4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 10

Türk Medeni Kanunu 10. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 10 - Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. b. Erginlik

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

132 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/37683 E., 2023/1120 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli ve 2013/22 esas, 2013/46 sayılı kararının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın 29.05.2018-24/07/2018 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, hükmün açıkl
3. Ceza Dairesi         2022/37683 E.  ,  2023/1120 K. "İçtihat Metni" T. C. Y A R G I T A Y 3. C E Z A D A İ R E S İ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G I T A Y İ L Â M I K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/269 E., 2020/397 K. SUÇ : Terör örgütü propagandası yapmak İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbarı üzerine hükmün açıklanmasına ilişkin verilen İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2020/269 Esas, 2020/397 sayılı Kararının, süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığından 20.01.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 05.09.2022 tarih ve 94660652-105-35-12342-2021-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.11.2022 tarihli ve 2022/118830 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.11.2022 tarihli ve 2022/118830 sayılı Kanun yararına bozma isteminin; " Terör örgütü propagandası yapma suçundan sanık ...'in, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli ve 2013/22 esas, 2013/46 sayılı kararının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın 29.05.2018-24/07/2018 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, hükmün açıklanmasına ve sanığın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2020 tarihli ve 2020/269 esas, 2020/397 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. 5271 sayılı Kanun'un 231/11. maddesinde yer alan 'Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.' şeklindeki hüküm nazara alındığında, Somut olayda, sanık hakkında verilen İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 12/07/2013 tarihinde kesinleştiği ve 5 yıllık denetim süresinin bu tarihte başladığı, sanığın denetim süresi içerisinde 29/05/2018-24/07/2018 tarihinde Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli ve 2019/771 esas, 2020/297 sayılı kararına konu yoklama kaçağı suçunu işlediğinden bahisle hükmün açıklanmasına ve sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10.10.2018 tarihli ve 2018/3017 esas, 2018/10175 karar sayılı ilamında da, '...06.10.2012 tarih ve 28433 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 11.04.2012 tarihli ve 2011/111 esas, 2012/56 sayılı kararı ile, "22/5/1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 11/12/1935 günlü, 2862 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile değiştirilen 49. maddesinin (A) fıkrasında yer alan; '...fiilleri hakkında dava müruru zamanı, bütün askeri mükellefiyetlerin bitmesinden itibaren işlemeğe başlar." ibarelerinin, "firar suçu" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmiş olması karşısında, sanığın üzerine atılı bulunan firar suçunu 30.08.1998 ile 28.07.1999 tarihleri arasında işlediği; suçun temadisinin 28/07/1999 tarihinde gerçekleştiği, dolayısıyla suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve sanığın lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104/1-2. maddesine göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 5'nci Kolordu Komutanlığı ... Askeri Mahkemesinin 20/08/2008 tarihli ve 2008/3 Esas, 2008/677 Karar sayılı karar tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla,...BOZULMASINA...' şeklinde belirtildiği üzere, denetim süresi içerisinde işlendiği kabul edilen Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/771 esas sayılı dosyasında sanığın ilk yoklama kaçağı fiilini 29/05/2018 tarihinde gerçekleştirdiği ve 24.07.2018 tarihinde de yakalanarak temadinin kesildiği, böylece suç tarihinin 24.07.2018 olduğu anlaşılmakla, sanığın 24.07.2018 tarihinde işlediği kasıtlı suçun denetim süresinde işlenmediği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün açıklanarak mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir..." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Terör örgütü propagandası yapmak suçundan hapis cezası ile mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbarı üzerine, mütemadi/kesintisiz suçta suç tarihinin temadinin sona erdiği değil ve fakat suçun oluştuğu (ilk) tarih olarak kabulü ile hükmün açıklanmasına ilişkin verilen kararda isabet bulunup bulunmadığına ilişkindir. B. Hukuki Süreç 1. Sanık ..., 08.09.1991 doğumlu ve ... ili ... ilçesi nüfusuna kayıtlıdır. Nüfus kaydından annesinin "Kadın" olarak geçen adının, Kuşadası İlçe İdare Kurulu'nun 08.09.2022 tarihli kararı ile "Kadriye" olarak düzeltildiği görülmüştür. 08.11.2012 tarihli adli sicil kaydında adli sicil ve arşiv kaydının bulunmadığı belirtilmiştir. 2. Soruşturma evraklarına göre özetle; 25.09.2012 tarihinde Kuşadası ilçesinde Atatürk Meydanında bulunan Atatürk heykelini çevreleyen duvara: "... ölümsüzdür-DHKP/C" şeklinde, yaklaşık iki metre boyutunda, kırmızı sprey boya ile yazılama yapıldığının görülmesi üzerine çevrede yapılan araştırmalarda; ... Mahallesi, ... Sokak üzerinde faaliyet gösteren bir otelin yan giriş kapısının bulunduğu yerin karşı duvarına kırmızı sprey boya ile yaklaşık üç metre uzunluğunda: "Katil Polis hesap verecek", yine aynı yerin karşı duvarına da kırmızı sprey boya ile yaklaşık üç metre uzunluğunda: "Katil Polis hesap verecek-DHKP/C", aynı sokağın yüz metre ilerisinde bulunan ... Sokak, ... Camii dış duvarına kırmızı sprey boya ile yaklaşık iki buçuk metre uzunluğunda: "AKP karanlığına geçit vermeyeceğiz/ orak-çekiç işareti" devamında yine kırmızı sprey boya ile ikişer metre uzunluğunda: "... Amerika'ya ...'ın yanına- TKP", "Yağma yok Sosyalizm var-TKP","Yağma yok sosyalizm var-TKP" ve yine kırmızı sprey boya ile altı metre uzunluğunda: "Emperyalist Taşeronluğa Hayır-TKP, Cemaatlere geçit yok-DHKP/C/Orak- çekiç işareti" şeklinde yazılamaların yapıldığının tespiti üzerine, olayın gerçekleştiği yer ve çevresinde bulunan mobese ile otel ve de sokak üzerinde bulunan bir otoparkın kamera kayıtlarında yapılan incelemelerde, olayı gerçekleştiren şahısların kollukça bilindikleri belirtilen sanık ... ile 1994 doğumlu ..., adlı şahıslar oldukları tespit edilmiştir. 25.09.2012 tarihinde yakalanıp, gözaltına alınan sanıklar, aynı ... ifadelerinin temini sonrasında serbest bırakılmışlardır. Adli raporlarında alkolsüz oldukları belirtilmiştir. 25.09.2012 tarihinde İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde, şüpheli sıfatı ile verdiği ifadesinde sanık ... özetle; herhangi bir siyasi parti, dernek vakıf ve sair bir üyeliğinin olmadığını ancak Türkiye Komünist Partisi'ne (TKP) üye olmayı düşündüğünü, TKP'nin üyelik için üç ay deneme süresi verdiğini ve bir ayının kaldığını, yazılamaları arkadaşı Berk ile birlikte yaptıklarını, çalışma şartlarının ve hayat standartlarının çok ağır olduğunu, bunların düzeltilmesi için tek yolun TKP olduğunu düşündüğünü, bu amaçla alkollü olmalarının da etkisiyle yazılama yapmaya karar verdiklerini, 24.09.2012 günü saat 20.00 sıralarında Berk'in boyaları aldığını ve 21.30 gibi buluştuklarını, tesadüfen önlerine gelen yerlere yazılama yapmaya başladıklarını, 24.00 sıralarında başlayan yazılama işinin 01.30’a kadar sürdüğünü, zaten boyalarının da bittiğini, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) örgütü ile bağlantısının olmadığını, örgütü bilmediğini, alkollü oldukları için o an akıllarına geldiğinden "DHKP-C" kelimesini yazdıklarını, aslında bunu sileceklerini ancak sprey boyaları bittiği için silemediklerini, "..." adını sadece facebookta gördüğünü, bu ismi de ...'in yazdığını, kendisi için bir anlam ifade etmediğini, TKP'nin kendisine daha iyi bir yaşamı ifade ettiğini, TKP tarafından organize edilen etkinliklere katıldığını, etkinlik kararlarını parti üyelerinin aldığını, kendilerinin de katılımda bulunduklarını, TKP 'nin kuruluş amacı olarak, halkı iktidara taşımak ve sosyalist bir düzen kurmayı amaçladığını, yazılamaları yaparken herhangi bir oluşum ve ya kişiden talimat almadığını beyan etmiştir. Diğer sanık Berk'te aynı tarihte şüpheli sıfatı ile alınan ifadesinde benzer şekilde beyanda bulunarak ikrarda bulunmuş, hükumetin yaptığı zamlara kızarak aldıkları alkolün etkisi ile yazılamaları birlikte yaptıklarını beyan etmiştir. 3. Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının 08.11.2012 tarihli, 2012/7708 soruşturma, 2012/194 fezleke no'lu, terör örgütü propagandası yapmak suçundan, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 (3713 sayılı Kanun) ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 53'üncü maddelerine yönelik, sanıklar/şüpheliler ... ve ... hakkında hazırladığı fezleke ile eki tahkikat evrakları İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. Maddesi ile görevli), gereğinin takdir ve ifası için gönderilmiştir. 4. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK 10. Maddesi ile yetkili) 2012/526 soruşturma, 2013/7 esas ve 2013/3 iddianame nolu, terör örgütü propagandası yapmak suçundan, görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemesine düzenlenen, 12.02.2013 tarihli iddianamesi ile sanıklar/şüpheliler Veli ve Berk'in özetle; 25.09.2012 tarihinde ... ili Kuşadası ilçesi ... Bulvarı üzerinde, Atatürk Meydanında bulunan Atatürk heykelini çevreleyen duvara "... ölümsüzdür-DHKP/C" şeklinde yaklaşık iki metre boyunda kırmızı sprey boya ile yazı yazdıkları, çevrede yapılan araştırmalarda Türkmen Mahallesi, Ünlü Sokak üzerinde faaliyet gösteren otelin yan giriş kapısının bulunduğu yerin karşı duvarına yine kırmızı sprey boya ile yaklaşık üç metre uzunluğunda "Katil Polis hesap verecek" yine aynı şekilde aynı yerin karşı duvarına da aynı yazıyı yazdıkları, aynı sokağın 100 metre ilerisinde bulunan ... Sokak, ... Camii dış duvarına aynı şekilde "AKP karanlığına geçit vermeyeceğiz/ orak-çekiç işareti" devamında "Yağma yok Sosyalizm var-TKP", "Emperyalist Taşeronluğa Hayır-TKP, Cemaatlere geçit yok-DHKP/C/ orak- çekiç işareti" şeklinde yazılar yazdıkları, alınan beyanlarında üzerlerine atılı suçları kabul ettikleri, bu suretle DHKP/C silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediklerinden 3713 sayılı Kanun'un 7/2'nci maddesince ayrı ayrı cezalandırılmaları, haklarında 5237 sayılı Kanun'un 53/1-2-3 maddesince güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, 2013/8 sırasında kayıtlı emanet eşyaların dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi istenilmiştir. 5. İzmir 12 Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10 maddesi ile görevli) 13.02.2013 tarihli, 2013/14 iddianame değerlendirme nolu kararı ile iddianamenin kabul edilmesi sonrasında, mahkemenin 2013/22 esas numarasına kayıt edilerek yapılan kovuşturma sürecinde, Kuşadası 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.04.2013 tarihli, 2013/134 talimat sayılı duruşmasında yaptığı savunmasında özetle; ikrarda bulunup, suç kastının olmadığını ve pişman olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, beraatine karar verilmesini, atılı suçlamayı kabul etmemekle mahkemenin aksi kanaate varması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kabul ettiğini beyan eden sanık ... ile diğer sanık Berk hakkında yapılan kovuşturma sonunda, 21.06.2013 tarihli üçüncü celsede, yokluklarında ancak sanık Berk'in müdafisinin yüzüne karşı, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve mütalaasına uygun olarak tefhim olunan hükümle özetle, sanıkların ayrı ayrı 3713 sayılı Kanun'un 7/2., 5237 sayılı Kanun'un 62/1., 53., 63'üncü maddelerince 10' ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 5271 sayılı Kanun'un 231'inci maddesince haklarındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl süre ile denetimli serbestlik altında bulundurulmalarına, oy çokluğu ile itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Mahkeme başkanı kararda karşı oy kullanmıştır. Tefhim olunan hüküm; "...1- Sanıklar ... ve Berk ...'ün 25.09.2012 günü gece saat 12- 01:30 civarında Aydın ili Kuşadası ilçesi Atatürk Bulvarı üzerinde Atatürk Meydanında bulunan Atatürk heykelini çevreleyen duvara "... ölümsüzdür-DHKP/C" şeklinde yaklaşık 2 metre boyunda kırmızı sprey boya ile yazı yazdıkları, ... Mahallesi Ünlü Sokak üzerinde faaliyet gösteren Derici otelin yan giriş kapısının bulunduğu yerin karşı duvarına kırmızı sprey boya ile yaklaşık 3 metre uzunluğunda 'Katil Polis hesap verecek' yine aynı yerin karşı duvarına 'Katil Polis hesap verecek DHKP/C' şeklinde yazıyı yazdıkları, bu sokağın 100 metre ilerisindeki Güven Sokak ... Camii dış duvarına 'AKP karanlığına geçit vermeyeceğiz,(orak-çekiç işareti)' devamında 'Yağma yok Sosyalizm var-TKP', 'Emperyalist Taşeronluğa Hayır-TKP, Cemaatlere geçit yok-DHKP/C (Orak- çekiç işareti)' şeklinde yazılar yazdıkları tüm dosya kapsamı ile sabit olmakla, sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, eylemlerine uyan 3713 sayılı TMK.’nun 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun ile değişik 7/(2) maddesi uyarınca, suçun gece vakti alkollü şekilde işlenmesi, okudukları derginin tesiri ile oluşan kast ve saikle işlenmesi hususları nazara alınarak alt sınırdan uzaklaşılmasına yer olmadığı kanaatiyle sanıkların takdiren 1’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 2- Sanıkların olaydan duydukları pişmanlık yeniden suç işlemeyecekleri konusunda olumlu bir kanaat oluşturmakla cezanın sanıkların geleceği üzerindeki olası etkileri de nazara alınmak suretiyle TCK.’nun 62/(1). maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında cezalarından indirim yapılarak sanıkların 10’ar ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 3- Sanıklar hakkında başkaca takdiri ve yasal artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, 4-5271 sayılı CMK.’nun 231/7. maddesine istinaden, sanıkların mahkûmiyetlerine esas kısa süreli/ertelenebilir hapis cezasının TCK.’nun 50. maddesinde yazılı paraya ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesine veya TCK 51. madde gereği'erteleme hükümlerinin tatbikine yer olmadığına, 5- Mahkum olunan hapis cezasının yasal sonucu olarak sanıkların TCK.’nun 53/1. maddesinin "a, b, c, d,e" bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm oldukları cezalarından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmalarına, Özel hükme nazaran; 1- Sanıkların netice hürriyeti bağlayıcı cezasınm miktarına, kanunen kısa süreli sayılmasına, yeni yasa değişikliği ile 3713 sayılı TMK.’nun 13. maddesinin kaldırılmasına, seçenek yaptırımlara çevirme/erteleme/hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasağı bulunmamasına nazaran; sanıkların kişilik özellikleri, suçtan duydukları pişmanlık ve suçun işleniş biçimine nazaran hükmün açıklanmasının geri bırakılması yapıldığında yeniden suç işlemeyeceklerine dair olumlu kanaat hasıl olmasına istinaden 5271 sayılı CMK.’nun 231/5-6-a-b-c bentlerindeki şartlan tutmakla takdiren CMK 231. madde gereğince sanıklar hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 2- Sanıkların 5 yıl süre ile 5271 sayılı CMK.’nun 231/8 maddesine nazaran denetimli serbestlik altında bulundurulmasına, denetim süresinde takdiren 5271 sayılı CMK.’nun 231/8 c.2 bendindeki tarzda veya öngörülecek farklı bir tarzda başkaca yükümlülük öngörülmesine mahal olmadığına, 3- 5271 sayılı CMK’nın 231/10-11 maddelerine nazaran; denetimli serbestlik süresi içinde işledikleri kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmadıkları takdirde davanın düşmesine karar verileceğinin ve eğer sanıklar denetimli serbestlik süresi içinde işledikleri kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olurlar ise mahkememizin açıklanmasını geri bıraktığı hükmün açıklanmasının yapılacağının belirtilmesine, 4- CMK.’nun 231/12. bendi gereğince karara yönelik itiraz yolunun açık olduğunun ve CMK 268/1 maddesi uyarınca kararı ilgililerin öğrendikleri tarihten itibaren 7 ... içinde hükmü veren merciye bir dilekçe verilmesi veya tutanağına geçirilmek üzere zabıt kâtibine yapılacak beyanla olabileceğinin, tutanağın hâkime tasdik ettirileceğinin belirtilmesine, mahkemece kararın yerinde bulunması hâlinde tirazı değerlendirme merciinin Bursa (TMK.’nun 10. maddesi ile görevli) 6. Ağır Ceza Mahkemesi olduğunun belirtilmesine, 5- 5271 sayılı CMK.’nun 231/13 maddesine nazaran; kararın bunların kaydına yönelik sisteme işlenilmesine,..." şeklindedir. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10. Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli, 2013/22 Esas ve 2013/46 Karar sayılı gerekçeli Kararı, sanık ...'nin aynı çatı altında ikamet eden babasına, çarşıda olması nedeni ile 04.07.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. 28.01.2013 havaleli dilekçesi ile sanık Berk müdafisi karara itiraz etmiş fakat Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10 Maddesi ile görevli) 04.07.2013 tarihli, 2013/619 değişik iş sayılı kararı ile esastan incelenen dosya kapsamında yapılan itirazın reddine, oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir. Mahkemenin 18.07.2013 tarihli kesinleşme şerhine göre sanık ... yönünden karar, itiraz edilmediği için, 12.07.2013 tarihinde kesinleşmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 18.07.2013 tarihinde sanık hakkında tali karar fişi düzenlemiştir. Süreçte, Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2020 tarihli, 2019/771 Esas, 2020/297 Karar sayılı müzekkeresi ile kesinleşmiş karar örneği de gönderilmek sureti ile, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle İzmir 12.Ağır Ceza Mahkemesine ihbarda bulunulmuştur. 6. Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2020 tarihli ve 2019/771 Esas, 2020/297 Karar sayılı dosyası kapsamında ise özetle; Söke Askerlik Şubesi Başkanlığının 08.08.2018 tarihli yazısı ile özetle, yükümlü Veli hakkında yoklama kaçağı kalmak suçundan 29.05.2018 tarihli ve 75 karar sayılı karar ile idari para cezası verildiği ve 02.07.2018 tarihinde cezanın kendisine tebliğ edildiği, idari para cezası kararına itiraz edildiğine dair bir belgenin ise Askerlik Şubesine ulaşmadığı, 1111 Sayılı Askerlik Kanunu'nun 89'uncu maddesi uyarınca idari para cezası kesinleştikten sonra geçerli bir özürü olmaksızın, yoklamasını yaptırmadığı ya da mazeretine ait belgeyi ibraz etmediği, 1 ay 25 ... yoklama kaçağı olarak kaldığından, 1111 Sayılı Askerlik Kanunu’nun 25’inci maddesi gereğince yoklama işlemlerini yaptırması konusunda TRT ve diğer ulusal yayın yapan radyo ve televizyon kanalları aracılığı ile çağrı tebligatının yapıldığı da belirtilerek, yükümlünün 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 63'üncü maddesince yoklama kaçağı fiilini işlediğine dair, Didim Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Suç duyurusu yazısında, "el yazısı" ile: "29.05.2018- 24.07.2018" tarihleri arasında yükümlünün "1 ay 25 ..." yoklama kaçağı olarak kaldığı belirtilmiştir. Askerlik safahatine dair belge ile eki tahkikat evraklarından, yoklama kaçağı olması nedeni ile hakkında daha öncesinde kesinleşen ve ayrıca tebligat aşamasında olduğu belirtilen idari para cezası kararlarının bulunduğu ve işlem yapıldığı; askerlik safahatı bilgilerine göre daha öncesinde yoklama kaçağı olması nedeni ile 13.05.2015 tarihinde yakalandığı ve buna ilişkin 30.06.2015 tarih, 15 Esas ve 4511 karar sayılı kesinleşen İlçe İdare Kurulunun idari para cezasına ilişkin kesinleşen kararının bulunduğu, 21.01.2016 [21.01.2018] tarihinde yakalandığı ve buna ilişkin 22.05.2018 tarihli, 68 Esas ve 3931 karar sayılı İlçe İdare Kurulunun idari para cezasına ilişkin kesinleşmemiş kararının bulunduğu, 04.04.2018 tarihinde yakalanmasının sonrasında 28.05.2018, 24.07.2018 tarihlerinde de yakalamaları yapılan ve 29.05.2018 tarihli, 15 Esas ve 4511 karar sayılı kesinleşen İlçe İdare Kurulunun idari para cezasına ilişkin kesinleşen kararı sonrası 28.05.2018 tarihinde yakalandığı, 16.06.2018 tarihinde cezalandırma teklifinde bulunulup, İlçe İdare Kurul Kararının henüz şubeye intikal etmediği, sonrasında 24.07.2018 tarihinde yakalamasının yapıldığı belirtilen sanık ...'nin halen yoklama kaçağı olarak arandığı belirtilmiştir. 28.05.2018 ve 24.07.2018 tarihinde yakalaması üzerine tanzim olunan talimat/ tutanaklarda sanığa Milli Savunma Bakanlığı tarafından yoklama kaçağı olarak arandığı, askerlik işlemlerini tamamlatmak üzere ilk mesai gününden itibaren toplam 15 ... içinde en yakın askerlik şubesi başkanlığına başvuracağı, tanınan süre içinde işlemlerimi tamamlattırması durumunda 1111 sayılı Askerlik Kanunu ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun ilgili hükümleri gereği hakkında cezai işlem uygulanacağı tarafına tebliğ edilmiştir. Didim Kaymakamlığı İlçe Hukuk İşleri Şefliğinin 29.05.2018 tarihli, 4667 esas ve 75 karar nolu kararı ile Askerlik Şubesi Başkanlığı'ndan alınan 18 Mayıs 2018 tarih ve 1140- 2242845-18/ASAL Ks(l991-9) sayılı yazısının incelenmesinden 2 ay 13 ... yoklama kaçağı filini işlediği tespit edildiğinden sanık hakkında "binyediyüzbirlira" idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararda verilen idari para cezasına 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27' inci maddesinin 1'inci fıkrası gereğince tebliğ tarihinden itibaren en geç onbeş ... içerisinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulunabileceği belirtilmiştir. Didim İlçe İdare Kurulunun 29.05.2018 tarihli, 4667 esas ve 75 karar nolu Kararı, 02.07.2018 tarihinde sanık ...'nin bilinen en son adresinde, annesi "Kadın..." a tebliğ edilmiştir. Didim Kaymakamlığı İlçe Hukuk İşleri Şefliğinin 30.06.2015 tarihli, 4511 Esas, 15 Karar nolu, 67 ... yoklama kaçağı filini işlediği tespit edildiğinden hakkında "yüzyirmiikilira" idari para cezası ile cezalandırılmasına, verilen idari para cezasına 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27' inci maddesinin 1'inci fıkrası gereğince tebliğ tarihinden itibaren en geç onbeş ... içerisinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulunabileceğine dair kararın 25.08.2015 tarihinde, okulda olması nedeni ile aynı konutta yaşayan annesine tebliğ edildiği görülmüştür. Didim Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2018 tarihli, 2018/5111 soruşturma, 2018/370 sayılı yetkisizlik Kararı ile askerlik kanununa muhalefet suçundan düzenlenen tahkikat evrakları, her ne kadar sanık hakkında Didim'de ikamet ettiğinden Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş ise de bakaya suçlarında yetkili yerin şüphelinin nüfusa kayıtlı olduğu yerin bağlı olduğu askerlik şubesinin bulunduğu yer olduğu anlaşıldığından, yer itibari ile yetkisizlik kararı verilerek, Söke Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildirilmiştir. Söke Cumhuriyet Başsavcılığının,11.06.2019 tarihli, 2018/6802 soruşturma, 2019/1364 Esas, 2019/1135 iddianame no'lu, suç tarihinin: "29.05.2018"; suç yerinin: "Söke" ilçesi olduğu belirtilen iddianamesi ile şüpheli/sanık ...'nin, "Askeri Ceza Kanuna Muhalefet" suçundan, Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1 ve 5237 sayılı Kanun'un 53'üncü maddelerince cezalandırılması istenilmiştir. İddianame anlatımında; şüphelinin/sanığın yoklamasını yaptırmayıp herhangi bir mazeret sunmadan "2 ay 13 ... yoklama kaçağı" olması sebebiyle 29.05.2018 günü kendisine idari para cezası kesildiği ve 02.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği bilgisine yer verilmiştir. Soruşturma sürecinde ifadesinde bilgisayarcıda çalıştığını ve askerlik çağı geldiğinde para kazanması gerektiğinden yoklamasını yaptıramadığını, 67 ... yoklama kaçağı sayıldığından 122,00 TL, 1 yıl 11 ay 20 ... yoklama kaçağı sayıldığından 5.116,00 TL idari para cezası verildiğini, bu cezaları ödemediğini, 2 ay 13 ... yoklama kaçağı sayılması nedeni ile verilen 1.701,00 TL den ise haberdar olmadığını, işlerini yoluna koyduktan sonra askerlik şubesine başvurduğunu, altı aylık asker olduğunu fakat kovuşturmada verdiği ifadesinde ise askerliğini yaptığını, idari para cezalarından haberdar olduğunu, ailevi problemlerinden dolayı askere zamanında gidemediğini beyan eden sanık ... hakkında, 06.03.2020 tarihinde yapılan dördüncü celse sonunda, yüze karşı tefhim olunan hükümle, özetle; Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1-a maddesinde düzenlenen 4 aydan sonra 1 yıl içinde yakalananlar yoklama kaçağı suçunu işlediği sübut bulduğundan 1632 sayılı Kanun'un 63/1-a, 5237 sayılı Kanun'un 62., 50/1-a., 52/4 maddelerince 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2013/22 E., 2013/46 K., sayılı ilamı yönünden gereğinin yapılması için ihbarda bulunulmasına, istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 E., 2020/297 K., sayılı kararının gerekçesinde; "...sanığa 30.06.2015 tarihinde idari para cezası uygulanmış ve 25.08.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Sanık bu idari para cezası kendisine uygulandıktan sonra itiraz etmemiş ve para cezası kesinleşmiştir. Sanık hakkında yine mahkememiz tarafından yargılama yapılmış ve hakkında yoklama kaçağı kalma suçundan CMK 231 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sonrasında yine yoklamasını yaptırmamış ve bu kez mahkememize ikinci bir iddianame düzenlenmiş, 29.05.2018-24.07.2018 tarihleri arasında kolluk tarafından yeniden yakalanmış ve bu sebeple üzerine atılı suçu işlediği..." belirtilmiştir. Karar başlığında suç tarihi "29.05.2018 - 24.07.2018" olarak belirtilmiştir. Söke Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2020 tarihli ve 2020/2398 görüldü no'lu evrakı ile, 2019/771 esas sayılı dosyanın görüldüsü yapılmıştır. 24.03.2020 tarihli kesinleşme şerhinde kararın, istinaf edilmediğinden 24.03.2020 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. 7. Yapılan ihbar üzerine yeniden ele alınıp, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/269 esasına kayıt edilmek sureti ile görülen davanın 08.12.2020 tarihli duruşmasında tefhim olunan hükümle, Kuşadası 4 Asliye Ceza Mahkemesinde 04.12.2020 tarihli 2020/265 sayılı talimatla savunması temin edilen sanık ... hakkında açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmış ve 3713 sayılı Kanun'un 7/2, 5237 sayılı Kanun'un 62/1., 53/1 a,c,e.,63., maddelerince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın yokluğunda, istinaf kanun yolu açık olmak üzere, mütalaya uygun olarak, oybirliği ile karar verilmiştir. Tefhim olunan hüküm şöyledir, "...Sanık ...'in eylemine uyan 3713 sayılı TMK.’nun 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun ile değişik 7/(2) maddesi uyarınca, suçun gece vakti alkollü şekilde işlenmesi, okudukları derginin tesiri ile oluşan kast ve saikle işlenmesi hususları nazara alınarak alt sınırdan uzaklaşılmasına yer olmadığı kanaatiyle sanıkların takdiren 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, -Sanık hakkında verilecek cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edildiğinden TCK'nun 62/1. maddesi uyarınca sanığın cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, -Sanık hakkında başkaca takdiri ve yasal artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, CMK 231/11 maddesi gereğince hükmün bu şekilde açıklanmasına, Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlediği dikkate alınarak yasal şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 50 ve 51.maddeleri ile 5271 sayılı CMK’nın 231. madde hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına, Sanığın TCK'nun 53/1. maddesinin a,c,e bentlerinde öngörülen hakları kullanmaktan, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, Sanık hakkındaki hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş sürelerin TCK'nın 63.madde uyarınca hükmolunan hapis cezasından indirilmesine,..." Şeklindedir. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.12.2020 tarihli, 2020/269 Esas ve 2020/397 sayılı gerekçeli Kararında özetle; sanığın denetim süresi içinde 29.05.2018-24.07.2018 tarihinde kasıtlı suç olan Askeri Ceza Kanununa muhalefet suçunu işlediği ve yapılan yargılama sonucunda Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 E., ve 2020/297 K., sayılı dosyasından 1 ay 20 ... hapis cezası karşılığı 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, kararın istinaf edilmeden 24.03.2020 tarihinde kesinleştiği, sanığın böylece denetim süresi içerisinde iş bu tedbirleri ihlal ettiğinin anlaşıldığı ve açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verildiği belirtilmiştir. Gerekçeli karar, sanığın talimatla alınan ifadesinde bildirdiği adrese gönderilmiş ancak isim ve imzadan imtina eden komşusunun sözlü beyanı ile tanınmadığı anlaşıldığından ilgili mahalle muhtarının tasdiki ile 23.12.2020 tarihinde iade edilmiştir. Bunun üzerine mernis adresine çıkartılan tebligat 12.01.2021 tarihinde tebliğ imkansızlığı nedeni ile Tebligat Kanunu 21 inci maddesi gereğince muhtara teslim edilmiş ve 2 no'lu haber kağıdının kapıya yapıştırılması sureti ile tebliğ edilmiştir. 01.02.2021 tarihli kesinleşme şerhlerine göre karar, istinaf edilmediğinden 20.01.2021 tarihinde kesinleşmiştir. 8. 17.03.2021 tanzim ve 18.03.2021 havale tarihli, UYAP sisteminden gönderdiği dilekçesi ile hükümlü ... müdafii mahkemeden özetle, Söke Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 esas, 2020/297 karar sayılı dosyasında suç tarihi olarak 29.05.2018-24.07.2018 tarihleri gösterilmiş ise de sunduğu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararından anlaşıldığı üzere, temadi eden bu suçun aslında suç tarihinin 24.07.2018 tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle 12.07.2013 tarihinde kesinleşen kararda belirtilen beş yıl denetim süresinin dolmuş olması karşısında, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklaması koşulları oluşmadığından, karara yönelik kanun yararına bozma yoluna başvurduklarını ve bu nedenle de hükmün infazının durdurulmasını istemiştir. 9. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/269 Esas, 2020/397 Karar sayılı, 19.3.2021 tarihli ek kararı ile hükümlü müdafisinin talebinin kabulü ile hükmün infazının durdurulmasına, kanun yararına bozmaya gidilmesi hususunda gereğinin yapılması için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, itiraz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Ek kararın gerekçesinde; "..kesintisiz suçlarda suçun tamamlanma tarihinin suç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, mahkememizin açıklanmasını geriye bıraktığı 10 ay hapis cezasının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmiş olması nedeniyle 5 yıllık deneme süresi geçtikten sonra sanık suç işlemiş olması nedeniyle açıklanması geriye bırakılan hükmün açıklanmasına yer olmadığına şeklinde mahkememizce hüküm kurulması gerektiği, suçun tamamlanma tarihinin de 24.07.2018 tarihi olması nedeniyle, hükümlü müdafınin infazın durdurulması ve kanun yararına bozma talebinin kabulüne..." Ek karar, hükümlü müdafisinin elektronik hesabına 19.03.2021 tarihinde konulmuş, 19.03.2021 tarihinde alıcı tarafından okunmuş, 24.03.2021 tarihinde ise okundu sayılmıştır. 24.03.2021 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyanın görüldüsü yapılmıştır. 10. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2021 tarihli yazısı ile özetle; ek karar ile hükmün infazının durdurulmasına karar verilip sanık tahliye edilmiş ise de; suç tarihinin temadi eden suçlarda temadinin hukuki ve fiili nedenle kesildiği, zincirleme yöntemle işlenen suçlarda da teselsülün bittiği tarih olarak genel kabul gördüğü, ancak; dava ve ceza zamanaşımı hesaplanmasında, şartla tahliyenin geri alınmasında, ertelenmiş ilamın aynen infazında, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasında bu suçlara özgü suç tarihinin tespitinin zorunlu olduğu, kesintisiz işlenen suçlarda ve zincirleme suretle işlenen suçlarda ilk eylemin de suç olduğunun tartışmasız olduğu, örneğin hürriyeti tahdit suçunda kaçırma ve alıkoyma eyleminin, zincirleme suretle işlenen tecavüz suçunda ilk eylemin, firar suçunda ilk eylemin, zincirleme suretle uyuşturucu madde ticareti suçunun ilk satış eyleminin suç olduğunun açık olduğu, bu açıklamalar ışığında olayda hükümlünün yoklama kaçağı suçunu işlediği ve mahkemece sanığın cezalandırıldığı ilk eylem tarihinin 29.05.2018 olarak kabul edildiği halde temadinin kesildiği son tarihin suç tarihi olarak kabul edilip HAGB kararının açıklanmaması yönündeki kararın yasaya uygun bulunmadığı, bu yöndeki yorumun uzun süre yoklama kaçağı suçunu işleyenler ile kısa sürede teslim olanalar arasında eşitsizliğe neden olacağı, suç tarihinin HAGB açısından özgü yorumlanması gerekirken ilk eylem tarihi dikkate alınmaksızın uzun süre firari kalan hükümü ödüllendirilircesine suç tarihinin temadinin son bulduğu tarih olarak kabul edilmesinin yasaya ve yerleşik yargı uygulamalara aykırı olduğundan, infaz durdurma kararının kaldırılmasına ve infazın devamına karar karar verilmesi, talep yerinde görülmez ise itirazın 5271 sayılı Kanun'un 268'inci maddesi uyarınca incelemeye yetkili mahkemeye gönderilmesi hususunda itirazda bulunulmuştur. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2021 tarihli Kararı ile itiraz yerinde görülmediğinden, itirazın değerlendirilmesi için dosyanın 5271 sayılı Kanun'un 268/2 ve 3 maddeleri uyarınca İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.04.2021 tarihli, 2021/60 değişik iş sayılı Kararı ile özetle; kanun yoluna bozma yoluna gidilmesi ve talebin kabul edilip olası bir kanun yararına bozma kararı verilmesi halinde hükümlünün durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekebileceği ve bu halde infaz durdurma kararına yapılan itirazın kabul edilmesi halinde hak kaybı durumunun yaşanabileceği değerlendirilerek, Cumhuriyet savcısının ek karara vaki itirazının reddine, kesin olarak, oy birliği ile karar verilmiştir. 11. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.04.2021 tarihli yazısı ile sayılı dosya, kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği yönünde değerlendirilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 30.04.2021 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderdiği yazısı ile İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 ... ve 2020/269 E., 2020/397 K., sayılı kararına karşı verilen karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan kanun yararına bozma yoluna gidilmemesi ihbar ve görüşünde bulunulmuştur. 12. Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 E., 2020/297 K., sayılı kararının gerekçesinde hakkında önceden verilen HAGB kararı bulunduğunun belirtilmesi nedeni ile UYAP sisteminden incelenen 26.01.2023 tarihli adli sicil kaydı bilgilerine istinaden yapılan sorgulama neticesinde; a) Sanık ... hakkında, Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.07.2020 tarihli, 2020/502 Esas, 2021/468 Karar sayılı ilamı ile 13.07.2020 suç tarihinde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 191/1., 62/1., 53/1,2,3 maddelerince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1162 Esas ve 2020/115 Karar sayılı ilamı ile verilen HAGB kararına ilişkin bildirimde bulunulmasına karar verildiği ve kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin kararına istinaden 04.07.2022 tarihinde kesinleştiği, b) Kuşadası 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2021 tarihli, 2019/1159 Esas, 2021/592 Karar sayılı ilamı ile 19.11.2017 suç tarihinde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 191/1., 62/1., 53/1,2,3., 51/1,3,6,7,8 maddelerince 1 yıl 8 ay hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeden, 18.05.2021 tarihinde kesinleştiği, c) Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarih, 2019/1162 Esas ve 2020/115 Karar sayılı ilamı ile özetle, 2 ay 20 ... yoklama kaçağı olması sebebiyle 29.05.2018 tarihli kararla idari para cezası kesildiği ve 02.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği, ceza kararına karşı itiraz edildiğine dair bir belgenin ulaşmadığı, 15.10.2018 tarihinde kendiliğinden askerlik şubesine başvurduğu belirtilerek, 25.07.2018 ile 15.10.2018 suç tarihlerinde Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1-a maddesinde düzenlenen 4 ay içerisinde kendiliğinden gelmek suretiyle yoklama kaçağı kalma suçunu işlediği sübut bulduğundan 1632 sayılı kanunun 63/1-a, 5237 sayılı Kanun'un 62 maddelerince 25 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 maddesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın istinaf edilmeden, 12.03.2020 tarihinde kesinleştiği, d) Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2022 tarih, 2022/818 Esas ve 2022/1127 Karar sayılı ilamı ile özetle, 13.07.2020 tarihinde kasıtlı suçlardan "Uyuşturucu Madde Kullanma" suçunu işlediği ve bu suçla alakalı yapılan yargılama sonucu Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/502 Esas ve 2021/468 Karar sayılı ilamı ile mahkumiyetine karar verilmesi üzerine yapılan bildirime istinaden, mahkemenin 2019/1162 Esas ve 2020/115 Karar sayılı ilamı verilen hükmün açıklandığı, kararın istinaf edilmeden 14.11.2022 tarihinde kesinleştiği, görülmüştür. C. İlgili Hukuk 13. 5271 sayılı Kanun'un "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231'inci maddesinin 11'inci fıkrası şöyledir; "...(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir..." Aynı Kanun'un "Basit yargılama usulü" başlıklı 251'inci maddesinin 1'inci fıkrası şöyledir; "(1) Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir. (Ek cümle:8/7/2021-7331/23 md.) 175 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca duruşma günü belirlendikten sonra basit yargılama usulü uygulanmaz. .." 5237 sayılı Kanun'un "Dava zamanaşımı" başlıklı 66'ıncı maddesinin 1'inci ve 6'ıncı fıkraları şöyledir; "(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl, b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl, c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl, d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl, e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer. ... (6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar. D. Değerlendirme 14. Mütemadi suçlarda fiilin icrası süreklilik arz eder. Fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır. Kanuni tanımdaki netice doğmuşsa suç işlenmiş/tamamlanmış, fakat suça konu ihlal devam ettiğinden henüz sona ermemiş, başka deyişle bitmemiştir. Suç, kesinti/temadi gerçekleştiğinde, icrası süren hukuka aykırılık sona erdiğinde bitecektir. Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımından önemli sonuçları mevcuttur. Bu bağlamda; Ceza hukuku bakımından suça teşebbüs fiilin bitmesine kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadar gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunma hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadinin bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiş tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zamanaşımı, yetkili mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancak suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. 15. Yoklama kaçağı (suçu), 1111 sayılı Askerlik Yasasının 12'nci maddesinde, "yoklamada bulunmıyan ve bulunamadıklarına dair bu kanunda yazılı bir mazeret gösterememiş olanlar" şeklinde tanımlanmış; aynı Kanun'un 30'uncu maddesinde de "Yoklama, sırasında, askerlik şubesine veya yurtdışı temsilciliklerine gelmemiş ve 26 ncı madde gereğince gelmeme sebebini bildirmemiş kişiler, yoklama kaçağı olarak kabul edileceği" belirtilmiştir. 14.04.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 86 ve 89'uncu maddelerinde ayrıca 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 63'üncü maddesinde değişiklik yapılmıştır. Düzenleme ile yoklama kaçağı eylemini ilk kez işleyenlerin eylemleri suç olmaktan çıkartılmış ve kabahat sayılmıştır. 1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 89'uncu maddesince: "Barışta, kabul edilebilir bir özrü olmaksızın;... Yoklama kaçaklarından birlikte (…) yoklamaya tabi oldukları doğumluların yurt genelinde normal sevk yılı içindeki son kafilesi gönderilmiş bulunanlar için, son kafilenin gönderilmesi tarihinden, itibaren dört ay içinde gelenler ...; dört aydan sonra bir yıl içinde gelenler ..., yakalananlar ...; bir yıldan sonra gelenler ..., yakalananlar ... Türk Lirası idarî para cezasıyla cezalandırılır. Bir yıldan sonra tamamlanan her takvim yılı için kendiliğinden gelenler ayrıca ..., yakalananlar ayrıca ... Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu eylemlerinden sonra askerlik şubesince ilk sevk edildikleri kıtalara gecikmeksizin katılmaları halinde haklarında verilecek idarî para cezalarının yarısı verilir. Bu madde uyarınca verilecek idarî para cezalarına ilişkin evrak, yükümlünün bağlı olduğu askerlik şubesi başkanlıklarınca yükümlünün nüfusa kayıtlı olduğu yer mülki idare amirliklerine gönderilir ve idarî para cezası ilgili il ya da ilçe idare kurullarınca verilir. Bu madde uyarınca verilen idarî para cezaları hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununda öngörülen kanun yoluna müracaat edilebilir. Bu cezaların yerine getirilmesi askerlik hizmetlerinin sonuna bırakılır. Bu süreler içinde zamanaşımı işlemez. Barışta, dördüncü fıkra uyarınca verilen idarî para cezası kesinleştikten sonra dördüncü fıkrada sayılan eylemlerden herhangi birini işleyenler ile bu eylemleri seferberlik ve savaş halinde işleyenler hakkında askerlik şubelerince suç dosyaları hazırlanarak yükümlünün nüfusa kayıtlı olduğu yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Yoklama kaçağı suçu ise; 1632 sayılı Askeri Ceza Yasanının 63'üncü maddesinde tanımlanmıştır. 18.02.2021 tarihli ve 7281 sayılı Kanun'un 2'nci maddesiyle, madde de yer alan '1111 sayılı Askerlik Kanununun 89 uncu maddesi' ibaresi '25.06.2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanununun 24 üncü maddesi' şeklinde ve 'kabul edilecek bir özrü olmadan,' ibaresi 'söz konusu Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen mazeretlerden birisi bulunmaksızın,' şeklinde değiştirilmiştir. Bu kapsamda madde de "Barışta, 25.06.2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu'nun 24 üncü maddesi uyarınca haklarında verilen idarî para cezası kesinleştikten sonra söz konusu Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen mazeretlerden birisi bulunmaksızın, ...Yoklama kaçaklarından birlikte (…) yoklamaya tabi oldukları doğumluların yurt genelinde normal sevk yılı içindeki son kafilesi gönderilmiş bulunanlar için, son kafilenin gönderilmesi tarihinden, itibaren dört ay içinde gelenler altı aya kadar, yakalananlar iki aydan altı aya kadar; dört aydan sonra bir yıl içinde gelenler iki aydan bir yıla kadar, yakalananlar dört aydan bir yıla kadar; bir yıldan sonra gelenler dört aydan iki yıla kadar, yakalananlar altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır" şeklinde suç tanımlanmıştır. Yoklama kaçağı suçu askeri suç olmakla birlikte, sırf askeri suç olmadığından, bu suçla ilgili olarak erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi müesseselerin uygulanmasına bir engel bulunmamaktadır. Yerleşik uygulamaya göre yoklama kaçağı suçu, mütemadi suçlardandır. Mülga düzenlemeler döneminde verilen kararlarda suçun, emsallerinin ilk kafilesinin asker edilmesinden 24 saat geçmekle başlayıp yakalanma veya sanığın kendiliğinden bir resmi kuruma başvuruda bulunmasıyla sona ereceği benimsenmiştir (As. Yargıtay 3. Dairenin 21.03.2000 ... ve 2000/138-136 s.K. As.Yargıtay 4. Dairenin 28.06.1994 ... ve 1994/358-357 s.K. As.Yargıtay 1. Dairenin 28.04.1999 ... ve 1999/210-208 s.K.). Bu suç tipinde hareketin devamına bağlı olarak ihlalde devam etmekte, failin ihlale neden olan iradi hareketine son verildiği diğer bir anlatımla temadinin sona erdiği anda son bulmaktadır. Suça etki eden neden nitelikli haller kanunda temadinin süresine göre failin yakalanması/kendiliğinden gelmesine göre belirlenmiştir. 16. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa ceza kararının ortadan kaldırılması ve davanın düşmesine yol açan bir cezanın bireyselleştirilmesi kurumudur (5271 sayılı Kanun m. 231). Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde sanık beş yıl denetim süresine tabi tutulur. Bu süre kararın kesinleşmesinden itibaren başlar. "Belirlenen denetim süresi içerisinde sanığın göstereceği iyi hal neticesine göre ceza vermekten yahut cezanın infazından vazgeçilmesi söz konusu olmaktadır. Diğer bir ifadeyle sanığın cezaevine konma olasılığı onun gayreti ile ortadan kaldırılmaktadır. Çünkü belirlenen süre (denetim süresi) içinde sanığın iyi hal üzere yaşantısını sürdürmemesi halinde hükmün açıklanacağı hususunun Demokles'in kılıcı gibi üzerinde sallanmasının, onun ıslahını ve ileride yeniden suç işlememesini sağlayacağı düşünülmektedir. Böylelikle sanık, daha dikkatli olmak ve bir daha suç işlememek için gayreti göstermek zorunda kalacaktır. Sanığın denetim süresi içerisinde belirlenen şartlara uyması,(kasıtlı bir suç işlememesi veya yükümlülüklerin yerine getirilmesi), kişinin hukuk düzenini ihlal etmeyeceğinin ve dürüst bir hayat sürmeye alışmış olduğunun karinesi olarak kabul edilmektedir..."(Akif Yıldırım, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Ankara, Birinci Baskı, 2018, s.390) . 17. Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, 25.09.2012 tarihinde işlediği terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan mahkumiyetine ve fakat 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak verilen İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli ve 2013/22 E., 2013/46 K., sayılı kararının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmesinden sonra denetim süresi içerisinde bu kez 29.05.2018- 24.07.2018 tarihlerinde işlediği yoklama kaçağı suçundan mahkumiyetine dair Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli ve 2019/771 esas, 2020/297 sayılı Kararının da 24.03.2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşılması karşısında; gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun amaç ve mahiyeti, gerek mütemadi/kesintisiz suç hakkında yukarıda yer verilen açıklamalar ve gerekse 5237 sayılı Kanunun 66/6 maddesinde yer alan suç tarihinin belirlenmesine ilişkin kuralın, haksızlık içeren tipik eylemin ceza normunun koruduğu hukuki değeri ihlal ettiği/etmeye başladığı, bu suretle suçu oluşturduğu kabul edilen fiili yok saymak değil ve fakat bu fiil kesintisiz devam ettiği/temadi ettiği sürece zamanaşımına ilişkin genel kuralın aksine kamu otoritesinin yargılama hak ve yetkisini, suçun oluştuğu değil eylemin sona erdiği tarihi esas alarak kullanacağı amacına matuf olması gözetildiğinde, 29.05.2018-24.07.2018 tarihlerinde işlenen ve niteliği itibariyle temadi eden yoklama kaçağı suçunun 29.05.2018 tarihinde ve denetim süresi içerisinde işlendiğinin kabulü gerekir. Aksi halde aynı hukuki durumda olanlardan, eylemi suç oluşturduğu anda yakalananlarla suç oluşturmaya devam ettiği/temadi ettiği halde denetim süresi içinde yakalanmayanlar arasında eşitliğe, hakkaniyete ve ceza adaletine aykırı bir yorum benimsenmiş olur ki, bu durum Anayasanın 10 ve 38 maddeleri ile 5237 sayılı Kanunun 3/2.maddesine açık muhalefet teşkil eder. Şu hale göre inceleme konusu kararda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2023 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2019/508 E., 2022/553 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
(Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 16.
Ceza Genel Kurulu         2019/508 E.  ,  2022/553 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi: Ceza Genel Kurulu Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.06.2019 tarih ve 8-96 sayı ile; evrak üzerinden yapılan inceleme neticesinde CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca kamu davasının ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Hükmün sanıklar ... ve ... ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istemli 02.10.2019 tarihli ve 94676 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:Verilen kararın türü yönünden yasal şartları oluşmadığından sanık ...'in duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.Ceza Genel Kurulunca, sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde evrak üzerinde yapılan yargılama sonunda, kamu davasının reddine dair verilen kararların hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen ve evrak üzerinden yapılan yargılama neticesinde verilen kararın; Sanık ...'ya 04.07.2019 ve sanık ...'e 08.07.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, kararın UYAP ortamına 01.07.2019 tarihinde düştüğü, Bu karara yönelik olarak sanık ...'nun 10.07.2019 ve sanık ...'in adli tatilin sona ermesini takiben 03.09.2019 tarihinde süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları ve temyiz dilekçeleri içeriklerinden nedenlerini belirtmek suretiyle kararın bozulmasını talep ettikleri,Görülmekle temyiz taleplerinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.Ancak, vekaletnamesinde kanun yollarından feragat etmeye yetkisi bulunan sanık ... müdafisi tarafından dosyaya sunulan 20.01.2020 tarihli dilekçesiyle temyiz talebinden vazgeçilmiştir. Bu nedenle CMK'nın 266/1. maddesi gereğince sanık ... yönünden temyiz incelemesi yapılmasına yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir. c) Yargıtay Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesini gerekçeli kararın 05.09.2019 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek 09.09.2019 tarihinde sunmuştur. Özel Daire, 01.07.2019'da UYAP ortamına düşen gerekçeli kararı 04.09.2019 tarihli müzekkeresiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş ise de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Elektronik İşlemler" başlıklı 38/A maddesinde yer alan, "(1) Her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır. (2) Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir. (3) Bu Kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar elektronik ortamda düzenlenebilir, işlenebilir, saklanabilir ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilir. (4) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilir. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmez ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmez. (5) Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir. (6) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlarda, mühürleme işlemi ile kanunlarda birden fazla nüshanın düzenlenmesini öngören hükümler uygulanmaz. (7) Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılır ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilir. 8) Elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hallerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından imzalanır ve mühürlenir. (9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. (10) Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adlî sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmez. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler ayrıca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmez. (11) Ceza muhakemesi işlemlerinin UYAP’ta yapılmasına dair usul ve esaslar, ... Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" şeklindeki hükmün sarahatine ve yerleşik Yargıtay uygulamalarına nazaran elektronik ortamda (UYAP) yapılan işlemlerde sürelerin UYAP kayıtlarındaki elektronik imza tarihi esas alınarak hesaplanması gerektiği, elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi hâlinde UYAP'ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belgeye üstünlük tanınacağı ve UYAP ortamında gerçekleştirilen işlemin elektronik imza ile onaylanma sürecinin tamamlanmasıyla hukuki varlık kazanacağı gözetildiğinde Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesini gerekçeli kararın UYAP ortamına düştüğü 01.07.2019 tarihini takiben 5271 sayılı CMK'nın 291. maddesinde belirtilen 15 günlük süre geçtikten sonra 09.09.2019 tarihinde sunmuş olduğundan temyiz isteminin aynı Kanun'un 298. maddesince reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. II) SON SORUŞTURMANIN AÇILMASI KARARI: ''... HSYK Soruşturma Bürosu'nın 07/06/2018 tarih ve 2018/9 soruşturma, 2018/7 esas 2018/7 iddianame ile yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı sanıklar hakkında 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 89. ve 90. maddeleri gereğince Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde kovuşturma açılıp, yargılanmalarının yapılmasına karar verilmesi talep edilmiş olmakla dosya yukarıdaki esasa kaydedildi, incelendi. ... Cumhuriyet Başsavcılığı HSYK Soruşturma Bürosu'nun 11/08/2016 tarih ve 2016/4 Soruşturma, 2016/5 Esas, 2016/5 iddianame sayılı iddianamesi ile dosya mahkememize tevzi edilmekle, C.Savcısının yazılı mütalaası alındı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA : ... eski Cumhuriyet Başsavcı vekili olan hakkında yürütülen farklı bir soruşturma nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 12.05.2015 tarih, 2015/8 Esas no. ve 2015/311 Karar no.lu kararıyla meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılan ve bu cezası 13.01.2016 tarihinde kesinleşen (35837) ..., ... eski, Cumhuriyet Savcısı iken, hakkında yürütülen farklı bir soruşturma nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 12.05.2015 tarih, 2015/8 Esas no. ve 2015/311 Karar no.lu kararıyla meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılan ve bu cezası 13.01.2016 tarihinde kesinleşen (36921) ...,- ... eski, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen .) ..., ... eski Cumhuriyet Savcısı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... Cumhuriyet Savcısı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (40243) ..., ... eski, Cumhuriyet Savcısı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... eski Cumhuriyet Savcısı iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkanlmasına karar verilen (.) ..., ... eski Cumhuriyet Savcısı iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkanlmasına karar verilen (.) ..., ... eski Cumhuriyet Savcısı iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... eski Cumhuriyet Savcısı iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 11. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (39880) ..., ... (Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2.016 tarih, 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (39730) ..., ... (Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (39587) ..., ... (Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (40267) ..., ... (Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkanlmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 22. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (40074) ... SARİ, ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 17. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (39602) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 17. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 9. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 17. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkanlmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, TMK’nın 10. maddesi ile görevli) 22. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkanlmasına karar verilen (.) ..., ... Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, TMK’mn 10. maddesi ile görevli) 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) A., ... eski Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 13. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 14. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkanlmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nm 250. maddesi ile görevli) 9. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkanlmasma karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nm 250. maddesi ile görevli) 12. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 14. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen .) ..., ... (Kapatılan, CMK’nm 250. maddesi ile görevli) 14. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (35190) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 14. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (.) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (40180) ..., ... (Kapatılan, CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 9. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (39735) ... ile ... (Kapatılan, CMK’nm 250. maddesi ile görevli) 10. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen (37952) ... haklarında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesinin 2013/5595, 2014/7933, 2015/11068 dosya numaralı, 19/12/2016 tarihli ve 2016/12157 sayılı soruşturma izni verilmesi teklifi ve Kurul Başkanının 27/12/2016 tarihli "Olur"u üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başmüfettişi ve Müfettişleri tarafından yapılan inceleme ve soruşturma sonucunda düzenlenen 07/04/2017 tarihli soruşturma raporu sonrası Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 2013/5595 dosya numaralı, 11/09/2017 tarihli ve 2017/7779 sayılı "İnceleme maddeleri yönünden soruşturma izni verilmesine yer olmadığı teklifi ve soruşturma maddeleri yönünden dosyanın İkinci Daireye tevdii" kararına istinaden dosyanın Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinde 2018/7 Esas numaralı soruşturma dosyası incelendiği ve isnat olunan eylemler nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğünden Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 23.05.2018 tarih ve .-. sayılı yazıları ekinde gönderilen Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 2018/7 Esas, 2018/242 karar sayılı ve 17.04.2018 günlü kararıyla kovuşturma izni verilen ... Ağır Ceza Mahkemesine dava açılmak üzere dosyanın gönderildiği anlaşılmış olmakla,Şüpheliler hakkında kovuşturma izni verilme sebebinin şüphelilerin Milli Güvenlik Kurulu’nca, Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan MGK kararlarında ifade edildiği şekliyle "paralel devlet yapılanması” ile “üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibat” şeklinde bağlantılarının bulunduğu, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermedikleri, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak “...” yapılanmasının içine girerek örgüt hiyerarşisi ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmeleri olduğu, bu bağlamda;... eski Cumhuriyet Savcısı HSYK 2. Dairesinin 12.05.2015 tarih ve 311 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen şüpheli(36921) ...’nın;27.01.2011 tarihli talebindeki “suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması, talep edilen tedbirin CMK 135/6 maddesine ilişkin olması, başka suretle delil elde etmenin mümkün olmadığı şeklindeki gerekçelerin CMK 135 ila 138. maddelerinde öngörülen emredici hükümleri karşılayacak somut, hukuki ve fiili gerekçelere sahip olmadığı, dolayısıyla dinleme talebini, hukuki mesnetten yoksun olarak yasa ve usule aykırı olarak yaptığı, 27.01.2011 tarihli talebindeki “suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması, talep edilen tedbirin CMK 135/6 maddesine ilişkin olması, başka suretle delil elde etmenin mümkün olmadığı” şeklindeki gerekçelerin CMK 135 ila 138. maddelerinde öngörülen emredici hükümleri karşılayacak somut, hukuki ve fiili gerekçelere sahip olmadığı, dolayısıyla dinleme talebini hukuki mesnetten yoksun olarak yasa ve usule aykırı olarak yaptığı gibi dayanak olarak gösterilen . ile .’un 01.12.2008 tarihli telefon görüşmelerine ilişkin iletişimin tespiti tutanağı içeriğinin terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarını içermediği, 01.12.2008 tarihli iletişimin tespiti tutanağına dayanarak 27.01.2011 tarihinde .’a yönelik dinleme talebinde bulunulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu,... eski hâlen . Cumhuriyet Savcısı HSYK 2.Dairesinin 12.05.2015 tarih ve 311 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen şüpheli (.) ...’ün;23.11.2009 tarihli müzekkerede şüpheli ...’in kaydedilen telefon görüşmeleri içerisinde yasa dışı terör örgütünün faaliyeti olarak nitelendirilebilecek herhangi bir görüşmenin bulunmadığının belirlenmesine ve iletişimin tespiti işleminin sonlandırılmasına rağmen bu görüşmeleri 05.03.2011 tarihinde şüphelinin alınan savunmasında suç delili olarak göstererek dürüstlük ve hakkaniyet ilkelerine riayet etmediği,Talep ettiği arama kararı yazısında; suç delillerinin elde edilebileceği hususunda olumlu nedenlere dayalı diğer deyimle makul şüphe bulunmadığı gibi terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin emare ve somut olgüîkra dayalı bir şüphenin de yer almadığı halde dinleme kararı istenip alındığı,C.’u 06.03.2011 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklamaya sevk ettiği, adı geçenin üzerine atılı bu suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gibi .un bu suçu işlediği ya da bu suçun işlenişine iştirak ettiğine dair delil bulunmadığı, dolayısıyla tutuklamaya yönelik talebin bariz şekilde yasaya aykırı olduğu gibi açık keyfilik sebebiyle kişi hak ve özgürlüğünü ihlal eder nitelikte olduğu,... eski Cumhuriyet Savcısı HSYK Genel Kurulunun24.08.2016 tarih ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen şüpheli (34287) ...'ın;27.06.2011 tarihli “...’tan el konulan . kitaplarıyla ilgili ... Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (CMK250 SMY) 30.03.2011 tarih ve 2011/687 sayılı kararı” şeklindeki tutanak ile iddianame eklerinde yer alan “26 nolu klasör, ..., . TV’de ele geçirilen belgeler, 132-193-197 arası sayılarla işaretli bölümde; doküman inceleme tutanağı, sabit disk imaj alma formu ve şüpheliden el konulan . kitapları ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığımızın 30.03.2011 tarih ve 2011/687 soruşturma sayılı yazısı” şeklindeki dizi pusulasının gerçeği yansıtmaması, bahse konu kitapların ... ile ilgisinin bulunmaması ve bu kitapları bulundurmanın ...’un üzerine atılı suçların delili niteliğinde olamayacağı hususları nazara alındığında ...’un masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını gözetmediği, haksız ve yersiz yere suçlanıp damgalanmasına neden olduğu ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel olduğu,... ile ilgili olarak atılı terör örgütüne üye olmak ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarına ilişkin somut delil niteliğinde olmayan, eylem ile suç arasındaki irtibat niteliğinde bulunmayan, bu suçların yasal unsurlarına ait olmayan telefon görüşmelerini ve köşe yazısını iddianameye yazmak suretiyle görevini kötüye kullandığı,...’un gözaltına alındığında el konulan telefonlarında kayıtlı bulunan tüm numaraları üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlan ile ilgisi bulunmamasına rağmen soruşturma evrakı içerisinde bulundurmak suretiyle dürüstlük ve hakkaniyet ilkelerine riayet etmediği, Müşteki ...’un o tarihte kız arkadaşı hali hazırda eşi olan ... ... ile mesajlaşmalannı, bu mesajların içeriği itibarıyla soruşturmada ileri sürülen iddialarla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen soruşturma evrakı içerisine koymak suretiyle dürüstlük ve hakkaniyet ilkelerine riayet etmediği, görevini kötüye kullandığı anlaşılmıştır. Yine müşteki ... ile ilgili olarak dosya kapsamındaki atılı suça ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ile bu eylem ve faaliyetlerindeki irtibatı ortaya koymadan, suçun yasal unsurlarını göstermeden ve atılı suçun unsurları oluşmadan iddianame tanzimi suretiyle görevini kötüye kullandığı,... (Kapatılan) (CMK’nin 250. Maddesi ile Görevli) 11. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi HSYK Genel Kurulunun 24.08.2016 tarihli ve 426 sayılı karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen şüpheli (37278) ...’in; 27. 01 .2011 tarihinde verdiği karardaki “suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması, talep edilen tedbirin CMK 135/6 maddesine ilişkin olması, başka suretle delil elde etmenin mümkün olmadığı” şeklindeki gerekçenin CMK’nin 135 ila 138. maddelerinde öngörülen emredici hükümleri karşılayacak somut, hukuki ve fiili gerekçelere sahip olmadığı, dolayısıyla dinleme kararını hukuki mesnetten yoksun olarak yasa ve usule aykırı olarak verdiği gibi ...ile ...’un 01.12.2008 tarihli telefon görüşmelerine ilişkin iletişimin tespiti tutanağı içeriğinin terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarım içermediği, dolayısıyla 01.12.2008 tarihli iletişimin tespiti tutanağına dayanarak 27.01.2011 tarihinde müşteki ... ’aleyhine dinleme kararı verdiği,... (Kapatılan) (CMK’nin 250. Maddesi ile Görevli) 10. Ağır Ceza Mahkemesi eski Üye Hâkimi HSYK Genel Kurulunun 24.08.2016 tarihli ve 426 sayıh kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilen şüpheli (37952) ...'ın; Müşteki ...’a ilişkin verdiği arama kararında; suç delillerinin elde edilebileceği hususunda olumlu nedenlere dayalı diğer deyimle makul şüphe bulunmadığı gibi terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin emare ve somut olgulara dayalı bir şüphenin de yer almadığı, dolayısıyla verdiği arama kararının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmış,Müşteki ...’un 06.03.2011 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verdiği, adı geçenin üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gibi ...’un bu suçu işlediği ya da bu suçun işlenişine iştirak ettiğine dair delil bulunmadığı dolayısıyla verdiği tutuklama karanmn bariz şekilde yasaya aykırı olduğu gibi açık keyfilik sebebiyle kişi hak ve özgürlüğünü ihlal eder nitelikte olduğu değerlendirilmiş... Cumhuriyet Savcısı HSYK 2. Dairesinin 12.05.2015 tarihli ve 311 sayıh karan ile meslekten çıkarılmasına karar verilen şüpheli (35837) ... ile ... HSYK Genel Kurulunun 24.08.2016 tarihli ve 426
Ceza Genel Kurulu, 2021/232 E., 2022/415 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/19640 (6526 sayılı Kanun ile kaldırılan TMK'nın 10. maddesi ile görevli ...
Ceza Genel Kurulu         2021/232 E.  ,  2022/415 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Sanık ...'ın görevi kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 27.01.2021 tarihli ve 23-8 sayılı hükmün Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Bozma” istemli 27.06.2021 tarihli ve 82298 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan beraat hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. İncelenen dosya kapsamına göre; Hâkim olan sanık ...'ın 30.04.2008 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu 3. Dairesince 06.03.2017 tarih ve 3488-4272 sayı ile sanık hakkında soruşturma izni, Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesince de 07.12.2017 tarih ve 121-544 sayı ile kovuşturma izni verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/19640 numaralı soruşturma dosyasına ait inceleme tutanağına göre; 19.01.2014 tarihinde .../... Sirkeli Otoyol gişelerinde saat 12.00 civarında MİT'e ait 3 adet tır ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması öncesinde, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/19640 (6526 sayılı Kanun ile kaldırılan TMK'nın 10. maddesi ile görevli ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/117) soruşturma numaralı dosyasında siyasal veya askerî casusluk suçundan yürütülen soruşturma sonucunda haklarında dava açılan, ... İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanıkların, uyuşturucu madde ticareti ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında, önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 adet telefon numarası ile ilgili talep yazıları arasına MİT'in bu faaliyetinde görev alan 7 personelin cep telefonu numaraları da konulmak suretiyle, TMK'nın 10. maddesi ile yetkili ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinden iletişimin tespiti kararı aldıkları, usulsüz yapılan dinleme neticesinde, ... Esenboğa Havaalanından haraket eden MİT'e ait 3 adet tırın, ... istikametine doğru gittiklerinin öğrenildiği, ... İl Jandarma İstihbarat Şube Biriminde görevli olan ve haklarında siyasal veya askerî casusluk suçundan kamu davası açılan ...ve ...'nin, üstlerine ve asayiş birimlerine haber verip gerekli müdahaleye ilişkin tedbirlerin ...'dan itibaren aldırılmasını sağlamak yerine, görevleri ve resmî sıfatları gereği kendilerinden beklenen davranış kurallarının dışına çıkarak, yüzlerini göstermeyecek şekilde kendilerini gizledikleri, ...'in ... Demetevler’de bulunan bir bayiden ankesörlü telefon kartı alarak ...'ye verdiği, birlikte... semtine giderek, MOBESE ve güvenlik kameralarının görüş açısından uzakta olduğunu tespit ettikleri ankesörlü bir telefondan ...'nin, resmî sıfatını belirtmeden ... veya tırların güzergâhında bulunan herhangi bir yerin Jandarma veya emniyet birimleri yerine, ... İl Jandarma Komutanlığı Harekat Merkezini jandarma personeli tarafından bilinebilecek şehirlerarası kodlu telefon numarasını kullanmak suretiyle, saat 07.29'da arayarak, plakasını verdiği üç adet tırın, patlayıcı madde ve mühimmat sevkiyatı yaptığı şeklinde ihbarda bulunduğu, ihbara konu tırların, MİT'e ait olduğunun anlaşılması ve konunun kamuoyunda da duyulması üzerine, olayda dahli olan kişiler hakkında soruşturmalar başlatıldığı, bu kapsamda, ...ve ... hakkında MİT'e ait olduğunu bildikleri tırları usulsüz olarak takip ettikleri ve gerçeğe aykırı ihbarda bulunarak devlet sırrının ortaya çıkarılmasına yönelik eylemde bulundukları iddiasıyla, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında sanıkların görev yaptıkları yer itibarıyla ... (TMK'nın 10. maddesi ile görevli) 3. Sulh Ceza Mahkemesinden arama ve el koyma talebinde bulunulduğu, sanıkların atılı suçları işlediklerine ilişkin makul şüphe bulunmadığı gerekçesiyle ... (TMK'nın 10. maddesi ile görevli) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 25.02.2014 tarih ve 36 değişik ... sayı ile talebin reddedildiği, bu karara karşı ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın, ... (TMK'nın 10. maddesi ile görevli) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.02.2014 tarihli ve 34 değişik ... sayılı kararıyla şüphelilerin kamu görevlisi olduğu, haklarında soruşturma yürütülmesinin özel usüllere tabi olduğu gerekçesi ile reddedildiği, tutuklama talebinin ... (TMK'nın 10. maddesi ile görevli) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 27.02.2014 tarih ve 4 değişik ... sayı ile kuvvetli suç şüphesi ve delillerin karartılma ihtimali bulunmadığı gerekçesi ile reddedildiği, karara yönelik Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının da, ... (TMK'nın 10. maddesi ile görevli) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 28.02.2014 tarih ve 54 değişik ... sayı ile kaçma şüphesi ve kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı gerekçesi ile reddedildiği, ... İl Jandarma Komutanlığının 06.04.2017 tarihli ve 17 sayılı yazısına göre; ...'in Güvercinlik J. Tek. ve Yrdc. Snf. Eğt. Mrk. K.lığı, ...'nin ... İl J.K.lığı emrinde görevli iken 31.07.2016 tarihli ve 29787 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 669 sayılı KHK ile Jandarma Genel Komutanlığı teşkilatından çıkarıldıklarının bildirildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2017 tarihli ve 238 sayılı yazına göre; kamuoyunda “MİT tırları davası” olarak bilinen soruşturma kapsamında tutuklanan Cumhuriyet savcısı ... tarafından ceza infaz kurumu müdürlüğüne sunulan üç kişilik görüş talep dilekçesinde sanık ...’ın adının geçtiği ve tutuklu ... ile 05.06.2015-31.07.2015 tarihleri arasında altı kez görüş yaptığı, sanığın tutuklu ... ile görüşmek için izin talep etmediği, 09.01.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre; kamuoyunda “MİT tırları davası” olarak bilinen soruşturma dosyası kapsamında tutuklanan Cumhuriyet savcıları ....'ın tutuklanmalarını müteakip bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcılarının adları geçen tutuklulara destek amacıyla yanlarında bulundukları ve fotoğraf çektirdikleri hususunun kamuoyuna yansıdığı bilindiğinden sanığın bu kişilere destek amaçlı yanlarında bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla temin edilen kayıtlar üzerinde yapılan incelemede sanığın adı geçenlerin tutuklanmaları sonrasında yanlarında bulunmadığı, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince 17.01.2019 tarih ve 243-15 sayı ile; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılamada “Sanığın ... 8. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı dönemde vermiş olduğu kararlarla ilgili sanık hakkında HSK tarafından soruşturma başlatıldığı, derdest olduğu, soruşturma sonucunda idari ve cezai yönden işlem yapılması tekliflerinin getirildiği, HSK tarafından kovuşturma izni verilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2018/23 esas sayılı dosyasında görevi kötüye kullanma suçundan sanığın yargılandığı ve ayrıca idari yönden yapılan soruşturmanın devam ettiği anlaşılmakla, sanığın ... 8. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak verdiği tahliye kararlarının FETÖ/PDY terör örgütü hiyerarşisi içerisinde verilen emir ve talimatlar doğrultusunda alındığına dair dosyaya yansıyan delil elde edilemediği anlaşıldığından belirtilen hususların görev suçu kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan tanık beyanları ve maddi tespitler irdelendiğinde; sanığın FETÖ/PDY terör örgütü kapsamında görgüye dayalı somut bir eyleminden bahsedilmediği, sanığın örgütle temasının olduğuna, örgüt içerisinde aktif görev aldığına dair beyan içermediği, sanığın silahlı terör örgütünün hiyerarşik bağında yer alarak örgüt ile organik bağ kurduğuna ve emir ve talimat almak suretiyle örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya da emir ve talimat almaya açık olduğuna ilişkin dosyada her türlü şüpheden uzak ve kesin delilin bulunmadığı" gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği, kararın Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 06.10.2020 tarih ve 471-658 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, hükmün 29.10.2020 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği, ... 1. Sulh Ceza Mahkemesince 08.04.2014 tarih ve 692 değişik ... sayı ile; ... ve ...hakkında devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından CMK’nın 94. maddesi uyarınca yol tutuklanmasına yönelik yakalama emri çıkarıldığı, ... 1. Sulh Ceza Mahkemesince 10.04.2014 tarih ve 853 değişik ... sayı, anılan Mahkemece 11.04.2014 tarih ve 878 değişik ... sayı ile; şüphelilerin üzerine atılı devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, MİT’in cevabı, bir kısım tanıkların ihbar saatinden önce ... İl Jandarma Komutanlığında birtakım bilgiler verip bu sebepten birtakım hazırlık içerisine girildiğini belirtmiş olmaları, dinleme kararlarındaki bir kısım kişilerin ...’da görevli personel olması, ihbar içeriği ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, şüphelilerin askeri personel olup tanık ve delilleri etkileme ihtimali olduğu değerlendirilerek şüpheliler ...ve ...'nin TCK’nın 327/1 ve 329/1. maddeleri uyarınca devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından tutuklanmalarına karar verildiği, ... 8. Asliye Ceza Mahkemesince 14.04.2014 tarih ve 177 değişik ... sayı ile; şüpheliler ...ve ... hakkında verilen tutuklama kararlarına şüpheliler müdafisince itiraz edilmesi üzerine ... 1. Sulh Ceza Mahkemesince 11.04.2014 tarih ve 922 değişik ... sayı ile itirazın reddi ile itiraz konusunda karar verilmek üzere dosyanın gönderilmesi üzerine ... 8. Asliye Ceza Mahkemesince; “... Dosyada: şüpheliler, mağdurlar, tanıklar ve bilgisi bulunan ilgililerin ifadeleri alınmış, şüpheliler ile aranan aramalar el koymalar yapılmış, belgeler dahil bulunabilecek deliller toplanmıştır. Bu itibarla karartma ve etki edilebilecek delilden bahsetmek mümkün değildir. Şüpheliler hâlen görevdeki askeri şahıslar olup kimlik bilgileri ve adresleri sabittir. Şüphelilerin haklarındaki soruşturmaya konu suç CMK 100/3. maddesinde sınırlı olarak belirtilen ve katalog olarak tabir edilen suçlardan değildir. Kaldı ki soruşturma konusu suç niteliğinin değişme ihtimali mevcuttur. 6352 sayılı Kanun’un 97. maddesi ile değişik CMK 101/2. maddesinde ‘tutuklama nedenlerinin varlığını’ gösteren deliller somut olgularla gerçekleştirilerek açıkça gösterilir denilmekte olup şüphelilerin tutuklama sebebi olarak gösterilebilecek kaçma ve delilleri karartma yönünde hareket ettiklerine dair somut olgular mevcut değildir. Kişi hürriyeti ve güvenliği Anayasa’nın 19. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Tutuklama ceza olmayıp tedbir niteliğindedir, asıl olan tutuksuz yargılama olup soruşturma aşamasında yargılama yapacak görevli ve yetkili mahkeme yerine geçerek tutuklama sebeplerinin bulunup bulunmadığına yönelik inceleme açılarak verilecek cezanın kesinleşmesinden sonraki aşamada gerçekleşecek olan infazı sağlar şekilde tedbir uygulaması CMK'daki tutuklamaya ilişkin değerlendirmeye aykırıdır. CMK 101/2-c maddesi gereğince tutuklama tedbirinin ölçülü olması gerekmektedir. Başka tedbirlerle genellikle adli kontrol hükümlerinin yeterli olduğu durumlarda tutuklamanın insan hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği açıktır ...” gerekçesiyle itirazın kabulüne, şüpheliler ...ve ...'nin yurt dışına çıkışlarının yasaklanmasına yönelik adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle adı geçen şüphelilerin tahliyelerine sanık tarafından karar verildiği, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/161 esas numaralı dosyasında; ...ve ...'nin de aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında TCK’nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca siyasal veya askerî casusluk ile gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından 07.05.2014 tarihli ve 19640-11969 sayılı iddianame ile ... 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, iddianame içeriğine göre tutuklanmalarına yönelik yakalama emri çıkarılması istenilen ...ve ... hakkında 07.05.2014-11.12.2015 tarihleri arasında adı geçen mahkemede yargılandıkları yaklaşık 7 aylık aylık süre zarfında tutuklama talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, kamu davasının 11.12.2015 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/1 esas numaralı dosyası ile birleştirildiği, .... ve ...'nin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/1 esas numaralı dosyası kapsamında birleştirilen ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sırasında ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 2015/167 sorgu numarası ile 10.04.2015 tarihinde tutuklanmalarına karar verildiği, yapılan yargılama neticesinde ...ve ...'nin Yargıtay 16. Ceza Dairesince 28.06.2019 tarih ve 1-4 sayı ile; TCK'nın 327/1, 62, 53/5 ve 58/9. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, TCK’nın 329/1, 62, 53/5 ve 58/9. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis ve TCK’nın 314/2, 62 ve 58/9 ile 3713 sayılı Kanun’un 5/1. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve sanıkların hükmen tutukluluk hâllerinin devamına karar verildiği, mahkûmiyet hükümlerinin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 30.06.2021 tarih ve 656-324 sayı ile TCK’nın 53. maddesi yönünden anılan sanıklar hakkında verilen hükümlerin düzeltilerek onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleştiği, Yargıtay 16. Ceza Dairesince 28.06.2019 tarih ve 1-4 sayı ile; ...ve ...'nin ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/161 esas numaralı dosyasında tutuklu bulunmayıp bu davanın birleştirildiği Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/1 esas numaralı dosyasında tutuklandıklarının bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık ...; ... 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olduğunu, sanığı ... Adliyesine atanması nedeniyle yaklaşık dört yıldır tanıdığını, kanaatine göre sanığın FETÖ/PDY yapılanması ile bir iltisakı ve irtibatının olmadığını, bu yapıya mensup hâkim ve savcılarla birlikte hareket ettiğini düşünmediğini, sanığın bir sohbet sırasında MİT tırlarının durdurulması nedeniyle tutuklanan ... Cumhuriyet savcısı ...'nın sanığın mahkemesinde duruşma savcısı olduğundan dolayı ceza infaz kurumunda ziyarete gittiğini söylediğini, sanığın muhalif bir yapıya sahip olup FETÖ/PDY ile bir ilgisinin olduğunu düşünmediğini, MİT tırlarının durdurulması sebebiyle ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında asker olan şüpheliler tutuklandıktan sonra itiraz üzerine sanık tarafından tahliye edildiği konusunda basında haber çıktığını, bu konuyu sanık ile görüştüğünde sanığın dosyanın durumuna göre tahliye kararı verdiğini söylediğini, sanığın tahliye kararını hangi amaçla verdiğini bilmediğini, Tanık ...; ... Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, 1996 yılında ... Adliyesine atandığında sanığın da aynı yerde kadastro mahkemesi hâkimi olduğunu, yaklaşık iki yıl aynı adliyede çalıştıklarını, o tarihlerde paralel devlet yapılanması gündemde olmadığı için sanığın bu yapı ile bağlantısı olup olmadığını bilemediğini, 2004 yılından itibaren ... Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak çalıştığını, sanığın da 3-4 yıl önce ... Adliyesine atandığını, sanık ile burada çok görüşemediğini, sanığın FETÖ/PDY ile iltisakı olup olmadığını bilmediğini, MİT tırlarının durdurulması nedeniyle tutuklanan askerlerin kısa bir süre sonra itiraz üzerine sanık tarafından tahliye edilmesi konusunda bilgi sahibi olmadığını, sanığın ...’nın tutuklanmasından sonra onu ceza infaz kurumunda ziyaret ettiğini bilmediğini, Tanık ...; ... Adliyesinde hâkim olarak görev yaptığını, 1996 yılında ... Adliyesine tayin olduğunda sanığın da aynı adliyede kadastro hâkimi olarak görev yaptığını, yaklaşık iki yıl sanık ile aynı adliyede çalıştıklarını, o tarihlerde paralel devlet yapılanması ve cemaat gibi kavramlar gündemde olmadığı için sanığın bu yapı ile bir bağlantısı olup olmadığını bilmediğini, daha sonra sanığın ... Adliyesine atandığını ve 8. Asliye Ceza Mahkemesinde görevlendirildiğini, daha önce tanışmış olmalarına rağmen ... yoğunluğu nedeniyle sanıkla çok görüşemediklerinden sanığın FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna dair bir duyumunun olmadığını, sanığın görüştüğü kişileri bilmediğini, ancak herkesle diyalog kuran sıcakkanlı biri olduğunu, HSK seçimlerinde FETÖ/PDY ile hareket ettiğine ve bu yapıya mensup kişilerle irtibatlı olduğuna dair duyumunun ve görgüsünün olmadığını, MİT tırlarının durdurulması nedeniyle şüpheli askerler tutuklandıktan kısa süre sonra itiraz üzerine sanık tarafından tahliye edildiğini medyadan duyduğunu, dosyanın içeriğini bilmediği için sanığın bu kararı hangi amaçla verdiğinden haberdar olmadığını, ... ile ceza infaz kurumunda sanığın görüştüğü hususunu sanık meslekten ihraç edildikten sonra duyduğunu, ...'nın sanığın mahkemesinde duruşma savcısı olarak görev yaptığını, Tanık ...; ... Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yapıp 12 yıldır ... Adliyesinde çalıştığını, sanığın da yaklaşık üç-dört yıldır ... Adliyesinde görev yaptığını, sanık ile samimiyetinin bulunmadığını, sanığın FETÖ/PDY yapılanması ile bağlantılı olduğuna ve FETÖ/PDY yapısına dahil kişilerle gezdiği ve hareket ettiğine dair bilgisinin bulunmadığını, 2014 yılı HSK üyeleri seçimi döneminde sanığın FETÖ/PDY yapılanması lehine hareket ettiğini duymadığını, sanık ile ilgili adliye içerisinde iyi bir hâkim ve hukukçu, dik başlı ve talimatla hareket etmeyecek birisi olduğunun söylendiğini, sanığın özel yaşantısını ve ailesini tanımayıp FETÖ/PDY ile bir irtibatı ve iltisakı olup olmadığını bilmediğini, ...’da MİT tırları soruşturmasında tutuklanan şüpheli askerlerin kısa sürede tahliye edilmesi ile ilgili bilgi sahibi olmadığını, Tanık ...; ... Cumhuriyet savcısı olarak 2013 yılında göreve başladığını, sanığın aynı adliyede görev yaptığı süre içerisinde FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğuna dair bir izleniminin olmadığını, sanığın HSK seçimlerinde FETÖ/PDY üyeleri ile hareket ettiğine şahit olmadığını, ...’nın sanığın mahkemesinde duruşma savcısı olduğunu, sanığın genel olarak muhalif olup FETÖ/PDY yapılanması ile iltisakı ve irtibatı bulunduğuna dair bir izleniminin olmadığını, sanığın MİT tırları soruşturmasında tutuklanan asker olan şüphelileri tahliye ettiğine dair bilgisinin bulunmadığını, sanığın verdiği tahliye kararından dolayı meslekten ihraç edildiğini duyduğunu, tutuklu bulunan ...’nın ceza infaz kurumunda görüşmek için arkadaş listesine sanığın adını yazdığını öğrendiğini, Tanık ...; ... 7. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığını, ... ilinde bir dönem beraber çalışmalarından dolayı tanıdığı sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı olup olmadığı hususunda bir bilgisi ve duyumunun olmadığını, bu yapı ile bir bağlantısına şahit olmadığını, MİT tırlarının durdurulması konusunda asker olan şahıslar ile ilgili yapılan yargılamanın kendi mahkemelerinde bir süre görüldükten sonra Yargıtay 16. Ceza Dairesinde birleştirildiğini, yargılama dosyasına da baktığı için olağan bir tahliyeymiş gibi gelmediğini, adliye ortamında sanık ile çok fazla bir arada bulunmadığını, sanık ile görüştüğünde kendisinin alkol aldığını söylediğini, görev yaptığı sürede sanığın FETÖ/PDY üyeleri ile birlikte gezdiğini duymadığını, MİT tırları soruşturmasında tutuklanmasından sonra sanığın ...’yı ceza infaz kurumunda ziyaret ettiğini duyduğunu, Tanık ...; ... Cumhuriyet Başsavcı Vekili olup 11 yıldır ...’da görev yaptığını, yaklaşık üç-dört yıldır ... Adliyesinde görev yapan sanığın FETÖ/PDY yapılanması ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna dair bir gözleminin olmadığını, bireysel ilişkilerinde ve çevresinde bıraktığı intibada FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna dair kanaate ulaşmadığını, sanığın bir ara ... ile duruşmaya çıktığını, onun etkisinde kalıp kalmadığını bilmediğini, 2014 yılı HSK seçimleri döneminde sanığın FETÖ/PDY grubuna dâhil kişilerle hareket ettiğini duymadığını, sanığın FETÖ/PDY lehine bir çalışma yaptığını görmediğini ve söz konusu tahliyeyi ne amaçla gerçekleştirdiğini bilmediğini, sanığın meslekten ihraç edildikten sonra daha önceden tanıyan bazı meslektaşların sanığın FETÖ/PDY ile bağlantısının olmadığını düşündüklerini söylediklerini, Tanık ...; ... 9. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olup dokuz yıldır ...’da görev yaptığını, sanığın ... 8. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı dönemde kendisinin de ... 9. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olduğunu, sanıkla takip eden mahkemelerde çalışmaları, yemekhanede öğlenleri birlikte yemek yemeleri ve adliye lokalinde birlikte zaman geçirmeleri nedeniyle samimi olduklarını, sanığın FETÖ ile bir bağlantısı olduğu kanısı oluşturacak bir davranışının olmadığını, adliye ortamı içerisinde FETÖ/PDY mensupları ile görüştüğüne, HSK seçimleri döneminde de FETÖ/PDY yapılanmasına mensup kişilerle birlikte hareket ettiğine şahit olmadığını, söz konusu tahliye kararı ile ilgili bilgi sahibi olmadığını, Tanık ...; ... TMK’nın 10. maddesiyle yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili olduğunu, MİT tırlarının ...'da durdurulmasına neden olan şüphelilerle ilgili soruşturma yaptığını, MİT tırlarıyla ilgili ihbarı yapan iki jandarma görevlisini tutuklamaya sevk etmesi üzerine anılan şahısların tutuklandıklarını, itiraz üzerine tahliye edildiklerini, dosyadaki delil durumu nedeniyle şüphelilerin tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi gerektiğini düşündüğünden itiraz ettiğini, sanığı tanımadığını, tahliye kararını hukuken yanlış bulduğu için itiraz ettiğini, Tanık...; kamuoyunda “MİT tırları davası” olarak geçen davanın mahkemelerine açıldığını, iddianamede sanıkların bir kısmının tutuklanması talebinde bulunulduğunu, o tarihte mahkemede üye olarak görev yapan hâkimlerle birlikte yaptıkları müzakerelerde sanıkların savunmalarının tespitinden sonra tutuklama konusunda bir karar verilmesi konusunda görüş birliğine vardıklarını, bu hususta daha sonra karar verilebilecek olmasının tutuklama isteminin reddi anlamına gelmediğini, Tanık ...; ... Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığını, FETÖ/PDY örgütünün MİT tırlarıyla ilgili olarak jandarma güçlerini kullanarak kapsamlı bir operasyon yapması üzerine örgüt mensuplarıyla ilgili soruşturma başlattıklarını, bu kapsamda 1. Sulh Ceza Mahkemesince jandarma görevlilerinin tutuklandığını, sanığın o tarihte 8. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olduğunu, tutuklamalar gerçekleşince daha önce ... Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ...’nın tutuklananların suçsuz olduğunu, tahliye edilecek şekilde emniyet güçlerine tehditler savurarak açıklamalar gerçekleştirdiğini, ... ve onun gibi örgüt mensubu olan hâkim ve savcıların nöbet listesini de esas almak suretiyle MİT tırları soruşturmasında tutuklanan ...ve ...'nin tahliyesi için olayı takip ettiklerini, nöbet listesini nazara alıp olay tarihinde sanığın görev yaptığı 8. Asliye Ceza Mahkemesine itirazda bulunulması üzerine sanığın bu şahısların tahliyesine karar verdiğini, sanığın tahliye edilen kişilerin örgüt mensubu olduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını, İfade etmişlerdir. Sanığın soruşturma aşamasında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığına sunduğu 30.03.2017 tarihli yazılı savunmasında; görev yaptığı mahkemenin nöbetçi olduğu hafta içerisinde ve hatırladığı kadarıyla ... günü söz konusu dosyanın gönderildiğini, dosyanın kapsamlı olması ve tutuklamaya itiraz dosyalarının acil işlerden sayılması nedeniyle hafta sonu dosyadaki tüm delil ve belgeleri inceleyip kararı Pazartesi günü verdiğini, kararda açıkça belirtildiği üzere, ifadelerin alındığını, el koyma ve arama işlemlerinin yapıldığını, o tarih itibarıyla mevcut belge ve deliller toplandığından delillerin karartılmasının mümkün olmadığını, şüphelilerin o tarih itibarıyla muvazzaf asker olup hâlen görevlilerine devam ettiklerini ve adreslerinin mevcut olduğunu, şüphelilerin üzerine atılı suçun CMK’nın 100/3. maddesinde sayılan katalog suç kapsamında olmadığını, suç niteliğinin şüpheliler lehine değişebileceğini tespit ederek tutuklamanın bir tedbir olup asıl olanın tutuksuz yargılanma olduğunu, tutuklama tedbirinin ölçülü olması gerektiğini, diğer adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olduğu durumlarda tutuklamanın ağır bir tedbir olacağını belirterek şüpheliler için yurt dışı çıkış yasağı tedbirinin yeterli olacağı kanaatine vardığını, şüphelilerin sorguda atılı suçu kabul etmeyip o tarihte ... İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olduklarını, ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin usulüne uygun olarak verdiği iletişimin tespiti kararına istinaden yapılan dinleme sırasında şüphelilerin bu tırlardan haberdar olup öncesinde uyuşturucu kaçakçılığından şüphelendiklerini, sonrasında yurt dışındaki terörist gruplara gönderilen silah olabileceğini değerlendirdiklerini, yolda olan tırlarla ilgili ancak ... ilinde gerekli tedbir ve önlemin alınabileceğini düşünerek ... İl Jandarma Komutanlığına haber verdiklerini belirtilen ifadeleri değerlendirildiğinde şüphelilerin görevleri gereği yasal istihbarat yetkilerini kullanmış olabileceği, ihbardan sonra bu tırların gerçekte MİT tırları olduğunun anlaşılmış olabileceği ve ... ilinde bu tırlarla ilgili yapılan işlemlerden sorumlu olmayabilecekleri, hakkında yeterli ve kesin kanıt olsa hâlen görevlerine devam ettirilmeyecekleri, en azından açığa alınmaları gerektiği, delillerin şüpheliler lehine değişebileceğini ve tutuklama tedbirinin uygulanmasının mağduriyetlerine sebebiyet verebileceğini düşünerek bu kararı verdiğini, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin var sayıldığı hâllerin bulunması durumunda dahi tutuklama kararı verilmesinin zorunlu olmadığını, şüphelilerin üzerine atılı TCK’nın 328 ve 330. maddelerindeki suçların CMK’nın 100/3. maddesindeki katalog suçlardan olmadığı gibi şüphelilerin kaçması, saklanması, kaçacağı şüphesini oluşturan somut bulguların varlığı, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur ve dosyayı etkileyecek başkaları üzerinde baskı yapılması gibi girişimde bulunulduğuna dair kuvvetli şüpheye ilişkin herhangi bir delilin olmadığını, suçlamaya konu tahliye kararının usul ve yasaya aykırı bir yönü olmayıp vicdani kanaatine göre doğru olduğunu, tahliye kararı verdiği şüphelilerin de içinde bulunduğu 13 şüpheli hakkında tensiben tutuklanmalarına yönelik yakalama emri çıkarılması talepli iddianame ile açılan davada ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/161 esas numaralı dosyasında tensip tarihinden, 11.12.2015 tarihli birleştirme kararına kadar geçen yargılama sürecinde tahliye kararı verdiği şüpheliler ile ilgili olarak yakalama veya tutuklama kararı verilmediğini, yargılamanın her aşamasında yargılamayı yapan hâkim veya heyet dosyadaki delillere göre taleple bağlı olmadan yakalama veya tutuklama kararı verme yetkisine sahipken ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamedeki talebe rağmen tutuksuz yargılamaya devam edildiğini, itiraz üzerine tahliye kararı verdiği şüpheliler hakkındaki dosya kapsamı ve delillerin aynı deliller olup dava açılan diğer sanıklar yönünden toplanan delillerin de dosyada mevcut olup buna rağmen tutuksuz yargılamaya devam edilerek verilen tahliye kararı ve yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin usul ve yasaya uygun olduğunu doğruladığını, adresi ...’da bulunan şüphelilerin bizzat gelerek duruşmaya katıldıklarından kaçmak gibi niyet ve davranışlarının olmadığının anlaşıldığını ve bu konudaki takdirinin doğru olduğunu, FETÖ/PDY terör örgütü olarak isimlendirilen yapı içerisinde bulunmadığını, bu yapı ile doğrudan veya dolaylı irtibatlı olanlarla da bu özelliğini bilerek iltisak ve irtibat sayılabilecek nitelikte görüşmediğini, ... ile ceza infaz kurumunda 05.06.2015-31.07.2015 tarihleri arasında altı kez görüştüğünü, görüşme için herhangi bir talep dilekçesi vermediğini, görüşmelerin ...’nın 25.05.2015 tarihinde kapalı görüş listesinde adını belirtmesi nedeniyle gerçekleştiğini, ... ve diğer üç kişinin sorgusunun yapıldığı ... Adliyesine gitmediğini, ...’yı ... Adliyesinde göreve başladıktan sonra ve özel yetkili Cumhuriyet savcılığından alınıp görevli olduğu ... 8. Asliye Ceza Mahkemesinde duruşma savcısı olarak görevlendirilmesi nedeniyle tanıdığını, bu tarihten sonraki görüşmelerinin ... ve nezaket kuralları içerisinde olduğunu, adliye dışında ve ailece görüşmediğini, ...’nın FETÖ/PDY adlı yapının içerisinde olduğunu bilmediğini, nezaket kuralları gereği ... ile ceza infaz kurumunda görüşmeye gittiğini, o tarihte darbe girişiminin henüz yapılmadığını ve FETÖ’nün terör örgütü olarak belirtilmediğini, kimlerin bu örgüte üye olduğuna dair bilgilerin mevcut olmadığını, ...'nın söylemleri ve davranışlarının da bu örgütün kumpasına kurban gittiğine yönelik olup söylediklerinin doğruluğuna inanarak masum olabileceği düşüncesiyle görüşmeye gittiğini, aksinin kabulünün adi suçlarda bile suçlu ile görüşmeye giden yakınlarının suçlu olduğu gibi bir sonuç doğuracağını, bunun da suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olacağını, ... ile FETÖ/PDY terör örgütüne iltisak ve irtibat sayılabilecek hiçbir görüşmesinin ve fikir alışverişinin olmadığını, aynı ceza infaz kurumunda ... ile aynı sebepten tutuklanan Süleyman Bağrıyanık'ın ziyaretçisi olan ... 1. Çocuk Mahkemesi hâkimi olarak görev yapan Özkan Yenidünya’nın da ceza infaz kurumu ziyaretleri sırasında hem görüştüğü kişinin anlatımları hem de ziyarete gelen diğer ziyaretçilerin konuşmalarından dolayı bu duruma şahit olduğunu, Sanık ... istinabe suretiyle alınan beyanında; ... Başsavcısı ...’ın müneccim gibi hareket ettiğini, verdiği kararın arkasında olup o tarihteki deliller bugün de olsa yine aynı kararı vereceğini, Savunmuştur. Tutuklama, 5271 sayılı CMK'nın "Koruma Tedbirleri"nin yer aldığı dördüncü kısmının ikinci bölümünde düzenlenmiş olup, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nın "Tutuklama nedenleri" başlıklı 100. maddesi; "(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut ol
Ceza Genel Kurulu, 2018/460 E., 2021/519 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK’nın 10. maddesi ile görevli) Emanet Memurluğunun 06.02.2014 tarihli ve 182 sayılı yazısına göre;
Ceza Genel Kurulu         2018/460 E.  ,  2021/519 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Sanıklar ... ve ...'in ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 257/2, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 11.07.2018 tarihli ve 9-16 sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Onama” istemli 12.10.2018 tarihli ve 10 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanık ... hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Ceza Genel Kurulunca sanıklar ... ve ... hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. İncelenen dosya kapsamına göre; Sanık ...’in suç tarihinde ... Adliyesinde 38527 sicil numarası ile Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı ve 30.04.2007 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, sanık ...’nın ise aynı adliyede 38116 sicil numarası ile Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı ve 31.12.2006 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince 28.03.2017 tarih ve 3-55 sayı ile; sanıklar ... ve ... hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 257/2 ve 53. maddeleri uyarınca yargılama yapılmak üzere dosyanın görevli Yargıtay Ceza Dairesine gönderilmesine karar verildiği, ... Emanet Memurluğunun 19.09.2011 tarihli ve 228 sayılı yazısına göre; ... Adliyesinde tadilatın olması nedeniyle emanet memurluğunun (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) deposunun 06.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında yeni inşa edilen ek hizmet binasının zemin katına taşındığı, adli emanet deposunun tadilat işleri bittikten sonra 24.08.2011-26.08.2011 tarihlerinde tahsis edilen emanet deposuna taşınmanın gerçekleştiği, beş oda ve bir koridorun sadece bir odasında raf olduğundan raf ihtiyacının karşılanması ve depodaki odalardan birinden geçen kalorifer borusunun çevresinde yer alan büyük boşluğun güvenlik açısından tehlike yaratabileceğinden sac levha ile kapatılması hususunda Emanet Savcılığından talepte bulunulduğu, yazının emanet yazı işleri müdürü ...ı tarafından imzalandığı, ... Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) Emanet Memurluğunun 20.09.2011 tarihli ve 237 sayılı yazısına göre; emanet memurluğunun 19.09.2011 tarihli ve 228 sayılı yazısı gereği emanet memurluğunun raf ihtiyacının karşılanması ve depodaki odalardan birinde bulunan boşluğun sac levha ile kapatılması hususunda gereğinin yapılmasının İdari İşler Müdürlüğünden talep edildiği, söz konusu yazının Cumhuriyet savcısı .. tarafından imzalanıp İdari İşler Müdürlüğünde zabıt kâtibi olarak görev yapan... (116980) tarafından teslim alındığı, ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK’nın 10. maddesi ile görevli) Emanet Memurluğunun 06.02.2014 tarihli ve 182 sayılı yazısına göre; Emanet Memurluğunun 19.09.2011 tarihli ve 228 sayılı yazısı ile Emanet Savcılığına, 20.09.2011 tarihli ve 237 sayılı yazı ile İdari İşler Müdürlüğüne müzekkereler yazıldığı, 20.09.2011 tarihli ve 237 sayılı yazının UYAP işlem kütüğünden incelendiğinde 30.09.2011 tarihinde onaylandığı ve 06.10.2011 tarihinde İdari İşler Müdürlüğünde görevli zabıt kâtibi... tarafından evrakın açılıp işlem yaptığının tespit edildiğinin bildirildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK’nın 10. maddesi ile görevli) Emanet Memurluğunun 17.09.2015 tarihli ve 305 sayılı yazısına göre; emanet memurluğunda para, kıymetli eşya ve silahlara ilişkin üç aylık denetimlerin olduğu, 2011 ve 2012 dönemlerine ait üç aylık denetimlerin 01.04.2011, 21.10.2011, 02.01.2012 ve 11.04.2012 tarihlerinde yapıldığı, emanet deposunda taşınma ve eşya yerleştirme nedeniyle denetime ait herhangi bir yazışma ve tutanağın bulunamadığı, adliye binasının tadilatı nedeniyle tüm emanet eşyasının 06.04.2011-07.04.2011 tarihleri arasında adliye binasının arkasındaki inşaat hâlinde bulunan ek binanın ... katına, 25.08.2011-26.08.2011 tarihleri arasında ise eski yerine taşındığı, ek bina ... katının su basması nedeniyle adli emanet deposundaki eşyanın ıslandığı, taşınma sırasında emanet eşyasının sayımı yapılmakla birlikte buna dair herhangi bir tutanağın olmadığına dair yazı işleri müdürü ...ı’nın beyanda bulunduğu, 2011 yılında yapılan tadilat öncesi ve sonrası güvenlik açığı oluşturacak konular ile ilgili herhangi bir tutanağın bulunmadığı, emanet deposunda güvenlik açısından risk oluşturan aksaklıklarla ilgili olarak 19.09.2011 tarihli ve 228 sayılı, 20.09.2011 tarihli ve 237 sayılı yazıların gönderildiği, söz konusu eksikliğin olayın tespit edildiği 24.09.2012 tarihine kadar ikmal edilmemiş olup, hırsızlık olayından sonra 03.10.2012 tarihinde güvenlik açığının ikmal edildiği, meydana gelen hırsızlık olayının bu bölgeden gerçekleştiği, Nisan 2012 tarihindeki sayımı ilgili yazı işleri müdürü ...ı ile emanet memurluğu personellerinin birlikte yaptıkları, ancak sayımla ilgili herhangi bir tutanak tutulmadığının beyan edildiği, ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/74 esas numaralı dosyasının incelenmesinde; ... Adliyesi emanet deposunda bulunan uyuşturucu maddeleri alıp sattıkları iddiasıyla ... Adliyesinde özel bir şirkette temizlik işçisi olarak çalışan ... ve ... ... ile ... ...’ın kardeşi olan ve temizlik firmasında çalışmayan Mücahit ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve hırsızlık suçlarından cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde hakkında yakalama kararı bulunan ... ... hakkındaki davanın tefrik edildiği, adliyedeki güvenlik kamera odasında görevli olan polis memuru tanık ...’in, 2012 yılı Mayıs ayında nöbetçiyken temizlik işlerinden sorumlu şef olan ... ...’ın iki adet çöp bidonunun kaybolduğundan bahisle adli emanet deposunun bulunduğu koridorda yer alan güvenlik kameralarına bakmak istediğini söylemesi üzerine idari işler müdürü vekilinin talimatı ile kamera kayıtlarının incelediğini beyan ettiği, emanet eşya deposundan uyuşturucu maddelerin çalındığının 24.09.2012 tarihinde tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturma sonrasında 26.09.2012 tarihinde emanet eşya deposunun dış kısmındaki alüminyum boruları süngerle silip süngeri borunun içine saklamaya çalan Mücahit ...'ın daha sonra adliyenin kapalı olan demir kapısı üzerinden atlayarak uzaklaştığının kamera kaydı ve tanık Paşa Aksu’nun beyanlarıyla anlaşıldığı kanaatiyle, 27.09.2012 tarihinde olay yeri inceleme ekibi ve narkotik timde görevli köpek ile yapılan inceleme neticesinde havalandırma borularının geçtiği yerden alınan kahverengi toz maddeler üzerinde yapılan incelemeye göre bu maddenin morfin kalıntısı olduğunun tespit edildiği, Mahkemece hırsızlık suçunun 2012 yılı Mayıs ayı ile Eylül ay arasında gün ve saati tam olarak tespit olunamayan bir zamanda gerçekleştiği kabul edilerek, ...'ın ve Mücahit ...’ın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan TCK’nın 188/3-4, 43, 62, 52/2-4, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl 7 ay 15 gün hapis ve 93.740 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ve mahsuba, nitelikli hırsızlık suçundan ise TCK’nın 142/1-a-b, 43, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, her iki suçtan hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin verilen hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesince 12.03.2015 tarih ve 3866-29108 sayı ile onandığı, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 25.07.2013 tarih ve 26163 sayı ile; emanet memurluğunda görevli personeller ile temizlik firması işçileri hakkında yapılan soruşturma sonucunda, emanet memurluğu personelleri ..., ..., ..., ...ı ile temizlik firması çalışanlarından... Askeri . Yasak ve çalınan uyuşturucu maddeyi dışarıda pazarladığı iddia olunan Namık ... hakkında hırsızlık ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarını işlediklerine ilişkin yeterli delil olmadığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 05.10.2015 tarih ve 25137-13861 sayı ile; ... Adliyesinde idari işler müdürü olarak görev yapan ... hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan dava açıldığı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yürütülen soruşturma neticesinde ise 2012 yılı Mayıs-Eylül ayları arasında ... Adliyesi zemin katında bulunan TMK’nın 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı emanet eşya deposundan uyuşturucu madde çalınması olayı ile ilgili olarak görevi kötüye kullanma dışında hırsızlık eylemine iştirak ettiğine ya da çalanlara yardım ettiğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, ... (Kapatılan) 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/664 esas numaralı dosyasının incelenmesinde; ... Adliyesi idari işler müdürü olan ...'in, kendisine gerekli yazılar gönderilmesine rağmen görevinin gereklerini yerine getirmede ihmal gösterip emanet deposundan geçen kalorifer borularının çevresinde bulunan büyük boşlukların sac levha ile kapatılması için gerekli işlemleri yapmayarak buradan emanet deposundaki yüklü miktardaki uyuşturucu maddenin çalınmasına neden olduğu anlaşıldığından, ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 257/2, 62/1 ve 51/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının ertelenmesine karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 25.06.2014 tarihinde kesinleştiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/26213 numaralı soruşturma dosyasında; ... Adliyesinde CMK’nın 250. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanet memuru olarak görev yapan ...ı hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığından 23.10.2012 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK’nın 10. maddesiyle görevli) 07.12.2012 tarihli ve 2012/1024 sayılı disiplin soruşturma kararının incelenmesinde; haklarında disiplin soruşturması yapılanların olay tarihinden 7 ay önce emanet deposunda bulunan eşyanın bir çoğunun numarasının silindiğine, etiketlerin koptuğuna, torbaları yırtılan emanetlerin birbirine karıştığına, ambalajların yırtıldığına, emanet eşyasının yere düştüğüne (22.02.2012 tarihi itibarıyla) vâkıf oldukları, ancak bu tarihten sonra emanet deposunun iyileştirilmesi, eşyanın sayımı, tanzimi ve tasnifine dair bir çalışma yapılmadığı, bu tarihten sonra bu yönde bir yazışmanın yapıldığına dair belge de ibraz edilmediği, emanet deposundaki karışıklık ve düzensizlikte daha önce gerçekleştirilen taşınma işlemlerinin etkili olabileceği düşünülse dahi, pek çok önemli davanın delillerini oluşturan emanet eşyalarının özenli bir şekilde taşınması, takip ve kontrolünün yapılması, tespit edilen eksikliklerin zamanında müdahale ile giderilmesi gerekirken belirtilen bu hususlarda kusurlu davranıldığı düşünüldüğünden, haklarında disiplin soruşturması yapılan adli emanet müdürü ...ı, zabıt kâtibi ..., adli emanet memurları ... ve ...'nın görevleri gereği kendilerine tevdi edilen emanet eşyalarının korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davrandıkları kanaatine varıldığından, adı geçenlerin 657 sayılı DMK'nın 125/B-a ve ... Bakanlığı Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Yönetmeliği’nin 5/B-a maddeleri gereğince ayrı ayrı kınama cezası ile cezalandırıldıkları, bu karara karşı ilgililerin itiraz etmesi üzerine ... Bakanlığı Bakanlık Disiplin Kurulu Başkanlığınca 13.02.2014 tarih ve 248 sayı ile ilgililerin itirazlarının kabulüne ve ilgililer hakkındaki disiplin cezasının kaldırılmasına karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25.09.2012 tarihli ve 26163 sayılı tutanağın incelenmesinde; 25.09.2012 tarihinde saat 09.15 sıralarında müracaattan sorumlu Cumhuriyet savcısının odasına gelen ve TMK’nın 10. maddesi ile görevli adli emanet memurluğunda müdür olduğunu söyleyen ...ı’nın, emanet deposunda uyuşturucu maddeler için demirden raflar yapıldığını, 24.09.2012 tarihinde uyuşturucu maddelerin bulunduğu yerden yapılan raflara taşındığını, taşımanın sayımla yapıldığını, sayım sonucunda adli emanette kayıtlı olan on iki ayrı dosyaya ait uyuşturucu maddenin eksik olduğunu gördüğünü beyan etmesi üzerine olayla ilgili soruşturma açılmasına karar verildiği, emanet deposunun anahtarlarının teslim alındığı, ... İl Emniyet Müdürlüğü olay yeri inceleme ekibinin uyuşturucu maddelerin kaybolduğu söylenen adli emanet memurluğu deposunda inceleme yaptırılmak üzere telefonla adliyeye çağırıldığı ve olayla ilgili soruşturmaya başlanıldığının belirtildiği, Bakanlık Muhabere Bürosu Yazı İşleri Müdürlüğünce düzenlenen 08.05.2015 tarihli tutanağa göre; inceleme dışı sanık ...'in 18.07.2011-04.02.2014 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı, Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yapan sanık ...'nın 13.08.2007-16.07.2012 tarihleri arasında çalıştığı ve 14.01.2011 ile 16.07.2012 tarihleri arasında emanet bürosunda görevli olduğu, 16.08.2007-26.06.2012 tarihleri arasında Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ...'in ise 11.08.2011 ile 26.06.2012 tarihleri arasında emanet bürosunda görevli olduğu, Bakanlık Muhabere Bürosu Yazı İşleri Müdürlüğünün 04.09.2015 tarihli ve 13466 sayılı yazısı ile; ...’nın 14.01.2011 tarihinde CMK’nın 250 maddesi ile görevli ... Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak atandığı, 16.07.2012 tarihinde ise ... Adliyesindeki görevinin sona erdiği, TMK’nın 10. maddesi uyarınca bulunan büronun emanet işlerini denetlemesi ile ilgili doğrudan bir görevlendirmesinin olmadığı, ancak 13.12.2011 tarihli Genel ... Bölümünün 3. sayfasında CMK’nın 250 maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin görev tanımı yapılırken 4-a maddesinde "CMK. 250 madde ile yetkili kısıma bağlı birimlerde çalışan görevlilerin çalışmalarını ilgili yasalar, kalem yönergesi ve genelgeler yönünden denetleyerek çalışma saatlerine uyulmasının sağlanması" hususlarının belirtildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2011 tarihli ve 1 sayılı ... bölümü ile; Cumhuriyet Başsavcı Vekili ...’nın ... bölümünün 3-a maddesi uyarınca; CMK’nın 250. maddesi ile görevli kısıma bakmakla yetkili kısım yazı işleri müdürleri, yardımcı hizmet görevlileri, şoförler, santral memurları, gece bekçileri ile Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı birimlerde çalışan öteki tüm görevlilerin çalışmalarını ilgili yasalar, kalem yönergesi ve genelgeler yönünden denetleyerek çalışma saatlerine uyulmasını ve verimli çalışmayı sağlamak, idari ve cezai yönden gerekli önlemleri alıp Cumhuriyet Başsavcısını bilgilendirmek olduğu, aynı ... bölümünün 6. maddesi uyarınca tüm yargı binalarının onarım eksiklikleri ile ilgili denetimleri yapmak ve gerekli önlemleri almak ile görevlendirildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 11.08.2011 tarihli ve 30 sayılı ... bölümüne göre; CMK’nın 250. maddesi gereğince yetkili büroda çalışan Cumhuriyet savcılarının görevleri kısmında, sanık ...’in ... bölümünün 5. maddesi uyarınca CMK’nın 250. maddesi uyarınca bulunan büronun emanet işleri ile ilgili işlemlerini yürütmek, emanet memurluğunu kontrol etmek, periyodik olarak üç ayda bir kasa hesapları ile birlikte genel denetimi yapıp durumu tutanak ile takip etmek olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2011 tarihli ve 1 sayılı ... bölümüne göre; ...’in görevleri kapsamında sayılan işlerden 5 numaralı bent uyarınca CMK’nın 250. maddesi uyarınca kurulan büronun emanet işleri ile ilgili işlemlerini yürütmek, emanet memurluğunu kontrol etmek, periyodik olarak üç ayda bir kasa hesapları ile birlikte genel denetim yapıp durumu tutanak ile takip etmek, Cumhuriyet Başsavcı Vekili ...’nın görevleri arasında sayılan ... bölümünün 4-a maddesinde; CMK’nın 250. maddesi ile görevli kısıma bakmakla yetkili kısım yazı işleri müdürleri, yardımcı hizmet görevlileri, şoförler, santral memurları, gece bekçileri ile Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı birimlerde çalışan öteki tüm görevlilerin çalışmalarını ilgili yasalar, kalem yönergesi ve genelgeler yönünden denetleyerek çalışma saatlerine uyulmasını ve verimli çalışmayı sağlamak, idari ve cezai yönden gerekli önlemleri alıp Cumhuriyet Başsavcısını bilgilendirmek olduğu, ... İl Emniyet Müdürlüğünün 02.06.2017 tarihli ve 690 sayılı yazısına göre; ... ilinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, miktarının fazlalığı ve Adliyedeki yer yetersizliğinden dolayı zaman zaman Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesinde muhafaza edildiğinin bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Şikayetçi ...; olayın tespit edildiği tarihte ilgili makamlarca ve kollukça kapsamlı bir araştırma yapılması hâlinde söz konusu olayın aydınlatılmasının çok daha kolay olacağını, çalınan uyuşturucu madde miktarlarının fazla olduğundan ve o dönemde adliyede çok sıkı güvenlik önlemleri bulunduğundan fazla miktardaki uyuşturucu maddeyi sadece iki kişinin çalmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bütün şüphelilerin beyanlarının ayrıntılı olarak alınmadığını, kollukça ve savcılıkça şüpheli tüm şahıslarla ilgili ayrıntılı araştırma yapılmadığını, şüphelilerin HTS kayıtları, mal varlıklarındaki artış gibi hususlar araştırılmış olsa gerçek faillere ulaşılmasının zor olmayacağını, bu konuda yeniden soruşturma yapılarak geniş kapsamlı bir araştırma yapılıp olayın asıl faillerinin bulunup ihmali olanlarla birlikte ortaya çıkarılmasını talep ettiğini, Tanık ...; 2009-2014 yılları arasında ... Adliyesinde CMK’nın 250. maddesiyle görevli Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı adli emanet müdürlüğünde görev yaptığı için yine o dönemde Cumhuriyet Başsavcı Vekili sanık ... ile Cumhuriyet Başsavcısı olan inceleme dışı sanık ... ve Cumhuriyet savcısı olan sanık ...'i tanıdığını, şikâyetçi ...'yı ise tanımadığını, çalıştığı dönemde adli emanet memurluğunun müdürlüğünü ...ı'nın yaptığını, toplam üç personel olduklarını, hatırladığı kadarıyla CMK’nın 250. maddesiyle görevli dört tane ağır ceza mahkemesi olduğunu, emanet deposunun adliye binasının içinde ... katında bulunup fiziki olarak yetersiz olduğunu, ayrıca personel eksikliğinin de bulunduğunu, bu durumu yazı işleri müdürü tanık ...’ın sanık ...’ya sıkça ilettiğini, emanet deposunu iki üç kez su bastığını, tuvalet borularının emanet deposunun üzerinden geçtiğini, bu boruların zaman zaman patladığını, emanet eşyalarının su ve kanalizasyon atıkları arasında kaldığını, 2012 yılında tam olarak hatırlamadığı bir zamanda imhasına karar verilen uyuşturucu maddelerin ayrımı sırasında eksiklik olduğunu fark ettiklerini, bunu hemen inceleme dışı sanık ...’e ve sanık ...’e haber verdiklerini, her ikisinin de derhal geldiklerini, polise haber verildiğini, olay yeri inceleme ekibinin yaptığı incelemede, emanet deposunda hırsızlık yapıldığının ortaya çıktığını, bildiği kadarıyla ağırlıklı olarak uyuşturucu maddelerin çalındığını, emanet deposu olarak kullanılan odadan kalorifer borularının geçtiğini, bu nedenle kalorifer borularının çevresinde özellikle boruların döndüğü üst kısımda bir insanın normal olarak girip çıkabileceği genişlikte boşluk oluştuğunu, çalıştığı dönemde bu hususun tanık ... tarafından inceleme dışı sanığa sürekli iletildiğini, ayrıca sanık ...'nın bizzat gelip bu durumu gördüğünü, inceleme dışı sanığın emanet deposundaki hırsızlık olayı olana kadar emanet deposuna hiç gelmediğini, çalıştığı dönemde adliye binasının 3-4 kez tadilat gördüğünü, bu nedenle adli emanet odasındaki eşyaların 3-4 kez başka bölümlere taşınıp tadilat bitiminde tekrar eski yerine alındığını, hatırladığı kadarıyla bu olay olduğu zaman inceleme dışı sanığın göreve yeni başladığını, bir veya iki aydır görevde olduğunu, Cumhuriyet Başsavcısının, emanete bakmakla görevli Başsavcı Vekilinin veya görevlendirilen diğer Cumhuriyet savcılarının emanet deposundaki eksiklikleri tespit ya da başka amaçla emanet deposuna gelip bakmadıklarını, çalıştığı dönemde sanık ...'in emanet deposuna geldiğini hiç hatırlamadığını, sanık ...’nın ise hırsızlık olayından önce bir kez emanet deposuna geldiğini, bahsettiği kalorifer borularının geçtiği yerdeki büyük boşluğu da bizzat gördüğünü, bunun dışında emanet deposunun Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet savcıları tarafından düzenli ve sıkça kontrol edilip denetlenen bir yer olmadığını, adli emanette en son 2012 yılı Mayıs ayında sayım yapıldığını, Tanık Metin Özkan; olay tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığında Kurul ve Bakanlık Muhabere Bürosunda yazı işleri müdürü olarak görev yaptığını, iddianamede adı geçen sanıkları ... Adliyesinde birlikte çalıştığı için tanıdığını, ...'nın o dönemde Başsavcı Vekili, inceleme dışı sanık ...'in Başsavcı, ...'in ise emanetten sorumlu Cumhuriyet savcısı olduğunu, olaya ilişkin herhangi bir görgüsü olmayıp olayın ortaya çıkması sonrasında soruşturma aşamasında bilgi sahibi olduğunu, Tanık ... ...; 2010-2013 yılları arasında ... Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, yapılan ... bölümüne göre adli emanetten sorumlu olduğunu, adli emanette ilçelerden gönderilen ve il merkezinde ele geçirilen uyuşturucu maddeler nedeniyle emanet deposunda fazla miktarda uyuşturucu madde bulunduğunu, hatta 2010 yılında ... Adliyesine tayin olduktan sonra adli emanet müdürlüğünün kontrol ve denetiminden sorumlu olunca söz konusu adli emanet deposunda hırsızlık olayı olduğunu öğrendiğini, ancak ayrıntısını bilmediğini, bu olay nedeniyle adli emanete önem vermeye gayret ettiğini, uyuşturucu maddelerin imhası ve diğer eşyaların milli ... müdürlüğüne teslimi veya mahkeme kararı gereğince ilgilisine teslimi konusunda işlemler yaptığını, yargılama aşamasında uyuşturucu maddelerin numune alınması sonrası imha edilmesi konusunda mahkemelerden taleplerde bulunduğunu, söz konusu hırsızlığın ne şekilde gerçekleştiği ve olay sonrası yapılan soruşturma konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, ancak hırsızlık olayından sonra görev yaptığı dönemde emanet deposunda çok eski yıllara ait eşyaları tasfiye edip mevcut düzensizliği sonlandırmak istediğini bildirdiği inceleme dışı sanığın, uyuşturucu maddelerin imhası, emanetteki eşyaların milli ... müdürlüğüne teslimi konusunda personel ve araç ayarlanması konusunda kendisine yardımcı olduğunu, ancak CMK’nın 250. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı adli emanet müdürlüğünün işleyişi konusunda bir bilgiye sahip olmadığını, Tanık...; yaklaşık 11 yıldır ... Adliyesi İdari İşler Müdürlüğünde zabıt kâtibi olarak çalıştığını, adliyede uyuşturucu maddelerin çalındığı dönemde de aynı birimde görevli olduğu, o tarihte idari işler müdürlüğüne gönderilen bütün evrakın kendisine teslim edildiğini, UYAP'tan (Ulusal Yargı Ağı Projesi) gönderilen ve fiziki olarak verilen evrakı alacak başka kâtip bulunmadığını, yazı işleri müdürü olan tanık ...’in UYAP’ı çok bilmediğini ve yaşlı olduğunu, kendisine teslim edilen ve UYAP'tan aldığı evrakı aynı gün müdürlerine teslim ettiğini, yoğunluktan dolayı gelen evrakın içeriğini hatırlayamadığını, kalemde tek kâtip olduğu için mecburen bütün evrakı kendisinin teslim aldığını, aynı kalemde çalıştıkları için evrakı müdürüne zimmetle teslim etmesinin de mümkün olmadığını, kaldı ki adli emanet gibi önemli bir yerin söz konusu fiziki şartlarının iyileştirilmesine ilişkin talebin sadece bir defa yapılmasının da normal olmadığını, çünkü günlük işlerde bile ilgili kâtiplerin 3-4 defa arayıp taleplerini yinelediklerini, Tanık ...; 2011 yılında CMK’nın 250. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı adli emanet deposunda zabıt kâtibi olarak çalıştığını, tadilat sonrası emanet deposunu gezdiklerinde havalandırma borularının orda bir insanın geçebileceği kadar boşluk olduğunu tespit ettiklerini, bu durumun güvenlik açısından tehlikeli olabileceğinden tanık ...’ın bu boşluğun kapatılması gerektiğini sanık ...’ya ve idari işler müdürü ...’e söylediğini, hatta inşaat firması yetkilisine de aktardığını, firma yetkilisinin bu durumun görevleri kapsamında olmadığını söylemesi üzerine tanık ...’ın ilgili yazıyı yazdığını, emanetten sorumlu Cumhuriyet savcısının durumdan bilgisinin olduğunu, Başsavcı Vekiline de sürekli bilgi aktarıldığını, o dönemde müdürleri olan tanık ..., kâtip olan tanık Suphi ve hizmetli olan tanık Zeydin'in adli emanet deposuna sayım yapmak için indiklerinde adli emanet eşyalarında eksiklik olduğunu tespit etmeleri üzerine hep birlikte emanet deposuna indiklerini, tüm odalara tek tek baktıklarını, çok fazla miktarda uyuşturucu maddenin eksik olduğunu anladıklarını, daha sonra tanık ...’ın o dönem Başsavcı Vekili olan...ın yanına gidip haber verdiğini, adli emanette bulunan havalandırma borularının geçtiği kısımlardaki büyük boşlukların kapatılması için tanık ...’ın idari işler müdürlüğünden defalarca talepte bulunduğunu, bir kez de yazılı talepte bulunduğunu, Mayıs ayında emanet müdürlüğünde sayım yaptıklarında emanette kayıtlı eşyaların tam olduğunu tespit etttiklerini, ancak Eylül ayındaki sayımda söz konusu açığın ortaya çıktığını, Tanık ... savcılıkta; 1998 yılından itibaren ... Adliyesinde emanet memurluğunda çalıştığını, 2011 yılında tadilat nedeniyle hem adli emaneti hem de CMK’nın 250. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı adli emaneti Bölge İdare Mahkemesi binasının alt katına taşıdıklarını, ana binanın alt katında ise tadilat yapılıp adli emanette genişletme çalışması gerçekleştirildiğini, 2011 yılı sonunda da emanet eşyalarını tekrar mevcut yerlerine taşıdıklarını, ancak taşınmadan önce adli emanette 9-10 kişi ile birlikte bahse konu boşluğu fark edip söylediği sanık ...'nın "Oradan insan geçer mi sen çok şey biliyorsun." dediğini, daha sonra emanet müdürü olan tanık ...’ın boşluğun kapatılması için yazı yazdığını hatta sözlü olarak da söylediğini kendisine anlattığını, ancak boşluğun kapatılmadığını, bu boşluğun dışarıdan değil içeriden fark edilebildiğini ve bir insanın geçebileceği genişlikte olduğunu, adli emanet eşyalarının taşınması sırasında temizlik işçilerinin de yardım ettiğini, onların da söz konusu boşluğu görmüş olabileceğini, bunun kapatılması gerektiğini kendi aralarında konuştuklarını, müdürlerinin de Cumhuriyet savcısına bildirdiğini, bizzat herhangi bir Cumhuriyet savcısına veya Cumhuriyet Başsavcısına söyleyip söylemediğini hatırlamadığını, hırsızlık olayından sonra o boşluğun kapatıldığını, tahminine göre hırsızlığı en az iki kişinin yapabileceğini ve bunun aynı anda yapılmasının da mümkün olmadığını, değişik zamanlarda hırsızlığın yapılmış olabileceğini, bu boşluktan en fazla 10-15 kg uyuşturucu madde çıkarılabileceğini, İstinabe yoluyla alınan beyanında; 2011 yılında adli emanet bürosunda zabıt kâtibi olarak çalıştığını, adli emanet deposu olarak kullanılacak yerin aslında bir koridor olduğunu, daha sonra bu koridoru kapatıp adli emanet deposu olarak kullanılabilmesi için gerekli işlemleri yaptıklarını, sadece havalandırma borularının geçtiği yerlerde kare şeklinde boşluklar kaldığını, tadilat işlemleri sırasında o dönem Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan sanık ...'ya bu boşlukların kapatılmasını sözlü olarak söylediğini, ancak sanığın "Sen çok şey mi biliyorsun, müdürlerin burada susmuş sen konuşuyorsun." dediğini, bu konuşma sırasında yanında DGM emanet müdürü Zülfiye Tosun, adli emanet müdürü Rahime Bozan ve adli emanet memurları Sezgin Memiş, Kader Pektaş ve ismini hatırlayamadığı dokuz-on kişinin daha bulunduğunu, adli emanet eşyalarını Bölge İdare Mahkemesinin deposundan tadilatı biten adli emanet deposuna taşırken temizlik firması elamanlarının da kendilerine yardım ettiğini, havalandırma borularının olduğu yerdeki deliğin dışarıdan fark edilmediğini, ancak içeriden anlaşıldığını, tahminine göre hırsızlığı en az iki üç kişinin gerçekleştirdiğini, söz konusu boşluktan en fazla 10-15 kg uyuşturucu çıkarılabileceğini ve hırsızlığın peyderpey yapıldığını düşündüğünü, Tanık ...; 2011 yılında ... Adliyesinde idari işler müdürü olarak görev yaptığını, 2010 yılında adliye binasında tadilata başlandığını, Başsavcı Vekili sanık ...'nın hem adli emanetten hem de CMK’nın 250. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı adli emanetten sorumlu olduğunu, emanet deposunun genişletilmesi için tadilat yapılması talimatı vermesi üzerine emanet deposunun genişletildiğini, ancak havalandırma borularının geçtiği yerlerde açıklıklar oluştuğunu, bu açıklıkların küçük olduğunu, kanaatine göre bu açıklıklardan çok zayıf bir insanın çok zor geçebileceğini, tadilatın gerçekleştiği bir gün sanık ... ve tadilat işlerinden sorumlu mühendis ... ile birlikte tadilat yapılan yerleri gezdiklerini, sanık ...’nın, mühendis ...’e havalandırma borularının olduğu yerlerdeki boşlukları da göstererek "Bu boşlukları da kapatın, sonradan sıkıntı yaşamayalım." dediğini, mühendis ...'in tamam demesine rağmen ilerleyen zamanlarda bu boşlukların kapatılmadığını, uyuşturucu maddelerin depodan çalındığı dönemde idari işler müdürlüğü kaleminde kâtip olan tanık... ile memur ... Koç ve hizmetli Aziz'in bulunduğunu, UYAP'tan gelen evrakı çıkarıp kendisine teslim etme görevinin tanık Emrah'a ait olduğunu, ...'in de idari işler ile ilgili evrak teslim ve düzenleme işlerine baktığını, havalandırma borularının kapatılmasına ilişkin yazının kendisine hiç intikal etmediğini, bu yazıyı görmediğini, görmüş olsa gerekli işlemleri hemen yapacağını, kaldı ki sözlü olarak kimsenin bu havalandırma boşlukların kapatılması için kendisinden talepte bulunmadığını, adli emanet depolarından emanet müdürlerinin sorumlu olduğunu, adliye içerisinde sorumluluk alanına giren yerlerde ihtiyaç ve eksiklikleri gidermek görevinin olduğunu, Tanık ...; Özşanlı Temizlik firmasının sahibi ve temsilcisi, Akdamar Temizlik f
Ceza Genel Kurulu, 2017/630 E., 2020/385 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesince (TMK'nın mülga 10. maddesi ile görevli) verilen 07.03.2013 tarihli ve 244-54 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16.
Ceza Genel Kurulu         2017/630 E.  ,  2020/385 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 383-28 Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan sanık ...'in 3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddesi, 5237 sayılı TCK'nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 8. Ağır Ceza Mahkemesince (TMK'nın mülga 10. maddesi ile görevli) verilen 07.03.2013 tarihli ve 244-54 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 22.05.2015 tarih ve 2351-2319 sayı ile; “... İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için; 1- Müdahalenin kanunlarda öngörülmüş olması, 2- Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır. 3- Müdahale demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır. İfade özgürlüğü terörle mücadele kapsamında en çok müdahale ve sınırlamaya maruz kalan temel haklardandır. Nitekim 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesindeki propaganda yasağı bu duruma örnek teşkil etmekle birlikte kanun koyucu maddede zaman zaman yaptığı değişikliklerle özgürlüğü genişletmiştir. Bu amaçla 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu; terör örgütünün propagandası suçunun oluşabilmesi için; örgütün 'cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde' yapılması zorunlu kılınarak, sınırlamanın AİHS'ye uygun hâle getirilmesi amaçlanmıştır. Ancak, aynı Kanun'un 7. maddesinin 2. fıkranın (b) bendinde ise; toplantı ve gösteri yürüyüşünde gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1- Örgüte ait resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2- Slogan atılması, 3- Ses cihazları ile yayın yapılması, 4- Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi, Şeklindeki fiil ve davranışlar propaganda suçundan cezalandırılacaktır. Bu düzenleme ile kanun koyucu herhangi bir unsurun varlığına bağlı olmaksızın bu suçun oluşacağını kabul edilmek suretiyle ifade özgürlüğü parametrelerini dışlayan tipe uygun eylem tanımlaması yapılmıştır. T.C. Anayasası'nın 90/son. maddesine göre 'usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.' Temel hak ve hürriyetlere ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ekli protokoller Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmıştır. Anayasal düzenleme karşısında, ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesi bir iç düzenleme şekline dönüşmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; kişinin hakkı ile toplumun çıkarı ve özellikle kişinin temel ifade özgürlüğü hakkı ve demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında bir denge kurulması ihtiyacını beraberinde getirmektedir (Zana v. Türkiye). Devletlerin terör ile mücadelesinin zorluklarına vurgu yaparak, müdahalenin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, hedeflenen meşru amaca uygun olup olmadığını, devlet yetkililerince ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır (Yılmaz ve Kılıç/Türkiye davası). Terör ile mücadele kendine özgü bir takım zorlukları barındırdığından devletler bu mücadelede daha geniş bir takdir marjına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte terör ile mücadelede bir hukuk rejimidir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerin ihmal edilebileceği bir alan değildir. Toplantı veya gösteri yürüyüşünde olsun veya olmasın; yazı veya sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır. İfade özgürlüğü sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir. Sanığın Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/233 esas sayılı dosyasında silahlı terör örgütüne üye olma, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma, tasarlayarak adam öldürme, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından yargılandığı sırada mahkûmiyet kararı açıklandıktan sonra bölücü terör örgütü liderini övücü nitelikte slogan attığı olayda, yukarıdaki açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde, sanığın sarf ettiği sözlerin mahkûmiyet hükmüne bir tepki olarak sınırlı sayıda insanın bulunduğu ortamda söylendiği, propaganda yapma kastının bulunmadığı, diğer taraftan örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı, bu beyanların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hâlde, yasal olmayan gerekçe ile sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi ise 26.01.2016 tarih ve 383-28 sayı ile; "...Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/2351 esas ve 2015/2319 karar sayılı bozma ilamındaki gerekçelerin 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesinde sayılan propaganda suçunun maddi unsurları arasında yer almadığı gibi sanığın, benzer mahiyetteki suçlardan yargılandığı kamu davasına ilişkin görülen duruşmada mahkûmiyetine ilişkin hükmün açıklanması sonrasında, aleni duruşmada mahkeme heyeti ile birlikte izleyicilerin huzurunda, benzer suçtan yargılandığı duruşmadaki mahkeme heyetinin yüzüne karşı bölücü terör örgütü liderinin ismini açıkça söylemek suretiyle propaganda yaptığı, söylediği sözlerin ve söyleyiş şeklinin hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne tepki olarak değerlendirilemeyeceği, her ortamda ve durumda sanık bölücü terör örgütünün sözde liderini övmek suretiyle yoğun bir kasıt altında kanunun suç saydığı propaganda eylemini gerçekleştirdiği, aleni duruşmada Mahkeme heyeti ve izleyicilerin huzurunda bölücü terör örgütünün sözde liderini övücü sözlerle bağırarak slogan atması nedeniyle Mahkeme heyetinin de her şeyden önce bir vatandaş olduğu ve görevi gereği bulunduğu duruşma salonunda bu propagandaya maruz kalmasının normal bir durum olarak karşılanamayacağı gibi Mahkemelerin duruşma salonları, bölücü terör örgütünün sözde liderinin övüleceği yerler de değildir, propagandaya dair söylenen sözlerin kendisi gibi düşünenlerin bulunduğu kahvehane gibi bir ortamda söylenmediği, propaganda sözlerinin aynı benzer suçtan yargılandığı duruşmadaki Mahkeme heyetine yönelik olarak yoğun bir kasıt altında işlendiği ve sanığın pişmanlık göstermeyen davranış içerisinde bulunarak, yaptıkları ve söyledikleri sözlerin ve yaptığı propagandanın meşru bir davranışmış gibi göstermesinin de kabul edilemeyeceği, kaldı ki yukarıda da ayrıntılı bir şekilde değinildiği üzere, sanığın duruşma salonunda bölücü terör örgütünün sözde liderini övmesi, şiddet kullandığı sabit olan ve şiddetle anılan bir terör örgütünün sözde liderini överek, terör örgütünün masum insanlara yönelik uyguladığı şiddetin de meşru gösterilmeye çalışıldığı, bu itibarla terör örgütünün uyguladığı şiddetin de övülmüş olduğu gibi atılı suçun unsurunda da yer aldığı üzere terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde terör örgütünün sözde liderini övmek amacıyla slogan attığı, bu itibarla eyleminin fikir özgürlüğü kapsamında da kalmadığı..." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.04.2016 tarihli ve 91435 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 22.12.2016 tarih ve 586-2141 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 23.03.2017 tarih ve 220-3445 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yerel Mahkemece sanık Murat Kozat hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamında göre inceleme sanık ... hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından, Diyarbakır (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile görevli) 2011/233 esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada, 22.10.2012 tarihli duruşmada sanığın Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan ağırlaştırılmış müebbet; kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ayrı ayrı yedi kez 18 yıl hapis; tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan 8 yıl 4 ay hapis ve 30.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, Diyarbakır (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesince (TMK’nın mülga 10. maddesi ile görevi) düzenlenen 22.10.2012 tarihli tutanağa göre; yargılama sonucu verilen hükümler açıklandıktan sonra duruşma salonunda inceleme dışı sanık Murat Kozat'la birlikte sanık ...’un defalarca “Biji serok Apo” şeklinde slogan attığı, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; 22 Ekim'de duruşmada Kürtçe savunma yapmak istediğini, duruşma sonunda aldığı cezalara tepki olarak “Biji serok Apo” şeklinde slogan attığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için, propaganda kavramından, silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu düzenleyen 3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddesinde suç tarihine kadar yapılan değişikliklerden ve ifade özgürlüğüne ilişkin düzenlemelerden bahsetmek gerekecektir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “propaganda” kavramı, “Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca” olarak tanımlanmıştır. Propaganda, bir düşünce açıklamasıdır ancak her düşünce açıklamasını propaganda olarak kabul etmek mümkün değildir. Bir düşünce açıklamasının propaganda olarak kabul edilebilesi için, pasif düşünce açıklaması şeklinde değil, sistematik, yoğun, taraftar kazanmak ve başkaca kişilerin düşüncelerini etkilemek amacıyla düşünce aşılama şeklinde olması gerekir (İbrahim Şahbaz, Karşılaştırmalı Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.22). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.12.1990 tarihli ve 263-336 sayılı kararında propaganda, "Toplumun bütününü veya belirli bir kesiminin inanç, tutum ve davranışlarını yönlendirmek maksadıyla bilinçli olarak seçilen bilgi, olgu ve savları sistematik bir gayret ve muhtelif araçlarla yayma etkinlikleri, geniş bir kitleyi, muayyen hedefler doğrultusunda ikna etme çabası" olarak tanımlanırken Anayasa Mahkemesi ise propagandayı, "Belli bir maksada ulaşmak ve taraftar kazanmak adına düşüncelerin birden çok kişinin bilgisine ulaştırılmasını sağlayan bir etkileme eylemi ve şekli, bir fikri yayma, tanıtma, benimsetme maksadına matuf eylemler" şeklinde tanımlamıştır. Örgüt propagandası ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2017 tarihli ve 383-60 sayılı kararında "Terör örgütünün düşüncesini yaymak amacıyla slogan atarak; bildiri, gazete, dergi dağıtarak ya da satarak; resim, yazı, bayrak, pankart asarak, taşıyarak, basın açıklaması yaparak bu düşünceyi övmek, yüceltmek, haklı ve meşru göstermeye çalışmak şeklindeki eylemler" olarak ortaya konmuştur. 3713 sayılı Kanun’un “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu düzenleyen 2. fıkrası; “Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş yüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesi ise; “Maddede, bu Kanun'un 3 ve 4. maddesi ile Türk Ceza Kanunu'nun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315. madde hükümleri saklı kalmak üzere baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini benimseyerek Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini ve Devletin siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla örgüt kurma, bu şekilde kurulmuş örgütlerin faaliyetlerini düzenleme veya bu örgütleri yönetme ve bu örgütlerin propagandalarının yapılması ve her ne suretle olursa olsun yardım edilmesi fiilleri cezalandırılmaktadır. Maddede, yardımların belirtilen mahallerde yapılması ağırlatıcı sebep sayılmaktadır. Ayrıca dernek, vakıf, sendika ve benzeri kurumların teröre destek olduklarının tespiti hâlinde bu yerlerin faaliyetlerinin durdurulacağı, mahkemece kapatılacakları ve mal varlıklarının müsaderesine karar verileceği belirtilmektedir. Örgütle ilgili propagandanın Basın Kanunu'nun 3. maddesinde belirtilen mevkutelerle işlenmesi hâlinde verilecek ceza, maddenin son fıkrasında gösterilmektedir.” olarak ifade edilmiştir. 29.06.2006 tarihli 5532 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile yapılan değişiklikle 3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddesi; “Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beş bin gündür. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır: a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması. b) Terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses cihazları ile yayın yapılması ya da terör örgütüne ait amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.” hâline getirilmiş olup, yapılan değişikliğin gerekçesi; “Maddenin ikinci fıkrasında terör örgütünün veya bu örgütün suç işlemek yönündeki amacının propagandasının yapılması suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu fıkranın ilk iki cümlesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220. maddesinin sekizinci fıkrası hükümlerinden ibarettir. Dikkat edilmelidir ki, bu tanıma göre suç oluşturan fiillerden birisi, terör örgütünün amacının propagandasının yapılmasıdır. Buradaki amacı, suç işlemek yönündeki amaç olarak anlamak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasının (a) ile (c) bentlerinde bu kapsamda cezalandırılacak fiil ve davranışlar gösterilmiştir. Yapılan değişiklikle, terör örgütünün veya amacının propagandası suçuyla bağlantılı olarak da basın ve yayın organlarının sahiplerine dikkat ve özen yükümlülüğü yüklenmiştir. Bu yükümlülüğün ceza hukuku sorumluluğuna etkisi ile ilgili olarak, Kanunun 6. maddesinin değiştirilen dördüncü fıkrası hükmünün gerekçesi göz önünde bulundurulmalıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında terör örgütünün veya amacının propagandasının belli yerlerde yapılması, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsuru olarak tanımlanmıştır.” olarak ifade edilmiştir. 3713 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrası 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile; “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır: a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması. b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2. Slogan atılması, 3. Ses cihazları ile yayın yapılması, 4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Maddede yapılan değişikliğin gerekçesi ise; “AİHM, şiddeti teşvik edici nitelikte olmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek, içeriğinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan ya da kişileri silahlı isyana teşvik edici nitelikte olmayan açıklamalar nedeniyle bireylerin Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde cezalandırılmasını ifade özgürlüğüne aykırı bulmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, maddenin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden belirlenmekte, maddeye 'cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde' ibaresi eklenerek suçun kapsamı AİHM standartlarına uyumlu hale getirilmektedir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 18/6/2009 tarihli ve E.:2006/121, K.:2009/90 sayılı iptal kararının neticesinde ortaya çıkan mükerrerliğin önlenmesi ve söz konusu Karara uyum sağlanması amacıyla maddede teknik bir düzenleme yapılmaktadır. Ayrıca, maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklikle, bent kapsamındaki suçların unsurları daha somut hâle getirilmiştir.” olarak ifade edilmiştir. 3713 sayılı Kanun’un “Terör tanımı” başlıklı 1. maddesi “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklindedir. Uyuşmazlığın çözümlenmesinde ifade özgürlüğüne ilişkin düzenlemelere de ayrıca değinildikten sonra somut durum tartışılmalıdır. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. Görev ve sorumluluklarda yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin toprak bütünlüğünün kamu güvenliğinin korunması ve kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir" hükümlerine yer vermiştir. Anayasamıza bakıldığında; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." 26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Kural olarak ifade özgürlüğü gözetilmekle birlikte AİHS'nin 10. maddesinin 2. paragrafından ifade özgürlüğünün mutlak haklardan olmayıp belli koşulların varlığı hâlinde sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçu kapsamında Sözleşme’nin 10. maddesi ile koruma altına alınan ifade özgürlüğüne ilişkin müdahalenin haklı olup olmadığı, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, “müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı” ve “müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı ve orantılılık temelinde incelemektedir. Kanunla öngörülmüş olma ölçütü, devletin müdahalesine dayanak oluşturan yasal düzenlemenin erişilebilir ve öngörülebilir olması anlamına gelmektedir. Kanunla öngörülme hususunda önemli olan yasanın hukuki niteliğidir. Meşru amaç, 10. maddenin 2. fıkrasında sayılan ve orada belirtilenlerin korunması uğruna ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmasına imkân tanıyan değer veya çıkarlardır. 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 2. fıkrasında yazılı propaganda suçunun oluşması için terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde veya terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini övecek şekilde veya terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde yapılması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla işlenen fiil terör örgütü ile ilgili olmakla birlikte bu örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine ilişkin değilse, işlenen fiil terör örgütü ile ilgili olmakla birlikte bu örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine ilişkin bu yöntemleri bir başkasına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla işlenmiyorsa, işlenen fiilin konusu terör örgütü ile ilgili ve bu örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine ilişkin olmakla birlikte bu yöntemleri meşru gösterecek övecek yada bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde değilse 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 2. fıkrasında yazılı suçun işlenmesi söz konusu olamaz. 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemenin son cümlesine göre; "Aşağıdaki fiil ve davranışlarda bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır: a).... b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1- Örgüte ait amblem resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2- Slogan atılması, 3- Ses cihazları ile yayın yapılması, 4- Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi," şeklindedir. Bu hâllerde suçun oluşması için terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinin varlığı suçun oluşması için gerekli değildir. 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde yazılı düzenlemeden söz konusu fiilleri bilerek ve isteyerek işleyen kişinin, başka herhangi bir unsurun varlığına bağlı olmaksızın bu suç tipini ihlal edeceği anlaşılmaktadır. Anılan maddede 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinde 6638 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle yapılan düzenlemede de 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi 2. fıkrası ile (b) bendinde yer alan düzenleme aynen korunmuştur. Yine ifade özgürlüğüne sınırlandırılması yönünde ikinci ölçüt "ulusal güvenliğin toprak bütünlüğünün kamu güvenliğinin korunması ve kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınmasına" ilişkin değerlerdir. Sınırlamanın demokratik toplumlarda gerekli olması ise; ifade özgürlüğüne yapılacak müdahale açısından bu ihtiyaca cevap vermek için başvurulan araç ile bireyin ifade özgürlüğü arasında adil veya orantılı bir dengenin bulunması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki değerlendirmelerine göre gerçekleşen müdahale, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmalıdır. Zorlayıcı toplumsal ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesinde ve bu ihtiyacın giderilmesi amacıyla alınacak önlemlerin seçiminde ulusal makamların takdir hakkı bulunmaktadır. AİHM özellikle terör propagandası iddiası bulunan ifadelere ilişkin olarak yapılan sınırlamalarda daha ziyade söz konusu sınırlamanın demokratik toplumda gerekli olup olmadığı hususunda inceleme yapmaktadır. Mahkeme bu incelemeyi yaparken ifadeyi bir bütün olarak ele almakta ayrıca ifade edenin kişiliğini, ifade ettiği konunun toplumsal sorun olması ve toplumsal duyarlılık boyutunu, ifade ediliş şeklini, ifade edildiği ortamı ve zamanı ayrı ölçütler olarak incelemektedir. Demokratik bir toplumda terör, aşağılama, nefret söylemlerinin himaye görmesi mümkün değildir. Salt terör eylemlerinin değil terörü vasıta olarak benimseyen örgüt ya da benzeri oluşumların da demokratik toplum için tehlike teşkil ettiği gözetildiğinde bu tür örgütlerin destekçisi olduğunu belli edecek ifade açıklamalarının demokratik toplumda korunması mümkün bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Diyarbakır (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile görevli) 2011/233 esas sayılı dosyasında 22.10.2012 tarihli duruşmada yargılama sonucu verilen hükümler açıklandıktan sonra duruşma salonunda inceleme dışı sanıkla birlikte sanık ...’un defalarca “Biji serok Apo” şeklinde slogan attığı olayda; Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu düzenleyen 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile yapılan ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren değişiklikle eylemin terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 3713 sayılı Kanun’a ilişkin yapılan değişiklik gerekçeleri “AİHM, şiddeti teşvik edici nitelikte olmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek, içeriğinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan ya da kişileri silahlı isyana teşvik edici nitelikte olmayan açıklamalar nedeniyle bireylerin Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde cezalandırılmasını ifade özgürlüğüne aykırı bulmaktadır. Verilen mesajın şiddete çağrı, teşvik veya silahlı direnişe ve isyana davet veya nefret söylemi ile şiddetin doğmasına uygun ortamı kışkırtacak nitelikte olması şartlarının sanığın konumu konuşulan yer ve zaman ile açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulması şarttır ". Dolayısıyla yapılan düzenlemeyle, maddenin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden belirlenmekte, maddeye ‘cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde’ ibaresi eklenerek suçun kapsamı AİHM standartlarına uyumlu hâle getirilmektedir.” şeklinde belirtilmiştir. Somut olayda yargılama sonucu verilen hükümler açıklandıktan sonra duruşma salonunda inceleme dışı sanıkla birlikte sanık ...’un defalarca “Biji serok Apo” şeklinde söylediği sözlerin her ne kadar 3713 sayılı Kanun’un 7 maddesinin ikinci fıkrasının (b) başlığının 2. alt bendi kapsamında “terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde slogan atılması” şeklinde kabul edilmesi için aranan, sözler ile uyuşmazlığa konu ifadenin gerek içeriği gerekse açıklandığı ortam ve muhataplarındaki etkisi gözetildiğinde; ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek sanığa atılı silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmelidir. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık hakkında silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün Yargıtay yüksek 16. Ceza Dairesince bozulmasına ilişkin kararına yönelik Yerel Mahkemenin direnme kararının bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun düşüncesine katılmak mümkün bulunmamıştır, Zira; Sanık hakkında Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık olarak yargılandığı Devletin Birliği ve Ülke Bütünlüğünü Bozma, silahlı terör örgütü faaliyeti çerçevesinde adam öldürme, patlayıcı madde bulundurma, suçlarına ilişkin kamu davasının karar duruşmasında atılı suçlardan mahkûmiyet hükmü kurulması üzerine duruşma salonunda bir çok defa ‘biji serok apo’’sözlerini içeren sloganı attığı bu surette terör örgütünün propagandasını yaptığı iddiasıyla 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesi uyarınca dava açılmıştır. Sanık duruşmada kürtçe savunma yapmak istediğini duruşmanın bittiğini ağırlaştırılmış müebbet ve 150 yıl hapis cezası aldığını, cezaya tepki olarak sloganı attığını savunmuştur. Yerel mahkeme sanığın eylemini sabit görmüş, düşünce özgürlüğü bağlamında mütaala edilemeyeceğini karar gerekçesinde tartışmış PKK silahlı terör örgütünün bu vasfı nedeniyle nefret ve şiddete davet eden şiddeti özendiren silahlı terör örgütü propagandası olduğu kabulüne yer vererek PKK silahlı terör örgütünün bu vasfı ve eylemlerinin devam ettiğine vurgu yapmak suretiyle sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Hükmü temyizen inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesi sanığın Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma, silahlı terör örgütü faaliyeti çerçevesinde adam öldürme, patlayıcı madde bulundurma suçlarından, yargılandığı davada mahkûmiyet kararı açıklandıktan sonra üyesi olduğu terör örgütü liderini övücü slogan atması şeklindeki olayda sanığın sarfettiği sözlerin mahkûmiyet hükmüne tepki olarak sınırlı sayıda insanın bulunduğu ortamda söylendiği, propaganda yapma kastının bulunmadığı, örgütün cebir şiddet tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ve övecek teşvik edecek nitelikte olmadığı, beyanlarının ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verildiğinden bahisle mahkûmiyet hükmünü bozmuş, Yerel Mahkeme anılan bozma kararına direnmiştir. Öncelikle ifade edilmesi gerekir ki Özel Daire eylemin gerçekleştiği yerin sınırlı sayıda insanın bulunduğu ortamda söylenmesi propaganda kastının bulunmaması eylemin cebir şiddeti teşvik edecek nitelikte bulunmadığından propaganda suçunun oluşmayacağı yani suçun unsurlarının tipiklik bağlamında oluşmadığı ve eylemin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesi ile mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Evvelemirde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2-b-2. maddesi kapsamında kalan ve slogan atma şeklinde gelişen sanığın eylemi toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, örgütün üyesi ve destekçisi olduğunu belli edecek biçimde slogan atması ile birlikte başka bir unsurun varlığı aranmaksızın oluşacağı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.02.2020 tarih 2016/1140-2020110; 06.02.2020 tarih ve 2016/729-2020/67 sayılı kararları ve bizzat Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19.11.2015 tarih ve 5766-4258; 10.11.2015 tarih ve 1843-3918 sayılı ve benzeri nitelikte bir çok kararı ile yine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir çok kararında vurgulandığı üzere, 3713 sayılı Kanunu'nun 7/2 ilk cümlesi için suçun unsuru olan örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteme, övme yada bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme 3713 sayılı Kanunu'nun 7/2-b-2. maddesinde yazılı suçun unsuru değildir. Dairenin bozma kararında belirttiği 'mahkûmiyete tepki olarak sınırlı sayıda insanın bulunduğu ortamda söylenmesi ve örgütün cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek övecek veya teşvik edecek nitelikte olması' 3713 sayılı kanunun 7/2-b-2 maddesinde yazılı suçun unsurlarına etkisi yoktur. Kaldı ki yukarıda tarih ve sayıları yazılı kararlarda daire kararı ile çelişen bir kabule yer verilmiştir. Terör örgütü propagandası yapılan yerin sınırlı sayıda insanın bulunduğu yer olması, duruşma salonu olması suçun unsuru açısından önemi yoktur. Gerek suç teorisi gerekse Yargıtay yerleşik içtihatlarında tek kişinin bulunduğu yerde dahi suçun işlenmesi mümkündür. Ayrıca propagandanın kimlere yapıldığınında suçun unsurları yönünden bir önemi yoktur. Kanunda açıkça bu durum ‘toplantı ve gösteri yürüyüşünde gerçekleşmese dahi’ ibaresiyle bu husus tartışmaya yer vermeyecek biçimde açık olarak düzenlenmiştir. Propagandanın umuma açık ya da alenen olmaması ya da muhataplarının suçun oluşması yönünden önemi yoktur. Kaldı ki kararın açık duruşmada tefhim edildiği ve sloganın bu ortamda atıldığı hatırdan uzak tutulmamalıdır. O hâlde Dairenin suçun oluşmadığına ilişkin diğer gerekçesi olan 'propaganda yapma kastının bulunmadığı’ ibaresinin tartışılmasında zorunluluk vardır. Yargıtay Yüksek 16. Ceza Dairesi burada kanaatimce kasta ilişkin farklı bir değerlendirme yapmıştır. Propaganda gerek suç teorisi ve gerekse Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre genel kastla işlenen bir suçtur. Kast ve saikin farklı hukuki terimler olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Propaganda içeren sözlerin mahkûmiyet hükmüne tepki olarak söylenmesi sanığın saiki ile ilgili olup kastın yokluğundan söz etmek mümkün değildir. Slogan atma eyleminin mahkûmiyete tepki olarak yapılması sanığın kastını ortadan kaldırmayacağından bu gerekçeye katılmak mümkün değildir. Dolayısıyla direnme hükmü bu yönü ile de yerindedir. Silahlı terör örgütü propagandası yapma suçu Türk hukuk mevzuatına göre terör suçudur. Terör suçu olarak vasıflandırılmasının gerek iç hukukumuzda gerekse evrensel hukukta bazı sonuçları olacağıda açıktır. Herşeyden önce 3713 sayılı Kanun'da düzenlenen ve terör suçu olduğuna kuşku bulunmayan suçun fikir ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi mümkün müdür? Bu bağlamda sorunun cevabı açıktır. Gerek iç hukukumuzda gerekse AİHS'ye göre ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi mümkün değildir. AİHM'nin terör propagandası olduğunu kabul ettiği bir fiili ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirdiğine ilişkin hiç bir içtihadı yoktur. Ancak Türk mevzuatında terör suçu olarak düzenlenen silahlı terör örgütü propagandasının ve terörün tanımının her ülke ve uluslararası kuruluşlar mevzuatında ayrı tanımlanması ve her bir düzenleme terör suçlarını farklı şekillerde tanımladığı için bütün ülkelerin terör suçuna ilişkin ortak tanımlarının olmamasından kaynaklanan yaklaşım farklılıkları nedeniyle düşünce ve ifade özgürlüğü zımnında değerlendirmelere neden olmaktadır. Bunun gibi uluslararası birçok sözleşmede de terör tanımı farklıdır. Uçakların İçinde İşlenen Suçlara İlişkin Sözleşme; Sivil Havacığılın Güvenliğine Karşı Eylemlerin Önlenmesi Sözleşmesi; Rehine Alınmanın Önlenmesi Sözleşmesi; Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesi; Denizde Seyir Güvenliği Sözleşmesi; Kıtasahanlığı ve Platformların Güvenliği sözleşmesi; Terörist Bombalarının Önlenmesine İlişkin Sözleşme; Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Sözleşmesi; Nükleer Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi gibi sözleşmelerin her birinde farklı terör tanımlarına yer verildiği bu bağlamda ortaya çıkan ve bazı devletlerin güvenliğini hedef alan eylemler için zamana göre benzeri sözleşmeler düzenlendiği görülmektedir. Kanaatimce ülkemiz aleyhindeki terör için uluslararası toplumun böyle bir hassasiyetin bulunmadığını bireysel düşüncem olarak mütaala etmek durumundayım. Yine AİHM; ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine yönelik bazı kararlarının terörün tanımındaki bu farklılıktan kaynaklandığı düşüncesindeyim. Zira silahlı terör örgütü olan sivil ve kamu görevlisi on binlerce öldürme, yaralama eylemi gerçekleştiren ve bu eylemlerine hâl devam etmekte olan PKK silahlı terör örgütünün propagandasının yapılmasına ilişkin bazı ihlal kararlarının başka türlü izahının mümkün bulunmadığı düşüncesindeyim. Zira 1945 yılında savaş sonrasında intihar eden nazi liderinin hâlen övülmesine müeyyide içeren hiçbir ülke karara yönelik AİHM'de ihlal kararına rastlanılmamaktadır. Yine AİHS'ye göre hiçbir suretle terörü şiddeti öven , özendiren fiiller; nefret söylemi, kaba sövme ve aşağılama gibi fiiller ifade özgürlüğü içinde kabul etmesi mümkün değildir. Nefret söyleminde yakın tehlike aramayan AİHM'nin silahlı terör örgütü propagandası fiillerinde cebir ve şiddeti özendirip özendirmediğinin yakın tehlike kriteri ile değerlendirmesi de ayrı bir garabettir. Hâlâ sade vatandaş ve öğretmen gibi sivillere yönelik öldürme yaralama eylemleri gerçekleştiren örgütün propagandasının yapılmasında yakın tehlike kriteri aranması akla ve mantığa aykırıdır. Silahlı terör örgütünün propagandası için gerekli saikte şiddet ve terörü teşvik edeceği özendireceğinin mündemiç olduğuna kuşku bulunmamaktadır. Şiddet ve terörü teşvik eden ifade ve sözlerin fikir ve ifade hürriyeti bağlamında çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik, tolerans kapsamında himaye görmesi demokratik bir toplumda kabul edilmesi mümkün değildir. Her ne surette olursa olsun şiddet ve terörü teşvik edecek ifade açıklamalarına müdahale Türkiye gibi onlarca yıldır, varlığı yargı kararı ile sabit olmuş yüzün üzerinde terör ve silahlı terör örgütünün faaliyet gösterdiği bir ülkede demokrasinin korunması bağlamında demokratik toplum için gerekli ve zorlayıcı toplumsal amacın varlığı tartışma götürmeyecek bir gerçektir. Bu bağlamda sanığın ifade açıklamasına müdahale gerek kanunilik, gerek meşru amaç ve gerekse demokratik toplumda gereklilik bakımından meşru ve gereklidir. Öte yandan Terörle Mücadele Kanunu'nda yer alan terör suçlarında tayin edilen cezaların seçenek yaptırımlara, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasağı getiren 3713 sayılı Kanun'un 13. maddesi 6352 sayılı Kanun'la yürürlükten kaldırılmış olup koşullarının bulunması hâlinde tayin edilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara evrilmesi mümkün olduğu gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması keza ertelenmesi de mümkündür. Dolayısıyla İHAM kararlarında sıkça vurgulanan oranlılık ilkesinin Yerel Mahkemece değerlendirilmesi kanun değişikliği sonrasında mümkün hâle gelmiştir. İHAS'ın güncel mevzuatımıza göre iç hukukun bir parçası olduğunda kuşku yoktur. Bizzat İHAM' da dava konusu edilen İHAM kesinleşmiş kararlarının CMK’ nın 311. maddesi uyarınca bağlayıcı olduğuna da kuşku yoktur. Ancak İHAM kararları dava konusu edilmemiş ve hakkında karar bulunmayan benzer olaylar için emsal karar niteliğinde olup içtihat bağlamında dikkate alınması gerekmekle birlikte emsal nitelikte olan İHAM kararların da akla, mantığa, hukukun genel ilkelerine aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı da gözetilerek uygulanması gereklidir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu soruşturmanın şeklinde ilişkin AİHM verdiği bir ihlal kararını emsal dosyalar için AİHM kararında değerlendirilmeyen suç tarihinde yürürlükte bulunan soruşturmanın şeklini düzenleyen bir kanun hükmünü gözeterek emsal olarak kabul etmemiştir. Sonuç olarak sanığın silahlı terör örgütü içinde gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle yargılandığı duruşma salonu içinde karar tefhim edildikten sonra defalarca attığı sloganın silahlı örgüt propagandası suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı yönündeki daire kararına yukarıda açıklanan gerekçelerle katılmak mümkün bulunmadığı gibi mevzuatımızda terör suçu olan ve silahlı terör örgütünün propagandası suçunu oluşturduğun da kuşku bulunmayan eylemin terörü teşvik niteliğinde bulunduğu terör kavramının ifade özgürlüğü içinde mütaala edilmesi mümkün bulunmadığı keza, mutlak haklardan olmayan ve belli koşullarda müdahale edilmesi mümkün bulunan ifade özgürlüğüne kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik yönünden yapılan müdahalenin hukuka uygun bulunduğu bu nedenle suçun oluştuğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun sanığın eyleminin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı yönündeki düşüncesine iştirak etmek mümkün bulunmamıştır." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığa atılı silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2016 tarihli ve 383-28 sayılı, sanık ... hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, suçun unsurları itibariyle oluşmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiğinden gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.07.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 29.09.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Türk Medeni Kanunu'na göre, "tam ehliyetliler" aşağıdakilerden hangisini ifade eder?

A) Ayırt etme gücüne sahip ve ergin olan, ancak kısıtlı bulunan kişilerdir.
B) Ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişilerdir.
C) Ayırt etme gücü bulunmayan, ancak ergin olan kişilerdir.
D) Ergin olan, ancak kendisine yasal danışman atanmış kişilerdir.
E) 18 yaşını doldurmuş her kişidir.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol