Türk Medeni Kanunu 142. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 142- Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur. Memur, evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklar.
3. Aile cüzdanı ve dinî tören
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
6 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/670 E., 2022/1571 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
hastalıklara tam vakıf olan davalının hastanede evlenmelerinden dolayı iyi niyetli sayılamayacağını, muris ...'nun sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 141 ve 142. maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde TMK'nın 145/2.
Hukuk Genel Kurulu 2021/670 E. , 2022/1571 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
1. Taraflar arasındaki “evliliğin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 19.10.2015 tarihli dava dilekçesinde; davacının babası olan 1930 doğumlu ...'nun (Artan Gostan Vartanyan) 20.08.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı 1964 doğumlu ...'nun ise ev işlerinde çalışmak üzere Ermenistan'dan Türkiye'ye geldiğini, daha önce başka bir yaşlının yanında çalışırken yalnız yaşayan ve varlıklı bir kişi olan murisin yanında yatılı olarak 1999 yılında çalışmaya başladığını, bu arada Türk vatandaşlığını kazanmak için muvazaalı bir evlilik yaparak “Sertoğlu” soyadını aldığını ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, vatandaşlığın kazanılmasından sonra ise bu muvazaalı evliliğin boşanma ile sona erdiğini, davalının bu muvazaalı evliliği süresince ve sonrasında kesintisiz olarak murisin yanında yatılı olarak çalışmayı sürdürdüğünü, davalının muris ...'nun Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi'nde yattığı sırada rahatsızlığından faydalanmak suretiyle sahte belgelerle 02.09.2008 tarihinde nikâhlandığını, konu ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden ceza soruşturması olduğunu, bedeni ve ruhi zayıflık içerisinde bulunan muris ile bu hastalıklara tam vakıf olan davalının hastanede evlenmelerinden dolayı iyi niyetli sayılamayacağını, muris ...'nun sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 141 ve 142. maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde TMK'nın 145/2. maddesinde yazılı mutlak butlan sebebiyle evliliğin batıl olduğunu, hastanede yatmakta olan muris hakkında Mecidiyeköy’de sağlık ocağından ve yatmakta olduğu hastanenin nöroloji uzmanından rapor alındığını, evlendirme dosyasında bulunan bu rapor örneklerinin sahte olduğunu, evlenme kütüğünde evlenmenin yapıldığı yerin yazılmadığını, murisin 03.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu olduğunu, murisin sürekli “xanax ve lustral” isimli anti depresan ilaçları kullandığını, davalı açısından TMK'nın 578. maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebeplerinin oluştuğunu ileri sürerek öncelikle muris ... ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespitine, olmadığı takdirde evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 13.11.2015 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacı tarafın gerçek dışı iddialarının aksine müvekkili ...'nun Ermenistan Devlet Üniversitesi Pedagoji bölümü mezunu olduğunu, anne tarafının 1915 yılında Kayseri'den göç ettiklerini, annesinin öğretmen babasının ise Ermenistan Devlet sanatçısı unvanını taşıdığını, müvekkilinin anne ve babasının 1998 yılında Ermenistan'dan taşınarak Türkiye'ye yerleştiklerini, 1999 tarihinde de müvekkili ile merhum ...'nun tanıştıklarını, aralarında oluşan duygusal yakınlaşma sonucunda tarafların 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıklarını, eşlerin 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulunduklarını, bu arada ...'nun rutin kontrolleri için gidilen hastanede yapılması gereken tetkikler için yatış önerildiğini, hâl böyle olunca nikâh gününün müteveffa ...'nun hastanede yattığı güne denk geldiğini, davacı ...’dan kaynaklanan nedenlerle merhum babası ile arasının iyi olmadığını, Sevağ’ın eşi Aylin ile olan evliliğinin dahi müvekkilinin iyi niyetli çabaları neticesinde gerçekleştiğini, davacının bir işi olmadığını, eşi ve ailesinin tüm giderlerinin müteveffa ... tarafından karşılandığını, davacının sürekli para isteyerek babasını taciz ettiğini, etrafa “ölsün, tüm parasını yiyeceğim” dediğini, baba ...'nun davacının düğün yemeğine dahi katılmadığını, dava dilekçesinde yer alan birçok iddianın eldeki dava ile bir ilgisinin bulunmadığını, bunun dışında yer alan iddiaların muvazaaya ilişkin olduğunu, vakıaların Kanun’da yer alan yokluk ve butlan sebeplerine uymadığını, bu sebeple bilinçli olarak “sahte evrak” beyanına yer verildiğini ileri sürerek haksız ve hukukî dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur.
Cevaba Cevap Dilekçesi:
6. Davacı vekili 07.12.2015 tarihli cevaba cevap dilekçesinde; davanın esasının evliliğin sahte doktor raporlarına dayalı olarak yapılmış olmasına dayandığını, evlilik tarihinden sonra da murise sürekli “xanax” isimli uyuşturucu etkisi olan ilaç verilerek murisin ilaç bağımlısı hâline getirildiğini, ayırt etme gücünün yok edildiğini, ne var ki cevap dilekçesinde bu iddialara karşı hiçbir beyanda bulunulmadığını, tarafların sözde 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıkları ve 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulundukları iddiasının yer aldığı cevap dilekçesinde davalının 2002 yılında bir başkası ile yapmış olduğu evliliğe ilişkin cevap verilmediğini, hangi erkeğin böyle bir şeye izin verebileceğini, dolayısıyla tüm savunmanın asılsız olduğunu ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İkinci Cevap Dilekçesi:
7. Davalı vekili 10.12.2015 tarihli ikinci cevap dilekçesinde; murisin son ana kadar temyiz kudretine haiz olduğunu, dolayısıyla xanax isimli ilaçla ayırt etme gücünün yok edildiği iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin üçüncü bir şahısla evlenmesinin oturma müsaadesi ve vatandaşlık izni için ...'nun bilgisi ile gerçekleştiğini, kaldı ki bu gerçeği ve o tarihte yaşanan olayları davacının da çok iyi bildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
8. ... 6. Aile Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2015/749 E., 2019/368 K. sayılı kararı ile; somut olayda her ne kadar “... ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti” istenmişse de, taraflar arasındaki evlilik töreninin TMK'nın 141. maddesine uygun şekilde gerçekleştirildiği, törende evlendirme memurunun görev aldığı, tören anında ayırt etme gücüne sahip iki tanığın bulunduğu, evlenme törenine şahit bu iki tanığın yargılama aşamasında yeminli olarak dinlendiği, evlilik sözleşmesinde yer alan imzanın adli tıp raporu ile murise ait olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla evliliğin yokluğunun tespitine ilişkin talebin reddedilmesi gerektiği, diğer yandan taraflar arasındaki evliliğin “mutlak butlan ile iptaline” yönelik yapılan incelemede ise evlenme anında müteveffa ...’nun akıl sağlığının yerinde olduğu, sürekli bir ayırt etme gücünden yoksun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
9. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/2067 E., 2019/1990 K. sayılı kararı ile; TMK’nın 155. maddesine göre “Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez” hükmünün düzenleme altına alındığı, dolayısıyla soruşturma dosyasının sonucunun verilecek kararı etkilemeyeceği dikkate alınarak evliliğin sahte evraklarla gerçekleştirildiği iddiası nedeniyle yokluğunun tespitine yönelik karara ilişkin istinaf talebinin reddine karar verildiği, TMK’nın 148. maddesine ile de “Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir” hükmünün düzenleme altına alındığı, iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği (TMK m. 152), eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olmasının evliliği mutlak butlanla sakatlayacağı (TMK m. 145/2-3), ne var ki ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını, yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği, böyle bir hâlde dava hakkının sonradan iyileşen eşe ait olduğu (TMK m. 147/2), evlenmenin butlanını dava etme hakkının mirasçılara geçmeyeceği, ancak, mirasçıların açılmış olan davayı sürdürebilecekleri (TMK m. 159), dava ve cevaba cevap dilekçesinde “murise ilaç verilerek ilaç bağımlısı hâline getirildiği ve ayırt etme gücünün yok edildiği” ileri sürülerek evliliğin TMK'nın 145/2. maddesine dayalı olarak iptaline karar verilmesinin talep edildiği, davacı tarafından murisin sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunduğunun veya murisin evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olduğunun iddia edilmediği gibi bu iddiayı destekleyecek dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında davanın TMK'nın 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine” dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, dosya kapsamına göre, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste “akıl hastalığı” bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, TMK'nın 148. maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de TMK'nın 148. maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak mahkeme karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
12. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 2020/1267 E., 2020/3754 K. sayılı kararı ile;
“…Dava; davalı ile ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti, kabul edilmediği takdirde mutlak butlan sebebi ile evlenmenin iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, TMK 141 ve 145. maddeler şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, davanın TMK'nın 148. maddesinde düzenlenen evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste akıl hastalığının bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, TMK'nın 148. maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de; TMK'nın 148. maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiş, davacı tarafından süresinde temyiz talebinde bulunulmuştur. İlk derece mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlık TMK'nın 145. maddesinde düzenlenen mutlak butlan sebebi ile evliliğin iptali olarak nitelendirilmiş olup hâkim tarafından yapılan nitelendirmeye tarafların da bir itirazı bulunmamaktadır. Bölge adliye mahkemesi tarafından, istinaf itirazlarının, delillerin TMK'nın 145. madde kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile TMK'nın 148. madde kapsamında değerlendirme yapılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
13. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/1657 E., 2021/390 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 33. maddesi gereğince doğrudan hâkimin görevi olduğu, diğer bir ifadeyle hâkimin davacı tarafından yapılan hukukî nitelendirmeyle bağlı olmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, taraflar arasındaki uyuşmazlığın “evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptali” şeklinde tespit edildiği ve yapılan yargılamanın bu uyuşmazlığa yönelik olarak yürütülüp karar verildiğinin anlaşılması karşısında, bölge adliye mahkemesince yapılan incelemede davanın TMK’nın 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma” sebebine dayalı olarak açılan evliliğin iptali davası olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilerek istinaf itirazının reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
17. Boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir.
18. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır.
19. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan “evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması”, “evlendirme memuru önünde yapılması”, “tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları” hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir (Mustafa Dural/ Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, ... 2021, s. 72-79).
20. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, Kanun’un taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa “yokluk” kavramından değil “butlan” kavramından söz edilecektir. Diğer bir deyişle, butlanla sakat, yani batıl bir evlenmeden eşler arasında evlilik ilişkisi doğmuştur. Zira bu evlenmede, evlenme sözleşmesinin bütün esaslı ve kurucu unsurları mevcuttur, fakat Kanun’un taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerden bazıları gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerdir ki; butlanla sakatlanmış olan evlenmeler hâkimin hükmüyle iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün hüküm ve sonuçlarını doğururlar (TMK m. 156 c.2). Medeni Kanun; evlenmenin butlanını, “mutlak ve nisbi” butlan olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiştir. Mutlak butlan ile nisbi butlan davaları arasındaki en önemli farklar, dava sebeplerinde, dava haklarında ve dava süresinde görülür. Mutlak butlan sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mutlak butlan davası Cumhuriyet Savcısı tarafından da açılabileceği hâlde, nisbi butlan davası sadece taraf menfaatlerini ilgilendirir ve bu nedenle de eşlerden biri ve belli hâllerde yasal temsilci tarafından açılır. Hemen burada belirtilmelidir ki, her iki butlan sebebine dayalı geçersizliğin sonuçları açısından fark bulunmamaktadır.
21. Gerek mutlak butlan, gerekse nisbi butlan sebepleri Kanun’da sınırlı olarak sayılmıştır. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde “Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Nisbi butlan ise; TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerinde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması hâlini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır. TMK'nın 156. maddesinde “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Burada hâkimin kararının ileriye etkili olacağı tartışmasızdır.
22. Eldeki davada davacı öncelikli olarak evliliğin kurucu unsurlarının bulunmaması nedeniyle evliliğin hiç gerçekleşmemiş olduğunu ileri sürerek evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması (mutlak butlan) sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun tespitini istemiştir. Daimi surette ayırt etme gücünden yoksun olan kişi, evlenme sözleşmesi yapamaz; yapmışsa yapılan evlenme batıldır (TMK m. 145 b.2). Ancak TMK’nın 147/2. maddesinde “Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre, ayırt etme gücü olmayan bir kimse, evlenme sözleşmesi yapıldıktan sonra ayırt etme gücüne kavuşmuşsa, artık Cumhuriyet Savcısı, ilgililer ve diğer eşin mutlak butlan davası açamayacağı belirtilmiştir. Aynı husus evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olan eşin daha sonradan iyileşmesi ve bu durumun sağlık raporu ile de belgelenmesi hâlinde de geçerlidir. Bu iki hâlde (TMK m. 145 b.2-3), yani ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan eş veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Burada hemen belirtilmelidir ki; ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği butlan davasından ise “nisbi butlanla evliliğin iptali” davasını anlamak gerekir. Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, Öğüz, Gümüş: s. 86-87).
23. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için “ön inceleme” aşamasının da üzerinde durulması gerekmektedir.
24. Yazılı yargılama usulünde ön inceleme aşaması, tarafların; dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinin başka bir ifadeyle dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması anından başlayarak ön inceleme duruşmasının tamamlandığı ana kadar devam eden süreci ifade etmektedir. Ön inceleme aşamasının başlaması üzerine hâkim; hazırlık işlemlerini yapar, tarafların dilekçelerini ve eklerini inceler, uyuşmazlık konusunu tam olarak belirler.
25. Ön inceleme işlemleri tamamlanmadan ve bu konuda gerekli kararlar verilmeden tahkikata başlanamaz ve tahkikat için duruşma günü tespit edilemez (HMK m. 137/2). HMK’nın en önemli yeniliklerinden birisi olan ön inceleme aşaması ile temelde iki amaç hedeflenmiştir. Bunlardan ilki; davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi ve karar verilebilmesi için usûl hukuku yönünden aranan olumlu (dava şartları) veya olumsuz (ilk itirazlar) hususların olup olmadığı, burada varılan sonuçta hâkime davanın esasına girilmesine engel bir sebebin varlığını tespit ettiği takdirde, usule ilişkin bir kararla davayı sona erdirebilme yetkisi tanınarak yargılamanın en başında usul hukuku yönünden açıklığa kavuşturulmasıdır. İkinci olarak da bu aşama sayesinde tahkikat aşamasının belirli bir düzen ve disiplin içinde yürütülebilmesi için gerekli zemin oluşturulmaya çalışılmaktadır.
26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesine göre; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile uyuşmazlığın daha en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Madde gerekçesinde; uyuşmazlığın ön inceleme aşamasında netleşmesi sayesinde, ön inceleme duruşma tutanağının “yargılamanın yol haritası” olma özelliğini güçlendireceği gerekçelerine de yer verilmiştir.
27. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmeden önce tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Zira tahkikatın amacı; kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanması son derece zor olur ve yargılama uzar.
28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33.maddesine göre hâkim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukukî nitelendirme hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukukî nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukukî sebeplerle bağlı olmayıp, hukukî sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
29. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; yukarıda 21. paragrafta açıklandığı üzere davacı tarafından dava ve cevaba cevap dilekçelerinde öncelikli olarak evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun talep edildiği, ilk derece mahkemesince gerçekleştirilen 22.03.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına taraf vekillerinin katıldığı, uyuşmazlık konusu olarak “tarafların evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptalini ve TMK’nın 578. maddesi uyarınca davalının mirastan yoksunluğunun konularında anlaşamadıkları” yönünde tespitin yapıldığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesi hâkimi tarafından HMK’nın 33. maddesine uygun şekilde hukukî sebebin olaya uygulandığı ve dosyada mevcut delillere göre karar verildiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca istinaf itirazı üzerine inceleme yapan bölge adliye mahkemesince davanın hukukî nitelemesinin davacı tarafından ileri sürülmemiş bulunan “davanın TMK’nın 148. maddesine dayalı olarak açıldığı” gerekçesiyle karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
30. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2023/5085 E., 2023/6284 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
G.'nin sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 141 ve 142 nci maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı mutlak butlan sebebiyle evliliğin batıl olduğunu, hastane
2. Hukuk Dairesi 2023/5085 E. , 2023/6284 K.
"İçtihat Metni"
...
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/419 E., 2023/343 K.
...
KARAR : Esastan ret
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen evliliğin yokluğunun tespiti olmadığı takdirde mutlak butlan ile evliliğin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairenin 15.09.2020 tarihli kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya karşı direnme kararı verilmiş, bu kararın davacı vekilleri tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak direnme kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ilâmı ile, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilerek dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı sonrası yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle, davacının babası olan ... G.nin 20.08.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı 1964 doğumlu ... G.nin ise ev işlerinde çalışmak üzere Ermenistan'dan Türkiye'ye geldiğini, daha önce başka bir yaşlının yanında çalışırken yalnız yaşayan ve varlıklı bir kişi olan murisin yanında yatılı olarak 1999 yılında çalışmaya başladığını, bu arada Türk vatandaşlığını kazanmak için muvazaalı bir evlilik yaparak “Sertoğlu” soyadını aldığını ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, vatandaşlığın kazanılmasından sonra ise bu muvazaalı evliliğin boşanma ile sona erdiğini, davalının bu muvazaalı evliliği süresince ve sonrasında kesintisiz olarak murisin yanında yatılı olarak çalışmayı sürdürdüğünü, davalının muris ... G.nin ... Vakfı ... Hastanesi'nde yattığı sırada rahatsızlığından faydalanmak suretiyle sahte belgelerle 02.09.2008 tarihinde nikâhlandığını, konu ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden ceza soruşturması olduğunu, bedeni ve ruhi zayıflık içerisinde bulunan muris ile bu hastalıklara tam vakıf olan davalının hastanede evlenmelerinden dolayı iyi niyetli sayılamayacağını, muris ... G.'nin sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 141 ve 142 nci maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı mutlak butlan sebebiyle evliliğin batıl olduğunu, hastanede yatmakta olan muris hakkında Mecidiyeköy’de sağlık ocağından ve yatmakta olduğu hastanenin nöroloji uzmanından rapor alındığını, evlendirme dosyasında bulunan bu rapor örneklerinin sahte olduğunu, evlenme kütüğünde evlenmenin yapıldığı yerin yazılmadığını, murisin 03.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu olduğunu, murisin sürekli “xanax ve lustral” isimli anti depresan ilaçları kullandığını, davalı açısından 4728 sayılı Kanun'un 578 inci maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebeplerinin oluştuğunu ileri sürerek öncelikle muris ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespitine, olmadığı takdirde evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde özetle; davalı ile merhum ... G.'nin 1999 yılında tanıştıklarını, aralarında oluşan duygusal yakınlaşma sonucunda tarafların 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıklarını, eşlerin 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulunduklarını, bu arada murisin rutin kontrolleri için gidilen hastanede yapılması gereken tetkikler için yatış önerildiğini, hâl böyle olunca nikâh gününün müteveffanın hastanede yattığı güne denk geldiğini, davacı ...’dan kaynaklanan nedenlerle merhum babası ile arasının iyi olmadığını, ...’ın eşi ... ile olan evliliğinin dahi müvekkilinin iyi niyetli çabaları neticesinde gerçekleştiğini, davacının bir işi olmadığını, eşi ve ailesinin tüm giderlerinin müteveffa tarafından karşılandığını, davacının sürekli para isteyerek babasını taciz ettiğini, etrafa “ölsün, tüm parasını yiyeceğim” dediğini, müteveffanın davacının düğün yemeğine dahi katılmadığını, dava dilekçesinde yer alan birçok iddianın eldeki dava ile bir ilgisinin bulunmadığını, bunun dışında yer alan iddiaların muvazaaya ilişkin olduğunu, vakıaların kanunda yer alan yokluk ve butlan sebeplerine uymadığını, bu sebeple bilinçli olarak “sahte evrak” beyanına yer verildiğini ileri sürerek haksız ve hukukî dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul 6. Aile Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2015/749 E., 2019/368 K. sayılı kararı ile; somut olayda her ne kadar ... G. ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti istenmişse de, taraflar arasındaki evlilik töreninin 4721 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine uygun şekilde gerçekleştirildiği, törende evlendirme memurunun görev aldığı, tören anında ayırt etme gücüne sahip iki tanığın bulunduğu, evlenme törenine şahit bu iki tanığın yargılama aşamasında yeminli olarak dinlendiği, evlilik sözleşmesinde yer alan imzanın adli tıp raporu ile murise ait olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla evliliğin yokluğunun tespitine ilişkin talebin reddedilmesi gerektiği, diğer yandan taraflar arasındaki evliliğin “mutlak butlan ile iptaline” yönelik yapılan incelemede ise evlenme anında müteveffanın akıl sağlığının yerinde olduğu, sürekli bir ayırt etme gücünden yoksun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/2067 E., 2019/1990 K. sayılı kararı ile; 4721 sayılı Kaunun'un’nın 155 inci maddesine göre “Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez” hükmünün düzenleme altına alındığı, dolayısıyla soruşturma dosyasının sonucunun verilecek kararı etkilemeyeceği dikkate alınarak evliliğin sahte evraklarla gerçekleştirildiği iddiası nedeniyle yokluğunun tespitine yönelik karara ilişkin istinaf talebinin reddine karar verildiği, 4721sayılı Kanun'un 148 inci maddesi ile de “Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir” hükmünün düzenleme altına alındığı, iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olmasının evliliği mutlak butlanla sakatlayacağı, ne var ki ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını, yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği, böyle bir hâlde dava hakkının sonradan iyileşen eşe ait olduğu, evlenmenin butlanını dava etme hakkının mirasçılara geçmeyeceği, ancak, mirasçıların açılmış olan davayı sürdürebilecekleri, dava ve cevaba cevap dilekçesinde “murise ilaç verilerek ilaç bağımlısı hâline getirildiği ve ayırt etme gücünün yok edildiği” ileri sürülerek evliliğin iptaline karar verilmesinin talep edildiği, davacı tarafından murisin sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunduğunun veya murisin evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olduğunun iddia edilmediği gibi bu iddiayı destekleyecek dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında davanın 4721 sayılı Kanun'un 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine” dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, dosya kapsamına göre, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste “akıl hastalığı” bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak Mahkeme karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2.Dairemizin 15.09.2020 tarihli ve 2020/1267 E., 2020/3754 K. sayılı kararı ile; "...dava; davalı ile müteveffa arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti, kabul edilmediği takdirde mutlak butlan sebebi ile evlenmenin iptali istemine ilişkin olduğunu, İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, 4721 sayılı Kanun'un 141 ve 145. maddeler şartları oluşmadığından davanın reddine karar verildiğini, karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, davanın 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinde düzenlenen evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığını, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiğini, bu dönemde muriste akıl hastalığının bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiğini, 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de; 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığını ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğnu dikkate alarak İlk Derece Mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verildiğini, davacı tarafından süresinde temyiz talebinde bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlık 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinde düzenlenen mutlak butlan sebebi ile evliliğin iptali olarak nitelendirildiğini olup hâkim tarafından yapılan nitelendirmeye tarafların da bir itirazı bulunmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, istinaf itirazlarının, delillerin 4721 sayılı Kanun'un 145 inci madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, yanılgılı değerlendirme ile 4721 sayılı Kanun'un 148 inci madde kapsamında değerlendirme yapılması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirdiği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/1657 E., 2021/390 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bir davada dayanılan maddî olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi gereğince doğrudan hâkimin görevi olduğu, diğer bir ifadeyle hâkimin davacı tarafından yapılan hukukî nitelendirmeyle bağlı olmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 sayılı ilâmı ile; davacı tarafından dava ve cevaba cevap dilekçelerinde öncelikli olarak evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesince gerçekleştirilen 22.03.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına taraf vekillerinin katıldığını, uyuşmazlık konusu olarak tarafların evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptalini ve 4721 sayılı Kanun'un 578 inci maddesi uyarınca davalının mirastan yoksunluğunun konularında anlaşamadıkları yönünde tespitin yapıldığını, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi hâkimi tarafından hukukî sebebin olaya doğru şekilde uygulandığını ve dosyada mevcut delillere göre karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince davanın hukukî nitelemesinin davacı tarafından ileri sürülmemiş bulunan davanın 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesine dayalı olarak açıldığı gerekçesiyle karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmesinin doğru görülmediğini belirterek Daire kararının yerinde olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozularak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Son Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilâmı sonrasında yapılan yargılama ile İlk Derece Mahkemesince davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek delillerin toplanıp değerlendirildiği, delillerin takdirinde yanlışlık yapılmadığı, usulü işlemlerin 6100 sayılı Kanun'a uygun olarak yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, evlenmenin yokluğunun tespiti ve mutlak butlan nedeniyle evlenmenin iptali davalarının reddine dair verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle ve Mahkemece, davacı vekilinin Avukatlık Kanunu 38 inci maddesi uyarınca yapmış olduğu itirazının davalı vekilinin 2010 yılında yaptığı danışmanlıkta bu dava ile ilgili danışmanlık yapamayacağı anlaşılmakla reddine karar verildiği görülmekle istinaf incelemesine gönderilen dosyada aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütalaa vermiş olma durumu bulunmadığından bu yöne ilişkin istinaf talebinin reddi gerektiğinden bahisle usul ve yasaya uygun olan hükme karşı davacı tarafın istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen son kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; önceki beyanlarını tekrarla, evlenmenin yok hükmünde olduğunu, evlilik akdinin geçerli olabilmesi için; nikah memurunun, kanunun ve Evlendirme Yönetmeliği'nin emredici hükümlerine uygun olarak: açık, gerçek şahitler huzurunda ve nerede yapıldığı belli olacak şekilde bir nikah kıymış olması gerektiğini, sahte doktor raporlarına dayalı olarak (sahte resmi belgeyi kullanarak) ve bizzat nikah dairesi memurlarının konusu suç teşkil edecek şekilde, resmi evrakta tahrifat yaparak gerçekleştirmiş olduğu bir nikah işleminin yok hükmünde olacağını, resmi kayıtlarda evlenmenin yapıldığı yerin belli olmadığını, davalı taraf ve tanıkların evliliğin hastanede yapıldığını ileri sürdüklerini, hastanede nikah kıyılması için hastane müdürü veya başhekimden izin alınmadığını, nikâh memurunun kollukta alınan ifadesinde nikahın nikah dairesinde yapıldığını beyan ettiğini, evlilik müracaat defterinde ve tarihinde tahrifat olduğunu, müracaat belgesinde (Beyannamede) ve defterde tahrifat yapılarak 02.09.2008 olan müracaat tarihinin 01.09.2008 olacak şekilde değiştirilmiş olduğunu, müracaat günü ile aynı gün evlendirme yapılmayacağını, müracaat belgesinde ve defterde tahrifat yapılarak; 02.09.2008 olan müracaat tarihi 01.09.2008 olarak değiştirildiğini, böylece olası bir itiraz imkanı da ortadan kaldırıldığını, Evlenme Beyannamesi Ve Evlenmeye İzin Belgesi'nin, Şişli Evlendirme Memurluğu bilgisayar kaydı ile ilgili yapılan inceleme sonucunda: 02.09.2008 olan müracaat tarihinin, 2015 yılından sonra 01.09.2008 tarihi olarak değiştirildiğini tespit edildiğini, Evlendirme Memurluğu personeli ... Ç.'nin bilgisayar kayıtları üzerinde değişiklik yaptığını kabul ettiğini, raporların gerçeği yansıtmadığını, nikah günü öncesinde ve sonrasında, hasta dosyasına işlenmeden ve kullanma talimatına aykırı olarak, ölünceye dek 7 yıl boyunca dozu artırılarak zanax isimli uyuşturucu etkisi olan ilaçla müteveffanın ayırt etme gücünün sürekli olarak ortadan kaldırıldığını, Adli Tıp Raporunun bu dosyayla ilgili olmadığını ve gerçeği yansıtmadığını, davalı tanıklarının ifadelerinin doğru olmadığını, ezberletilmiş beyanlar olduğunu, tanık İbrahim'in ifadesindeki beyanının değerlendirilmesi gerektiğini, tanık beyanlarının bir kısım menfaatlerini korumak amacıyla verildiğini, tahkikatin tamamlanmadığını, davalı vekilinin davacı ile 2010 yılında görüştüğünü belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini taleple hükmün tamamı yönünden temyize başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, evlenmenin yokluğu olmadığı takdirde evlenmenin mutlak butlanla iptali davasının kabulü için gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 141 inci ve 145 inci maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
...
...
...
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2294 E., 2020/671 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142).
Hukuk Genel Kurulu 2017/2294 E. , 2020/671 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali olmadığı takdirde boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gaziantep 5. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 11.01.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların yaklaşık 6-7 aydır evli olup görücü usulüyle evlendiklerini, müşterek çocuklarının bulunmadığını, müvekkili olan davacı eşin önceki evliliğinden üç çocuğunun bulunduğunu, davalının hasta olduğunu ve sürekli halsiz düştüğünü, hemen her gün bayıldığını, bu nedenle çok az karı-koca ilişkilerinin olduğunu, bu durumun evlilik öncesinde müvekkilinden gizlendiği gibi ayrıca psikolojik rahatsızlığının da bulunduğunu, müvekkilinin önceki evliliğinden olan çocuklarına bıçak çekmek suretiyle zarar vermeye çalıştığını, doktorun verdiği ilaçları kullanmayarak tedaviye yanaşmadığını belirterek evliliğin iptaline, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 18.02.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkarla, müvekkilinde evlilik öncesi gizlenen bir rahatsızlığın bulunmadığını, davacının evlilik birliği içerisinde gerçekleştirdiği olumsuz davranışları ve uyguladığı şiddet nedeniyle müvekkilinin psikolojisinin bozulduğunu, davacının sebep olduğu ruhsal durumdan faydalanmak amacıyla dava açtığını, asıl amacın boşandığı eşiyle yeniden evlenmek olduğunu, davacının kardeşi tarafından müvekkiline bıçak çekilerek tehdit edildiğini, başka bir kadınla yaşadığına dair bilgi sahibi olduklarını savunarak davanın reddine, aksi hâlde müvekkili yararına 1.000,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi ve 150.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Gaziantep 5. Aile Mahkemesinin 18.03.2014 tarihli ve 2013/29 E., 2014/211 K. sayılı kararı ile; davalı hakkında düzenlenen Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 26/12/2013 tarihli raporuna göre davalının herhangi bir akıl hastalığının bulunmadığı, bu kapsamda evliliğin iptalini gerektirecek hukuksal bir delilin elde edilemediği, davalının sağlık sorunlarına ilişkin tedaviden kaçındığına dair iddianın ispat edilemediği gibi nispi butlanla evliliğin iptali sebeplerinin dosya kapsamına göre gerçekleşmediği, diğer yandan dinlenen tanık beyanlarına göre davalıdan kaynaklı evlilik birliğinin devamına imkân vermeyecek nitelikte kusurlu bir davranışın varlığının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Gaziantep 5. Aile Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 06.04.2015 tarihli ve 2014/14929 E., 2015/6544 K. sayılı kararı ile; "... Davacı; eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılma (TMK m.149/2) ve davacı eş veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın kendisinden gizlenmesi (TMK m. 150/2) gereğince nispi butlan sebebiyle evliliğin iptali bunun mümkün olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma (TMK m.166/1) isteminde bulunmuştur. Mahkemece, davalı kadında, nispi butlan sebebi ile evliliğin iptalini gerektirecek bir hastalığın bulunmadığı ve evlilik birliğinin davalı kadının kusurlu davranışları sebebiyle temelinden sarsıldığının ispat edilemediği gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Davacı erkek, davalı kadının sık sık bayıldığı, halsiz düştüğü, tedavisi olmayan bir hastalığı olduğu sebebine dayandığına göre, mahkemece, tam teşekküllü bir devlet hastanesi ya da üniversite hastanesinden davalı kadının, davacı erkek ya da altsoyu için ağır bir tehlike oluşturan bir hastalığının bulunup bulunmadığının heyet raporu alınarak tespiti sağlanıp delillerin bu çerçevede değerlendirilip, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir,…” şeklinde gerekçeye yer verilerek bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Gaziantep 5. Aile Mahkemesinin 07.07.2015 tarihli ve 2015/420 E., 2015/592 K. sayılı kararı ile bozma öncesinde yer alan gerekçeye ilave olarak; davalı hakkında düzenlenen Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 26/12/2013 tarihli raporun değerlendirilmeyerek, rapor alınmamış gibi bozma kararı verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı hakkında düzenlenen Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 26/12/2013 tarihli adli raporunun, nispi butlan hukuksal sebebine dayalı evliliğin iptali davasında, hüküm kurmaya elverişli nitelikte olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
13. Bilindiği üzere boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi halinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir.
14. Diğer yandan mevzuat hükümlerimiz uyarınca, davacının açtığı davada öncelikle evlenmenin butlanını, olmadığı takdirde ise kademeli olarak boşanma isteminde bulunması mümkündür. Ancak böyle bir durumda mahkemece öncelikli olarak evlenmenin butlanı isteminin incelenip, butlan isteminin reddi hâlinde boşanma istemi incelenebilir hale gelecektir.
15. Eldeki davada da nispi butlan sebepleri nedeniyle öncelikle evliliğin iptali, bunun mümkün olmaması hâlinde boşanma isteminde bulunulmuştur.
16. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır.
17. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan "evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması", "evlendirme memuru önünde yapılması", "tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları" hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir ( Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 72-79).
18. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa "yokluk" kavramından değil, "butlan" kavramından söz edilecektir. TMK'nda evlenmenin butlanı "mutlak" ve "nisbi" butlan hâlleri olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiş olup, geçerlilik şartlarındaki sakatlık kamu düzenini ilgilendiriyorsa "mutlak butlan", kamu yararı değil de ilgililerin özel menfaatleri söz konusuysa “nisbi butlan” hâllerinden söz edilir. Bu bağlamda mutlak butlan davasını her ilgili ve savcı açabilir. Nisbi butlan sebepleri ise sadece tarafları ilgilendirdiğinden nisbi butlan davasını sadece ilgili eş ve yasal temsilcinin rızasının arandığı durumlarda yasal temsilci açılabilir. Diğer taraftan mutlak butlan davası her zaman açılabilir; dava açma süreyle sınırlı değildir. Nisbi butlan davasının açılması ise altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelere bağlanmıştır. Buna göre hak düşürücü süre içinde dava açılmaması halinde nisbi butlanla sakat olan bir evlenme iptal edilemez, yani geçerli hale gelir.
19. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde; “Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması”, “Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması”, “Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması” ve “Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir.
20. Nispi butlan ise TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması halini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır.
21. Gerek mutlak butlan sebepleri gerekse nisbi butlan sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. TMK'nın 156. maddesinde; “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan hâlinde bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Hâkimin kararı ileriye etkilidir. Hâkimin kararına kadar mutlak butlan ya da nisbi butlan ile sakat olan bir evlenme, geçerli bir evlenmenin tüm sonuçlarını doğurur. Dolayısıyla batıl bir evliliğin butlanına karar verilinceye kadar eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakım ve eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermek, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdürler.
22. Evlenme akdinin geçerli olabilmesi için tarafların iç iradesi ile dış iradeleri arasında uyumsuzluk bulunmamalıdır. İrade sakatlığı kavramı ise tarafların iç iradeleri ile dış iradeleri arasında oluşan uyumsuzluğu ifade etmektedir. 4721 sayılı Kanun, nisbi butlanla evliliğin iptali davalarında irade sakatlığı hâllerini; yanılma (TMK m. 149), aldatma (TMK m. 150) ve korkutma (TMK m. 151) madde kenar başlıkları altında sınırlı olarak saymıştır.
23. Yanılma hâli; kanunun 149. maddesine göre üç şekilde gerçekleşebilmektedir. Bunlardan ilk ikisi, birinci fıkrayla düzenleme altına alınan dilekte yanılma ve kişide yanılma iken üçüncüsü maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikte yanılma hâlidir. Dilekte yanılmada, davacı eş “evlenmeyi hiç düşünmediği hâlde, gerçekte evlendiğini bilmeyerek evlendiğini” iddia etmekteyken, kişide yanılmada “evlenmeyi düşündüğünü fakat evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği” iddiasıyla yanıldığını ileri sürerek evlenmenin iptalini istemektedir. Nitelikte yanılmada ise “eşinde bulunmaması, onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak kadar önemli” bir nitelikte yanıldığı iddiasıyla evlenmenin iptalini talep etmektedir. Kanun, 149. maddenin ikinci fıkrasına göre, her yanılma hâlini evlenmenin iptali sebebi olarak görmediğini ise; nitelikte yanılma hukuksal sebebine dayanak “eşinde bulunmayan” nitelik kavramını “eşe ait ve önemli olmasının yanında iddiaya konu niteliğin birlikte yaşamayı çekilmez duruma getirmesi” koşullarına bağlı tutarak nitelikte yanılmanın sınırlarını çizmiştir.
24. Aldatma ise hukuksal terim olarak; bir hukuki işlemin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla, kişinin iradesini “gizlemek veya yalan söylemek” şeklindeki eylemlerle sakatlamak anlamına gelmektedir. TMK’nın 150. maddesine göre kişi; aldatılma sonucu evlenme iradesinde sakatlık yaratıldığı iddiasıyla evlenmenin iptalini isteyebilmektedir. 4721 sayılı Kanunla yanılma ve aldatma farklı koşullara bağlı tutularak ayrı ayrı evlenmenin iptali sebebi olarak düzenlenmiştir. Aldatma hukuksal sebebine dayalı nisbi butlan davasında kanun koyucu aldatılmayı ve illiyet bağını yeterli görerek “çekilmez durum” koşulunu aramaksızın sınırlı ve bitirici olarak saydığı iki aldatma sebebini 150. maddenin bir ve ikinci fıkralarıyla açıklamıştır. Maddeye göre aldatmanın (sonucunda kişi eğer ki bilseydi, asla evlenmeyecek olması hâlinin) nisbi butlan sebebi oluşturabilmesi için; kişi, ya birinci fıkrada açıklandığı şekilde “Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı,...” olduğu veya ikinci fıkrada yapılan düzenlemeyle “Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden,...” gizlenmesi nedeniyle evlendiği iddialarından birisine dayanmış olup, kişinin iddiasını ispatlaması gerekmektedir. Açıklanan bu iki durum dışında “aldatma eylemi” sübjektif açıdan ne kadar önemli olursa olsun, iptal sebebi olması mümkün değildir. Kanun, 150. maddenin ikinci fıkrası ile ağır tehlike oluşturan bir hastalığın gizlenmesinin iptal sebebi oluşturabilmesini “hastalığın eşe ilişkin olduğu, ağır tehlike oluşturduğu ve ayrıca iddiaya konu hastalığın kendisinden gizlenmiş olduğu” koşullarının tümünün birlikte gerçekleşmiş olmasına bağlamıştır.
25. Nispi butlanla iptal davalarında irade sakatlığı hâlinin sonuncusu olarak karşımıza çıkan ve TMK’nın 151. maddesi ile düzenleme altına alınan korkutma hukuksal sebebine dayanan davacı eşinse; evlenme iradesinin “Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak,…” sakatlanması nedeniyle evlenmeye razı olduğunu ispatlaması gerekmektedir.
26. Belirtmek gerekir ki; davacı dava dilekçesinde, davalının evlilik öncesinde bir hastalığının olduğunu, bu hastalığın birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez duruma getirecek nitelikte önemli olması nedeniyle evlilik iradesinin yanıltılmak (TMK m. 149/2) suretiyle sakatlandığı gibi aynı hastalığın kendisinin ve altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan nitelikte olduğu ve kendisinden evlilik öncesinde gizlenmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerle evlilik iradesinin aldatılmak (TMK m. 150/2) yoluyla da sakatlandığını ileri sürerek nisbi butlanla evliliğin iptaline karar verilmesini istemiştir. İddiasına gerekçe olarak da; evlilik öncesi kendisinden gizlenen bu hastalığın, evlilik süresince davalıyı sürekli hâlsiz düşürmesi, hemen her gün bayılması ve önceki evliliğinden olan çocuklara bıçak çekmek suretiyle zarar vermeye çalışması şeklinde gerçekleşen vakıalara dayanmıştır.
27. Yerel mahkemece; davacının bu iddiaları karşısında, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesine 04.12.2013 tarihli müzekkere ile davalının akıl hastalığının bulunup bulunmadığı, bir rahatsızlığı var ise ne zamandan beri mevcut olduğu, başka bir rahatsızlığının olup olmadığı, var ise bu rahatsızlığının evlenmeye engel olup olmadığı ve tedavi edilip edilemediği yönünde rapor hazırlanarak gönderilmesi istenmiş olup, hastanece davalı hakkında yapılan araştırma sonucunda düzenlenen 26.12.2013 tarihli raporda “…Ruhsal bir şikayeti olmadığı, yapılan ruhsal durum muayenesinde bir bulguya rastlanılmadığı, psikometrik testlerde kişilik bozukluğu tespit edilmediği, zeka normal olarak rapor edildiği, şahsın herhangi bir akıl hastalığının olmadığı,..” tespitlerine yer verilmiştir. Dosya kapsamına göre; yerel mahkemece bu rapora dayanılarak davacının yanılma (TMK m. 149/2) ve aldatma (TMK m. 150/2) hukuksal sebeplerine dayalı nisbi butlanla evliliğin iptali şartlarının gerçekleşmediği ve devamla tanık beyanlarıyla da boşanmaya sebep olan olaylarda, davalıdan kaynaklı evlilik birliğinin devamına imkân vermeyecek nitelikte kusurlu bir davranışın varlığı ispatlanamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
28. Bir hastalığın gizlenmesinin aldatma sebebi ile evliliğin iptali sebebi oluşturabilmesi için “hastalığın” resmî sağlık kurulu raporu ile “ağır ve tedavi edilemez nitelikte” olduğunun belirlenmiş olmasının gerektiği gibi ayrıca “altsoy için tehlike oluşturup oluşturmadığının da” tespit edilmiş olması gerekir. Evlendirme Yönetmeliğinin 20. maddesi ile “…Resmî veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak sağlık raporu/resmi sağlık kurulu raporu,…” raporun şeklini ise maddenin devamında “…Sağlık raporuyla ilgili usul ve esaslar, sağlık alanında ki değişen ve gelişen şartlar da dikkate alınmak suretiyle Sağlık Bakanlığınca yayımlanacak genelgeyle,…" şeklinde açıklanmıştır.
29. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davalı hakkında dava dilekçesinde dayanılan psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklarına yönelik mahkemece yapılan yargılamada, 26.12.2013 tarihli sağlık raporunun alındığı, alınan raporda “kişinin herhangi bir akıl hastalığının olmadığı” tespitinin yapıldığı, bu raporun da hükme esas alınarak davacının nisbi butlan hukuksal sebebine dayalı evliliğin iptali istemi hakkında ret kararı verildiği anlaşılmıştır. Davacının yanılma ve aldatma sonucu evlilik iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle evliliğin iptalini talep ettiği davasında TMK’nın 150/2 maddesi kapsamında davalıya ilişkin “davacı erkek ya da altsoyu için ağır tehlike oluşturan bir hastalığının bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise, hastalığın tedavi edilebilir nitelikte olup olmadığı” yönünde tam teşekküllü bir devlet hastanesi ya da üniversite hastanesinden aldırılacak heyet raporuyla tespiti sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, mahkemece 26.12.2013 tarihli raporun hüküm kurmaya elverişli nitelikte olduğunun kabulüyle hükme esas alınarak, davacının TMK’nın 150/2 maddesine dayalı nisbi butlan sebebiyle evliliğin iptali talebinin reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
30. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2712 E., 2020/988 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142).
Hukuk Genel Kurulu 2017/2712 E. , 2020/988 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "mutlak butlanla evliliğin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kayseri 1. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 03.09.2012 tarihli dava dilekçesinde; tarafların iki aylık nişanlılık süresinin ardından 13.06.2012 tarihinde görücü usulü ile evlendiklerini, ilk gece ve sonrasında davalının müvekkilini yanına yaklaştırmadığını, hâlen cinsel birlikteliğin gerçekleşmediğini, düğünün ertesi günü iki kez kendini balkondan atmaya çalıştığını, bir anda ağlamaya başladığı sonrasında ise kahkahalarla güldüğünü, bunun gibi pek çok garip davranışının olduğunu, sorulması üzerine psikolojik rahatsızlığı olduğunu ve 2010 yılından beri tedavi gördüğünü açıkladığını, bu durumun evlenirken müvekkilinden saklandığını, davalının psikolojik rahatsızlığının evliliği devam ettirmesine engel teşkil ettiğini ileri sürerek evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 24.09.2012 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, tarafların altı aylık nişanlılık süresi geçirdiklerini, müvekkilinin iki uçlu duygu bozukluğu tedavisi gördüğünü ve bu hastalığı evlenmeye aracı olan ortak akrabanın bildiğini, kayınvalidesinin normal karşıladığını, müvekkilinde evliliğin mutlak butlanına sebep olabilecek bir rahatsızlığın bulunmadığını, davacının düğün gecesi “seni sevmiyorum, istemeyerek aldım” şeklinde beyanda bulunduğunu belirterek davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Kayseri 1. Aile Mahkemesinin 05.11.2014 tarihli ve 2012/700 E., 2014/846 K. sayılı kararı ile; davalı hakkında sağlık kuruluşlarından muayene evrakları toplanarak ileri sürülen iddia kapsamında 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu düzenlenildiği, raporda davalının evlilik tarihi itibari ile fiil ehliyetinin bulunmadığı, sonrasında ise hastalığın düzeldiği ve iyileştiği hususlarının belirtildiği, rapor çerçevesinde evliliğin mutlak butlanla batıl olduğu ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının musap olduğu, hastalığın remisyon döneminde olması nedeni ile fiil ehliyetinin var olması karşısında dava dosyasının açıldığı tarihte TMK'nın 147/2. maddesine göre evliliğin ancak davalı tarafından mutlak butlan ile iptalinin istenilebileceği, davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.04.2015 tarihli ve 2015/1029 E., 2015/7651 K. sayılı kararı ile; "... Hüküm davacı koca tarafından tamamı yönünden, davalı kadın tarafından ise, tedbir nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Yapılan soruşturma ve toplanan delillerde davalı ...'ın bipolor affektif bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığının bulunduğu, evlenme tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, dava tarihinde ise hastalığın remisyonda olduğu anlaşılmaktadır. Hastalığın remisyon halinde olması iyileştiği anlamına gelmez. Bu nedenle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamıştır.
2-Evlenmenin iptaline ilişkin davalarda da boşanma hükmü kıyasen uygulanır. Evlenmenin iptali davası açmakla eşlerin ayrı yaşama ve nafaka isteme hakkı doğar. O halde dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, bu konuda hüküm kurulmaması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Kayseri 1. Aile Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2015/489 E., 2015/607 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; dosya içerisinde Erciyes Üniversitesi’nin 06.08.2014 tarihli raporu ile davalının "Bipolar affektif bozukluk (remisyonda) ve hafif derecede mental reterdasyon" rahatsızlıklarından musap olduğu, vesâyet altına alınmasına gerek olmamakla birlikte şahsa hukuki danışman tayin edilmesinin yararlı olacağının bildirildiği, davalıya vasi tayinine gerek olmadığına dair sulh hukuk mahkemesince karar verildiği, Adli Tıp Kurumu'nun 30.04.2014 tarihli raporunda ise “evlilik sırasında fiili ehliyetinden yoksun olan davalının boşanma davası sırasında yapılan muayenesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanması sonucunda; kişide (bipolar affektif bozukluk) denilen ve (manik) ve (depresif) ataklarla seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde olduğu, serbest ara devrelerden oluşan ruhsal rahatsızlığın halen remisyon (iyilik) halinin” saptandığının rapor edildiği, her iki raporda da fiil ehliyetinin tam olduğunun belirtilmesi karşısında raporlar arasında çelişkinin bulunmadığı, davalı hakkında vasi tayini gerekmediği gibi iyileştiğinin görüldüğü gerekçeleriyle davanın reddi yönünden önceki kararda direnilmesine, davalı yararına tedbir nafakasına karar verilmesine yönelik bozmaya ise usul ve yasaya uygun olması nedeni ile uyulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı hakkında düzenlenen İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 30.04.2014 tarihli raporu uyarınca davacının mutlak butlan hukuksal sebebine dayalı evliliğin iptali davasının kabul edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
12. Bilindiği üzere boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir.
13. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır.
14. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan "evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması", "evlendirme memuru önünde yapılması", "tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları" hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 72-79).
15. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa "yokluk" kavramından değil, "butlan" kavramından söz edilecektir. Diğer bir deyişle, butlanla sakat, yani batıl bir evlenmeden eşler arasında evlilik ilişkisi doğmuştur. Zira bu evlenmede, evlenme sözleşmesinin bütün esaslı ve kurucu unsurları mevcuttur, fakat kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerden bazıları gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerdir ki; butlanla sakatlanmış olan evlenmeler hâkimin hükmüyle iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün hüküm ve sonuçlarını doğururlar (TMK m. 156 c.2). Medeni Kanun; evlenmenin butlanını, "mutlak" ve "nisbi" butlan olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiştir. Mutlak butlan ile nisbi butlan davaları arasındaki en önemli farklar, dava sebeplerinde, dava haklarında ve dava süresinde görülür. Mutlak butlan sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mutlak butlan davası savcı tarafından da açılabileceği hâlde, nisbi butlan davası sadece taraf menfaatlerini ilgilendirir ve bu nedenle de eşlerden biri ve belli hâllerde yasal temsilci tarafından açılır. Hemen burada belirtilmelidir ki, her iki butlan sebebine dayalı geçersizliğin sonuçları açısından fark bulunmamaktadır.
16. Gerek mutlak butlan, gerekse nisbi butlan sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde; “Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Nisbi butlan ise; TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması hâlini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır. TMK'nın 156. maddesinde; “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer,…” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Burada hâkimin kararının ileriye etkili olacağı tartışmasızdır.
17. Somut olayda uyuşmazlık konusu, eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali istemine dayanmaktadır. Daimi surette ayırt etme gücünden yoksun olan kişi, evlenme sözleşmesi yapamaz; yapmışsa yapılan evlenme batıldır (TMK m. 145 b.2). Ancak TMK’nın 147/2. maddesinde “…Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir,…” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre, ayırt etme gücü olmayan bir kimse, evlenme sözleşmesi yapıldıktan sonra ayırt etme gücüne kavuşmuşsa, artık savcı, ilgililer ve diğer eşin mutlak butlan davası açamayacağı belirtilmiştir. Aynı husus evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olan eşin daha sonradan iyileşmesi ve bu durumun sağlık raporu ile de belgelenmesi hâlinde de geçerlidir. Bu iki hâlde (TMK m. 145 b.2-3), yani ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan eş veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Burada hemen belirtilmelidir ki; ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği butlan davasından ise “nisbi butlanla evliliğin iptali” davasını anlamak gerekir. Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 86-87).
18. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 30.04.2014 tarihli raporu ile davalı hakkında “…Kişide (Bipolar Affektif Bozukluk) denilen (manik) ve (deresif) ataklarla seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde olduğu, serbest ara devrelerden oluşan ruhsal rahatsızlığın hâlen remisyon (iyilik) hâlinin saptandığı, ancak dava dosyasında mevcut tıbbi belgelerde evlilik tarihinden bir hafta önce 06.06.2012 tarihindeki Özel Erciyes Hastanesi’nde yapılan muayenesine ait bulgular ve evlilik tarihinden yaklaşık bir ay sonra Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı’ndaki 13.07.2012 giriş 31.07.2012 çıkış tarihli Bipolar Affektif Bozukluk (mixt epizod psikotik özellikli) tanısı dikkate alındığında evlilik tarihinde şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan bu akıl hastalığının etkisinde olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre P… P….’ın evlenme tarihi olan 13.06.2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı oy birliği ile mütalaa,…” edilmiştir. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında evlenme tarihi itibari ile davalının TMK’nın 145/b.2-3. maddelerinde belirtildiği şekilde ayırt etme gücüne sahip olmadığı gibi evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının etkisinde olduğu yönünde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davalıda sabit olan Bipolar Affektif Bozukluk denilen manik ve deresif ataklarla seyreden, serbest ara devreler arasında kişinin akli sağlık içinde olabildiği bu tür akıl hastalığının muayene esnasında “remisyon (iyilik)” döneminde olmasının hastalığın iyileştiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplandığına göre; dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilerek, davalının evlenme tarihi itibari ile evlenmeye engel derecede akıl hastası olduğu ve bu hastalığın etkisiyle ayırt etme gücünden yoksun bulunduğu, muayene tarihinde ise mevcut hastalığın remisyon döneminde olduğu, remisyon sözcüğünün kelime anlamının “kronik hastalığı olduğu bilinen kişilerde hastalık aktivitesinin bulunmadığı durumlar için kullanılan tıbbi bir terim” olduğu, bu açıklama karşısında remisyon teriminin Kanun’un 147/2. maddesinin aradığı anlamda tam bir iyileşmeyi kapsamadığının anlaşılması karşısında, mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddi doğru değildir.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşüyle mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş, Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.
20. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı eş TMK 145. maddesine dayalı olarak mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali istemi ile dava açmıştır.
Mahkeme kararı gerekçesinde davalı hakkında düzenlenen 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre evlenme tarihi olan 13.06.2012 tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığı sonrasında ise hastalığın düzeldiği ve iyileştiği hususlarının belirtildiği ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının muzap olduğu hastalığın remisyon döneminde olması nedeniyle davalının fiil ehliyetinin var olması karşısında dava tarihinde TMK’nın 147/2. maddesine göre evliliğin mutlanının ancak davalı tarafça iptalinin istenebileceği davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün temyizi üzerine Özel dairece bozma kararının 1 nolu bendinde “yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı ...’ın Bipolar Affektif Bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığının bulunduğu, evlenme tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, dava tarihinde ise hastalığının remisyonda olduğu anlaşılmaktadır. Hastalığın remisyon halinde olması iyileştiği anlamına gelmez. Bu nedenle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamıştır.” gerekçesi ile bozma kararı vermiş. Mahkeme ise gerek 06.08.2014 tarihli Erciyes Üniversitesi gerekse 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda fiil ehliyetinin tam olduğu raporlar arasında çelişki olmadığı davalı hakkında vasi tayini gerekmediği gibi iyileştiğinin görüldüğü gerekçeleri ile davanın reddi yönünden direnme kararı vermiştir.
TMK 145/2-3 maddesine göre eşlerden birisinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünde yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak şekilde akıl hastası olması evliliğin mutlak butlanla sakatlar. Ancak ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Bu hâllerde dava hakkı sonradan iyileşen eşe aittir (TMK 147/2).
Somut olayda 30.04.2014 tarihli Adli Tıp raporunda davalının 04.11.2013 tarihli muayenesi sonucu elde edilen bilgi ve bulguların sonucunda Bipolar Affektif Bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığın halen remisyon iyilik) hâli saptanmıştır. Ayrıca Erciyes Üniversitesi’nin 06.08.2014 tarihli Adli Tıp raporunda tanı “Bipolar Affektif Bozukluk (remisyonda) hafif derecede Mental Reterdasyon” Bipolar Affektif bozukluğu, hafif zeka geriliği tanısı altında 17.07.2014 tarihli polikinliğin de, 06.08.2014 tarihinde ise psikiyatri heyeti tarafından yapılan mental durum muayenesi, psikometrik testleri, kendisinden ve yakınından alınan anamnez bilgileri sonucunda da “Bipolar Affektif Bozukluk (Remisyonda) ve hafif derecede mental reterdasyon rahatsızlıklarına musap olduğu, vasiyet altına alınmasına gerek olmamakla birlikte şahsi hukuki danışman tayin edilmesinin yararlı olacağı" tıbbi kanaatine varılmıştır.
Bu rapora dayalı olarak Kayseri 3. Sulh Hukuk Mahkemesi 31.10.2014 tarihli ve 2014/747 Esas 2014/1447 sayılı Karar ile vasi tayinine karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. HMK’nın 266. maddesi uyarınca özel ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda mahkemenin bilirkişiye başvurması zorunludur. Veraset davasında alınan raporda davalının rahatsızlıklarının vesayet altına alınmasını gerektirmediği, Adli Tıp Kurumunun 30.04.2014 tarihli raporunda da evlilik tarihinden sonra ruhsal rahatsızlığının remisyon (iyilik) hâlinin saptandığı belirlendiğine göre davalının ayırt etme gücünü sonradan kazandığı veya akıl hastalığının iyileştiği doktor raporları ile tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu hâlde TMK 147/2 maddesinde belirtilen durum gerçekleşmemiş olmakla mutlak butlan davasını davacı değil sadece davalı eş açabilir.
Ayırt etme gücünü sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması hususu tamamen özel ve teknik bilgi gerektirdiği ve bu hususta alınan doktor raporları olduğu hâlde “hastalığın remisyon halinde olması iyileşmesi anlamına gelmez” şeklindedir gerekçe ile bozma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Özel daire davalının evlenmeden sonra da evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının devam ettiğini düşünüyor ise bu konuda rapor alınması yönünde bir bozma kararı verebilirdi.
Aksinin kabulü akıl hastalığına yakalanan kişilerin iyileşmeyeceği gibi böyle bir önyargının oluşmasına yol açabilir. Bu durum dosya arasında mevcut bilirkişi raporlarına aykırı olduğu gibi TMK 147/2 maddesinin uygulanma imkânını ortadan kaldırır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.03.2014 tarihli 2013/23497 Esas 2014/7047 sayılı emsal kararında davalının akıl hastalığının iyileşme sürecinde olması ihtimal dahilinde olduğundan evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığına veya evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı, varsa hastalığın iyileşmiş olup olmadığı konusunda rapor alınması, davalı iyileşmiş ise TMK 147/2 maddesi hükmüne de nazaran alınarak sonucuna karar verilmesi gerektiğinden bu husus üzerinde durulmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğundan bahisle bozma kararı verilmiştir (Gençcan Ömer Uğur, Türk Medeni Kanunu yorumu 1.C., Ankara 2015 s.816).
Yukarıda açıkladığım nedenlerle mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğunun direnme kararının bozulması yönündeki görüşüne katılamıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2672 E., 2018/1717 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Öncelikle belirtilmelidir ki, "evlenme" Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142).
Hukuk Genel Kurulu 2017/2672 E. , 2018/1717 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki “evlenmenin butlanı bunun mümkün olmaması halinde boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 1. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.02.2013 tarihli ve 2011/654 E., 2013/163 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.11.2013 tarihli ve 2013/12635 E., 2013/26132 K. sayılı kararı ile;
"...Eşlerin birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması (TMK.md.145/2) veya eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olması (TMK.md.145/3) evlenmeyi mutlak butlanla sakatlar. Mutlak butlan davası için, kanunda herhangi bir "hak düşürücü süre" öngörülmemiştir. Bu nedenle evlenme tarihi üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, dava her zaman ikame edilebilir. Davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesi; buna göre mutlak butlan sebebi mevcutsa butlana karar verilmesi; değilse ikinci kademede boşanma isteğinin de bulunduğu dikkate alınarak bu çerçevede delillerin toplanıp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Diğer yandan, mutlak butlanla sakat olan bir evliliğin dahi, "hakimin bu husustaki kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı" hususunun açık kanun hükmü olması (TMK.md.156) karşısında; dava hakkının kötüye kullanılması (TMK.md.2) da söz konusu değildir. Öyleyse açıklanan yönde araştırma yapılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir..."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; evlenmenin mutlak butlan nedeniyle iptali, bunun mümkün olmaması hâlinde boşanma istemine ilişkindir.
Davacı (kadın) vekili, hem müvekkilinin hem de davalının kısıtlı olduğunu, her ikisinin de aklen kendi işlerini görebilecek durumda olmadıklarını, tarafların 2009 yılından beri ayrı yaşadıklarını ileri sürerek evliliğin mutlak butlan nedeniyle iptaline olmadığı taktirde ise tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı erkek vasisi, tarafların 35 yıldır evli olduklarını, birbirlerine destek olarak bu evliliği sürdürdüklerini, ancak davacı vasisinin davacının mallarına el koymak istediğini, davacının üç aylık maaşını alarak kendi çıkarına harcadığını, bu nedenle davacı vekilinin iddialarının yok sayılması gerektiğini belirterek 21.12.2012 tarihli dilekçe ile abisinin de boşanmak istediğini bildirmiştir.
Mahkemece, tarafların 1979 tarihinden 2009 yılına kadar birlikte yaşadıkları, 2009 yılında anlaşılamayan bir sebeple davacının ailesinin davacıyı yanlarına alarak bu davayı açtığı, 30 yıl sonra açılan davanın iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, her iki tarafın engelli olmasına karşın Anayasanın 90. maddesine göre iç hukuk gibi uygulanması gereken uluslararası sözleşmeler dikkate alındığında Türkiye tarafından kabul edilen ve 4721 Sayılı. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 145. maddesine göre özel hüküm niteliğinde olan Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme uyarınca evliliğin engellilerin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceği gerekçesiyle butlan davasının, diğer yandan boşanmayı gerektirecek ve davalıdan kaynaklanan bir kusurun varlığı da kanıtlanmadığından boşanma talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece önceki gerekçelerle verilen direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1979 yılında evlenen ve TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanarak vasi atandığı anlaşılan taraflar hakkında davacı kadının açtığı "butlan olmadığı takdirde boşanma" davasına konu olayda Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinde evliliğin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceğinin kabul edilmiş olması karşısında davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki, "evlenme" Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır.
Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan "evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması", "evlendirme memuru önünde yapılması", "tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları" hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir ( Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 72-79).
Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa "yokluk" kavramından değil, "butlan" kavramından söz edilecektir. TMK'da evlenmenin butlanı "mutlak" ve "nispi" butlan hâlleri olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiş olup, geçerlilik şartlarındaki sakatlık kamu düzenini ilgilendiriyorsa "mutlak butlan", kamu yararı değil de ilgililerin özel menfaatleri söz konusuysa nispi butlan hâllerinden söz edilir.
Nitekim, TMK'nın 145. maddesi:
" Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
2.Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması
3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması." ;
146. maddesi ise "mutlak butlan davasını Cumhuriyet Savcısının re'sen ve ilgilisi olan herkesin açabileceği" hükümlerini içermektedir.
Madde metninden de anlaşıldığı üzere mutlak butlan hâlleri Kanunda sınırlı olarak sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı yani mutlak butlanla batıl olduğu düzenlenmiştir.
TMK'nın 156. maddesinde de; " Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur." hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla batıl bir evliliğin butlanına karar verilinceye kadar eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakım ve eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermek, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdürler. İptal kararı geçmişe etkili olmadığından, evliliğin önceden meydana getirdiği hüküm ve sonuçlar butlan kararının kesinleşmesiyle ortadan kalkmayacaktır ( Akıntürk, T./ Ateş Karaman, D.: Türk Medeni Hukuku, İkinci Cilt, Aile Hukuku, 2012, s. 230).
Öte yandan, TMK'nın 148.- 151. maddeleri arasında düzenlenen ve ilgilisi olan herkes tarafından değil de sadece eşler tarafından açılan nispi butlan hâlleri için altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süreler öngörülmüş iken; mutlak butlan davası için kanunda bir süre öngörülmemiş olup, bu dava her zaman açılabilir.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözünü için davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü ve TMK'nın 145. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında düzenlenen "ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk" ve "akıl hastalığı" kavramlarının incelenmesinde de yarar vardır.
TMK'nın 13. maddesinde "Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir." düzenlemesi mevcuttur.
TMK'nın 15. maddesine göre ayrık durumlar saklı kalmak kaydıyla ayırt etme gücü bulunmayan kimselerin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Ayırt etme gücü bulunmayan kimseler fiil ehliyeti açısından tam ehliyetsizler grubunu oluşturur ve TMK'nın 125. maddesine göre ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.
Ancak ayırt etme gücünden yoksunluğun mutlak butlan sebebi sayılması için "sürekli" olması gerekmektedir. Evlenme töreninin yapıldığı sırada "geçici" olarak ayırt etme gücünden yoksunluk mutlak butlan değil nispi butlan sebebi teşkil edecektir (TMK m.148).
Daha çok tıp biliminin uğraş alanına giren akıl hastalığının tanımı ise Türk Medeni Kanunu'nda yapılmamıştır. Ancak TMK'nın 133. maddesi "akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler" hükmünü içermektedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, akıl hastalığı kural olarak kesin evlenme engellerinden biridir. Ancak bu engel her türlü akıl hastalığını kapsamamaktadır. Gerçekten, mevcut akıl hastalığının evlenme bağlamında herhangi bir sakınca doğurmayacağı resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendiği taktirde, bu hastalığa yakalanmış olan bir kişinin evlenmesine engel olunamayacaktır.
Görüleceği üzere; burada sözü edilen akıl hastalığı ayırt etme gücünü sürekli ortadan kaldırmayan akıl hastalığıdır. Çünkü akıl hastalığı ayırt etme gücünü sürekli ortadan kaldırıyorsa, TMK'nın 125. maddesinde belirtildiği üzere bu kişi zaten evlenme ehliyetine sahip değildir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A; s.60).
TMK'nın 405. maddesinde düzenlenen "akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır" hükmü gereğince akıl hastalığı ve nitelik olarak değil de nicelik olarak farklılık arz eden, başka bir anlatımla daha hafif bir psişik bozukluğu ifade eden "akıl zayıflığı" hâlleri aynı zamanda kanunda sayılan kısıtlama sebeplerinden birini teşkil etmektedir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A, s.578).
Bu noktada iç hukukumuz açısından yukarıda belirtilen düzenlemelerin yanında Anayasa'nın 90/5. maddesinde yer alan, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" düzenlemesi gereğince, Avrupa İnsan Hakları (ve Temel Özgürlüklerin Korunması Hakkında) Sözleşme (AİHS) ile mahkeme gerekçesine konu edilen Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin konuyla ilgili hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Şöyle ki, "evlenme hakkı" başlıklı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 12. maddesine göre "Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, bu hakkın kullanımını düzenleyen ulusal yasalara uygun olarak evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir". Madde metninde "ulusal yasalara uygun olarak" demek suretiyle evliliğin şekli ile ilgili hususların devletin taktir yetkisine bırakıldığı, hakkın özünü ortadan kaldıracak ya da kullanılmasını engelleyecek boyutta olmadıkça evlenmenin ulusal yasalara uygun olarak yapılacağı kastedilmektedir (Çakmak, U.R: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde Evlenme Hakkı, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.25, S.2, 2017, s.165-167). Görülmektedir ki, uluslararası sözleşme iç hukuk hükümleri ile çelişen bir düzenleme getirmemiştir.
Yerel mahkeme gerekçesine konu edilen ve Türkiye tarafından kabul edilerek 28.10.2009 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin "Hane ve aile hayatına saygı" başlıklı 23. maddesinde;
"1. Taraf Devletler evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alır. Bu çerçevede aşağıda belirtilenler sağlanmalıdır:
(a) Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması;
(b) Engellilerin çocuklarının sayısına ve yaş aralığına, serbestçe ve sorumluluğunu taşıyarak karar verme hakkının tanınması ve yaşlarına uygun bilgiye, üreme ve aile planlaması eğitimine erişim hakkının tanınması ile bu haklarını kullanmaları için gereken araçların oluşturulması;
(c) Çocuklar dahil olmak üzere engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında doğurganlıklarından mahrum bırakılmaması..." düzenlemesi mevcuttur.
Sözleşme hükmü incelendiğinde evlenme ve aile kurma hakkının, hiçbir ayrıcalık gözetmeksizin engellilere de tanınması gerektiği belirtilmiş ancak 23. maddenin a) fıkrasında bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılacağı öngörülmüştür. Belirtilen fıkrada "serbest irade ve rıza" sözcüklerine yer verilmesi karşısında sözleşmede evlenme hakkının, iç hukukumuzun aksine, "ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilere de" tanındığını kabul etmek için yeterli olmayacaktır. Çünkü ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin serbest irade ve rıza açıklamaları hukuki sonuç doğurmamaktadır. Bu noktada engellilerin tüm insan hak ve özgürlüklerinden tam ve eşit bir şekilde yararlandırılmasını teşvik ve temin amaçlı getirilen bu sözleşmenin TMK'nın evlenmenin butlanı ile ilgili hükümlerini bertaraf edici nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların 14.03.1979 tarihinde evlendiği, bu evlilikten müşterek çocuklarının bulunmadığı, dosya içerisinde yer alan 27.05.2003 tarihli raporlar ile taraflara "hafif mental reterdasyon" teşhisi konulduğu anlaşılmıştır. Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesine ait 06.06.2011 tarih, 2011/274 E., 2011/864 K. sayılı "vasi tayini talepli" dosyada 2011 yılında heyet raporlarına göre de taraflarda "vesayet altına alınması gerektirir akıl zayıflığı olduğu, kendi işlerini bizzat göremeyeceği, başkalarının yardımına ve bakımına muhtaç olduğu, akıl sağlığının bağımsız ve sağlıklı karar vermeye yeterli olmadığı ve vasi tayini gerektiği" belirtilmiş olup, mahkemece TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanma kararı verilerek taraflara vasi tayin edilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Davanın mutlak butlan olmadığı taktirde boşanma istemine ilişkin olduğu göz önüne alındığında; her ne kadar davalının evlilik tarihinden sonra "akıl hastalığı" sebebiyle kısıtlandığı sabit ise de "evlenme töreni" sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı (TMK m.145/2) veya evlenmeye engel derece akıl hastası (TMK m.145/3) olup olmadığı hususunda bir inceleme yapılmadığı anlaşılmıştır.
Ne var ki, dosya içerisindeki belgelerin de bu hususu tam olarak açıklığa kavuşturmayacağı açıktır. Mahkemece yapılacak iş, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait askerlik belgeleri, tüm doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kâğıtları, film grafileri ve reçeteler eksiksiz getirtilerek davalının "evlenme tarihinde" sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespiti; bu doğrultuda mutlak butlan sebebi mevcutsa kamu düzeni düşüncesi ile herhangi bir süreye tabi olmayan bu davanın kabulü, aksi hâlde davacının ikinci kademe isteği olan boşanma davası yönünden delillerin değerlendirilmesi olmalıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında otuz yıl süren bu evlilikte butlan davası açılmasının iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, Anayasanın 90. maddesi hükmü dikkate alındığında Birlemiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin yok sayılamayacağı, bu sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Bu durumda yerel mahkemenin direnme gerekçesi Özel Daire bozma kararında ve yukarıda belirtilen bu ilave gerekçeler dikkate alındığında usul ve yasaya aykırıdır.
Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç : Davacı (kadın) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.11.2018 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, “TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanarak vasi atandığı anlaşılan ve 1979 yılında evlenen taraflar hakkında davacı kadının açtığı "butlan olmadığı takdirde boşanma" davasına konu olayda Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinde evliliğin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceğinin kabul edilmiş olması karşısında davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesinin gerekip gerekmediği” noktasındadır.
İlk derece mahkemesinin “Mahkemece, tarafların 1979 tarihinden 2009 yılına kadar birlikte yaşadıkları, 2009 yılında anlaşılamayan bir sebeple davacının ailesinin davacıyı yanlarına aldığını ve bu davayı açtığı, 30 yıl sonra açılan bu davanın iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, her iki tarafın engelli olmasına karşın Anayasanın 90. maddesine göre iç hukuk gibi uygulanması gereken uluslararası sözleşmeler dikkate alındığında Türkiye tarafından kabul edilen ve TMK'nın 145. maddesine göre özel hüküm niteliğinde olan Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme uyarınca evliliğin engellilerin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceği gerekçesiyle butlan davasının, diğer yandan boşanmayı gerektirecek ve davalıdan kaynaklanan bir kusurun varlığı da kanıtlanmadığından boşanma talebinin reddine” dair gerekçeler ile verdiği direnme kararı çoğunluk görüşü ile Yüksek Özel Dairenin görüşü olan “Eşlerin birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunmasının (TMK.md.145/2) veya eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olmasının (TMK.md.145/3) evlenmeyi mutlak butlanla sakatladığı, mutlak butlan davası için, kanunda herhangi bir "hak düşürücü süre" öngörülmediği, bu nedenle evlenme tarihi üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, davanın her zaman ikame edilebileceği, davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesi; buna göre mutlak butlan sebebi mevcutsa butlana karar verilmesi; değilse ikinci kademede boşanma isteğinin de bulunduğu dikkate alınarak bu çerçevede delillerin toplanıp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği, diğer yandan, mutlak butlanla sakat olanbir evliliğin dahi, "hakimin bu husustaki kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı" hususunun açık kanun hükmü olması (TMK.md.156) karşısında; dava hakkının kötüye kullanılmasının (TMK.md.2) da söz konusu olmadığı, araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulmasının doğru olmadığı” gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğine göre, taraflardan erkeğin 1950 doğumlu olup askerlik ödevini yerine getirdiği, davacı kadının ise 1954 doğumlu olduğu, tarafların 1979 yılında evlendikleri, 2003 yılında akıl zayıflığı, hafif düzeyde Mental Rateradasyon nedeni ile rapor aldıkları ve her ikisine de 2011 yılı başlarında akıl zayıflığı tanısı da konularak TMK.’un 405 maddesi uyarınca vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır.
Normatif düzenlemelere incelendiğinde ise;
TMK.’un 145/1.3 maddesi uyarınca “Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması” evlenmenin mutlak butlanla batıl olmasını gerektirir. Aynı kanunun 146. maddesi uyarınca da “Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır. Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir. Keza 256. maddesine göre ise “Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bileevlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur”.
O halde bu düzenleme gereği, tarafların evlenme anında evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalıklarının olması gerekir.
Diğer taraftan TMK.’dan sonra taraflar evli iken Birleşmiş milletler tarafından 13.12.2006 tarihinde imzalanan, ancak Türkiye tarafından 03.12.2008 tarihinde 5825 sayılı kanun ile onaylanan ve 18.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve bu nedenle Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme hükümlerinin de gözardı edilmemesi gerekir.
Anılan Sözleşmenin 1. Maddesine göre “Bu Sözleşme'nin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir. Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir”. Sözleşmenin 5/1 maddesinde ise açıkça “Taraf Devletlerin herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul ettiği”, bu hükme paralel olarak Hane ve Aile Hayatına Saygı başlığı ile düzenlenen 23/1 maddesi ile “Taraf Devletlerin evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alacağı” belirtilmiştir. Aynı maddenin 1.a bendinde “Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve buhakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması” gerekeceği de belirtilmiştir.
Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göreyürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.
Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme Türk Medeni Kanunu’ndan sonra yürürlüğe girmiştir. Özellikle zihinsel engellilerin de aile ve hane hayatına saygı kapsamında evlenmelerinin sağlanması için özellikle Medeni Kanunu hükümlerinin sözleşmeye uyumlu hale getirilmesi gerekir. Ancak kanun sözleşme hükümleri ile çatılmakta ise Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca sözleşme hükmü esas alınacaktır.
Somut uyuşmazlıkta yaklaşık 30 yıl önce evlenen tarafların, sağlık raporu almadan evlenmeleri olanaklı değildir. Davalı erkek askerlik ödevini yaptığına göre o tarihte akıl hastalığından söz etmek olanaklı değildir. Kaldı ki taraflarda evlilik devam ederken akıl hastalığı değil, akıl zayıflığı meydana gelmiştir. Tarafların rızaları ile kurulmuş evliliğin sonradan yürürlüğe giren Uluslararası Sözleşme hükümlerinden “aile ve hane hayatına saygı” ilkesi uyarınca geçerli kabul edilmesi gerekir. Yerel mahkemenin direnme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır.
KARŞI OY
Butlan davası için hak düşürücü süre öngörülmediği doğrudur. Hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı asıldır. Süre kayıtlaması yok ise de hakkın kötüye kullanılması yasağına bağlı (MK 2) süre kaydı vardır. Toplum düzeninin belirli bir hukuki disiplin için de cereyanı hedeflenmiştir. Hâkim her somut olayın özelliklerini inceleyerek MK 2'ye bağlı süreyi kendiliğinden araştırır. 30 yıl sonra açılan butlan davasında davacının güncel hukuki yararını öncelikle açıklaması ve ispat etmesi beklenir. Bu yapılmadığı takdirde hakkın kötüye kullanılması sınırlaması iş görmez hale gelir.
Butlan yaptırımının ileri sürülmesi bakımından bir zaman sınırlamasının bulunmaması hukuk güvenliğine uygun düşmemektedir. Hukuk güvenliği ve dürüstlük kuralı gereği somut olayın özelliğine göre sürenin geçmesi ile düzelme sonucu ortaya çıkabilir. Batıl olmasına rağmen icra edilen bir kararın icrasının geri döndürülmesi pratik zorluklardan dolayı mümkün olmayabilir. Üçüncü kişilerin korunması gereği butlanın tespitine engel olabilir.
Butlanın tespiti kararı şirketler hukukundaki iptal kararı gibi makable şamil kurucu yenilik doğurucu bir karar olmayıp açıklayıcı ve beyan edici bir karardır. MK 156 düzenlemesi de aynı yöne işaret etmektedir.
Yargılama aşamaları içinde dürüstlük kuralı tartışması var ise de buna açıkca vurgu yapılmamıştır.
30 yıl sonra açılan butlan davasında davacının güncel hukuki yararını ortaya koyması ve ispat etmesi hukuk güvenliği ve istikrarı adına şarttır. Somut uyuşmazlıkta bu keyfiyetin yerine getirildiğini söylemeye imkan yoktur.
Nitekim tüzel kişiliği olan kooperatiflerde mal devri için genel kurul kararı aranır. Bir olayda mal devri ile ilgili 2007'de yapılan genel kurulun çağrı merasimine uymadan karar aldığı 5 yıl sonra butlan hali ileri sürülmüş mahkeme ret kararı vermiş MK 2'ye bağlı gerekçe değişikliği ile karar özel dairece onanmış (23. HD 01.07.2015 tarih 4429-5084 sayılı ilamı), yine bir başka olayda 1991 yılında mal tahsisi suretiyle vakıf kurma işleminde genel kurul kararının iptal edildiği bu sebeple tapu iptal ve tescil istenmiş, mahkemesince ret kararı verilmiş, genel kurul iptali kararının vakfa karşı kesin hüküm gücü bulunmadığı belirtilerek gerekçe değişikliği ile ret kararı özel dairesince onanmıştır (23. HD 12.06.2017 tarih 60-1775 sayılı ilamı).
Hâl böyle olunca, yukarıda yaptığım açıklama ilavesiyle, yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
(A) ile (B), (A)'nın evinin balkonunda, şahitlerin de katılımıyla birbirlerine "evet" diyerek evlendiklerini ilan etmişlerdir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre bu işlemin hukuki yaptırımı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Mutlak butlan
B) Nispi butlan
C) İptal edilebilirlik
D) Tek taraflı bağlamazlık
E) Yokluk
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.