Türk Medeni Kanunu 166. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
(Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
B. Dava
I. Konusu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
668 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2023/705 E., 2025/239 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli ve 2018/815 Esas, 2020/144 Karar sayılı kararı ile; Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için davalının az da olsa kusurunun ispatlanması gerektiği, somut olayda erkeğin eşine boğazını sıkmak suretiyle fiziksel şiddet uyguladığı, bu olay nedeniyle davacının Urla 2.
Hukuk Genel Kurulu 2023/705 E. , 2025/239 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2022/886 E., 2023/155 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.10.2022 tarihli ve
2022/5251 Esas, 2022/7591Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 25.05.2013 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, davalının eşine ve ailesine süreklilik arz eder şekilde küfür ve hakaret ettiğini, kadın eşin son olarak 28.05.2018 tarihinde ortak çocuğun da bulunduğu bir ortamda küfür ve hakaret etmesi üzerine taraflar arasında tartışma çıktığını, olay nedeniyle müvekkilinin Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/648 Esas sayılı dosyası ile yargılandığını, davalının kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla müvekkilinin evlilik birliğinin başından itibaren sürekli şiddet gördüğünü, hakaret ve tehditlere maruz kaldığını, en ufak tartışmada evden kovulduğunu, eşi ve ailesi tarafından yok sayıldığını, 28.05.2018 tarihli olayda taraflar iftar sofrasındayken davacının sebepsiz yere huzursuzluk çıkardığını, çocuğu salona götürerek pencereleri kapattığını ve eşini mutfakta darp ettiğini, müvekkilinin şikâyetçi olması nedeni ile davacının ailesi tarafından da saldırıya maruz kaldığını, davalı kadının aynı gece korkarak ablasının evine gittiğini, eşlerin bu tarihten itibaren ayrı yaşadıklarını, davacının birlik görevlerini ihmal ettiğini belirterek davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise çocuk yararına 900,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 20.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli ve 2018/815 Esas, 2020/144 Karar sayılı kararı ile; Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için davalının az da olsa kusurunun ispatlanması gerektiği, somut olayda erkeğin eşine boğazını sıkmak suretiyle fiziksel şiddet uyguladığı, bu olay nedeniyle davacının Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/648 Esas ve 2018/785 Karar sayılı dosyası ile cezalandırılmasına karar verildiği, buna karşılık toplanan delillere göre davalıdan kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.04.2022 tarihli ve 2020/989 Esas, 2022/738 Karar sayılı kararı ile; kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle kadının kolluk soruşturması sırasında vermiş olduğu 04.06.2018 tarihli ek ifadesindeki beyanının ortak çocuğun babasını cezadan kurtarmaya yönelik olduğunun kabulünün gerektiği, kadının olay anında eşine karşı hakaret ve küfür içerikli sözlerinin ise fiziksel şiddete tepki niteliğinde davranış olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; taraflar arasında en son delil olarak dayanılan ceza davasına konu olayın gerçekleştiği, buna göre 28.05.2018 tarihinde taraflar arasında davacı erkeğin annesi nedeni ile tartışma çıktığı, davacı erkeğin davalı kadına şiddet uyguladığı, davacı erkeğin bu nedenle ceza aldığı, buna karşılık davacı erkeğin dava dilekçesinde eşinin küfür ve hakaret etmesi sonucunda olayın yaşandığını iddia ettiği anlaşılmaktadır. Taraflarca delil olarak dayanılan ceza davasında; davalı kadın 04.06.2018 tarihli ek ifadesinde, davacı eşine sinirle küfür etmesi sonucunda davacı erkeğin bir anlık öfkesi ile kendisine şiddet uyguladığını beyan etmiş, bu nedenle davacı erkek haksız tahrik indiriminden yararlanmıştır. Bunun yanı sıra boşanma davasında dinlenen davacı erkek tanıkları ... ve ... de ifadelerinde yaşanılan bu son olayda, davalı kadının davacı erkeğe ‘şerefsiz, adam mı, insan mı’ diyerek hakaret ettiğini beyan etmişlerdir. Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalıdır (6100 s. HMK. m. 255). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada davacı erkek tanıklarının olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. Bu durumda davalı kadının davacı erkeğe hakaret ettiğinin kabulü gerekir. O halde, taraflar arasındaki ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân, vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup olayların akışı karşısında davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu nedenle davacı erkeğin TMK 166/1 maddesine dayalı boşanma davasının kabulüne karar vermek gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında davalının eşine hakaret ettiği gerekçesiyle kusurlu olduğu belirtilmiş ise de bu sözlerin tepki niteliğinde davranış sayılması gerektiği, nitekim tepki niteliğindeki "şerefsiz" kelimesinin kullanıldığı kabul edilse bile bu durumun evlilik birliğini temelinden sarsacak düzeyde süreklilik arz etmediği, Urla Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/2424 soruşturma sayılı dosyası ile davalı hakkında üzerine atılı hakaret suçlaması nedeniyle kovuşturulmaya yer olmadığına karar verildiği, verilen kararın itiraz edilmeden kesinleştiği gözetildiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davalı kadın eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre erkek eş tarafından açılan boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166 ve 185. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.
4. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay içtihatları uyarınca bu hüküm tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlanmaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulu'nun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
5. Boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerekmektedir. Yargıtay 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
6. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (4721 sayılı Kanun md. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (4721 sayılı Kanun md. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin 2. fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim "ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı" kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir.
7. Eldeki davaya gelince; İlk Derece Mahkemesince eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin tam kusurlu olduğu, buna karşılık davalı kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuru esastan reddedilmiştir. Davacı vekilinin kararı temyizi üzerine Özel Daire, kadının eşine "hakaret ettiği" gerekçesiyle taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararında ise "şerefsiz" kelimesinin tepki niteliğinde davranış olduğu ve bu durumun evlilik birliğini temelinden sarsacak düzeyde süreklilik arz etmediği gerekçelerine yer verilmiştir.
8. Kanun'un 185. maddesi uyarınca; evlenmeyle, eşler arasında evlilik birliğinin kurulduğu kabul edilmiştir. Eşler, bu birliğin mutluluğunu el birliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Taraflar birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Bu birliktelik; duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel tüm birliktelikleri kapsar. Belirtilen hususlar, yasal düzenleme bulunmasa dahi evliliğin doğasından kaynaklanan en tabii sonuçlardandır. Belirtilen madde kapsamında eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülükleri değerlendirilirken "içten bağlılık" ilkesi gözetilmelidir. Bu ilkeye göre "eşine içten bağlı kişinin yapmayacağı davranışlar" evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin ihlali olarak kabul edilir.
9. Somut olayda; tarafların 25.05.2013 tarihinde evlendikleri, 05.07.2017 doğumlu ... isimli çocuklarının dünyaya geldiği, özellikle cevap dilekçesi ve davalı tanık anlatımlarından anlaşıldığı üzere evliliğin ilk gününden itibaren eşler arasında huzursuzluğun mevcut olduğu, Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.11.2018 tarihli ve 2018/648 Esas, 2018/785 Karar sayılı dosyasına konu 28.05.2018 günü yaşanan son olayda "eşler arasında çıkan sözlü tartışma sırasında erkeğin eşini darp ettiği" gerekçesi ile davacının cezalandırılmasına karar verildiği, ne var ki olay anında kadının eşine karşı sarf ettiği "sen aşağılık adamsın, şerefsizsin" şeklindeki sözlerinin sanık bakımından tahrik olarak kabul edilerek cezasında indirim yapıldığı, eldeki davada tanık olarak dinlenen ... ve ...'ün aynı tarihli olay hakkında bizzat görgüye dayalı anlatımlarına göre de kadının eşine karşı "şerefsiz, adam mı, insan mı" şeklinde hakaret ettiği ve sinkaflı konuştuğu anlaşılmaktadır.
10. Tüm bu anlatılanların ışığı altında, eşine karşı uyguladığı fiziksel şiddet nedeniyle ağır kusurlu davacı karşısında, yaşanan tartışma anında ve sonrasında eşine hakaret eden ve sinkaflı sözler söyleyen davalı kadın az da olsa kusurludur. Yukarıda belirtildiği üzere, 4721 sayılı Kanun'un 166/2. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, böyle bir durumda az kusurlu eşin davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Yapılan düzenlemeyle davalıya bu yolla bir itiraz hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı da aynı hükümde belirtilmiştir. Gerçekten de 4721 sayılı Kanun'un l66/2. maddesinin son cümlesine göre yapılan itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilmelidir.
11. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakımına, eğitimine ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü olan tarafların gerçekleşen olaylara göre bu yükümlülüklerini ihlâl ettikleri tartışmasızdır. Davalının görmüş olduğu fiziksel şiddet nedeniyle eşine ve kayın validesine yönelik hakaret ve sinkaf içerikli sözler söylemesi şeklinde gerçekleşen kusurlu eyleminin, tepki niteliğinde davranışı aşar boyutta olduğu kabul edilmelidir. Özellikle olay tarihinde henüz bir yaşında bile olmayan ortak bebeğin yanında gerçekleştiği anlaşılan son olay gözetildiğinde; mevcut evlilik birliğinin devam etmesinin davalı ve ortak çocuk bakımından korunmaya değer bir yararının kalmadığı anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda davacının ağır buna karşılık davalının ise az kusurlu olduğu, ne var ki somut olay bazında davalının boşanmaya karşı çıkmasının tek başına boşanma kararı verilmesini engellemeyeceği, hâl böyle olunca taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizliğin var olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu ve bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmadığı açıktır.
12. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
13. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin 1. fıkrası uyarınca Urla 1. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesine gönderilmesine,
16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2023/9338 E., 2024/1575 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
kadın vekili dava dilekçesinde özetle; evlilik birliğinin erkeğin kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek; 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince davasının kabulüne tarafların boşanmalarına,kadın yararına aylık 10.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, nafakanın her yıl ÜFE oranında artırılmasına, kadın yararına 250.000,00 TL maddî,
2. Hukuk Dairesi 2023/9338 E. , 2024/1575 K.
"İçtihat Metni"
...
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1305 E., 2023/1146 K.
DAVA TARİHİ :18.05.2018
KARAR : Bozma uyularak hüküm tesisi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen karşılıklı boşanma davalarında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; kadın yararına maddî ve manevî tazminata karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
... kadın vekili dava dilekçesinde özetle; evlilik birliğinin erkeğin kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek; 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince davasının kabulüne tarafların boşanmalarına,kadın yararına aylık 10.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, nafakanın her yıl ÜFE oranında artırılmasına, kadın yararına 250.000,00 TL maddî, 250.000,00 TL manevî tazminata, konutun kadına tahsisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-davacı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; asıl davanın reddine, 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince kadının davasının reddine, davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına kadın yararına 7 ay boyunca avukatlık stajı bitene kadar yemek ve yol için 01.12.2018 tarihine kadar aylık 1.400,00 TL tedbir nafakasına, erkek yararına 500.000,00 TL maddî ve 500.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin öfke kontrolü yaşadığı zaman zaman ani iniş çıkışlarla psikolojik şiddet uyguladığı, babası üzerinden de evin harcamalarını denetlediği ve bu minvalde fazla harcamalar olduğu yönündeki ihsaslar ile de psikolojik şiddet uygulandığı; kadının ise alkol sorunu yaşadığı, zaman zaman bu konuda problemler nedeniyle sızdığı, zor durumda kaldığı, kucakta evine taşınıldığı, bu problemi nedeniyle psikolojik şiddeti ile rahatsız ettiği, erkeğin iş hayatının bu nedenle olumsuz olarak etkilendiği, performans düşüklüğüne yol açtığı, tarafların uygunsuz görüntülerinin kadın tarafından yayıldığı konusunda da deliller bulunduğu, kadının mesleğini İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olarak icra ettiği bu nedenle yoksulluk nafakası şartlarının oluşmadığı, belirlenen ve gerçekleşen kusurlara göre boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince davaların kabulüne, tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 2.500,00,00 TL tedbir nafakasına, tarafların tazminat talepleri ile kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.11.2022 tarih, 2020/960 Esas, 2022/1819 Karar sayılı kararında; Mahkemece kadının alkol sorunu ile psikolojik şiddet kusur olarak yüklenildiği, dinlenilen tanık beyanlarına göre tarafların her ikisinin de alkol aldıkları ve tüm tanıklarının her ikisinin de kendilerini kaybettiğine yönelik görgüye dayalı bilgilerinin olmadığını belirttiği, alkol sorunu vakıasının ispatlanamadığı, kadının psikolojik şiddetine ilişkin iddianın somut görgüye dayalı delillerle ispatlanamadığı, tarafların uygunsuz fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılması olayında ceza dosyaları dikkate alındığında kadının doğrudan paylaşım yaptığı kesin olarak tespit edilemediği, erkeğin mesleği göz önüne alarak yıllar öncesine dair uygunsuz fotoğrafları saklamaya devam etmesi, yine özellikle tanık Ahmet A.'nın beyanları dikkate alındığında sosyal medyadaki paylaşımlar sonrasındaki tavırları nedeniyle kadının güven sarsıcı davranışları olduğu; erkeğe kusur olarak yüklenilen öfke kontrolü, babası üzerinden ev harcamalarını denetleyerek psikolojik şiddet uygulaması vakıalarının evlilik sonrası olduğunun somut, görgüye dayalı deliller ile ispatlanamadığı, bu nedenle erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği; İlk Derece Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlara göre de tarafların yine de eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) inci alt bendi gereğince tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kusurun gerekçesinin düzeltilmesine, dava tarihinden sonra meydana gelen olayların incelemeye konu davada dikkate alınamayacağı, 6100 sayılı Kanun’un 297 nci maddesinde mahkemelerin gerekçeli kararlarında hangi hususların bulunması gerektiğinin belli olduğu, tanık beyanlarını tek tek yazmaları gerekmediği, talimatla beyanı alınan tanık Dilara S. dinlenirken erkek ve vekili talimat mahkemesindeki duruşmada hazır bulunmuş, sorularını da yöneltmiş oldukları, istinaf mahkemesinde yeniden dinlenmesi talebinin yerinde olmadığı, kadının düzenli ve sürekli bir gelir elde edecek işinin olduğu, yoksulluk nafaka şartlarının kadın yönünden oluşmadığı, boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına tazminata karar verilemeyeceğinin doğru olduğu gerekçesi ile tarafların sair istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 07.06.2023 tarih, 2023/385 Esas, 2023/3072 karar sayılı ilamıyla; her ne kadar kadının alkol sorunu, psikolojik şiddeti nedeniyle kusur verilmiş ise de, tarafların her ikisinin de alkol aldıkları ve tüm tanıklarının her ikisinin de kendilerini kaybettiğine yönelik görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı, bu hususun ispatlanamadığı, yine kadının psikolojik şiddetine ilişkin iddianın somut, görgüye dayalı delillerle ispatlanamadığı, ayrıca kadına kusur olarak verilen güven sarsıcı davranışın kadına kusur olarak verilmesinin doğru görülmediği, ancak kadının erkeğin yoğun çalışma temposuna rağmen iş hayatını olumsuz etkilediğinin sabit olduğu, yine İlk Derece Mahkemesince erkeğe öfke kontrolü, psikolojik şiddet, babası üzerinden ev harcamalarını denetleyerek psikolojik şiddet uygulaması nedeniyle kusur verilmiş ise de, bu iddiaların da evlilik sonrası olduğunun somut, görgüye dayalı deliller ile ispatlanamadığı, bu nedenle erkeğe kusur olarak verilemeyeceğinin anlaşıldığı, erkeğin arkadaşı ile birlikte başka kadınları eve alması davranışı da güven sarsıcı davranış niteliğinde olup sabit olduğu,erkeğin kadına göre daha fazla kusurlu olduğu, kadın lehine maddîve manevîtazminat verilmesi,bu durumun da bozmayı gerektirdiği gerekçesiyle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına ve bozmanın kapsamı dışındaki temyize konu diğer hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; erkeğin yüklenen vakıaya yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, kusura yönelik istinaf talebinin reddine, kadının kusura yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduklarının tespitine, kadının reddedilen maddî ve manevî tazminata yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının 4 nolu bendinin kadının tazminatları yönünden kaldırılmasına, kadın lehine 200.000,00 TL maddî, 150.000,00 TL manevî tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; kadının davasının kabulü, kusur, tazminatlar, kendi tazminat taleplerinin reddi yönünden temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında görülen 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma ve fer'ileri istemine ilişkin karşılıklı açılan davada bozmaya uygun karar verilip verilmediği, kadın yararına hükmedilen tazminatların miktarı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, ve 174 üncü, maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmadığı gibi bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin de yeniden incelenmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı-davacı erkek vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalı-davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/5246 E., 2024/7169 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; birliğin erkeğin kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk için aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile müvekkili yararına aylık 1.000
2. Hukuk Dairesi 2023/5246 E. , 2024/7169 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/275 E., 2023/398 K.
KARAR : Başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 17. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2018/557 E., 2020/492 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince erkeğin davasının reddine, kadının boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine, kadının ziynet alacağı davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kısmen kaldırılarak kaldırılan yönlerden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Dosya içeriğine göre davacı-karşı davalı kadın vekilinin temyize konu ettiği ziynet alacağı davasında, reddedilen kısım Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; kadın vekilinin ziynet alacağı davası yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı-karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı-karşı davalı kadın vekilinin diğer yönlerden gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; birliğin erkeğin kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk için aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile müvekkili yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, yasal faizi ile birlikte 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata, düğünde müvekkiline takılan 39 çeyrek altın, 5 adet gram altın, 13 adet tam altın, 5 adet bilezik, 15 adet yarım altın, 11.220,00 TL nakit para ve 50 euro paranın müvekkiline aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı erek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; birliğin kadının kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek, tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesini, müvekkili yararına yasal faizi ile birlikte 40.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davalı-karşı davacının eşinin hamileliği süresince kendisine yardımcı olmadığı, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği, ortak çocuk doğduktan sonra tarafların bir süreliğine davacı-karşı davalının ailesinin yanında yaşamaya başladıkları, davalı-karşı davalının bu süreçte evi terk ederek eşini ve çocuğunu bir daha arayıp sormadığı, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği, davacı/karşı davalıya "çingene, yalancı, sütü zehirli" şeklinde hakaretlerde bulunduğu, evlilik birliğinin TMK 166/1 maddesi gereği temelinden sarsıldığı ve tarafların bundan sonra tekrar bir araya gelmelerinin mümkün olmadığı gibi taraflar arasında yaşanan olaylardan sonra tarafları birlikte yaşamaya zorlamanın da anlamsız olacağı anlaşıldığından davacı-karşı davalı ... tarafından açılan asıl davanın kısmen kabulü ile tarafların boşanmalarına, çocuğun yaşı ve yüksek yararı gözetilerek velâyetinin davacı anneye verilmesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, küçük çocuğun yaşı ve ihtiyaçları dikkate alınarak ortak çocuk için mahkememizin 07.01.2020 tarihli celsenin 3 nolu ara kararı uyarınca 350,00 TL olarak hükmedilen tedbir nafakasının karar kesinleştikten sonra iştirak nafakası olarak devamına, bu nafakanın davalı babadan alınarak küçük çocuğa velâyeten davacı anneye verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesi (TMK md. 4, TBK md. 50 ve 52) dikkate alınarak dava tarihinden itibaren davacı için aylık 300,00 TL olarak hükmedilen tedbir nafakasının karar kesinleştikten sonra aylık 200,00 TL arttırılarak, aylık 500,00 TL'ye yükseltilmesine ve yoksulluk nafakası olarak devamına, bu nafakanın davalından alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, ayrıca Türk Medeni Kanunu'nun 174/1. maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu tarafın kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceğinin öngörüldüğü, toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddî tazminat isteyen davacının kusurunun daha ağır olmadığı, boşanma sonucu davacının, en azından davalının maddî desteğini yitirdiği, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (TMK.md.4, TBK.md.50 ve 52) dikkate alınarak davacının maddî tazminat talebinin kısmen kabulüyle, takdiren 10.000,00 TL maddî tazminatın davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine, yine boşanmaya neden olan olaylar yüzünden davacının kişilik hakları zarar gördüğü anlaşıldığından tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, kişilik haklarına ve özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığı, manevî tazminat isteyenin boşanmaya yol açan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığı nazara alınarak davacının manevî tazminat talebinin kısmen kabulüyle takdiren 10.000,00 TL manevî tazminatın davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine davacı-karşı davalının ziynet eşyaları talebinin tanık beyanları, davalının savunması ve düğün cd içeriği dikkate alınarak kısmen kabulü ile düğünde davacıya takıldığı cd kayıt görüntülerinin incelenmesi ile bilirkişi raporunda tespit edilen 28 adet çeyrek altın (8.638,00 TL), 4 adet 22 ayar 60 gram geniş bilezik (10.920,00 TL), 1 adet 22 ayar 10 gram bilezik (1.820,00 TL), 4 adet gram altın (728,00 TL), 11 adet tam altın (13.579,50 TL), 9 adet yarım altın (5.553,00 TL) ile 1.650,00 TL nakit paranın davalıdan alınarak davacıya aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde toplam bedel olan 42.888,50 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verildiği gerekçesi ile erkeğin davasının reddine, kadının davasının 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, ortak çocuk için aylık 350,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 500,00 TL yoksuluk nafakasına, kadın yararına 10.000,00 TL maddî ve 10.000,00 TL manevî tazminata, erkeğin manevî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; kişisel ilişkinin süresi, nafaka ve tazminatların miktarı, ziynet alacağı davasının reddedilen kısmı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur.
2.Davalı-karşı davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; boşanma davaları ve fer'îleri ile ziynet alacağı davası yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; hükmün sair yönlerinin usul ve yasaya uygun olduğu ancak kadın yararına hükmedilen tazminatların az olduğu gibi faiz talebinin değerlendirilmemesinin de doğru olmadığı, bunun yanında ortak çocuk için hüküm altına alınan iştirak nafakasının da az olduğu, ziynet alacağı davasının reddedilen kısmı için erkek yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesi taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının ilgili kısımlarının kaldırılmasına, ortak çocuk için aylık 750,00 TL iştirak nafakasına, kadın yararına yasal faizi ile birlikte 40.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata, ziynet alacağı davasının reddedilen kısmı için erkek yararına 3.400,00 TL maktu vekâlet ücretine taraf vekillerinin sair istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; kişisel ilişkinin süresi, nafakaların miktarı ile ziynetin reddedilen kısmı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; boşanma davalı ve fer'îleri ile ziynetin kabul edilen kısmı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, boşanma ve fer'îleri ile ziynet alacağının kabul edilen kısmı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesi, 175 inci, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddesi 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı-karşı davalı kadın vekilinin ziynet alacağı davasının reddedilen kısmı yönünden temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2. Erkek vekilinin tüm, kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/4671 E., 2024/3438 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
iğinin kadında korku yarattığını, bu evliliği devam ettirmesinin kendisinde ölüm korkusunun yerleşmesine neden olduğunu, erkeğin hastalığa nedeniyle malulen emekli olduğunu bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince davasının kabulüne tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbi
2. Hukuk Dairesi 2023/4671 E. , 2024/3438 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2814 E., 2023/667 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında karar verme
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erdek Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2021/52 E., 2022/202 K.
Taraflar arasındaki kadın tarafından açılan boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılarak eksiklikler giderilmek üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve ferilerine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı- davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-davalı vekili kadın dava ve birleşen davaya cevap dilekçesinde özetle; erkeğin psikolojik sorunları olduğunu, ruhi dengesizliğinin kadında korku yarattığını, bu evliliği devam ettirmesinin kendisinde ölüm korkusunun yerleşmesine neden olduğunu, erkeğin hastalığa nedeniyle malulen emekli olduğunu bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince davasının kabulüne tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, kadın yararına 30.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı-davacı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; rahatsızlığının önemli olmayıp tedavisi sonrasında da iyiye gittiğini, ağabeyine bakmak için evden ayrıldığını ileri sürerek 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı- davacı erkek vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; kadının daha önce 07.07.2017 tarihinde Erdek Aile Mahkemesi'nde boşanma davası açtığını, davanın reddine karar verildiğini, ancak kararın henüz kesinleşmediğini, kadının erkeğin ilaçlarını almasına engel olduğunu, tedavisi ile ilgilenmediğini ileri sürerek 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince asıl davanın reddine, davasının kabulüne ve tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesi’nin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 15.11.2018 tarihli, 2017/219 Esas, 201/314 Karar sayılı kararı ile, erkeğin bipolar davranış bozukluğu durumunun strese bağlı olarak belirli dönemlerde ortaya çıktığı ve kısa tedavi süreçleri ve almış olduğu ilaçlarla hastalığının iyileştiğinin gözlemlendiği, hastalığı nedeni ile malulen emekli olması durumunun ailenin geçimini sağlamak için zorunlu olduğu, evlilik tesis edilirken hastalıkta ve sağlıkta birlikte olunacağına dair söz verildiği, tarafların sadece vermiş oldukları söz nedeni ile bu hastalığa katlanmak zorunda olmadıkları ancak davalının rahatsızlığının geçici olması ve özellikle eşi ile tartışmaları sırasında strese bağlı olarak ortaya çıktığı tespit edilmiş olup bu durumun evlilik birliğini temelden sarsmayacağı, ayrıca davacının abisinin hasta olması ve onun bakımını üstlenmesi nedeni ile, bu durumun etkisi altında kalarak evden uzaklaştığı gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi’nin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili erkeğin hastalığının devamlı olduğunu, bununda evliliği çekilmez hale getirdiğini, korkuya kapıldığını ileri sürerek kararın tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2020 tarihli, 2019/629 Esas, 2020/1748 Karar sayılı kararı ile, erkeğin psikolojik sorunları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını belirttiği, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında, davalının, malulen emekliliğine ilişkin raporun celbine karar verildiği, celp edilen Bandırma Devlet Hastanesine ait 31.10.2017 tarihli Sağlık Kurulu Raporuna göre davalıya hipertansiyon yanında bipolar affektif bozukluk tanısı konulduğu, bipolar affektif bozukluk tanısının psikolojik rahatsızlık ile ilgili olduğu, dava şartlarından olan dava ve taraf ehliyetinin kamu düzenini ilgilendirdiği, Mahkemece davalının fiil ehliyeti bulunup bulunmadığının öncelikle tespit edilmesi gerektiği gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) üncü alt bendi gereğince davacının istinaf başvurusunun kabulü ile esası incelenmeden İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, açıklandığı şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın kaldırılma nedenine göre, davacının sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesi’nin Son Kararı
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, erkek için aldırılan sağlık kurul raporunda erkeğin bipolar denilen akıl hastalığı var ise de hastalığın mevcut hali ile iyilik döneminde olduğu ve vasi tayini gerekmediğine dair kanaat bildirildiği, erkeğin kadına hakaret ettiği, fiziksel şiddet uyguladığı, davranışlarını kontrol edemeyerek agresifleştiği, kadın ise erkeğin anne ve babası ile görüşmesini istemediği, hastalığı ile ilgilenmediği, ilaçlarını kullanmaması yönünde beyanlarda bulunduğu, hastanede tedavi olduğu dönemde kendisiyle ilgilenmediği gibi ziyaretine dahi gelmediği, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince asıl davanın ve birleşen davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 450,00 TL yoksulluk nafakasına, kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı-davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; birleşen davanın kabulü, kusur belirlemesi, nafakaların miktarı, reddedilen tazminat talepleri yönünden karar kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası yönlerinden kaldırılmasını, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece erkeğe yüklenen eşine fiziksel şiddet uyguladığı vakıası ile kadına yüklenen erkeğin ailesi ile görüşmek istemediği vakıalarına taraflarca dayanılmadığı, dayanılmayan vakıaların taraflara kusur olarak yüklenilmesinin doğru olmadığı, erkeğin kadına hakaret ettiği vakıası da tüm dosya kapsamı ile ispat edilemediği, bu nedenle erkeğe kusur olarak yüklenilmesinin mümkün olmadığı; tüm dosya kapsamından tarafların sık sık tartıştıkları, erkeğin kısıtlanmasını gerektirecek psikolojik rahatsızlıkların etkisiyle ani ve agresif davranışlar sergilediği ve bu durumun kadına yönelik psikolojik bir şiddete dönüştüğü, erkeğin bu yönlerden kusurlu kabul edilmesi gerektiği, kadının ise erkeğin son dönemde hastanede iken onunla yeterince ilgilenmemesi ve erkeğin ilaçlarını kullanmaması yönünde telkinlerde bulunması sebebiyle kusurlu olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda yine de tarafların eşit kusurlu olduğu, gerekçenin bu haliyle düzeltilmesi gerektiği gerekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci alt bendi gereğince tarafların istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kusurun gerekçesinin düzeltilmesine, tarafların sair yönlere ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- davacı erkek temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı- davacı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; kusur belirlemesinin ve buna bağlı olarak kadının davasının kabulü ile kadın yararına nafakaya hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen nafaka yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kadının davasının kabulüne karar verilmesinin hatalı olup olmadığı ile kadın yararına nafaka şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesi, 175 inci maddesi. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2024/1267 E., 2024/8297 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nkinden fazla para talep ettiğini, güzellik salonu açma ve kendisine bir ev alınması karşılığında boşanabileceğini söylediğini, Eylül 2017'de konutu terk ettiğini, aldatma iftirasında bulunduğunu ve küçük düşürdüğünü belirterek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, 1.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazm
2. Hukuk Dairesi 2024/1267 E. , 2024/8297 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1379 E., 2023/1557 K.
KARAR : Kısmen kabul ile yeniden esas hakkında hüküm verilmesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2018/966 E., 2021/431 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince kadının davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine, erkeğin davasının reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-davalı erkek vekili tarafından her iki dava yönünden, davalı-davacı kadın vekili tarafından ise kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davacı-davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmuşsa da sonrasında erkeğin davası yönünden ve kadının davasında boşanma hükmü yönünden istinaf başvurusundan feragat edilmiştir. Hâl böyle iken İlk Derece Mahkemesi kararına karşı her iki dava yönünden istinaf yoluna başvurmayan erkeğin bu yönlere ilişkin temyiz hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; davacı-davalı erkeğin kendi davasının reddi ve kadının davasının boşanma hükmünün kabulü yönünden temyiz isteminin reddine karar vermek gerekir.
Davacı-davalı erkek vekilinin reddedilen yön dışındaki temyiz itirazları ile davalı-davacı kadının kusur belirlemesi, tazminat ve nafaka miktarlarına yönelik temyiz itirazları yönünden gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yaşadıkları evi beğenmeyerek huzursuzluk çıkardığını, villada oturmak istediğini belirttiğini, psikolojik sorunları olduğunu söyleyip uzman desteğini reddettiğini, davacının çocuk sahibi olmak istemesine rağmen davalının sadece tüp bebekle mümkün olacağını belirterek cinsel ilişkiden uzak durduğunu, ekonomik nedenlerle taşındıkları yeni yerden davalının memnun olmadığını, davalı ile ortak karar alarak lokanta açmalarına rağmen işini beğenmediğini, bu süreçte yüksek meblağlarda para talep ettiğini, aksi takdirde iftira atmakla tehdit ettiğini, saygı sınırlarını aşan aşağılayıcı ifadeler kullandığını, 2016 Şubat’tan itibaren ayrı uyumaya başladığını, tüp bebek tedavisine başlanmasına rağmen çocuklarının olmadığını, kadının nerede çalıştığını gizlediğini ve her zamankinden fazla para talep ettiğini, güzellik salonu açma ve kendisine bir ev alınması karşılığında boşanabileceğini söylediğini, Eylül 2017'de konutu terk ettiğini, aldatma iftirasında bulunduğunu ve küçük düşürdüğünü belirterek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, 1.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-davacı kadın vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde özetle; erkeğin müvekkilinin düzenli kullandığı, içeriğini bilmediği bir ilacı bulunduğunu, öfke kontrolü sorunu yaşadığını, erkeğin lüks yaşamayı seven ve marka düşkünü olduğunu, dürüstlükten uzak davrandığını, müvekkilinin çalışmasına izin vermediğini, onu evden gitmeye zorlayarak arabasını satmasına neden olduğunu, müvekkilinin hakaret, küfür ve fiziki şiddete maruz kaldığını, çevresine “kadınlık yapmıyor” diyerek müvekkili hakkında iftira attığını belirterek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, 2.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasının tahsiline ve nafakanın her yıl TÜFE oranında artırılmasına, 500.000,00 TL maddî ve 2.000.000,00 TL manevî tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin, eşine sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak başka kadınlarla otellerde konakladığı ve şiddet uyguladığı gerekçesiyle tam kusurlu olduğu belirtilerek, davalı-davacı kadının açtığı boşanma davasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulüne, davacı-davalı erkeğin açtığı asıl boşanma davasının reddine, kadın lehine aylık 900,00 TL yoksulluk nafakasına nafakanın ÜFE oranında artırılmasına, kadın lehine 20.000,00 TL maddî ve 20.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar:
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri:
1.Davalı-davacı kadın vekili, hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, kararda erkeğe yüklenmeyen kusurların bulunduğunu, hükmedilen nafaka ve tazminatların yetersiz olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davacı-davalı erkek vekili, hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek asıl boşanma davasının reddi, kusur tespiti ve aleyhine hükmedilen nafaka ve tazminat yönlerinden kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
3.Davacı-davalı erkek vekili, 10.09.2021 tarihli dilekçesiyle asıl boşanma davasının reddine ilişkin istinaf talebinden feragat ettiklerini, birleşen davada hükmedilen tazminat ve nafakalar yönünden istinaf incelemesi yapılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç:
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece, kadının erkeğin maddî imkanlarını aşan isteklerde bulunarak geçimsizlikte erkeğin kadına nispeten ağır kusurlu olduğu kanaatine varılmakla istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davalı-davacı kadın lehine yoksulluk nafakasının 1.500,00 TL olarak belirlenmesi, ÜFE oranında artırılmasına, kadın yararına 60.000,00 TL maddî ve 40.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine ayrıca davacı-davalı erkeğin asıl davanın reddine ve reddedilen tazminat taleplerine yönelik istinaf başvurusunun feragat nedeniyle reddine ve tarafların sair itirazların esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar:
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri:
1.Davacı-davalı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, her iki dava yönünden kararın kanuna aykırı olduğunu belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.
2.Davalı-davacı kadın vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, kusur belirlemesi, hükmedilen maddî ve manevî tazminatlar ile yoksulluk nafakasının miktarı yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe:
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme:
Uyuşmazlık, taraflar arasında açılan karşılıklı boşanma davalarında tarafların ortak hayatı temelinden sarsacak derecede geçimsizlik yaşayıp yaşamadığı, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tazminat ve yoksulluk nafakası miktarlarının uygun olup olmadığı, erkeğin istinaftan kısmen feragate ilişkin beyanı noktasında toplanmaktadır.
2.İlgili Hukuk:
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,174 üncü, 175 inci, 176 ncı maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 370 inci ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50, 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı-davalı erkek vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu kabul edilmiş, istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince de kadına kusur eklenmek suretiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu yönünde kusur gerekçesi düzeltilmiş ise de erkeğin asıl davada verilen ret kararı ile kadının davasında verilen boşanma hükmüne yönelik istinaf talebinden feragat ettiği, istinafını sadece aleyhine hükmedilen nafaka ve tazminatlar yönünden sınırlandırdığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince kusura ilişkin gerekçesinde kadına kusur eklenmek suretiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu şeklinde düzeltilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3.Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, kadın yararına hükmolunan maddî ve manevî tazminat azdır. 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 6098 sayılı Kanun'un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri nazara alınarak, daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
4.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre, kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un "hakkaniyet ilkesi" ile ilgili 4 üncü maddesinin de dikkate alınarak daha uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı-davalı erkek vekilinin "erkeğin kendi davasının reddi ve kadının davasında verilen boşanma hükmüne" yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2.Davacı-davalı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
3.Davalı -davacı kadın vekilinin temyiz itirazlarının ise kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, maddî-manevî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarları yönünden kadın yararına BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden İlker'e yükletilmesine,
Peşin alınan harcın istek halinde yatıran Zemine'ye geri verilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, anlaşmalı boşanma ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şarttır.
B) Eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi gerekir.
C) Hâkimin, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususundaki anlaşmayı uygun bulması zorunludur.
D) Hâkimin tarafların ve çocukların menfaatleri için anlaşmada yaptığı değişikliklerin taraflarca kabulü gerekmez.