklar da haczedilemez. 15. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendine göre özel kanunlarında haczedilemeyeceği yazılı olan mal ve haklar haczedilemez. 16. Bu özel düzenlemelerden biri 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinin 9. fıkrasında yer almakta olup, bu düzenleme “Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez." şeklindedir. 17. Bu maddeye göre, belediyenin haczedilmezlik şikâyetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde fiilen kullanılması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir. Bu itibarla söz konusu hükümde belirtildiği üzere hesapta bulunan paraların vergi, resim, harç gibi niteliği gereği haczedilemez olduğunun veya kamu hizmetine fiilen tahsis edildiğinin ispat yükü borçlu belediyeye aittir. Ancak haczedilen banka hesabı havuz hesabı niteliğinde ise bu şekilde haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraları karıştırmak suretiyle havuz hesabı oluşturan borçlu belediyenin iddiasını ispat imkânını, kendisinin kaldırdığının kabulü gerekir. Borçlu belediyenin haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralarını ayrı hesaplarda tutması yerine havuz hesabı oluşturmasının iyi niyetle de bağdaşmayacağı tartışmasızdır. Buna göre borçlu belediyenin, hesaptaki paraların haczedilmezliğini ispatlayamadığının kabulü gerekecektir. Ayrıca borçlu belediyece haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılması, haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmelidir. Bu durumda haczedilmezlik şikâyetinin reddine karar verilmelidir. 18. 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesinin 1. fıkrasına göre bu Kanun’da, il özel idareleri ve belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda bu idarelere verilmesi öngörülen paylar vergi hükmündedir. 19. 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un “Satış bedelinin ödenmesi, satış bedelinden pay verilmesi, belediyelere devir” başlıklı 5. maddesinin 5. fıkrası ise “… Belediye ve mücavir alan sınırları içindeki Hazineye ait taşınmazların satış bedellerinin tahsil edilen kısmından öncelikle yerinde muhafaza edilemeyen yapıların tasfiyesinde kullanılmak şartıyla % 10'u, ilgili belediyelerin 20.7.1966 tarihli ve 775 sayılı Kanun hükümlerine göre oluşturulan fon hesabına aktarılır. Kalan kısmından ise ilgili belediyeye % 30, varsa büyükşehir belediyesine % 10 oranında pay verilir. Belediye mücavir alan sınırları dışındaki köylerde bulunan Hazine taşınmazlarının satış bedellerinin tahsil edilen kısmından, % 25 oranında; dörtte biri ilgili köy tüzel kişiliğine ödenmek ve kalanı diğer köylere götürülecek hizmetlerde kullanılmak üzere, il özel idarelerine pay verilir. Bu paylar tahsilini takip eden ayın yirmisine kadar ilgili idarelerin hesaplarına aktarılır…” hükmünü içermektedir. 20. Bu yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; alacaklı vekili tarafından borçlu ... aleyhine başlatılan ilamlı icra takibinin kesinleşmesinden sonra alacaklı vekilinin 18.03.2011 tarihli talebi üzerine İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğüne birinci haciz ihbarnamesi gönderilmiştir. Birinci haciz ihbarnamesinin 04.04.2011 tarihinde tebliği üzerine İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğünün 11.04.2011 tarihli cevabında “…İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının borcu olan 24.572,70TL emanet hesabımızda bekletilmekte olup banka şubeniz ve ıban bilgilerinize ulaşılamadığından hesabınıza aktarılamamıştır. Banka şubeniz ve ıban numaranız bildirildiğinde ödemenin yapılacağı…” bildirilmiştir. İcra müdürlüğünce 22.06.2011 tarihli yazı ile IBAN numarasının bildirilmesi üzerine İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü tarafından 27.06.2011 tarihinde icra dosyasına 24.830,14TL gönderilmiştir. 21. Borçlu vekilinin haczedilmezlik şikâyeti ile icra mahkemesine başvurması üzerine icra mahkemesince borçlunun İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki hesaplarının incelenerek hesapta bulunan paraların nereden tahsil edildiği ve ne amaçla yatırıldığı ve paraların niteliğinin neler olduğu, hesabın karma hesap olup olmadığı hususun incelenmesi bakımından bilirkişiye 27.11.2013 tarihli yetki belgesi verilmiştir. İstanbul Valiliği Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğünce bilirkişiye verilen 09.12.2013 tarihli cevap yazısı “…4706 sayılı Kanun’un 5. maddesine istinaden hazine taşınmazlarının satışından elde edilen tutarlardan söz konusu yasaya istinaden ayrılan paylardır…” şeklindedir. İcra mahkemesince alınan 11.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda borçlu belediyenin İstanbul Valiliği Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki hesap hareketlerinin incelendiği, hesaba 27.07.2007 tarihinde 85,50TL ilaç katılım bedeli, 28.08.2007 tarihinde 105,75TL %20 Eczane, 13.11.2007 tarihinde 3.159,84TL Enver Arslan-Ayhan Koç ort., 09.06.2008 tarihinde 1.037,43TL Temsil Heyeti Yolluğu adı altında paralar girdiği, hesabın havuz hesabı olduğu, borçlu belediyece haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılmasının haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmesi gerektiği, haczinin mümkün olduğu bildirilmiştir. 22. İstanbul Valiliği Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğünün 09.12.2013 tarihli yazısından şikâyete konu haczedilen paranın 4706 sayılı Kanun’un 5. maddesine istinaden Hazine taşınmazlarının satışından elde edilen paralardan borçlu belediyeye ayrılan paylar olduğu anlaşılmaktadır. Şikâyete konu hesap borçlu belediyenin İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki emanet hesabı olup, banka hesabı gibi belediyenin tasarrufu ile açılan bir hesap değildir. Dolayısıyla borçlu belediye tarafından haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılmasından söz edilemez. 23. O hâlde borçlu belediyenin İstanbul Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü nezdindeki emanet hesabında bulunan bu para vergi hükmünde olduğundan haczedilmezlik şikâyetinin kabulü gerekir. 24. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

Alacaklı (A)’nın ilamlı icra takibi sonucunda borçlu (B)’nin konutunda haciz işlemi yapılmış ve icra memuru tarafından şu mallar tespit edilmiştir: B’nin ekonomik faaliyetinin dayanağı olan terzilik mesleği için zorunlu olan dikiş makinesi; ailenin ortak kullanımına hizmet eden lüzumlu bir buzdolabı; B’ye vefat eden eşinden kalan manevi değeri yüksek, ancak aynı zamanda önemli bir maddi değere sahip pırlanta bir yüzük. Ayrıca icra takibine konu olan borcun, söz konusu buzdolabının satış bedelinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesi hükümleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisinin haczedilmesi mümkündür?

A) Ekonomik faaliyetinin devamı için gerekli olan dikiş makinesi.
B) Borcun kendisinden kaynaklandığı lüzumlu ev eşyası niteliğindeki buzdolabı.
C) Manevi değeri de bulunan pırlanta yüzük.
D) Borçlunun haline münasip evi, değerinin borcu aşması durumunda borçluya bir pay ayrılmaksızın.
E) Devlet malları niteliğinde olmamakla birlikte mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı belirtilen bir mal.

Bu maddeyle ilgili 15 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol