4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 218

Türk Medeni Kanunu 218. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 218- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. II. Edinilmiş mallar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2020/458 E., 2021/889 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Türk Medeni Kanunu ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar (TMK m. 218). Edinilmiş malı tanımlayan TMK’nın 219. maddesi ''Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Hukuk Genel Kurulu         2020/458 E.  ,  2021/889 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “katılma alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı-karşı davalı ... dava dilekçesinde; davalı ile 2003 yılında evlendiklerini, boşanma davası devam ederken mal rejimi gereğince paylaştırılması gereken malların davalı tarafından bir kısmının kaçırıldığını, aralarında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasının gerektiğini, edinilmiş mal niteliğinde olup davalı adına kayıtlı ... Köyü 299 parsel 1 ve 2 no'lu bağımsız bölümler, ... Mah. 17 ada 24 parsel 42 no'lu bağımsız bölüm, Mersin Mezitli Tece Köyü 2105 parsel 17 no'lu bağımsız bölüm, Mersin Yenişehir Menteş Köyü 9668 ada 3 parsel sayılı taşınmaz, Mersin Yenişehir Çiftlik Köyü 1315 parsel 2 no'lu bağımsız bölüm; davalının sahibi ve ortağı olduğu ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti’ndeki hak (kâr) ve alacaklarının yarısı, davalının sahibi olduğu 33 K 5030 ve ... plakalı araçlar, davalının sahibi olduğu belirtilenlerden başka taşınmazlar varsa, bunların mal rejimi tasfiyesi kapsamında %50 oranında kendisi adına tesciline, bu nedenlerle evlilikten sonra alınmış olan ... Sağlık Hizmetleri Turizm, İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin hissesi oranında şirket mallarının, taşınmaz malların ve motorlu vasıtaların yasal mal rejimi kapsamında 1/2 oranında adına tesciline, davalının hâlen oturmakta olduğu Bakanlıklar Caddesi Özmavi Kent Sitesi No:2 Arkum Beldesi Silifke/Mersin adresinde bulunan ev eşyalarının tespiti ile yarısının aynen, olmazsa fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla nakdi değerinin yasal faizi ile birlikte kendisine ödenmesine, talep edilmeyen tüm hak ve alacaklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 5. Davacı-karşı davalı vekili 25.03.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile; katılma alacağı davalarını daha önce 5.000TL üzerinden açtıklarını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere dava konusu Mahmudiye Mahallesi 42 no'lu bağımsız bölüm için 65.000TL, Tece'de bulunan daire için 20.000TL, ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti'ndeki 98/100 hissesindeki taşınmazlar için 100.000TL, ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti'ndeki 98/100 hissesindeki kâr payı için 210.000TL olmak üzere toplam 400.000TL talep ettiklerini, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalarının 400.000TL'ye çıkartılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı ve Karşı Dava İstemi: 6. Davalı-karşı davacı ... vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacı-karşı davalının boşanma davasından birkaç gün sonra tüm eşyaları Mersin’deki evine taşıdığını, bu eşyaların bedelinin yarısının müvekkiline ödenmesi gerektiğini, ayrıca evlendikten sonra tamamına yakın tutarı müvekkilinin katkısı ile alınan ... plakalı aracın daha sonra davacı-karşı davalı tarafından satıldığının öğrenildiğini, satılan araç bedelinin yarısının müvekkiline ödenmesi gerektiğini, davacının devlet memuru olmasına ve kanunen yasak olmasına rağmen güzellik salonu işletmeciliği yaparak 100.000TL'den fazla tutardaki bir meblağın batmasına neden olduğunu, davacının asılsız şikayetlerinin zarara sebep olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere eşyalar nedeniyle 1.000TL, ... plakalı araç nedeniyle 7.000TL, güzellik salonu nedeniyle 1.000TL, davacının asılsız şikayetlerinin sebep olduğu zarar nedeniyle 1.000TL olmak üzere toplam 10.000TL’nin yasal faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 23.03.2016 tarihli dilekçe ile ... plakalı araca ilişkin 7.500TL katılma alacağı, güzellik salonuna ilişkin 23.400TL katılma alacağı olmak üzere toplam 33.900TL alacak talep ettiklerini bildirmiş, davacı ...’ün açtığı davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 7. Mersin 2. Aile Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2010/1652 E. 2016/237 K. sayılı kararı ile; davalı-karşı davacı vekilinin zamanaşımı itirazının reddine, asıl davaya ... taşınmaz ve araçlara yönelik tescil talebinin reddine, 299 parselde 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler, 17 ada 24 parselde 42 nolu bağımsız bölüm, 9668 ada 3 parsel, 1315 parselde 2 nolu bağımsız bölüme ilişkin katılma alacağı davasının reddine, davaya ... ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. adına kayıtlı araç ve taşınmazlar ile bu şirkete ilişkin talep edilen hak ve alacaklara ilişkin davanın reddine, asıl davaya ... eşyaya ilişkin alacak davasının feragat sebebiyle reddine, 2105 parselde 17 nolu bağımsız bölüme ilişkin katılma alacağı davasının kabulü ile bu taşınmaza ilişkin 20.000TL katılma alacağının davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya ödenmesine, karşı davaya ... ... plaka sayılı 2004 model Cıtroen marka araca ilişkin katılma alacağı davasının kabulü ile bu araca ilişkin 7.500TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya ödenmesine, Özge Güzellik Salonu'na ilişkin karşı davanın reddine, karşı davaya ... eşya alacağı davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, 1 adet 50TL değerinde buzdolabı, 1 adet 50TL değerinde bulaşık makinesi, 1 adet 50TL değerinde büyük fırın, 1 adet 10TL değerinde plastik banyo çekmece seti olmak üzere toplam 160TL'nin 1/2'si olan 80TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya ödenmesine, karşı davaya ... asılsız şikayetler sebebiyle zarara yönelik davanın genel mahkemelerin görevine girmesi sebebiyle görevsizlik kararı verilmek üzere bu davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydına, tarafların hükmün B-5 ve C-1 maddeleriyle hükmün altına alınan katılma alacaklarının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 236/1. maddesi gereğince takas edilmesi sonucunda 12.500TL katılma alacağının davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 22.11.2018 tarihli ve 2016/15937 E. 2018/19045 K. sayılı kararı ile; “…1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı-karşı davacı vekilinin tüm, davacı-karşı davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı-karşı davalı vekilinin ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.deki kar payına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri, o eşin kişisel malıdır (TMK mad. 220/2) Aksi mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmamışsa kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır (TMK mad. 219/4 ve 221/2). Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut edinilmiş mallar tasfiye edilir (TMK mad. 235/1). Malvarlıkları, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vs) göre değerlendirilir (TMK mad. 228/1). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK mad. 227/1 ve 235/1), sürüm (rayiç) değerleri (TMK mad. 232, 239/1) hesaba katılır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir. Eşler, 22.08.2003 tarihinde evlenmiş, 12.10.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 09.07.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad. 202/1). Dava konusu ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti eşler arasında evlilik birliğinin kurulmasından önce 08.09.1999 tarihinde kurulmuştur. Anılan şirkette davalı-karşı davacı eşin şirketin kurulmasından itibaren ve evlilik birliğinin devamı süresince %98 hissesi bulunduğu anlaşılmakta olup bu hisse davalı-karşı davacının kişisel malıdır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 Sayılı TMK mad. 179). Kişisel mal niteliğindeki şirket hissesi üzerinde davacı eşin mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacak hakkı bulunmamaktadır. Ne var ki; aksi kararlaştırılmadığından evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadarki döneme ilişkin olarak davalının şirketteki hissesine düşen gelir edinilmiş mal olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir. Mahkemece yapılacak iş; evlilik birliğinin kurulduğu 22.08.2003 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 12.10.2009 tarihine kadar, dava konusu şirketin kar edip etmediğinin, kar etmişse davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesidir. Kar payı ödemesi yapılması veya karın şirkete yatırım olarak kullanılması durumunda, bu miktarların mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla ulaştığı reel değer belirlenerek mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmalıdır. Ödenmiş kar payının mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olmaması durumunda ise; iddia ve savunma doğrultusunda toplanan tüm deliller, ailenin ekonomik ve sosyal statüsü, yaşam standardı ve hayatın olağan akışına göre aile harcamasında kullanıldığı kabul edilen makul miktar belirlenip çıkarıldıktan sonra, kalan miktarın mal rejiminin tasfiyesinde gözetilmesi gerekir. Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi geçen gerek görülürse mali müşavir, bankacı ve hesap bilirkişi veya bilirkişilerinden de yardım alınmalıdır. Mahkemece, yukarıda açıklanan Daire'nin ilke ve uygulamalarına göre araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Mersin 2. Aile Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/709 E. 2019/890 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak mahkemece tanık olarak dinlenen davalının babası ...'nın beyanı ve bu beyanı destekleyen diğer kanıtlar doğrultusunda hesap bilirkişisinin kök raporundaki şirkete ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yerinde görüldüğü, söz konusu şirketteki davalı adına kayıtlı olan hissenin esasen davalı-karşı davacının babasına ait olduğu, dolayısıyla davacı-karşı davalının kâr payı talep hakkı doğmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay yönünden evlilik birliğinin kurulmasından (22.08.2003), boşanma dava tarihine (12.10.2009) kadarki döneme ilişkin olarak davalı-karşı davacının şirketteki hissesine düşen gelir açısından davacı-karşı davalı tarafın kâr payı talep hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Konunun aydınlatılması açısından edinilmiş mallara katılma rejimi hakkında kısaca bilgi vermekte yarar bulunmaktadır. 14. 01.01.2002 tarihinden önce yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre kural (yasal) mal rejimi, mal ayrılığı olup, istenilirse mal birliği ve mal ortaklığı rejimlerinden biri de seçilebilmekteydi. 15. 01.01.2002 tarihinden itibaren yürürlüğe giren TMK ise, edinilmiş mallara katılma rejimini yasal (kural) mal rejimi olarak benimsemiş olup; taraflarca mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden biri de istenilirse seçilebilecektir (TMK m. 202; 4722 s. Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 10). 16. Türk Medeni Kanunu ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar (TMK m. 218). Edinilmiş malı tanımlayan TMK’nın 219. maddesi ''Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler'' şeklindedir. 17. Kişisel mallar ise, TMK’nın 220. maddesinde sayılmıştır. Buna göre; “1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevi tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler” kanun gereğince kişisel mal sayılırlar. 18. Öyle ise, eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı onların kişisel malı kabul edilecektir (TMK m. 220/2). 19. Açıklanan yasal düzenlemelerden sonra somut olaya bakıldığında; tarafların 22.08.2003 tarihinde evlendikleri, 12.10.2009 tarihinde açılan dava sonucunda Mersin 1. Aile Mahkemesinin 21.02.2011 tarihli ve 2009/1245 E. 2011/106 K. sayılı kararı ile tarafların boşanmalarına karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.03.2012 tarihli ve 2011/8938 E. 2012/6888 K. sayılı kararı ile onandığı, karar düzeltme talebinin de 09.07.2012 tarihinde reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte (12.10.2009) sona ermiştir. Sözleşme ile başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 s. Kanun m. 10, TMK m. 202/1). 20. Özel Daire ile mahkeme arasında ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’deki kâr payı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Dava konusu şirket eşler arasında evlilik birliğinin kurulmasından önce 08.09.1999 tarihinde kurulmuştur. 21. Her ne kadar mahkemece tanık beyanları ve hesap bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda şirketin hakim ortağının davalı-karşı davacının babası olduğu ve bu nedenle davacı-karşı davalı yönünden kâr payı talep hakkı doğmayacağı kanaatine varılmış ise de, dosya kapsamındaki ticaret sicil müdürlüğü resmî kayıtları karşısında davalı-karşı davacının şirketin kurulmasından ve evlilik birliğinin devamı süresince şirkette hakim ortak olarak payı bulunduğu anlaşılmaktadır. 22. Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesine göre eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü malvarlığı değerleri edinme şekline bakılmaksızın kişisel mallardan sayılmıştır. Dolayısıyla eşlerin evlenmeden önce edinilmiş olan şirket hisseleri kişisel mal olarak kabul edilecektir. Ne var ki aksi kararlaştırılmadığından evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadar ki döneme ilişkin olarak davalı-karşı davacının şirketteki hissesine düşen geliri edinilmiş mal grubuna dahil olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir. 23. O hâlde mahkemece evlilik birliğinin kurulduğu 22.08.2003 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 12.10.2009 tarihine kadar anılan şirketin kâr payı hususunda Özel Daire bozma kararında belirtilen hususlar yönünden araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 24. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.07.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2016/704 E., 2018/122 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Bu aşamada konumuzla ilgisi bakımından Türk Medeni Kanununda düzenlenen “Edinilmiş mallara katılma rejimi” üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunun “Kapsamı” başlığını taşıyan 218. maddesi;
Ceza Genel Kurulu         2016/704 E.  ,  2018/122 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Günü : 17.11.2011 Sayısı : 240-451 Nitelikli yağma suçundan sanık ...'in TCK'nun 148/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.11.2011 gün ve 240-451 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 27.01.2016 gün ve 28087-381 sayı ile; "Yağma suçunun geceleyin, konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Yasanın 149. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (h) bentleri ile uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi" eleştirisiyle zorunlu müdafii ücreti ve TCK’nun 53. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, Daire Üyesi İ. Kaya; “Sanık ... ile müşteki ....'nın resmi nikâhla evli oldukları, 19.01.2010 olay tarihinde şüphelinin, müştekiden kolundaki bileziklerini istemesi üzerine başlayan tartışmada basit nitelikte darp edip ölümle tehdit ederek bilezikleri aldığı, savunmasında ödenmesi gerekli taksitler nedeniyle bilezikleri istediğini, eşinin vermemesi üzerine de bilezikleri keserek aldığını beyan ettiği.. iddiasıyla hakkında Yenişehir Sulh Ceza Mahkemesine 'basit yaralama' suçundan TCK'nın 86/2, 3.a ve 'tehdit' suçu nedeniyle de 106/1-1.cümle maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, Bu mahkemece, altınların zor kullanmak sureti ile alındığı, tehdit iddiasının da yağma suçunun unsuru içinde yer aldığı, bu şekilde sanığın eyleminin kül halinde TCK'nın 148. maddesinde düzenlenen üst sınırı 10 yıl olan ve 5235 s.y.nın 10. maddesi gereğince değerlendirme görevi Ağır Ceza Mahkemesine ait bulunan 'yağma' suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosya Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Aşamalarda; Katılan; kolundaki altınları sanığın zorla ve pense ile keserek aldığını, bu esnada bileğinden yaralandığını bildirmiş, Sanık; eşi olan müştekinin kendisini zorla TOKİ'ye üye yaptırdığını, TOKİ borcunu ödeyebilmek için fiili işlediğini, eşinin kolundaki altın bilezikleri keserek aldığını, ancak kesinlikle kendisini ölümle tehdit etmediğini, olay esnasında yanlarında müşterek kızları...'in bulunduğunu savunmuş, Müşterek kızları olan tanık... de; '...babamın TOKİ borcu vardı. Bu borcu nedeniyle babam annemden altınları istedi. Annem vermedi. ...Anneme kesinlikle vurulmadı. Babam annemin kolundan bilezikleri pense ile keserek zorla aldı.' şeklinde beyanlarda bulunmuş, Yerel Ağır Ceza Mahkemesince, olayın oluşu; '..müşteki beyanları, tarafların müşterek çocukları ve olay görgü tanığı olan...'in beyanı, ...ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; müşteki ile sanığın olay tarihinde karı-koca oldukları, olay günü sanığın TOKİ'ye olan borçlarını ödemek için müştekinin kolundaki altın bileziklerini ...vermesini istediği, müştekinin kabul etmemesi üzerine sanığın pense ile müştekinin kolundaki altın bilezikleri kesmek suretiyle zorla kolundan aldığı yine müştekinin boynundaki altın kolyeyi de kopartmak suretiyle zorla aldığı, müştekinin sanığın bu eylemleri sırasında bileğinden ...basit şekilde yaralandığı, sanığın suçunu açıkça kabul ettiği, olayın tek görgü tanığı ..müşterek çocukları olan tanık...'in Yenişehir Sulh Ceza Mahkemesinde 11.02.2011 tarihli celsede verdiği beyanında olayı doğruladığı anlaşılmış olup, sanığın bu haliyle üzerine atılı yağma suçunu işlediği sabit olduğu..' biçiminde kabul edilerek, 5237 sayılı TCK'nın 148/1, 62. ve 53. maddeleri gereğince sonuç 5 yıl hapis cezasına mahkûmiyeti yönünde hüküm kurulmuştur. Her ne kadar, mahkûmiyet hükmü gerekçesinde, '..sanığın pense ile müştekinin kolundaki altın bilezikleri kesmek suretiyle zorla kolundan alma fiilinin yanı sıra, yine müştekinin boynundaki altın kolyeyi de kopartmak suretiyle zorla aldığı, ..müştekinin ayrıca boynundan da basit şekilde yaralandığı..' kabulüne yer verilmiş ise de; buna ilişkin iddianamede bir anlatım ve açılmış bir kamu davası bulunmamaktadır. Bu nedenle Tebliğnamede de bu konuya hiç değinilmediği anlaşılmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde; '..dosya içerisindeki nüfus kaydına göre sanık ile mağdurun resmen evli oldukları, olay günü sanığın konut satın aldığı TOKİ'ye olan borcunun taksitini ödemek amacıyla tarafların evlilik birliği içerisinde edindikleri, ancak mağdur ... tarafından kullanılan altın bilezikleri istediği, mağdurun vermek istememesi üzerine ..mağduru yaralayarak bilezikleri zorla aldığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 150/1. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 86/2-3-a, 106/1. (1 cümle) maddelerindeki 'kasten yaralama ve tehdit' suçlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması ..usul ve yasaya aykırı görülmekle ..hükmün bozulması..' talep edilmiştir. Öncelikle, inceleme konusu yağma suçu unsurlarına bakacak olursak; 'Yağma' suçu; failin, bir başkasının zilyetliğindeki taşınabilir bir maldan zilyedinin rızası bulunmaksızın faydalanmak amacıyla, cebir ve tehdit kullanmak suretiyle zilyedini, bu malı kendisine teslimine veya bulunduğu yerden alınmasına karşı koymamaya zorlamasıdır. Yağma suçu, cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir 'mürekkep/birleşik suç'tur. Bu nedenle yağma suçunun hukuki konusu da birden fazladır. Yağma suçuyla korunan hukuki yarar; bir taraftan hırsızlık suçunda olduğu gibi zilyetlik ve buna bağlı haklar iken, diğer taraftan tehdit suçunda olduğu gibi kişi özgürlüğü ve cebir suçunda olduğu gibi vücut dokunulmazlığıdır.(Yaşar/Gökcan/ Artuç, TCK, C. IV s.4329-4330, Erem, a.g.e. C.IV, 796; Meran, Sahtecilik- Malvarlığı-Bilişim Suçları (2005), s.70, Parlar/Hatipoğlu, Türk Ceza Kanunun Yorumu, Cilt 2, (2007), 1125). Burada cebir ve tehdit, malvarlığına karşı işlenen suçta araç olduğundan, yağma suçuna 'malvarlığına karşı suçlar' arasında yer verilmiştir (Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s.428, CGK'nın 26.03.2002 tarih ve 2002/1-94-2002/225 sayılı kararı). Suçta 'fiil öğesi' bağlamında 'kanuna aykırılık ögesi'nin gerçekleşmesi için, suçun manevi unsurunun da oluşması gerekir. Yağma suçu, kastla işlenebilen bir suçtur. Failin, yukarıda belirtilen suçun hareket unsurlarına bilerek ve isteyerek yönelip gerçekleştirmesinin yanı sıra, yağma suçunda failin amacı, kural olarak mülk edinmeye yönelik olmalıdır (Yaşar/Gökcan/Artuç, TCK, C. IV s.4338). Başka amaçlara yönelinmiş ise, yağma suçunun unsurları oluşmaz. Örneğin, failin amacı zarar vermeye yönelik ise, bu durumda 'mala zarar verme' suçu oluşacaktır (Yaşar/ Gökcan/Artuç, TCK, C. IV s.4343, 6. CD'nin 31.10.2006 tarih ve 2004 tarih ve 2004/3633-2006/10444 sayılı kararı). Hırsızlık suçunda, fiilin ağır ve acil bir ihtiyacın karşılanması için işlenmesi hali, 5237 s. TCK'nın 147. maddesinde 'indirim ve cezasızlık nedeni' olarak öngörülmesine karşın, yağma suçunda böyle bir düzenleme öngörülmemiştir. Ancak, zorunluluk nedeniyle fail yağma yapmak zorunda kalmış ise, bu durumda TCK'nın 25. maddesi hükümleri uygulanabilecektir. Aynı durum, meşru müdafaa yönünden de geçerlidir (Yaşar/Gökcan/ Artuç, TCK, C. IV s.4343-4344, Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, Cilt I, (2007), s.347-348). Yağma suçunda 'kullanma hırsızlığına benzer şekilde, kullanma yağması açıkça düzenlenmemiş, bu konu Yargıtay uygulaması ile çözülmeye çalışılmıştır. Doktrinde; Bazı yazarlarca, failin eyleminin mülkiyete yönelik olmadığı, kullanmaya yönelik olduğu durumlarda yağma suçunun oluşmayacağı, failin cebir/tehdit kullanma ve hırsızlıktan cezalandırılması gerektiği kabul edilmekte (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, (2006), s.522), Diğer bazı yazarlar da, suçun teşekkül edebilmesi için malın mutlaka sahip olmak maksadıyla alınmış bulunmasının şart olmadığını, yararlanmanın geçici olmasının yağma suçunun oluşmasına engel olmayacağını ileri sürmektedirler. Uygulamada; Uzun yıllardan beri yağma suçlarına bakan Yargıtay 6. Ceza Dairemiz, yakın zamanlara kadar; suçun maddi konusunu teşkil eden malın mülk edinilmesi söz konusu olmaksızın sadece kullanma amacıyla da alınmış olsa, başlı başına madde metninde belirtilen suçun hareket unsurlarının/davranışların gerçekleştirilmesi halinde yağma suçunun oluşacağını kabul etmiş olmakla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun son kararlarında; doktrinde bazı yazarların, fiil ögesinde kanuna aykırılığın gerçekleşmesi bağlamında suçun manevi/kasıt unsurunun da oluşması, yani failin amacının taşınır malın aynına/mülk edinilmesine yönelik olması gerektiğine ilişkin kabullerinde belirtildiği gibi, başka (örneğin cep telefonunun, iletişimin önlenmesi ya da arama kayıtlarına bakılması gibi maksatlarla zorla alınması gibi) amaçlara yönelinmiş ise yağma suçu unsurlarının oluşmayacağı, sonucuna ulaşılmıştır. Yüksek Genel Kurulun, (sanığın iki yıldır birlikte olduğu mağdur enin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip silahını doğrultarak tehdit ve kabzasıyla da darbettiği mağdurenin elinden cep telefonunu, arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla alması, 20 gün sonra iade etmesi) şeklinde gerçekleşen bir olaya ilişkin olarak verdiği 26.01.2016 gün ve 6-709–33 sayılı kararında; '..olay yerine gelen sanığın mağdureye 'evde kim var orospu' demesi, telefonu "arama kayıtlarına bakmak için' alması, kullanmadan iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup, sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin 'silahla tehdit' ve 'kasten yaralama' suçlarını oluşturabileceği, üzerine atılı 'yağma' suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı..' kabul edilmiştir. Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya döndüğümüzde; Sanık ... ile müşteki ....'nın 20.05.1991 tarihinde resmi nikâhla evlendikleri, müşterek 1992 doğumlu... isimli kız ve 1996 doğumlu .... isimli erkek çocukları bulunduğu anlaşılmaktadır. Çalışan kadın olduğuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Sanık, eşi olan müştekinin kolundaki altın bilezikleri keserek alma fiilini, kendisini zorla üye yaptırdığı TOKİ borcunu ödeyebilmek için işlediğini savunmuş, müşterek kızları... de; babasının TOKİ'ye olan borcu nedeniyle annesinden altınları istediğini beyanla savunmayı doğrulamıştır. Başka benzer dosyalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen tebliğnamelerde de; (..sanık ile katılanın karı koca oldukları ve katılan kadının çalışmayan ev hanımı olduğu, sanığın katılanı kasten yaralayıp.. altınları ..zorla almasında, katılana altınların kim tarafından alındığı, evlilik birliği devam ederken paydaş oldukları altınların boşanma süreci ile hukuki ilişkiye dayalı alacağa (TCK. m.150/1) konu olup olmayacağı tartışılmaksızın karar verilmesinin eksik araştırmaya dayalı ve yasaya aykırı olduğu..) yönünde, görüş ve taleplerde bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu nedenle, konuya ilişkin olarak Özel Hukuk'ta evlilikte eşler arası mal rejimini düzenleyen Türk Medeni Kanunu hükümlerine bir göz atacak olursak; Eşler arasında 'mal ayrılığı sistemi'nin öngörüldüğü 17.2.1926 tarih ve 743 sayılı TMK hükümleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 08.12.2001 tarihli 24607 sayılı R.G.'de yayımlanmakla yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılmış, yeni kanun 'Dördüncü Bölüm'de 'Eşler arasındaki mal rejimi' düzenlenmiş, bazı ayırımlar öngörülmüştür;– 'Birinci Ayırım - Genel Hükümler - A. Yasal mal rejimi' başlıklı 202 vd. maddeleri ile aşağıdaki hükümler getirilmiştir; Eşler arasında edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanması asıldır (A. Yasal mal rejimi, m.202/1). Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler (m.202/1). Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir (B. Mal rejimi sözleşmesi, m. 203/1). Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler (III. Sözleşmenin şekli, m. 205/1). Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz (D. Alacaklıların korunması, m. 213/2). Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur (m. 213/2). – 'İkinci Ayırım - Edinilmiş mallara katılma - A. Mülkiyet - Kapsamı' başlıklı 218 vd. maddeleri ile getirilen hükümler ise şunlardır; Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar (I. Alacaklıların korunması, m. 218). Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir (II. Edinilmiş malları, m. 219). Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, ...(III. Kişisel mallar, 1. Kanuna göre, m. 220). ...Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler (2. Sözleşmeye göre, m. 221/2). Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir (IV. İspat, m. 222/3). Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir (B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf, m. 223/1). Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur (C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk, m. 223/1). Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer (m. 225). Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur (II. Malların geri alınması ve borçlar, 2. Değer artış payı, m. 227/1).. Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler (m. 227/2). Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.. (3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme, m. 227/1). Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir... (V. Artık değere katılma, 1. Kanuna göre, m. 236/1). – 'Üçüncü Ayırım' başlığı altındaki 242 vd. maddelerde, Mal Ayrılığı'na ilişkin hükümler düzenlenmiş, – 'Dördüncü Ayırım' başlığı altındaki 244 vd. maddelerde, Paylaşmalı Mal Ayrılığı'na ilişkin hükümler düzenlenmiş, – 'Beşinci Ayırım' başlığı altındaki 256 vd. maddelerde, Mal Ortaklığı'na ilişkin getirilen hükümler de şu şekildedir; Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar (A. Mülkiyet, 1. Kapsamı, m. 256). Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur (II. Ortaklık malları. 1. Genel mal ortaklığı, m. 257/1). Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar (m. 257/2). Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler (2. Sınırlı mal ortaklığı, m. 257/1). Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya  sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler (b. Diğer mal ortaklıkları, m. 259/1). Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler (B. Yönetim ve tasarruf, I. Ortaklık mallarında, 1. Olağan yönetim, m. 262/1-2).. Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir (m. 262/1-2). Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur: 1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan, 2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan, 3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan, 4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan (C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk, I. Ortaklık borçları, m. 268). Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur (II. Kişisel borçlar, m. 269/1) Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Müşteki ...., sanık ...'un resmi nikâhlı eşidir. Resmi nikâhlı eşi olan müştekinin kolundaki altın bileziklerini alma fiilini, mülk edinmek için değil, evlilik birlikleri sırasında onun kendisini üye olması için zorladığı TOKİ dairesine ait borçlarını ödeyebilmek amacıyla işlediği müşterek kızları...'in anlatımları ile doğrulanan sanık savunması, yerel mahkemenin oluşa ilişkin kabulü ve tüm dosya kapsamı içeriğine göre, temyiz incelemesine konu olayda; 20.05.1991 tarihinde resmi nikâhla evlenmelerinden önce 08.12.2001 tarihli 24607 sayılı R.G.'de yayımlanmakla yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun eşler arası mal rejimini düzenleyen hükümleri bağlamında; – Tarafların, evlenmeden önce veya sonra (noterde düzenleme veya onaylama şeklinde) 'mal rejimi sözleşmesi' yapabilecekleri (m.203/1), ya da evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilecekleri (m.205/1), sözleşme yapılmamış ise 202/1. m.ye göre eşler arasında edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanmasının asıl olacağı, sözleşmeyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilecekleri (m. 202/2), – Kanunda öngörülen ayırımlardan ikincisi olan 'edinilmiş mallara katılma rejimi'nin; edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını (m.220. Yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya) da kapsamakta (m. 218) ve aksi ispat edilinceye kadar eşlerin bütün mallarının edinilmiş mal kabul edilmekte olduğu (m. 222/3), – Beşinci ayırım olan 'mal ortaklığı rejimi'nin; ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsamakta (m.256) ve 'genel mal ortaklığı'nda eşlerin ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olduğu (m.257/2), ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetecekleri (m.262/1-2), her eşin olağan yönetim sınırları içinde ortaklığı yükümlülük altına sokabileceği ..ortak mallarda tasarrufta bulunabileceği (m. 262/1-2) ve üçüncü kişilere karşı 268. maddede belirtilen (..evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan, yine diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran..) borçlardan kişisel ve ortaklık malları ile sorumlu olduğu, yine diğer bütün borçlardan ise kendi kişisel malları ile ve ortaklık mallarının da değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulacakları (m.268/1), Biçimindeki yasal düzenlemeler, bir bütün halinde göz önünde bulundurulduğunda; Tarafların, 4721 s. TMK'nın eşler arası mal rejimini düzenleyen hükümlerine göre evlenmeden önce veya sonra (noterde düzenleme veya onaylama şeklinde) 'mal rejimi sözleşmesi' yapıp yapmadıkları, ya da evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirmiş olup olmadıkları, sözleşme yapılmamış ise eşler arasında edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanması asıl olacağından sözleşme yapmışlar ise kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edip etmedikleri, böyle ise hangisini seçtikleri ve bu rejime ilişkin düzenlemeler kapsamında suça konu edilen altın bileziklerin kim tarafından katılana alındığı hususlarının etraflıca araştırılması, belirlenecek durumlarına göre evlilik birliği devam ederken paydaş oldukları altınların boşanma süreci ile TCK'nın 150/1. maddesi kapsamında bir hukuki ilişkiye dayalı alacağa konu olup olmayacağının tartışılması/değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi, Buna göre de, sanık hakkında ayrıca 5237 s. TCK'nın 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Açıklanan nedenlerle; Tüm bu hususlar gözetilmeksizin ve yanılgılı uygulama sonucunda yazılı şekilde sadece 5237 s.TCK'nın 148/1, 62. maddelerinin uygulanması suretiyle mahkûmiyet hükmü kurulmasının, eksik araştırmaya ve değerlendirmeye dayalı bulunduğu düşüncesiyle, Mahkûmiyet hükmünün başka nedenlerden düzeltilerek onanması yönündeki Yüksek Daire sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum” görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.03.2016 gün ve 37512 sayı ile; "...İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 6. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, sanığın bu suçu işleyip işlemediğine yani sübuta veya cezanın bireyselleştirilmesine, usul kurallarına ilişkin olmayıp itirazın konusu, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; suç tarihinde ve halen resmi nikâhlı olarak evlilikleri devam eden ve müşterek çocukları bulunan sanık ile müştekinin olay gününde evlerinde TOKİ' den aldıkları dairenin taksitinin ödenmesi sebebiyle tartışmaya başladıkları ve sanığın, evlilik birliği içerisinde edinilen mallardan olup müştekinin kolunda takılı bulunan 3 adet altın bileziği istediği ancak müştekinin vermek istememesi üzerine de cebir kullanarak zorla pense ile keserek bilezikleri aldığı ve boynundaki kolyeyi de çekerek kopardığı, müştekinin polise şikâyeti üzerine de önce hakkında sulh ceza mahkemesine tehdit ve yaralama suçundan kamu davası açılıp görevsizlik kararı verilmesiyle de Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda yağma suçundan mahkûm edildiği görülmektedir. Başsavcılığımız tarafından düzenlenen 10.07.2013 tarihli tebliğnamede sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Yasanın 86/2-3-a ve 106/1. maddelerindeki tehdit ve yaralama suçlarını oluşturduğu kabul edilerek hükmün bozulması talep edilmiş ancak Yüksek Daire tebliğname ile aynı doğrultudaki muhalefete rağmen yağma suçundan tayin olunan 5 yıl hapis cezasına ilişkin hükmü oyçokluğuyla onamıştır. 'Daha az cezayı gerektiren hal' başlıklı 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesine bakıldığında; 'Madde 150- (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.' düzenlemesi yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre, sanık ile resmi nikâhlı evli olan ve aralarında ayrı bir mal rejimi bulunmadığı anlaşılan sanık ile müşteki evlilik birliği içerisinde edinilen mallarda ortaktırlar ve ayrı ayrı hak sahibi bulunmaktadırlar. Suça konu bileziklerin nitelikleri gereği müştekinin kullanımında bulunması tamamının O’na ait olduğu gibi bir kabule götüremez. Zaten sanık da savunmalarında, resmi nikâhlı eşi olan müştekinin ısrarıyla TOKİ den bir daire satın aldıklarını ancak taksitini ödemekte zorlandığı için bilezikleri istediğini, bilezikleri de müştekiye kendisinin satın aldığını beyan etmektedir. Sanık ile müştekinin müşterek kızları tanık...'de bu savunmayı doğrulamıştır. Olayımızda yağma suçunun maddi unsurunun şekli olarak gerçekleştiği kabul edilebilirse de, mahkûmiyetin şartı olan manevi unsur ve suça konu malların evlilik birliği içerisinde edinilen mallardan olması birlikte değerlendirildiğinde, eylemin yağma suçu olarak kabulü ceza adaleti ve hakkaniyet kurallarına uygun görünmemektedir.5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesi yollamasıyla sanığın var olan eylemine TCK'nun 86/2-3-a ve 106/1. maddesinin uygulanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince, 31.03.2016 gün, 3460-2561 sayı ve oyçokluğuyla itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı yağma suçunun 5237 sayılı TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ... ile katılan ...'in evli oldukları, 19.01.2010 tarihinde saat 19.30 sıralarında konutunda bulunan sanığın, TOKİ'ye olan borçlarını ödeyebilmek için eşi olan katılandan kolundaki bilezikler ile boynundaki altın kolyesini istediği, ancak katılanın kolye ve bileziklerini vermeyeceğini söylediği, bunun üzerine sanığın katılanın boğazına sarılıp “seni öldüreceğim” dediği, ardından da katılanın boynundaki kolyeyi kopararak, kolundaki üç adet bileziği ise pense ile keserek zorla aldığı, Yenişehir Devlet Hastanesince katılan hakkında düzenlenen adli rapora göre; boyunda üç adet, sağ el bileğinde ise iki adet yüzeysel sıyrıklar tespit edildiği, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, Sanık ile katılan 20.05.1991 tarihinde evlenip suç tarihinden sonra boşandıklarının, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde ise sanık ile katılanın 31.08.2015 tarihinde yeniden evlendiklerinin anlaşıldığı, Katılanın hükümden sonra mahkemeye verdiği 21.11.2011 tarihli dilekçesinde özetle; sanığın aldığı bileziklerin bedelini ödediğini, zararının giderildiğini ve şikâyetinden vazgeçtiğini bildirdiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... kollukta; sanık ile yirmi yıldır evli olduklarını, 19.01.2010 tarihinde saat 19.30 sıralarında sanığın kendisinden kolundaki üç adet altın bileziğini istediğini, veremeyeceğini söylediğinde ise bilezikleri kendisinin aldığını söyleyip, elleriyle boğazını sıkarak “seni öldüreceğim” dediğini, ardından sağ kolundaki bilezikleri pense ile kesip aldığını, bu esnada bileğinden yaralandığını, mahkemede benzer ifadelerine ek olarak; sanığın kendisini aldatması nedeniyle evden gitmek istediğini, ancak sanığın buna engel olduğunu ve boynundaki kolye, parmağındaki yüzük ve kolundaki bilezikleri zorla aldığını, sanığın aldığı altınları iade etmediğini, Görevli mahkemede tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık... Girgin görevsiz mahkemede; sanığın babası, katılanın ise annesi olduğunu, sanığın TOKİ'ye olan borcunu ödeyebilmek için katılandan altınlarını istediğini, katılanın altınları vermeyip evi terk etmek istediğini, bunun üzerine sanığın öfkelenerek katılanın kolundaki bilezikleri pense ile kestiğini, daha sonra ise üstüne çullanıp boynundaki kösteği çekip zorla aldığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; katılan ile yirmi yıldır evli olduklarını, TOKİ'den aldığı dairenin taksitini ödeyemediği için katılandan kolundaki üç adet altın bileziği istediğini, vermeyeceğini söylemesi üzerine sinirlenerek katılanın kolundaki bilezikleri pense ile kesip aldığını, katılana kötü muamelede bulunmadığını ve darp etmediğini, görevsiz mahkemede benzer anlatımlarına ek olarak; katılanı tehdit etmediğini, boynundaki kolyeyi koparırken tırnakları ile katılanı boynundan yaraladığını, mahkemede; katılanın kendisini zorla TOKİ'ye üye yaptırdığını, TOKİ'ye olan borcunu ödeyebilmek için katılana ait altınları aldığını, geri ödeyecek durumunun olmadığını savunmuştur. Yağma suçu 5237 sayılı TCK'nun 148 ile 150. maddelerinde düzenlenmiş olup Kanunun 148. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması" şeklinde suçun temel hali, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde de kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı hükümleri düzenlenmiştir. Kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. 5237 sayılı TCK'nunda, 765 sayılı TCK'nun 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine Kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Aynı TCK'nun "Daha az cezayı gerektiren hal" başlıklı 150. maddesi; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiş olup madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde eylem daha az cezayı gerektiren yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun 150. maddesinde sözü edilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramı hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı haktır. Alacak hakkı malvarlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkıdır. Alacak hakkı herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nisbi bir haktır. Borç ilişkisinden doğan haklar sadece borçluya karşı ileri sürülebilir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Dolayısıyla TCK'nun 150. maddesi ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir. (Veli Özber Özek, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin, Ankara, 2008, C. 2, s.1059-1061) Bu aşamada konumuzla ilgisi bakımından Türk Medeni Kanununda düzenlenen “Edinilmiş mallara katılma rejimi” üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunun “Kapsamı” başlığını taşıyan 218. maddesi; “Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar”, “Edinilmiş mallar” başlığını taşıyan 219. maddesi; “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler”, “Kişisel mallar” başlığını taşıyan 220. maddesi; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler”, “Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması” başlıklı 228. maddesinin birinci fıkrası ise; “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır”, Şeklinde düzenlenmiştir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre edinilmiş mallara katılma rejimini yasal mal rejimi olarak benimsemiştir. Evlilik birliğinin tarafları isterse mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden birini de seçebileceklerdir. 4721 sayılı Kanun ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsamaktadır. Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Kişisel mallar ise, TMK’nun 220. maddesinde sayılmıştır. Eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı onların kişisel malı kabul edilecektir. Eşler arasındaki mal rejiminin mahkemece evliliğin iptali veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceği belirtilmiştir. TMK'nun 220/1. maddesi uyarınca eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyaları kişisel mal olarak sayılmıştır. Burada ifade edilen genellikle eşlerin günlük hayattaki ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan eşyalar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Eşlerin giyim eşyaları, takıları, hobi eşyaları, cep telefonu, makyaj malzemeleri, bakım eşyaları gibi eşyalar bu kapsamda sayılabilir. Eşlerden birine ait takılar; kişisel kullanıma özgüyse, değeri ne kadar yüksek olursa olsun kanun gereği kişisel mal sayılacaktır. Kişisel malın yalnızca malik olan eş tarafından kullanılması da gerekmektedir. Kadın eşe takılan takılar ise, kural olarak bağışlama niteliği taşıdıkları için kadının kişisel malı sayılmaktadır. Nitekim Yargıtayın yerleşmiş içtihadı bu doğrultudadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirdirildiğinde; Suç tarihinde evli olup ortak konutta bulundukları sırada sanığın TOKİ'ye olan borcunu ödeyebilmek için katılandan kolundaki 3 adet bilezik ile boynundaki altın kolyesini istediği, katılanın vermeyeceğini söylemesi üzerine sanığın boğazına sarılıp öldüreceğinden bahisle tehditle birlikte kolundaki 3 adet bileziği pense ile keserek ve boynundaki kolyeyi kopararak zorla aldığı olayda; fazla miktarda olmayan ziynet eşyası katılanın mülkünde olup, katılan tarafından takı olarak kullanıldığı, sözü edilen takıların katılanın kişisel malı olduğu, bu nedenle "edinilmiş mallara katılma rejimine" dayalı bir hukuki ilişkiden söz edilemeyeceği, sanığın da aşamalarda zorla aldığı altınların ortak mülkiyetinden söz etmediği, sanık ile katılan arasında başkaca alacak ve borç ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nun 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...; "Olay tarihinde yaklaşık 20 yıllık resmi nikahlı karı koca olan taraflardan katılan ...'nın talebi ile sanık ..., TOKİ'den taksitle ev almış ve taksitlerini ödemekte zorlanınca eşi olan katılandan kolunda ve boynunda duran bilezik ve kolyesini vermesini istemiştir. Sanığın talebine olumsuz cevap veren katılan, sanık tarafından zor kullanılarak boynundaki kolye koparılmış, kolundaki bilezikler de zorla ve pense yardımıyla kesilerek alınmış ve bu arada katılanda BTM ile giderilebilecek derecede yaralanmıştır. Olay tarafların ortak ikametgahlarında ve büyük çocukları...'in yanında gerçekleşmiştir. Tanık... beyanı ve dosya kapsamına göre annesinin talebi üzerine babasının TOKİ'den taksitle ev aldığını, ancak borcunu ödeyemeyince annesinden altınlarını isteğini bununla TOKİ'ye ödeme yapacağını söylediğini ancak annesi razı olmayınca babasının cebir kullanarak altınları aldığı sabittir. Sanığın eyleminin TCK.nun 149/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunun maddi unsurlarını oluşturduğunda kuşku yoktur. (Cebir ve zorla alma) Ancak sanığın eşine karşı yağma kastı ile hareket edip etmediği, yani, suçun maddi, manevi, hukuka aykırılık unsurlarından manevi unsurunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi önem taşımaktadır. Şöyle ki; Katılan ev hanımı olup üzerinde taşıdığı altınların örfen kendisine ait olduğu umumi kabul görmektedir. Medeni Kanunda 2001 yılında yapılan değişiklik sonrası evlilik birlikteliği içinde tasarruf amacıyla alınan altınların ise ortak malvarlığına dahil olduğu Yargıtayın yerleşik uygulaması ile kabul olunmuştur. Evlilik birlikteliği devam ederken katılanın talebi üzerine taksitle alınan ve taksit borcu geciken evin taraflar arasında özel bir mal rejimi usulü tercih edilmemiş ise; sanık ve katılana ait ortak mal sayılacağı Türk Medeni Kanununda düzenlenmiştir. Dosya kapsamından taraflar arasında özel bir mal rejimi usulü tercih edilip edilmediği araştırılmamış olup, şayet özel tercih edilen bir mal rejimi usulü yoksa sadece kadına ait olduğu anlaşılsa bile altınların sanık tarafından mal edinmek, katılanın zararına sahiplenilmek kastı olmaksızın sanık ve katılanın ortak maliki olduğu ve taksit borcu olan TOKİ evinin borcunu ödemek amacıyla alındığı böylece katılanın zararına sadece kendi yararına bir menfaat temini sözkonusu olmadığı ancak bu sırada katılana karşı müessir fiil ve tehdit suçunu işlenmiş ise bu eylemlerinden sorumlu tutulması gerektiği tarafımızdan kabul edilmiştir. Yağma suçu mürekkep bir suç olup kendisini oluşturan hırsızlık ve müessir fiil veya hırsızlık ve tehdit suçlarının birlikte işlenmesiyle oluşan farklı bir suç olarak öngörülmüş ve birleşen suçlardan daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Yağma suçunu oluşturan suçlar bağımsızlıklarını kaybetse de unsur itibariyle yağma suçu içinde yer almaktadırlar. Yağma suçunun maddi unsurlarından biri mutlaka hırsızlıktır. Hırsızlık, bir başkasının menkul malını, zilyedinin rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile alınmasıyla oluşur. Olayımızda altınların katılandan alınmasının nedeni dosya kapsamı ve ortak çocukları tanık...'in de beyanına göre ailenin taksitle aldığı evin geciken taksit borcunu ödenmesi olduğundan ve yine alınan altınların katılanın şahsi malını evlilik birlikteliği içinde alınan katılan ve sanığa ait ortak mal mı olduğu araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken bu araştırmalar yapılmadan ve altınların ortak malvarlığından olduğu veya altınların ortak evin borcuna mahsuben ödenmek için zorla alındığının anlaşılması halinde yağma suçunun manevi unsurları oluşmadığından münferit olarak tehdit ve müessir fiil suçları yönünden değerlendirme yapmak yerine sanığın yağma suçundan cezalandırılmasına dair çoğunluğun görüşene muhalifim" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/6731 E., 2013/19083 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Dava; ziynet eşyaları yönünden, ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi, çekici ve dorseler yönünden, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan TMK'nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi         2013/6731 E.  ,  2013/19083 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı, ziynet alacağı ... ile ... aralarındaki katılma alacağı, ziynet alacağı davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ... Aile Mahkemesi'nden verilen 16.01.2013 gün ve 5/42 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tarafların 1994 yılında evlendiklerini, müvekkilinin kişisel malı niteliğindeki 19 adet 22 ayar bilezik,1 adet 55 gram 22 ayar bilezik ile 7 adet Cumhuriyet altınından oluşan ziynet eşyalarının davalı tarafından iade edileceği vaadi ile alındığını ancak iade edilmediğini, yine edinilmiş mal niteliğinde olan ... ve ... plakalı çekiciler üzerinde 1/2 oranında katılma alacağı bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, ziynet eşyaları nedeniyle 10.000, çekiciler nedeniyle 10.000 TL katılma alacağının boşanma kararının kesinleştiği tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle verdiği 01.11.2012 tarihli ıslah dilekçesinde, bilirkişi raporunda belirtilen ziynet alacağı ile çekici ve mütemmim cüzü olan dorselerden (römork) kaynaklanan katılma alacağının davalı taraftan alınmasını istemiştir. Davalı ... ile davalı vekili aşamalarda; davanın yersiz açıldığını, ziynet eşyalarının ortak ihtiyaçlar için harcandığını, miktarının yüksek gösterildiğini, davacının çekiciler ve dorseler üzerinde alacak talebinde bulunamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kararda yazılı ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde dava tarihindeki değeri üzerinden belirlenen 21.276,00 TL. ziynet eşyası bedelinin dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte, çekiciler ile mütemmim cüzü olan dorseler üzerinden belirlenen 49.500,00 TL.katılma alacağının boşanma kararının kesinleştiği tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Taraflar, 10.04.1994 tarihinde evlenmişler, 15.08.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 09.02.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra bir yıl içinde başka mal rejimi seçilmediğinden, taraflar arasında evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM’nin 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 15.08.2011 tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s...10 m.). Yanlar arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK'nun 225/2). Dava konusu çekicilerden ... plakalı araç, 08.02.2010 tarihinde, ... plakalı araç 04.02.2010 tarihinde satın alınarak davalı ... adına tescil edilmiş, ... plakalı çekici 19.08.2011 tarihinde dava dışı Bahattin Yel’e devredilmiştir. Dava; ziynet eşyaları yönünden, ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi, çekici ve dorseler yönünden, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan TMK'nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, Mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacıya ait kişisel mal niteliğindeki ziynet eşyalarının cins ve miktarları ile dava tarihindeki değerleri uzman bilirkişi aracılığı ile usulüne uygun olarak belirlendiğine, ziynet eşyalarının davalı tarafından alındığı dolaylı olarak kabul edildiğine göre, taraf vekillerinin ziynet eşyalarına yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün bu bölümünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, Davalı vekilinin, çekici ve dorselere ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, çekicilerin ayrılmaz bir parçası kabul edilerek dorseler hakkında yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesinde; plakalarını bildirmek suretiyle açıkça 2 adet çekici hakkında dava açmış, dorseler hakkında bir talepte bulunmamıştır. Davacı vekili, harcını yatırmak suretiyle verdiği 01.11.2012 tarihli ıslah dilekçesinde ise; talep miktarını bilirkişi raporunda gösterilen miktara yükseltmiştir. Mahkemece, davaya konu dorselerin plakası yazılı çekicilerin mütemmim cüzü olduğu, davanın dorseleri de kapsadığı görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemenin kabulüne katılma olanağı bulunmamaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3.maddesinde, çekici; “römork ve yarı römorkları çekmek için imal edilmiş olan ve yük taşımayan motorlu taşıttır", römork; “motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak için imal edilmiş motorsuz taşıttır”, şeklinde tanımlamış ve dorselerin ayrıca trafik siciline tescil edilmesi gerektiği öngörülmüştür. 4721 sayılı TMK'nun 684’üncü maddesinde ise; “Bütünleyici parça, yerel adetlere göre, asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır” şeklinde tanımlanmıştır. Davaya konu dorselere bağımsız plaka numarası verilmek suretiyle, çekicilerden ayrı şekilde trafiğe tescil edildiğine, kasko, sigorta vb. işlemleri çekicilerden bağımsız olarak yapıldığına göre, dorselerin çekicilerden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekir. Eşya hukukunda olduğu gibi bu tür araçların çekicinin ayrılmaz parçası olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bundan ayrı; “taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan HMK'nun 26. (HUMK.nun m. 74) maddesine göre; “hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır,ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” HUMK.nun 74, 75 ve 76. maddeleri uyarınca (6100 sayılı HMK.nun 26, 33 m.) hakim, tarafların hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, Türk Kanunlarını re'sen uygulamakla yükümlüdür. Hâkimin tarafların bildirdikleri vakıalar ile bağlı olması bu kurala aykırı değildir. Çünkü, tarafların bildirdikleri vakıalara uygulanacak hukuk kaidesini bulmak ve uygulamak tamamen Hâkimin işidir. Taraflar ileri sürdükleri vakıaların mahiyeti hakkında yapmış oldukları hukuki tavsif ve sebepler hâkime yardımcı olursa da bunlarla asla bağlı değildir. (Bkz. Prof Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Üçüncü Baskı Sayfa 348; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku Cilt: 1, Sayfa 200). Dava dilekçesinin tavsifi Hâkime ait olup, tarafların iddia ve savunmaları doğru algılanmalıdır. O halde; hükme konu dorseler yönünden harcı yatırılmak suretiyle usulüne uygun olarak açılmış bir dava ve istek bulunmamasına karşılık Mahkemece, çekicilerin mütemmim cüzü olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Kabule göre de, mahkemece alacağa boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz yürütülmüştür. Dava; edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağına ilişkin olup bu tür davalarda TMK.nun 239/3. maddesi uyarınca karar tarihinden geçerli olarak faize hükmedilmesi gerekmektedir. Mahkemece faiz başlangıç tarihinin boşanma kararının kesinleştiği tarihi olarak belirlenmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu husus özel olarak temyize getirilmediğinden bozma nedeni yapılmamış ve sadece hataya değinilmekle yetinilmiştir. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün çekiciler, dorseler ve faize ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı davacıya ait 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 907,50 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2010/714 E., 2010/6144 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
vekili tarafından açılan dava, TMK.nun 202, 218, 219, 231, 235 ve 236 maddeleri gereğince açılan yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiş malvarlığı üzerindeki katılma alacağı isteğine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi         2010/714 E.  ,  2010/6144 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı payı ve katılma alacağı Davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kayseri 3.Aile Mahkemesinden verilen 14.04.2009 gün ve 1057/438 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.11.2009 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı-karşı davalı ... vekili Avukat ... ve davalı-karşı davacı ... vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosyadaki eksik hususların ikmali için mahal mahkemesine iadesine karar verilmesine takiben eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacı-karşı davalı ... ... (...) vekili, tarafların 1985 yılında evlendiklerini, aralarında geçimsizlik çıkması nedeniyle 2004 yılında boşanma davası açıldığını, evlilik birliği içerisinde edinilen Tekirdağ’daki 2109 ada 1 parsel üzerindeki 16 nolu bağımsız daire, aynı parsel üzerindeki A ve B bloktaki arsalar, 1432 ada 10 parsel üzerindeki 3 ve 7 nolu bağımsız bölümler ile Kayseri’de bulunan 1863, 644 parseller ile 3426 ada 10 parseldeki 36 nolu bağımsız bölüm ve 854 ada 1660 parsel üzerindeki 11 nolu bağımsız bölüm, davalı adına kayıtlı 39 LP 657 plakalı minibüs, ... ve...plakalı traktörler, davalıya ait inşaat ve maden şirketlerinden elde edilen gelirler ile Kayseri Belediye’sine yapılan işlerden kaynaklanan alacaklar ve iş makinelerinin değeri üzerinden fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere toplam 400.000 TL alacağın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, davacı ... vekili, 08.03.2006 tarihli dilekçesiyle, taleplerinin 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş mal ve alacaklara yönelik olduğunu, mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar yönünden bir istekte bulunmadıklarını ileri sürerek taleplerini sınırlandırmış, karşı davanın yerinde olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı –karşı davacı ... vekili, asıl davanın yersiz olduğunu, evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmaz ve araçlar üzerinde davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak asıl davanın reddine karar verilmesini savunmuş, evlilik birliği içerisinde edinilen 3092 ada 3 parsel üzerindeki 9 nolu dairenin 19.01.2001 tarihinde vekil edeni tarafından alınarak davalı eş ... adına tescil edildiğini, bütün ödemelerin vekil edeni tarafından yapıldığını, davalı ...’nin aldığı emekli ikramiyesi, Ziraat Bankası hesabında bulunan 40.000 TL emekli olduğu tarihe kadar aldığı maaş ile emekli olduğu tarihten boşanma tarihine kadar almış olduğu emekli maaşı üzerindeki katılma alacağı toplamından oluşan 115.000 TL alacağın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine, davacı ...’nin talebinin edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemdeki malvarlığına ilişkin olup 1863 ve 644 parsellerin tasfiye tarihindeki, 39 LP 657 plakalı minibüsün sürüm tarihindeki toplam değerleri üzerinden belirlenen 60.183.45 TL katılma alacağı ile davalı-karşı davacı ...’ın davalı ...’nin emekli ikramiyesi üzerinden karşı davacı ... lehine belirlenen katılma alacağının TMK.nun 236.maddesi uyarınca mahsubu ile belirlenen 59.769.3 TL katılma alacağının tasfiye tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalı ...’dan alınarak davacı ...’ye verilmesine,asıl davacı ile karşılık davacının sair taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı-karşı davalı ... vekili ile davalı-karşı davacı ... vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmiştir. Taraflar, 14.03.1985 tarihinde evlenmiş, 20.09.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesi üzerine 28.01.2005 tarihinde boşanmışlardır. TMK. nun 225.maddesinin 2.fıkrasına göre evliliğin boşanma ile sona erdirilmesi durumunda, eşler arasında mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle son bulur (TKM.m.225). Sözleşme ile başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK.nun 170.maddesi gereğince mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı 20.09.2004 tarihine kadar ise, 4721 sayılı TMK.nun 202.maddesi uyarınca yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Asıl davada, dava konusu olan Tekirdağ’daki taşınmazlar 1990 yılında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak 2019 ada 1 parsel üzerindeki 16 nolu daire ile A ve B bloktaki arsalar 04.06.2002 tarihinde, 1432 ada 10 parsel üzerindeki 3 ve 7 nolu işyerleri 18.03.2005 tarihinde, Kayseri’de bulunan 644 parsel ile 1863 parsel boşanma davasının açıldığı tarihten önce 09.02.2004 tarihinde, 3426 ada 10 parsel ile 854 ada 1660 parseldeki 11 nolu bağımsız bölüm boşanma davasının açıldığı tarihten sonra 02.11.2004 ve 18.11.2004 tarihlerinde, 39 LP 657 plakalı minibüs 05.08.2004 tarihinde, ..ile 3... plakalı traktörler mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 05.02.1999 ve 30.05.2001 tarihlerinde satın alma yoluyla davalı-karşı davacı ... adına, birleşen dosyada dava konusu edilen 3092 ada 3 parsel üzerindeki 9 nolu bağımsız bölüm 19.01.2001 tarihinde tahsis yoluyla davacı-karşı davalı kadın ... adına tescil edilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacı-karşı davalı ..., 16.09.2003 tarihinde emekli olmuş ve 20.081.5 TL emekli ikramiyesi almıştır. Dava konusu mal varlığının bir bölümü mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önce, bir bölümü ise, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alınmış olup, davacı ... vekilinin talebi, 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mal varlığına ilişkin olup edinilmiş mallara katılma alacağı davası niteliğinde, davalı-karşı davacı ... vekilinin talebi, 3092 ada 2 parsel üzerindeki 9 nolu bağımsız bölüm yönünden katkı payı alacağı, emekli ikramiyesi, maaş ve bankadaki mevduat yönünden katılma alacağı niteliğinde bulunmaktadır. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacı ... vekilinin talebinin 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara ilişkin bulunduğuna, 3092 ada 2 parsel üzerindeki 9 nolu bağımsız bölümün 19.01.2001 tarihinde tahsis yoluyla davalı ... adına tescil edildiğine, taşınmaza ait tüm ödemelerin davalı koca tarafından yapılarak taşınmaz davacı kadın adına tescil edildiğine, ileri sürülen bu nitelikteki bir işlemin Borçlar Kanununun 234 ve devamı maddeleri gereğince gizli bağış niteliğinde kabul edilmesi gerektiğine ve Borçlar Kanununun 244 ve devamı maddeleri gereğince bağıştan rücuyu öngören usulüne uygun olarak açılmış bir dava ve istek de bulunmadığına, edinilmiş mal niteliğindeki 1863 ve 644 parsel ile 3... plakalı minibüs üzerindeki kadının katılma alacağı ile davacı-karşı davalı ...’nin bakiye yaşam süresi nazara alınarak emekli ikramiyesi üzerinden hesaplanan kocanın katılma alacağı usulüne uygun belirlendiğine ve TMK.nun 236.maddesi uyarınca yapılan mahsup sonucu davacı kadının katılma alacağı tespit edildiğine davacı-karşı davalı ...’nin emekli olduğu tarihe kadar ki maaşı ile emekli olduğu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ki emeklilik maaşının evlilik süresince müşterek çocukların eğitim ve bakım giderleri ile evin müşterek ihtiyaçlarına harcandığı anlaşıldığına, davacı-karşı davalı ... adına bankalarda kayıtlı para bulunmadığı bildirildiğine,davalı koca Erdal adına kayıtlı iş makinesi olmadığına ve dava konusu 3426 ada 10 parsel üzerindeki işyeri ile 854 ada 1660 parsel üzerindeki 11 nolu bağımsız bölümün boşanma davasının açıldığı tarihten sonra davalı koca tarafından edinildiğine, bu taşınmazların edinilmesine davacı kadının kişisel mallarıyla katkıda bulunduğu ileri sürülmediğine, dava konusu.... ve ..plakalı traktörlerin mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı koca tarafından edinildiğine, davacı kadın tarafından mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mal varlığına ilişkin dava ve istekte bulunulmadığına göre, davacı-karşı davalı ... vekilinin aşağıda belirtilen hususlar dışındaki temyiz itirazları ile davalı karşı davacı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle yukarıda açıklanan mal varlıklarına ilişkin davaların kabul ve reddine ilişkin hüküm bölümlerinin saptanan nedenlerle ONANMASINA, Davacı-karşı davalı ... vekilinin kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak davalı koca adına tescil edilen Tekirdağ’daki taşınmazlar ile davalının yöneticisi olduğu Sin-Ka İnşaat Ltd. Şti. ve Dinamik Madencilik Ltd. Şirketinden elde ettiği gelirler ve davalının ortağı olduğu şirket tarafından 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar Kayseri Büyükşehir Belediyesinden aldığı hak edişlere ilişkin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece bu taleplere ilişkin davaların reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir.Dava konusu Tekirdağ’da bulunan 2109 ada 1 parsel üzerindeki 16 nolu bölüm ile aynı parsel üzerinde bulunan A ve B bloklardaki arsalar ile 1432 ada 10 parseldeki 3 ve 7 nolu bağımsız bölümler 1990 yılında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca davalı koca adına tescil edilmiştir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde, arsa sahiplerine ait dairelerin 1998 yılında teslimi öngörülmüş, ancak; sözleşmede taraf olan davalı kocanın inşaatı süresinde bitirememesi ve dairelerdeki eksiklikler üzerine, arsa malikleri tarafından 2000 yılında Tekirdağ Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açılmış ancak, dosyanın takip edilmemesi nedeniyle HUMK.nun 409/5.maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.Anılan bu parseller edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 04.06.2002 tarihinde davalı koca adına kat irtifakı kurulmuş olup, mahkemece, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin ifa edildiği ve sözleşme gereklerinin yerine getirildiği tarih, bir başka anlatımla bu taşınmazların davalı kocanın mülkiyetine girdiği tarih ile bağımsız bölümler ve arsaların teslim tarihleri üzerinde durulmamış, taşınmazların kişisel malı ya da edinilmiş mal niteliğinde olup olmadığı üzerindeki duraksama giderilmemiştir. Bu hususlar olayın çözümünde önem taşımaktadır. Bundan ayrı; davalı koca evlilik birliği süresince ortağı ve yöneticisi olduğu madencilik ve inşaat şirketi aracılığı ile ticari faaliyette bulunarak kar elde etmiş, Kayseri Büyükşehir Belediyesine iş yapmak suretiyle 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar hakedişlere hak kazanmıştır. Mahkemece davalının anılan yollarla gelir elde edip etmediği araştırılmamış, davacı kadının katılma alacağı olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Mahkemece yapılacak iş; Tekirdağ’da bulunan 2109 ada 1 parsel üzerindeki bağımsız daire ve arsaların 1432 ada 10 parsel üzerindeki 3 ve 7 nolu bağımsız bölümlerin hangi tarihte edinildiği, davalının kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edinimi hangi tarihte yerine getirdiği ve taşınmazların mülkiyetinin hangi tarihte davalı kocaya geçtiğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenmesi, tüm taşınmazlara ait tapu kayıtlarının ilk oluşturulduğu günden itibaren, intikaller ve iktisap sebepleri de gösterilecek biçimde Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, davalının ortak ve yönetici olduğu madencilik ve inşaat şirketinin gerek sermayesinden elde ettiği kar gerekse yöneticilikten dolayı ücret ile Belediyeden elde ettiği hakedişlerin tarihleri dikkate alınarak davacı kadının bu malvarlıkları üzerindeki katılma alacağının belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ... vekili tarafından açılan dava, TMK.nun 202, 218, 219, 231, 235 ve 236 maddeleri gereğince açılan yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiş malvarlığı üzerindeki katılma alacağı isteğine ilişkindir. Yukarıda ada ve parsel numarası açıklanan Tekirdağ’da bulunan taşınmazlar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 04.06.2002 tarihinde kat irtifakı yoluyla davalı koca adına tescil edilmiştir. O halde; davacı vekilinin talebi nazara alınarak Tekirdağ’da bulunan taşınmazların davalın mülkiyetine geçtiği tarih ile yapıların tamamlanıp teslim alındığı tarihlerin usulüne uygun olarak tespiti, davalı adına kayıtlı inşaat ve madencilik şirketlerinin aktif ve pasifler ile 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar davalı adına yapılan ödeme ve kar paylarının belirlenmesi gerekirse bu konuda uzman bilirkişilerden açıklamalı rapor alınması, (konunun uzmanı üç kişiden kurulu bilirkişi heyetinden) ondan sonra eklenecek değerlerden (TMK.m. 229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere davalı eşin edinilmiş mallarının (TMK.m.219) toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözönünde tutularak davacı kadının katılma alacağının hükme bağlanması gerekmektedir. Yukarıda açıklanan araştırma ve incelemeler yapılmadan yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davacı–karşı davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 2109 ada 1 parsel üzerindeki daire ve arsa ile davalının ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlerden elde ettiği gelirlere ilişkin hüküm bölümlerinin açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428.maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 625,00 TL avukatlık ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı-karşı davalıya verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 65,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3.504,05 TL’nın temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına ve 65,00 TL peşin harcın istek halinde davacı-karşı davalı ...'e iadesine 16.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2006/13383 E., 2006/14624 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDenizli 2. Aile Mahkemesi
tam metni aç
Katılma alacağının istenebilmesi için eşler arasındaki geçerli bulunan edinilmiş mallara katılma rejiminin ( TMK. md.
2. Hukuk Dairesi         2006/13383 E.  ,  2006/14624 K. "İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir. MAHKEMESİ       :Denizli 2. Aile Mahkemesi TARİHİ        :29.07.2005 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı kocanın aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı kadının dava dilekçesinde boşanma ( TMK. md. 166/1) isteminin yanı sıra katılma alacağı ( TMK. md. 231 ) isteminin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Katılma alacağının istenebilmesi için eşler arasındaki geçerli bulunan edinilmiş mallara katılma rejiminin ( TMK. md. 218 – 241 ) sona ermesi ( TMK. md. 225 ) gerekmektedir. Dava dilekçesinde boşanma isteminde de bulunulduğu  gözetildiğinde mahkemece yapılacak iş, katılma alacağı davasını tefrik etmek, tefrik edilen katılma alacağı davasında boşanma davasının sonuçlanmasını beklemek, boşanma kararı verildiği takdirde eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejimi boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren ( TMK.md. 225/2) sona ereceğinden katılma alacağı istemi konusunda  inceleme yaparak sonucu uyarınca bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde katılma alacağı isteminin esası hakkında karar verilmesi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 2.bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere  oybirliğiyle karar verildi. 31.10.2006 sa.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, edinilmiş mallara katılma rejiminde aşağıdakilerden hangileri kanun gereği edinilmiş mal sayılır? I. Eşlerden birinin çalışmasının karşılığı olan edinimler. II. Eşlerden birinin kişisel mallarının gelirleri. III. Eşlerden birinin sonradan miras yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri. IV. Manevi tazminat alacakları.

A) I ve II
B) I ve III
C) II ve IV
D) I, II ve III
E) III ve IV