4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 220

Türk Medeni Kanunu 220. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 220- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler. 2. Sözleşmeye göre

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

17 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2024/9259 E., 2025/1648 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde;
2. Hukuk Dairesi         2024/9259 E.  ,  2025/1648 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1474 E., 2024/1191 K. DAVA TÜRÜ : Ziynet Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 11. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/157 E., 2023/534 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından hükmün tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Davacı kadın dava dilekçesinde, ziynet eşyalarının düğünden sonra ziynetlerin evde durmasının tehlikeli olabileceği belirtilerek elinden alındığını, davalının babasının Şekerkbank Küçükesat Şubesi'nde bulunan kasasına konulduğunu, 22.09.2014 tarihinde davalının babasının altın ve ziynetlerin 130.000,00 TL civarında tuttuğunu söylediğini, evlilik süresince ziynetlerini sorduğunda davalının kaçamak cevaplar verdiğini ayrıca boşanma istediğini ileterek boşanalım gitsin, babamda duran ziynet ve altınları da yarı yarıya paylaşırız, hepsini sana vermem dediğini, müşterek konuta gelen davalının annesinin de iyi ki düğünden sonra tüm ziynetleri sizden almışız, siz bu kafa ile onları da çarçur ederdiniz dediğini, bu itibarla altınların davalı erkekte kaldığını ileri sürerek 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bilezikler, düğünde takılan ziynetlerin aynen olmadığı takdirde şimdilik 130.000,00 TL bedelin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise 19.04.2021 tarihli cevap dilekçesinde ziynetlerin davalıda veya davalının babasında olduğunu kabul etmemekle birlikte, Yüksek Mahkemenin son dönem ilke kararlarında, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayıp erkeğe takılan takıların erkeğe ait olacağı ilkesi benimsendiğini, dolayısıyla bu kapsamda kalan, davalı erkeğe takılan takılarla ilgili davacının hak talep etmesi kabul edilemeyeceğini, davalıya takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince davalıya ait olduğu konusunda tanık dinletme talebinin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, son ayrılma olayında davalı evden giderken, davacının davalıya “polis çağıracağım, kasayı açtıracağım, altınlarımı alacağım” dediği, davalının da “ister polis, ister vali çağır altınlar da, araba da fifti fifti paylaşılacak” diyerek çıkıp gittiğini, o günden sonra tarafların bir daha bir araya gelmediklerini, öncesinde aile içi sohbetlerde, ziynet eşyalarının davalının ailesine ait kasada olduğuna dair konuşmaların geçtiğini, davalının ikinci araç için altınları istediğini, davacının rıza göstermediğini, taraflar ayrıldıktan sonra davalının annesinin “iyi ki altınları size vermemişiz, çarçur ederdiniz” dediğini, bu haliyle ziynetlerin erkekte kaldığı ispatlandığı gerekçesi ile kararda belirtilen ziynetlerin aynen olmadığı takdirde ıslaha dikkat edilerek toplam 449.211,85 TL'nin tahsiline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi’nin bu kararına karşı davalı vekili hükmün tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekili 23.08.2024 tarihli dilekçesi ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas, 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile içtihat değişikliğine gidilmesine ve erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğuna karar verildiğini, istinaf itirazlarını tekrar etmekle birlikte öncelikle davanın reddine karar verilmesini, aksi halde emsal nitelikteki Yargıtay kararının da dikkate alınmasını talep ettiğini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ziynet eşyasının iadesi davalarına ilişkin yerleşik uygulamasının değiştirildiğini, ancak bu durumda da; ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin 06.01.2015 tarih, 2013/6932 Bireysel Başvuru Numaralı ve 22.01.2019 tarih, 2015/17453 Bireysel Başvuru Numaralı kararlarında açıklandığı üzere, içtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, sürpriz karar; ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşması olduğunu, sürpriz karar yasağı ise; yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade etteğini, sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmaması gerektiğini, şüphesiz mahkemelerin yeni içtihatlar geliştirebileceğini, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebileceğini, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabileceğini, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemeyeceğini, bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerektiğini, yüksek Dairenin bugüne kadarki yerleşik içtihadını değiştirmesi ve bu değişikliği hemen uygulaması, dairenin önceki görüşüne güvenerek kanun yoluna başvuranlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacağını, bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ve yapılan kanun yolu başvurularında ise önceki uygulamaya devam edilmesi uygun olacak, böylelikle hak ihlallerinin önüne geçilmiş olacağını, dava konusu olayda da; uzun yıllardır uygulanan bahse konu içtihatların değiştirilmesi söz konusu ise de, bu içtihadın derhal uygulanması değil, makul bir süre sonra uygulamaya konulması, böylelikle içtihat değişikliğinin hak ihlaline neden olamaması sağlanması gerektiğini, tüm bu açıklamalar doğrultusunda davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebi yerinde görülmediğini ve İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesinde yer aldığı üzere Aşır Tunç (B. No: 2015/17453) başvurusu üzerine verdiği, 22.01.2019 tarih sayılı kararında Anayasa Mahkemesi sürpriz karar yasağından ne anlaşılması gerektiğini açıklamakla birlikte devamında; ancak bu yasak hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamasının gerektiğini, yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu, bu itibarla içtihat değişikliği tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını, bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gerekli olduğunu, makul bir gerekçe de ortaya konulmadan ve sonrasında istikrarlı bir şekilde uygulanmadan benzer nitelikteki uyuşmazlığın zıttı olacak şekilde davanın neticelenmesi hukuki belirsizliğe yol açacağına işaret etmiştir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2.Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3.Manevî tazminat alacakları, 4.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). Sonuç itibariyle, Dairemizin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas 2024/2402 sayılı ilamında “... Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir....” denilmek suretiyle düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesinin neden gerekli olduğu ayrıntılı olarak gerekçelendirilmiş ve istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam edilmektedir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi doğru değildir. Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1). Somut olayda davalı vekilinin dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak ileri sürdüğü iddiasına yönelik Dairenin değişen içtihadı doğrultusunda, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayan erkeğe takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince erkeğe ait olduğu konusunda tanık dinletme talebi dikkate alınarak inceleme yapılması ve delillerin bu çerçevede bir bütün olarak değerlendirilerek ziynet alacağı davası hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususun hiç değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 2.Kabule göre de; a)Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde davacının iddia ettiği kadar ziynet takılmadığı ileri sürülerek miktar olarak ziynetin varlığına itirazları olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi kök raporuna karşı 18.05.2022 tarihli itiraz dilekçesinde bu itirazının yanında kutuya konulan altınların gram ve cinslerinin kese içinde atılmasına rağmen tespit edilmesinin mümkün olmadığını, bu yönde tanık beyanlarının da bulunmadığını, davacının iddiasında olduğu haliyle hesap yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş, alınan ek raporda, bilirkişi tarafından “gelin ve damat masaya geldiğinde davetlilerin ellerinde hediye edecekleri kutu ve keselerin tespit edildiği ancak keseyi taşıyan kişi kamera kadrajının dışında kaldığını, davalının sunduğu listeden de keseye konulan altınların tespit edilemediği” yazılmak suretiyle ikinci bir rapor hazırlanmış, ancak keseye konulan ve raporda net görüldüğü belirtilen bilezikler dışındaki altınların gram ve cinslerini nasıl tespit ettiği yönünde bir açıklama getirmemiş olması doğru olmamıştır. b)Davacı kadın vekilinin dava dilekçesinde talep ettiği 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bileziklerin aynen olmadığı takdirde bedel talebinde bulunmasına karşın, hazırlanan bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi ile talebini 8 adet tam altın teklik, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 2 adet gremse (13.545,00 TL), 2 adet reşat lira (5.515,00 TL), 11 adet ata lira (30.838,60 TL), 53 adet bilezik (256.610,00 TL) aynen olmadığı takdirde toplam = 449.211,85 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ederek, dava dilekçesinde bulunan “1 adet tam altın, 1 adet gremse, 9 adet bileziğin ıslah dilekçesinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu isteminin ıslah müessesesinin mahiyetiyle bağdaşır bir yönü bulunmadığı, eldeki davada davacının talebinin bir usul işlemi olmayıp maddî hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğu, doktrinde buna talep sonucunun daraltılması da denildiği, davacının talep sonucunu azaltmasının, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmadığı, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığı, somut olayda davacının talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat niteliğinde olduğunun kabulü gerekirken, karar yerinde bu hususun tartışılmaması da doğru bulunmamıştır. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2023/5704 E., 2024/2402 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde;
2. Hukuk Dairesi         2023/5704 E.  ,  2024/2402 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/766 E., 2023/834 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/426 E., 2023/36 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki boşanma davasının kabulüne, ziynet alacağı davasının reddine karar verilmiştir. Kararın davacı karşı davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı karşı davacı erkek ile ailesinin müvekkilini ve ailesini sürekli olarak küçümsediğini, ağza alınmayacak sözler söylediğini, ailesinin evliliklerine müdahale ettiklerini, erkeğin sürekli baskı ve fiziki şiddet uyguladığını, çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkilinin ailesi ile görüşmesine izin vermediğini, kazancının erkek ve babasına ait olmasını istediklerini, ziynetlerinin düğün günü alınarak geri verilmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, velâyetinin anneye tevdiine, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, aylık 1000.00 TL tedbir yoksulluk nafakasına, aylık 1.000.00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, ziynet eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde günlük bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; iddiaların asılsız olduğunu, kadının, müvekkilini, mesleğini, ailesini aşağılayıcı beyanlarda bulunarak psikolojik şiddet uyguladığını, kadının sürekli ailesinin yanına gitmek için baskı yaptığını ancak müvekkiline "annenin babanın yüzünü görmek istemiyorum, torunlarını görmek istiyorlarsa Sivasa gelsin görsünler" şeklinde beyanda bulunduğunu, ekonomik olarak eşine yardımcı olmadığını, sürekli absürd istekleri olduğunu, eşinin haberi olmaksızın ailesine para gönderdiğini, sürekli uyuyup ev işleri ile ilgilenmediğini, son olarak kadının, amcasının oğlunun düğünü için ziynet eşyalarını yanına alarak gittiğini, sonrasında müvekkiline "sen artık çocuğu rüyanda görürsün, ben gelmiyorum eve" şeklinde beyanda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya tevdiine, 100.000,00TL maddî ve 100000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin kendi kök ailesinin evlilik birliğine müdahalesine engel olmadığı gibi ortak çocuğun isminin anne ve baba tarafından konulması kuralı ve adetine dahi aykırı hareket ederek davalı karşı davacının babasının istemiyle çocuğun isminin...olarak belirlendiği, erkeğin, davacı karşı davalıya tokat attığını ikrar eder şekilde mesaj kayıtları karşısında fiziki şiddetin de bulunduğu, kadının kök ailesiyle görüşmelerini sınırlandırdığı, erkeğin telefonu ile davacı karşı davalı kadının telefonlarını eşleyerek davacı karşı davalıyı konum üzerinden takip edilebilir hale getirdiği, kadının da, erkeğin kök ailesi ile görüşme yanlısı olmadığı, yapmış olduğu görüşmeleri ise zoraki yerine getirdiği, erkeği geliri ve mesleği konusunda aşağılayacak ve küçük görecek şekilde söylemlerde bulunduğu, erkeğin kadın ile barışmak isteyip bu yönde ortak konuta dönüşünü sağlamak yönündeki girişimlerine cevap vermediği, özellikle maddî yönden şartlar ileri sürerek barışma girişimini zora soktuğu, erkeğin gıyabında kendisini sevmediği, birlikte yaşamak istemediği, ayrılmak istediğini beyan eder tarzda ifadelerinin bulunduğu, yine kişisel ilişki kapsamında erkeğe ortak çocuğun ayakkabılarını fırlatarak makul görülebilecek tepkinin dışında eylemde bulunduğu, ve amcasını oğlunun düğününe gitme saiki ile ortak konuttan ayrıldıktan sonra tekrar dönmediği, diğer iddiaların taraflarca ispatlanmadığı, tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye tevdiine, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir, 1000,00 TL iştirak nafakasına, kadının yoksulluğa düşmeyeceğinden yoksulluk nafakası talebinin reddine, eşit kusur sebebiyle tarafların tazminat taleplerinin reddine, ispatlanamayan ziynet alacağı talebinin de reddine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli kararı ile davalı karşı davacı erkek lehine reddedilen ziynet alacağı yönünden 44.589.38 TL nispi vekâlet ücreti takdirine yer verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen asıl ve ek kararına karşı davacı karşı davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; boşanma yönünden karara itiraz etmediğini belirterek kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini isstemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı karşı davalı kadının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerini tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, kadına yüklenen kusurlu davranışların gerçekleşip gerçekleşmediği, kadının tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin yerinde olup olmadığı, çocuk için hükmedilen nafakaların hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı ve ziynet alacağı talebinin reddinin isabetli olup olmadığı buna bağlı olarak erkek lehine takdir edilen vekâlet ücreti noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,169 uncu, 174 üncü, 175 inci, 182 nci, 220 nci, 330 uncu, maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 323 üncü, 326 ncı, 370 inci ve 371 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50, 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir . 2.Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). 3.Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). 4. Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir. 5.Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun m.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanunun 222 inci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. 6.Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun m. 26/1) 7.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı karşı davalı kadın dava dilekçesinde, evlendikten sonra evleri olmadığı için erkeğin ailesinin yanında kaldıklarını, erkeğin ailesinin müvekkilin düğün takılarını istediğini, "bizde kalsın, geri vereceğiz" dediklerini ama iade edilmediğini ileri sürerek gramları farklılık gösteren 24 adet bilezik, 35 çeyrek altın, 4 yarım, 6 tam altın ve 3 gremse diye tabir edilen ziynetlerin iadesini, bu mümkün değilse bedelinin iadesini talep etmiş, davalı karşı davacı erkek ise cevap dilekçesinde ziynetlerin kadının uhdesinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 8. Davacı karşı davalı kadının delil olarak sunduğu ve erkek tarafından inkar edilmeyen mesaj kayıtlarına göre de kadının erkekten altınlarını getirmesi istendiğinde erkeğin "söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter" dediği anlaşılmıştır. Davalı karşı davacı erkek, 03.11.2022 tarihli dilekçede bu mesaj kayıtlarından sonraki bir tarihte bileziklerin teslim edildiğini ve ziynetlerin kadında olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek erkeğe geçmiş olup davalı karşı davacı erkek ziynetlerin uhdesinde olmadığını ve kadına iade edildiğini sunulan delillerle ispatlayamamıştır. O halde, talebe konu edilen ve dilekçeler aşamasındaki iddia ve savunmalar ile özellikle davalı karşı davacı erkeğin dava konusu ziynetlerle ilgili aidiyet savunması da bulunmadığı dikkate alınarak ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ziynet alacağı davası yönünden KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının ziynet alacağı davasının reddi ile buna yönelik vekâlet ücreti yönünden BOZULMASINA, 3.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.04.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir. ...
Hukuk Genel Kurulu, 2020/458 E., 2021/889 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Kişisel mallar ise, TMK’nın 220. maddesinde sayılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu         2020/458 E.  ,  2021/889 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “katılma alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı-karşı davalı ... dava dilekçesinde; davalı ile 2003 yılında evlendiklerini, boşanma davası devam ederken mal rejimi gereğince paylaştırılması gereken malların davalı tarafından bir kısmının kaçırıldığını, aralarında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasının gerektiğini, edinilmiş mal niteliğinde olup davalı adına kayıtlı ... Köyü 299 parsel 1 ve 2 no'lu bağımsız bölümler, ... Mah. 17 ada 24 parsel 42 no'lu bağımsız bölüm, Mersin Mezitli Tece Köyü 2105 parsel 17 no'lu bağımsız bölüm, Mersin Yenişehir Menteş Köyü 9668 ada 3 parsel sayılı taşınmaz, Mersin Yenişehir Çiftlik Köyü 1315 parsel 2 no'lu bağımsız bölüm; davalının sahibi ve ortağı olduğu ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti’ndeki hak (kâr) ve alacaklarının yarısı, davalının sahibi olduğu 33 K 5030 ve ... plakalı araçlar, davalının sahibi olduğu belirtilenlerden başka taşınmazlar varsa, bunların mal rejimi tasfiyesi kapsamında %50 oranında kendisi adına tesciline, bu nedenlerle evlilikten sonra alınmış olan ... Sağlık Hizmetleri Turizm, İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin hissesi oranında şirket mallarının, taşınmaz malların ve motorlu vasıtaların yasal mal rejimi kapsamında 1/2 oranında adına tesciline, davalının hâlen oturmakta olduğu Bakanlıklar Caddesi Özmavi Kent Sitesi No:2 Arkum Beldesi Silifke/Mersin adresinde bulunan ev eşyalarının tespiti ile yarısının aynen, olmazsa fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla nakdi değerinin yasal faizi ile birlikte kendisine ödenmesine, talep edilmeyen tüm hak ve alacaklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 5. Davacı-karşı davalı vekili 25.03.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile; katılma alacağı davalarını daha önce 5.000TL üzerinden açtıklarını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere dava konusu Mahmudiye Mahallesi 42 no'lu bağımsız bölüm için 65.000TL, Tece'de bulunan daire için 20.000TL, ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti'ndeki 98/100 hissesindeki taşınmazlar için 100.000TL, ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti'ndeki 98/100 hissesindeki kâr payı için 210.000TL olmak üzere toplam 400.000TL talep ettiklerini, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalarının 400.000TL'ye çıkartılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı ve Karşı Dava İstemi: 6. Davalı-karşı davacı ... vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacı-karşı davalının boşanma davasından birkaç gün sonra tüm eşyaları Mersin’deki evine taşıdığını, bu eşyaların bedelinin yarısının müvekkiline ödenmesi gerektiğini, ayrıca evlendikten sonra tamamına yakın tutarı müvekkilinin katkısı ile alınan ... plakalı aracın daha sonra davacı-karşı davalı tarafından satıldığının öğrenildiğini, satılan araç bedelinin yarısının müvekkiline ödenmesi gerektiğini, davacının devlet memuru olmasına ve kanunen yasak olmasına rağmen güzellik salonu işletmeciliği yaparak 100.000TL'den fazla tutardaki bir meblağın batmasına neden olduğunu, davacının asılsız şikayetlerinin zarara sebep olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere eşyalar nedeniyle 1.000TL, ... plakalı araç nedeniyle 7.000TL, güzellik salonu nedeniyle 1.000TL, davacının asılsız şikayetlerinin sebep olduğu zarar nedeniyle 1.000TL olmak üzere toplam 10.000TL’nin yasal faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 23.03.2016 tarihli dilekçe ile ... plakalı araca ilişkin 7.500TL katılma alacağı, güzellik salonuna ilişkin 23.400TL katılma alacağı olmak üzere toplam 33.900TL alacak talep ettiklerini bildirmiş, davacı ...’ün açtığı davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 7. Mersin 2. Aile Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2010/1652 E. 2016/237 K. sayılı kararı ile; davalı-karşı davacı vekilinin zamanaşımı itirazının reddine, asıl davaya ... taşınmaz ve araçlara yönelik tescil talebinin reddine, 299 parselde 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler, 17 ada 24 parselde 42 nolu bağımsız bölüm, 9668 ada 3 parsel, 1315 parselde 2 nolu bağımsız bölüme ilişkin katılma alacağı davasının reddine, davaya ... ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. adına kayıtlı araç ve taşınmazlar ile bu şirkete ilişkin talep edilen hak ve alacaklara ilişkin davanın reddine, asıl davaya ... eşyaya ilişkin alacak davasının feragat sebebiyle reddine, 2105 parselde 17 nolu bağımsız bölüme ilişkin katılma alacağı davasının kabulü ile bu taşınmaza ilişkin 20.000TL katılma alacağının davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya ödenmesine, karşı davaya ... ... plaka sayılı 2004 model Cıtroen marka araca ilişkin katılma alacağı davasının kabulü ile bu araca ilişkin 7.500TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya ödenmesine, Özge Güzellik Salonu'na ilişkin karşı davanın reddine, karşı davaya ... eşya alacağı davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, 1 adet 50TL değerinde buzdolabı, 1 adet 50TL değerinde bulaşık makinesi, 1 adet 50TL değerinde büyük fırın, 1 adet 10TL değerinde plastik banyo çekmece seti olmak üzere toplam 160TL'nin 1/2'si olan 80TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya ödenmesine, karşı davaya ... asılsız şikayetler sebebiyle zarara yönelik davanın genel mahkemelerin görevine girmesi sebebiyle görevsizlik kararı verilmek üzere bu davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydına, tarafların hükmün B-5 ve C-1 maddeleriyle hükmün altına alınan katılma alacaklarının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 236/1. maddesi gereğince takas edilmesi sonucunda 12.500TL katılma alacağının davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 22.11.2018 tarihli ve 2016/15937 E. 2018/19045 K. sayılı kararı ile; “…1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı-karşı davacı vekilinin tüm, davacı-karşı davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı-karşı davalı vekilinin ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.deki kar payına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri, o eşin kişisel malıdır (TMK mad. 220/2) Aksi mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmamışsa kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır (TMK mad. 219/4 ve 221/2). Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut edinilmiş mallar tasfiye edilir (TMK mad. 235/1). Malvarlıkları, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vs) göre değerlendirilir (TMK mad. 228/1). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK mad. 227/1 ve 235/1), sürüm (rayiç) değerleri (TMK mad. 232, 239/1) hesaba katılır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir. Eşler, 22.08.2003 tarihinde evlenmiş, 12.10.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 09.07.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad. 202/1). Dava konusu ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti eşler arasında evlilik birliğinin kurulmasından önce 08.09.1999 tarihinde kurulmuştur. Anılan şirkette davalı-karşı davacı eşin şirketin kurulmasından itibaren ve evlilik birliğinin devamı süresince %98 hissesi bulunduğu anlaşılmakta olup bu hisse davalı-karşı davacının kişisel malıdır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 Sayılı TMK mad. 179). Kişisel mal niteliğindeki şirket hissesi üzerinde davacı eşin mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacak hakkı bulunmamaktadır. Ne var ki; aksi kararlaştırılmadığından evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadarki döneme ilişkin olarak davalının şirketteki hissesine düşen gelir edinilmiş mal olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir. Mahkemece yapılacak iş; evlilik birliğinin kurulduğu 22.08.2003 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 12.10.2009 tarihine kadar, dava konusu şirketin kar edip etmediğinin, kar etmişse davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesidir. Kar payı ödemesi yapılması veya karın şirkete yatırım olarak kullanılması durumunda, bu miktarların mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla ulaştığı reel değer belirlenerek mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmalıdır. Ödenmiş kar payının mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olmaması durumunda ise; iddia ve savunma doğrultusunda toplanan tüm deliller, ailenin ekonomik ve sosyal statüsü, yaşam standardı ve hayatın olağan akışına göre aile harcamasında kullanıldığı kabul edilen makul miktar belirlenip çıkarıldıktan sonra, kalan miktarın mal rejiminin tasfiyesinde gözetilmesi gerekir. Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi geçen gerek görülürse mali müşavir, bankacı ve hesap bilirkişi veya bilirkişilerinden de yardım alınmalıdır. Mahkemece, yukarıda açıklanan Daire'nin ilke ve uygulamalarına göre araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Mersin 2. Aile Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/709 E. 2019/890 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak mahkemece tanık olarak dinlenen davalının babası ...'nın beyanı ve bu beyanı destekleyen diğer kanıtlar doğrultusunda hesap bilirkişisinin kök raporundaki şirkete ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yerinde görüldüğü, söz konusu şirketteki davalı adına kayıtlı olan hissenin esasen davalı-karşı davacının babasına ait olduğu, dolayısıyla davacı-karşı davalının kâr payı talep hakkı doğmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay yönünden evlilik birliğinin kurulmasından (22.08.2003), boşanma dava tarihine (12.10.2009) kadarki döneme ilişkin olarak davalı-karşı davacının şirketteki hissesine düşen gelir açısından davacı-karşı davalı tarafın kâr payı talep hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Konunun aydınlatılması açısından edinilmiş mallara katılma rejimi hakkında kısaca bilgi vermekte yarar bulunmaktadır. 14. 01.01.2002 tarihinden önce yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre kural (yasal) mal rejimi, mal ayrılığı olup, istenilirse mal birliği ve mal ortaklığı rejimlerinden biri de seçilebilmekteydi. 15. 01.01.2002 tarihinden itibaren yürürlüğe giren TMK ise, edinilmiş mallara katılma rejimini yasal (kural) mal rejimi olarak benimsemiş olup; taraflarca mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden biri de istenilirse seçilebilecektir (TMK m. 202; 4722 s. Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 10). 16. Türk Medeni Kanunu ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar (TMK m. 218). Edinilmiş malı tanımlayan TMK’nın 219. maddesi ''Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler'' şeklindedir. 17. Kişisel mallar ise, TMK’nın 220. maddesinde sayılmıştır. Buna göre; “1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevi tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler” kanun gereğince kişisel mal sayılırlar. 18. Öyle ise, eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı onların kişisel malı kabul edilecektir (TMK m. 220/2). 19. Açıklanan yasal düzenlemelerden sonra somut olaya bakıldığında; tarafların 22.08.2003 tarihinde evlendikleri, 12.10.2009 tarihinde açılan dava sonucunda Mersin 1. Aile Mahkemesinin 21.02.2011 tarihli ve 2009/1245 E. 2011/106 K. sayılı kararı ile tarafların boşanmalarına karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.03.2012 tarihli ve 2011/8938 E. 2012/6888 K. sayılı kararı ile onandığı, karar düzeltme talebinin de 09.07.2012 tarihinde reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte (12.10.2009) sona ermiştir. Sözleşme ile başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 s. Kanun m. 10, TMK m. 202/1). 20. Özel Daire ile mahkeme arasında ... Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’deki kâr payı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Dava konusu şirket eşler arasında evlilik birliğinin kurulmasından önce 08.09.1999 tarihinde kurulmuştur. 21. Her ne kadar mahkemece tanık beyanları ve hesap bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda şirketin hakim ortağının davalı-karşı davacının babası olduğu ve bu nedenle davacı-karşı davalı yönünden kâr payı talep hakkı doğmayacağı kanaatine varılmış ise de, dosya kapsamındaki ticaret sicil müdürlüğü resmî kayıtları karşısında davalı-karşı davacının şirketin kurulmasından ve evlilik birliğinin devamı süresince şirkette hakim ortak olarak payı bulunduğu anlaşılmaktadır. 22. Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesine göre eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü malvarlığı değerleri edinme şekline bakılmaksızın kişisel mallardan sayılmıştır. Dolayısıyla eşlerin evlenmeden önce edinilmiş olan şirket hisseleri kişisel mal olarak kabul edilecektir. Ne var ki aksi kararlaştırılmadığından evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadar ki döneme ilişkin olarak davalı-karşı davacının şirketteki hissesine düşen geliri edinilmiş mal grubuna dahil olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir. 23. O hâlde mahkemece evlilik birliğinin kurulduğu 22.08.2003 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 12.10.2009 tarihine kadar anılan şirketin kâr payı hususunda Özel Daire bozma kararında belirtilen hususlar yönünden araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 24. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.07.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/704 E., 2018/122 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Kişisel mallar ise, TMK’nun 220. maddesinde sayılmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2016/704 E.  ,  2018/122 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Günü : 17.11.2011 Sayısı : 240-451 Nitelikli yağma suçundan sanık ...'in TCK'nun 148/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.11.2011 gün ve 240-451 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 27.01.2016 gün ve 28087-381 sayı ile; "Yağma suçunun geceleyin, konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Yasanın 149. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (h) bentleri ile uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi" eleştirisiyle zorunlu müdafii ücreti ve TCK’nun 53. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, Daire Üyesi İ. Kaya; “Sanık ... ile müşteki ....'nın resmi nikâhla evli oldukları, 19.01.2010 olay tarihinde şüphelinin, müştekiden kolundaki bileziklerini istemesi üzerine başlayan tartışmada basit nitelikte darp edip ölümle tehdit ederek bilezikleri aldığı, savunmasında ödenmesi gerekli taksitler nedeniyle bilezikleri istediğini, eşinin vermemesi üzerine de bilezikleri keserek aldığını beyan ettiği.. iddiasıyla hakkında Yenişehir Sulh Ceza Mahkemesine 'basit yaralama' suçundan TCK'nın 86/2, 3.a ve 'tehdit' suçu nedeniyle de 106/1-1.cümle maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, Bu mahkemece, altınların zor kullanmak sureti ile alındığı, tehdit iddiasının da yağma suçunun unsuru içinde yer aldığı, bu şekilde sanığın eyleminin kül halinde TCK'nın 148. maddesinde düzenlenen üst sınırı 10 yıl olan ve 5235 s.y.nın 10. maddesi gereğince değerlendirme görevi Ağır Ceza Mahkemesine ait bulunan 'yağma' suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosya Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Aşamalarda; Katılan; kolundaki altınları sanığın zorla ve pense ile keserek aldığını, bu esnada bileğinden yaralandığını bildirmiş, Sanık; eşi olan müştekinin kendisini zorla TOKİ'ye üye yaptırdığını, TOKİ borcunu ödeyebilmek için fiili işlediğini, eşinin kolundaki altın bilezikleri keserek aldığını, ancak kesinlikle kendisini ölümle tehdit etmediğini, olay esnasında yanlarında müşterek kızları...'in bulunduğunu savunmuş, Müşterek kızları olan tanık... de; '...babamın TOKİ borcu vardı. Bu borcu nedeniyle babam annemden altınları istedi. Annem vermedi. ...Anneme kesinlikle vurulmadı. Babam annemin kolundan bilezikleri pense ile keserek zorla aldı.' şeklinde beyanlarda bulunmuş, Yerel Ağır Ceza Mahkemesince, olayın oluşu; '..müşteki beyanları, tarafların müşterek çocukları ve olay görgü tanığı olan...'in beyanı, ...ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; müşteki ile sanığın olay tarihinde karı-koca oldukları, olay günü sanığın TOKİ'ye olan borçlarını ödemek için müştekinin kolundaki altın bileziklerini ...vermesini istediği, müştekinin kabul etmemesi üzerine sanığın pense ile müştekinin kolundaki altın bilezikleri kesmek suretiyle zorla kolundan aldığı yine müştekinin boynundaki altın kolyeyi de kopartmak suretiyle zorla aldığı, müştekinin sanığın bu eylemleri sırasında bileğinden ...basit şekilde yaralandığı, sanığın suçunu açıkça kabul ettiği, olayın tek görgü tanığı ..müşterek çocukları olan tanık...'in Yenişehir Sulh Ceza Mahkemesinde 11.02.2011 tarihli celsede verdiği beyanında olayı doğruladığı anlaşılmış olup, sanığın bu haliyle üzerine atılı yağma suçunu işlediği sabit olduğu..' biçiminde kabul edilerek, 5237 sayılı TCK'nın 148/1, 62. ve 53. maddeleri gereğince sonuç 5 yıl hapis cezasına mahkûmiyeti yönünde hüküm kurulmuştur. Her ne kadar, mahkûmiyet hükmü gerekçesinde, '..sanığın pense ile müştekinin kolundaki altın bilezikleri kesmek suretiyle zorla kolundan alma fiilinin yanı sıra, yine müştekinin boynundaki altın kolyeyi de kopartmak suretiyle zorla aldığı, ..müştekinin ayrıca boynundan da basit şekilde yaralandığı..' kabulüne yer verilmiş ise de; buna ilişkin iddianamede bir anlatım ve açılmış bir kamu davası bulunmamaktadır. Bu nedenle Tebliğnamede de bu konuya hiç değinilmediği anlaşılmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde; '..dosya içerisindeki nüfus kaydına göre sanık ile mağdurun resmen evli oldukları, olay günü sanığın konut satın aldığı TOKİ'ye olan borcunun taksitini ödemek amacıyla tarafların evlilik birliği içerisinde edindikleri, ancak mağdur ... tarafından kullanılan altın bilezikleri istediği, mağdurun vermek istememesi üzerine ..mağduru yaralayarak bilezikleri zorla aldığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 150/1. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 86/2-3-a, 106/1. (1 cümle) maddelerindeki 'kasten yaralama ve tehdit' suçlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması ..usul ve yasaya aykırı görülmekle ..hükmün bozulması..' talep edilmiştir. Öncelikle, inceleme konusu yağma suçu unsurlarına bakacak olursak; 'Yağma' suçu; failin, bir başkasının zilyetliğindeki taşınabilir bir maldan zilyedinin rızası bulunmaksızın faydalanmak amacıyla, cebir ve tehdit kullanmak suretiyle zilyedini, bu malı kendisine teslimine veya bulunduğu yerden alınmasına karşı koymamaya zorlamasıdır. Yağma suçu, cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir 'mürekkep/birleşik suç'tur. Bu nedenle yağma suçunun hukuki konusu da birden fazladır. Yağma suçuyla korunan hukuki yarar; bir taraftan hırsızlık suçunda olduğu gibi zilyetlik ve buna bağlı haklar iken, diğer taraftan tehdit suçunda olduğu gibi kişi özgürlüğü ve cebir suçunda olduğu gibi vücut dokunulmazlığıdır.(Yaşar/Gökcan/ Artuç, TCK, C. IV s.4329-4330, Erem, a.g.e. C.IV, 796; Meran, Sahtecilik- Malvarlığı-Bilişim Suçları (2005), s.70, Parlar/Hatipoğlu, Türk Ceza Kanunun Yorumu, Cilt 2, (2007), 1125). Burada cebir ve tehdit, malvarlığına karşı işlenen suçta araç olduğundan, yağma suçuna 'malvarlığına karşı suçlar' arasında yer verilmiştir (Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s.428, CGK'nın 26.03.2002 tarih ve 2002/1-94-2002/225 sayılı kararı). Suçta 'fiil öğesi' bağlamında 'kanuna aykırılık ögesi'nin gerçekleşmesi için, suçun manevi unsurunun da oluşması gerekir. Yağma suçu, kastla işlenebilen bir suçtur. Failin, yukarıda belirtilen suçun hareket unsurlarına bilerek ve isteyerek yönelip gerçekleştirmesinin yanı sıra, yağma suçunda failin amacı, kural olarak mülk edinmeye yönelik olmalıdır (Yaşar/Gökcan/Artuç, TCK, C. IV s.4338). Başka amaçlara yönelinmiş ise, yağma suçunun unsurları oluşmaz. Örneğin, failin amacı zarar vermeye yönelik ise, bu durumda 'mala zarar verme' suçu oluşacaktır (Yaşar/ Gökcan/Artuç, TCK, C. IV s.4343, 6. CD'nin 31.10.2006 tarih ve 2004 tarih ve 2004/3633-2006/10444 sayılı kararı). Hırsızlık suçunda, fiilin ağır ve acil bir ihtiyacın karşılanması için işlenmesi hali, 5237 s. TCK'nın 147. maddesinde 'indirim ve cezasızlık nedeni' olarak öngörülmesine karşın, yağma suçunda böyle bir düzenleme öngörülmemiştir. Ancak, zorunluluk nedeniyle fail yağma yapmak zorunda kalmış ise, bu durumda TCK'nın 25. maddesi hükümleri uygulanabilecektir. Aynı durum, meşru müdafaa yönünden de geçerlidir (Yaşar/Gökcan/ Artuç, TCK, C. IV s.4343-4344, Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, Cilt I, (2007), s.347-348). Yağma suçunda 'kullanma hırsızlığına benzer şekilde, kullanma yağması açıkça düzenlenmemiş, bu konu Yargıtay uygulaması ile çözülmeye çalışılmıştır. Doktrinde; Bazı yazarlarca, failin eyleminin mülkiyete yönelik olmadığı, kullanmaya yönelik olduğu durumlarda yağma suçunun oluşmayacağı, failin cebir/tehdit kullanma ve hırsızlıktan cezalandırılması gerektiği kabul edilmekte (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, (2006), s.522), Diğer bazı yazarlar da, suçun teşekkül edebilmesi için malın mutlaka sahip olmak maksadıyla alınmış bulunmasının şart olmadığını, yararlanmanın geçici olmasının yağma suçunun oluşmasına engel olmayacağını ileri sürmektedirler. Uygulamada; Uzun yıllardan beri yağma suçlarına bakan Yargıtay 6. Ceza Dairemiz, yakın zamanlara kadar; suçun maddi konusunu teşkil eden malın mülk edinilmesi söz konusu olmaksızın sadece kullanma amacıyla da alınmış olsa, başlı başına madde metninde belirtilen suçun hareket unsurlarının/davranışların gerçekleştirilmesi halinde yağma suçunun oluşacağını kabul etmiş olmakla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun son kararlarında; doktrinde bazı yazarların, fiil ögesinde kanuna aykırılığın gerçekleşmesi bağlamında suçun manevi/kasıt unsurunun da oluşması, yani failin amacının taşınır malın aynına/mülk edinilmesine yönelik olması gerektiğine ilişkin kabullerinde belirtildiği gibi, başka (örneğin cep telefonunun, iletişimin önlenmesi ya da arama kayıtlarına bakılması gibi maksatlarla zorla alınması gibi) amaçlara yönelinmiş ise yağma suçu unsurlarının oluşmayacağı, sonucuna ulaşılmıştır. Yüksek Genel Kurulun, (sanığın iki yıldır birlikte olduğu mağdur enin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip silahını doğrultarak tehdit ve kabzasıyla da darbettiği mağdurenin elinden cep telefonunu, arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla alması, 20 gün sonra iade etmesi) şeklinde gerçekleşen bir olaya ilişkin olarak verdiği 26.01.2016 gün ve 6-709–33 sayılı kararında; '..olay yerine gelen sanığın mağdureye 'evde kim var orospu' demesi, telefonu "arama kayıtlarına bakmak için' alması, kullanmadan iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup, sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin 'silahla tehdit' ve 'kasten yaralama' suçlarını oluşturabileceği, üzerine atılı 'yağma' suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı..' kabul edilmiştir. Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya döndüğümüzde; Sanık ... ile müşteki ....'nın 20.05.1991 tarihinde resmi nikâhla evlendikleri, müşterek 1992 doğumlu... isimli kız ve 1996 doğumlu .... isimli erkek çocukları bulunduğu anlaşılmaktadır. Çalışan kadın olduğuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Sanık, eşi olan müştekinin kolundaki altın bilezikleri keserek alma fiilini, kendisini zorla üye yaptırdığı TOKİ borcunu ödeyebilmek için işlediğini savunmuş, müşterek kızları... de; babasının TOKİ'ye olan borcu nedeniyle annesinden altınları istediğini beyanla savunmayı doğrulamıştır. Başka benzer dosyalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen tebliğnamelerde de; (..sanık ile katılanın karı koca oldukları ve katılan kadının çalışmayan ev hanımı olduğu, sanığın katılanı kasten yaralayıp.. altınları ..zorla almasında, katılana altınların kim tarafından alındığı, evlilik birliği devam ederken paydaş oldukları altınların boşanma süreci ile hukuki ilişkiye dayalı alacağa (TCK. m.150/1) konu olup olmayacağı tartışılmaksızın karar verilmesinin eksik araştırmaya dayalı ve yasaya aykırı olduğu..) yönünde, görüş ve taleplerde bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu nedenle, konuya ilişkin olarak Özel Hukuk'ta evlilikte eşler arası mal rejimini düzenleyen Türk Medeni Kanunu hükümlerine bir göz atacak olursak; Eşler arasında 'mal ayrılığı sistemi'nin öngörüldüğü 17.2.1926 tarih ve 743 sayılı TMK hükümleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 08.12.2001 tarihli 24607 sayılı R.G.'de yayımlanmakla yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılmış, yeni kanun 'Dördüncü Bölüm'de 'Eşler arasındaki mal rejimi' düzenlenmiş, bazı ayırımlar öngörülmüştür;– 'Birinci Ayırım - Genel Hükümler - A. Yasal mal rejimi' başlıklı 202 vd. maddeleri ile aşağıdaki hükümler getirilmiştir; Eşler arasında edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanması asıldır (A. Yasal mal rejimi, m.202/1). Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler (m.202/1). Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir (B. Mal rejimi sözleşmesi, m. 203/1). Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler (III. Sözleşmenin şekli, m. 205/1). Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz (D. Alacaklıların korunması, m. 213/2). Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur (m. 213/2). – 'İkinci Ayırım - Edinilmiş mallara katılma - A. Mülkiyet - Kapsamı' başlıklı 218 vd. maddeleri ile getirilen hükümler ise şunlardır; Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar (I. Alacaklıların korunması, m. 218). Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir (II. Edinilmiş malları, m. 219). Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, ...(III. Kişisel mallar, 1. Kanuna göre, m. 220). ...Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler (2. Sözleşmeye göre, m. 221/2). Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir (IV. İspat, m. 222/3). Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir (B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf, m. 223/1). Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur (C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk, m. 223/1). Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer (m. 225). Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur (II. Malların geri alınması ve borçlar, 2. Değer artış payı, m. 227/1).. Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler (m. 227/2). Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.. (3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme, m. 227/1). Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir... (V. Artık değere katılma, 1. Kanuna göre, m. 236/1). – 'Üçüncü Ayırım' başlığı altındaki 242 vd. maddelerde, Mal Ayrılığı'na ilişkin hükümler düzenlenmiş, – 'Dördüncü Ayırım' başlığı altındaki 244 vd. maddelerde, Paylaşmalı Mal Ayrılığı'na ilişkin hükümler düzenlenmiş, – 'Beşinci Ayırım' başlığı altındaki 256 vd. maddelerde, Mal Ortaklığı'na ilişkin getirilen hükümler de şu şekildedir; Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar (A. Mülkiyet, 1. Kapsamı, m. 256). Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur (II. Ortaklık malları. 1. Genel mal ortaklığı, m. 257/1). Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar (m. 257/2). Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler (2. Sınırlı mal ortaklığı, m. 257/1). Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya  sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler (b. Diğer mal ortaklıkları, m. 259/1). Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler (B. Yönetim ve tasarruf, I. Ortaklık mallarında, 1. Olağan yönetim, m. 262/1-2).. Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir (m. 262/1-2). Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur: 1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan, 2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan, 3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan, 4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan (C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk, I. Ortaklık borçları, m. 268). Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur (II. Kişisel borçlar, m. 269/1) Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Müşteki ...., sanık ...'un resmi nikâhlı eşidir. Resmi nikâhlı eşi olan müştekinin kolundaki altın bileziklerini alma fiilini, mülk edinmek için değil, evlilik birlikleri sırasında onun kendisini üye olması için zorladığı TOKİ dairesine ait borçlarını ödeyebilmek amacıyla işlediği müşterek kızları...'in anlatımları ile doğrulanan sanık savunması, yerel mahkemenin oluşa ilişkin kabulü ve tüm dosya kapsamı içeriğine göre, temyiz incelemesine konu olayda; 20.05.1991 tarihinde resmi nikâhla evlenmelerinden önce 08.12.2001 tarihli 24607 sayılı R.G.'de yayımlanmakla yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun eşler arası mal rejimini düzenleyen hükümleri bağlamında; – Tarafların, evlenmeden önce veya sonra (noterde düzenleme veya onaylama şeklinde) 'mal rejimi sözleşmesi' yapabilecekleri (m.203/1), ya da evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilecekleri (m.205/1), sözleşme yapılmamış ise 202/1. m.ye göre eşler arasında edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanmasının asıl olacağı, sözleşmeyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilecekleri (m. 202/2), – Kanunda öngörülen ayırımlardan ikincisi olan 'edinilmiş mallara katılma rejimi'nin; edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını (m.220. Yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya) da kapsamakta (m. 218) ve aksi ispat edilinceye kadar eşlerin bütün mallarının edinilmiş mal kabul edilmekte olduğu (m. 222/3), – Beşinci ayırım olan 'mal ortaklığı rejimi'nin; ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsamakta (m.256) ve 'genel mal ortaklığı'nda eşlerin ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olduğu (m.257/2), ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetecekleri (m.262/1-2), her eşin olağan yönetim sınırları içinde ortaklığı yükümlülük altına sokabileceği ..ortak mallarda tasarrufta bulunabileceği (m. 262/1-2) ve üçüncü kişilere karşı 268. maddede belirtilen (..evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan, yine diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran..) borçlardan kişisel ve ortaklık malları ile sorumlu olduğu, yine diğer bütün borçlardan ise kendi kişisel malları ile ve ortaklık mallarının da değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulacakları (m.268/1), Biçimindeki yasal düzenlemeler, bir bütün halinde göz önünde bulundurulduğunda; Tarafların, 4721 s. TMK'nın eşler arası mal rejimini düzenleyen hükümlerine göre evlenmeden önce veya sonra (noterde düzenleme veya onaylama şeklinde) 'mal rejimi sözleşmesi' yapıp yapmadıkları, ya da evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirmiş olup olmadıkları, sözleşme yapılmamış ise eşler arasında edinilmiş mallara 'katılma rejimi'nin uygulanması asıl olacağından sözleşme yapmışlar ise kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edip etmedikleri, böyle ise hangisini seçtikleri ve bu rejime ilişkin düzenlemeler kapsamında suça konu edilen altın bileziklerin kim tarafından katılana alındığı hususlarının etraflıca araştırılması, belirlenecek durumlarına göre evlilik birliği devam ederken paydaş oldukları altınların boşanma süreci ile TCK'nın 150/1. maddesi kapsamında bir hukuki ilişkiye dayalı alacağa konu olup olmayacağının tartışılması/değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi, Buna göre de, sanık hakkında ayrıca 5237 s. TCK'nın 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Açıklanan nedenlerle; Tüm bu hususlar gözetilmeksizin ve yanılgılı uygulama sonucunda yazılı şekilde sadece 5237 s.TCK'nın 148/1, 62. maddelerinin uygulanması suretiyle mahkûmiyet hükmü kurulmasının, eksik araştırmaya ve değerlendirmeye dayalı bulunduğu düşüncesiyle, Mahkûmiyet hükmünün başka nedenlerden düzeltilerek onanması yönündeki Yüksek Daire sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum” görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.03.2016 gün ve 37512 sayı ile; "...İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 6. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, sanığın bu suçu işleyip işlemediğine yani sübuta veya cezanın bireyselleştirilmesine, usul kurallarına ilişkin olmayıp itirazın konusu, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; suç tarihinde ve halen resmi nikâhlı olarak evlilikleri devam eden ve müşterek çocukları bulunan sanık ile müştekinin olay gününde evlerinde TOKİ' den aldıkları dairenin taksitinin ödenmesi sebebiyle tartışmaya başladıkları ve sanığın, evlilik birliği içerisinde edinilen mallardan olup müştekinin kolunda takılı bulunan 3 adet altın bileziği istediği ancak müştekinin vermek istememesi üzerine de cebir kullanarak zorla pense ile keserek bilezikleri aldığı ve boynundaki kolyeyi de çekerek kopardığı, müştekinin polise şikâyeti üzerine de önce hakkında sulh ceza mahkemesine tehdit ve yaralama suçundan kamu davası açılıp görevsizlik kararı verilmesiyle de Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda yağma suçundan mahkûm edildiği görülmektedir. Başsavcılığımız tarafından düzenlenen 10.07.2013 tarihli tebliğnamede sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Yasanın 86/2-3-a ve 106/1. maddelerindeki tehdit ve yaralama suçlarını oluşturduğu kabul edilerek hükmün bozulması talep edilmiş ancak Yüksek Daire tebliğname ile aynı doğrultudaki muhalefete rağmen yağma suçundan tayin olunan 5 yıl hapis cezasına ilişkin hükmü oyçokluğuyla onamıştır. 'Daha az cezayı gerektiren hal' başlıklı 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesine bakıldığında; 'Madde 150- (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.' düzenlemesi yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre, sanık ile resmi nikâhlı evli olan ve aralarında ayrı bir mal rejimi bulunmadığı anlaşılan sanık ile müşteki evlilik birliği içerisinde edinilen mallarda ortaktırlar ve ayrı ayrı hak sahibi bulunmaktadırlar. Suça konu bileziklerin nitelikleri gereği müştekinin kullanımında bulunması tamamının O’na ait olduğu gibi bir kabule götüremez. Zaten sanık da savunmalarında, resmi nikâhlı eşi olan müştekinin ısrarıyla TOKİ den bir daire satın aldıklarını ancak taksitini ödemekte zorlandığı için bilezikleri istediğini, bilezikleri de müştekiye kendisinin satın aldığını beyan etmektedir. Sanık ile müştekinin müşterek kızları tanık...'de bu savunmayı doğrulamıştır. Olayımızda yağma suçunun maddi unsurunun şekli olarak gerçekleştiği kabul edilebilirse de, mahkûmiyetin şartı olan manevi unsur ve suça konu malların evlilik birliği içerisinde edinilen mallardan olması birlikte değerlendirildiğinde, eylemin yağma suçu olarak kabulü ceza adaleti ve hakkaniyet kurallarına uygun görünmemektedir.5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesi yollamasıyla sanığın var olan eylemine TCK'nun 86/2-3-a ve 106/1. maddesinin uygulanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince, 31.03.2016 gün, 3460-2561 sayı ve oyçokluğuyla itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı yağma suçunun 5237 sayılı TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ... ile katılan ...'in evli oldukları, 19.01.2010 tarihinde saat 19.30 sıralarında konutunda bulunan sanığın, TOKİ'ye olan borçlarını ödeyebilmek için eşi olan katılandan kolundaki bilezikler ile boynundaki altın kolyesini istediği, ancak katılanın kolye ve bileziklerini vermeyeceğini söylediği, bunun üzerine sanığın katılanın boğazına sarılıp “seni öldüreceğim” dediği, ardından da katılanın boynundaki kolyeyi kopararak, kolundaki üç adet bileziği ise pense ile keserek zorla aldığı, Yenişehir Devlet Hastanesince katılan hakkında düzenlenen adli rapora göre; boyunda üç adet, sağ el bileğinde ise iki adet yüzeysel sıyrıklar tespit edildiği, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, Sanık ile katılan 20.05.1991 tarihinde evlenip suç tarihinden sonra boşandıklarının, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde ise sanık ile katılanın 31.08.2015 tarihinde yeniden evlendiklerinin anlaşıldığı, Katılanın hükümden sonra mahkemeye verdiği 21.11.2011 tarihli dilekçesinde özetle; sanığın aldığı bileziklerin bedelini ödediğini, zararının giderildiğini ve şikâyetinden vazgeçtiğini bildirdiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... kollukta; sanık ile yirmi yıldır evli olduklarını, 19.01.2010 tarihinde saat 19.30 sıralarında sanığın kendisinden kolundaki üç adet altın bileziğini istediğini, veremeyeceğini söylediğinde ise bilezikleri kendisinin aldığını söyleyip, elleriyle boğazını sıkarak “seni öldüreceğim” dediğini, ardından sağ kolundaki bilezikleri pense ile kesip aldığını, bu esnada bileğinden yaralandığını, mahkemede benzer ifadelerine ek olarak; sanığın kendisini aldatması nedeniyle evden gitmek istediğini, ancak sanığın buna engel olduğunu ve boynundaki kolye, parmağındaki yüzük ve kolundaki bilezikleri zorla aldığını, sanığın aldığı altınları iade etmediğini, Görevli mahkemede tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık... Girgin görevsiz mahkemede; sanığın babası, katılanın ise annesi olduğunu, sanığın TOKİ'ye olan borcunu ödeyebilmek için katılandan altınlarını istediğini, katılanın altınları vermeyip evi terk etmek istediğini, bunun üzerine sanığın öfkelenerek katılanın kolundaki bilezikleri pense ile kestiğini, daha sonra ise üstüne çullanıp boynundaki kösteği çekip zorla aldığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; katılan ile yirmi yıldır evli olduklarını, TOKİ'den aldığı dairenin taksitini ödeyemediği için katılandan kolundaki üç adet altın bileziği istediğini, vermeyeceğini söylemesi üzerine sinirlenerek katılanın kolundaki bilezikleri pense ile kesip aldığını, katılana kötü muamelede bulunmadığını ve darp etmediğini, görevsiz mahkemede benzer anlatımlarına ek olarak; katılanı tehdit etmediğini, boynundaki kolyeyi koparırken tırnakları ile katılanı boynundan yaraladığını, mahkemede; katılanın kendisini zorla TOKİ'ye üye yaptırdığını, TOKİ'ye olan borcunu ödeyebilmek için katılana ait altınları aldığını, geri ödeyecek durumunun olmadığını savunmuştur. Yağma suçu 5237 sayılı TCK'nun 148 ile 150. maddelerinde düzenlenmiş olup Kanunun 148. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması" şeklinde suçun temel hali, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde de kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı hükümleri düzenlenmiştir. Kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. 5237 sayılı TCK'nunda, 765 sayılı TCK'nun 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine Kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Aynı TCK'nun "Daha az cezayı gerektiren hal" başlıklı 150. maddesi; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiş olup madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde eylem daha az cezayı gerektiren yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun 150. maddesinde sözü edilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramı hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı haktır. Alacak hakkı malvarlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkıdır. Alacak hakkı herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nisbi bir haktır. Borç ilişkisinden doğan haklar sadece borçluya karşı ileri sürülebilir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Dolayısıyla TCK'nun 150. maddesi ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir. (Veli Özber Özek, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin, Ankara, 2008, C. 2, s.1059-1061) Bu aşamada konumuzla ilgisi bakımından Türk Medeni Kanununda düzenlenen “Edinilmiş mallara katılma rejimi” üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunun “Kapsamı” başlığını taşıyan 218. maddesi; “Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar”, “Edinilmiş mallar” başlığını taşıyan 219. maddesi; “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler”, “Kişisel mallar” başlığını taşıyan 220. maddesi; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler”, “Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması” başlıklı 228. maddesinin birinci fıkrası ise; “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır”, Şeklinde düzenlenmiştir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre edinilmiş mallara katılma rejimini yasal mal rejimi olarak benimsemiştir. Evlilik birliğinin tarafları isterse mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden birini de seçebileceklerdir. 4721 sayılı Kanun ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsamaktadır. Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Kişisel mallar ise, TMK’nun 220. maddesinde sayılmıştır. Eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı onların kişisel malı kabul edilecektir. Eşler arasındaki mal rejiminin mahkemece evliliğin iptali veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceği belirtilmiştir. TMK'nun 220/1. maddesi uyarınca eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyaları kişisel mal olarak sayılmıştır. Burada ifade edilen genellikle eşlerin günlük hayattaki ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan eşyalar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Eşlerin giyim eşyaları, takıları, hobi eşyaları, cep telefonu, makyaj malzemeleri, bakım eşyaları gibi eşyalar bu kapsamda sayılabilir. Eşlerden birine ait takılar; kişisel kullanıma özgüyse, değeri ne kadar yüksek olursa olsun kanun gereği kişisel mal sayılacaktır. Kişisel malın yalnızca malik olan eş tarafından kullanılması da gerekmektedir. Kadın eşe takılan takılar ise, kural olarak bağışlama niteliği taşıdıkları için kadının kişisel malı sayılmaktadır. Nitekim Yargıtayın yerleşmiş içtihadı bu doğrultudadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirdirildiğinde; Suç tarihinde evli olup ortak konutta bulundukları sırada sanığın TOKİ'ye olan borcunu ödeyebilmek için katılandan kolundaki 3 adet bilezik ile boynundaki altın kolyesini istediği, katılanın vermeyeceğini söylemesi üzerine sanığın boğazına sarılıp öldüreceğinden bahisle tehditle birlikte kolundaki 3 adet bileziği pense ile keserek ve boynundaki kolyeyi kopararak zorla aldığı olayda; fazla miktarda olmayan ziynet eşyası katılanın mülkünde olup, katılan tarafından takı olarak kullanıldığı, sözü edilen takıların katılanın kişisel malı olduğu, bu nedenle "edinilmiş mallara katılma rejimine" dayalı bir hukuki ilişkiden söz edilemeyeceği, sanığın da aşamalarda zorla aldığı altınların ortak mülkiyetinden söz etmediği, sanık ile katılan arasında başkaca alacak ve borç ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nun 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...; "Olay tarihinde yaklaşık 20 yıllık resmi nikahlı karı koca olan taraflardan katılan ...'nın talebi ile sanık ..., TOKİ'den taksitle ev almış ve taksitlerini ödemekte zorlanınca eşi olan katılandan kolunda ve boynunda duran bilezik ve kolyesini vermesini istemiştir. Sanığın talebine olumsuz cevap veren katılan, sanık tarafından zor kullanılarak boynundaki kolye koparılmış, kolundaki bilezikler de zorla ve pense yardımıyla kesilerek alınmış ve bu arada katılanda BTM ile giderilebilecek derecede yaralanmıştır. Olay tarafların ortak ikametgahlarında ve büyük çocukları...'in yanında gerçekleşmiştir. Tanık... beyanı ve dosya kapsamına göre annesinin talebi üzerine babasının TOKİ'den taksitle ev aldığını, ancak borcunu ödeyemeyince annesinden altınlarını isteğini bununla TOKİ'ye ödeme yapacağını söylediğini ancak annesi razı olmayınca babasının cebir kullanarak altınları aldığı sabittir. Sanığın eyleminin TCK.nun 149/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunun maddi unsurlarını oluşturduğunda kuşku yoktur. (Cebir ve zorla alma) Ancak sanığın eşine karşı yağma kastı ile hareket edip etmediği, yani, suçun maddi, manevi, hukuka aykırılık unsurlarından manevi unsurunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi önem taşımaktadır. Şöyle ki; Katılan ev hanımı olup üzerinde taşıdığı altınların örfen kendisine ait olduğu umumi kabul görmektedir. Medeni Kanunda 2001 yılında yapılan değişiklik sonrası evlilik birlikteliği içinde tasarruf amacıyla alınan altınların ise ortak malvarlığına dahil olduğu Yargıtayın yerleşik uygulaması ile kabul olunmuştur. Evlilik birlikteliği devam ederken katılanın talebi üzerine taksitle alınan ve taksit borcu geciken evin taraflar arasında özel bir mal rejimi usulü tercih edilmemiş ise; sanık ve katılana ait ortak mal sayılacağı Türk Medeni Kanununda düzenlenmiştir. Dosya kapsamından taraflar arasında özel bir mal rejimi usulü tercih edilip edilmediği araştırılmamış olup, şayet özel tercih edilen bir mal rejimi usulü yoksa sadece kadına ait olduğu anlaşılsa bile altınların sanık tarafından mal edinmek, katılanın zararına sahiplenilmek kastı olmaksızın sanık ve katılanın ortak maliki olduğu ve taksit borcu olan TOKİ evinin borcunu ödemek amacıyla alındığı böylece katılanın zararına sadece kendi yararına bir menfaat temini sözkonusu olmadığı ancak bu sırada katılana karşı müessir fiil ve tehdit suçunu işlenmiş ise bu eylemlerinden sorumlu tutulması gerektiği tarafımızdan kabul edilmiştir. Yağma suçu mürekkep bir suç olup kendisini oluşturan hırsızlık ve müessir fiil veya hırsızlık ve tehdit suçlarının birlikte işlenmesiyle oluşan farklı bir suç olarak öngörülmüş ve birleşen suçlardan daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Yağma suçunu oluşturan suçlar bağımsızlıklarını kaybetse de unsur itibariyle yağma suçu içinde yer almaktadırlar. Yağma suçunun maddi unsurlarından biri mutlaka hırsızlıktır. Hırsızlık, bir başkasının menkul malını, zilyedinin rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile alınmasıyla oluşur. Olayımızda altınların katılandan alınmasının nedeni dosya kapsamı ve ortak çocukları tanık...'in de beyanına göre ailenin taksitle aldığı evin geciken taksit borcunu ödenmesi olduğundan ve yine alınan altınların katılanın şahsi malını evlilik birlikteliği içinde alınan katılan ve sanığa ait ortak mal mı olduğu araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken bu araştırmalar yapılmadan ve altınların ortak malvarlığından olduğu veya altınların ortak evin borcuna mahsuben ödenmek için zorla alındığının anlaşılması halinde yağma suçunun manevi unsurları oluşmadığından münferit olarak tehdit ve müessir fiil suçları yönünden değerlendirme yapmak yerine sanığın yağma suçundan cezalandırılmasına dair çoğunluğun görüşene muhalifim" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 220 ]
2. Hukuk Dairesi 2005/16299 E., 2006/467 K. 2. Hukuk Dairesi 2005/16299 E., 2006/467 K. - DEĞER ARTIŞ PAYI - KİŞİSEL MALLARIN İADESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 218 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 220 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 227 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 241 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm ziynet eşyaları ve değer artış payı yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Davacı kadın 01.04.2004 tarihinde açtığı davayla; halen evli bulunduğu davalı eşi adına trafikte kayıtlı otomobilin 04.12.2002 tarihinde alımı sırasında yaptığı katkı bedelini, davalıda kaldığını ileri sürdüğü ziynet eşyalarının aynen iadesini ve yanında bulunan müştsrek küçük çocuk yararına nafakaya hükmedilmesini istemiştir. Yerel mahkeme; müşterek çocuk yararına nafakaya karar vermiş, diğer İstekleri ise; tarafların halen evli oldukları ve aralarında yasal mal rejiminin geçerli olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. 1- Davacının, davalı eşi adına teyitli otomobilin alımına yaptığı katkıya dayalı isteği "değdr artş payına" (FMK m. 227) yöneliktir. Bu isteğin esası, eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesi durumunda incelenebilir. Taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin devam ettiği anlaşıldığından; "bu istek hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde hüküm kurulması gerekirken, kesin hüküm oluşturacak şekilde "isteğin reddine" biçiminde karar verilmesi doğru değildir. 2- Davacının ziynet eşyasına yönelik isteği "kişisel malın" (TMK.m.220) iadesine yöneliktir. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi (TMK m. 218-241) eşlerden her birinin diğer eşte kaldığını veya diğer eş tarafından kullanıldığını ileri sürdüğü kişisel malının aynen iadesini veya bedelinin iadesini isteme hakkını engellemez. Eşler, kişisel mallarıyla ilgili isteklerini rejim sona ermeden, tasfiye söz konusu olmadan da ileri sürebilirler. Bu nedenle; davacının ziynet eşyasına yönelik isteğinin esasının incelenip olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde usulden reddedilmesi yasaya aykırıdır. Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeplerle (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

2010 yılında evlenen (A) ile (B) arasında, mal rejimine ilişkin herhangi bir sözleşme yapılmamıştır. Evlilik birliği devam ederken (A) adına çeşitli malvarlığı değerleri kaydedilmiştir. Bu durumda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, aşağıda sayılan malvarlığı değerlerinden hangisi (A)’nın kanun gereği kişisel malı olarak kabul edilir?

A) Evlilik birliği içerisinde emekli olması üzerine kendisine ödenen kıdem tazminatı ile satın aldığı otomobil.
B) Evlenmeden önce satın almış olduğu daireden evlilik birliği süresince elde ettiği kira gelirleri.
C) Evlilik birliği devam ederken babasının kendisine doğum günü hediyesi olarak tapuda devrettiği arsa.
D) Geçirdiği bir iş kazası sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kendisine bağlanan malullük aylığı.
E) Uğradığı bir trafik kazası sonucu, çalışma gücünü kısmen kaybetmesi nedeniyle sorumlu kişiden aldığı maddi tazminat.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol