4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 193

Türk Medeni Kanunu 193. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 193- Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir. II. Aile konutu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

86 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2019/765 E., 2022/1369 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Türk Medeni Kanununun 193. maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanununun 194.
Hukuk Genel Kurulu         2019/765 E.  ,  2022/1369 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili ile davalılardan ... ve ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 18.09.2012 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan ...’nün evli olduklarını, eşlerin ... ili, ... ilçesi ... Mahallesi, 417 ada, 7 parselde kayıtlı A Blok 1. Kat, 6 numaralı bağımsız bölümü aile konutu olarak kullandıklarını, davalının ekonomik durumu çok iyi iken işlerinin kötüye gitmeye başladığını, adına kayıtlı birçok taşınmazını satarak borçlarını ödemeye çalıştığını, ancak aile konutu olarak kullandıkları meskeni satacağını düşünemediğini, müvekkilinin rızası alınmaksızın 13.10.2011 tarihinde davalı ... tarafından aile konutu olduğunu bilen diğer davalılar ... ve ...’e ½ hisseli şekilde evin devredildiğini, 15.10.2011 tarihinde de alıcılar ile kira kontratı yapıldığını, böylece evde oturmaya devam edildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın satış işleminin iptaline ve taşınmazın davalı ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalılar ... ile ... mirasçıları vekili 01.03.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, açılan davanın kötü niyetli ve haksız olduğunu, davalı ...’in davalı ... ve diğer davalıların murisi ...’e olan ticari borçlarına karşılık evi devrettiğini, buna ilişkin tarafların protokol ve ibraname düzenlediklerini, açılan icra takiplerinin takipsiz bırakıldığını, davalıya olan desteklerini sürdürmek amacıyla 15.10.2011 tarihli kira kontratını yaptıklarını, kira borcunun ödenmemesi nedeniyle ... adına icra takibine geçtiklerini, müvekkillerinin devir tarihinde dava konusu taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bilmediklerini, zira tapuda böyle bir şerh bulunmadığını, davalı ...’in ... ve ...’de de evleri olduğunu, tüm bunların yanında davacının eşinin borçları hakkında bilgi sahibi olduğunu, borçları karşılığında evin devrine açıkça rızasının bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 6. Diğer davalı ... cevap dilekçesi sunmamıştır. Mahkeme Kararı: 7. ... Aile Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2014/233 E., 2015/562 K. sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamına göre davacının satıştan haberdar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili ile davalılardan ... ile ... mirasçıları vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.10.2017 tarihli ve 2016/11009 E. ve 2017/10821 K. sayılı kararı ile; “...Dava, aile konutundan kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının satıştan haberdar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194/1. maddesine göre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh “kurucu” değil “açıklayıcı” şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, “emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir. Türk Medeni Kanununun 193. maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanununun 194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin “açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun başkası adına devir edilerek, tescil edilmesi gibi “tek başına” bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma “ancak diğer eşin açık rızası alınarak” yapılabilir. Türk Medeni Kanununun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık” olması gerekir. Somut olayda, davalı eş dava konusu aile konutu üzerinde diğer davalılar adına devir ederek tescil ettirmiş, bu işlem sırasında davacı eşin açık rızası alınmamıştır. Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2015 tarih ve 2013/2-2056 esas, 2015/1201 karar günlü kararında açıkça ifade edildiği ve Dairemizce de aynen benimsendiği üzere eşin açık rızası alınmadan yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır. Eş söyleyişle eşin "açık rızası alınmadan" yapılan işlemin "geçersiz olduğunu" kabul etmek zorunludur. Gerçekleşen bu durum karşısında yukarıda açıklanan yasal düzenleme ile ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. ... Aile Mahkemesinin 14.05.2019 tarihli ve 2019/66 E., 2019/332 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; toplanan delillere, dinlenilen tanık beyanlarına göre davacının eşi ...’in borçlarından haberdar olduğu, alacaklılarla eşi ile birlikte görüştüğü, hatta iki evden hangisinin verileceğini kararlaştırdıkları, toplantıda davacının bizzat hazır bulunduğu, hâl böyle olunca “satıştan haberi olmadığını iddia etmesinin” hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla somut olayda davacının rızasının var olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; aile konutu olarak kullanılan taşınmaz hakkında; davalı malik olan eş tarafından diğer davalılara yapılan devir işlemine, malik olmayan davacı eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 194. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 14. Bilindiği üzere TMK’nın “Eşlerin hukuki işlemleri” başlıklı 193. maddesi "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.” şeklindedir. 15. Aynı Kanun'un 194. maddesinin 1. fıkrasında ise “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesine göre aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan olarak tanımlanmıştır. 16. Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukukî işlem özgürlüğü “aile birliğinin’’ korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. 17. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Aksi düşünce ile tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamanın şerh ile başlayacağı kabul edilmiş olur. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da bu vasıf ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir. 18. Bir başka deyişle; malik olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına aile konutunu ayni bir hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 tarihli ve 2017/2-1604 E., 2017/967 K.; 30.03.2021 tarihli ve 2017/2-2809 E., 2021/367 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir. 19. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tâbi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir (Gümüş, M.A., Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; ... 2007, s. 41-42). 20. Bu durumda; TMK’nın 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin, geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. 21. Diğer yandan yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere; TMK’nın 194. maddesinde öngörülen aile konutu ile ilgili sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konutun aile konutu olma özelliği nedeniyle getirildiğinden, taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Bu nedenle işlem tarafı üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmamasının önemi bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile TMK’nın 194. maddesine dayalı davalarda; işlem tarafı üçüncü kişi konumunda bulunan davalının iyi niyet iddiasına dayanak, devir tarihinde taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı savunması önemini kaybetmiş, madde metninde yer alan “açık rıza” koşulu davalıya ispat külfeti olarak yüklenmiştir. 22. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu hakkında Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazın, malik olan eş davalı ... tarafından 13.10.2011 tarihinde diğer davalılar ... ve ...’e ½ hisseli şekilde evi devredildiği anlaşılmaktadır. Davacı aile konutu olarak kullanılan taşınmazın kendi “açık rızası” alınmadan devredildiği iddiasına ilişkin ... ve ...’yi dinletmiş, davalılardan ... ve ... mirasçıları ise devir işlemine malik olmayan eşin “açık rızasının var olduğu” savunmasına ilişkin ..., ... ve ...’nu dinletmiştir. Davacı tanığı ...’ın davalı eş ...’in uzun süredir arkadaşı olduğu, maddi olarak yaşadığı sıkıntılar nedeniyle davalının evi satacağını bildiği, aile konutunu alıcılara gezdirdiği sırada orada bulunduğu ve beyanında “evde davacının olmadığını, kızının olduğunu, gelen kişilerin evin aile konutu olarak kullanıldığını gördüklerini” ifade ettiği, diğer davacı tanığı ...’in eşlerin ortak çocuğu olduğu, aile konutunu devralan kişilerin evi görmeye geldikleri anda orada bulunduğu, babasının gelen kişilere evi gezdirdiği, babasının kendisine borçları nedeniyle evi gezdirdiğini açıkladığı, annesine bu olayı üzülmesin diye anlatmadığı ve beyanında “satıştan annesinin haberi olmadığını, devirden birkaç ay sonra apartman kapıcısından evin satıldığını öğrendiğini” ifade ettiği görülmüştür. Buna karşılık davalı tanıkları ...’in davalılardan ...’ın, ...’ın ...’in ve ...’nin ise ...’nün çalışanları olduğu, ... ve ...’ın beyanlarından; davalılardan ...’in, diğer davalılar ... ve ... ile olan ticari ilişkileri nedeniyle bir evin satışına ilişkin bir toplantı yapıldığı, bu toplantının ...’e ait şirkette gerçekleştiği, toplantı anında davacı ...’ın da orada olduğu, toplantı sonucunda ...’e ait bir evin diğer davalılara devredileceği konusunda anlaştıklarına şahit oldukları ancak bu evin hangi ev olduğunu bilmedikleri, ayrıca ...’in beyanında “davacının evin satışına muvafakat verip vermediğini bilmediğini” açıkça ifade ettiği, ...’ın ise toplantının yapıldığı yerde çay kahve servisi yapması nedeni ile ara sıra toplantı salonuna girmesi nedeniyle olaylara vakıf olduğu ve beyanında “... hanımın herhangi bir konuşmasını duymadım. Ben ... hanımın kocası ile birlikte evi teklif etmesi nedeni ile kocasının işlerinden haberdar olduğunu düşünüyorum” dediği, ...’nin beyanlarından ise; davacının, eşinin işlerinin kötüye gittiğinden haberdar olduğu, işyerine devamlı gelip gitmesi nedeniye “evin satılmasından davacının haberinin olduğunu düşünüyorum” şeklinde beyanda bulundukları anlaşılmıştır. 23. Yukarıda açıkça belirtildiği gibi, TMK’nn 194. maddesi uyarınca malik olmayan eşin izni için her ne kadar bir geçerlilik şekli öngörülmemiş, söz konusu iznin bir şekle tâbi olmadan verilebileceği düzenleme altına alınmışsa da, maddenin ifadesinden verilen iznin “açık” olması gerektiği hususu tartışmasızdır. Somut olayda toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanları uyarınca aile konutu niteliğini taşıyan taşınmazın devir işlemine davacının “açık rızasının” olduğu, davalılar tarafından ispatlanamamıştır. Dolayısıyla TMK’nın 194/1. maddesi eşin açık rızasını aradığından, davalılar arasında gerçekleştirilen devir işleminin geçerli olduğunu kabul etmek mümkün değildir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, TMK’nın 1023. maddesi ile “Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” hükmünün düzenleme altına alındığı, dava konusu taşınmazın kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı, dolayısıyla davalıların TMK’nın 1023. maddesinde yazılı iyi niyet iddiasının dinlenebileceği düşünülürse de somut olayda aile konutu olduğunu bildiği hâlde malik olmayan eşin açık rızasını almadan devir işlemini gerçekleştiren davalıların bu iddiasının dinlenemeyeceği, dolayısıyla Özel Daire bozma kararının açıklanan bu nedenlerle genişletilerek direnme kararının bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 25. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 26. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2023/106 E., 2024/4737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 6 ncı, 193 üncü ve 194 üncü maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi.
2. Hukuk Dairesi         2023/106 E.  ,  2024/4737 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/334 E., 2022/1891 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Aile Mahkemesi SAYISI : 2017/1388 E., 2020/524 K. Taraflar arasındaki tapu iptal tescil ve aile konutu şerhi konulması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davacı ... ile vekili Avukat ... ve karşı taraf davalı ... vekili Avukat ... ile diğer davalı ... geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılardan Hüseyin ile evli olduğunu, davaya konu Ankara ili, ... ilçesi, ... Mah. 629 ada, 3 parsel, zemin 2 nolu aile konutu vasfındaki taşınmazın davalı ... tarafından müvekkiline haber vermeden diğer davalı ...'a ederinin altında bir fiyata 37.500,00 TL'ye satıldığını, ayrıca bu bedelin de alınmadığını belirterek davalı ... adına olan tapunun iptali ile taşınmazın davalı ... adına tesciline, aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, hukuki mesnetten uzak olduğunu, taşınmazın satışının yapıldığı tarihte aile konutu olduğuna ilişkin şerh olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davacı kadının eşinin borçlarının diğer davalı ... tarafından ödenmesini bildiği, davalı ...'in duruşmadaki beyanında bankalarda kredi borçlarının olduğunu evin satışı karşısında davalı ...'ın kredi çıkaracağını kredi almak için evi devrettiğini beyan etmesi karşısında ve Hüseyin'in kızları damatları ve eşininde bu görüşmeler sırasında bulunması karşısında davacının aile konutunun devredilmesini bildiği" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükmün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu edilen taşınmazın aile konutu vasfında olup olmadığı, davacının taşınmazın satışına rızasının bulunup bulunmadığı, davanın kabulü koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı, 193 üncü ve 194 üncü maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, “Emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “Belirli olan” bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte anılan Kanun'un 194 üncü madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerini diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek, eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “Aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak da verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık” olması gerekir. Kanunun emredici düzenlemesi karşısında, aile konutu üzerinde hakları sınırlayacak nitelikteki işlemlerde, malik olmayan eşin bu işleme rızası olmadığını ileri sürmesi durumunda, açık rızasını varlığını ispat yükü de uyuşmazlık konusu işlemi yapan taraflara aittir. Somut olayda aile konutu vasfındaki taşınmazın davalı ...'a satış yolu ile tesciline ilişkin işlemden davacı kadının pazarlık aşamasında yer aldığı gerekçe gösterilerek açık rızanın varlığı kabul edilmiş ise de; açık rızanın varlığını ispat yükü işlem yapan davalı eş ve davalı yeni malikte olduğu, soyut tanık beyanları kapsamında davacı kadının aile konutunun satışını bildiği şeklindeki kabulün tek başına, taşınmazın satışına açık rıza verildiğini ispata yeterli olmadığı, o halde davacı eşin dava konusu satış işlemine açık rızası ispatlanamadığı nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Duruşma için takdir olunan 17.100,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/7378 E., 2024/3502 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.4721 sayılı Kanun'un “Eşlerin hukuki işlemleri’' başlıklı 193 üncü maddesi;
2. Hukuk Dairesi         2023/7378 E.  ,  2024/3502 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1282 E., 2023/1182 K. KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 9. Aile Mahkemesi SAYISI : 2018/277 E., 2021/130 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili ile aile konutu şerhi konulması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Davalı ... vekilince 08.07.2023 tarihli beyan dilekçesi ile temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de temyiz süresinden sonra yapıldığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalılardan ... ile evli olduğunu, evlilik birliği içerisinde alınan Bursa İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 3173 Ada, 6 Parsel sayılı ... Evleri ... Mahallesi ... Bulvarı B Blok No:192 Kat:3 Daire:15'te bulunan taşınmazın davalı ... adına kayıtlı olduğunu, davalı ...'in aile konutu vasfında olan taşınmazı davacının açık onayı olmaksızın 23.02.2017 tarihinde diğer davalı ...'a sattığını bildirerek, taşınmazın 3.kişilere devrinin önlenmesi için teminatsız olarak tapu kaydına tedbir konulmasına, bu talep kabul edilmezse tapu kaydına davalıdır şerhi konulmasına, Bursa İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 3173 Ada, 6 Parsel sayılı ... Evleri ... Mahallesi ... Bulvarı B Blok No:192 Kat:3 Daire:15'te bulunan taşınmazın davalılardan ... adına olan tapu kaydının iptali ile tapuda diğer davalı ... adına kayıt ve tesciline, taşınmazın tapu kaydının iptalini müteakip aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... cevap dilekçesi ile; usulsüz tebligat iddiasında bulunmuş taşınmazın 23.02.2017 tarihinde satın alma yoluyla iktisap edildiğini, dava konusu taşınmaz iktisap edildikten sonra davacı ve ailesinin taşınmazda kalmaya devam ettiklerini, davacının taşınmazın satıldığını bildiğini, yasal hakkını kötüye kullandığını, dava konusu taşınmazı davalı ve yakınlarına bizzat davacının gösterdiğini, taşınmazın nitelik ve özelliklerini bizzat davacının davalı tarafa ve yakınlarına anlattığını, davacı ve ailesinin taşınmazı tahliye ettikten sonra mahallinde Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/109 D.İş dosyası ile keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldığını, bilirkişi raporu üzerine davacı aleyhine Bursa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/649 Esas sayılı dosyası ile tazminat davası açılınca davacı tarafın davalı eşi ile kötüniyetli olarak işbu davayı ikame ettiğini, müvekkilinin tapuya güven ilkesi gereğince taşınmazı ikame ettiğini beyanla tebligatın geçersizliği nedeniyle dava dilekçesinin 11.03.2019 (öğrenme tarihi 06.03.2019) tarihi itibariyle tebliğ alındığının kabulü ile delillerinin toplanması ile eksik harcın ikmal edilmesi için davacı asile kesin süre verilmesine, harcın ikmal edilmemesi halinde davanın usulden reddine; ibraz edilen ve toplanan deliller, Yargıtay kararları dikkate alınarak davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmil edilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... davaya süresinde cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ...' a yapılan tebligatın usulsüz olduğu, cevap dilekçesinin süre de olduğunun kabulü gerektiği, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Yavuz Selim Polis Merkezi Amirliği'nin 07.02.2019 tarihli yazı cevabında bildirilen adreste davacı ... ile davalı ...'in 2013-2018 yılları arasında ikamet ettikleri, taşınmazın aile konutu olduğu, şahısların halen ... Mahallesi ... Cad. ... Evleri F Blok No:12 İç Kapı No:18 adresinde ikamet ettikleri, belirtilen yerde ... isimli şahsın 2 aydır kiracı olarak oturduklarının tespit edildiği bildirildiği, nüfus kayıtlarına göre davacı ... ile davalı ...'in 03.07.2011 tarihinde evlendikleri, davalı eş ...'in 23.02.2017'de dava konusu taşınmazı diğer davalı ...'a devrettiği, taşınmazla ilgili kızı adına vekâleten işlem yapan davalı tanığı, emlakçı tanık ile davalı ...'ın eşi olan tanığın davacının dava konusu taşınmazın satışından haberdar olduğuna ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunduğu, dosyaya sunulan whatsapp ekran görüntüleri tek başına delil teşkil etmemekle birlikte aynı ekran görüntüleri Haksız İşgal Tazminatı (Ecrimisil) ve Elatmanın Önlenmesi (Yıkım ve Ecrimisil) davalarının görüldüğü Bursa 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/649 Esas sayılı dosyasına da delil olarak sunulduğu, mesaj içeriğinde banyo dolaplarının aynaları ve yan dolaplardan bahsedilirken "Onları evle birlikte yoktu bunu satarken de babası biliyordu" ibaresinin bulunduğu, bu dosyada davalı ... vekili tarafından ikinci cevap dilekçesinde ...'in emlakçıyla mesajlaşmalarının evin satışından aylar sonra olduğunun beyan edildiği, yani mesajlaşmaların varlığı ve içeriğinin ikrar edildiği; evin işlemlerinin davalının babası tarafından vekaleten yapıldığı ekran görüntüsünün içeriğinin dinlenen davalı tanıkları beyanlarıyla da uyumlu olduğu, davacının satış işleminden sonra 23.03.2018 tarihinde Bursa İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 3072 Ada, 2 Parsel A 5 Blok Bağımsız Bölüm No:10 ve Bursa İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 3072 Ada, 2 Parsel F 3 Blok Bağımsız Bölüm No:8'de bulunan konut niteliğindeki taşınmazları; davacının eşi olan davalı ...'in ise aynı gün yani 23.03.2018 tarihinde Bursa İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 3072 Ada, 2 Parsel E 3 Blok Bağımsız Bölüm No:2'de bulunan konutu satın aldıkları, dava dosyaları ve kolluk araştırması neticesinde dava tarihinden önce başka bir konutta yaşamaya başladıkları gözönünde bulundurulduğunda davacı ile davalı eşin ortak kararla hareket ettikleri, davacının kendisinin evi gösterdiği, satıştan haberdar olduğu ve böylece malik olmayan eşin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 194 üncü maddesindeki açık rızasının bulunduğu, her ne kadar yapılan tapu devrinde davalı eşin yazılı izni alınmamış ise de yasanın sadece eşin rızasının varlığını şart kıldığı, rızanın şekline ilişkin bir düzenleme içermediği, davacının önceden haberdar olmasına rağmen haksız işgal tazminatı (ecrimisil) ve elatmanın önlenmesi (yıkım ve ecrimisil) davaları açılmadan önce tapu iptali ve tescil ile aile konutu olduğuna ilişkin dava açmadığı netice itibariyle davacının devirden haberdar olduğu ve devire rızasının bulunduğu, açık rızanın davalı tarafından ispatlandığı, tapu iptalini gerektirir şartların oluşmadığı, davacının haksız işgal tazminatı (ecrimisil) ve elatmanın önlenmesi (yıkım ve ecrimisil) davalarından sonra kötüniyetli olarak davayı açtığı, 4721 sayılı Kanun'un ikinci maddesinin ikinci fıkrasına göre bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı, dava tarihi itibariyle taşınmazın aile konutu olarak kullanılmadığı da gözetilerek davacının tapu iptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması davalarının reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; süresinde cevap dilekçesi sunmayan davalının delillerine itibar edilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, davalının iddialarının dava konusu üzerinde doğrudan doğruya maddi menfaatleri olan davalının eşi ve babasının beyanlarıyla ispatlandığını kabul etmenin olanaksız olduğu, davalı tanığı emlakçı ...'in yalan tanıklık suçunu işlediği dosya kapsamı ile açık bir şekilde sabit olduğu, aile konutunun satışından müvekkilin bilgisinin olup olmadığı ayrı bir husus, bu satışa ''açık rıza'' sının olup olmadığı ayrı bir husus olduğu, müvekkilin yalan tanıklık yaptığı sabit olan emlakçı tanık ... ile satıştan iki yıl sonra yaptığı mesajlaşma da kesinlikle satışa ''Açık rıza'' sının olduğuna dair tek bir ibare dahi olmadığı, taşınmazın ipotek işlemi tesis edildiği tarihte aile konutu olarak kullanıldığı, dava konusu taşınmazın satış tarihinde aile konutu olarak kullanıldığına dair herhangi bir çekişme olmadığını, Bursa 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/649 Esas sayılı dosyasına delil olarak sunulan mesajın hüküm tesisinde nazara alınması açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirerek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/2-2056 Esas, 2015/1201 Karar nolu içtihatı ile 2019/2-765 Esas, 2022/1369 Karar nolu içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere;4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi gereğince eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu, eşlere 4721 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesince getirilen hukuki işlem özgürlüğünün "aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırıldığı, buna göre eşlerden birisinin diğer eşin "açık rızası" bulunmadıkça aile konutunu satış yoluyla devredemeyeceği, 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinde yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörülmediği, bu nedenle sözkonusu iznin herhangi bir şekle tabi olmadan sözlü olarak verilebileceği, fakat yasa maddesinin ifadesinden de anlaşılacağı üzere verilen iznin "açık" olması gerektiği, davalı ... vekilinin süresinden sonra cevap verdiği, davalı eş ...'in aile konutu olarak kullanılan taşınmazı diğer davalı ...'a satış yoluyla 23.02.2017 tarihinde devrettiği, dava konusu taşınmazın satış tarihi itibariyle aile konutu olarak kullanıldığı, fakat bu devir sırasında davacı eşin açık rızasının ve izninin alınmadığı, her ne kadar taşınmazın satımında aracı olan ve emlakçılık yapan davalı tanığı ..., satış işleminin yapıldığı sırada davacının da tapu sicil müdürlüğünde bulunduğunu belirtmiş ise de, yine davalı tanığı olarak dinlenen ve davalı ...'ın babası olup, davalı kızı ... adına vekaleten tapuda taşınmaz alım işlemi yapan tanık ...'nün ifadesinde, satış sırasında davacının tapu sicil müdürlüğünde bulunmadığını belirttiği, bu nedenle davaya konu olup davacı ile davalı ... tarafından aile konutu olarak kullanılan taşınmazın diğer davalı ...'a satışına, davacı eşin "açık rızasının" bulunmadığı, bu nedenle davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden hüküm kurulmasına" davanın kabulüne, Bursa İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 3173 Ada, 6 parsel, B Blok, Kat:3, 15 nolu bağımsız bölümün davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davalı ... T.C. Kimlik numaralı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın tapu kaydı üzerine aile konutu şerhi konulmasına" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın doğru olduğu, davacı kadının satışa açık izninin olduğunun dosyadaki delilleri ile ispatlandığını ileri sürerek kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, açılan davada dava konusu taşınmazın satışına davacı eşin açık izninin davalı satın alan tarafından ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi, 194 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dava; 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi uyarınca tapu iptal tescil ve aile konutu şerhi konulması istemine ilişkindir. Davacı kadın dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, taşınmazın haberi ve onayı olmadan davalı eş tarafından davalı ...'a satıldığı, davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davalı eş ... adına tesciline ve taşınmaz tapu kaydına aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahalli Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından istinaf edilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesince yapılan inceleme neticesinde, davacının istinaf itirazının kabulüne, mahalli Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüyle dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine karar verilmiştir. Hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. 2.4721 sayılı Kanun'un “Eşlerin hukuki işlemleri’' başlıklı 193 üncü maddesi; "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.” şeklindedir. 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin birinci fıkrası; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünü içermektedir. Aile konutunun tanımına ise anılan maddenin gerekçesinde yer verilmiş; aile konutu “Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan” olarak tanımlanmıştır. 3.4721 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194 üncü maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü "Aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. Öte yandan; 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. 4.Bu durumda; 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. 5.Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın davalı eş adına kayıtlıyken 23.02.2017 tarihinde davalı ...'a devredildiği, taşınmazla ilgili kızı adına vekaleten işlem yapan davalı tanığının ve emlakçı tanığının davacı ve davalı eşin dava konusu taşınmazın görülmesi sırasında orada olduklarına dair beyanları, davacı kadın ile davalı ... tanığı emlakçı arasındaki yazışmalar ve diğer deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde davacı ile davalı eşin ortak kararla hareket ettikleri, davacının kendisinin evi gösterdiği, satışa rızasının olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bıı nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık" olması gerekir. Bu itibarla davacı ile davalı eş ...'in ortak karar ile taşınmazı davalı ...'a sattıkları, bu durumda davacının evin satılmasında açık rızasının olduğunun kabulü gerektiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,15.05.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden değerli çoğunluğun bozma yönündeki kararına katılmamaktayım.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/302 E., 2022/1513 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği üzere TMK’nın “Eşlerin hukuki işlemleri” başlıklı 193. maddesi "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir” şeklindedir.
Hukuk Genel Kurulu         2020/302 E.  ,  2022/1513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 16.09.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan ...’in evli olduğunu, davalı eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi nedeniyle davacı tarafından davalı aleyhine 15.01.2013 tarihinde ... Aile Mahkemesinin 2013/54 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, ailelerin araya girmesi nedeni ile davacının davasından feragat ettiğini, bunun üzerine Mahkemece 28.02.2013 tarihli ve 2013/54 E., 2013/149 K. sayılı karar ile davanın reddine karar verildiğini, bu tarihten sonra davalı ...’in sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının devam ettiğini, mal kaçırmak kastıyla eşlerin aile konutu olarak kullandıkları dava konusu taşınmazı malik olmayan davacı eşinin rızasını almaksızın taraflarla aynı mahallede oturan davalılardan ... isimli şahsa 26.03.2013 tarihinde devrettiğini, aile konutunu kötü niyetle devralan ...’ün dava konusu taşınmazı yine aynı mahallede yaşayan ve mahalle muhtarı olan ...'na 13.08.2013 tarihinde devrettiğini, her iki satışın da muvazaalı olduğunu, satış bedellerinin gerçeği yansıtmadığını, her iki satış tarihinde de taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını ve diğer davalıların da bu durumu bildiklerini, malik eş ... tarafından davalılardan ...’e gerçekleştirilen satış işleminden sonra müvekkil ... aleyhine 22.07.2013 tarihinde ... Aile Mahkemesinin 2013/699 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, bu davaya karşılık müvekkili ... tarafından ...’e 29.07.2013 tarihinde ... Aile Mahkemesinin 2013/717 E. sayılı dosyası ile bağımsız tedbir nafakası davası açıldığını, yargılamaların devam ettiğini ileri sürerek malik olmayan davacı eşin rızası olmadan aile konutunun kötü niyetle diğer davalılara devrini sağlayan satış işlemlerinin iptali ile aile konutunun tekrar davalı ... adına tesciline ve tapu kaydına aile konutu şerhi işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı ... 21.10.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davalı ... ile hiçbir aile bağının olmadığını, yirmi yıldır ambulans şöförü olarak görev yaptığını, mahallede tanınan ve iyi bir insan olduğunu, ...'in evi satmak istediğini kahvede öğrendiğini, bunun üzerine tarafların evine gittiğini, eşlerin bu esnada evde olduklarını, kendisine çay ikram ettiklerini, davacı ...'e satışa rızası olup olmadığını sorduğunu, davacının bizzat kendisine “sen tanıdığım bir abisin, bu yeri başkası alacağına sen al” dediğini, belediyeye gidip imar plan dairesinden ve tapu dairesinden araştırmalar yaptığını, taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmadığını, hiçbir zaman mal kaçırma gibi kanunsuz ve usulsüz bir işin içine girmediğini, tüm anlattıklarına dair görgü tanıklarının bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı ... 21.10.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, inşaat işiyle uğraştığını, taşınmazı inşaat yapmak için ...'ten satın aldığını, satın aldığı tarihte evin boş olduğunu, tapu ve belediyeden yaptığı araştırmalar sonucunda satışa engel bir durum olmadığı gibi taşınmaz kaydında aile konutu şerhinin de bulunmadığını, vekili tarafından sunulan 06.12.2103 tarihli ikinci cevap dilekçesinde ise, müvekkilinin tapu kaydına güvenerek taşınmazı iyi niyetle satın aldığını, tapuda bildirilen satış bedelinin düşük miktarda harç ödemek amacıyla “belediye emlak rayiç değeri” üzerinden gösterildiğini, her ne kadar muhtar olması nedeniyle diğer davalılarla el ve işbirliği içerisinde olduğu iddia edilmişse de 2009 yılında muhtarlık görevinin son bulduğunu, kaldı ki muhtar olduğu iddia edilen ... Mahallesinin Türkiye’nin en kalabalık nüfuslu mahallesi olduğunu, mahallede oturan herkesi tanımasının mümkün olmadığını, dolayısıyla dava ve cevaba cevap dilekçesinde ileri sürülen bu iddianın gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin taşınmazı satın aldığı tarihte arsa üzerinde bulunan evin boş hâlde olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 7. Davalı ... vekili 31.12.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin eşini bir başka kadın ile aldattığı iddiasının doğru olmadığını, eşlerin ortak aldıkları karar ile evlerini sattıklarını, eşlerin ortak çocuklarının hasta olduğunu, müvekkilinin ekonomik durumunun iyi olmadığını, çocuğun tedavisi nedeniyle bankalara borçlandığını, paraya olan ihtiyaç nedeni ile müvekkilinin tek malvarlığı olan taşınmazını satmak zorunda kaldıklarını, taşınmazı ...’e sattığı 26.03.2013 tarihinde müvekkili ...’in değişik bankalara olan toplamda 73.330,55TL miktarda borç ödediğini, çocuğun okulu nedeniyle evi satın alan ...’ten yaz tatiline kadar evde oturma yönünde süre talep edildiğini, ...’ün de bu isteği kabul etmesi nedeniyle eşlerin evde oturmaya devam ettiklerini, 2013 yılı Temmuz ayında evden taşınmaları gerektiği hâlde davacının müvekkili ile tatil meselesi yüzünden tartışma çıkardığını, şahitlerin huzurunda kadının eşine ağza alınmayacak küfürler ettiğini, sonrasında ortak çocuğu da yanına alarak evi terk ettiğini, ailesinin yanına yerleştiğini, müvekkilinin tek başına kaldığını, zorunluluk gereği yeni bir ev kiraladığını, eşini ortak hayatı yeniden kurmak amacıyla bu eve davet ettiğini, davacının eşiyle barışmak istemediğini, bu nedenle müvekkili tarafından davacı ... aleyhine 22.07.2013 tarihinde ... Aile Mahkemesinin 2013/699 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, bu davaya karşılık ... tarafından da müvekkile 29.07.2013 tarihinde ... Aile Mahkemesinin 2013/717 E. sayılı dosyası ile bağımsız tedbir nafakası davası ve 16.09.2013 tarihinde de kötü niyetli olarak eldeki davayı açtığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 8. ... Aile Mahkemesinin 22.06.2016 tarihli ve 2013/883 E., 2016/756 K. sayılı kararı ile; davacı tarafından aile konutu iddiası ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 194. maddesi uyarınca tapu iptal ve tescil talebinde bulunmuş ise de; malik olan eş ...'in dava konusu taşınmazı davacının bilgisi dışında sattığı ve diğer davalılarla el ve iş birliği içinde kötü niyetli olarak hareket ettiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.06.2018 tarihli ve 2018/3649 E. ve 2018/7760 K. sayılı kararı ile; “...Davacı, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu iddiası ile Türk Medeni Kanununun 194. maddesi uyarınca satışın iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın, davacının eşi ... tarafından 16.03.2013 tarihinde davalılardan ...'e devredildiği, ...'ün de 13.08.2013 tarihinde taşınmazı davalılardan ...'na devrettiği anlaşılmaktadır. Aile konutu olan taşınmazın, hak sahibi olan eş tarafından üçüncü kişiye devri, davacının açık rızasını gerektirmektedir (TMK m. 194/1) (HGK'nun 24.05.2017 tarih 2017/2-1604 esas, 2017/967 karar sayılı kararı). Bu rıza alınmamıştır. Toplanan delillerden davalılardan... ve ...'in birbirlerini tanıdıkları, taşınmazın aile konutu olduğunu bildikleri, el ve iş birliği içinde kısa süre içinde taşınmazı devrederek, kötü niyetli olarak hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. ... Aile Mahkemesinin 07.10.2019 tarihli ve 2019/510 E., 2019/380 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; toplanan delillere göre taşınmazın davacı ... ile davalılardan ... tarafından aile konutu olarak kullanıldığı konusunda bir ihtilaf bulunmadığı, davacı tanığı ... beyanında “davalı ...'in yaklaşık sekiz yıl öncesinde de bu taşınmazı satmayı düşündüğünü, ancak o tarihte bunun gerçekleşmediği, taşınmaz satıldıktan sonra davalı ...'in ...'den kendisine bir ev satın aldığını, taşınmazı ilk satın alan ...'ün taşınmazda bulunan büfeyi bir arkadaşına kiraladığını ve kirasını da ...'ün aldığını” ifade ettiği, yine davacı tanığı ... beyanında “davalı ...'in davacı eşine taşınmazın satılması için çok baskı yaptığını davacının da bunun üzerine ...'e, bu yer nasılsa satılacak bari sen al” dediği, diğer tanık beyanlarına göre de dava konusu taşınmazda uzun yıllar satılık levhasının asılı olduğu, eşlerin evin satışı konusunda birlikte karar verdikleri, evin satışından elde edilen gelir ile borçların ödendiği, TMK’nın 194. maddesi uyarınca malik olmayan eşin açık rızası hususunda geçerlilik şeklinin düzenleme altına alınmadığı, dolayısıyla söz konusu “rızanın” şekle tabi olmaksızın sözlü olarak da verilebileceği, somut olayda muvazaalı bir satıştan söz edilemeyeceği, özellikle davacı tanığı ...'in beyanından “malik olmayan davacı eş ...'in bu satışa muvafakatinin bulunduğu ve davalı ...'e evi satın alması için açıkça onay verdiğinin” anlaşıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; aile konutu olarak kullanılan taşınmaz hakkında; davalı malik olan eş tarafından işlem tarafı olan davalı ...’e yapılan devir işlemine malik olmayan davacı eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı, bulunmadığı sonucuna varıldığı takdirde işlem tarafı olmayan üçüncü kişi konumundaki davalı ...’nın “malik olmayan eşin açık rızasının bulunmadığı” durumunu bildiği veya bilmesi gerektiğinin ispatlanıp ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre TMK’nın 194. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 15. Bilindiği üzere TMK’nın “Eşlerin hukuki işlemleri” başlıklı 193. maddesi "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir” şeklindedir. 16. Aynı Kanun'un 194. maddesinin 1. fıkrasında ise “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesine göre aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan olarak tanımlanmıştır. 17. Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlem yapma serbestîsi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek, eşlerin hukukî işlem özgürlüğü aile birliğinin korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. 18. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Aksi düşünce ile tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamanın şerh ile başlayacağı kabul edilmiş olur. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da bu vasıf ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir. 19. Eş söyleyişle malik olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına aile konutunu ayni bir hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 tarihli ve 2017/2-1604 E., 2017/967 K.; 30.03.2021 tarihli ve 2017/2-2809 E., 2021/367 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir. 20. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir (Gümüş, Mustafa Alper, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; İstanbul 2007, s. 41-42). 21. Bu durumda; TMK’nın 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin, geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. 22. Diğer yandan yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere; TMK’nın 194. maddesinde öngörülen aile konutu ile ilgili sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konutun aile konutu olma özelliği nedeniyle getirildiğinden, taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Bu nedenle işlem tarafı üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmamasının önemi bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile TMK’nın 194. maddesine dayalı davalarda; işlem tarafı üçüncü kişi konumunda bulunan davalının iyi niyet iddiasına dayanak, devir tarihinde taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı savunması önemini kaybetmiş, madde metninde yer alan “açık rıza” koşulu davalıya ispat külfeti olarak yüklenmiştir. Nitekim benzer hususlar Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2015 tarihli ve 2013/2-2056 E., 2015/1201 K. sayılı kararı ile de benimsenmiştir. 23. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu konusunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazın, malik olan eş davalı ... tarafından 26.03.2013 tarihinde diğer davalı ...’e, ... tarafından da 13.08.2013 tarihinde diğer davalı ...’na devredildiği anlaşılmaktadır. Davacının aile konutu olarak kullanılan taşınmazın kendi “açık rızası” alınmadan devredildiği iddiasına ilişkin ..., ... ve ...’i dinlettiği, bu tanıklardan ...’un davacının abisi olduğu, taraflarla aynı mahallede oturduğu, aynı zamanda mahallenin kahvesini işlettiği, eniştesi olan ... dışındaki diğer davalılar ... ve ... ile uzun yıllardır arkadaş olmaları nedeni ile yakından tanışıp görüştüklerini, kız kardeşi ile davalı eşi arasında uzun yıllardır var olan problemleri tarafların bildiklerini, hatta ...’e “insan arkadaşının ailesine bunu yapar mı” diye sorduğunda ...’ün kendisine “beni öldürsen ben buradan çıkmam” dediğini, evin diğer davalı ...’e satılacağını duyması üzerine bizzat yaşanan sıkıntıları anlattığını, bu nedenle evi almaması gerektiğini ...’e söylediğini, ...’in ise “burayı ne olursa olsun alacağım, ben müteahhitlik yapacağım, onun için burayı almak istiyorum” şeklinde beyanda bulunduğu, diğer davacı tanığı ...’in davalı eşin kuzeni olduğu, taraflarla aynı mahallede oturduğu, beyanında taşınmazı satın alan... ve ...’in evin aile konutu olarak kullanıldığını bildiklerini, tarafların birlikte oturup kalktıklarını, evin ...’e devredilmesi anı da dahil olmak üzere eşlerin ortak çocukları ile birlikte dava konusu evde yaşamaya devam ettiklerini, ...’in evi boşaltması nedeni ile davacının evden mecburen ayrılmak zorunda kaldığını belirttiği, yine davacı tanığı ...’in de taraflarla aynı mahallede oturduğu, davacının evin satışına rızasının bulunmadığını, eşler arasında yaşanan sıkıntıların herkesçe bilindiğini, eşler ortak çocukları ile birlikte evde otururlarken evin devredildiğini, evin diğer davalı ...’e satılacağını duyması üzerine arkadaşı olan ...’e eşler arasındaki problemleri anlattığını, evi satın almaması gerektiğini söylediğini, ...’in kendisini dinlemeyerek evi satın aldığını, sonrasında ...’in kendisine “bu evin bir sürü pürüzü varmış aldığıma da pişman oldum” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Davalı malik ...’in kardeşleri... ve ...’i dinlettiği, her iki tanığın da davacının taşınmazın satışına “açık rızasının” olduğuna dair görgüye dayalı bilgileri bulunmamakla birlikte genel ifadelerle davacının evin satılacağını bildiğini ifade ettikleri, taşınmazı ilk satın alan ...’ün tanık olarak yeğeni ..., aynı mahllede oturan ve tapu memuru olarak görev yapan ... ve mahallede işyeri bulunan ...’ü dinlettiği, her üç tanığın da davacının taşınmazın satışına “açık rızasının” olduğuna dair görgüye dayalı bilgileri bulunmadığı, aynı şekilde son alıcı ... tarafından tanık olarak dinletilen ...’nin de savunmayı ispatlar nitelikte görgüsünün bulunmadığı anlaşılmıştır. 24. Yukarıda açıkça belirtildiği gibi, TMK’nn 194. maddesi uyarınca malik olmayan eşin izni için her ne kadar bir geçerlilik şekli öngörülmemiş, söz konusu iznin bir şekle tabi olmadan verilebileceği düzenleme altına alınmışsa da, maddenin ifadesinden verilen iznin “açık” olması gerektiği hususu tartışmasızdır. Somut olayda toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanları uyarınca aile konutu niteliğini taşıyan taşınmazın devir işlemine davacının “açık rızasının” olduğu davalılar tarafından ispatlanamadığı gibi Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde işlemin tarafı olmayan ve üçüncü kişi konumunda bulunan ...'nın tarafları tanıdığı, taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bildiği, dolayısıyla işlem tarafı olan diğer davalı ... ile el ve iş birliği içinde hareket ettiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca TMK’nın 194/1. maddesi eşin açık rızasını aradığından, davalılar arasında gerçekleştirilen devir işleminin geçerli olduğunu kabul etmek mümkün değildir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, TMK’nın 1023. maddesi ile “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” hükmünün düzenleme altına alındığı, dava konusu taşınmazın kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı, dolayısıyla davalıların TMK’nın 1023. maddesinde yazılı iyi niyet iddiasının dinlenebileceği düşünülürse de somut olayda aile konutu olduğunu bildiği hâlde malik olmayan eşin açık rızasını almadan devir işlemini gerçekleştiren davalıların bu iddiasının dinlenemeyeceği, dolayısıyla direnme kararının açıklanan bu nedenlerle genişletilerek bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,15.11.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2021/1737 E., 2021/5563 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu'nun “eşlerin hukuki işlemleri’' başlıklı 193. maddesi;
2. Hukuk Dairesi         2021/1737 E.  ,  2021/5563 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil-Aile Konutu Şerhi Konulması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı banka tarafından tapu iptali ve tescil davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava; TMK m. 194 uyarınca tapu iptal tescil istemine ilişkindir. Davacı kadın dava dilekçesinde, dava konusu İzmir ili, Bornova 2 ilçesi, Erzene mah., 135 ada, 193 parselde kayıtlı taşınmazın aile konutu olduğu, taşınmazın haberi ve onayı olmadan davalı eş tarafından davalı bankaya vefa kayıtlı olarak satış işleminin yapıldığı, davalı .... adına olan tapu kaydının iptali ile davalı eş ... adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahalli mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı banka tarafından istinaf edilmiş ve bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesince yapılan inceleme neticesinde, davalı bankanın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm davalı banka tarafından temyiz edilmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun “eşlerin hukuki işlemleri’' başlıklı 193. maddesi; "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.” şeklindedir. TMK’nın 194. maddesinin birinci fıkrası; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünü içermektedir. Aile konutunun tanımına ise anılan maddenin gerekçesinde yer verilmiş; aile konutu “Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan” olarak tanımlanmıştır. TMK’nın 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü "aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. Öte yandan; TMK’nın 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konulu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Bu durumda; Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın davalılardan erkek eş adına tapuda kayıtlı olduğu ve bu eş tarafından davalılardan banka lehine ipotek verildiği, daha sonra taşınmazın davalı eş ve davalı banka arasında 02/11/2015 tarihinde düzenlenen protokol ile davalı eş ve şirketinin genel kredi sözleşmeleri kapsamında doğmuş ve doğacak borçlarına mahsuben geri alım hakkı ile (vefa) satışının kararlaştırıldığı, aynı tarihte tapuda taşınmazın davalı bankaya devredildiği, ipotek tesis edilen taşınmazın bulunduğu adresin, işlem tarihinde ve halen davacı ve davalı eşin yerleşim yeri olarak kayıtlı olduğu, taşınmazın davacı ve eşi tarafından aile konutu olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Davalı banka, davacı kadının, vefa kayıtlı taşınmazın devir işlemine açık rızasının olduğunu beyan ederek, buna ilişkin muvafakatname sunmuş, davacı kadın ise; banka tarafından dosyaya sunulan muvafakatnamede yer alan imzanın sadece ipotek tesisi ile ilgili olduğunu, satış ya da vefa sözleşmesine muvafakatinin bulunmadığını beyan etmiştir. Ancak, davacı kadının ipotek işlemine rızasının bulunması davalılar arasında taşınmazın geri alım hakkı ile devrini de kapsar niteliktedir. Bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesinin esastan ret kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ise ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 01.07.2021 (Prş.)

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.