Türk Medeni Kanunu 19. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 19- Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.
2. Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
231 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2006/13932 E., 2007/1993 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.
2. Hukuk Dairesi 2006/13932 E. , 2007/1993 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 15.02.2007
KARŞI OY YAZISI
Davacı “kadın” tarafından boşanma davası açıldığı; davalı “kocanın” süresi içinde (HUMK m. 195) yetki itirazında (HUMK m. 187 b. 2) bulunduğu konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.
Çekişme nedir?;
Boşanma davası, davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde (TMK. m. 19 f. I) açıldığı halde bu yer mahkemesinin kadının “yerleşim yeri” mahkemesi (TMK. m. 168) olması “gerçeğine” rağmen değerli çoğunluğun farklı yönde oluşan düşüncesine katılmıyorum.
Başka bir anlatımla düşünceme göre : Aralarında meydana gelen olaylardan sonra kocası ile oturamaz duruma gelen ve ekonomik/sosyal yetersizlik sebebiyle bu dünyada gidecek başka yeri de bulunmadığı için dava konusu dosyada olduğu gibi baba evine dönen/dönmek zorunda kalan “her kadın” boşanma davasını “ertesi günü” bile “sürekli kalma niyetiyle” geldiği/oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde açabilir/açabilmelidir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 186 hükmüne göre “oturacakları konutu” eşler “birlikte” seçerler. Buna karşılık koşulları oluştuğunda kadının “sürekli kalma niyetiyle” oturacağı yeri (TMK. m. 19) koca belirleyemez. Aksi düşünce (= Kadın, sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri tek başına belirleyemez düşüncesi ) “Kocanın yerleşim yeri kadının da yerleşim yeri sayılır” kabulünü zorunlu kılar ki hiç de böyle olmadığı TMK. m. 168 metninde yer alan “eşlerden birinin yerleşim yeri” anlatımıyla açık seçik bellidir.
Eşlerden birinin yerleşim yeri” ifadesi ile kadının ve kocanın yerleşim yerlerinin “bir ve tek” olmadığı gerçeği hiçbir farklı düşünmeye/yoruma sebebiyet vermeyecek kadar açık ve seçik olarak düzenlenmiştir.
Bu sebeple “Kadın, kocasından ayrı otursa bile ‘makul süre’ geçene kadar yerleşim yeri kocasının yerleşim yeridir” şeklindeki bir düşünce yerinde değildir/kabul edilemez.
“Koca” sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri “tek başına” belirlerken/belirleyebiliyorken “kadın” neden sanki bu konuda geçmesi gereken asgari bir süre varmış da geçmemiş gibi bu belirlemeyi tek başına yapamamaktadır/yapamaz duruma düşürülmektedir?
Bilindiği üzere tarafların “nüfusa kayıtlı oldukları” yer Kanunda yapılan değişikliklerden sonra boşanma hukukunda “kadın” açısından bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 23, Resmi Gazete: 29 Nisan 2006, - Sayı : 26153) nedeniyle kaydedilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 3 hükmünde yer alan yerleşim yeri adresi=sürekli kalma niyetiyle oturulan yer adresinin bildirilmesinde “kişinin” (=kadının) (=kocanın) yazılı beyanı esas alınır. (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 50) Başka bir anlatımla kadın baba evinin bulunduğu yeri “yerleşim yeri” olarak bildirebilir. Bu bildirim için kocasının ya da mahkemenin onayına ihtiyacı da yoktur
Kaldı ki nüfusa kayıtlı olunan yer “koca” açısından da artık anlamsızdır. Çünkü kocanın bile başka bir yere nüfus kaydını nakil etmesi (=yerleşim yerini değiştirmesi!) artık olanaksızdır. O halde koca da sürekli kalma niyetinden (=TMK m.19) değil yasal zorunluluk nedeniyle o hanede kayıtlıdır/o ilçede kayıtlı kala kalmıştır.
Kanun Koyucu TMK. m. 168 değişikliği ile “Davacı gibi kadınlara” kolaylık sağlamayı hedeflemiştir. (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 422) Başka bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu boşanma veya ayrılık davasının açılmasını “kolaylaştırabilmek” düşüncesiyle davanın eşlerden birinin yerleşim yerinde açılabileceğini kabul ettiğine kadının da “eş olduğu” gözetildiğinde boşanma veya ayrılık davasının “kadının da yerleşim yerinde” açılacağı konusunda bir duraksama olamaz. (Ömer Uğur GENÇCAN, “Türk Medenî Kanununda Kadının Özgürleşimi”, Güncel Hukuk Dergisi, Ocak-2006, Sayı:25, s. 29, Kısaltma: GENÇCAN- Özgürleşim)
Türk Medeni Kanununun 168. madde gereğince, boşanma davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en son altı ay birlikte oturdukları yer aile mahkemesi olduğundan davacı kadının seçimlik hakkını kullanarak “kendi yerleşim yerinde” dava açması bu sebeple kanuna uygundur. (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Ankara 2004 , Kısaltma: GENÇCAN-TMK., s. 905)
Davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği açık seçiktir. “Yeterli geliri” bulunmayan bir kadının babasının evine “sürekli kalma niyetiyle” gitmesinden daha doğal ne olabilir? Bu statüde bulunan davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği üstelik “ilk günden” tartışılamayacak kadar bellidir. Kadının sürekli kalma niyetiyle gidebileceği başka bir yer yoktur ki!
Kadının “bu niyetle” gittiği yerde kaldığı süre “1 gün bile olsa” bile niyeti “ilk günden” açık seçik belli olduğu için o yerde boşanma davasını açabilir/açabilmelidir. Yeter ki yeterli geliri bulunmayan bu kadının gidecek ve gitmesi daha doğal olan bir yeri bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmış olmasın.
Ülkemizde koca evinden uzaklaştırılan her kadının “sürekli kalma niyetiyle” gidebileceği doğal tek adres: Baba evidir. Bu “sosyal gerçeğin” aksini kim ileri sürebilir ki? Kaldı ki kadın aksini düşünen varsa bile onlara dava tarihine kadar baba evinde kalarak “sürekli kalma niyetini” de kanıtlamıştır.
Davacı kadın dava konusu olayda olduğu gibi baba evinin bulunduğu yerde de boşanma davası açamayacaksa TMK. m. 168 değişikliğinin ne önemi kalacaktır? Bu değişiklik niye yapılmıştır? TMK. m. 168 değişikliği bu davada bile uygulanmayacaksa başka hangi davada uygulanacaktır/ uygulanabilecektir?
Üzülerek açıklamak zorundayım ki aksi uygulama/düşünce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile “kadına” getirilen hakkı/olanağı/kolaylığı bir şekilde ortadan kaldırır ki Ülkemde zaten okumasında, çalışmasında, evlenmesinde, kendini ifade etmesinde ve hatta sokakta tek başına yürüyebilmesine kadar her konuda/alanda önüne engeller/güçlükler çıkarılan/çıkarılmış olan Türk Kadını bir zorlukla da maalesef “boşanma davası açarken” karşılaşmış olacaktır ki/olur ki böyle bir uygulamaya katılmam olanaksızdır. Bilindiği üzere/bilinmektedir ki düşüncem “benzer” davalarda açıkladığım farklı istikamette olmuştur/olmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun yorumunun kadını “engelleyici” değil “rahatlatıcı” olarak yapılmasında pozitif ayrımcılığın bile tartışılır olduğu bir dönemde/süreçte “düşünceme göre” zorunluluk vardır.
Aslında Dairem açıkladığım düşüncemi destekler şekilde bir kadının aralarında meydana gelen olaylardan sonra sürekli kalma niyetiyle “ailesinin yanına dönerek” o yer Aile Mahkemesinde boşanma davası açabileceği düşüncesini de sergilememiş değildir;
“..Davacı kadın taraflar arasında meydana gelen olaylardan sonra Erzurum’a ‘ailesinin yanına’ dönerek Erzurum Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. (TMK.m.19/1) Davacı kadın sürekli kalma niyetiyle Erzurum’a ‘ailesi yanına’ döndüğü ve kendi yerleşim yerinde boşanma davası açtığı gözetilmeden işin esasinin incelenmesi gerekirken, yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Y2HD, 20.04.2006, 21518-5959)
Sonuç olarak; inceleme konusu olan davada davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu yer (TMK. m. 19 f. I) (=yerleşim yeri) olan ve bu sebeple davacı kadının yerleşim yeri (TMK. m. 168) olan yerde/doğru yerde boşanma davası açılmıştır.
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı düşüncesine” katılmıyorum.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2006/14121 E., 2007/1776 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.
2. Hukuk Dairesi 2006/14121 E. , 2007/1776 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... A.H. (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 12.02.2007
KARŞI OY YAZISI
Davacı “kadın” tarafından boşanma davası açıldığı; davalı “kocanın” süresi içinde (HUMK m. 195) yetki itirazında (HUMK m. 187 b. 2) bulunduğu konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.
Çekişme nedir?;
Boşanma davası, davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu/kaldığı “baba evinin” ve “işyerinin” bulunduğu yerde (TMK. m. 19 f. I) açıldığı halde bu yer mahkemesinin kadının “yerleşim yeri” mahkemesi (TMK. m. 168) olması “gerçeğine” rağmen değerli çoğunluğun farklı yönde oluşan düşüncesine katılmıyorum.
A) KADININ BABA EVİNİN BULUNDUĞU YERDE BOŞANMA DAVASI AÇMASI AÇISINDAN DAVA DOSYASININ İRDELENMESİ
Düşünceme göre : Aralarında meydana gelen olaylardan sonra kocası ile oturamaz duruma gelen ve bu sebeple baba evine dönen/dönmek zorunda kalan “her kadın” boşanma davasını “ertesi günü” bile “sürekli kalma niyetiyle” geldiği/oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde açabilir/açabilmelidir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 186 hükmüne göre “oturacakları konutu” eşler “birlikte” seçerler. Buna karşılık koşulları oluştuğunda kadının “sürekli kalma niyetiyle” oturacağı yeri (TMK. m. 19) koca belirleyemez. Aksi düşünce (= Kadın, sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri tek başına belirleyemez düşüncesi ) “Kocanın yerleşim yeri kadının da yerleşim yeri sayılır” kabulünü zorunlu kılar ki hiç de böyle olmadığı TMK. m. 168 metninde yer alan “eşlerden birinin yerleşim yeri” anlatımıyla açık seçik bellidir.
“Eşlerden birinin yerleşim yeri” ifadesi ile kadının ve kocanın yerleşim yerlerinin “bir ve tek” olmadığı gerçeği hiçbir farklı düşünmeye/yoruma sebebiyet vermeyecek kadar açık ve seçik olarak düzenlenmiştir.
Bu sebeple “Kadın, kocasından ayrı otursa bile ‘makul süre’ geçene kadar yerleşim yeri kocasının yerleşim yeridir” şeklindeki bir düşünce bile yerinde değildir/kabul edilemez.
“Koca” sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri “tek başına” belirlerken/belirleyebiliyorken “kadın” neden sanki bu konuda geçmesi gereken asgari bir süre varmış da geçmemiş gibi bu belirlemeyi tek başına yapamamaktadır/yapamaz duruma düşürülmektedir?
Bilindiği üzere tarafların “nüfusa kayıtlı oldukları” yer Kanunda yapılan değişikliklerden sonra boşanma hukukunda “kadın” açısından bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 23, Resmi Gazete: 29 Nisan 2006, - Sayı : 26153) nedeniyle kaydedilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 3 hükmünde yer alan yerleşim yeri adresi=sürekli kalma niyetiyle oturulan yer adresinin bildirilmesinde “kişinin” (=kadının) (=kocanın) yazılı beyanı esas alınır. (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 50) Başka bir anlatımla kadın baba evinin bulunduğu yeri “yerleşim yeri” olarak bildirebilir. Bu bildirim için kocasının ya da mahkemenin onayına ihtiyacı da yoktur
Kaldı ki nüfusa kayıtlı olunan yer “koca” açısından da artık anlamsızdır. Çünkü kocanın bile başka bir yere nüfus kaydını nakil etmesi (=yerleşim yerini değiştirmesi!) artık olanaksızdır. O halde koca da sürekli kalma niyetinden (=TMK m.19) değil yasal zorunluluk nedeniyle o hanede kayıtlıdır/o ilçede kayıtlı kala kalmıştır.
Kanun Koyucu TMK. m. 168 değişikliği ile “Davacı gibi kadınlara” kolaylık sağlamayı hedeflemiştir. (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 422) Başka bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu boşanma veya ayrılık davasının açılmasını “kolaylaştırabilmek” düşüncesiyle davanın eşlerden birinin yerleşim yerinde açılabileceğini kabul ettiğine kadının da “eş olduğu” gözetildiğinde boşanma veya ayrılık davasının “kadının da yerleşim yerinde” açılacağı konusunda bir duraksama olamaz. (Ömer Uğur GENÇCAN, “Türk Medenî Kanununda Kadının Özgürleşimi”, Güncel Hukuk Dergisi, Ocak-2006, Sayı:25, s. 29, Kısaltma: GENÇCAN- Özgürleşim)
Türk Medeni Kanununun 168. madde gereğince, boşanma davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en son altı ay birlikte oturdukları yer aile mahkemesi olduğundan davacı kadının seçimlik hakkını kullanarak “kendi yerleşim yerinde” dava açması bu sebeple kanuna uygundur. (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Ankara 2007 , Kısaltma: GENÇCAN-TMK-2., m. 168 açıklaması)
Ülkemizde koca evinden uzaklaştırılan her kadının “sürekli kalma niyetiyle” gidebileceği doğal tek adres: Baba evidir. Bu “sosyal gerçeğin” aksini kim ileri sürebilir ki? Kaldı ki kadın aksini düşünen varsa bile onlara dava tarihine kadar baba evinde kalarak “sürekli kalma niyetini” de kanıtlamıştır.
Davacı kadın dava konusu olayda olduğu gibi baba evinin bulunduğu yerde de boşanma davası açamayacaksa TMK. m. 168 değişikliğinin ne önemi kalacaktır? Bu değişiklik niye yapılmıştır? TMK. m. 168 değişikliği bu davada bile uygulanmayacaksa başka hangi davada uygulanacaktır/ uygulanabilecektir?
Üzülerek açıklamak zorundayım ki aksi uygulama/düşünce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile “kadına” getirilen hakkı/olanağı/kolaylığı bir şekilde ortadan kaldırır ki Ülkemde zaten okumasında, çalışmasında, evlenmesinde, kendini ifade etmesinde ve hatta sokakta tek başına yürüyebilmesine kadar her konuda/alanda önüne engeller/güçlükler çıkarılan/çıkarılmış olan Türk Kadını bir zorlukla da maalesef “boşanma davası açarken” karşılaşmış olacaktır ki/olur ki böyle bir uygulamaya katılmam olanaksızdır. Bilindiği üzere/bilinmektedir ki düşüncem “benzer” davalarda açıkladığım farklı istikamette olmuştur/olmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun yorumunun kadını “engelleyici” değil “rahatlatıcı” olarak yapılmasında pozitif ayrımcılığın bile tartışılır olduğu bir dönemde/süreçte “düşünceme göre” zorunluluk vardır.
Aslında Dairem açıkladığım düşüncemi destekler şekilde bir kadının aralarında meydana gelen olaylardan sonra sürekli kalma niyetiyle “ailesinin yanına dönerek” o yer Aile Mahkemesinde boşanma davası açabileceği düşüncesini de sergilememiş değildir;
“..Davacı kadın taraflar arasında meydana gelen olaylardan sonra Erzurum’a ‘ailesinin yanına’ dönerek Erzurum Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. (TMK.m.19/1) Davacı kadın sürekli kalma niyetiyle Erzurum’a ‘ailesi yanına’ döndüğü ve kendi yerleşim yerinde boşanma davası açtığı gözetilmeden işin esasinin incelenmesi gerekirken, yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Y2HD, 20.04.2006, 21518-5959)
B) KADININ İŞYERİNİN BULUNDUĞU YERDE BOŞANMA DAVASI AÇMASI AÇISINDAN DAVA DOSYASININ İRDELENMESİ
Bir yerde oturma koşulu belirli bir süre ölçüsüne de bağlı değildir. Burada önemli olan süre değil, sürekli kalma niyetiyle oturmadır. (ZEVKLİLER/ACABEY/GÖKYAYLA, s. 376) Oturmanın ebedilik anlamına gelemeyeceğinden belirsiz süreli olması bile yeterlidir.(Mustafa DURAL, s. 191.) Yeter ki niyet objektif ve dıştan anlaşılabilir olsun. (HELVACI, s. 67)
Davacının Muğla’ya yönelik sürekli kalma niyeti objektif ve dıştan anlaşılabilir bir şekilde bellidir;
-Davacı doktordur,
-Evlenmeden önce de ...’da oturmaktadır,
-Davacı eşi ile olan sorunlarını çözemeyince memuriyet görevinden dahi istifa etmiştir,
-Evlenmeden önce de oturduğu ve baba evinin bulunduğu Muğla’ya gelerek Muğla’da özel bir hastaneyle “süresiz hizmet sözleşmesi” ile anlaşmıştır.
Sonuç olarak; inceleme konusu olan davada davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu yer (TMK. m. 19 f. I) (=yerleşim yeri) olan ve bu sebeple davacı kadının yerleşim yeri (TMK. m. 168) olan yerde/doğru yerde boşanma davası açılmıştır. İşin esasının incelenmesi gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı düşüncesine” katılmıyorum.
2. Hukuk Dairesi, 2006/12659 E., 2007/5 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.
2. Hukuk Dairesi 2006/12659 E. , 2007/5 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.22.01.2007 (Pzt.)
Davacı “kadın” tarafından boşanma davası açıldığı; davalı “kocanın” süresi içinde (HUMK m. 195) yetki itirazında (HUMK m. 187 b. 2) bulunduğu konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.
Çekişme nedir?;
Boşanma davası, davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde (TMK. m. 19 f. I) açıldığı halde bu yer mahkemesinin kadının “yerleşim yeri” mahkemesi (TMK. m. 168) olması “gerçeğine” rağmen değerli çoğunluğun farklı yönde oluşan düşüncesine katılmıyorum.
Başka bir anlatımla düşünceme göre : Aralarında meydana gelen olaylardan sonra kocası ile oturamaz duruma gelen ve ekonomik/sosyal yetersizlik sebebiyle bu dünyada gidecek başka yeri de bulunmadığı için dava konusu dosyada olduğu gibi baba evine dönen/dönmek zorunda kalan “her kadın” boşanma davasını “ertesi günü” bile “sürekli kalma niyetiyle” geldiği/oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde açabilir/açabilmelidir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 186 hükmüne göre “oturacakları konutu” eşler “birlikte” seçerler. Buna karşılık koşulları oluştuğunda kadının “sürekli kalma niyetiyle” oturacağı yeri (TMK. m. 19) koca belirleyemez. Aksi düşünce (= Kadın, sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri tek başına belirleyemez düşüncesi ) “Kocanın yerleşim yeri kadının da yerleşim yeri sayılır” kabulünü zorunlu kılar ki hiç de böyle olmadığı TMK. m. 168 metninde yer alan “eşlerden birinin yerleşim yeri” anlatımıyla açık seçik bellidir.
“Eşlerden birinin yerleşim yeri” ifadesi ile kadının ve kocanın yerleşim yerlerinin “bir ve tek” olmadığı gerçeği hiçbir farklı düşünmeye/yoruma sebebiyet vermeyecek kadar açık ve seçik olarak düzenlenmiştir.
Bu sebeple “Kadın, kocasından ayrı otursa bile ‘makul süre’ geçene kadar yerleşim yeri kocasının yerleşim yeridir” şeklindeki bir düşünce yerinde değildir/kabul edilemez.
“Koca” sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri “tek başına” belirlerken/belirleyebiliyorken “kadın” neden sanki bu konuda geçmesi gereken asgari bir süre varmış da geçmemiş gibi bu belirlemeyi tek başına yapamamaktadır/yapamaz duruma düşürülmektedir?
Bilindiği üzere tarafların “nüfusa kayıtlı oldukları” yer Kanunda yapılan değişikliklerden sonra boşanma hukukunda “kadın” açısından bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 23, Resmi Gazete: 29 Nisan 2006, - Sayı : 26153) nedeniyle kaydedilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 3 hükmünde yer alan yerleşim yeri adresi=sürekli kalma niyetiyle oturulan yer adresinin bildirilmesinde “kişinin” (=kadının) (=kocanın) yazılı beyanı esas alınır. (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 50) Başka bir anlatımla kadın baba evinin bulunduğu yeri “yerleşim yeri” olarak bildirebilir. Bu bildirim için kocasının ya da mahkemenin onayına ihtiyacı da yoktur.
Kaldı ki nüfusa kayıtlı olunan yer “koca” açısından da artık anlamsızdır. Çünkü kocanın bile başka bir yere nüfus kaydını nakil etmesi (=yerleşim yerini değiştirmesi!) artık olanaksızdır. O halde koca da sürekli kalma niyetinden (=TMK m.19) değil yasal zorunluluk nedeniyle o hanede kayıtlıdır/o ilçede kayıtlı kala kalmıştır.
Kanun Koyucu TMK. m. 168 değişikliği ile “Davacı gibi kadınlara” kolaylık sağlamayı hedeflemiştir. (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 422) Başka bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu boşanma veya ayrılık davasının açılmasını “kolaylaştırabilmek” düşüncesiyle davanın eşlerden birinin yerleşim yerinde açılabileceğini kabul ettiğine kadının da “eş olduğu” gözetildiğinde boşanma veya ayrılık davasının “kadının da yerleşim yerinde” açılacağı konusunda bir duraksama olamaz. (Ömer Uğur GENÇCAN, “Türk Medenî Kanununda Kadının Özgürleşimi”, Güncel Hukuk Dergisi, Ocak-2006, Sayı:25, s. 29, Kısaltma: GENÇCAN- Özgürleşim)
Türk Medeni Kanununun 168. madde gereğince, boşanma davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en son altı ay birlikte oturdukları yer aile mahkemesi olduğundan davacı kadının seçimlik hakkını kullanarak “kendi yerleşim yerinde” dava açması bu sebeple kanuna uygundur. (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Ankara 2004 , Kısaltma: GENÇCAN-TMK., s. 905)
Davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği açık seçiktir. “Yeterli geliri” bulunmayan bir kadının babasının evine “sürekli kalma niyetiyle” gitmesinden daha doğal ne olabilir? Bu statüde bulunan davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği üstelik “ilk günden” tartışılamayacak kadar bellidir. Kadının sürekli kalma niyetiyle gidebileceği başka bir yer yoktur ki!
Kadının “bu niyetle” gittiği yerde kaldığı süre “1 gün bile olsa” bile niyeti “ilk günden” açık seçik belli olduğu için o yerde boşanma davasını açabilir/açabilmelidir. Yeter ki yeterli geliri bulunmayan bu kadının gidecek ve gitmesi daha doğal olan bir yeri bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmış olmasın.
Ülkemizde koca evinden uzaklaştırılan her kadının “sürekli kalma niyetiyle” gidebileceği doğal tek adres: Baba evidir. Bu “sosyal gerçeğin” aksini kim ileri sürebilir ki? Kaldı ki kadın aksini düşünen varsa bile onlara dava tarihine kadar baba evinde kalarak “sürekli kalma niyetini” de kanıtlamıştır.
Davacı kadın dava konusu olayda olduğu gibi baba evinin bulunduğu yerde de boşanma davası açamayacaksa TMK. m. 168 değişikliğinin ne önemi kalacaktır? Bu değişiklik niye yapılmıştır? TMK. m. 168 değişikliği bu davada bile uygulanmayacaksa başka hangi davada uygulanacaktır/ uygulanabilecektir?
Üzülerek açıklamak zorundayım ki aksi uygulama/düşünce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile “kadına” getirilen hakkı/olanağı/kolaylığı bir şekilde ortadan kaldırır ki Ülkemde zaten okumasında, çalışmasında, evlenmesinde, kendini ifade etmesinde ve hatta sokakta tek başına yürüyebilmesine kadar her konuda/alanda önüne engeller/güçlükler çıkarılan/çıkarılmış olan Türk Kadını bir zorlukla da maalesef “boşanma davası açarken” karşılaşmış olacaktır ki/olur ki böyle bir uygulamaya katılmam olanaksızdır. Bilindiği üzere/bilinmektedir ki düşüncem “benzer” davalarda açıkladığım farklı istikamette olmuştur/olmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun yorumunun kadını “engelleyici” değil “rahatlatıcı” olarak yapılmasında pozitif ayrımcılığın bile tartışılır olduğu bir dönemde/süreçte “düşünceme göre” zorunluluk vardır.
Aslında Dairem açıkladığım düşüncemi destekler şekilde bir kadının aralarında meydana gelen olaylardan sonra sürekli kalma niyetiyle “ailesinin yanına dönerek” o yer Aile Mahkemesinde boşanma davası açabileceği düşüncesini de sergilememiş değildir;
“..Davacı kadın taraflar arasında meydana gelen olaylardan sonra Erzurum’a ‘ailesinin yanına’ dönerek Erzurum Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. (TMK.m.19/1) Davacı kadın sürekli kalma niyetiyle Erzurum’a ‘ailesi yanına’ döndüğü ve kendi yerleşim yerinde boşanma davası açtığı gözetilmeden işin esasinin incelenmesi gerekirken, yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Y2HD, 20.04.2006, 21518-5959)
Sonuç olarak; inceleme konusu olan davada davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu yer (TMK. m. 19 f. I) (=yerleşim yeri) olan ve bu sebeple davacı kadının yerleşim yeri (TMK. m. 168) olan yerde/doğru yerde boşanma davası açılmıştır.
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı düşüncesine” katılmıyorum.
2. Hukuk Dairesi, 2006/20683 E., 2006/18147 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSoma A.H.(Aile) Mahkemesi
tam metni aç
Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.
2. Hukuk Dairesi 2006/20683 E. , 2006/18147 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Soma A.H.(Aile) Mahkemesi
#Yukarıda tarihi, numarası, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; Dairenin \* 21.9.2006 gün ve 11635-12185 sayılı ilamiyle \* onanmasına karar verilmişti. Sözü geçen Dairemiz kararının düzeltilmesi istenilmekle, evrak okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.
#Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE ve aynı Kanunun değişik 442. maddesi ile 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 52. maddesi hükmünce takdiren (140) YTL. para cezasının, harçlar kanunu uyarınca (25.10) YTL. ilam harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna oyçokluğuyla karar verildi. 21.12.2006 (Prş.)
Davacı “kadın” tarafından boşanma davası açıldığı; davalı “kocanın” süresi içinde (HUMK m. 195) yetki itirazında (HUMK m. 187 b. 2) bulunduğu konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.
Çekişme nedir?;
Boşanma davası, davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde (TMK. m. 19 f. I) açıldığı halde bu yer mahkemesinin kadının “yerleşim yeri” mahkemesi (TMK. m. 168) olması “gerçeğine” rağmen değerli çoğunluğun farklı yönde oluşan düşüncesine katılmıyorum.
Başka bir anlatımla düşünceme göre : Aralarında meydana gelen olaylardan sonra kocası ile oturamaz duruma gelen ve ekonomik/sosyal yetersizlik sebebiyle bu dünyada gidecek başka yeri de bulunmadığı için dava konusu dosyada olduğu gibi baba evine dönen/dönmek zorunda kalan “her kadın” boşanma davasını “ertesi günü” bile “sürekli kalma niyetiyle” geldiği/oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde açabilir/açabilmelidir.
../...
2006/20683-18147 -2-
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 186 hükmüne göre “oturacakları konutu” eşler “birlikte” seçerler. Buna karşılık koşulları oluştuğunda kadının “sürekli kalma niyetiyle” oturacağı yeri (TMK. m. 19) koca belirleyemez. Aksi düşünce (= Kadın, sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri tek başına belirleyemez düşüncesi ) “Kocanın yerleşim yeri kadının da yerleşim yeri sayılır” kabulünü zorunlu kılar ki hiç de böyle olmadığı TMK. m. 168 metninde yer alan “eşlerden birinin yerleşim yeri” anlatımıyla açık seçik bellidir.
“Eşlerden birinin yerleşim yeri” ifadesi ile kadının ve kocanın yerleşim yerlerinin “bir ve tek” olmadığı gerçeği hiçbir farklı düşünmeye/yoruma sebebiyet vermeyecek kadar açık ve seçik olarak düzenlenmiştir.
Bu sebeple “Kadın, kocasından ayrı otursa bile ‘makul süre’ geçene kadar yerleşim yeri kocasının yerleşim yeridir” şeklindeki bir düşünce yerinde değildir/kabul edilemez.
“Koca” sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri “tek başına” belirlerken/belirleyebiliyorken “kadın” neden sanki bu konuda geçmesi gereken asgari bir süre varmış da geçmemiş gibi bu belirlemeyi tek başına yapamamaktadır/yapamaz duruma düşürülmektedir?
Bilindiği üzere tarafların “nüfusa kayıtlı oldukları” yer Kanunda yapılan değişikliklerden sonra boşanma hukukunda “kadın” açısından bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 23, Resmi Gazete: 29 Nisan 2006, - Sayı : 26153) nedeniyle kaydedilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 3 hükmünde yer alan yerleşim yeri adresi=sürekli kalma niyetiyle oturulan yer adresinin bildirilmesinde “kişinin” (=kadının) (=kocanın) yazılı beyanı esas alınır. (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 50) Başka bir anlatımla kadın baba evinin bulunduğu yeri “yerleşim yeri” olarak bildirebilir. Bu bildirim için kocasının ya da mahkemenin onayına ihtiyacı da yoktur.
Kaldı ki nüfusa kayıtlı olunan yer “koca” açısından da artık anlamsızdır. Çünkü kocanın bile başka bir yere nüfus kaydını nakil etmesi (=yerleşim yerini değiştirmesi!) artık olanaksızdır. O halde koca da sürekli kalma niyetinden (=TMK m.19) değil yasal zorunluluk nedeniyle o hanede kayıtlıdır/o ilçede kayıtlı kala kalmıştır.
Kanun Koyucu TMK. m. 168 değişikliği ile “Davacı gibi kadınlara” kolaylık sağlamayı hedeflemiştir. (N, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: -Boşanma-2, s. 422) Başka bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu boşanma veya ayrılık davasının açılmasını “kolaylaştırabilmek” düşüncesiyle davanın eşlerden birinin yerleşim yerinde açılabileceğini kabul ettiğine kadının da “eş olduğu” gözetildiğinde boşanma veya ayrılık davasının “kadının da yerleşim yerinde” açılacağı konusunda bir duraksama olamaz. , “Türk Medenî Kanununda Kadının Özgürleşimi”, Güncel Hukuk Dergisi, Ocak-2006, Sayı:25, s. 29, Kısaltma:- Özgürleşim)
Türk Medeni Kanununun 168. madde gereğince, boşanma davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en son altı ay birlikte oturdukları yer aile mahkemesi olduğundan davacı kadının seçimlik hakkını kullanarak “kendi yerleşim yerinde” dava açması bu sebeple kanuna uygundur. (, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Ankara 2004 , Ksaltma: -TMK., s. 905)
Davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği açık seçiktir. “Yeterli geliri” bulunmayan bir kadının babasının evine “sürekli kalma niyetiyle” gitmesinden daha doğal ne olabilir? Bu statüde bulunan davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği üstelik “ilk günden” tartışılamayacak kadar bellidir. Kadının sürekli kalma niyetiyle gidebileceği başka bir yer yoktur ki!
Kadının “bu niyetle” gittiği yerde kaldığı süre “1 gün bile olsa” bile niyeti “ilk günden” açık seçik belli olduğu için o yerde boşanma davasını açabilir/açabilmelidir. Yeter ki yeterli geliri bulunmayan bu kadının gidecek ve gitmesi daha doğal olan bir yeri bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmış olmasın.
Ülkemizde koca evinden uzaklaştırılan her kadının “sürekli kalma niyetiyle” gidebileceği doğal tek adres: Baba evidir. Bu “sosyal gerçeğin” aksini kim ileri sürebilir ki? Kaldı ki kadın aksini düşünen varsa bile onlara dava tarihine kadar baba evinde kalarak “sürekli kalma niyetini” de kanıtlamıştır.
Davacı kadın dava konusu olayda olduğu gibi baba evinin bulunduğu yerde de boşanma davası açamayacaksa TMK. m. 168 değişikliğinin ne önemi kalacaktır? Bu değişiklik niye yapılmıştır? TMK. m. 168 değişikliği bu davada bile uygulanmayacaksa başka hangi davada uygulanacaktır/ uygulanabilecektir?
Üzülerek açıklamak zorundayım ki aksi uygulama/düşünce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile “kadına” getirilen hakkı/olanağı/kolaylığı bir şekilde ortadan kaldırır ki Ülkemde zaten okumasında, çalışmasında, evlenmesinde, kendini ifade etmesinde ve hatta sokakta tek başına yürüyebilmesine kadar her konuda/alanda önüne engeller/güçlükler çıkarılan/çıkarılmış olan Türk Kadını bir zorlukla da maalesef “boşanma davası açarken” karşılaşmış olacaktır ki/olur ki böyle bir uygulamaya katılmam olanaksızdır. Bilindiği üzere/bilinmektedir ki düşüncem “benzer” davalarda açıkladığım farklı istikamette olmuştur/olmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun yorumunun kadını “engelleyici” değil “rahatlatıcı” olarak yapılmasında pozitif ayrımcılığın bile tartışılır olduğu bir dönemde/süreçte “düşünceme göre” zorunluluk vardır.
Aslında Dairem açıkladığım düşüncemi destekler şekilde bir kadının aralarında meydana gelen olaylardan sonra sürekli kalma niyetiyle “ailesinin yanına dönerek” o yer Aile Mahkemesinde boşanma davası açabileceği düşüncesini de sergilememiş değildir;
“..Davacı kadın taraflar arasında meydana gelen olaylardan sonra Erzurum’a ‘ailesinin yanına’ dönerek Erzurum Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. (TMK.m.19/1) Davacı kadın sürekli kalma niyetiyle Erzurum’a ‘ailesi yanına’ döndüğü ve kendi yerleşim yerinde boşanma davası açtığı gözetilmeden işin esasinin incelenmesi gerekirken, yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Y2HD, 20.04.2006, 21518-5959)
Sonuç olarak; inceleme konusu olan davada davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu yer (TMK. m. 19 f. I) (=yerleşim yeri) olan ve bu sebeple davacı kadının yerleşim yeri (TMK. m. 168) olan yerde/doğru yerde boşanma davası açılmıştır.
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı düşüncesine” katılmıyorum.
2. Hukuk Dairesi, 2006/7450 E., 2006/14539 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.
2. Hukuk Dairesi 2006/7450 E. , 2006/14539 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.30.10.2006
KARŞI OY YAZISI
Davacı “kadın” tarafından boşanma davası açıldığı; davalı “kocanın” süresi içinde (HUMK m. 195) yetki itirazında (HUMK m. 187 b. 2) bulunduğu konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.
Çekişme nedir?;
Boşanma davası, davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde (TMK. m. 19 f. I) açıldığı halde bu yer mahkemesinin kadının “yerleşim yeri” mahkemesi (TMK. m. 168) olması “gerçeğine” rağmen değerli çoğunluğun farklı yönde oluşan düşüncesine katılmıyorum.
Başka bir anlatımla düşünceme göre : Aralarında meydana gelen olaylardan sonra kocası ile oturamaz duruma gelen ve ekonomik/sosyal yetersizlik sebebiyle bu dünyada gidecek başka yeri de bulunmadığı için dava konusu dosyada olduğu gibi baba evine dönen/dönmek zorunda kalan “her kadın” boşanma davasını “ertesi günü” bile “sürekli kalma niyetiyle” geldiği/oturduğu/kaldığı “baba evinin” bulunduğu yerde açabilir/açabilmelidir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 186 hükmüne göre “oturacakları konutu” eşler “birlikte” seçerler. Buna karşılık koşulları oluştuğunda kadının “sürekli kalma niyetiyle” oturacağı yeri (TMK. m. 19) koca belirleyemez. Aksi düşünce (= Kadın, sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri tek başına belirleyemez düşüncesi ) “Kocanın yerleşim yeri kadının da yerleşim yeri sayılır” kabulünü zorunlu kılar ki hiç de böyle olmadığı TMK. m. 168 metninde yer alan “eşlerden birinin yerleşim yeri” anlatımıyla açık seçik bellidir.
“Eşlerden birinin yerleşim yeri” ifadesi ile kadının ve kocanın yerleşim yerlerinin “bir ve tek” olmadığı gerçeği hiçbir farklı düşünmeye/yoruma sebebiyet vermeyecek kadar açık ve seçik olarak düzenlenmiştir.
Bu sebeple “Kadın, kocasından ayrı otursa bile ‘makul süre’ geçene kadar yerleşim yeri kocasının yerleşim yeridir” şeklindeki bir düşünce yerinde değildir/kabul edilemez.
“Koca” sürekli kalma niyetiyle oturacağı yeri “tek başına” belirlerken/belirleyebiliyorken “kadın” neden sanki bu konuda geçmesi gereken asgari bir süre varmış da geçmemiş gibi bu belirlemeyi tek başına yapamamaktadır/yapamaz duruma düşürülmektedir?
Bilindiği üzere tarafların “nüfusa kayıtlı oldukları” yer Kanunda yapılan değişikliklerden sonra boşanma hukukunda “kadın” açısından bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü kadın, kocası hanesine sürekli kalma niyeti (=TMK m.19) olduğundan değil yasal zorunluluk (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 23, Resmi Gazete: 29 Nisan 2006, - Sayı : 26153) nedeniyle kaydedilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 3 hükmünde yer alan yerleşim yeri adresi=sürekli kalma niyetiyle oturulan yer adresinin bildirilmesinde “kişinin” (=kadının) (=kocanın) yazılı beyanı esas alınır. (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 50) Başka bir anlatımla kadın baba evinin bulunduğu yeri “yerleşim yeri” olarak bildirebilir. Bu bildirim için kocasının ya da mahkemenin onayına ihtiyacı da yoktur.
Kaldı ki nüfusa kayıtlı olunan yer “koca” açısından da artık anlamsızdır. Çünkü kocanın bile başka bir yere nüfus kaydını nakil etmesi (=yerleşim yerini değiştirmesi!) artık olanaksızdır. O halde koca da sürekli kalma niyetinden (=TMK m.19) değil yasal zorunluluk nedeniyle o hanede kayıtlıdır/o ilçede kayıtlı kala kalmıştır.
Kanun Koyucu TMK. m. 168 değişikliği ile “Davacı gibi kadınlara” kolaylık sağlamayı hedeflemiştir. (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi,... 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 422) Başka bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu boşanma veya ayrılık davasının açılmasını “kolaylaştırabilmek” düşüncesiyle davanın eşlerden birinin yerleşim yerinde açılabileceğini kabul ettiğine kadının da “eş olduğu” gözetildiğinde boşanma veya ayrılık davasının “kadının da yerleşim yerinde” açılacağı konusunda bir duraksama olamaz. (Ömer Uğur GENÇCAN, “Türk Medenî Kanununda Kadının Özgürleşimi”, Güncel Hukuk Dergisi, Ocak-2006, Sayı:25, s. 29, Kısaltma: GENÇCAN- Özgürleşim)
Türk Medeni Kanununun 168. madde gereğince, boşanma davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce en son altı ay birlikte oturdukları yer aile mahkemesi olduğundan davacı kadının seçimlik hakkını kullanarak “kendi yerleşim yerinde” dava açması bu sebeple kanuna uygundur. (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Ankara 2004 , Kısaltma: GENÇCAN-TMK., s. 905)
Davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği açık seçiktir. “Yeterli geliri” bulunmayan bir kadının babasının evine “sürekli kalma niyetiyle” gitmesinden daha doğal ne olabilir? Bu statüde bulunan davacı kadının baba evine “sürekli kalma” niyetiyle (TMK. m. 19 f. I) gittiği üstelik “ilk günden” tartışılamayacak kadar bellidir. Kadının sürekli kalma niyetiyle gidebileceği başka bir yer yoktur ki!
Kadının “bu niyetle” gittiği yerde kaldığı süre “1 gün bile olsa” bile niyeti “ilk günden” açık seçik belli olduğu için o yerde boşanma davasını açabilir/açabilmelidir. Yeter ki yeterli geliri bulunmayan bu kadının gidecek ve gitmesi daha doğal olan bir yeri bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmış olmasın.
Ülkemizde koca evinden uzaklaştırılan her kadının “sürekli kalma niyetiyle” gidebileceği doğal tek adres: Baba evidir. Bu “sosyal gerçeğin” aksini kim ileri sürebilir ki? Kaldı ki kadın aksini düşünen varsa bile onlara dava tarihine kadar baba evinde kalarak “sürekli kalma niyetini” de kanıtlamıştır.
Davacı kadın dava konusu olayda olduğu gibi baba evinin bulunduğu yerde de boşanma davası açamayacaksa TMK. m. 168 değişikliğinin ne önemi kalacaktır? Bu değişiklik niye yapılmıştır? TMK. m. 168 değişikliği bu davada bile uygulanmayacaksa başka hangi davada uygulanacaktır/ uygulanabilecektir?
Üzülerek açıklamak zorundayım ki aksi uygulama/düşünce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile “kadına” getirilen hakkı/olanağı/kolaylığı bir şekilde ortadan kaldırır ki Ülkemde zaten okumasında, çalışmasında, evlenmesinde, kendini ifade etmesinde ve hatta sokakta tek başına yürüyebilmesine kadar her konuda/alanda önüne engeller/güçlükler çıkarılan/çıkarılmış olan Türk Kadını bir zorlukla da maalesef “boşanma davası açarken” karşılaşmış olacaktır ki/olur ki böyle bir uygulamaya katılmam olanaksızdır. Bilindiği üzere/bilinmektedir ki düşüncem “benzer” davalarda açıkladığım farklı istikamette olmuştur/olmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun yorumunun kadını “engelleyici” değil “rahatlatıcı” olarak yapılmasında pozitif ayrımcılığın bile tartışılır olduğu bir dönemde/süreçte “düşünceme göre” zorunluluk vardır.
Aslında Dairem açıkladığım düşüncemi destekler şekilde bir kadının aralarında meydana gelen olaylardan sonra sürekli kalma niyetiyle “ailesinin yanına dönerek” o yer Aile Mahkemesinde boşanma davası açabileceği düşüncesini de sergilememiş değildir
“..Davacı kadın taraflar arasında meydana gelen olaylardan sonra ...’a ‘ailesinin yanına’ dönerek... Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. (TMK.m.19/1) Davacı kadın sürekli kalma niyetiyle...’a ‘ailesi yanına’ döndüğü ve kendi yerleşim yerinde boşanma davası açtığı gözetilmeden işin esasinin incelenmesi gerekirken, yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Y2HD, 20.04.2006, 21518-5959)
Sonuç olarak; inceleme konusu olan davada davacı “kadın” tarafından “sürekli kalma niyetiyle” oturduğu yer (TMK. m. 19 f. I) (=yerleşim yeri) olan ve bu sebeple davacı kadının yerleşim yeri (TMK. m. 168) olan yerde/doğru yerde boşanma davası açılmıştır.
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı düşüncesine” katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bay (S), yılın altı ayını Ankara’da, diğer altı ayını ise ticari faaliyetleri nedeniyle İstanbul’da geçirmektedir. Her iki şehirde de kendisine ait konutları bulunan Bay (S)'nin hukuki tebligat ve işlemler için esas alınacak yeri belirlenirken aşağıdakilerden hangisi dikkate alınmalıdır?
A) Bay (S) dilediği şehri seçebilir ve aynı anda iki yer esas alınabilir.
B) Ticari kuruluşlar dışındaki gerçek kişilerin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
C) Bay (S)'nin en çok vakit geçirdiği şehir doğrudan yerleşim yeri sayılır.
D) Yerleşim yeri sadece nüfusa kayıtlı olunan yerdir.
E) Bir kimsenin yerleşim yerini değiştirmesi için eski yerleşim yerini terk etmesi yeterlidir, yenisini edinmesi gerekmez.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.