Türk Medeni Kanunu 11. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 11 - Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.
Evlenme kişiyi ergin kılar.
c. Ergin kılınma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2022/8352 E., 2023/2384 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
yararı sağlayarak kullanılabilir durumda olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince; davacının seçimlik hakkını onarım yönünde kullanmış olduğu, onarım neticesinde arızanın giderildiği, bu hâli ile malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin TMK'nın 2 nci ve 6502 sayılı Kanun'un 11 nci maddeleri uyarınca hakkaniyete ve taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesine aykırı olacağı gözetilerek;
3. Hukuk Dairesi 2022/8352 E. , 2023/2384 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/37 E., 2022/1093 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2019/447 E., 2020/321 K.
Taraflar arasındaki ayıplı malın ayıpsız misli ile değişimi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar tarafından temyiz edilmiş olup davalı ...Ş. tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı ...Ş.’nin duruşma isteğinin reddine, davalıların temyiz dilekçelerinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde; 25.11.2016 tarihinde trafiğe çıkan ... Benz Vito/Metris/V sınıfı model WDF 447703 13 237024 şasi nolu aracının 28.01.2017, 23.05.2017, 30.06.2017 ve 11.07.2017 tarihlerinde aynı sebepten kaynaklanan arızalar nedeniyle onarım gördüğünü, 1 yıl içerisinde sürekli olarak gerçekleşen benzer arızalar sebebiyle aracı istenilen şekilde kullanamadığını ve araçtan umulan faydayı sağlayamadığını, start-stop arızası şikayeti ile toplamda 4 kez servise gittiğini, araçta gizli ayıp söz konusu olduğunu, karşı tarafa gerekli ihbarları yapmış olmasına rağmen cevap verilmediğini, her an aracın bozulması ihtimalinin söz konusu olduğunu, bu durumun tüketicinin üründen beklediği yararı düşürdüğünü belirterek dava konusu ayıplı aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, mümkün değilse araç bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizinden az olmamak kaydıyla avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... ... A.Ş. cevap dilekçesinde; ayıp ihbarının süresinde olmadığını, bedel iadesinin ve değişim koşullarının oluşmadığını, araçtaki ayıbın aracın misli ile değiştirilmesi gerektirecek kadar esaslı olmadığını, ücretsiz onarım hakkı kapsamında sorunun serviste giderildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı ... Tic. Türk A.Ş. cevap dilekçesinde; aracın imalatçısı veya ithalatçısı olmadıklarını, dava konusu araçta üretim hatası ve sözleşmeden dönmeyi gerektirecek hiçbir arıza bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu araçtaki davacının iddia ettiği arızanın giderildiği, 19.03.2020 havale tarihli raporda, bilirkişi heyeti tarafından araçta mevcut haliyle herhangi bir arızanın tespit edilmediği, dolayısıyla aracın misli ile değişimi ya da bedel iadesi koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinafa Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Nedenleri
Davacı istinaf dilekçesinde özetle; aracın 28.01.2017, 23.05.2017, 30.06.2017 ve 11.07.2017 tarihlerinde aynı sebepten kaynaklanan arızalar nedeniyle onarım gördüğünü, 1 yıl içerisinde sürekli olarak gerçekleşen benzer arızalar sebebiyle aracın istenilen şekilde kullanılamadığını ve araçtan umulan faydanın elde edilemediğini, bilirkişi heyetince her ne kadar keşif sırasında test sürüşü yapılmış ise de normal kullanımda meydana gelen arızanın keşif sırasında olmamasının her zaman olmadığı anlamına gelmeyeceğini, dosya kapsamındaki servis kayıtları ile birlikte dava konusu araca ilişkin tüm servis kayıtları celp edilerek teknik bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, araçta ayrıca ESP arızası ve çarpışma önleme asistanı arızasının da mevcut olduğunu, servis hizmetine rağmen bu arızaların tam olarak giderilemediğini, aracın objektif olarak taşıması gereken niteliklere haiz olmadığını belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davaya konu aracın, satın alındığı tarihten itibaren ortaya çıkan ve davalıya ihbar ile aracın yenisi ile değiştirilmesi talebine dayanak teşkil eden arızaları davanın devamı sırasında dahi tekrarlanmakla; bu kadar süre servise giden, tamirine karşın tekrarlanan arızalar taşıyan ve talebin niteliğine göre davalı yanca yenisi verilmedikçe iade edilmesi de gerekmeyen araçtan, yasanın aradığı anlamda sürekli yararlanıldığını kabule olanak bulunmadığından koşulları gerçekleşen aracın ücretsiz yenisi ile değiştirilmesi talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğinden davacının istinaf başvurusunun kabulüne; İzmir 1. Tüketici Mahkemesinin 20.10.2020 tarih, 2019/447 Esas, 2020/321 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne; dava konusu ... Benz Vito/Metris/V sınıfı model WDF 447703 13 237024 şasi nolu ... plakalı aracın davalılara iadesi halinde ayıpsız misli ile değiştirilmesine, infaz sırasında ayıplı ürünün temin edilememesi halinde İİK’nın 24 üncü maddesi gereğince işlem yapılmasına ve kararın infazı anında davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının gözetilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ... ... A.Ş. temyiz dilekçesinde; dava konusu araçta davacının iddia ettiği gibi mevcut herhangi bir arıza bulgusuna rastlanılmadığını, dava konusu şikayetlerin huzurdaki dava vukuu bulmadan önce ücretsiz onarım hakkı kapsamında onarımının yapıldığını, dava konusu araçta imalattan kaynaklanan bir ayıp bulunmadığını, aracın bu hali ile beklenen yararı sağlayarak kullanılabilir durumda olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince; davacının seçimlik hakkını onarım yönünde kullanmış olduğu, onarım neticesinde arızanın giderildiği, bu hâli ile malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin TMK'nın 2 nci ve 6502 sayılı Kanun'un 11 nci maddeleri uyarınca hakkaniyete ve taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesine aykırı olacağı gözetilerek; usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının ayıp nedeniyle seçimlik hakkı olan onarım hakkının kullanılması sebebiyle tüketilmiş olduğundan huzurdaki dava ile başka bir hak ileri sürülmesinin mümkün olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı ... Tic. Türk A.Ş. temyiz dilekçesinde; davacının maliki olduğu dava konusu ... plakalı aracın imalatçısı veya ithalatçısı olmadıkları için kendilerine husumet tevcih edilemeyeceğini, ... olduğu servis hizmeti çerçevesinde, davacının şikayetlerinin 147857-147287-145542 numaralı iş emirleri ve ilgili evraklardan da görüldüğü üzere aracın servis kontrollerini gerçekleştirdiğini, araçta gizli veya açık herhangi bir ayıba, imalat hatasına rastlanmadığını ve her seferinde aracı çalışır vaziyette tespit isteyene teslim ettiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, satın alınan aracın garanti süresi içerisinde sürekli arızalanması nedeniyle misli ile değiştirilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
13.06.2014 ... ve 29029 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Yönetmeliğinin tüketicinin diğer hakları başlıklı 9 uncu maddesi şu şekildedir.
“(1) Tüketicinin, ücretsiz onarım hakkını kullanması halinde malın;
a) Garanti süresi içinde tekrar arızalanması,
b) Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,
c) Tamirinin mümkün olmadığının, yetkili servis istasyonu, satıcı, üretici veya ithalatçı tarafından bir raporla belirlenmesi, durumlarında; tüketici malın bedel iadesini, ayıp oranında bedel indirimini veya imkan varsa malın ayıpsız misli ile değiştirilmesini satıcıdan talep edebilir. Satıcı, tüketicinin talebini reddedemez. Bu talebin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.
(2) Malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması halinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil ... etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.
(3) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, satıcı, malın bedelinin tümünü veya bedelden yapılan indirim tutarını derhal tüketiciye iade etmek zorundadır.
(4) Tüketicinin, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakkını seçmesi durumunda satıcı, üretici veya ithalatçının, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin kendilerine bildirilmesinden itibaren azami otuz iş günü içerisinde, bu talebi yerine getirmesi zorunludur.
(5) Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen raporun, arızanın bildirim tarihinden itibaren o mala ilişkin azami tamir süresi içerisinde düzenlenmesi zorunludur.”
3.Değerlendirme
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre; Garanti Yönetmeliğinde ve yasada düzenlenen maddelere göre dava konusu aracın 4 kez servise gittiği halde arızasının halen devam ettiği ve giderilemediği bu nedenle araçtan yasanın aradığı anlamda sürekli yararlanıldığını kabule olanak bulunmadığından araçtaki ayıptan dolayı 25.11.2016 tarihli faturaya göre aracın satıcısı olan davalı ... Tic. Türk A.Ş.nin ve aracın ithalatçısı olan davalı ...nin müteselsilen sorumlu tutulmaları gerektiğinden, mahkeme kararı yerinde olmakla davalıların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle ;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
14. Hukuk Dairesi, 2013/15525 E., 2014/2801 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varPozantı Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mirasçılardan birinin mirası reddetmesi halinde TMK’nın 611, tüm mirasçıların mirası reddi halinde TMK’nın 612. maddelerinde gösterilen yol izlenerek taraf teşkili sağlanır.
14. Hukuk Dairesi 2013/15525 E. , 2014/2801 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 06/02/2013
NUMARASI : 2012/165-2013/20
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.06.2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 06.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı O.. S.. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
\_K A R A R\_
Davacı, davalılar ile Adana ... Noterliği’nde düzenledikleri 08.10.2010 günlü ve 21916 ile 21917 yevmiyeli satış vaadi sözleşmeleri uyarınca davalıların murislerinden intikal eden .. ada .. parsel sayılı taşınmazdaki hak ve paylarının satışını vaat ettiklerini, edimini yerine getirdiğini davalıların tapu kaydının devretmediğini ileri sürerek, taşınmazın adına tescilini istemiştir.
Davalılardan Esme ve Yıldız davayı kabul etmişler; diğer davalılar ise savunma yapmamışlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı O.. S.. temyiz etmiştir.
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Satış vaadi sözleşmesinde mülkiyeti nakil borcu yükümlüsünün ölümü halinde dava mirasçılarına karşı yöneltilerek tescil istenebilir. Mirasçılardan birinin mirası reddetmesi halinde TMK’nın 611, tüm mirasçıların mirası reddi halinde TMK’nın 612. maddelerinde gösterilen yol izlenerek taraf teşkili sağlanır.
Somut uyuşmazlıkta, dava konusu 32 parsel sayılı taşınmaz davalıların murisi D.. S.. adına kayıtlıdır. Davacı, D.. S.. mirasçılarının tümüyle 08.10.2010 günü düzenledikleri 21916 ve 21917 yevmiyeli satış vaadi sözleşmelerine dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Adana 11. Noterliği’nin 21916 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesinde satmayı vaat eden Ziya Sürenler mirasçılarından davalı O.. S..’in Ziya’nın mirasını Sarıkamış Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/71-94 sayılı kararıyla reddettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, mülkiyet nakil borcu yükümlüsü Ziya Sürenler’in mirası reddeden mirasçısı Osman yönünden TMK’nın 611. maddesinde gösterilen yöntem izlenerek taraf teşkilinin sağlanması gerekir.
Bundan ayrı, 21917 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesinin mülkiyeti nakil borcu yükümlüsü Kadir Sürenler davada yer almamıştır. Bu nedenle, Kadir Sürenler davaya dahil edilerek usulünce taraf oluşumu sağlanmalıdır.
Mahkemece, taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında bir karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı O.. S..’in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.03.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Direnme kararının verildiği 02.06.2011 tarihi itibariyle E.nin ergin olduğu (TMK m.11) ve velayetin sona erdiği anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu 2012/2-1837 E. , 2013/806 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri 3.Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 02/06/2011
Taraflar arasındaki “mirasın reddi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.10.2009 gün ve 2009/250 E.-2009/422 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 14.02.2011 gün ve 2010/480 E.-2011/2400 K. sayılı ilamı ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı Hazine vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davacılardan 22.04.1992 doğumlu E. A. adına velayeten annesi S. G. tarafından açılmıştır. Direnme kararının verildiği 02.06.2011 tarihi itibariyle E.nin ergin olduğu (TMK m.11) ve velayetin sona erdiği anlaşılmaktadır. Açıklanan bu durum karşısında gerekçeli direnme kararının ergin olan davacı E. yerine, velayet görevi sona eren anne S. G.'ye tebliği usulsüz olup, gerekçeli direnme kararının davacı Esra’ya usulüne uygun olarak tebliğ edilerek, temyiz süresinin beklenilmesi, ondan sonra gönderilmesi için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekir.
S O N U Ç : Yukarıda yazılı noksanlığın tamamlanması için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 31.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
14. Ceza Dairesi, 2012/4462 E., 2014/1768 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanununun 11. maddesi erginliğin 18 yaşın doldurulmasıyla başlayacağını belirtmekte, ancak bu Kanun 18 yaşından küçüğün temyiz kudretinin hangi yaştan itibaren başlayacağı konusunda bir belirleme yapmamaktadır.5237 sayılı TCK'da da rıza ehliyetinin hangi yaştan
14. Ceza Dairesi 2012/4462 E. , 2014/1768 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kiyişi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin kısmen oyçokluğuyla ONANMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Karşı Oy
14 yaş 9 aylık olan mağdure ... komşusu olup gönül ilişkisi kurduğu 19 yaşındaki sanık ... ile sanığın dayısına ait boş eve giderek cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmiş ve bu nedenle hamile kalıp 08.02.2010 tarihinde doğum yapmıştır. Sanık ile mağdure daha sonra ailelerin araya girmesiyle 11.11.2009 günü yapılan köy düğünü sonrası birlikte yaşamaya başlamışlar ve 23.03.2013 tarihinde de resmi olarak evlenmişlerdir.
TCK.nın 109/1. maddesinde bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakma eylemi yaptırıma bağlanmıştır. Burada çözümlenmesi gereken sorun 15 yaş içerisinde ancak bu yaşı henüz ikmal etmemiş olan mağdurenin kendi istek ve iradesi doğrultusunda sanıkla birlikte olay yerine gitmesinde TCK.nın 109/1. maddesindeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşup oluşmadığıdır?
5237 sayılı TCK.nın 26/2. maddesine göre kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.
Kanun koyucu genel hükümlerde yer alan bu düzenlemede, hukuka uygunluk nedeni olan rıza ehliyetinden bahsetmektedir. İlgilinin gösterdiği rıza her durumda bir hukuka uygunluk sebebi oluşturmaz. Öncelikle ilgilinin rızasının işlenen fiili hukuka uygun hale getirebilmesi için rızaya ehil olması gerekir. Temyiz kudretine sahip herkes rıza açıklamasına ehildir. Yani rıza ehliyetine sahip kişi mutlak tasarrufta bulunabileceği bir haktan vazgeçmenin anlamını, kapsamını ve önemini algılayabilecek durumda olmalıdır.
Türk Medeni Kanununun 11. maddesi erginliğin 18 yaşın doldurulmasıyla başlayacağını belirtmekte, ancak bu Kanun 18 yaşından küçüğün temyiz kudretinin hangi yaştan itibaren başlayacağı konusunda bir belirleme yapmamaktadır.5237 sayılı TCK'da da rıza ehliyetinin hangi yaştan başlayacağına dair belirleme bulunmamaktadır. Ancak ceza ehliyetine ilişkin düzenlemenin bu sorunun çözümüne yol göstereceği kanaatindeyim.
5237 sayılı TCK.nın 31. maddesi çocuğun ceza sorumluluğunu düzenlemektedir. Bu maddede çocuklar ceza sorumluluğu yönünden yaşlarına göre üç gruba ayrılmışlardır. Buna göre;
a) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocuğun ceza sorumluluğunun bulunmadığı ve hakkında ceza kovuşturmasının yapılamayacağı;
B) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olan çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olması hâlinde ceza sorumluluğunun olduğu, aksi takdirde bu sorumluluğunun bulunmadığı;
c) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan çocuğun ise ceza sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir.
12-15 yaş grubu arasındaki çocukların işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin yeterince gelişmesi ceza ehliyetinin varlığını gösteriyorsa , bu yaş grubu arasında kalan mağdur çocukların kendilerine karşı işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin yeterince gelişmesi de bu fiile karşı rıza ehliyetlerinin varlığını gösterecektir. Kanun koyucu TCK.nın 103/1-a maddesinde fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan mağdur çocuklardan bahsederek rıza ehliyetinin belirlenmesindeki ölçütün bu çocukların kendilerine karşı işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin gelişip gelişmemesi olduğunu bize göstermektedir. Ayrıca 12 yaşını tamamlamamış ve bu nedenle yasal olarak ceza ehliyetleri bulunmayan çocukların aynı zamanda kendilerine yönelik işlenen fiile rıza ehliyetlerinin de olmadığı tartışmasızdır.
Kanunda mağdurun yaşı rızaya ehliyet açısından özel olarak belirtilmişse, artık bu yaştan küçüklerin rıza ehliyetleri bulunsa dahi eyleme rızaları hukuken geçerli sayılmayacaktır. Örneğin TCK.nın 103. maddesi 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün rızasını geçerli saymamış, bu durumda bile gerçekleştirilen cinsel istismarı suç saymıştır. TCK.nın 80/3. maddesinde de 18 yaşını doldurmamış çocukların bu maddenin 1. fıkrasında yaptırıma bağlanan insan ticareti suçuna rızalarının geçerli olmadığı belirtilmiştir.
TCK.nın 109. maddesinde rızaya ehliyet açısından bir yaş belirlemesi yapılmamıştır. 765 sayılı TCK.nın 182, 430/3 ve 431. maddelerinde mağdurun yaşı rızaya ehliyet açısından özel olarak belirtilmiş; 182/1 de 12-15 yaş arası, 182/2'de 12 yaş altı, 430/3'de 12-18 yaş arası, 431. maddede ise 12 yaş altı çocukların rızalarına itibar edilmemiştir. 5237 sayılı TCK'da ise yasa koyucunun önceki kanuna benzer bir düzenleme yapmaması bir unutkanlık veya yasal boşluk olarak yorumlanmamalıdır. Bu yönde bir iradesi olsaydı, bunu mutlaka Yasa'ya yansıtırdı. Kanun koyucu 765 sayılı TCK'daki düzenlemenin aksine hangi amaç veya saikle olursa olsun tüm hürriyetten yoksun bırakma eylemlerini tek bir (109.) madde altında toplamış, rızaya ehliyet yaşının da genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesini arzulayarak bu şekildeki bilinçli tercihini ortaya koymuştur.
Dairemiz kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi halinde 15 yaşından küçüklerin rıza ehliyetlerinin olmadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla burada rıza ehliyetine ilişkin özel düzenleme öngören TCK.nın 103. maddesi kıyasen uygulanarak rıza ehliyetine ilişkin bir yaş sınırı getirilmektedir. Bu şekildeki uygulama TCK'nın 2/3 maddesinde yer alan suç ve ceza içeren hükümlerin uygulamasında kıyas yapılamayacağı genel kuralına açıkça aykırıdır.
765 sayılı TCK.nın 429, 430 ve 431. maddeleri aile düzenine karşı işlenen cürümler babında düzenlenmiş olup bu maddelerdeki suçlardan aile efradının da doğrudan zarar gördüğü kabul edilmekteydi. 5237 sayılı TCK.nın 109. maddesi ise kişilere karşı suçlar kısmının hürriyete karşı suçlar bölümünde yer almaktadır. 5237 sayılı TCK.nın topluma karşı suçlar kısmının sekizinci bölümünde de aile düzenine karşı suçlara yer verilmiştir. Kanun koyucu bu bölümde çocuğun kaçırılması ve alıkonulması adı altında 234. maddeyi düzenlemiş olup, bu düzenleme korunan hukuksal değer ve unsurları açısından 109. maddedeki düzenlemeden farklıdır. Düzenlendiği yer itibarıyla 109. maddedeki suçun mağduru çocuğun bizzat kendisi olup diğer aile fertleri değildir.
Uygulamada 15 yaşından büyük çocuğun şikayet ve davaya katılma hakkını bizzat kullanabileceği, anne-babanın bu hakları kullanma yetkilerinin olmadığı kabul edilmektedir. Ancak kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan şikayet ve davaya katılma hakkını 12-15 yaş arasındaki sezgin küçükler de doğrudan doğruya kullanmalıdırlar. Nitekim,15.04.1942 tarihli ve 14/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre; bir suçtan zarar gören mümeyyiz küçükler, doğrudan doğruya kendilerine karşı işlenmiş olan suçtan dolayı (kanunî mümessillerinin rızası olsun veya olmasın) dava ve şikâyet hakkına sahip olacaklardır. Ayrıca Türk Medeni Kanununun 16. maddesi ayırt etme gücüne sahip küçüklerin kendilerine sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanırken yasal temsilcilerinin rızalarının aranmayacağını belirtmektedir.
Bir yere gitme veya belli bir yerde kalma hürriyeti, belli şartlar altında kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulabileceği haklar kategorisinde yer almaktadır. Kişi hürriyeti temel hak ve özgürlüklerdendir. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu nedenle 12-15 yaş arasında kendisine karşı işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş çocuğun bir yere gitme ve bir yerde kalma eylemine gösterdiği rıza hukuka uygunluk nedenini oluşturmalıdır.
14 yıl 6 aylık bir kız çocuğunun aynı yaştaki erkek çocukla kaçtığını, birkaç gün birlikte bir mekanda bulunduklarını ve bu süre içinde cinsel istismar eyleminin gerçekleştiğini farzedelim. Mevcut uygulamaya göre hürriyetten yoksun bırakma suçu oluşmuştur; ancak bu suçun faili ve mağduru kimdir? Erkek çocuğun fail olduğunu kabul edelim. İşlediği hürriyetten yoksun kılma suçunun anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmişse bu çocuğun ceza ehliyetinin bulunduğunu, ancak aynı yaşta kendisine karşı işlenen hürriyetten yoksun kılma eyleminin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş kız çocuğunun ise eyleme rıza ehliyetinin olmadığını kabul ederek kendi içimizde çelişkiye düşmüş olmayacak mıyız?
Sonuç olarak; yukarıda yazılı gerekçelerle,
14 yaş 9 aylık olan mağdure ...'in komşusu olup gönül ilişkisi kurduğu 19 yaşındaki sanık ... ile sanığın dayısına ait boş eve rızasıyla giderek cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmesinde mağdurun yaşı, dosya içeriğine göre hürriyetten yoksun kılma suçunun anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin geliştiği ve rıza ehliyetinin varlığı kabul edilerek eyleme baştan itibaren gösterilen rızanın bu eylemi hukuka uygun hale getirdiği, somut olayda TCK.nın 234/3. maddesinde düzenlenen suçun unsurları da oluşmadığından, TCK.nın 109/1. maddesi uyarınca sanığa verilen cezanın onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
14. Ceza Dairesi, 2012/6990 E., 2014/5119 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanununun 11. maddesi erginliğin 18 yaşın doldurulmasıyla başlayacağını belirtmekte, ancak bu Kanun 18 yaşından küçüğün temyiz kudretinin hangi yaştan itibaren başlayacağı konusunda bir belirleme yapmamaktadır.
14. Ceza Dairesi 2012/6990 E. , 2014/5119 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın suç tarihinde 15 yaşından küçük mağdure ile aynı evde birlikte yaşayarak işlediği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temadi eden suçlardan olduğu, sanığın eyleminin suç tarihinden itibaren devam ettiği ve arada hukuki kesintinin gerçekleşmediği, bu itibarla atılı suçun zincirleme olarak işlenmediği anlaşıldığından, tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 15.04.2014 tarihinde kısmen oybirliğiyle karar verildi.
Karşı Oy
14 yaş civarında olan mağdure..., ... köyünde oturan ve bir yıldır gönül ilişkisi kurduğu 22 yaşındaki sanık ...'e birkaç defa kaçmış, daha sonra ailelerin araya girmesi sonucu yapılan köy düğünü ile gayrıresmi evlenerek sanıkla birlikte yaşamaya başlamış, bu süreçte sanıkla cebir, tehdit ve hile olmaksızın birden fazla cinsel ilişkiye girmiş, 02.12.2009 tarihinde ... Devlet Hastanesindeki muayenesinde hamile olduğu farkedilerek olay adli makamlara intikal ettirilmiştir. Sanıkla mağdure 16.08.2011 tarihinde resmi olarak evlenmişler ve 4 tane çocuk dünyaya gelmiştir.
TCK.nın 109/1. maddesinde bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakma yaptırıma bağlanmıştır. Burada çözümlenmesi gereken sorun 14 yaş civarında olan mağdurenin kendi istek ve iradesi doğrultusunda sanıkla birlikte yaşamasında TCK.nın 109/1. maddesindeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşup oluşmayacağıdır?
5237 Sayılı TCK.nın 26/2. maddesine göre kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez..
Kanun koyucu genel hükümlerde yer alan bu düzenlemede, hukuka uygunluk nedeni olan rıza ehliyetinden bahsetmektedir. İlgilinin gösterdiği rıza her durumda bir hukuka uygunluk sebebi oluşturmaz. Öncelikle ilgilinin rızasının işlenen fiili hukuka uygun hale getirebilmesi için rızaya ehil olması gerekir. Temyiz kudretine sahip herkes rıza açıklamasına ehildir. Yani rıza ehliyetine sahip kişi mutlak tasarrufta bulunabileceği bir haktan vazgeçmenin anlamını, kapsamını ve önemini algılayabilecek durumda olmalıdır.
Türk Medeni Kanununun 11. maddesi erginliğin 18 yaşın doldurulmasıyla başlayacağını belirtmekte, ancak bu Kanun 18 yaşından küçüğün temyiz kudretinin hangi yaştan itibaren başlayacağı konusunda bir belirleme yapmamaktadır. 5237 sayılı TCK'da da rıza ehliyetinin hangi yaştan başlayacağı belirtilmemektedir. Ancak ceza ehliyetine ilişkin düzenlemenin bu sorunun çözümüne yol göstereceği kanaatindeyim.
5237 sayılı TCK.nın 31. maddesi çocuğun ceza sorumluluğunu düzenlemektedir. Bu maddede çocuklar ceza sorumluluğu yönünden yaşlarına göre üç gruba ayrılmışlardır. Buna göre;
a) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocuğun ceza sorumluluğunun bulunmadığı ve hakkında ceza kovuşturmasının yapılamayacağı;
b) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olan çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olması hâlinde ceza sorumluluğunun olduğu, aksi takdirde bu sorumluluğunun bulunmadığı;
c) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan çocuğun ise ceza sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir.
12-15 yaş grubu arasındaki çocukların işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin yeterince gelişmesi ceza ehliyetinin varlığını gösteriyorsa, bu yaş grubu arasında kalan mağdur çocukların kendilerine karşı işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin yeterince gelişmesi de bu fiile karşı rıza ehliyetlerinin varlığını gösterecektir. Kanun koyucu TCK.nın 103/1-a maddesinde fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan mağdur çocuklardan bahsederek rıza ehliyetinin belirlenmesindeki ölçütün bu çocukların kendilerine karşı işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin gelişip gelişmemesi olduğunu bize göstermektedir. Ayrıca 12 yaşını tamamlamamış ve bu nedenle yasal olarak ceza ehliyetleri bulunmayan çocukların aynı zamanda kendilerine yönelik işlenen fiile rıza ehliyetlerinin de olmadığı tartışmasızdır.
Kanunda mağdurun yaşı rızaya ehliyet açısından özel olarak belirtilmişse, artık bu yaştan küçüklerin rıza ehliyetleri bulunsa dahi eyleme rızaları hukuken geçerli sayılmayacaktır. Örneğin TCK.nın 103. maddesi 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün rızasını geçerli saymamış, bu durumda bile gerçekleştirilen cinsel istismarı suç saymıştır. TCK.nın 80/3. maddesinde de 18 yaşını doldurmamış çocukların bu maddenin 1. fıkrasında yaptırıma bağlanan insan ticareti suçuna rızalarının geçerli olmadığı belirtilmiştir.
TCK.nın 109. maddesinde rızaya ehliyet açısından bir yaş belirlemesi yapılmamıştır. 765 sayılı TCK.nın 182, 430/3 ve 431. maddelerinde mağdurun yaşı rızaya ehliyet açısından özel olarak belirtilmiş; 182/1'de 12-15 yaş arası, 182/2'de 12 yaş altı, 430/3'de 12-18 yaş arası, 431. maddede ise 12 yaş altı çocukların rızalarına itibar edilmemiştir. 5237 sayılı TCK.da ise yasa koyucunun önceki yasaya benzer bir düzenleme yapmaması bir unutkanlık veya yasal boşluk olarak yorumlanmamalıdır. Bu yönde bir iradesi olsaydı, bunu mutlaka Yasaya yansıtırdı. Yasa koyucu 765 sayılı TCK.daki düzenlemenin aksine hangi amaç veya saikle olursa olsun tüm hürriyetten yoksun bırakma eylemlerini tek bir (109.) madde altında toplamış, rızaya ehliyet yaşının da genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesini arzulayarak bu şekildeki bilinçli tercihini ortaya koymuştur.
Dairemiz kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi halinde 15 yaşından küçüklerin rıza ehliyetlerinin olmadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla burada rıza ehliyetine ilişkin özel düzenleme öngören TCK.nın 103. maddesi kıyasen uygulanarak rıza ehliyetine ilişkin bir yaş sınırı getirilmektedir. Bu şekildeki uygulama TCK.nın 2/3. maddesinde yer alan suç ve ceza içeren hükümlerin uygulamasında kıyas yapılamayacağı genel kuralına açıkça aykırıdır.
765 sayılı TCK.nın 429, 430 ve 431. maddeleri aile düzenine karşı işlenen cürümler babında düzenlenmiş olup bu maddelerdeki suçlardan aile efradının da doğrudan zarar gördüğü kabul edilmekteydi. 5237 sayılı TCK.nın 109. maddesi ise kişilere karşı suçlar kısmının hürriyete karşı suçlar bölümünde yer almaktadır. 5237 sayılı TCK.nın topluma karşı suçlar kısmının sekizinci bölümünde de aile düzenine karşı suçlara yer verilmiştir. Kanun koyucu bu bölümde çocuğun kaçırılması ve alıkonulması adı altında 234. maddeyi düzenlemiş olup, bu düzenleme korunan hukuksal değer ve unsurları açısından 109. maddedeki düzenlemeden farklıdır. Düzenlendiği yer itibariyle 109. maddedeki suçun mağduru çocuğun bizzat kendisi olup diğer aile fertleri değildir. Uygulamada 15 yaşından büyük çocuğun şikâyet ve davaya katılma hakkını bizzat kullanabileceği, anne-babanın bu hakları kullanma yetkilerinin olmadığı kabul edilmektedir. Ancak kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan şikâyet ve davaya katılma hakkını 12-15 yaş arasındaki sezgin küçükler de doğrudan doğruya kullanmalıdırlar. Nitekim, 15.04.1942 tarihli ve 14/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre; bir suçtan zarar gören mümeyyiz küçükler, doğrudan doğruya kendilerine karşı işlenmiş olan suçtan dolayı (kanunî mümessillerinin rızası olsun veya olmasın) dava ve şikâyet hakkına sahip olacaklardır. Ayrıca Türk Medeni Kanununun 16. maddesi ayırt etme gücüne sahip küçüklerin kendilerine sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanırken yasal temsilcilerinin rızalarının aranmayacağını belirtmektedir.
Bir yere gitme veya belli bir yerde kalma hürriyeti, belli şartlar altında kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulabileceği haklar kategorisinde yer almaktadır. Kişi hürriyeti temel hak ve özgürlüklerdendir. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu nedenle 12-15 yaş arasında kendisine karşı işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş çocuğun bir yere gitme ve bir yerde kalma eylemine gösterdiği rıza hukuka uygunluk nedenini oluşturmalıdır.
14 yıl 6 aylık bir kız çocuğunun aynı yaştaki erkek çocukla kaçtığını, birkaç gün birlikte bir mekanda bulunduklarını ve bu süre içinde cinsel istismar eyleminin gerçekleştiğini farzedelim. Mevcut uygulamaya göre hürriyetten yoksun bırakma suçu oluşmuştur; ancak bu suçun faili ve mağduru kimdir? Erkek çocuğun fail olduğunu kabul edelim. İşlediği hürriyetten yoksun kılma suçunun anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmişse bu çocuğun ceza ehliyetinin bulunduğunu, ancak aynı yaşta kendisine karşı işlenen hürriyetten yoksun kılma eyleminin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş kız çocuğunun ise eyleme rıza ehliyetinin olmadığını kabul ederek kendi içimizde çelişkiye düşmüş olmayacak mıyız?
Sonuç olarak; yukarıda yazılı gerekçelerle,
14 yaş civarında olan mağdure...'nin,... köyünde oturan ve bir yıldır gönül ilişkisi kurduğu 22 yaşındaki sanık ...'e birkaç defa kaçması, daha sonra ailelerin araya girmesi sonucu yapılan köy düğünü ile gayrıresmi evlenerek sanıkla birlikte yaşamaya başlaması,bu süreçte sanıkla cebir, tehdit ve hile olmasızın birden fazla cinsel ilişkiye girmede mağdurun suç tarihindeki yaşı, inceleme tarihindeki yaşına göre rıza ehliyetinin tesbitinin mümkün olmaması, böyle bir ehliyetinin bulunmadığına ilişkin bir delilin dosyaya yansımamış olması karşısında sanık lehine mağdurenin kendisine karşı işlenen hürriyetten yoksun kılma suçunun anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin geliştiği, eyleme baştan itibaren gösterilen rızanın bu eylemi hukuka uygun hale getirdiği kabul edilerek sanığın bu suçtan beraatine karar verilmelidir.TCK.nın 109/1. maddesi uyarınca sanığa verilen cezanın onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Türk Medeni Kanunu'na göre, mahkeme kararıyla ergin kılınma (kazai rüşt) veya evlenme yoluyla kazanılan erginliğin akıbeti nedir?
A) Kişi 18 yaşına gelene kadar askıdadır.
B) Ergin kılınma veya evlenme sebebi ortadan kalkarsa (örneğin boşanma) erginlik geri alınır.
C) Bu yollarla kazanılan erginlik geri alınamaz.
D) Kişi sadece malvarlığı hakları bakımından ergin sayılır.
E) Bu yollarla ergin olmak, kişinin yaşça büyütülmüş olduğu anlamına gelir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.