Türk Medeni Kanunu 17. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 17- Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.
Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.
2. Kayın hısımlığı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
381 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2023/2957 E., 2025/953 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek hüküm verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırmanın karar vermek için yeterli olmadığı, davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazın, 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tapulama harici bırakılan yerl
8. Hukuk Dairesi 2023/2957 E. , 2025/953 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2021/474 E., 2023/40 K.
KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan inceleme sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararın, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, Milas ilçesi ... köyünde kain 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın, müvekkili olan davacı adına tescilini talep etmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen, Belediye Başkanlığına karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğine karşı açılan davanın kabulü ile fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.962,45 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın davacı ... adına tesciline ilişkin hüküm, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2014/4942 Esas, 2014/5217 Karar sayılı ilamıyla ".. davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek hüküm verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırmanın karar vermek için yeterli olmadığı, davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazın, 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tapulama harici bırakılan yerlerden olduğu, davacının, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuki nedenlerine dayanarak tescil isteğinde bulunduğu, böyle bir taşınmazın iktisap edilebilmesi için, 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17. maddeleri uyarınca, emek ve masraf sarfı suretiyle imar-ihya işlemlerinin tamamlanarak tarıma elverişli ... getirilmesinin ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesinin zorunlu olduğu açıklanarak, her ne kadar Milas Belediye Başkanlığı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş ve davacı ve adı geçen Tüzel kişilik tarafından hüküm temyiz edilmemiş ise de, hüküm tarihinden sonra 30.03.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca büyükşehir belediyesi sınırları içinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılıp büyükşehir belediyesinin sınırlarının bir ilin mülki sınırları haline gelmiş olduğundan, Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı'nın ve aynı Yasa'nın geçici 1. maddesinin 13. fıkrası uyarınca ilgili İlçe Belediyesine karşı davanın yöneltilmesinin zorunlu olduğu göz önünde bulundurularak ... da davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkili sağlanması, dava tarihinden 20-30 yıl öncesine ait üç ayrı zamanda çekilmiş (1982, 1992 ve 2002 yılları) hava fotoğraflarının dosya arasına konulması ve bu fotoğrafların jeodezi ve fotogrametri uzmanı fen bilirkişilerince stereoskopla incelenmesi, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için dava konusu yere ait uydu ve hava fotoğrafları getirtilerek açıklandığı şekilde inceleme ve değerlendirme yapılması, bilirkişi ve tanık sözlerinin hava fotoğrafları ve komşu taşınmaz kayıtlarıyla denetlenmesi, tescili istenen taşınmazın niçin tescil harici bırakıldığının sorulması, bundan sonra, 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulu ile 3 kişilik jeodezi veya fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşacak bilirkişi heyetleri aracılığıyla yapılacak keşifte, hava fotoğrafları üzerine stereoskop aletiyle inceleme yaptırılması, temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğraflarının değerlendirilmesi, çekişmeli taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılması, tanık ve yerel bilirkişi ifadelerinin de bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması, ziraatçi bilirkişi kurulu vasıtasıyla taşınmazın öncesi ve zirai faaliyete konu olup olmadığı hangi tarihte imar-ihyaya başlandığı, tamamlandığı ve zilyetliğin hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü hususlarının özellikle irdelenmesi, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gereğine ve kabule göre de, TMK'nın 713/3. hükmü uyarınca Hazine ve ilgili Kamu Tüzel Kişiliği yasal hasım durumunda olup yargılama giderleriyle sorumlu tutulamayacağı halde, yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsizliğine " değinilerek bozulmuştur.
Asliye Hukuk Mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda; "... davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, tüm dosya kapsamına göre, somut olayda niza konusu taşınmazın davacı tarafından bedeli mukabilinde satın alındığının ve 1975 yılından bu yana da nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla davacının tasarrufunda bulunduğunun tespiti karşısında, 6360 Sayılı Yasanın 1/3 maddesi gereği köy tüzel kişiliği mahalle olarak ilçe belediyesine bağlanmış oluduğu ve aynı yasanın geçici 1. Maddesinin 13. Fıkrası gereğince ilçe belediyesinin davada taraf ve temsil sıfatının tespiti ile aynı yasa gereği ...'nın taraf sıfatının bulunmadığı, diğer davalılar yönünden ise, harita mühendisleri ... Yahşi, Tülay ... ve ... Çınar tarafından ibraz edilen 28/04/2016 tarihli hüküm kurmaya elverişli teknik bilirkişi raporunda, niza konusu ... mahallesinde bulunan 2658,30 m² büyüklüğündeki 0 ada 3633 nolu taşınmaz üzerinde 30 - 40 yaşlarında ağaların ve 1975 yılındaki hava fotoğrafında binanın bulunduğunun, imar - ihyanın 1975 yılında başladığının belirtilmesi ve mahali bilirkişi ve tanık beyanları ile davacının taşınmaz üzerindeki çalılık ve fundalığı temizleyip toprak dökerek taşınmazın vasfını iyileştirdiğinin ve sonra aile ihtiyacı için yaptığı bu yetiştiricilikleri bina yaptıktan sonrada kesintisiz olarak devam ettiğini ifade edilmesi karşısında imar - ihyanın dava tarihinden asgari 25 yıl önce tamamlandığının anlaşıldığı, ..." gerekçesiyle, davanın kabulüne ve Muğla ili Milas ilçesi ... köyü Köyiçi mevkinde kain ve 28.04.2016 tarihli bilirkişi raporu ekindeki Bilirkişi tarafından tanzim edilen 12.04.2016 tarihli "Durum Tespit Krokisinde" (A) harfi ile gösterilen 2658,30 metrekarelik kısmın yeni bir parsel numarası ile davacı adına kayıt ve tesciline, 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (6360 sayılı Kanun) 1/3 üncü maddesi gereği köy tüzel kişiliği mahalle olarak ilçe belediyesine bağlanmış olduğu ve aynı Kanun'un Geçici 1 inci maddesinin 13 üncü fıkrası gereğince ilçe belediyesinin davada taraf ve temsil sıfatının tespiti ile aynı Kanun gereği Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının taraf sıfatı yokluğundan bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiş; iş bu kararın esas yönünden davalı Hazine vekili ve Milas Belediye Başkanlığı vekili, vekalet ücreti yönünden ise davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2017/3873 Esas ve 2020/5944 Karar sayılı ilamıyla "... davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkin olduğu, 4721 sayılı TMK'nın 713/3. maddesi gereğince, tescil davalarında Hazine’nin yanında ilgili kamu tüzel kişiliklerine de husumet yöneltilmesinin zorunlu olduğu, somut olayda davanın, Hazine ve Milas Belediye Başkanlığı hasım gösterilerek açıldığı ve yargılama sırasında 6360 sayılı Yasa hükümleri uyarınca önceki bozma ilamına da uyularak Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının da davada taraf haline getirildiği, davanın niteliği göz önüne alındığında ...’nın ilgili kamu tüzel kişisi olarak davada yasal hasım konumunda olduğu, ne var ki, İlk Derece Mahkemesince bu husus göz ardı edilerek sözü edilen hükmi şahıs yönünden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, TMK'nın 713/4 ve 5. fıkraları gereğince, tescil davalarında, keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre gerekli yerel ve gazete ilanlarının yöntemine uygun bir biçimde yapılması, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması ve yasal 3 aylık sürenin dolmasının beklenilmesi gerekirken yasal ilanlar yapılmadan hüküm kurulmasının da isabetsiz olduğu ..." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında çekişmeli taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; "... dava konusu 252 ada 4 parselin 1965 yılında seri bazda yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre orman sayılmayan yerde kaldığı, ilk tesis kadastrosunun geçtiği 1965 yılında boşluk olarak tespit harici bırakıldığı, 11/01/2023 tarihli bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 2683,00 m2 bölüm yönünden davacının talebi olduğu, kalan B harfi ile gösterilen 260,36 m2 ile C harfi ile gösterilen 68.70 m2'lik bölümler yönünden ise talep bulunmadığı, köy yerleşim alanı içerisinde bulunan taşınmazın kuzey, güney ve batı sınırında yol ile doğusunda kısmen yol ve kısmen tapulu 252 ada 1 ve 3 parsellerin bulunduğu, taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünde 1975 yılından sonra başlayarak taş ve yabancı bitki örtüsü temizlenerek tarımsal faaliyete uygun ... getirildiği, toprağın işlenerek tarımsal faaliyet yapıldığı, dava tarihi olan 2012 yılından geriye doğru en az 1992 yılı itibariyle imar ihyasının tamamlandığı, yine bu bölümün bir kısmında hububat yetiştirildiği, bir kısmında ise çeşitli ağaçların bulunduğu, bu haliyle davacılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanun'u 14 ve 17 maddesinde aranan şartların sağlandığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu Muğla ili Milas ilçesi ... Mahallesi Köy Civarı mevki 252 ada 4 parsel sayılı taşınmazın harita mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 11.01.2023 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide dava konusu 252 ada 4 parsel içerisinde sınırlandırılıp (A) ile gösterilen 2683,00 metrekarelik kısmın bu parselden ifraz edilerek içerisinde bulunduğu adanın son parsel numarası verilmek suretiyle tarla vasfı ile tamamı 8 pay kabul edilerek; 2 payın ..., 3 payın ..., 3 payın ... adlarına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline, harita mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 11.01.2023 tarihli fen bilirkişi raporunun ekli krokide dava konusu 252 ada 4 parsel içerisinde sınırlandırılıp (B) ile gösterilen 260,36 metrekarelik kısmın bu parselden ifraz edilerek içerisinde bulunduğu adanın son parsel numarası verilmek suretiyle tarla vasfı ile Hazine adına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline, harita mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 11.01.2023 tarihli fen bilirkişi raporunun ekli krokide dava konusu 252 ada 4 parsel içerisinde sınırlandırılıp (C) ile gösterilen 68.70 metrekarelik kısmın aynı ada parsel numarasıyla tarla vasfı ile Hazine adına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ : Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
11.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2021/4322 E., 2022/2903 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
...'in 101 ada 8 parselin, davacı ...'in ise 101 ada 9 parselin eksik ölçüldüğü iddiasıyla açtığı davaların fen bilirkişi raporunda (E), (F), (G) ve (H) harfleri ile gösterilen tescil harici bölümlere ilişkin olduğu ve niteliği itibari ile TMK’nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
1. Hukuk Dairesi 2021/4322 E. , 2022/2903 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil ile kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın tapuya tescili istekli davanın yapılan yargılaması sonucunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen önceki tarihli kararın davacılar vekili ile davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay ( Kapatılan ) 16. Hukuk Dairesi tarafından kısmen onanıp kısmen bozulması sonucunda, Mahkemece bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiş olup, karar süresi içerisinde davacılar vekili, davalı Hazine ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği görüşüldü:
I. DAVA
Kadastro sonucu ... ilçesi, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 101 ada 14 ve 102 ada 475 parsel sayılı 3.397,78 ve 78.687,56 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ..., kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmış, yargılama sırasında ..., aynı nedene dayanarak davaya katılmıştır. Diğer taraftan, davacı ..., adına kayıtlı 101 ada 5, 8 ve 12 sayılı parsellerin kadastro sırasında eksik ölçüldüğü iddiasıyla, davacı ... de, adına kayıtlı 101 ada 9 parsel sayılı taşınmazın eksik ölçüldüğü iddiasıyla kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak adlarına tescili istemiyle dava açmışlardır.
II. CEVAP
1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, nizalı taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yerlerden olup zilyetlikle mülk edinilmesinin mümkün olmadığını, nizalı taşınmazlarda davacının zilyetliği olmadığı gibi kanunen aranan zilyetlik koşullarının da oluşmadığını, nitekim davacının kardeşi tarafından taşınmazların satın alma isteğinin nizalı taşınmazların dere yatağı olduğundan bahisle kabul görmediğini, bu durumun Hazinenin mülkiyet hakkının tanınması anlamına geleceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... cevap dilekçesinde; çekişmeli taşınmazın zamanaşımı ile kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı ve imar ihya ile de olsa iktisap edilip edilmeyeceğinin, zilyetlik hususunun olup olmadığını ve taşınmazın mera, orman vs yerlerle bir ilgisinin bulunup bulunmadığının etraflıca araştırılarak ... Mahallesinin otlakiyesi vasfında olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini beyan ederek dava konusu yerde kadastro çalışmasının kesinleştiği tarihin sorulmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
3. Davalı ... cevap dilekçesinde; 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 13. Bendinin; "1. maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesi taraf olur." hükmü uyarınca İlçe Belediye Başkanlığı davalı olarak taraf sıfatını kazanmış olup, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığının söz konusu davada taraf sıfatının bulunmadığını beyan ederek, müvekkili Belediye Başkanlığı açısından davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 04/07/2014 tarihli ve 2010/71 Esas, 2014/1046 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, teknik bilirkişinin 26/06/2014 tarihli krokisinde (E) harfi ile gösterilen 669,80 ve (F) harfiyle gösterilen 587,52 metrekarelik, toplamda 1.257,32 metrekarelik kısmın ayrı bir parsel numarası verilerek 1/2'şer paylarla davacılar ... ve ... adına tapuya tesciline, sair kısımlara yönelik davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Bozma Kararı
Mahkemenin önceki tarihli kararı, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 31.12.2015 tarihli ve 2014/18277 E. 2015/16688 K. sayılı kararıyla; “Davacılar ... ve ...'in çekişmeli 101 ada 14 parsel sayılı taşınmaza yönelik açtıkları dava yönünden çekişmeli taşınmazın dere yatağı etkisinde kaldığı ve imar – ihya edilmemiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Dava; çekişmeli taşınmazın fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen bölümüne yöneliktir. Keşifler sırasında yöntemince belirlenecek yerel bilirkişi ve varsa taraf tanıklarından taşınmazın kullanım durumuna ilişkin beyanları alınmamış, ziraat bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın 1. sınıf tarım arazisi olarak belirtildiği, jeolog bilirkişi raporunda ise, çekişmeli taşınmaz bölümü üzerindeki çakılların dere malzemesi niteliğinde olduğu, parselin dere etkisinde kalabilen, imar - ihya edilmemiş taşınmaz niteliğinde olduğu belirtilmesine rağmen, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulmuş, taşınmazın evveliyatı ve kullanım durumunu tespit amacıyla usulüne uygun şekilde hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır. Diğer taraftan, bu parselin bitişiğinde yer alan ve fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısma yönelik usulünce açılmış bir dava olmadığı halde, bu bölüm hakkında da esasa ilişkin hüküm tesisi doğru değildir. Eksik araştırma, inceleme ve uygulamaya dayalı olarak karar verilemeyeceği gibi hatalı değerlendirme ile talepten fazlaya ilişkin hüküm kurulması da usul ve yasaya uygun düşmemektedir. Hal böyle olunca; sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için Mahkemece, öncelikle, en az üç ayrı zaman dilimine, kural olarak tespit tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı evreye ilişkin stereoskopik hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığından, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftalar ile kadastro tespit tarihine en yakın ve en eski tarihlerde çekilmiş uydu fotografları İl Kadastro Müdürlüğünden tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosya arasına konulmalıdır. Dosya bu şekilde keşfe hazır hale getirildikten sonra; mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle; taraf tanıkları, zirai bilirkişi, jeolog veya jeomorfolog bilirkişi, fen bilirkişisi, jeodezi ve fotogrametri mühendisinden oluşacak bilirkişi heyeti aracılığıyla yapılacak keşifte; belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle jeodezi ve fotogrametri mühendisine incelemesi yaptırılarak; çekişme konusu taşınmaz hava fotoğraflarında gösterilmeli, bu yerin önceki ve şimdiki niteliğinin, aktif dere yatağında veya derenin mutlak etkisi altında kalan nitelikte olup olmadığının, imar – ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin başlangıcı, sürdürülüş biçimi, öncesinde tarla olarak kullanılıp kullanılmadığı, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması halinde imar – ihyaya konu edilip edilmediği, imar – ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, temin edilebilen gerek en eski gerekse kadastro tespit tarihine en yakın tarihli uydu fotografları incelenmeli, zirai bilirkişiden taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, kullanım durumu ile ilgili komşu taşınmazlarla mukayeseli olarak ayrıntılı ve gerekçeli rapor hazırlattırılmalı, yine jeolog ve jeomorfolog bilirkişiden taşınmazın aktif dere yatağı kapsamında veya derenin mutlak etkisi altında kalıp kalmadığı yönünde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, HMK'nın 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip, Mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Davacı ...'in 101 ada 8 parselin, davacı ...'in ise 101 ada 9 parselin eksik ölçüldüğü iddiasıyla açtığı davaların fen bilirkişi raporunda (E), (F), (G) ve (H) harfleri ile gösterilen tescil harici bölümlere ilişkin olduğu ve niteliği itibari ile TMK’nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Tescil davalarında TMK’nın 713/3. maddesi uyarınca davanın yasal hasım olan Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliğine birlikte yöneltilmesi zorunludur. Taraf teşkili dava şartlarından olup, bu şart sağlanmadan davanın esasına girilemez. Karar tarihinden önce 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun gereğince çekişmeli taşınmazın bulunduğu Erzurum Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiş, büyükşehir belediyesi olan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. Diğer taraftan; dava, TMK’nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olmasına rağmen gerekli yasal ilanlar da yapılmamıştır. Hal böyle olunca; Mahkemece, ... Belediyesi ile Erzurum Büyükşehir Belediyesini davaya dahil etmesi için davacı tarafa süre verilmeli, bu şekilde taraf teşkili tamamlanmalı, ayrıca 4721 sayılı TMK’nın 713/4. maddesinde düzenlenen gazete ile bir defa ve taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa olmak üzere yasal ilanlar yaptırılmalı, daha sonra iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu yön göz ardı edilerek hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacılar ... ve ...'in 102 ada 475 parsel sayılı taşınmazla ilgili temyiz istekleri yönünden ise HMK’nın 297. maddesinde öngörüldüğü üzere, kararın hüküm kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Davacılar, dilekçelerinde 102 ada 475 sayılı parselin de dava konusu olduğunu belirttikleri halde Mahkemece, bu taşınmaz yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması isabetsizdir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
... Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.03.2019 tarihli ve 2016/766 E. 2019/170 K. sayılı kararıyla; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile,
Erzurum ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 101 ada 8 parsel sayılı taşınmazın devamında yer alan ve fen bilirkişisi raporunda (E) harfi ile gösterilen 669,80 metrekarelik kısmın 101 ada 8 parselin devamı olarak aynı ada parsel numarası altında davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline,
Erzurum ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 101 ada 9 parsel sayılı taşınmazın devamında yer alan ve fen bilirkişisi raporunda (F) harfiyle gösterilen 587,52 metrekarelik kısmın 101 ada 9 parselin devamı olarak aynı ada parsel numarası altında davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline,
Erzurum ili, ... ilçesi, .. Mahallesi 101 ada 12 parsel iken bir kısmı Artvin, ...,... Mahallesi sınırlarında kalan bir kısmı da 101 ada 14 parsel içerisinde kalan ve dava konusu edilerek 21/09/2018 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen 229,46 metrekarelik kısım için yirmi yıllık zilyetlik ve imar ihya olgusu oluşmadığından, bu taşınmaz yönünden davanın reddine,
Erzurum ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 102 ada 475 parsel sayılı taşınmaz aktif dere yatağı içerisinde olduğundan ve ayrıca imar ihya olgusu oluşmadığından, bu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin bozma gereklerine uyarak vermiş olduğu kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı Hazine ve davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
5.1. Davacılar vekil temyiz dilekçesinde, dosya kapsamında yer alan tanık ve yerel bilirkişi beyanları ile teknik bilirkişi raporlarının davacıların lehine olduğu, toplanan tüm delillerden davacıların çekişmeli taşınmazlar üzerinde irsen intikalen en az 50 yıldır zilyet oldukları, hükmüne uyulan bozma kararının gereklerinin yerine getirilip tüm eksiklikler giderildiği halde yalnızca iki adet taşınmaz bölümü yönünden davanın kabulüne karar verilip, geri kalan taşınmazlar yönünden davanın reddine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmiştir.
5.2. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde, Mahkemenin kabulüne esas aldığı bilirkişi raporlarının yeterli olmadığı, davacının zilyetlikle iktisap koşullarını ispat edemediği, kaldı ki dava konusu taşınmazların niteliği itibariyle zilyetlikle kazanılacak yerlerden olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmiştir.
5.3. Davalı ... vekili davacıların usul ve yasanın öngördüğü biçimde imar ihya ve zilyetlik olgusunu ispat edemediklerini, buna rağmen bir kısım taşınmaz yönünden davanın kabulüne hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasını talep etmiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil ile kadastro sırasında dere yatağı vasfıyla tespit harici bırakılan çekişmeli taşınmaz bölümlerinin davacılar adına tescili isteğinden ibarettir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi, "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir."
6.2.2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi, "Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir."
6.2.3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi, "–Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.’’
6.2.4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesi, "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükümlerini ihtiva etmektedir.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Çekişmeli 101 ada 14 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen bölümü yönünden verilen karara yönelik davacıların temyiz itirazları incelendiğinde; dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılıp sonucuna göre karar verilmesine, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, davacılar yararına çekişmeli taşınmaz bölümü üzerinde zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığının dosyaya yansıyan delillerle saptandığının anlaşılmasına göre, temyiz isteğinin yerinde olmadığı anlaşıldığından bu parsel yönünden hükmün onanması gerekmiştir.
6.3.2 Davalıların temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; davacı ...'in 101 ada 8 parselin, davacı ...'in ise 101 ada 9 parselin eksik ölçüldüğü iddiasıyla açtığı davaların fen bilirkişi raporunda (E) ve (F) harfleri ile gösterilen tescil harici bölümlere ilişkin olduğu ve niteliği itibari ile TMK’nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı dere yatağı vasfıyla tespit harici bırakılan taşınmazların davacı ... tescili isteğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu bölümler üzerinde davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Şöyle ki Mahkemece çekişmeli taşınmaz bölümleri yönünden verilen önceki tarihli kararın Dairece bozulması üzerine, bozma kararından sonra yapılan keşif sırasında bu bölümler yönünden yeniden inceleme ve araştırma yapılmamış, dosya arasına daha önce alınan bilirkişi raporları ile yetinilmiştir. Ne var ki bozma kararından önce alınan jeolog bilirkişi raporu incelendiğinde taşınmaz bölümlerinin taşkın zamanlarında derenin etkisi altında kalabileceği, yer yer alüvyol malzemeye tesadüf edildiğinin belirtildiği, ziraat mühendisi bilirkişi raporunda ise taşınmazın kültür arazisi olduğunun belirtildiği, ancak bu değerlendirmenin soyut ve denetime elverişsiz olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde bilirkişi raporları arasında çelişki hasıl olduğu halde, mevcut çelişki giderilmemiş; ayrıca imar ihya hususunda araştırma içermeyen taşınmazların halen aktif dere yatağı olup olmadığı ile özel mülkiyete konu edilebilecek yerlerden olup olmadıkları hususunu değerlendirmekten uzak bu raporlara itibar edilmiş, kaldı ki taşınmazın evveliyatı ve kullanım durumunu tespit amacıyla usulüne uygun şekilde hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır.
Hal böyle olunca, doğru sonuca varılabilmesi için Mahkemece öncelikle, çekişmeli taşınmazlara ait eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek taşınmaz bölümünün bulunduğu köyü/mahalleyi/mevkiyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafları bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle belirlenmeli, dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait (bulunmadığı taktirde bulunan tüm hava fotoğrafları getirtilerek) stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirilerek dosya arasına konulmalı, dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile 1 jeodezi ve fotogrametri mühendisi, 1 fen elemanı, 3 ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak bu keşifte yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların geçmişte ne durumda bulundukları, taşınmazlar üzerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla, kim tarafından ve ne şekilde ve ne zamandan beri sürdürüldüğü, taşınmazların sınırlarında geçmişten bugüne kadar herhangi bir değişiklik olup olmadığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, beyanlar arasında çelişki oluştuğu takdirde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkinin giderilmesine çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, taşınmazların eğimlerini, niteliklerini, toprak yapılarını, bitki örtülerini, üzerlerinde ekonomik amaca uygun zilyetliğin hangi tarihten beri ve hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü kesin olarak belirleyen, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor aldırılmalı, çekişmeli taşınmazlar ve çevrelerinin yakın plan panoramik fotoğrafları çektirilip fotoğraflar üzerinde çekişmeli taşınmazların sınırları kabaca işaretlettirilmeli; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişiye hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, çekişme konusu taşınmazların önceki ve şimdiki niteliklerini, sınırlarını ve taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini açıklayan rapor düzenlettirilmeli, sunulan raporda çekişmeli taşınmazların uydu fotoğrafları üzerindeki konumunun gösterilmesi istenmeli; jeolog bilirkişisinden taşınmaz bölümlerinin dere yatağı olup olmadığına yahut dereden kazanılıp kazanılmadığına ilişkin rapor alınmalı; fen bilirkişisinden, keşfi takibe ve denetlemeye imkan verir kroki ve ayrıntılı rapor alınmalı; dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları, teknik raporlar ile denetlenmeli; bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadan noksan tahkikatla verilen karar isabetsiz olduğundan davalı Hazine ile davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmüştür.
6.3.3. Davacılar ... ve ...'in 102 ada 475 parsel sayılı taşınmazla ilgili temyiz istemine gelince; Mahkemece çekişmeli taşınmazın imar ve ihya edilmediği, zilyetlikle iktisap koşullarının davacı yararına oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki, Mahkemece bozma kararından sonra yapılan keşif sırasında davacı asillerin huzurunda çekişmeli taşınmazın tamamının mı yoksa bir bölümünün mü dava edildiği belirlenip, iddianın konusu alan yer gösterme suretiyle tespit edilmediği gibi, ziraat mühendisi bilirkişi aracılığıyla iddiaya konu taşınmazın kullanım durumu ve toprak yapısı hakkında rapor alınmamış, taşınmazın evveliyatı ve kullanım durumunu tespit amacıyla usulüne uygun şekilde hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır. Eksik araştırma, inceleme ve uygulamaya dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; Mahkemece doğru sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle, taşınmaza ilişkin eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin harita sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına alınmak suretiyle, buradan elde edilen verilere göre kadastro tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı, bu şekilde dosyanın ikmal edilmesinden sonra mahallinde davacı asillerin iştirakiyle yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile jeodezi ve fotogrametri mühendisi, 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu ve jeolog bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, bu keşif sırasında öncelikle davacılardan çekişmeli taşınmazın bir bölümünün mü yoksa tamamının mı davaya konu edildiği sorulup, yer gösterme esasına dayalı olarak iddianın konusu belirlenmeli, dinlenilecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, iddiaya konu taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, tamamının yahut bir bölümünün evveliyatında dere yatağı olup olmadığı, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, öncesi itibariyle imar ve ihyaya konu edilebilecek yerlerden olması halinde, imar-ihya edilip edilmediği, imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmazın eğimini, niteliğini, toprak yapısını, bitki örtüsünü, zirai durumunu, çevresindeki kadastral parsellerle arasında bir fark bulunup bulunmadığını, imar-ihyaya konu edilip edilmediğini, edilmiş ise imar-ihyaya konu olmaya başlandığı ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir, kullanım durumunu kesin olarak belirleyen, somut verilere ve bilimsel esaslara dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor düzenlemeleri istenilmeli; jeolog bilirkişisinden, taşınmazın tamamının yahut bir bölümünün öncesinin aktif dere yatağı olup olmadığı, öyle ise ne zaman derenin aktif yatağından kurtulduğu hususlarında fotoğraflarla desteklenmiş rapor istenilmeli; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden ise getirtilen tüm stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde, taşınmazın öncesinde hangi nitelikte olduğu tamamının yahut bir bölümünün dere yatağı olup olmadığını, sınırlarını ve niteliğini, taşınmaz üzerinde imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı ve bu raporda çekişmeli taşınmazın uydu fotoğrafları üzerinde, yakın çevresindeki ve yakınında bulunan dere ile birlikteki konumu gösterilmeli; HMK'nın 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip, Mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadan noksan tahkikatla verilen karar isabetsiz olduğundan davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunmuştur.
6.3.4 Davacılar ... ve ...'in teknik bilirkişi raporunda (G) ve (H) harfi ile gösterilen tescil harici taşınmaz bölümlerine ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; HMK’nın 297. maddesinde öngörüldüğü üzere, kararın hüküm kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Davacıların 101 ada 8 ve 9 parselin eksik ölçüldüğü iddiasıyla açtığı davaların fen bilirkişi raporunda (E), (F), (G) ve (H) harfleri ile gösterilen tescil harici bölümlere ilişkin olduğu hususu keşif sırasında belirlenmiş olup, mahkemece (E) ve (F) ile gösterilen bölümler üzerinde davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, (G) ve (H) ile gösterilen taşınmaz bölümleri yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması isabetsiz olup, davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunmuştur.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılar vekilinin 101 ada 14 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen bölümü yönünden yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,
2. Davalı Hazine ile davalı ... vekilinin fen bilirkişi raporunda (E) ve (F) harfleri ile gösterilen tescil harici taşınmaz bölümleri yönünden, yukarıda hükmün (IV/6.3.2.) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
3. Davacılar vekilinin 102 ada 475 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazları yukarıda hükmün (IV/6.3.3.) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle, teknik bilirkişi raporunda (G) ve (H) harfi ile gösterilen tescil harici taşınmaz bölümlerine ilişkin temyiz itirazları ise yukarıda hükmün (IV/6.3.4) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, aşağıda yazılı 36,30 TL bakiye onama harcının davacılardan alınmasına, davalı ... tarafından yatırılan peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.04.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2021/4571 E., 2022/4228 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Hukuk Dairesinin 09/04/2019 tarih, 2016/7193 Esas, 2019/2609 Karar sayılı kararıyla; “Davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, 4721 sayılı TMK'nın 713/3.
1. Hukuk Dairesi 2021/4571 E. , 2022/4228 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tescil davası sonunda, Yerel Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, süresi içerisinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; hudutları dava dilekçesinde belirtilen tahmini 10 dönüm miktarındaki dava konusu taşınmaz bölümünün, babasından müvekkiline kaldığını, müvekkilinin bu yeri imar-ihya edip tarıma elverişli hale getirdikten sonra nizasız ve fasılasız olarak 20 yılı aşkın süredir kullandığını, dava konusu taşınmazın bitişiğindeki 187 parsel sayılı taşınmazın da müvekkiline ait olduğunu ve zilyetlikle iktisap şartlarının müvekkili lehine gerçekleştiğini ileri sürerek, taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mera vasfında olup, özel mülkiyete konu olamayacağı için zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini, kaldı ki 10 yıllık hak düşürücü sürenin de geçtiğini belirtirek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı ... tüzel kişiliği davaya cevap vermemiş, bilahare köy muhtarı ... ön inceleme duruşmasındaki beyanında, davacının dava konusu taşınmaz bölümünde herhangi bir hakkının bulunmadığını, bu yerin hemen bitişiğinde davacının babasına ait bir arazinin mevcut olduğunu ancak dava konusu taşınmaz bölümünün kadimden beri mera olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Van 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/03/2015 tarihli, 2013/20 Esas, 2015/161 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmaz bölümünün davacıya babasından geldiği, davacının bu yeri tarla olarak kullandığı, taşınmazın ne sebeple tescil harici bırakıldığı hususunda Kadastro Müdürlüğüne yazılan müzekkereye, 30/01/2014 tarihli yazı ile “dava konusu taşınmaz bölümü orijinal paftasında 187 parsel sayılı taşınmaz ile bir bütün iken daha sonra 187 parsele bir çizgi çekilerek taşınmazın boşluk olarak ayrıldığı, ayırma sebebinin belirlenemediği” şeklinde cevap verildiği, taşınmaza bitişik olan 187 parsel sayılı taşınmazın da davacı adına tapuda kayıtlı olduğu, bu durumda dava konusu taşınmazın sehven tespit harici bırakıldığının anlaşıldığı, dava konusu taşınmaz bölümünde davacı lehine zilyetlikle iktisap şartlarının oluştuğunun anlaşıldığı gerekçesiyle;
Davanın kabulüne, teknik bilirkişilerin 03/12/2014 tarihli raporuna ekli krokide "A" harfi ile gösterilen 7.608,64 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme kararına karşı süre içerisinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
2. Bozma Kararı
Karar, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 09/04/2019 tarih, 2016/7193 Esas, 2019/2609 Karar sayılı kararıyla; “Davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, 4721 sayılı TMK'nın 713/3. maddesi gereğince tescil davalarında husumetin Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliklerine birlikte yöneltilmesi gerektiği, eldeki davanın, Hazine ve Göllü köyü tüzel kişiliği hasım gösterilerek açıldığı, ancak Mahkemece hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun uyarınca, taşınmazın bulunduğu Göllü Mahallesinin bağlı olduğu Merkez İlçe Belediye Başkanlığı ile Van Büyükşehir Belediye Başkanlığının da ilgili kamu tüzel kişileri olarak davaya dahil edilmeleri gerektiğinin gözden kaçırıldığı, bu durumda yöntemince taraf teşkilinin sağlandığından söz edilemeyeceği, hal böyle olunca, 6360 sayılı Kanun uyarınca Van ilinin mülki sınırlarının büyükşehir belediyesi sınırı olarak belirlendiği, büyükşehir sınırlarındaki köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliklerinin sona erdiği dikkate alınarak, Van Büyükşehir Belediye Başkanlığının ve dava konusu taşınmazın bulunduğu Göllü Mahallesinin bağlı olduğu Merkez İlçe Belediye Başkanlığının davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması hususunda Mahkemece davacıya süre ve imkan tanınması, taraf teşkilinin sağlanması halinde dahili davalılardan savunma ve delillerinin sorulması ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, öte yandan, tescil davalarında TMK'nın 713/4. ve 5. fıkraları gereğince gerekli yerel ve gazete ilanlarının yöntemine uygun bir biçimde yapılması, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması ve yasal 3 aylık sürenin dolmasının beklenilmesi” gereğine değinilmek suretiyle sair yönler incelenmeksizin bozulmuştur.
3. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Van 5. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, 26/02/2020 tarihli, 2019/194 Esas, 2020/73 Karar sayılı kararla; dava konusu taşınmaz bölümünün davacıya babasından geldiği, davacının bu yeri tarla olarak kullandığı, taşınmazın ne sebeple tescil harici bırakıldığı hususunda Kadastro Müdürlüğüne yazılan müzekkereye, 30/01/2014 tarihli yazı ile “dava konusu taşınmaz bölümü orijinal paftasında 187 parsel sayılı taşınmaz ile bir bütün iken daha sonra 187 parsele bir çizgi çekilerek taşınmazın boşluk olarak ayrıldığı, ayırma sebebinin belirlenemediği” şeklinde cevap verildiği, taşınmaza bitişik olan 187 parsel sayılı taşınmazın da davacı adına tapuda kayıtlı olduğu, bu durumda dava konusu taşınmazın sehven tespit harici bırakıldığının anlaşıldığı, dava konusu taşınmaz bölümünde davacı lehine zilyetlikle iktisap şartlarının oluştuğunun anlaşıldığı gerekçesiyle;
Davanın kabulüne, teknik bilirkişilerin 03/12/2014 tarihli raporuna ekli krokide "A" harfi ile gösterilen 7.608,64 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
4.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme kararına karşı süresi içerisinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın yasal süresi içerisinde açılmadığını, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmak için yeterli olmadığını, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığını, ziraat mühendisi bilirkişinin raporunda, dava konusu taşınmaz bölümünde kendiliğinden yetişen ağaçların olduğundan bahsedildiği, bu durumda taşınmazın imar-ihya edildiğinden bahsedilemeyeceğini, taşınmazın öncesinin mera olup olmadığı hususunun da araştırılmadığını belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
1979 yılında Van/ Merkez/ Göllü köyü çalışma alanında yapılan tapulama çalışmaları sırasında, nizalı taşınmaz bölümü tescil harici bırakılmıştır.
Dava; 4721 sayılı TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi;
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/4. maddesi;
“Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/5. maddesi;
“Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.”
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi;
“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi ise;
“Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.
İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.” düzenlemesini içerir.
6.3. Değerlendirme
Mahkemece, nizalı taşınmaz bölümü üzerinde davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı ..., dava konusu taşınmaz bölümünün, babasından kendisine kaldığını ileri sürerek dava açmış, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ... ve ...ile davacı tanığı ..., dava konusu taşınmaz bölümünün, davacının babası ...’ye ait olup onun ölümünden sonra bu yerin davacıya kaldığını, davacının taşınmazı eklemeli olarak 40-50 yıldır kullandığını beyan ettikleri halde, Mahkemece taşınmazın davacıya hangi hukuki yolla (taksim, satış, bağış vs) intikal ettiği sorulup saptanmamış ve bu yolla davacının aktif dava ehliyeti bulunup bulunmadığı üzerinde durulmamış, yine yerel bilirkişi ...ve davacı tanığı ..., taşınmazın kuzeyinde dere olup, davacının bu yerin bir kısmını doldurarak dere ile bağlantısını kestiğini, taşınmazı daha ileride bulunan yol ile sınır haline getirdiğini beyan etmiş olmasına ve dava konusu taşınmaz bölümünün batısından kuzeyine doğru uzanan bir dere bulunduğu anlaşılmasına rağmen, taşınmazın öncesinin ne olduğu, dava konusu taşınmazın dere yatağından kazanılıp kazanılmadığı, dere yatağının etkisi altında olup olmadığı, davacı tarafından toprak doldurularak dereden kazanıldığı söylenen yerin, taşınmazın hangi kısmı olduğu hususunda 3 kişilik jeoloji mühendisi bilirkişi kurulundan rapor aldırılmamıştır. Öte yandan, Mahkemece TMK'nın 713/4. maddesi uyarınca gazetede ve Göllü Mahallesi Muhtarlığında, davanın konusuna ilişkin olarak ilan yaptırılmış ise de “dava konusunun”, dava konusu taşınmaz bölümünün sınırında bulunan 185 ve 187 parsel sayılı taşınmazlar olarak gösterilmiş olması da yerinde değildir.
Hal böyle olunca; sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece öncelikle dosya arasında bulunan dava konusu taşınmaz bölümüne ait 1988 tarihli hava fotoğrafları haricinde varsa dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğraflarının farklı dönemlerde çekilmiş en az üç tanesi, tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilip dosya arasına alınmalı, dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile ziraat mühendisi bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi, 3 kişilik jeoloji mühendisi bilirkişi kurulu ve teknik bilirkişinin katılımı ile mahallinde yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, dava konusu taşınmaz bölümünün önceki ve şimdiki niteliği, ilk olarak kime ait olduğu, kimden kime ne zaman ve ne şekilde intikal ettiği, kim tarafından hangi tarihten beri ve hangi tasarruflarla zilyet edildiği, taşınmazın davacıya babasından kaldığının belirtilmesi halinde hangi hukuki yolla intikal ettiği (taksim, satış, bağış vs), öncesinde taşınmazın tamamının ya da bir bölümünün dere yatağı niteliğinde olup olmadığı, dava konusu taşınmaz bölümünün, sınırında bulunan derenin taşkınına maruz kalıp kalmadığı, taşınmazın bir kısmının dere yatağının doldurulması suretiyle kazanılıp kazanılmadığı, taşınmaz öncesi itibariyle imar-ihyaya muhtaç yerlerden ise ne şekilde imar-ihya edildiği ve bu çalışmaların hangi tarihte tamamlandığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, beyanlar arasında çelişki doğduğu takdirde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle oluşan çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanaklarıyla denetlenmeli; ziraat mühendisi bilirkişiden, önceki tarihli ziraat mühendisi bilirkişi raporu da irdelenmek sureti ile taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, öncesi itibariyle imar-ihya gerektiren yerlerden olması halinde imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığını ve üzerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğrafları çektirilip, üzerine taşınmazın sınırlarının işaretlenilmesi istenilmeli; Mahkeme hakiminin, taşınmazın konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı şekilde fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden, taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması suretiyle, dosya arasında bulunan ve varsa temin edilecek başkaca hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, taşınmazın önceki ve şimdiki niteliği, öncesi itibariyle imar-ihya gerektiren yerlerden olması halinde imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığı ve kullanımın hangi tarihten itibaren başladığı hususlarında ayrıntılı rapor düzenlemesi istenilmeli; jeoloji mühendisi bilirkişi kurulundan, taşınmazın önceki ve halihazırdaki niteliğinin ne olduğu, taşınmazın dere yatağında kalıp kalmadığı, tamamının veya bir bölümünün dere yatağından toprak doldurulmak suretiyle kazanılıp kazanılmadığı, halen aktif dere yatağında kalıp kalmadığı, aktif dere yatağında kalmıyor ise derenin etkisi altında kalan yerlerden olup olmadığı, derenin taşkın riski taşıyıp taşımadığı, taşınmazın jeolojik yönden zilyetlikle iktisaba elverişli yerlerden olup olmadığı hususlarında ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; teknik bilirkişiden keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir krokili rapor alınmalı, TMK'nın 713/4 ve 5. maddeleri uyarınca dava konusunun yeri doğru şekilde açıklanmak suretiyle yasal ilanlar yaptırılmalı, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanakları dosya arasına konulmalı ve yasal 3 aylık sürenin dolmasının beklenilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; dava konusu taşınmaz bölümünün hangi vasıfla davacı adına tesciline karar verildiğinin kararda yer almaması da isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davalı Hazine vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/05/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
- MUHALEFET ŞERHİ -
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 713/1, Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddesi gereğince açılmış zilyetlikten tescil davasıdır.
Mahkemece davacı lehine hüküm kurulmuş, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, peşin yatırılan karar ve ilam harcı mahsup edildikten sonra kalan harcın da davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
Yargılama giderleri taraflarca temyize getirilmemiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızda işin esası bakımından bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; temyize getirilmemekle birlikte, resen nazara alınması gereken karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, buradan hareketle davacı tarafından peşin yatırılan harcın iadesinin mümkün olup olmadığı, somut olay özelinde taraflarca temyize getirilmemesine rağmen yargılama giderleri bakımından hükmün doğru olup olmadığı noktasında düğümlenmektedir.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; temyiz konusu yapılmayan karar ve ilam harcının davalıdan alınıp alınamayacağı, yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağı hususudur. Bilindiği üzere, yargı harçları Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiş, kamu düzeninden olması nedeniyle resen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle harca ilişkin hükmün resen ele alınabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Harçlardan kimin sorumlu olacağına gelince, yargılama giderleri, usulü bir konu olmakla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıntısıyla düzenlenmiştir. Aynı Yasa'nın 323. maddesi harçları yargılama giderlerinden sayarken 326/1. maddesi de açıkça “ Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” demek suretiyle yargılama giderleri ve bunlardan olan yargı harçlarından kimin sorumlu olacağını tereddüte yer vermeyecek şekilde düzenlemiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi ise “ Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.
Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” demek suretiyle, hakimin karar verirken hangi sıralamayı izleyeceği konusunda kural getirmiştir.
Tarafların yargı önünde eşitliği ilkesini düzenleyen Anayasanın 36. maddesi ise “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olaya geldiğimizde, zilyetlikten tescil davasında, davacı vatandaş, davalı ise Hazine ve Belediyelerdir. Davalının hazine veya kamu kurumu olması, Anayasa ile teminat altına alınan “yargı önünde eşitlik ilkesi”nin bozulmasını, hazine veya kamu kurumu lehine davranılmasını haklı kılmayacaktır. Zira genel ilke yukarıda da belirtildiği üzere yargılama giderlerinin davayı kaybedenden alınmasıdır. Prof. Dr.Baki Kuru da (Hukuk Muhakemeleri Usulü 6 baskı 5.cilt 5339.sayfada açıkladığı üzere) bu görüştedir.
Bilindiği üzere Hazine, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi ile yargı harçlarından muaf tutulmuştur. Davalı Belediyeler ise yargı harçlarından muaf değildir. Böyle bir durumda, yani davalının haçtan muaf olması ve davanın da davacı lehine sonuçlanması halinde karar ve ilam harcı mutlaka alınacak mıdır? Alınacaksa kimden alınmalıdır? Yasa koyucu tereddüte yer vermeyecek şekilde yargılama giderlerinden kimin sorumlu olduğunu düzenlemiştir. Yine yasa koyucu genel ilke gereğince yargılama giderlerinden sorumlu olan tarafı harçtan muaf tutmuş ise, bu husus harcın diğer taraftan alınacağı şeklinde yorumlanamaz. Ancak bakiye karar ve ilam harcının davalıdan hiç alınmayacağı gibi, davacı tarafından peşin yatırılan karar ve ilam harcının da iade edileceği şeklinde yorumlanıp uygulanmalıdır. Nitekim yine Hazinenin davalı olduğu tapu iptal – tescil davalarında da uygulama bu şekildedir. Hazine aleyhine açılan tapu iptal – tescil davasında Hazinenin harçtan muaf olması gerekçesiyle karar ve ilam harcı alınmazken (doğrusu budur) yalnız tescil davasında harçtan davacının sorumlu tutulmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Yasa koyucu dileseydi Kadastro Kanunu 36/A maddesinde olduğu gibi, bu hususta da genel uygulamadan ayrıldığını belirterek bir düzenleme yapabilirdi.
Sayın çoğunluğun görüşünün dayanağını yerleşmiş Yargıtay içtihatları oluşturmaktadır. Gerçekten de kabul etmek gerekir ki Yargıtay uzun yıllar tescil davalarında yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmış, bunlardan olan yargı harçlarını da davacıya yüklemiştir. Ne var ki, hiçbir Yargıtay kararında yasal bir dayanak gösterilmemiş, davalının “yasal hasım” olması gerekçe yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere bir olaya hukukun uygulanmasında yargı kararları en son sırada gelmektedir.
Çözümlenmesi gereken bir başka husus ise “yasal hasım” ne olduğu ve yasal hasım olunmasının davalıya nasıl bir üstünlük sağladığı konularıdır. Yine bilindiği üzere, bazen gerçekte hasım olmamasına rağmen özellikle mahkemelerin kararlarının denetime açılabilmesi, birileri tarafından kanun yoluna getirilebilmesi için Hazinenin taraf gösterilmesi veya temsilcisi bulunmayan mal varlığına kayyım atanması ve davanın kayyım huzurunda görülerek bu mahsurların ortadan kaldırılması yoluna gidilmiştir. Ne var ki böyle de olsa davada, davalı olarak yer almışsa, sıfatı ne olursa olsun artık davalıdır. Hal böyle olunca da her açıdan yargı önünde eşitlik ilkesi gereğince davalının davacıdan, Hazinenin de vatandaştan bir üstünlüğü yoktur. Sayın çoğunluk gibi düşünen hukukçular, davacının davasının kabulü halinde, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakırken, davanın reddi halinde de davalı yasal hasım lehine vekalet ücreti başta olmak üzere yargılama giderlerine hükmederek açıkça “yargı önünde eşitlik” ilkesini ihlal etmektedirler. Herhangi bir yasada davalının kim olacağının belirtilmesi bu davalının yargılama giderlerinden muaf olacağı anlamına gelmediği için TMK'nın 713/3. maddede davalının kim olacağının belirtilmesi nedeniyle de davalı yargılama giderlerinden muaf olmayacaktır.
Yine sayın çoğunluk ve onlar gibi düşünen hukukçular “tescil davalarında davacı zaten karşılıksız olarak taşınmaz edinmekte, hiç olmazsa yargılama giderlerini ödesinler” tarzında bir yaklaşımla gerekçe oluşturmaktadırlar. Eğer mahkeme davacının taşınmazı hak etmediğini düşünüyorsa hiç şüphesiz davayı reddetmelidir. Hem davayı kabul edip, hem de yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmak apaçık bir çelişkidir ve yasaya açıkça aykırıdır.
Sayın çoğunluğun kendi içinde düştüğü bir başka çelişki ise; sayın çoğunluk, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve bunlardan olan harcın ilk derece mahkemesince davacıdan alınmasının doğru olduğunu düşündüğüne göre, yargılama giderlerinin davanın açılmasından kesinleşmesine kadar bir bütün olması nedeniyle, davalı Hazine tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, istinaf talebi reddedildiğinde de davacıdan istinaf ret harcının, bunun devamında da yine Hazinenin temyiz başvurusu reddedilerek kararın onanması halinde de davacıdan onama harcının alınmasına karar vermelidir. Zira davalı Hazine yasal hasımdır ve davalı harçtan muaftır, o halde davalıdan alınamayan yargı harçları davacıdan alınmalıdır. Böyle bir uygulamayı ve düşünce tarzını kabul etmek mümkün değildir.
Açıklanan bu nedenlerle, davanın kabul edilmiş olduğu gözetilerek, tarafların yargılama giderlerini temyiz konusu yapmamış olmaları da nazara alınmak suretiyle davalı Hazinenin harçlardan muaf olması, davalı belediyelerin ise harçlardan muaf olmaması, harcın ve diğer yargılama giderlerinin davacıdan alınması gerektiği yönündeki hüküm doğru olmadığından bu hususların da bozma sebebi yapılması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun (esasa ilişkin bozma sebeplerine katılmakla birlikte) bu görüşüne katılmıyorum.
1. Hukuk Dairesi, 2021/3869 E., 2022/980 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
ılı kararıyla; “...davanın, davacıların maliki olduğu 108 ada 54 parsel sayılı taşınmaza komşu 108 ada 50 parselin sınırında bulunan ve kadastro tespiti sırasında boşluk olarak bırakılan taşınmaz bölümünün adlarına tescili istemine yönelik TMK’nın 713/1., 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, ne var ki, mahkemece davanın niteliği konusunda hat
1. Hukuk Dairesi 2021/3869 E. , 2022/980 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TESCİL
Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin verilen karar, davalılar Hazine ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili, zeminde olmamasına rağmen kendilerine ait 108 ada 54 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kadastro çalışmaları sırasında boşluk olarak bırakıldığını, bu boşluğun bırakılmasına kadastro sırasında tutanak bilirkişisi olarak görev yapan ...' in neden olduğunu, hakkı olmadığı halde kendi taşınmazına yol ve park yeri sağlamaya çalıştığını, dava konusu boşluğun davacı tarafa ait taşınmaza kadastro sırasında uygulanan tapu kaydı kapsamında kaldığını, harici ve rızai taksim neticesinde davacıların babalarının ölümü ile davacılara kaldığını, 108 ada 50 parsel ile tek parça halindeki boşluğun davacıların zilyet ve tasarrufunda olduğunu, dava konusu parselin 108 ada 50 parsel yönündeki sınırının hatalı tespit gördüğünü ileri sürerek, sınır ve yüzölçümlerinin gerçek duruma göre düzeltilerek tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili, 30.04.2019 tarihinde yapılan keşifte daha önceki bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısım içinde bulunan ve fen bilirkişisine gösterdiği kısma ilişkin bir talebinin olmadığını beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, davacıların taleplerinin açık ve anlaşılır olmadığını, davacıların malik oldukları 108 ada 54 parsel ile davalı ...'in malik olduğu 108 ada 50 parselin evveliyatında bir bütün olduğunu, müvekkilinin babası İhsan ile davacıların dedesi ...'in dava konusu kısmı yol olarak bırakmak suretiyle harici ve rızai taksim neticesinde taşınmazı böldüklerini, yapılan bu taksime göre 50 parselin davalı ...'in babası İhsan'a, 54 parselin ise davacıların dedesi ...' e kaldığını, davacı tarafın da bu taksimi kabul ettiğini, söz konusu taşınmazlar ve yol olarak bırakılan kısmın o tarihten bu yana çekişmesiz ve kesintisiz olarak kullanıldığını, iddianın doğru olmadığını, 50 yılı aşkın bir süredir yol olarak kullanıldığının, bütün köylü tarafından bilindiğini, zira 108 ada 51, 52 ve 53 parsel sayılı taşınmazlar da 50 ve 54 parsel sayılı taşınmazlar ile tek parça halinde iken üzerine çeşme, cami lojmanı ve lavabo yapıldığını ve tarafların ortak iradesi ile köy tüzel kişiliği adına bırakıldığını, ayrıca davalı ...'in tutanak bilirkişi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Vakfıkebir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09/04/2015 tarihli ve 2014/72 E., 2015/258 K. sayılı kararıyla; kadastro sırasında tespit yapılırken dosyaya ibraz edilen 03/11/2014 tarihli fen bilirkişi raporunda kırmızıya taralı olarak gösterilen kısmın boşluk olarak bırakıldığı, keşif mahallinde dinlenen tüm bilirkişi beyanlarından krokisinde boşluk olarak bırakılan alanın 108 ada 54 parsel sayılı taşınmaz maliklerinin kullanımında olan yerlerden olduğu, davacılardan ... tarafından alana beton dökülmek suretiyle tasarrufta bulunulduğu, keşif mahallinde gözlemlendiği üzere krokide boşluk olarak bırakılan yerin köy halkının ortaklaşa yararlandığı orta malı vasfında olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 108 ada 50 parsel sayılı taşınmaz ile davacılara ait aynı yer ve mevkiide bulunan 108 ada 54 parsel arasında kalan ve krokisinde boşluk olarak gösterilen alanın fen bilirkişisi ... ile ...'ün 03/11/2014 tarihli raporunda (A) harfli kırmızıya taralı olarak gösterilen şekilde iptali ile iptal edilen 75,14 m²'lik alanın davacılara ait 108 ada 54 parsel sayılı taşınmazın alanına eklenmek suretiyle sınır ve yüzölçümünün 3.400,75 m² olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine ve ... temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 12/06/2017 tarihli ve 2015/11195 E., 2017/4459 K. sayılı kararıyla; “...davanın, davacıların maliki olduğu 108 ada 54 parsel sayılı taşınmaza komşu 108 ada 50 parselin sınırında bulunan ve kadastro tespiti sırasında boşluk olarak bırakılan taşınmaz bölümünün adlarına tescili istemine yönelik TMK’nın 713/1., 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, ne var ki, mahkemece davanın niteliği konusunda hataya düşülerek, kadastro öncesi sebeplere dayalı sınır ve yüzölçümü tashihine ilişkin dava olarak nitelendirilip ve bu hatalı değerlendirme ve eksik araştırma yapılarak hüküm kurulduğu, hal böyle olunca; sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle TMK'nın 713/3. maddesi uyarınca bu nitelikteki davalarda Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişiliğine husumet yöneltilmesi gerektiğinden Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na husumet yaygınlaştırılıp dava dilekçesi ve duruşma günü yöntemine uygun şekilde tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanması, bundan sonra, Mahkemece gazete ile bir defa ve taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa olmak üzere yasal ilanlar yaptırılması; çekişmeli taşınmazın tespit harici bırakılma nedeni Kadastro Müdürlüğünden sorulması; mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle; HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında taraflara gerektiğinde yeni tanık bildirme hakkının hatırlatılarak; tarafların bildirmiş olduğu tanıklar ile ziraat ve fen bilirkişi heyeti aracılığıyla keşif yapılması” gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Vakfıkebir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22/05/2019 tarihli ve 2017/666 E., 2019/312 K. sayılı kararıyla; keşif mahallinde davacı vekilinin fen bilirkişisinin raporunda gösterilen 8,65 m2'lik alana ilişkin talebinden vazgeçtiği, davaya konu alanın fen bilirkişi raporunda (K1) ve (K2) ile gösterildiği ve keşif mahallinde dinlenilen tanık, mahalli bilirkişi anlatımları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davaya konu alanların evveliyatında harman yeri olarak kullanıldığı, keşif mahallinde gözlemlendiği üzere krokide boşluk olarak bırakılan yerin köy halkının ortaklaşa yararlandığı orta malı vasfında olmadığı ve davacı tarafın kullanımında olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 108 ada 50 parsel taşınmaz ile davacılara ait aynı yer ve mevkii 108 ada 54 parsel arasında kalan ve krokisinde boşluk olarak gösterilen alanın fen bilirkişisi ...'ın 02/05/2019 havale tarihli raporunda (K1) ile gösterilen 50,63 ve (K2) ile gösterilen 15,86 m2'lik kısmının iptali ile iptal edilen toplam 66,49 m2'lik alanın davacılara ait 108 ada 54 parsel sayılı taşınmazın alanına eklenilmesine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar Hazine ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
5. Temyiz Nedenleri
Davalı Hazine vekili, hükme dayanak bilirkişi raporunun eksik inceleme ile tanzim edildiğini ileri sürerek, mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Davalı ... vekili, davalı ...’e husumet yöneltilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, makul sürede açılmadığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava konusu alanın taraflarca ortaklaşa kullanıldığını ve her iki tarafın zilyetliğinde olduğunu ileri sürerek, mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacıların maliki olduğu 108 ada 54 parsel sayılı taşınmaza komşu 108 ada 50 parselin sınırında bulunan ve kadastro tespiti sırasında boşluk olarak bırakılan taşınmaz bölümünün TMK’nın 713/1., 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti başlıklı 14. maddesinde “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. (Değişik ikinci fıkra: 3/7/2005 - 5403/26 md.) Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır.”
İhya edilen taşınmaz mallar başlıklı 17. maddesinde “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14'üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun olağanüstü zamanaşımı başlıklı 713. maddesinin birinci fıkrasında “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”
6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu’nun 297. maddesinin 2. fıkrasında “(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Davadan feragat başlıklı 307. maddesinde “Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.” düzenlemeleri yer almaktadır.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Mahkemece verilen karar infaza elverişli olmadığı gibi, davacılar vekilinin 30.04.2019 tarihinde yapılan keşifte daha önceki bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısma ilişkin bir talebinin olmadığını beyan etmesi karşısında bu beyanın feragat anlamına gelip gelmediği hususu aydınlığa kavuşturulmadan davanın tam kabulü yönünde karar verilmiş olması da hatalıdır.
6.3.2. Şöyle ki; davacılar vekili 30.04.2019 tarihinde yapılan keşifte daha önceki bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısım içinde bulunan ve fen bilirkişisine gösterdiği kısma ilişkin bir talebinin olmadığını beyan etmiş, mahkemece davacılar vekiline beyanı açıklattırılarak, feragat iradesi bulunup bulunmadığı belirlenmeden bu beyan doğrultusunda hazırlanan fen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle (K1) ve (K2) ile gösterilen taşınmaz bölümleri yönünden tam kabul kararı verilmiştir. Yine, HMK'nın 297/2. maddesi gereğince hakim, yargılama sonunda, davacının talebinin kapsamını da dikkate alarak taraflara yüklenen hak ve borçları açıkça gösterir ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde hüküm kurmakla yükümlüdür. Çekişmeli taşınmaz bölümü tescil harici bırakılan yer olup, tapu kaydı bulunmadığına göre infazda tereddüt oluşturacak şekilde "(K1) ile gösterilen 50,63 ve (K2) ile gösterilen 15,86 m2'lik kısmın iptaline" karar verilmesi de isabetsizdir.
6.3.3. Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerine dayalı tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Bu nitelikteki davalarda, 4721 sayılı TMK'nın 713/3. maddesi gereğince Hazine yanında ilgili kamu tüzel kişiliklerine de husumet yöneltilmesi zorunlu olup, eldeki dava, Hazine ve Sekmenli Köyü Tüzel Kişiliği ile ... aleyhine açılmış olup, davalı ...’in eldeki davada taraf sıfatı bulunmamaktadır. Bu nedenle, davalı ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi de isabetsizdir.
V. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davalılar Hazine ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın istek halinde davalı ...’e iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2022/8316 E., 2024/3715 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; " Davanın TMK 713/1 ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14 ve 17.nci maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkin olduğu, paftasında gösterilmek suretiyle yapılan tespit dışı bırakma işleminde taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmediğinden, bu işlemin tespit ve sınırlandırma olarak kabulü mümkün deği
8. Hukuk Dairesi 2022/8316 E. , 2024/3715 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1575 E., 2022/1763 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davanın kısmen kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2019/26 E., 2022/24 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kararın kaldırılmasına davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının Konya ili Meram ilçesi Dere ... Mahallesi sınırları içinde bulunan kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmazı malik sıfatıyla tespit harici bırakıldığı günden beri nizasız fasılasız 20 yılı aşkın süredir ekerek dava tarihine kadar kullandığını ve etrafını çevirip bina yaptığını ve ayrıca tarla vasfında tasarrufta bulunduğunu, halen de kullanmaya devam ettiğini açıklayarak, taşınmazın davacı adına adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; " Davanın TMK 713/1 ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14 ve 17.nci maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkin olduğu, paftasında gösterilmek suretiyle yapılan tespit dışı bırakma işleminde taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmediğinden, bu işlemin tespit ve sınırlandırma olarak kabulü mümkün değil ise de, bir kadastro işlemi olduğunun kuşkusuz olduğu, Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre, tespit dışı bırakılan bir yerin TMK. nun 713/1 ve 3402 Sayılı Kadastro Kanun'un 14 ve 17nci maddesi hükümlerine göre tapu da tescil edilebilmesi için tespit dışı bırakılma işlemi yapıldığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesinin gerektiği, davaya konu tescil harici taşınmazın 1952 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında dağlık ve taşlık alan olarak tespit harici olarak bırakıldığı, taşınmazın tespit dışı bırakılmasıyla ilgili herhangi bir itirazın söz konusu olmadığı ve kesinleştiği, kaldı ki, bilirkişi raporu sonucunda niza konusu taşınmazın dağlık ve taşlık alan niteliğinden dolayı devletin hüküm ve tasarrufu altında ki yerlerden olduğu, 1986 yılına ait ortofoto görüntülerine göre niza konusu edilen alanın tamamı üzerinden herhangi bir yapı, muhdesat ve fiili kullanımın olmadığı, 2003, 2005, 2009, 2010, 2012 yıllarına ait ortofoto ve uydu görüntülerinde niza konusu edilen alanın dosyada bulunan haritalara göre 15 ve 16 numaraları ile gösterilen alanlardan mahallinde yapılan keşif esnasında tadilat edilen bahçe evinin tadilat öncesindeki haliyle mevcut olduğu, dikili ağaç veya başka muhdesat olmadığı, etrafının çevrilerek kullanılmadığı, 2013, 2014, 2015 yıllarında ise haritaya göre 15 ve 16 numaralı gösterilen alanların etrafı çevrilerek birlikte kullanılmaya başlandığı, zirai yönüyle ise taşınmaz üzerinden bulunan ağaçların yaşlarının genellikle 4 - 6 arasında olup peyzaj ve meyve ağacı nitelinde olduğunun tespit edildiği, bütün bunların akabinde 3402 Sayılı Kadastro Kanunu 14. maddesindeki yirmi yıllık imara uygun zirai faaliyet şartının sağlanmadığının anlaşılmış olduğu, Kadastro Kanunu'nun 17/2 maddesine göre il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmazlarda imar ihya ile taşınmaz mülkiyeti kazanımının mümkün olmadığı, dava konusu taşınmazın Belediye'den gelen yazı cevabına göre imar planının içinde, rekreasyon alanında kaldığının açıkça anlaşıldığı ve bu durumun bilirkişi raporlarıyla da sabit olduğu, dava konusu taşınmazın imar ihya ile kazanılması mümkün olmadığı gibi tüm dosya kapsamına nazaran davacının dava konusu taşınmazı usulüne uygun imar ve ihya edip 20 yıl süre ile amaca uygun zilyetlik etmesi iddiasının da kanıtlanamadığı ve buna göre 3402 Sayılı Kadastro Kanunu 14 ve 17 maddelerindeki ki şartların oluşmadığı " gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince; " eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiğine işaret edilerek, istinaf talebinin kabulü ile şu aşamada davanın esasına ilişkin bir inceleme yapılmadan, 6100 Sayılı H.M.K. m.353/1-a ve m.353/1-a-6. fıkraları gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davanın, yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine " karar verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesince, iade kararı sonrası yapılan yargılama neticesinde; " Kadastro Mahkemesince ve Kadastro Müdürlüğünce dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde kadastro çalışması yapıldığı ve dava konusu taşınmaz için Konya ili Meram ilçesi Dere mahallesi 42306 ada 6 parsel numarası altında tespit tutanağının düzenlendiğinin bildirildiği " gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine ve kararın kesinleşmesine müteakiben dosyanın resen Konya Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Görevsizlik kararı uyarınca dava dosyasının gönderildiği Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; " Dosyada mevcut hava fotoğrafları bilirkişi rapor ve ek raporları, mahalli bilirkişi beyanları, keşifteki mahkeme gözlemi ve cevabi yazılar hep birlikte dikkate alınarak dava konusu taşınmazın mahkememizce itibar edilen orman bilirkişi raporuna göre orman vasfında olmadığı içerisinde insan eliyle yetiştirilmiş keşif tarihi itibariyle 25-30 yaşlarında servi ağaçları olduğu, mahkemece itibar edilen yöntemine uygun hazırlanan harita mühendisi bilirkişi raporu ve ek raporda hava fotoğrafı incelemesi neticesinde 1986 yılı ve öncesinde dava konusu taşınmazda herhangi bir kullanımın ve tarımsal faaliyetin bulunmadığı, 1998 yılında ise sınırların belli olduğu ancak herhangi bir yapılaşma ve tarımsal faaliyetin olmadığı, ziraat bilirkişi kurulu değerlendirmesine göre de dava konusu taşınmazlar içerisinde yer alan meyve ağaçların en fazla 8 yaşında olduğu sonucuna varılmış olmakla, her ne kadar mahalli bilirkişiler 1980 yılından sonra eklemeli zilyetlik yoluyla dava konusu taşınmazın davacıya kadar kullanıldığını beyan etseler de gerçeğin resmi olan hava fotoğrafları ve yöntemine uygun olarak hazırlanan bilirkişi raporlarına itibar etmek gerektiği, sonuç olarak, davacının ve davacının harici satış ile dava konusu yeri satın aldığı önceki kişilerin ilk imar planının onaylandığı tarih olan 1999 yılından geriye doğru en az 20 yıl önceden itibaren imar ve ihya yoluyla KK. m.14 ve 17'de belirtilen toplam eklemeli zilyetlikler de dahil çekişmesiz ve aralıksız 20 yıl ekonomik amaca uygun zilyetlik şartlarının sağlanmadığı " gerekçesiyle, davanın reddine ve dava konusu Konya ili Meram ilçesi Dere mahallesi 42306 ada 6 parsel sayılı taşınmazın ham toprak vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş: hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince; " Dosya içeriği ve toplanan delillere göre dava konusu taşınmazın tapulama sırasında dağlık ve taşlık yer olarak tescil dışı bırakıldığı, bu tür yerlerin ancak imar ve ihyasının tamamlanarak kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılmasının mümkün olduğu , öncesinde Dere Belde Belediyesinden satın alınmış olsa da 1986 ve 1998 yılı hava fotoğrafında kullanımın bulunmadığı, ev ve arsa olarak sürdürülen zilyetliğin imar ve ihya sayılamayacağı, dolayısıyla Büyükşehir İmar Planının onaylandığı 1999 yılı itibariyle davacı lehine zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığından mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırı yön görülmediği, ancak çoğun içinde azı vardır kuralı gereğince, tek katlı kargir ev, beton bahçe duvarının ve 06.09.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda belirtilen meyve ağaçlarının davacı tarafından meydana getirildiği ve taşınmazın davacı tarafından kullanıldığı yönünde tapunun beyanlar hanesine şerh verilmemesinin ve taşınmaz niteliğinin arsa olarak belirlenerek yüzölçüm hanesinin doldurulmamasınn doğru olmadığı " gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.2 nci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisi suretiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu Konya ili Meram ilçesi Dere Mahallesi 42306 ada 6 parsel sayılı taşınmazın arsa vasfıyla 747,46 metrekare olarak Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın beyanlar hanesine; "Üzerindeki tek katlı kargir ev ve beton bahçe duvarı ... tarafından meydana getirilmiştir. 3 adet elma ağacı, 1 adet fındık ağacı, 1 adet kayısı ağacı, 2 adet ceviz ağacı, 2 adet şeftali ağacı, 1 adet dut ağacı, 5 adet badem ağacı, 1 adet ıhlamur ağacı, 1 adet kiraz ağacı, 5 adet goji bery ağacı, 6 adet üzüm ağacı, 2 adet armut ağacı ve 1 adet ayva ağacı ... TC kimlik numaralı ... 'ye aittir. Taşınmaz ...' in kullanımındadır." şeklinde şerh verilmesine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
80,70 er TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90 ar TL'nin temyiz eden ... ile Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığından ayrı ayrı alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Hısımlık ilişkileriyle ilgili olarak, Türk Medeni Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan "nesil" sayısıyla değil, "yaş" farkıyla belirlenir.
B) Biri diğerinden gelen kişiler arasında (Baba-Oğul gibi) "yansoy" hısımlığı vardır.
C) Kardeşler arasındaki hısımlık, "ikinci derece yansoy" kan hısımlığıdır.
D) Kayın hısımlığı, evlilik sona erdiğinde (boşanma veya ölümle) kendiliğinden ortadan kalkar.
E) Evlat edinen ile evlatlık arasındaki hısımlık, "kan hısımlığı" hükümlerine tabidir.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.