4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 202

Türk Medeni Kanunu 202. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 202- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler. B. Mal rejimi sözleşmesi I. Sözleşmenin içeriği

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

28 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1273 E., 2023/1238 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 202 ilâ 255 inci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu         2022/1273 E.  ,  2023/1238 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/2 E., 2022/6 K. KARAR : Kesinleşen konularda karar verilmesine yer olmadığına ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.11.2021 tarihli ve 2021/5378 Esas, 2021/8372 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 20.11.1982 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, Ankara 11. Aile Mahkemesinin 28.06.2013 tarihli ve 2012/920 Esas, 2013/845 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiğini, ve kararın 11.10.2013 tarihinde kesinleştiğini, müvekkiline düğünde takılan 5 adet üçlü burma bilezik, 7 adet gremse altın, 1 adet zincir, 1 adet 200 gram kelepçe tabir edilen bilezik, yüzük, kolye ve küpeden oluşan setin davalıya verildiğini, evlilik birliği içinde edinilen mallarda müvekkilinin de katkısının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili adına kayıtlı olup sonrasında satılan Ankara ...15150 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 4 nolu bağımsız bölüm için 2.000,00 TL, 2008 model ... plakalı araç için 2.000,00 TL, Vakıfbank Çetin Emeç Şubesindeki altın hesabında yer alan 905 adet altın için 2.000,00 TL, davalı adına kayıtlı olan ... 27874 ada 6 parseldeki 14 nolu bağımsız bölüm için 2.000,00 TL, müvekkiline ait ziynetler için 2.000,00 TL olmak üzere şimdilik 10.000,00 TL katkı, katılma ve değer artış payı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, 15150 ada 1 parselde yer alan 4 nolu bağımsız bölümün müvekkilinin birikimleri, arkadaşlarından alınan borç para, müvekkilinin adına kayıtlı olan aracın satılması ve polis sandığından kredi çekmek suretiyle elde edilen paralarla satın alındığını ve davacı adına kaydedildiğini, sonrasında bu taşınmazın yine davacı tarafından satıldığını ve bedelin davacıda kaldığını, davacının elde ettiği bu parayla dava dilekçesinde belirttiği ziynetleri aldığını, artan paranın da davacıda kaldığını, sonrasında davalının babasından aldığı parayla ve kredi çekmek suretiyle 27874 ada 6 parseldeki 14 nolu bağımsız bölümü satın aldığını, bu evde davacının hiçbir katkısının bulunmadığını, 2008 model ... plakalı aracın da müvekkiline ait olduğunu ve kendi geliri ile aldığını, sonrasında ihtiyaç nedeni ile satıldığını, ziynetlerin tamamının davacıda olduğunu, müvekkilinin hiçbir zaman 905 adet altının olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2017 tarihli ve 2014/600 Esas, 2017/1046 Karar sayılı kararı ile; 11.10.2013 tarihinde boşanan eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, başka mal rejimi seçmediklerinden bu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar da yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporlarından kadının ev hanımı davalının ise emekli polis olduğu, 01.01.2002 öncesi dönemde eşlerden birinin evliliğe emek katkısının kendisine katkı payı alacağı hakkı vermediği, katkı payı alacağı için mutlaka para veya parasal bir değer ile malın edinilmesine katılmanın veya katkıda bulunmanın zorunlu olduğu, davacı adına ...Sitesi Mah. 15150 ada 1 parsel 4 numaralı bağımsız bölümün (4 numaralı bağımsız bölüm) 04.04.1997 tarihinde alındığı, 29.05.2000 tarihinde satıldığı, davacı vekili tarafından "düğünde takılan altınların evin alımında kullanıldığı" ileri sürülmüş ve tanıklar da aynı yönde beyanda bulunmuşlar ise de davacı vekilinin sonraki dilekçelerinde "davacının düğünde takılan takılarının bu taşınmazın alımı sırasında satılan ve davalı adına kayıtlı olan ... plakalı aracın alımında" kullanıldığının iddia edildiği, ... plakalı araç ise davalı tarafından 05.02.1996 tarihinde alınıp 12.11.1997 tarihinde satıldığı, dolayısıyla evin alımından 7 ay 8 gün sonra aracın satılmış olması nedeniyle davacının iddiasını doğrulamadığı, takıların miktar ve cins yönünden araç alımında kullanıldığının belli olmadığı gibi vekilin beyanlarıyla davacı adına kayıtlı olup bilahare satılan 4 numaralı bağımsız bölümün alımında kullanılmadığının sabit olduğu, zira davacı vekili iddiasını "aracın alımında kullanıldı" şeklinde değiştirdiği, aracın ise taşınmazın alımından sonra satıldığı, ziynetlerin davacıda olduğu tanık olarak dinlenen ortak çocuk ... tarafından ifade edildiği, takıların araç alımında kullanıldığı yönünde davacının soyut iddiası dışında delil bulunmadığı, böyle olunca 4 numaralı bağımsız bölümün 04.04.1997 tarihinde o dönem çalışmakta olan davalının birikimleriyle alındığı ve davacı adına tescil edildiği, bu konuda davacı yararına bağış iddiası ve ispatı bulunmadığından davalının kendi katkısıyla aldığı ve davacı adına tescil ettirdiği bu taşınmazın satış bedelini almasında bir sakınca bulunmadığı, aksi halde davalının bu bedeli dava yolu ile alma olanağı bulunduğu, ayrıca bu bedelin daha sonra başka taşınmazların alımında kullanılmış olmasının erkeğin kişisel malı olduğu özelliğini ortadan kaldırmayacağı, davalı tarafından davacı tanığı ...'a yazdırılan ve 4 numaralı bağımsız bölümün alım bedelini ayrıntılı gösteren belgeden anlaşılacağı üzere davacının 300 DM taşınmazın alımında katkısının bulunduğu, 4 numaralı bağımsız bölümün satışından elde edilen parayla önce ... Mah. 27871 Ada 1 Parsel 9 nolu bağımsız bölümün (9 numaralı bağımsız bölüm) 17.11.2000 tarihinde alındığı ve bedelinin ödendiği, daha sonra buranın beğenilmemesi nedeniyle müteahhide 09.10.2001 tarihinde iade edildiği ve sonrasında aynı şahıstan Çankaya Cevizlidere Mah. ... Ada 6 Parsel 14 nolu bağımsız bölümün (14 numaralı bağımsız bölüm) 29.12.2003 tarihinde davalı adına alındığı, davalı tarafından 9 numaralı bağımsız bölüm ile ilgili satıcı ...ile yapılmış olunan 28.04.2000 tarihli satış sözleşmesinin dosyaya sunulduğu, bu yerin tapu kaydının her ne kadar 17.11.2000 tarihli olduğu görünse de satış işleminin 28.04.2000 tarihinde gerçekleştiği, dolayısıyla davalının kişisel malı olduğu, aynı şekilde 14 numaralı bağımsız bölümün de 2002 öncesinde temelden girilmek suretiyle alındığı ancak tapu kaydının geç oluşturulduğu, 14 numaralı bağımsız bölüme ilişkin kat irtifakının 22.02.2001 tarihinde kurulduğu, yapı kullanma izninin 23.05.2005 tarihinde alındığı, kat mülkiyetine geçiş tarihinin ise 15.06.2005 olduğu, tüm bu tespitlerin davacı asılın 09.11.2016 tarihli oturumdaki beyanı ile de doğrulandığı, 4721 sayılı Kanun’un 220/4 üncü maddesi uyarınca kişisel mal yerine geçen değerlerinde kişisel mal sayılacağından gerek 4 numaralı bağımsız bölümün satış bedelinin, gerek 9 numaralı bağımsız bölümün satış bedelinin, gerekse 01.01.2002 tarihinden önce alındığı anlaşılan dava konusu 14 numaralı bağımsız bölümün davalı erkeğin kişisel malı olduğu, davacı sair iddialarını kanıtlayamadığından davacının katkı alacağının 300 DM karşılığı 3.949,80 TL olduğu, davacının taşınmazlarla ilgili başkaca bir hakkının bulunmadığı, Vakıfbank altın hesabına gelince; altın hesabının ilk olarak 22.11.2011 tarihinde bankaya 91.000,00 TL yatırılmak suretiyle açıldığı, hesaptan davalının 905 birim altın aldığı, 03.07.2012 tarihinde ise 864 birim altını bozdurup bedeli olan 79.626,24 TL'yi çekmek suretiyle hesabı kapattığı, buradaki birikimin davalı adına kayıtlı 24.10.2007 tarihinde alınıp 18.10.2011 tarihinde satılan ve edinilmiş mal niteliğindeki ...plakalı sayılı aracın satışından elde edilen para ve emekli ikramiyesinden oluştuğu, yapılan hesaplamaya göre davacının araç bedelinden 12.740,20 TL, ikramiyeler nedeniyle de 14.437,78 TL olmak üzere toplamda 27.177,98 TL katılma alacağının bulunduğu, davacının dava dilekçesinde 4 numaralı bağımsız bölüm için 2.000,00 TL katkı payı alacağı, ... plakalı araç için 2.000,00 TL katılma alacağı, altın hesabı için 2.000,00 TL katılma alacağı, 14 numaralı bağımsız bölüm için 2.000,00 TL katılma alacağı talep ettiği, taleple bağlılık ilkesi gereğince davacının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile 2.000,00 TL katkı payı, karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile 6.000,00 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline, kanıtlanamayan ziynetlere ilişkin 2.000,00 TL istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 20.11.2018 tarihli ve 2018/387 Esas, 2018/1475 Karar sayılı kararı ile özellikle davacının düğünde takılan ziynetler bakımından talebinin soyut iddiadan ibaret olup ispatlanmadığına, kaldı ki davacının bu hususta önce ziynetlerin satılarak 4 numaralı bağımsız bölümün edinildiğini bildirdiği, daha sonra bu beyanını değiştirerek ziynetlerin satılarak ... plakalı aracın alındığını açıkladığı, bu hususta tanık beyanlarının da davacıyı doğrulamadığı, buna göre ziynetler yönünden davacının iddiasının kabul edilemeyeceği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...1. Davacının tasfiye konusu araç ve banka hesabı yönünden temyiz itirazlarının incelemesinde; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının itirazları yersizdir. 2. Davacının diğer mallara yönelik temyiz itirazlarının incelemesine gelince; Somut olayda, mahkemece, kadının ziynetlerle 14 nolu bağımsız bölümün edinilmesine katkısını ispatlayamadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre gerekçe hatalı olmuştur. Şöyle ki, davacının dava dilekçesi ve yargılama sırasındaki beyanlarında düğünde takılan ziynetlerin davalı adına edinilen malların alınmasında kullanıldığına yönelik beyanlarına, davalının cevap dilekçesindeki 4 nolu bağımsız bölümün alınmasına ve satışından elde edilen paranın kadın adına dava dilekçesinde belirtilen ziynet eşyalarının alındığına yönelik beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, kadının düğünde takılan takıları ile önce araç alındığı, bu aracın da satılarak 4 nolu bağımsız bölümün kadın adına satın alındığının hayatın olağan akışına uygun olarak kabulü gerekir. O halde, 1996 model aracın kadın adına edinilen 4 nolu bağımsız bölümün alınmasında kullanıldığı çekişmeli olmadığına, 4 nolu bağımsız bölümün satışından elde edilen para ile kadına ziynet eşyalarının alındığının mevcut delil itibariyle davalı tarafından ispatlanamadığına ve mahkemece 4 nolu bağımsız bölümün satışından elde edilen paranın 14 nolu bağımsız bölümün alımında kullanıldığına yönelik kabulü yerinde olduğuna göre, kadının 14 nolu bağımsız bölümün edinilmesine ziynetleriyle de katkı yaptığı kabul edilerek katkı payı alacağı hesaplanması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davacının ziynet iddiasının kanıtlanmadığı, miktar ve cinslerinin bilinmediği, dolayısıyla hesaplamaya konu olması veya edilmesinin olanaklı olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Yargıtay bozma ilâmı doğrultusunda karar verilmesi istemiyle hükmün bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık somut olayda; eşler arasında mal ayrılığı rejimin geçerli olduğu dönemde edinildiği anlaşılan ve davalı erkek eş adına kayıtlı olan dava konusu 14 numaralı bağımsız bölümün edinilmesinde, davacı kadın eşin katkısını ispat edip edemediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Medeni Kanun'un (743 sayılı Kanun) 147, 170, 181, 186, 191 ve 211 inci maddeleri ile Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 202 ilâ 255 inci maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 2. Bilindiği üzere Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (4722 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine göre; 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimini seçmiş sayılırlar. 3. Türk Medeni Kanunu’nun 179 uncu maddesinde mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümlerin uygulanacağı açıklanmıştır. Bu düzenleme gereğince 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinde evli olan eşlerin; önceki dönemde edindikleri mallarının tasfiyesi Medeni Kanun (743 sayılı kanun) hükümlerine göre, bu tarihten sonra edinilen malların tasfiyesi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmalıdır. 4. Medeni Kanun’un “VII-Malların tasfiyesi: 1-Boşanma halinde” başlıklı 146 ncı maddesi ile "Karı koca, mallarının idaresi hakkında hangi usulü kabul etmiş olursa olsun boşanma vukuunda her biri kendi şahsi emvalini geri alır. Husule gelmiş olan ziyade, kabul ettikleri usulün hükümlerine tevfikan aralarında taksim olunur. Zuhur eden noksan, karısı tarafından sebebiyet verildiğini ispat etmedikçe kocaya aittir. Boşanan karı koca, birbirinin kanuni mirasçısı olamaz ve evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan evvel yapılmış ölüme bağlı bir tasarruf ile temin olunan menfaatleri zayi eder" hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 170. maddesi ile de yasal mal rejimi olarak mal ayrılığı kabul edilmiştir. İlgili madde "Karı koca, evlenme mukavelenamesi ile kanunda muayyen diğer usullerden birini kabul etmedikleri takdirde veya kabul edipte kanunda gösterilen sebeplerden birinin hüdusu halinde, aralarında mal ayrılığı cereyan eder" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, eşler mal rejimi sözleşmesi ile seçimlik mal rejimleri olan 191 inci ve devamı maddelerde düzenlenen mal birliği rejimini veya 211 inci ve devamı maddelerde düzenlenmiş olan mal ortaklığı rejimini seçmemişlerse evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimine tabi olacaklardır. 5. Medeni Kanun’un 186/1 inci maddesinde "Karı kocadan her birinin bütün mallarının mülkiyet ve idare ve intifa haklarını muhafaza etmesine, mal ayrılığı denir" denilmek suretiyle mal ayrılığı rejiminin kısa tarifi yapılmış, aynı Kanun’un 189 uncu maddesindeki “Karı kocadan her birinin mallarının geliri ve kazançları, kendisine aittir” düzenlemesiyle de, eşlerin gelirlerinin kendi kişisel malları olduğu belirtilmiştir. 6. Medeni Kanun’un mal ayrılığı rejiminin tasfiyesini düzenleyen 181 inci maddesi "Karı koca, mukavele ile başka bir usul kabul etmiş olup ta evliliğin devamı esnasında akit veya diğer bir sebeple mal ayrılığı vukuunda alacaklıların hakları mahfuz kalmak şartiyle karı kocadan her biri kendi mallarını geri alır" hükmünü taşımakta olup; esasen her eşin kendi malını alarak evlilik birliğinden ayrılması düşüncesi benimsenmiştir. Eşlerin, birbirlerinin kişisel mallarına katkılarının söz konusu olduğu durumlarda ise tasfiyenin nasıl yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, 743 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi yollaması ve mülga Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 544 üncü maddesi ve aynı yöndeki Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) ise 646 ncı maddesi uyarınca, 743 sayılı Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilen 818 sayılı Kanun'un genel hükümlerinden yararlanılarak tasfiye gerçekleştirilecektir. 818 sayılı Kanun'un 544 üncü maddesinde “Kanunu Medeninin müttemimi olan işbu kanun merbut tashihler ile beraber kabul edilmiştir” hükmüne, 6098 sayılı Kanun'un 646 ncı maddesinde ise “Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olup, Medeni Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda, Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. 743 sayılı Kanun'da mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme bulunmadığından, eşlerin yaptıkları katkının karşılığını evlilik sona erdiğinde alabilmeleri 818 sayılı Kanun'dan yararlanmak suretiyle Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilen "katkı payı alacağı kavramı" ile mümkün kılınmıştır. 7. Katkı payı alacağı, 743 sayılı Kanun gereği mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde evlilik birliği devam ederken bir eşe ait mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına diğer eşin para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkısının karşılığı olmak üzere hesaplanan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak türüdür. Kural olarak katkıda bulunan eş, diğer eşten katkısının karşılığı olarak sadece alacak isteğinde bulunabilir, ayın talep edemez. Çünkü; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 07.10.1953 tarihli ve 1953/8 Esas, 1953/7 Karar sayılı kararı ve “mülkiyeti nakleden akitler resmi şekilde yapılmadıkça muteber olmazlar” yönündeki 743 sayılı Kanun'un 634 üncü maddesi hükmü gereği ayın talep edilebilmesi için eşler arasında akdi ilişkinin varlığı ve ispatı gerekir. 8. Katkı payı alacağına ilişkin olarak 743 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde belirlenip uygulanan ilke ve esasların benzeri, 4721 sayılı Kanun'un 227/1 inci maddesinde düzenlenen "değer artış payı" alacağı ile kanun hükmü hâline getirilmiştir. Ancak, katkı payı alacağı ile değer artış payı alacağı davaları arasında önemli farklılıkların bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar özellikle, katkının; mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına yönelik olması, para ya da para ile ölçülebilen maddi bir değerle yapılması, hayatın olağan akışına göre eşlerin birbirlerine günlük hayatta yapmaları gereken basit katkı ölçüsünü aşan esaslı nitelikte olması, resmî evlilik akdi ile bir araya gelmiş eşler arasında mal rejiminin devamı süresince gerçekleşmesi ve uygun karşılığı alınmaksızın yapılması gerekmektedir. 9. Medeni Kanun’un 170 inci maddesi uyarınca geçerli olan mal ayrılığı rejiminde, eşlere ait mallar kendi kişisel malları olduğundan, katkının yapıldığına dair ispat yükü bunu iddia eden eşe aittir. Katkının; toplu para vermek suretiyle veya çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle yapıldığı ileri sürülebilir. Toplu para vermek suretiyle yapılan katkıda öncelikle, iddia edilen miktarda paranın bulunduğu, kaynağı ve bunun katkıda kullanıldığı ispatlamalıdır. Toplu para ile katkı iddiasında bulunan eş, o dönemde iddia ettiği miktarda katkıda bulunabilecek ekonomik gücünün olduğunu ve tasfiyeye konu malın edinilmesinde, iyileştirilmesinde veya korunmasında kullandığını tanık dâhil her türlü delille ispat edebilir. Çalışma karşılığı elde edilen gelirle katkının gerçekleştirildiği ileri sürüldüğü takdirde ise öncelikle, davacı düzenli ve sürekli çalıştığını ispat etmelidir. Bu doğrultuda, eşin çalıştığı işe ve süresine ait maaş bordroları, sigorta kayıtları, işyerine ait diğer çalışma belgeleri, meslek ve sanat odaları ile ticaret ve sanayi odaları kayıtları, şirket ortaklık belgeleri, tanık beyanları da dâhil her türlü delilden yararlanılabilir. Düzenli ve sürekli çalışmanın varlığının kabulü için resmî kayıtlara mutlak suretle ihtiyaç duyulmaz, zira kayıt dışı çalışıldığı yönünde hâkimde yeterli kanaat uyandıracak şekilde ispatlanmışsa, düzenli ve sürekli çalışmanın varlığı kabul edilmelidir. Katkı iddiasında bulunan eş, anlatılan şekilde katkısının olduğunu ispatladığı takdirde, hayatın olağan akışı uyarınca elde edilen gelirin "katkıda kullanıldığı" fiili karine olarak kabulü gerekir. Bundan sonra gelirin başka yerde kullanıldığını iddia eden diğer eş, fiili karinenin aksini ispatlamalıdır. Diğer bir ifadeyle böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Zira, hayatın olağan akışı gereği olması gerekenin aksini iddia eden taraf ispat yükümlülüğü altındadır. 10. Eldeki davada; taraflar 20.11.1982 tarihinde evlenmiş, 13.07.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 11.10.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Eşler arasında sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden; evlilik tarihi olan 20.11.1982 tarihinden 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği 13.07.2012 tarihine kadar ise 4721 sayılı Kanun'un 202/1 inci maddesi ile düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davaya konu taşınmazın tapu tescil kaydı her ne kadar eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimin geçerli olduğu 29.12.2003 tarihinde davalı eş adına oluşturulmuş ise de Özel Dairenin de kabulünde olduğu üzere, bu yerin ödemelerinin 2002 yılı öncesinde tamamlandığı, dolayısıyla talebin katkı payı alacağına konu olduğu hususu şüphesizdir. 11. Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler kapsamında değerlendirildiğinde; davacı kadın vekili, 05.05.2014 dava dilekçesinde "evlilik birliği içinde edinilen ve davalının hesabında olan altınlar ile müvekkilin kendisine düğünde takılan altınlarla, davalının mülkiyetindeki taşınmaz ve satılan otomobil, mal rejiminin devamı süresince edinilmiş mal niteliğindedir. Müvekkilin de edinilen bu mallarda katkısı olduğu aşikardır" demek suretiyle dava konusu taşınmazın edinilmesine ziynet eşyaları ile katkıda bulunduğunu ileri sürmüştür. Davacı vekili 25.03.2015 tarihli dilekçesinde ise "Düğünde ...'ye takılan altınlar bozdurularak araba satın alınmıştır. Daha sonra bu araç satılarak Batıken'teki ev alınmıştır" beyanına yer vermiştir. Dolayısıyla davacının, ziynetlerle ilgili iddiasını değiştirdiğinden bahsedilmesi doğru olmamıştır. Davalı vekili 27.05.2014 tarihli cevap dilekçesinde; tarafların düğününde takılan ziynet eşyalarına ilişkin bilgi vermediği, ancak sonrasında 4 numaralı bağımsız bölümün müvekkilinin kendi birikimleri ile satın alarak eşi adına tescil ettirdiğini, buranın satılmasından elde edilen para ile kadının dava dilekçesinde cins ve miktarlarını belirttiği ziynet eşyalarını aldığını ve bu eşyaların da davacıda olduğunu beyan etmiştir. 12. Dinlenen davacı tanıklarından ...'ın "düğünde takılan altınlarla davacı adına kayıtlı olan evin alındığı, sonrasında bu evin satılarak davalı adına kayıtlı olan evin alındığı" şeklinde beyanda bulunduğu, bu beyanı doğrular nitelikte tanık ...'ın daha ayrıntılı olan beyanında "... evlendikten sonra kendisine takılan takıları bozdurarak Batıkent'teki evin alımına katkı sağladı. Ben aradan uzun süre geçtiği için tam hatırlamamakla beraber o tarihlerde 7-8 adet burma bilezik, üzerinde bir büyük ve bir miktar küçük altınlar olan zincirli set, sayısını hatırlamadığım çeyreklerini bozdurarak bu evin alımına katkı yaptı. Bu arada eşler bir miktar birikim yapmış ve araba almışlardı. Bu arabayı da satıp evin alımına kattılar. Ancak ben tam olarak altınların adet ve niteliğini, kaça satıldığını, arabanın kaça alınıp satıldığını ve Batıkent'teki evin kaça alındığını hatırlamıyorum. Sonrasında bu ev satıldı. Satım bedelini de bilmiyorum. Balgat'ta yine satın alma bedelini hatırlamadığım bir ev satın alındı. Batıkent'teki evin satış bedeli, Balgat'taki evin satış bedelini birebir karşılamadı, üstüne bir miktar kattılar, ancak ne kadar kattıklarını da bilmiyorum" dediği, dinlenen diğer davacı tanığı ...'un da aynı yönde beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. 13. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların düğünlerinde takılan ziynet eşyaları ile ilk önce ... plaka sayılı aracın satın alındığı ve 05.02.1996 tarihinde erkek eş adına tescil edildiği, erkeğin tayininin Ankara'ya çıkması nedeniyle eşlerin Ankara ilinden ev almak istedikleri, ilk olarak 4 numaralı bağımsız bölümün 04.04.1997 tarihinde satın alınarak kadın eş adına tescil edildiği, bu evin alımına ilişkin dosyada mevcut ve taraflarca doğruluğu kabul edilen ...tarafından düzenlenen belgeye göre "evin borcundan kalan 50.000.000 ETL bedelin kiracı çıkınca ödeneceği" şeklinde açıklamaya yer verildiği, bu tarihten sonra erkek eş adına kayıtlı ... plaka sayılı aracın 12.11.1997 tarihinde satıldığı, hayatın olağan akışına uygun olarak bu aracın satışından elde edilen parayla evin kalan borcunun ödendiğinin kabulünün gerektiği, sonrasında kadın adına kayıtlı olan 4 numaralı bağımsız bölümün 29.05.2000 tarihinde satılarak elde edilen para ile erkek adına kayıtlı 14 numaralı bağımsız bölümün alındığı, her ne kadar erkek eş tarafından 4 numaralı taşınmazın satılmasından elde edilen para ile kadına ziynet eşyası alındığı belirtilmişse de erkeğin bu iddiasına ilişkin ortak çocuk ...'i dinlettiği, çocuğun 28.02.1999 doğumlu olup tarafların evlenmesinden 17 yıl sonra dünyaya geldiği, dolayısıyla davaya konu araç ve evlerin alımında henüz bebek olduğu, beyanında ziynetlerle ilgili "annemde yüzük, bilezik, küpe gibi ziynet eşyaları vardı ancak bunların da ne olduğunu bilmiyorum" dediği, bu beyandan hareketle erkeğin 4 numaralı bağımsız bölümün satışından elde edilen paranın 14 numaralı bağımsız bölümün alınmasında değil de kadının kendisine ziynet eşyası aldığına ilişkin iddiasını kanıtladığının kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Olağan olan, evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza ev hanımı olan kadının var olan ziynetleri ile katkı yapmasıdır. Öyle ise kadının 14 numaralı bağımsız bölümün edinilmesine ziynetleriyle katkı yaptığı kabul edilerek katkı payı alacağı hesaplanması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 14. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Ankara 2. Aile Mahkemesine gönderilmesine, 13.12.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/1881 E., 2020/127 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” şeklindeki ibarelerin maddi hata sonucu bozma kararında yer aldığı, dolayısıyla anılan ibarelerin bozma kararından çıkarılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1881 E.  ,  2020/127 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı Hazine vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı Hazine vekili 20.10.1981 tarihli dava dilekçesinde; çekişme konusu Gebze ilçesi Darıca ... mevkiinde kain 2095 parsele uygulanan tapu kaydının 12.05.1955 tarihli ve 47 numaralı tapu kaydından intikal ve ifraz edildiğini, ifrazdan önce 28.05.1954 tarihli ve 86 numaralı tapu kaydı ile miktarı arttırılarak ve sekiz adet tapu kayıtlarının birleştirilmesi ile tek tapu kaydı oluşturulduğunu, tevhit ve tezyide esas teşkil eden Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinin 1954/93 E., 192 K. sayılı kararında Hazine hasım gösterilmediğinden ve 2644 sayılı Kanun’un 31. maddesi şartlarına uymadığından geçerli olmadığını, kaldı ki taşınmazın deniz kumsalı niteliğinde olduğunun saptandığını, deniz sınırı ile taşınmazın sınırlarının Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı kararına göre uzman bilirkişiler aracılığıyla tespit edilmesi gerektiğini, deniz ve onun tamamlayıcısı olan kumsal alanların devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde olduğunu ileri sürerek 2095 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline, davalıların el atmalarının önlenmesi ile üzerinde bulunan tesislerin kal'ine karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında da taşınmaz üzerinde arzi irtifak hakkı sahiplerinin davaya dâhil edilmesini istemiştir. Davalı Cevabı: 5. Dava, ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş.'ye husumet yöneltilerek açılmış olup, taşınmaz üzerindeki arzi irtifak hakkı sahipleri davaya dâhil edilmiştir. 5.1. Davalı ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş. vekili 04.12.1981 tarihli cevap dilekçesinde; taşınmazın Eylül 1927 tarihli ve 104 numaralı tapu kaydı ve tedavül kayıtlarına göre yapılan tapulama tespitinin 23.3.1962 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edildiğini, davacının ileriye sürdüğü hususların bu tespit tarihinden önce olan nedenlere dayandığını, davanın 766 sayılı Kanun'un 31/2 maddesinde yazılı 10 senelik hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığını, tescil davasının açıldığı tarihte Hazine'ye husumet yöneltilmesi zorunluluğu içeren Kanun hükmü bulunmadığından tescil ilamının Hazine'yi bağlayacağını, taşınmaza bitişik yitik kişilere ait arazilerin bulunmadığını, kıyının birkaç metresi hariç taşınmazın tamamen kara parçası olduğunu, plajın suni olarak meydana getirildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 5.2. Davaya dâhil edilen bir kısım arzi irtifak sahipleri yargılamaya katılarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkeme Kararı: 6. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.1987 tarihli ve 1981/327 E., 1987/150 K. sayılı kararı ile; 2095 numaralı parselin 16.08.1985 tarihli bilirkişi raporu, 19.09.1985 tarihli kroki ve 14.11.1986 tarihli harita mühendisi raporu ile belirlenen A, B, C, D kısımları tutarı olan 5054 m2’ye ilişkin tapu kaydının iptaline, E harfi ile gösterilen 4000 m2 tutarındaki yere ilişkin iptal talebinin reddine, davacının tescil talebinin Medeni Kanun (MK)’un 641. madde hükmü gereğince reddine ve tescil harici bırakılan 5054 m2’lik kısmın 775 sayılı Kanun gereğince belediyeye devir edilen yerlerden sayılmasına, 19.09.1985 ve 14.11.1986 tarihli krokilerde gösterilen tesisin E harfi ile belirtilen yere ait olması nedeniyle kal talebinin reddine, davacının meni müdahaleye ilişkin talebinin ise davalıların da istifadeye hakkı olmasına ve tescil harici bırakılan yer üzerinde kamu niteliğini kaldıracak müdahalelerinin muaraza şeklinde önlenmesine karar verilmiştir. 7. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş. ile... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.12.1988 tarihli ve 1988/9740 E., 14747 K. sayılı kararı ile; hasımsız olarak açılan tescil ve yüzölçümün arttırılması davalarının Hazine'yi bağlamayacağı, ne var ki Hazine'nin 7 parça temel tapuların belirlenecek kapsamlarına itiraz edemeyeceği, MK’nın 931 ve dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 766 sayılı Kanun'un 31/2 ve 3402 sayılı Kanun’un 12. maddelerinin deniz kumsalı niteliğindeki kamu malları hakkında Hazine'nin açtığı davalarda uygulanma yerinin olmadığı, hâl böyle olunca temel tapuların kapsamlarının sağlıklı olarak belirlenmesinden sonra dava konusu parselin bu yer içinde kalıp kalmadığının kesin olarak saptanması, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. 9. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 19.06.2001 tarihli ve 1989/472 E, 2001/381 K. sayılı kararı ile; 2095 sayılı parselin 1094.78 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisi ile deniz arasında kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, dava konusu 2095 parselin bilirkişi rapor ve krokisinde kıyı kenar çizgisi ile deniz arasında kaldığı belirtilen 1094,78m2'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline ve bu kısıma vaki davalı tecavüzünün menine karar verilmiştir. 10. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararına karşı davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.05.2010 tarihli ve 2010/4307 E., 2010/5197 K. sayılı kararı ile; 14 Mart 2009 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dâhil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" cümlesi ve aynı Kanun’un 3. maddesi ile de 3402 sayılı Kanun’a " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki geçici 10. madde eklendiği, öte yandan, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup kamu düzeni ile ilgili olduğu, diğer taraftan; her davanın açıldığı tarihteki koşullara bağlı olduğu, somut olayda, kadastro tespitinin kesinleştiği 23.03.1962 tarihinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiğinin açık olduğu, ne var ki davalı yararına da 2644 sayılı Kanun’un 8 ve 9. maddelerinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ve belirlenen kıyı kenar çizgisine göre taşınmazın bir kısmının tanımı 3621 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yapılan, kıyıda kaldığı keşfen sabit olduğu, hâl böyle olunca; yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilmek suretiyle gerek işin esası gerekse yargılama masrafları avukatlık ücreti ve harç yönünden bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 12. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 29.05.2012 tarihli ve 2011/73 E, 2012/233 K. sayılı kararı ile, 23.03.1962 yılında yapılan kadastro tespitinin kesinleştiği ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davalı şirket yönünden hak düşürücü süre nedeniyle davanın usulden reddine, hak düşürücü süreye bağlı kararın davanın yargılaması sırasında değişen Kanun kapsamında verilen bir karar olması da gözetilerek davalı şirket vekili yararına avukatlık ücretine hükmolunmamasına, diğer bütün davalılar yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 150/5. maddesinde yer alan düzenleme çerçevesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 13. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 14. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 10.12.2013 tarihli ve 2013/10428 E., 2013/18671 K. sayılı kararı ile; mahkemenin esasa ilişkin önceki kararı ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda açıklanan bozma kararı ile temyize konu son mahkeme kararı tümüyle, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 tarihli 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun 2 ve 3. maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulduğu, bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazine’nin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlandığı, ne var ki, bozma ve mahkeme kararlarından sonra, son kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” kararı verildiği ve bu iptal kararının 23.07.2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığı, öyle ise, kesin hüküm hâlini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün verildiği tarih itibariyle doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de, 10.03.1969 tarihli ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ve henüz anlaşmazlık hâli devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğunun söylenemeyeceği, bozma ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesince yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla artık taraflar yararına usuli kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, hâl böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiği, somut olayda; işin esasının ve dava konusu taşınmaz bölümünün, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesi ve ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’un 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilerek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekçesiyle gerekçesiyle bozulmuştur. Direnme Kararı: 15. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2015 tarihli ve 2015/285 E., 2015/260 K. sayılı kararı ile; kesinleşen kadastro tespitine, yasada Hazine yönünden ayrık bir düzenleme olmamasına ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolmuş olmasına nazaran bozmanın isabetli olmadığı ve önceki kararın isabetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 16. Direnme kararı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, burada varılacak sonuca göre 25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararının eldeki davaya uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Kıyıdan yararlanma” başlıklı 43. maddesi; “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.” şeklindedir. 19. 3621 sayılı Kıyı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı; “…Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını, Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı…” ifade eder, Aynı Kanun’un “Genel esaslar” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı; “…Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur…” şeklinde düzelenmiştir. 20. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesinin ilgili 3. fıkrası şöyledir : "Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. " 21. 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle: "Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır. " 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde: "Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır. " şeklindedir. 22. Bilindiği üzere, 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesindeki hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesince 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E, 2011/77 K sayılı karar ile anılan hükümlerin iptaline karar verilmiştir. 23. Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararında; iptale konu kuralların uygulanması hâlinde kıyı ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyet mümkün hâle geleceği, Anayasa 'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet yasakladığı, bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı olmadığı gerekçelerine yer verilerek anılan hükümlerin Anayasa 'nın 43. ve 169. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. 24. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesinde “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 25. Bu durumda öncelikle üzerinde durulması gereken husus, yerel mahkeme kararının Yargıtay Özel Dairesince bozulmasından sonra, bozma kararının dayanağını oluşturan yasal düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararına konu olması üzerine bozma kararına uyulmakla usule ilişkin kazanılmış haktan bahsedilip bahsedilemeyeceği meselesidir. 26. “Usulü kazanılmış hak” kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 27. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir. 28. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1960/5 K. ve 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulü kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak denilmektedir. 29. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Bu husus 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı (YİBK)'nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler (Hukuk Genel Kurulu’nun 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 E., 2017/1906 K. sayılı kararı). 30. Anayasa Mahkemesi de, usule ilişkin kazanılmış hak kavramına ilişkin olarak, Yargıtay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığını, bu içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunda ise kuşku bulunmadığını, dolayısıyla bozma kararı sebebiyle nihai anlamda sonuçlanmış bir karardan söz edilemeyeceğine göre sonradan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek karar verilmesinin hukuki belirlilik ilkesi yönünden sorun teşkil etmediğini belirtmiştir (Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu, B. No: 2015/10533, 4.4.2018, § 56-63). 31. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince; davacı Hazine tarafından çekişmeli taşınmazların kıyıda kaldığı ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı, yargılama sırasında 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki; “...Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmünün getirilmesi üzerine Özel Dairece 03.05.2010 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sonucu davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiği yönünden bozulduğu; mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 20.05.2012 tarihinde hak düşürücü süreden davanın reddine karar verildiği; hükmün Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, davada uygulanan kanun metninin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği gerekçesi ile bozulduğu; mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna geldiği anlaşılmaktadır. 32. Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden bu davaya uygulanabilecek olan kanun metni Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK’da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur. 33. O hâlde; yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kesinleşen kadastro tespiti gereğince 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesine göre 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolmuş olduğu şeklindeki yerel mahkeme gerekçesinin yerinde olduğu, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 35. Diğer taraftan 10.12.2013 tarihli Özel Daire bozma kararının 5. paragrafında taraflar ve dava konusu ilgili olmadığı anlaşılan “Davacı ile davalılardan Turgay 10.11.1983 tarihinde evlenmişler, 2.5.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 2.04.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” şeklindeki ibarelerin maddi hata sonucu bozma kararında yer aldığı, dolayısıyla anılan ibarelerin bozma kararından çıkarılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 36. Hâl böyle olunca; direnme kararı bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Özel Dairenin bozma kararının 5. paragrafında yer alan “Davacı ile davalılardan Turgay 10.11.1983 tarihinde evlenmişler, 2.5.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 2.04.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nın 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nın 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” ibarelerinin maddi hata sonucu yazıldığı anlaşıldığından bozma kararından çıkarılmasına ve maddi hatanın bu şekilde düzeltilmesine, 2- Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2012/5807 E., 2012/8983 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
maddesi uyarınca “mal ayrılığı”, bu tarihten eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği dönüşüm davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı TMK.nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir.
8. Hukuk Dairesi         2012/5807 E.  ,  2012/8983 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı Ülkü Bektaş ile ... aralarındaki katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Nevşehir Aile Mahkemesinden verilen 01.07.2010 gün ve 648/430 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, vekil edeninin düğün takılarıyla alınan aracın satışından gelen para ve altın olarak tutulan birikimiyle evlilik birliği içinde edinilen 40 DK 556 plakalı aracın davalı adına trafik siciline tescil edildiğini, fiili ayrılık döneminde davalının söz konusu aracı 3.kişiye muvazaalı olarak devrettiğini, vekil edeninin katkısı bulunduğunu açıklayarak 11.250 TL katkı payı alacağı ile yine aracın alım tarihinden sonra evlilik birliği içinde biriktirilen 12 gremse, 5 bilezik ve 3 büyük çeyrek altının yarı bedelinin misliyle davalıdan tahsiliyle vekil edenine ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, vekil edeninin yerleşim yeri Kırşehir Aile Mahkemesinin yetkili olduğunu, evlilik birliğinin sona ermediğini, daha önce açılan ve hükme bağlanan Nevşehir Aile Mahkemesinin 2006/379 Esas sayılı dosyasının ziynet eşyaları bakımından redle sonuçlandığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, ispatlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne; dava konusu araç bakımından 5500 TL katkı payının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, dava konusu 12 gremse, 5 burma bilezik ve 3 çeyrek altının ½'sinin misliyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümleri davalı vekili, redde ilişkin bölümü ise davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili hükmü davalı tarafın temyiz dilekçesinin tebliğinden sonra temyize cevap dilekçesiyle temyiz isteğinde bulunmuştur. Davalı tarafın temyiz dilekçesi davacı vekiline 22.09.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 433. maddesinde belirtilen temyize cevap süresi 10 gündür. Davacı vekilinin temyize cevap-katılma yoluyla temyiz dilekçesi süresinden sonra 05.10.2010 tarihinde verilmiştir. Davalı tarafın temyiz dilekçesinin tebliğ tarihi ile davacı vekilinin karşı temyiz dilekçesinin verildiği tarihe kadar süre geçmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemi geçersizdir. Davacı vekilinin temyiz isteminin sürenin geçmiş olması nedeniyle REDDİNE, Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Taraflar 10.07.1999 tarihinde evlenmiş, 24.08.2006 tarihinde açılan ilk boşanma davası redle sonuçlanmış, 27.06.2008 de Nevşehir Aile Mahkemesinin 2008/321 Esas ve 501 Karar sayılı dosyasıyla açılan eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığı rejimine dönüştürülmesine ilişkin dava kabul edilmiş, Nevşehir Aile Mahkemesinin 2009/112 Esas, 2010/203 Karar sayılı dosyasıyla 17.02.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 30.06.2010 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. Dava konusu araç 24.06.2004 günlü noterde düzenlenen satış sözleşmesine istinaden trafik siciline 22.07.2004 tarihinde davalı adına tescil edilmiş, 17.08.2006 tarihinde 3.kişiye satışla devredilmiştir. TMK.nun 179.maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK.nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı”, bu tarihten eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği dönüşüm davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı TMK.nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir. Dava konusu aracın alındığı tarih itibariyle eşler arasında geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejimi TMK.nun 225/2. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejimine dönüşüm davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, boşanmaya ve hükmen mal ayrılığına karar veren yer mahkemesi TMK.nun 214.maddesine göre somut uyuşmazlıkda da yetkili olduğuna, temyiz incelemesine konu davanın yargılama aşamasında taraflar arasında görülen boşanma davası kabul edilerek kesinleştiğine, uyuşmazlık konusu aracın alım tarihi itibariyle taraflar arasında TMK.nun 202.maddesi hükmü uyarınca edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olduğuna, iddianın ileri sürülüş şekline göre araca ilişkin talep TMK.nun 227.maddesine dayalı değer artış payı alacağı ve TMK.nun 219, 231 ve 236.maddelerine göre açılmış katılma alacağına ilişkin bulunduğuna, dava konusu aracın değeri 11.000 TL olarak belirlendiğine ve belirlenen değerin yarısı oranında alacağa hükmedildiğine, edinim tarihi, temyiz dilekçesi ve temyiz edenin sıfatı nazara alındığında araca ilişkin temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır. Davalı vekilinin hükmün araca ilişkin bölümüne dair temyiz itirazlarının reddiyle dava konusu araca ilişkin hüküm bölümünün ONANMASINA, Davalı vekilinin hükmün ziynet eşyalarına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; davacı taraf davalı adına kaydedilen aracın alım tarihinden sonra fiili ayrılık tarihine kadar birikimlerinin yukarıda cins ve miktarı yazılı altına çevrildiğini belirterek yarı bedelinin misliyle tahsilini talep etmiştir. Davacının Nevşehir Aile Mahkemesinin 2006/379 Esas sayılı dosyasında açtığı dava eşya ve düğünde takıldığı iddia olunan altınların iadesine ilişkin olduğundan incelenmekte olan dava bakımından kesin hüküm teşkil etmediği sabittir. Somut olayda; niza konusu altınların varlığına ilişkin belge sunulmadığı gibi, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre de davacının altınlara ilişkin isteği iddiadan öte delille kanıtlanamamıştır. Ancak davacı taraf, dava dilekçesinde ve 12.05.2009 tarihli delil dilekçesinde iddiasını ispat bakımından “vesair deliller” demek suretiyle açıkça yemin deliline de dayanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesine göre, herkes meşru vasıta ve yollarla mahkemelerde iddia ve savunma hakkına sahiptir. Yine TMK.nun 6. maddesine göre, iddia eden iddiasını ispatla mükelleftir. Davacının dava konusu altınlara ilişkin iddiasını ispat bakımından yemin deliline de dayandığı anlaşıldığına göre öncelikle davacı tarafın yemin teklif hakkını kullanmak isteyip istemediğinin sorulması, kullanmak istediği takdirde usulüne uygun bir biçimde davalının 6100 sayılı HMK.nun 228 vd. (1086 sayılı HUMK.nun 337 ve devamı) maddeleri gereğince davet edilip yeminli beyanına başvurulması ve sonucuna göre talebe konu altınlara ilişkin bir hüküm kurulması gerekir. Kabul şekline göre de; kural olarak edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi sonunda ortaya çıkan artık değere katılma veya değer artış payı hakkı ayni bir hak olmayıp, alacak hakkıdır. İstek uyuşmazlık konusu altınların birikim amaçlı alındığı iddiasıyla yarısının tahsiline ilişkin olduğuna, kişisel mal iddiasında bulunulmadığına göre alacak yerine misliyle iadesine hükmedilmiş olması da doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün altınlara ilişkin bölümünün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, aşağıda dökümü yazılı 17,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 309,55 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına ve 17,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 11.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2010/714 E., 2010/6144 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Sözleşme ile başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK.nun 170.maddesi gereğince mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı 20.09.2004 tarihine kadar ise, 4721 sayılı TMK.nun 202.maddesi uyarınca yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.
8. Hukuk Dairesi         2010/714 E.  ,  2010/6144 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı payı ve katılma alacağı Davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kayseri 3.Aile Mahkemesinden verilen 14.04.2009 gün ve 1057/438 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.11.2009 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı-karşı davalı ... vekili Avukat ... ve davalı-karşı davacı ... vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosyadaki eksik hususların ikmali için mahal mahkemesine iadesine karar verilmesine takiben eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacı-karşı davalı ... ... (...) vekili, tarafların 1985 yılında evlendiklerini, aralarında geçimsizlik çıkması nedeniyle 2004 yılında boşanma davası açıldığını, evlilik birliği içerisinde edinilen Tekirdağ’daki 2109 ada 1 parsel üzerindeki 16 nolu bağımsız daire, aynı parsel üzerindeki A ve B bloktaki arsalar, 1432 ada 10 parsel üzerindeki 3 ve 7 nolu bağımsız bölümler ile Kayseri’de bulunan 1863, 644 parseller ile 3426 ada 10 parseldeki 36 nolu bağımsız bölüm ve 854 ada 1660 parsel üzerindeki 11 nolu bağımsız bölüm, davalı adına kayıtlı 39 LP 657 plakalı minibüs, ... ve...plakalı traktörler, davalıya ait inşaat ve maden şirketlerinden elde edilen gelirler ile Kayseri Belediye’sine yapılan işlerden kaynaklanan alacaklar ve iş makinelerinin değeri üzerinden fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere toplam 400.000 TL alacağın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, davacı ... vekili, 08.03.2006 tarihli dilekçesiyle, taleplerinin 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş mal ve alacaklara yönelik olduğunu, mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar yönünden bir istekte bulunmadıklarını ileri sürerek taleplerini sınırlandırmış, karşı davanın yerinde olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı –karşı davacı ... vekili, asıl davanın yersiz olduğunu, evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmaz ve araçlar üzerinde davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak asıl davanın reddine karar verilmesini savunmuş, evlilik birliği içerisinde edinilen 3092 ada 3 parsel üzerindeki 9 nolu dairenin 19.01.2001 tarihinde vekil edeni tarafından alınarak davalı eş ... adına tescil edildiğini, bütün ödemelerin vekil edeni tarafından yapıldığını, davalı ...’nin aldığı emekli ikramiyesi, Ziraat Bankası hesabında bulunan 40.000 TL emekli olduğu tarihe kadar aldığı maaş ile emekli olduğu tarihten boşanma tarihine kadar almış olduğu emekli maaşı üzerindeki katılma alacağı toplamından oluşan 115.000 TL alacağın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine, davacı ...’nin talebinin edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemdeki malvarlığına ilişkin olup 1863 ve 644 parsellerin tasfiye tarihindeki, 39 LP 657 plakalı minibüsün sürüm tarihindeki toplam değerleri üzerinden belirlenen 60.183.45 TL katılma alacağı ile davalı-karşı davacı ...’ın davalı ...’nin emekli ikramiyesi üzerinden karşı davacı ... lehine belirlenen katılma alacağının TMK.nun 236.maddesi uyarınca mahsubu ile belirlenen 59.769.3 TL katılma alacağının tasfiye tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalı ...’dan alınarak davacı ...’ye verilmesine,asıl davacı ile karşılık davacının sair taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı-karşı davalı ... vekili ile davalı-karşı davacı ... vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmiştir. Taraflar, 14.03.1985 tarihinde evlenmiş, 20.09.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesi üzerine 28.01.2005 tarihinde boşanmışlardır. TMK. nun 225.maddesinin 2.fıkrasına göre evliliğin boşanma ile sona erdirilmesi durumunda, eşler arasında mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle son bulur (TKM.m.225). Sözleşme ile başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK.nun 170.maddesi gereğince mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı 20.09.2004 tarihine kadar ise, 4721 sayılı TMK.nun 202.maddesi uyarınca yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Asıl davada, dava konusu olan Tekirdağ’daki taşınmazlar 1990 yılında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak 2019 ada 1 parsel üzerindeki 16 nolu daire ile A ve B bloktaki arsalar 04.06.2002 tarihinde, 1432 ada 10 parsel üzerindeki 3 ve 7 nolu işyerleri 18.03.2005 tarihinde, Kayseri’de bulunan 644 parsel ile 1863 parsel boşanma davasının açıldığı tarihten önce 09.02.2004 tarihinde, 3426 ada 10 parsel ile 854 ada 1660 parseldeki 11 nolu bağımsız bölüm boşanma davasının açıldığı tarihten sonra 02.11.2004 ve 18.11.2004 tarihlerinde, 39 LP 657 plakalı minibüs 05.08.2004 tarihinde, ..ile 3... plakalı traktörler mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 05.02.1999 ve 30.05.2001 tarihlerinde satın alma yoluyla davalı-karşı davacı ... adına, birleşen dosyada dava konusu edilen 3092 ada 3 parsel üzerindeki 9 nolu bağımsız bölüm 19.01.2001 tarihinde tahsis yoluyla davacı-karşı davalı kadın ... adına tescil edilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacı-karşı davalı ..., 16.09.2003 tarihinde emekli olmuş ve 20.081.5 TL emekli ikramiyesi almıştır. Dava konusu mal varlığının bir bölümü mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önce, bir bölümü ise, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alınmış olup, davacı ... vekilinin talebi, 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mal varlığına ilişkin olup edinilmiş mallara katılma alacağı davası niteliğinde, davalı-karşı davacı ... vekilinin talebi, 3092 ada 2 parsel üzerindeki 9 nolu bağımsız bölüm yönünden katkı payı alacağı, emekli ikramiyesi, maaş ve bankadaki mevduat yönünden katılma alacağı niteliğinde bulunmaktadır. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacı ... vekilinin talebinin 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara ilişkin bulunduğuna, 3092 ada 2 parsel üzerindeki 9 nolu bağımsız bölümün 19.01.2001 tarihinde tahsis yoluyla davalı ... adına tescil edildiğine, taşınmaza ait tüm ödemelerin davalı koca tarafından yapılarak taşınmaz davacı kadın adına tescil edildiğine, ileri sürülen bu nitelikteki bir işlemin Borçlar Kanununun 234 ve devamı maddeleri gereğince gizli bağış niteliğinde kabul edilmesi gerektiğine ve Borçlar Kanununun 244 ve devamı maddeleri gereğince bağıştan rücuyu öngören usulüne uygun olarak açılmış bir dava ve istek de bulunmadığına, edinilmiş mal niteliğindeki 1863 ve 644 parsel ile 3... plakalı minibüs üzerindeki kadının katılma alacağı ile davacı-karşı davalı ...’nin bakiye yaşam süresi nazara alınarak emekli ikramiyesi üzerinden hesaplanan kocanın katılma alacağı usulüne uygun belirlendiğine ve TMK.nun 236.maddesi uyarınca yapılan mahsup sonucu davacı kadının katılma alacağı tespit edildiğine davacı-karşı davalı ...’nin emekli olduğu tarihe kadar ki maaşı ile emekli olduğu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ki emeklilik maaşının evlilik süresince müşterek çocukların eğitim ve bakım giderleri ile evin müşterek ihtiyaçlarına harcandığı anlaşıldığına, davacı-karşı davalı ... adına bankalarda kayıtlı para bulunmadığı bildirildiğine,davalı koca Erdal adına kayıtlı iş makinesi olmadığına ve dava konusu 3426 ada 10 parsel üzerindeki işyeri ile 854 ada 1660 parsel üzerindeki 11 nolu bağımsız bölümün boşanma davasının açıldığı tarihten sonra davalı koca tarafından edinildiğine, bu taşınmazların edinilmesine davacı kadının kişisel mallarıyla katkıda bulunduğu ileri sürülmediğine, dava konusu.... ve ..plakalı traktörlerin mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı koca tarafından edinildiğine, davacı kadın tarafından mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mal varlığına ilişkin dava ve istekte bulunulmadığına göre, davacı-karşı davalı ... vekilinin aşağıda belirtilen hususlar dışındaki temyiz itirazları ile davalı karşı davacı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle yukarıda açıklanan mal varlıklarına ilişkin davaların kabul ve reddine ilişkin hüküm bölümlerinin saptanan nedenlerle ONANMASINA, Davacı-karşı davalı ... vekilinin kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak davalı koca adına tescil edilen Tekirdağ’daki taşınmazlar ile davalının yöneticisi olduğu Sin-Ka İnşaat Ltd. Şti. ve Dinamik Madencilik Ltd. Şirketinden elde ettiği gelirler ve davalının ortağı olduğu şirket tarafından 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar Kayseri Büyükşehir Belediyesinden aldığı hak edişlere ilişkin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece bu taleplere ilişkin davaların reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir.Dava konusu Tekirdağ’da bulunan 2109 ada 1 parsel üzerindeki 16 nolu bölüm ile aynı parsel üzerinde bulunan A ve B bloklardaki arsalar ile 1432 ada 10 parseldeki 3 ve 7 nolu bağımsız bölümler 1990 yılında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca davalı koca adına tescil edilmiştir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde, arsa sahiplerine ait dairelerin 1998 yılında teslimi öngörülmüş, ancak; sözleşmede taraf olan davalı kocanın inşaatı süresinde bitirememesi ve dairelerdeki eksiklikler üzerine, arsa malikleri tarafından 2000 yılında Tekirdağ Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açılmış ancak, dosyanın takip edilmemesi nedeniyle HUMK.nun 409/5.maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.Anılan bu parseller edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 04.06.2002 tarihinde davalı koca adına kat irtifakı kurulmuş olup, mahkemece, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin ifa edildiği ve sözleşme gereklerinin yerine getirildiği tarih, bir başka anlatımla bu taşınmazların davalı kocanın mülkiyetine girdiği tarih ile bağımsız bölümler ve arsaların teslim tarihleri üzerinde durulmamış, taşınmazların kişisel malı ya da edinilmiş mal niteliğinde olup olmadığı üzerindeki duraksama giderilmemiştir. Bu hususlar olayın çözümünde önem taşımaktadır. Bundan ayrı; davalı koca evlilik birliği süresince ortağı ve yöneticisi olduğu madencilik ve inşaat şirketi aracılığı ile ticari faaliyette bulunarak kar elde etmiş, Kayseri Büyükşehir Belediyesine iş yapmak suretiyle 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar hakedişlere hak kazanmıştır. Mahkemece davalının anılan yollarla gelir elde edip etmediği araştırılmamış, davacı kadının katılma alacağı olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Mahkemece yapılacak iş; Tekirdağ’da bulunan 2109 ada 1 parsel üzerindeki bağımsız daire ve arsaların 1432 ada 10 parsel üzerindeki 3 ve 7 nolu bağımsız bölümlerin hangi tarihte edinildiği, davalının kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edinimi hangi tarihte yerine getirdiği ve taşınmazların mülkiyetinin hangi tarihte davalı kocaya geçtiğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenmesi, tüm taşınmazlara ait tapu kayıtlarının ilk oluşturulduğu günden itibaren, intikaller ve iktisap sebepleri de gösterilecek biçimde Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, davalının ortak ve yönetici olduğu madencilik ve inşaat şirketinin gerek sermayesinden elde ettiği kar gerekse yöneticilikten dolayı ücret ile Belediyeden elde ettiği hakedişlerin tarihleri dikkate alınarak davacı kadının bu malvarlıkları üzerindeki katılma alacağının belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ... vekili tarafından açılan dava, TMK.nun 202, 218, 219, 231, 235 ve 236 maddeleri gereğince açılan yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiş malvarlığı üzerindeki katılma alacağı isteğine ilişkindir. Yukarıda ada ve parsel numarası açıklanan Tekirdağ’da bulunan taşınmazlar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 04.06.2002 tarihinde kat irtifakı yoluyla davalı koca adına tescil edilmiştir. O halde; davacı vekilinin talebi nazara alınarak Tekirdağ’da bulunan taşınmazların davalın mülkiyetine geçtiği tarih ile yapıların tamamlanıp teslim alındığı tarihlerin usulüne uygun olarak tespiti, davalı adına kayıtlı inşaat ve madencilik şirketlerinin aktif ve pasifler ile 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar davalı adına yapılan ödeme ve kar paylarının belirlenmesi gerekirse bu konuda uzman bilirkişilerden açıklamalı rapor alınması, (konunun uzmanı üç kişiden kurulu bilirkişi heyetinden) ondan sonra eklenecek değerlerden (TMK.m. 229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere davalı eşin edinilmiş mallarının (TMK.m.219) toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözönünde tutularak davacı kadının katılma alacağının hükme bağlanması gerekmektedir. Yukarıda açıklanan araştırma ve incelemeler yapılmadan yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davacı–karşı davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 2109 ada 1 parsel üzerindeki daire ve arsa ile davalının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlerden elde ettiği gelirlere ilişkin hüküm bölümlerinin açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428.maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 625,00 TL avukatlık ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı-karşı davalıya verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 65,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3.504,05 TL’nın temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına ve 65,00 TL peşin harcın istek halinde davacı-karşı davalı ...'e iadesine 16.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 202 ]
8. Hukuk Dairesi 2010/6209 E., 2011/1087 K. 8. Hukuk Dairesi 2010/6209 E., 2011/1087 K. - DAVA ZAMANAŞIMI - KATKI PAYI ALACAĞI - MAL AYRILIĞI REJİMİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 5 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 178 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 179 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 202 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ] - 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 170 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 66 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 125 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 132 ] "İçtihat Metni" A... ile A.. aralarındaki tapu iptali, tescil ve katkı payı alacağı davasının reddine dair (Bafra İkinci Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi)'nden verilen 22.04.2010 gün ve 255/247 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: Davacı A... vekili; dava dilekçesinde tarafların 03.09.1979 tarihinde evlendiklerini, vekil edeninin 1981 yılında Almanya'da çalışmaya başladığını, 1983 yılında ise, davalının yanına gittiğini ve çalışmaya başladığını, evlilik birliği içerisinde 1170 ada 66 parsel sayılı taşınmazın satın alındığını, tapu kaydının davalı üzerinde bulunduğunu, davacı ve davalının çalışmaları sonucu ortak katkıları ile arsa üzerinde 4 katlı bina yapıldığını, vekil edeninin taşınmaz üzerinde %50 oranında hakkı bulunduğunu, bu nedenle anılan parselin tapu kaydının 1/2 oranında İptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline, bu olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile 20.000 YTL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı A.. vekili cevap dilekçesinde; tarafların 27.12.2005 tarihli mahkeme kararı ile boşandıklarını, hükmün temyiz edilmeyerek 10.03.2006 tarihînde kesinleştiğini, arsanın ortak alındığı ve üzerindeki binanın birlikte yapıldığı yönündeki davacı tarafın iddiasının doğru olmadığını, davacının ailesinin Samsun'da oturduğunu, bu nedenle davacının Bafra'da inşaat yapılmasını istemediğini, davacının alınan taşınmaza ve üzerine yapılan binaya hiçbir katkısının bulunmadığını, arsanın 1984 yılında satın alındığını, üzerindeki binanın İnşaatının ise, 1994 yılında tamamlandığını, Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi gereğince davanın zamanaşımına uğradığını ve zamanaşımı definde bulunduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, "...Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesindeki dava zamanaşımı suresinin geçtiğini, somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını..." gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. Dava, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmaz ile bu taşınmaz üzerinde inşa edilen 4 katlı binaya yapılan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir. Mahkemece/ 4721 sayılı TMK'nın 178. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Taraflar 03.09.1979 tarihinde evlenmişler, eldeki davanın davalısı A.. tarafından 06.04.2005 tarihinde; Bafra Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan, Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılan ve 10.03.2006 tarihinde kesinleşen 27.10.2005 gün ve 2005/138 Esas, 2005/577 Karar sayılı hükmü ile boşanmışlardır. Bu durum karşısında taraflar arasında evlenme tarihinden boşanma davasının açıldığı ve 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TMK'nın 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, başka bir mal rejimi seçmediklerinden 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği 06.04.2005 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nın 202, 225 ve 4722 sayılı Kanun'un 10/1 maddeleri). Uyuşmazlık konusu 1170 ada 66 sayılı parsel mal ayrılığı rejiminin geçerliği olduğu dönemde 30.07.1984 tarihinde alınmış olup, davalı Ali adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Üzerindeki 4 katlı binanın inşaatı ise, gerek cevap dilekçesine ve gerekse dosyadaki bilgi ve belgelere göre 1994 yılında tamamlanmıştır. Görüldüğü gibi arsanın alımı ve üzerindeki binanın yapımı, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğinden ve yapıldığından, taraflar arasındaki uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gereğince çözümlenmesi gerekmektedir. Mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar için Türk Medenî Kanunu'nda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesinde; bu Kanun ve Borçlar Kanunu'nun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır, denilmektedir. TMK'nın 179. maddesinde ise, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır hükmüne yer verilmiştir. Şu halde TMK'nın 5. maddesi yoluyla, Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin somut olayda uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Çünkü taşınmaz ve üzerindeki bina 01.01.2002 tarihinden önce edinilmiştir. Bu konuda bir uyuşmazlık da söz konusu değildir. Bu durum karşısında mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı TMK'nın 178. maddesi 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen ve eşler arasında yasal mal rejimi dışında başka bir mal rejimi sözleşmesinin söz konusu olmadığı mallar hakkında uygulanır. Bu bakımdan mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi hukuki yanılgıya dayalıdır. Öte yandan Borçlar Kanunu'nun 132/1-2 bendi uyarınca evlilik devam ettiği sürece karı-kocadan birinin, diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez. Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin de somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. O halde mahkemece yapılacak iş; iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, yukarıda yapılan açıklamaların gözönünde tutulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hukuki yanılgı sonucu zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usu! ve kanuna aykırıdır. Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 01.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Eşlerin mal rejimi sözleşmesi yapma şekli ve zamanı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir.
B) Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılabilir.
C) Evlenme başvurusu sırasında evlendirme memuruna yazılı bildirimde bulunularak da mal rejimi seçilebilir.
D) Taraflar, kanunda yazılı olmayan, kendi yarattıkları yeni bir mal rejimi türünü sözleşmeyle kabul edebilirler.
E) Mal rejimi sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir, küçükler ise bu sözleşmeyi yasal temsilcilerinin rızasıyla yapabilir.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol