4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 20

Türk Medeni Kanunu 20. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 20- Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır. Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı hâlde Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır. 3. Yasal yerleşim yeri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

25 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/40368 E., 2025/3547 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hakimliği
maddesi olduğu, dosyada uygulama yeri ve imkanı bulunmayan TMK'nın 20/A maddesinde öngörülen süre şartına atıf yapılarak el koyma kararının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek söz konusu karara itiraz edilmiştir.
3. Ceza Dairesi         2022/40368 E.  ,  2025/3547 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2021/1211 Değişik İş SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olmak İNCELEME KONUSU KARAR : El koyma kararının kaldırılması kararına karşı yapılan itirazın redd TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğince daha önceden el konulmasına karar verilen mal varlığı değerleri üzerindeki tedbirin kaldırılmasına karar verildiği, söz konusu karara karşı Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilmesi üzerine merci İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından itiraz reddine "kesin" olarak karar verildiği anlaşılmıştır. İzmir Cumhuriyet Başsacılığının talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 11.10.2022 tarihli ve 94660652-105-35-4794-2022-KYB sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.11.2022 tarihli ve 2022/132675 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A. KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.09.2023 tarihli ve 2023/94975 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Her ne kadar İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 02.03.2021 tarihli kararı ile, 3713 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde yer alan "...kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihten itibaren iki yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh kendiliğinden terkin edilir" şeklindeki düzenleme gereğince, şüphelinin malvarlığına elkoyma kararının 2016 yılında verilmesi ve hukuk mahkemelerinden verilmiş ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı bulunmaması sebebiyle talebin kabulüne ve tedbirin kaldırılmasına karar verilmiş ise de; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, ''Eşya veya kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara elkonulması'' kenar başlıklı 123 üncü maddesinde yer alan; ''(1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır. (2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilir.'' şeklindeki, Anılan Kanun'un 128/1. maddesinde yer alan "Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait; a) Taşınmazlara, b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba, d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, e) Kıymetli evraka, f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, g) Kiralık kasa mevcutlarına, h) Diğer malvarlığı değerlerine, Elkonulabilir..." şeklindeki, Aynı Kanun'un ''Elkonulan eşyanın iadesi'' kenar başlıklı 131/2. maddesinde ''128 inci madde hükümlerine göre elkonulan eşya veya diğer malvarlığı değerleri, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edilir.'' şeklindeki ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 20/A maddesinde yer alan "Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ve bu kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait taşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikini veya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ya da tasarruf yetkisini kısıtlamak için şerh düşülmesine ve bu kişilerin yardımlaşma kurum ve sandıklarından olan alacaklarına tedbir konulmasına karar verilebilir. Taşınmazlarla ilgili karar tapu kütüğüne; kara, deniz ve hava ulaşım araçlarıyla ilgili karar ise bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihten itibaren iki yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh kendiliğinden terkin edilir. " şeklindeki düzenlemeler karşısında, Dosya kapsamına göre, İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28.12.2016 tarihli ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesi uyarınca şüphelinin mal varlığına elkonulduğu, hükümden önce koruma tedbiri olarak anılan Kanun'un 128. maddesi uyarınca soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde maddede sayılan malvarlığı değerlerine elkonulabileceği nazara alındığında, olayda uygulama imkanı olmayan, işlenen suç nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla düzenlenmiş olan 3713 sayılı Kanun'un 20/A maddesi gereğince talebin kabulüne karar verilemeyeceği gözetilmeksizin, bu yönden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B. HUKUKİ SÜREÇ 1.Şüpheli ...'un 13.01.1967 doğumlu olduğu, kendi beyanına göre bir süre hakim olarak görev yaptığı, 2002 yılından itibaren ise serbest avukat olarak çalıştığı anlaşılmıştır. 2.Şüphelinin silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/62891 sayılı dosyası üzerinden soruşturma işlemlerine başlanıldığı, İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 21.07.2016 tarih ve 2016/2450 Değişik İş sayılı kararı ile yakalama emri düzenlendiği; İzmir 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.06.2021 tarih ve 2021/3288 Değişik İş sayılı kararı ile yoklukta tutuklama kararı verildiği ancak kararların henüz infaz edilemediği anlaşılmıştır. 3.Devam eden soruşturma sırasında şüphelinin Bank Asya hesabı üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, örgüt liderinin talimat tarihlerine uygunluk gösterecek şekilde hesap artışlarının bulunduğunun değerlendirilmesi nedeniyle İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 28.12.2016 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararı ile CMK'nın 128. maddesi uyarınca şüphelinin malvarlığına el konulmasına karar verilmiştir. 4.Şüpheli müdafii tarafından sunulan tarihsiz dilekçe ile şüpheli hakkında verilen tüm tedbir kararlarının kaldırılmasının talep edilmesi üzerine İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 02.03.2021 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararı ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 20/A maddesi gerekçe gösterilerek ve el koyma tedbirinin devamı yönünden hukuk mahkemelerinden verilmiş tedbirin devamı kararı bulunmadığına özellikle dikkat çekilerek İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 28.12.2016 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararı CMK'nın 128. maddesi uyarınca konulmuş olan tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir. 5.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 02.03.2021 tarih ve 2016/62891 sayılı yazısı ile şüphelinin mal varlığına el koyma tedbirinin dayanağının CMK'nın 128. maddesi olduğu, dosyada uygulama yeri ve imkanı bulunmayan TMK'nın 20/A maddesinde öngörülen süre şartına atıf yapılarak el koyma kararının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek söz konusu karara itiraz edilmiştir. 6.İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.03.2021 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararı ile soruşturma dosyasının gelmiş olduğu aşama itibariyle şüphelinin banka hesabındaki paranın ve diğer malvarlığı değerlerinin CMK'nın 128. maddesi kapsamında terör örgütü üyeliği suçundan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunmadığı ve önceki verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek kararda değişiklik yapılmasına yer olmadığına ve itirazın incelenmek üzere merci İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmesine karar verilmiştir. 7. Merci İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 08.03.2021 tarih ve 2021/1211 Değişik İş sayılı kararı ile İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 02.03.2021 tarih ve 2016/4554 Değişik İş saylı kararında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı belirtilerek İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kesin olarak reddine karar verilmiştir. 8.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 11.10.2022 tarihli ve 94660652-105-35-4794-2022-KYB sayılı yazısı ile İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 08.03.2021 tarih ve 2021/1211 Değişik İş sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiştir. C. İLGİLİ HUKUK Konu ile ilgili yasal düzenlemeler 5271 sayılı CMK'nın 127. ve 128. maddeleri ile 3713 sayılı TMK'nın 20/A maddesidir. D. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE Uyuşmazlığın kapsamı, CMK'nın 128. maddesi gereğince verilmiş olan bir mal varlığına el koyma kararının TMK'nın 20/A maddesi gereğince kaldırılıp kaldırılamayacağı ile TMK'nın 20/A maddesinin somut olayda uygulama yerinin bulunup bulunmadığına ilişkindir. Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Bu açıklamalar ışığından somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 02.03.2021 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararı ile şüphelinin mal varlığı üzerine konulmuş olan tedbirin kaldırılması sırasında somut olayda uygulanma imkanı bulunmayan TMK'nın 20/A maddesi gerekçe gösterilerek ve anılan maddede yer alan iki yıllık süre şartına atıfta bulunularak hatalı bir değerlendirme yapılmış ise de; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından anılan Hakimlik kararına yapılan itirazda, maddi hukuka ilişkin olarak yapılan işlemin esası itibariyle hatalı olduğuna -yani şüphelinin malvarlığı üzerindeki tedbirin devamının gerektiğine dair- bir itirazın bulunmadığı, sadece Hakimlik kararında gösterilen gerekçenin yerinde olmadığının ileri sürüldüğü, bununla birlikte itiraz üzerine verilen İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.03.2021 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararında, soruşturma dosyasının gelmiş olduğu aşama itibariyle CMK'nın 128. maddesi kapsamında şüphelinin banka hesabındaki paranın ve diğer malvarlığı değerlerinin terör örgütü üyeliği suçundan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunmadığının kabul edildiği, kanun yararına bozma başvurusunda da benzer şekilde maddi hukuka ilişkin bir itiraz sebebinin gösterilmediği, yalnızca hatalı gerekçe ve olayda uygulanma yeri bulunmayan kanun maddesine dayanılarak şüphelinin mal varlığı üzerine konulmuş olan tedbirin kaldırılmasına karar verildiğinin itiraz konusu edildiği anlaşılmakla; kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşmasının aranması gerektiği, İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 02.03.2021 tarih ve 2016/4554 Değişik İş sayılı kararında hatalı gerekçeye dayanılarak şüphelinin malvarlığı üzerindeki tedbirin kaldırılması ve buna ilişkin itirazın reddine dair merci İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 08.03.2021 tarih ve 2021/1211 Değişik İş sayılı kararında belirlenen hatalı değerlendirmenin olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma kanun yoluna konu edilecek ciddi boyutta hukuka aykırılık hali olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığından isteminin reddine karar verilmiştir. II.KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği Tebliğname'deki düşünce yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, dava dosyasının, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2024/1924 E., 2025/1295 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
nun 17 inci maddesi uyarınca imar-ihya,miras yolu ile intikal, taksim nedenleri ve vergi kaydına dayanılarak istekte bulunulduğu, kadastro tespiti sırasında çevre parsellere uygulanan 1937/836 numaralı vergi kaydının dağ sınırını içerdiği, TMK'nin 719 uncu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20 inci maddesi hükümlerine göre;
8. Hukuk Dairesi         2024/1924 E.  ,  2025/1295 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/115 E., 2023/620 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda, Dairece, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 21.10.2020 tarihli ve 2017/1539 Esas, 2020/4521 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu 134 ada 15 parsel sayılı taşınmaz, 8.764 m2 yüzölçümlü olarak belgesizden, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup ileride ekonomik yarar sağlanabileceğinden 01.10.1990 tarihinde çalılık niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tutanak 23.07.1992 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili, 08.01.2002 tarihli dava dilekçesi ile dava konusu 134 ada 15 parsel sayılı taşınmazın, aynı yer 131 ada 22-44, 132 ada 12-13, 133 ada 1 ve 134 ada 14-16-18 parsellerle birlikte, evvelinde bir bütün halinde müvekkilinin murisine ait iken, 134 ada 15 parsel sayılı taşınmaz ile dava konusu olmayan 134 ada 14 ve 132 ada 13 parsel sayılı taşınmazın hibe, intikal ve taksim sonucu müvekkiline isabet ettiğini, müvekkilinin de 80 yılı aşkın süredir taşınmazları kullandığını, bu yere ilişkin müvekkilinin murisi adına 1937 tarihli ve 836 tahrir nolu vergi kaydının da bulunduğunu ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, taşınmazın taşlık kayalık yerlerden olması nedeniyle zilyetlikle kazanılmasının mümkün bulunmadığını, kazanma koşullarının oluşmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, kazanma koşulları oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 17.05.2006 tarihli ve 2006/3018 Esas, 2006/3459 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Dairenin 17.05.2006 tarihli ve 2006/3018 Esas, 2006/3459 Karar sayılı ilamı ile özetle; "Mahkemece, kazanma koşulları oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye elverişli bulunmadığı davada; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17 inci maddesi uyarınca imar-ihya,miras yolu ile intikal, taksim nedenleri ve vergi kaydına dayanılarak istekte bulunulduğu, kadastro tespiti sırasında çevre parsellere uygulanan 1937/836 numaralı vergi kaydının dağ sınırını içerdiği, TMK'nin 719 uncu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20 inci maddesi hükümlerine göre; tespit sırasında nazara alınan belgenin kapsamının tayininin gerektiği, bu vergi kaydı taşınmazı kapsadığı takdirde, yüzölçümü miktarı neye ulaşırsa ulaşsın diğer koşullar tamamlanmış ise taşınmazın kayıt maliki adına tesciline karar verilmesinin gerektiği, dağ sınırının kural olarak değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlardan sayıldığı, bu durumda, vergi kaydının miktarı ile geçerli olduğu, kayıtta yazılı miktarın 12.000 m2 olup bu miktardan çok fazla yerin, 131 ada 1, 22, 132 ada 12, 13 ve 134 ada 14, 16 parsel numarasıyla mirasçılar adına tespit edildiği, miktar fazlası olan dava konusu yerin Kadastro Kanunu'nun 20 inci maddesinin son fıkrası hükmüne göre; diğer kazanma koşulları oluştuğu taktdirde, davacı adına iptal ve tesciline karar verilmesinin mümkün olabileceği, davacının, dilekçesinde imar-ihya olgusuna dayandığı halde, yerel bilirkişi ve tanıkların bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmaksızın kazanmayı sağlayan zilyetlikten söz ettikleri, dava konusu taşınmaz çalılık niteliği ile Hazine adına tespit edildiğine göre, böyle bir yerin imar ve ihya edilmedikçe zilyetlik yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak, yerel bilirkişi ve tanıklara, dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin, davacının bu yeri nasıl imar ve ihya ettiğinin, imar ve ihyanın başlama ve bitiş tarihlerinin, ihyanın bittiği tarihten tespit tarihine kadar kazanma süresinin geçip geçmediğinin ve taşınmazın davacıya hangi yollarla intikal ettiğinin kendilerinden ayrıntılı olarak sorulup belirlenmesi, Kadastro Kanunu'nun 17 inci maddesindeki tüm koşulların yerine getirilip getirilmediğinin gözönünde tutulması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulmasının gerektiği, bundan ayrı; keşifte dinlenilen orman yüksek mühendisi ...'ın 26.11.2004 havale tarihli raporunda, arazinin % 40 civarında eğimli ve sahada yer yer kaya zemin bulunduğunu (% 15 oranında) açıklamış olmasına rağmen bu bölümlerin teknik bilirkişi aracılığı ile belirlenerek zilyetlikle kazanmaya elverişli yerlerden olup olmadığı üzerinde durulmadığı, eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş; hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.04.2011 tarihli ve 2010/4961 Esas, 2011/2063 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Dairenin 11.04.2011 tarihli ve 2010/4961 Esas, 2011/2063 Karar sayılı ilamı ile özetle; "mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve incelemenin karar vermeye yeterli olmadığı gibi bozma gereklerinin de tam olarak yerine getirilmediği, 24.03.2009 tarihli ziraatçı uzman bilirkişi raporunda, taşınmaz üzerinde 10-15 ve 25-35 yaşlarında 20 adet aşılı ve mahsuldar zeytin ağacı bulunduğunun belirtildiği, bozmadan önce yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişinin ise, 7 adet mahsuldar zeytin ağacı ile 30 adet yabani (delice) zeytin ağacından sözettiği, dosyadaki fotoğraflar ve 24.03.3009 tarihli ziraat bilirkişisi raporuna göre, taşınmazın fiziki görünüm itibarı ile taşlık, kayalık, %30-35 eğimli, engebeli topoğrafik bir yapıda, derinliği az toprak yapısına sahip bir yer olduğu, kadastro tespitine göre de çalılık niteliğinde olup ancak imar ihya suretiyle kazanılabileceği, böyle bir yerde yabani zeytinliklerin aşılanması imar-ihya sayılabilir ise de ziraatçı uzman bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu açıklanarak, mahkemece yeniden yapılacak keşifte, aşılı ve mahsuldar zeytinler ile yabani zeytinlerin bulunduğu alanların ayrı ayrı belirlenmesi, delicelerin aşılanma tarihlerinin tespit edilmesi, buna göre imar-ihya işlemlerinin yapıldığı tarihin belirlenmesi, bu tarihten dava tarihine kadar geçen sürenin TMK'nin 713/1 inci maddesine göre iktisap sağlayıp sağlamayacağı üzerinde durulması, yabani zeytin ağaçlarının bulunduğu bölümde henüz imar-ihya olgusunun tamamlanmadığı kabul edilerek fen bilirkişisi tarafından kroki üzerinde ayrılarak, imar-ihyası tamamlanmış bölüm ile ilgili davanın kabulüne, diğer yerler bakımından, davanın reddine karar verilmesi, aşılanan deliceler yönünden 20 yıllık kazanma süresinin aşının yapıldığı tarihten itibaren başladığının düşünülmesi" gereğine değinilmiştir. İlk Derece mahkemesince önceki kararda direnilmesine karar verilmiş, davalı ... vekili tarafından hükmün temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2013 tarihli ve 2012/8-870 Esas, 2013/316 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2013 tarihli ve 2012/8-870 Esas, 2013/316 Karar sayılı kararı ilamı ile özetle;" dosya içerisinde bulunan 16.03.2009 tarihli orman bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın 01779831 nolu hava fotoğrafında açık alan ve tarım arazisi olduğu belirtilmiş ise de, rapora ekli harita incelendiğinde dava konusu taşınmazın yeşil ile boyalı ormanlık alanda kalmakta olduğunun görüldüğü, mahkemece bu çelişki giderilmeden karar verilmesinin de doğru olmadığı açıklanarak, Mahkemece, yeniden keşif yapılarak, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planı uygulanmak suretiyle 16.03.2009 tarihli orman bilirkişi raporundaki çelişki giderilip; dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılmaya elverişli olup olmadığı, elverişli ise taşınmaz üzerinde bulunan aşılı ve mahsuldar zeytinler ile yabani zeytinlerin bulunduğu alanlar ayrı ayrı belirlenerek, delicelerin aşılanma tarihleri tespit edilmek suretiyle davacı yararına imar ihya ile kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi" gerektiğine değinilerek direnme kararının bozma ilamında gösterilen ve eklenen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile, 28.06.2016 havale tarihli bilirkişi raporunun ekinde yer alan ve (A) harfi ile gösterilen 3.135 m2 'nin dava konusu taşınmazdan ifrazı ile adanın son parsel numarası verilerek davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 21.10.2020 tarihli ve 2017/1539 Esas, 2020/4521 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. Davalı ... vekili tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulması üzerine, Dairenin 07.12.2022 tarihli ve 2022/3036 Esas, 2022/9913 Karar sayılı kararı ilamı ile özetle; "Mahkemece her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporları uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; taşınmazın kadastro tespitinin 1990 yılında Hazine lehine yapıldığı, orman bilirkişi raporunda taşınmazın % 40 oranında eğimli, % 30 oranında da kayalık olduğunun belirtildiği, taşınmazın 1975 tarihli hava fotoğrafı ile 1978 tarihli memleket haritasında çalılık vasfında gözüktüğü, tüm bunların yanı sıra, 1937 tarihli 836 tahrir nolu vergi kaydı uyarınca davacı adına tespit ve tescil edilen komşu 14 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağında, vergi kaydının doğusunda yer alan "dağ" sınırının dava konusu 15 parsel sayılı taşınmaza isabet ettiğinin belirtildiği, davacının murisinin yapılan tahdit ve tespite muvafakatinin olduğunu imzası ile beyan ettiği, bu durumda zilyetlikle kazanma koşulları oluşmadığından davacının davasının reddi gerekirken,aksine görüş ve kanaatle kısmen kabulü yolunda hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu, hükmün bozulması gerekirken onandığının anlaşıldığı" gerekçesi ile davalı ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 21.10.2020 tarihli ve 2017/1539 Esas, 2020/4521 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kesin bozma kararına uyulmasının ardından yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 3402 sayılı Kanun'un 12/3 üncü maddesine göre 10 yıllık süre içinde açılan tapu iptali tescil istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve Kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 345,55 TL nin temyiz edenden alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/7471 E., 2023/9650 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
leri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, t
10. Hukuk Dairesi         2023/7471 E.  ,  2023/9650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2214 E., 2023/797 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 37. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/216 E., 2021/270 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ile aylık bağlanmasına ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, davacının eski eşi ... den Pendik 1. Asliye Mahkemesinin 2011/211 Esas sayılı dosyası ile boşandığını boşanma sonrası anne ve babası ile yaşamaya başladığını iki çocuğun velayetinin de davacıya verildiğini babasının 21.08.2013 de öldüğünü, 01.09.2013 tarihinden itibaren babasından yetim aylığı bağlandığını, Ağustos 2016 dan sonra aylığın kesildiğini, itirazının reddedildiğini, 24.06.2019 tarihli 45.400,64TL lik borç bildirim belgesinin gönderildiğini, davacının muvazaalı boşanmadığını eşi ile boşanma sonrası bir arada yaşamadığını iddianın ispat yükünün davalıya ait olduğunu belirterek borç tahakkuk işleminin iptalini borçlu olmadığının tespitini, kesilen aylığın kesildiği tarihten itibaren bağlanması ve ödenmeyen aylıkların faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili, yetki, süre, husumet itirazında bulunmuş, işlemde hata olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Toplanan belgelere göre, davacının eski eşinden 2011 de boşandığı ancak babasının ölümünden sonra kararın kesinleştirildiği ve aylık için başvurulduğu, davacının 2007- 2018 dönemi oturduğu adresin esenler mah geçit sokak karadeniz apt 8/14 Pendik olarak gözüktüğü, eski eşin adresinin de 2007 den 2012 ye kadar bu adres gözüktüğü, davacı boşanma sonrası anne babası ile bir arada oturduğunu iddia etmiş ise de, boşanma kararının 4 kesinleşmeden 6 yıl önceki dönemde sadece babasının 2007- 2010 dönemi adresinin bu adres ile aynı olduğu, annesinin adresinin ise aynı binada 19 ve 20 numaralar olarak gözüktüğü, babasının 2010- 2013 dönemi adreslerinin ise bu adreslerden de farklı adresler olduğu anlaşılmaktadır. Bu adres dökümlerine göre davacının anne babası ile oturduğuna dair iddiası doğrulanmamıştır. Bunun dışında seçim kayıtlarında davacının 2009- 2017 eski eşin 2009-2014 döneminde aynı sandıkta oy kullandıkları, davacının 5424650400 nolu telefon adresinin kendi adresinin değil eşinin sırça sokak 7/12 adresinden aboneliğinin olması, (boşanmadan sonra 2015- 2017 dönemi) aynı adreste eski eşin 2011- 2013 dönemi sabit telefon aboneliğinin olması, raporda bahsi geçen eski eşin sırça sokak no:7 deki komşusunun 3-4 yıl burada çocukları ile birlikte oturduğunu beyan etmesi hususları dikkate alındığında, davacının 2013 de ölen babasının hastalığı sebebiyle gelen gidenler yüzünden müşterek kızın ders çalışmak amacıyla babasının evine gittiği, bu sebeple buradan internetin davacının da bağlandığı iddiasının doğru olmadığını göstermektedir. Davacı kendi adına abonelik aldığı telefonda dahi eski eşinin adresini vermiştir. Bu belgelere göre davacı tanık beyanları boşanma sonrası davacının eski eşinden ayrı yaşadığı yönündeki bilgilere itibar edilmemiş, boşanma sonrası davacının eski eşi ile sırça sokak 7/12 Pendik adresinde bir arada yaşamaya devam ettiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin boşandığı eşi ile birlikte yaşamasının söz konusu olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Dosya kapsamına göre; Sosyal Güvenlik Denetmeninin düzenlediği inceleme raporu ve rapor ekindeki bilgi-belgelerden, dinlenen kamu tanık beyanlarından, adres hareketlerinden, seçim kayıtlarından, telefon, elektrik ve su aboneliklerinden, medula kayıtlarından davacının boşandıktan sonra eşiyle birlikte yaşamaya devam ettiği sabit olup 5510 sayılı Kanun'un 59/2'nci maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin de aksi ispat edilemediğinden mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle davanın kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali, davacının kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması ve ödenmeyen aylıkların yasal faizle ödenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96'ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56 ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96'ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56'ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 3. Değerlendirme Eldeki dava, kurumca boşandığı eşiyle fiilen beraber yaşadığı gerekçesiyle yetim aylığının kesildiğini beyanla kurum işleminin iptali ile yeniden aylık bağlanması istemine ilişkin olup davanın reddine karar verilmiş ise de verilen hükmün eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Tüm dosya kapsamı incelendiğinde, Mahkemece yapılan araştırmalarda davacı ve eşinin boşandıkları dönemde birlikte yaşama olgusunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı anlaşılmakla; 24.06.2016 tarih ve 122 sayılı denetmen raporunda; davacının boşandığı eşinin 2012-2018 döneminde adresi olan "......lduğu belirtilen ve aynı adreste No:6 da oturan ve bilgi veren tanığın ismi tespit edilmeli, ayrıca "......." adresinde bilgisine başvurulan ve 16 yıldır bu dairede ikamet ettiğini beyan eden tanığın kim olduğu tespit edilerek dinlenilmeli; davacı ve boşandığı eşinin hangi Aile Hekimliği'nde kayıtlı olduğu araştırılmalı, davacı ve eşinin boşandığı dönemde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ile başka yardım kuruluşlarından yardım alıp almadıkları araştırılarak, yardım almış olmaları halinde buna ilişkin durum tespit tutanakları celbedilmeli, yardım kuruluşlarına ve Muhtarlık'a beyan ettikleri adreslerin ne olduğu araştırılmalı, boşandığı eşi çalışıyorsa işyerine ve bankalara bildirdiği adresleri ve davacının aylık alırken kuruma bildirdiği adres araştırılarak dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2021/9369 E., 2022/1436 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
i ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı,
10. Hukuk Dairesi         2021/9369 E.  ,  2022/1436 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi İlk DereceMahkemesi: ... 1. İş Mahkemesi Dava, boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle, aylığının kesilmesi işleminin iptaliyle kesilen yetim aylığının yeniden bağlanması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı vekili, davacı ile boşandığı eşinin boşandıklarından beri hiç bir zaman aynı çatı altında yaşamadıklarını belirterek davacıya tahakkuk ettirilen 76.013,67 TL borcun iptali ile kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanmasını istemiştir. II-CEVAP: Davalı Kurum vekili, davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, “davalı kurum tarafından yapılan denetim ve hazırlanan denetim raporu, yargılama sırasında dinlenen tanıklar, E.B., Ü.B., F.T. ve S.D.'nin davacı ve boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadığına kanaat getirecek şekildeki açık beyanları, davacının mülkiyeti boşandığı eşinin kız kardeşine ait evde ikamet etmesi ve adres kayıt sisteminde davacının boşandığı eşinin adresinin aynı sitede başka bir bloktaki daire (1H/5) gösterilmesine rağmen, davacı ve boşandığı eşinin müşterek çocukları A.Y.'nin bu dairenin (1H/5) mülkiyetinin halasına ait olduğu, babasının bu dairede (1H/5) ikamet etmediği şeklindeki açık beyanlarının, dinlenen tanıklar E.B., Ü.B., F.T. ve S.D.'nin beyanlarını destekleyici nitelikte olması ve özellikle davacı ve boşandığı eşinin 07/04/2011 tarihinde Özel ... ...Hastanesi Psikiyatri bölümünde yani aynı gün, aynı hastane ve aynı bölümde tedavi olmaları ile epikriz raporunda birbirlerini eş olarak belirtmiş olmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı ve boşandığı eşinin boşandıktan sonra fiilen birlikte yaşadıkları” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesi, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Mahkemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili, davacı ile boşandığı eşinin salt ikamet adreslerinin aynı/yakın vb. olmasının veya hastaneye birlikte gitmiş olmalarının ve davacı adına kaydedilmemiş olan bir taşınmazda salt davacının oturuyor olmasının birlikte yaşama olgusunu ortaya koymadığını, davacı ile kardeşi ...arasında husumet bulunduğunu, ibarın asılsız olarak yapıldığını, yapılan asılsız ihbar üzerine davalı kurum tarafından yeterli ve yerinde denetim yapılmadan işlem tesis edildiğini, gerekli araştırmaların yapılmadığını, davacının başka biri ile evlendiğini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada: “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenleme ile ölen sigortalının kız çocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılan eşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda, ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmiş aylıkların geri alınması öngörülmektedir. Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu, gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir. 5510 sayılı Yasa'nın 56. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvuru, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise Kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, Kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken;eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle, Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, medula sisteminde kayıtlarda görülen adresler ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, eşlerin boşanma sebebi, boşanma ilamında velayet, çocukla kişisel ilişki, nafaka, tazminat hükümleri varsa nasıl yerine getirildikleri belirlenmeli, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise ödeme için adına açılan banka hesabında kayıtlı yerleşim yeri saptanmalı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden geniş kapsamlı Kolluk araştırması yapılmalı, anılan mahallelerde görev yapmış/yapmakta olan muhtar ve azalardan istem hakkında düşünce edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, Kurum işlemine dayanak tutanakları tutan görevliler dinlenilmeli, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eldeki davada, davacı ile ...'un 05.08.2004 tarihinde kesinleşen karar ile boşandıkları, davacının babası Habib Kurnaz’ın 27.03.2012 tarihinde vefat ettiği, davacıya 01.06.2012 tarihinden itibaren aylık bağlandığı, 07.08.2018 tarih 2018/SÖ/141 sayılı denetmen raporu ile davacı ile boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadıkları gerekçesiyle aylığın Kurumca iptal edilerek, davacı adına 18.11.2012-17.10.2018 arası süre için 76.013,67-TL yersiz ödeme borcu kaydedildiği, davacının 25.09.2020 tarihinde ... ile evlendiği anlaşılmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, dava konusu edilen aylıklar yönünden davacı ve boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu olan 18.11.2012-17.10.2018 arası süre için birlikte yaşama olgusunun varlığına ilişkin mahkeme kabulü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Davacı ve boşandığı eşinin eczane kayıtları getirtilmeli, tedavileri sonrası (07/04/2011 tarihinde davacının ve boşandığı eşinin Özel ... ...Hastanesi Psikiyatri bölümünde aynı gün tedavilerinin bulunduğu kayıtlardadır) hangi eczanelerden ilaç aldıklarının tespiti yapılmalı, dosyada mevcut hastane kayıtları ile celp edilecek eczane kayıtları bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle hangi hastane ve eczaneleri kullandıkları tespit edilmeli, seçim kayıtları getirtilerek nerede oy kullandıkları tespit edilmeli, davacı ve eşinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ile başka yardım kuruluşlarından yardım alıp almadıkları araştırılarak, yardım almış olmaları halinde buna ilişkin durum tespit tutanakları celbedildikten sonra, oturdukları tespit edilen adreslerinde ve mernis adreslerinde komşular, kapıcı ve yöneticiler, mahalle muhtarları ve azalarının kanaat edinmeye yetecek sayıda tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, çelişki oluşursa giderilmeli; uyuşmazlık konusu dönemde “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun mevcut olup olmadığı, özellikle hangi tarihten itibaren birlikte yaşadıkları toplanan tüm kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oyçokluğuyla, 07.02.2022 gününde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Somut uyuşmazlıkta, davacı kadın 2004 tarihinde eşinden boşanmıştır. Davacı kadına 2012 yılında ölen babasından dolayı yetim aylığı bu tarihten sonra bağlanmış ve 2018 yılında denetim raporu ile kesilmiş, kurumca fiili birliktelik nedeni ile 5510 sayılı Kanunun 56. maddesi uyarınca boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesi ile 2012-2018 yılı ödenen aylıklar için borç çıkarılmıştır. Dairemizin 07.10.2021 tarih ve 2021/7072 Esas, 2021/11762 Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerimde belirttiğim gibi davacı boşandığında 506 sayılı kanun yürürlüktedir. 5510 sayılı Kanunun 5754 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değişik geçici 1. Maddesi uyarınca kesilmede 506 sayılı Kanun uygulanmalıdır. Anılan kanunda ise boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusu bir kesilme nedeni olarak düzenlenmemiştir. 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinden önce gerçekleşen boşanma olgusuna uygulanması olanağı, önceye etki yasağı nedeni ile olanaklı değildir. Çoğunluğun önceye etki yasağı ilkesine aykırı olarak, lafzi yorum ve sigortalı aleyhine yorumu benimseyerek, sonradan gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak salt birlikte yaşama ve boşanan eşin desteğini alma koşulunu yeterli kabul etmesi, Kanunun ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçelerine aykırıdır. Kaldı ki davacı boşandığında baba halen yaşamaktadır. Bir kişinin ilerde ölecek babasından aylık almak için önceden boşandığını, kabul etmek saiklerle hareket etmek demektir. Murisin ölümünden önce eşinden ayrılan kadının, murisinden kalan sosyal güvenlik hakkının devamı niteliğinde olan yetim aylığından mahrum bırakılmaması, sosyal devlet olmanın gereğidir. Davacının burada boşanma hakkını kötüye kullandığından söz edilemez. Açıklanan bu gerekçelerle mahkeme kararının bu gerekçelerle bozulması gerekirken, eksik incelemeden bozulması görüşüne katılınmamıştır.
10. Hukuk Dairesi, 2022/10354 E., 2022/13317 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilm
10. Hukuk Dairesi         2022/10354 E.  ,  2022/13317 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi No : Dava, hak sahibi sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının 5510 sayılı yasanın 56/2. maddesi gereği kesilmesine dair Kurum işleminin iptali,aylığın tekrar bağlanması, ödenmeyen aylıkların faiziyle tahsiline karar verilmesi istemlerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince, istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili ,boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle ... denetim raporuna istinaden aylığının kesilmesine dair Kurum işleminin iptalini,kesilen aylığın yeniden bağlanmasını ve faizi ile ödenmesini talep etmiştir. II-CEVAP Davalı Kurum vekili; Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. . III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, dinlenen tanık beyanları, toplanan delillerin değerlendirilmesi ile, davacının eski eşinden boşandıktan sonra da boşandığı eşiyle birlikte yaşamaya devam ettiği, ... denetmen raporunun aksi ispat edilememiş olup kurum işleminin yerinde olduğu kanaati ile davanın reddine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince ,davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ Davacı vekili, tanıkların boşandıktan sonra birlikte yaşamadıklarını beyan ettiği,denetmen raporunda beyanı alınan kişinin davacının eski eşinin kardeşi olması sebebiyle davacıya husumet beslediğini,boşanmış eşlerin çocuklarının düğününe katılmasında sakınca bulunmadığını belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96'ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56'ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96'ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56'ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı ... Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili ... Müdürlüklerinden sağlanan ... kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili ... Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı ... Müdürlüğü-... araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı ile boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşama olgusunun varlığına ilişkin mahkeme kararı eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Özellikle yersiz ödeme dönemi olan 17.10.2008 ile 16.04.2017 tarihleri arasında ... kayıt sisteminde hem davacı hem de boşandığı eşine ait tüm adreslerde, birlikte yaşayıp yaşamadıkları zabıta/... marifetiyle araştırılmalı, söz konusu adreslerdeki komşular tespit edilerek ifadelerine başvurulmalı, davacı ve eşine ait ihtilaflı döneme ilişkin eczane kayıtları getirtilerek hangi eczanelerden ilaç aldıklarının tespiti yapılmalı, davacı ve boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu dönemdeki medula kayıtları celp edilip tespite konu sürede ayrı ayrı her ikisinin de hangi sağlık kuruluşlarına başvurdukları araştırılmalı, 09.02.2017 tarihli denetim raporuna ekli olduğu belirtilen tutanaklar dosya kapsamında bulunmadığından, denetim raporunun, beyanı alınan kişilere ait ifade tutanakları da dahil olmak üzere tamamının Kurumdan celbi ile dosyaya eklenmesi sağlanmalı, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde ilgisine iadesine, 31.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Yerleşim yeri (ikametgah) ilkeleri bakımından; I. Her gerçek kişinin mutlaka bir yerleşim yeri bulunmalıdır (Gereklilik ilkesi). II. Bir kişinin aynı anda birden fazla yerleşim yeri olamaz (Teklik ilkesi). III. Ticari ve sınai kuruluşlar için teklik ilkesi geçerli değildir. ifadelerinden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol