Türk Medeni Kanunu 225. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 225 - Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
II. Malların geri alınması ve borçlar
1. Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
30 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ]
8. Hukuk Dairesi 2010/802 E., 2010/3138 K.
8. Hukuk Dairesi 2010/802 E., 2010/3138 K.
- DAVA ZAMAN AŞIMI
- KATKI PAYI ALACAĞI
- MAL AYRILIĞI REJİMİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 178 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 179 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 202 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ]
- 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 170 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 125 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 132 ]
"İçtihat Metni"
Hatice ile Hüseyin aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair (Üsküdar İkinci Aile Mahkemesi)'ndenverilen 07.12.2009 gün ve 340/652 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza çalışması karşılığı geliri ile vekil edeninin katkıda bulunduğunu açıklayarak, 1571 ada 17 parseldeki meskene ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 30.000 TL. alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın bir yıllık zamanaşımı süresinin geçirilmesinden sonra açıldığını, kaldı ki taşınmazın vekil edeni tarafından tapu kaydında belirtilen tarihte satın alındığını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, boşanma davasının kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 28.05.1986 tarihinde evlenmiş, 18.02.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 30.03.2006 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. (TMK.nun 225/2). TMK.nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Davacı, uyuşmazlık konusu taşınmazın 1998 yılında satın alınarak, 2000 yılı Temmuz ayından itibaren evden ayrıldığı 2005 yılına kadar aile konutu olarak kullanıldığını, satıcıları müteahhit ile arsa sahipleri arasındaki uyuşmazlık nedeniyle tapu kaydının çok sonra 03.01.2008 tarihinde davalı üzerine aktarıldığını açıklayarak alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı ise, niza konusu taşınmazın boşanma tarihinden sonra tapu kaydında belirtilen tarihte satın alındığını bildirmiştir.
Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 4721 sayılı TMK.nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinekadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar TMK.nun 202. maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Davacı tarafından katkının yapıldığı ve taşınmazın satın alındığı iddia edilen tarih (1998) itibariyle eşler arasında 743 sayılı MK.nun170. maddesi uyarınca "mal ayrılığı" rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2. maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazın edinildiginin ileri sürüldüğü tarihe göre, eşler arasında 743 sayılı MK.nun 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan uyuşmazlık Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımına ilişkin düzenleme eldeki davaya uygulanamaz. Bu madde; 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde, edinilmiş mallara katılma alacağına ilişkin olarak açılan davalar hakkında uygulanır.
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinde; mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar için açılan katkı payı alacağı davalarında uygulanacak bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ne var ki; aynı kanunun 5. maddesinde; "Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır" denilmektedir. Borçlar Kanununun 125. maddesinde ise, "Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik zamanaşımına tabidir" hükmüne yer verilmiştir.
O halde somut olayda, 743 sayılı TMK.nun 5. maddesi yoluyla BK.nun 125. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Anılan maddede yer alan "her dava" "bütün alacaklar" anlamında kullanılmıştır. Öte yandan Borçlar Kanununun 132/3. bendi uyarınca "nikah (evlilik) devam ettiği sürece eşler arasında zamanaşımı işlemediğinden" zamanaşımının başlangıcı; boşanma kararının kesinleştiği tarih (30.03.2006) olarak kabul edilmelidir. Bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar BK.nun 125. maddesinde açıklanan 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir. Öyle ise mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde tüm taraf delillerinin toplanması ve uyuşmazlığın esası bakımından karar verilmesi gerekirken, dava konusu taşınmazın edinildiginin ileri sürüldüğü tarih itibariyle uyuşmazlığın 01.01.2002 tarihinden önceye ilişkin olduğu gözden kaçırılarak yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve 17,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1881 E., 2020/127 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/1881 E. , 2020/127 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı Hazine vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı Hazine vekili 20.10.1981 tarihli dava dilekçesinde; çekişme konusu Gebze ilçesi Darıca ... mevkiinde kain 2095 parsele uygulanan tapu kaydının 12.05.1955 tarihli ve 47 numaralı tapu kaydından intikal ve ifraz edildiğini, ifrazdan önce 28.05.1954 tarihli ve 86 numaralı tapu kaydı ile miktarı arttırılarak ve sekiz adet tapu kayıtlarının birleştirilmesi ile tek tapu kaydı oluşturulduğunu, tevhit ve tezyide esas teşkil eden Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinin 1954/93 E., 192 K. sayılı kararında Hazine hasım gösterilmediğinden ve 2644 sayılı Kanun’un 31. maddesi şartlarına uymadığından geçerli olmadığını, kaldı ki taşınmazın deniz kumsalı niteliğinde olduğunun saptandığını, deniz sınırı ile taşınmazın sınırlarının Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı kararına göre uzman bilirkişiler aracılığıyla tespit edilmesi gerektiğini, deniz ve onun tamamlayıcısı olan kumsal alanların devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde olduğunu ileri sürerek 2095 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline, davalıların el atmalarının önlenmesi ile üzerinde bulunan tesislerin kal'ine karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında da taşınmaz üzerinde arzi irtifak hakkı sahiplerinin davaya dâhil edilmesini istemiştir.
Davalı Cevabı:
5. Dava, ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş.'ye husumet yöneltilerek açılmış olup, taşınmaz üzerindeki arzi irtifak hakkı sahipleri davaya dâhil edilmiştir.
5.1. Davalı ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş. vekili 04.12.1981 tarihli cevap dilekçesinde; taşınmazın Eylül 1927 tarihli ve 104 numaralı tapu kaydı ve tedavül kayıtlarına göre yapılan tapulama tespitinin 23.3.1962 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edildiğini, davacının ileriye sürdüğü hususların bu tespit tarihinden önce olan nedenlere dayandığını, davanın 766 sayılı Kanun'un 31/2 maddesinde yazılı 10 senelik hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığını, tescil davasının açıldığı tarihte Hazine'ye husumet yöneltilmesi zorunluluğu içeren Kanun hükmü bulunmadığından tescil ilamının Hazine'yi bağlayacağını, taşınmaza bitişik yitik kişilere ait arazilerin bulunmadığını, kıyının birkaç metresi hariç taşınmazın tamamen kara parçası olduğunu, plajın suni olarak meydana getirildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
5.2. Davaya dâhil edilen bir kısım arzi irtifak sahipleri yargılamaya katılarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme Kararı:
6. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.1987 tarihli ve 1981/327 E., 1987/150 K. sayılı kararı ile; 2095 numaralı parselin 16.08.1985 tarihli bilirkişi raporu, 19.09.1985 tarihli kroki ve 14.11.1986 tarihli harita mühendisi raporu ile belirlenen A, B, C, D kısımları tutarı olan 5054 m2’ye ilişkin tapu kaydının iptaline, E harfi ile gösterilen 4000 m2 tutarındaki yere ilişkin iptal talebinin reddine, davacının tescil talebinin Medeni Kanun (MK)’un 641. madde hükmü gereğince reddine ve tescil harici bırakılan 5054 m2’lik kısmın 775 sayılı Kanun gereğince belediyeye devir edilen yerlerden sayılmasına, 19.09.1985 ve 14.11.1986 tarihli krokilerde gösterilen tesisin E harfi ile belirtilen yere ait olması nedeniyle kal talebinin reddine, davacının meni müdahaleye ilişkin talebinin ise davalıların da istifadeye hakkı olmasına ve tescil harici bırakılan yer üzerinde kamu niteliğini kaldıracak müdahalelerinin muaraza şeklinde önlenmesine karar verilmiştir.
7. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş. ile... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.12.1988 tarihli ve 1988/9740 E., 14747 K. sayılı kararı ile; hasımsız olarak açılan tescil ve yüzölçümün arttırılması davalarının Hazine'yi bağlamayacağı, ne var ki Hazine'nin 7 parça temel tapuların belirlenecek kapsamlarına itiraz edemeyeceği, MK’nın 931 ve dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 766 sayılı Kanun'un 31/2 ve 3402 sayılı Kanun’un 12. maddelerinin deniz kumsalı niteliğindeki kamu malları hakkında Hazine'nin açtığı davalarda uygulanma yerinin olmadığı, hâl böyle olunca temel tapuların kapsamlarının sağlıklı olarak belirlenmesinden sonra dava konusu parselin bu yer içinde kalıp kalmadığının kesin olarak saptanması, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
9. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 19.06.2001 tarihli ve 1989/472 E, 2001/381 K. sayılı kararı ile; 2095 sayılı parselin 1094.78 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisi ile deniz arasında kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, dava konusu 2095 parselin bilirkişi rapor ve krokisinde kıyı kenar çizgisi ile deniz arasında kaldığı belirtilen 1094,78m2'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline ve bu kısıma vaki davalı tecavüzünün menine karar verilmiştir.
10. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararına karşı davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.05.2010 tarihli ve 2010/4307 E., 2010/5197 K. sayılı kararı ile; 14 Mart 2009 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dâhil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" cümlesi ve aynı Kanun’un 3. maddesi ile de 3402 sayılı Kanun’a " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki geçici 10. madde eklendiği, öte yandan, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup kamu düzeni ile ilgili olduğu, diğer taraftan; her davanın açıldığı tarihteki koşullara bağlı olduğu, somut olayda, kadastro tespitinin kesinleştiği 23.03.1962 tarihinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiğinin açık olduğu, ne var ki davalı yararına da 2644 sayılı Kanun’un 8 ve 9. maddelerinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ve belirlenen kıyı kenar çizgisine göre taşınmazın bir kısmının tanımı 3621 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yapılan, kıyıda kaldığı keşfen sabit olduğu, hâl böyle olunca; yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilmek suretiyle gerek işin esası gerekse yargılama masrafları avukatlık ücreti ve harç yönünden bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
12. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 29.05.2012 tarihli ve 2011/73 E, 2012/233 K. sayılı kararı ile, 23.03.1962 yılında yapılan kadastro tespitinin kesinleştiği ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davalı şirket yönünden hak düşürücü süre nedeniyle davanın usulden reddine, hak düşürücü süreye bağlı kararın davanın yargılaması sırasında değişen Kanun kapsamında verilen bir karar olması da gözetilerek davalı şirket vekili yararına avukatlık ücretine hükmolunmamasına, diğer bütün davalılar yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 150/5. maddesinde yer alan düzenleme çerçevesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
13. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
14. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 10.12.2013 tarihli ve 2013/10428 E., 2013/18671 K. sayılı kararı ile; mahkemenin esasa ilişkin önceki kararı ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda açıklanan bozma kararı ile temyize konu son mahkeme kararı tümüyle, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 tarihli 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun 2 ve 3. maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulduğu, bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazine’nin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlandığı, ne var ki, bozma ve mahkeme kararlarından sonra, son kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” kararı verildiği ve bu iptal kararının 23.07.2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığı, öyle ise, kesin hüküm hâlini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün verildiği tarih itibariyle doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de, 10.03.1969 tarihli ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ve henüz anlaşmazlık hâli devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğunun söylenemeyeceği, bozma ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesince yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla artık taraflar yararına usuli kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, hâl böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiği, somut olayda; işin esasının ve dava konusu taşınmaz bölümünün, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesi ve ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’un 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilerek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekçesiyle gerekçesiyle bozulmuştur.
Direnme Kararı:
15. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2015 tarihli ve 2015/285 E., 2015/260 K. sayılı kararı ile; kesinleşen kadastro tespitine, yasada Hazine yönünden ayrık bir düzenleme olmamasına ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolmuş olmasına nazaran bozmanın isabetli olmadığı ve önceki kararın isabetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
16. Direnme kararı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, burada varılacak sonuca göre 25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararının eldeki davaya uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Kıyıdan yararlanma” başlıklı 43. maddesi;
“Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.” şeklindedir.
19. 3621 sayılı Kıyı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı;
“…Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı…” ifade eder,
Aynı Kanun’un “Genel esaslar” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı;
“…Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır,
Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur…” şeklinde düzelenmiştir.
20. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesinin ilgili 3. fıkrası şöyledir :
"Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. "
21. 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle:
"Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır. "
5841 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde:
"Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır. " şeklindedir.
22. Bilindiği üzere, 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesindeki hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesince 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E, 2011/77 K sayılı karar ile anılan hükümlerin iptaline karar verilmiştir.
23. Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararında; iptale konu kuralların uygulanması hâlinde kıyı ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyet mümkün hâle geleceği, Anayasa 'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet yasakladığı, bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı olmadığı gerekçelerine yer verilerek anılan hükümlerin Anayasa 'nın 43. ve 169. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir.
24. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesinde “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
25. Bu durumda öncelikle üzerinde durulması gereken husus, yerel mahkeme kararının Yargıtay Özel Dairesince bozulmasından sonra, bozma kararının dayanağını oluşturan yasal düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararına konu olması üzerine bozma kararına uyulmakla usule ilişkin kazanılmış haktan bahsedilip bahsedilemeyeceği meselesidir.
26. “Usulü kazanılmış hak” kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
27. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir.
28. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1960/5 K. ve 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulü kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak denilmektedir.
29. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Bu husus 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı (YİBK)'nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler (Hukuk Genel Kurulu’nun 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 E., 2017/1906 K. sayılı kararı).
30. Anayasa Mahkemesi de, usule ilişkin kazanılmış hak kavramına ilişkin olarak, Yargıtay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığını, bu içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunda ise kuşku bulunmadığını, dolayısıyla bozma kararı sebebiyle nihai anlamda sonuçlanmış bir karardan söz edilemeyeceğine göre sonradan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek karar verilmesinin hukuki belirlilik ilkesi yönünden sorun teşkil etmediğini belirtmiştir (Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu, B. No: 2015/10533, 4.4.2018, § 56-63).
31. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince; davacı Hazine tarafından çekişmeli taşınmazların kıyıda kaldığı ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı, yargılama sırasında 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki; “...Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmünün getirilmesi üzerine Özel Dairece 03.05.2010 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sonucu davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiği yönünden bozulduğu; mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 20.05.2012 tarihinde hak düşürücü süreden davanın reddine karar verildiği; hükmün Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, davada uygulanan kanun metninin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği gerekçesi ile bozulduğu; mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna geldiği anlaşılmaktadır.
32. Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden bu davaya uygulanabilecek olan kanun metni Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK’da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.
33. O hâlde; yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kesinleşen kadastro tespiti gereğince 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesine göre 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolmuş olduğu şeklindeki yerel mahkeme gerekçesinin yerinde olduğu, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
35. Diğer taraftan 10.12.2013 tarihli Özel Daire bozma kararının 5. paragrafında taraflar ve dava konusu ilgili olmadığı anlaşılan “Davacı ile davalılardan Turgay 10.11.1983 tarihinde evlenmişler, 2.5.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 2.04.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” şeklindeki ibarelerin maddi hata sonucu bozma kararında yer aldığı, dolayısıyla anılan ibarelerin bozma kararından çıkarılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
36. Hâl böyle olunca; direnme kararı bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Özel Dairenin bozma kararının 5. paragrafında yer alan “Davacı ile davalılardan Turgay 10.11.1983 tarihinde evlenmişler, 2.5.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 2.04.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nın 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nın 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” ibarelerinin maddi hata sonucu yazıldığı anlaşıldığından bozma kararından çıkarılmasına ve maddi hatanın bu şekilde düzeltilmesine,
2- Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/1844 E., 2013/10216 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı 31.07.2009 tarihi itibariyle sona ermiştir.
8. Hukuk Dairesi 2013/1844 E. , 2013/10216 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal rejimi tasfiyesi, eşya iadesi
... (...) ile ... aralarındaki mal rejimi tasfiyesi, eşya iadesi isteğinin kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... . Aile Mahkemesi'nden verilen 29.12.2011 gün ve 1505/1427 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı ... (...) tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada (birleşen ... . Aile 2010/ 56 Esas) davalı ... vekili, asıl davada; dava konusu 775 ada 2 parselde kain B/3-8 nolu bağımsız bölümün vekil edeninin maaşı, nöbet ve başkaları yerine para karşılığı tutttuğu nöbet gelirlerinden sağladığı birikimler, altınlarının bozdurulması ve babasından aldığı 1.000 TL ( bir milyar TL) ile 1998 yılında satış yoluyla edinildiğini, nöbette olduğu gün tapuya gidememesi nedeniyle davalı adına tapuya tescil edildiğini, satın alındıktan sonra taşınmazda bakım ve tamirat yaptırdığını, taşınmazın edinilmesinde davalının hiçbir katkısının bulunmadığını açıklayarak mal rejiminin tasfiyesi kapsamında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 60.000 TL'nin taşınmazın tapu kayıt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir. Birleşen davada; ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/182 D.İş sayılı dosyasında tespit edilen 1 ila 67. sıralarda belirtilen taşınır malların tamamı ile ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/151 D.İş sayılı dosyasında tespit edilen eşyalardan 2, 5, 6, 7, 10, 12, 13, 14, 20 ve 21. sıralardaki eşyalar ile tespiti yapılmayan beş adet avizenin tamamen vekil edeninin geliri ile 01.01.2002 tarihinden önce edinildiğini, bu eşyalarda davalının katkısının bulunmadığını açıklayarak, dava konusu eşyaların aynen mümkün olmadığı taktirde bedellerinin değeri olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL'nin davalıdan tahsili ile vekil edenine verilmesine karar verilmesini istemiştir.
Asıl ve birleşen davalarda davalı-karşı davada davacı ... vekili, vekil edeninin evlilik birliği içerisinde satın aldığı ve davalı adına tescil ettirdiği ... plakalı araç, boşanma davası öncesi davalıya verdiği 7.000 USD ve dört adet cumhuriyet altını bakımından mal rejiminin tasfiyesi kapsamında araç bakımından 14.000 TL, 7.000 USD için 5.000 TL ve cumhuriyet altınları bakımından 700 TL olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere toplam 19.700 TL'nin davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir.
Asıl ve birleşen davalarda davalı-karşı davada davacı ... vekili savunmalarında; davacının aşırı ve hesapsız harcalamalarının ve pahalı zevklerinin olduğunu, sadece hemşire maaşıyla dava dilekçesinde belirttiği tasarrufları yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazda davacının katkısının bulunmadığını, vekil edeninin evlilik birliğinden önce 1985 yılında üye olduğu kooperatif hissesini satması ve üzerine 1997-1998 yılında ... çalışması ile gerçekleştirdiği birikimleri eklemesi ile dava konusu taşınmazı satın aldığını, evlilik birliği içerisinde kooperatif aidatlarını babasının karşıladığını, bu aidatların ödenmesinde de davacının katkısının olmadığını, evliliklerinin başlarında 1991-1993 yılları arası ile ... marka araç aldıklarını ve taksitlerini ödediklerini, dava konusu eşyaların bir kısmının birlikte, bir kısmının ise vekil edeni tarafından alındığını, bir bölümünün de davacı ...'e iade edildiğini açıklayarak davaların reddini savunmuştur.
Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekili savunmasında, davacının iddialarının asılsız olduğunu, dava konusu aracın alımında davacının katkısının bulunmadığını, aracın tamamen davalının birikimleri ile edinildiğini ayrıca davacının davalıya dolar ve altın vermesinin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece;tarafların evlendikleri 1991 yılında kampanyadan ... marka otomobil aldıkları ve 1993 yılına kadar bu aracın taksitlerini ödedikleri, bu nedenle asıl davada davacının taşınmaz alımına katkısı olarak 1993 yılından sonraki gelirlerinin esas alınması gerektiği, 1994 yılından, taşınmazın edinildiği tarihe kadar olan dönemde davacının çalışarak elde ettiği gelir toplamının 1.980,91 TL olduğu, taraflar arasında 743 sayılı Yasa'nın mal ayrılığı rejimi hükümlerinin yürürlükte bulunduğu dönemde, yasanın 152. maddesi uyarınca ailenin infak ve iaşesinden davalı-kocanın sorumlu bulunduğu, bu kapsamda davacı kadının gelirinin %20'sini kişisel ihtiyaçlarına, %20'sini aileye yardım olarak harcayacağı ve gelirinden %60 oranında tasarrufta bulunacağı dikkate alınarak, taşınmazın alım tarihine kadar davacının yapabileceği tasarruf miktarının 1.980,91x%60=1.884,54 TL olacağı, taşınmazın edinilme değeri konusundaki davacının açıklamaları ile tanıkların beyanları kısmen örtüştüğünden taşınmazın 6.250 TL'ye alındığının kabul edilerek, davacının taşınmazın alımına katkı oranının 1.188,54 TL x100/6.250=%19,01 olarak kabul edileceği, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin 72.000 TL olarak hesaplanması nedeniyle davacının katkı payının 72.000x0,1901=13.687,20 TL olacağı, davacının taşınmaz içerisine her yıl yaptırıldığı iddia olunan ve iyileştirme katkısı niteliğindeki katkısını ispat edemediği, birleşen davada dava konusu olan aracın alım tarihi itibarı ile 4721 sayılı TMK kapsamında edinilmiş mal kapsamında bulunduğu, davalı kadının aracın kişisel malı olduğunu veya araç alımına kişisel malından giden bir değerin mevcut olduğunu kanıtlayamadığı, bu nedenle tasfiye sırasında denkleştirme ve borç mahsubu yapılamayacağı, dava konusu aracın davalı tarafından 17.12.2009 tarihinde satıldığı ve 02.04.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre 04.12.2009 tarihi itibarı ile aracın değerinin 33.000 TL olarak tespit edildiği, bu kapsamda aracın değerinin artık değer olarak kabul edilmesi gerektiği ve davacı kocanın artık değere katılma alacağının 33.000/2=16.500 TL olduğu, Mahkeme'nin 2009/151 D.İş ve ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/182 D.İş sayılı dosyası ile dava konusu eşyalarla ilgili tespit yapıldığı, tüm dosya kapsamından söz konusu eşyalardan Mahkeme'nin 2009/151 D.İş sayılı dava dosyasında tespit edilen eşyaların taraflarca ortak alındığı, ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/182 D.İş sayılı dava dosyasında tespit edilen eşyaların davacı kadına ait olduğu, bu eşyaların bir kısmının davacıya teslim edildiği beyanlar ve tutanaktan anlaşıldığı ve beş adet avizeye ilişkin davanın ispat edilemediği gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 13.687,20 TL katılma alacağının dava tarihi 07.12.2009 tarihinden itibaren yasal
faiziyle davalı ...’dan alınarak davacı ...'e verilmesine, birleşen 2010/56 esas sayılı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine 16.500 TL artık değere katılma alacağının karar tarihinden itibaren yasal faiziyle davalı ...'den alınarak davacı ...’a verilmesine, birleşen ... . Aile Mahkemesi'nin 2010/121 esas sayılı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, Mahkeme'nin 2009/151 Değişik iş sayılı dosyasında tespiti yapılan; yemek masası köşeli orta boy ahşap masa, 2 sandalye (200 TL), 2 adet 6 M2 halı (400 TL), 1 adet 5 m2 halı (200 TL), 2 adet 3'er m2 yolluk (250 TL), 4 adet camlık ferbalı tül perde (600 TL), 1 kapılı ahşap ayakkabı dolabı (100 TL), 4 kapılı portmanto (250TL), sandıklı yatak, (2 adet tek kişilik Baza üzerinde yatak) (450 TL), mutfak dolabı (mutfağa monte edilmiş,medefe takriben 4m dolap, 2m tabandan tavana dolap) (250 TL), yatak odası dolabı 8 kapılı (900 TL), bosch marka aygaz (300TL), bosch marka bulaşık makinesi (400 TL)'nin taraflarca ortak alındığı anlaşılmakla aynen iade mümkün olmadığından yarı bedelleri 2.150 TL'nin dava tarihi 25.01.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ...'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, birleşen ... .Aile Mahkemesi'nin 2009/182 değişik iş sayılı dosyasında tespiti yapılan;1 adet tefal marka 4 lt tencere (100 TL) 7 adet linens marka kırmızı renkli servis tabağı (35 TL), 8 adet güral marka beyaz renkli yemek tabağı (25 TL), 3 adet güral marka beyaz renkli salata tabağı (10 TL), 2 adet çelik cezve (10 TL), 3 adet ahşap kepçe (değersiz), 1 adet ahşap ekmek sepeti (10 TL), 1 adet ahşap sebzelik (10 TL), 6 adet plastik saklama kabı(10 TL)6 adet ayaklı cam su bardağı (10 TL), 6 adet su bardağı(10 TL), 8 adet linens marka neskafe fincanı (20 TL), 2 adet neskafe fincanı (10 TL), 8 adet borcam yemek tenceresi (40 TL), 8 adet aircopal marka kahve fincanı (16 TL), 6 adet cam baharatlık (10 TL), 6 adet porselen çay tabağı (10 TL) ,6 adet güral marka kahvaltı tabağı (150 TL), 1 adet plastik piknik sepeti (10 TL), 6 adet narin marka yemek tenceresi (90 TL), 2 adet tefal marka tava (20 TL), 4 adet plastik saklama kabı (10 TL), 2 adet plastik dikdörtgen kapaklı, saklama kabı (15 TL), 2 adet porselen şekerlik (20 TL), 2 adet cam spagetti kabı (15 TL), 1 adet cam 3 lü bulaşık deterjan kabı, (değersiz) 1adet plastik beyaz renkli bulaşık sepeti (değersiz), 2 adet porselen beyaz renkli biri oval biri kare servis tabağı, (10 TL), 1 adet istanbul marka 12 kişilik yemek takımı,(800 TL) 1 adet emsan marka porselen 6 kişilik kahvaltı seti (100 TL), 12 adet porselen servis tabağı (50 TL), 12 adet cam çay bardağı (10 TL), 1 adet çay tepsisi (50 TL), 8 adet linens marka cam su bardağı (20 TL), 2 adet porselen şekerlik (10 TL), 1 ayaklı servis kabı (10 TL), 2 adet borcam tepsi (10 TL), 1 adet porselen 3 lü klozet seti (değersiz), 1 adet porselen 3'lü diş fırçalık seti (değersiz), 2 adet plastik kova, çamaşır sepeti (değersiz), 1 adet linens marka halı paspas, (20 TL) 2 adet çekmece içi hasır sepet (10 TL), 5 adet hasır sepet içi küçük el havlusu (değersiz), 1 adet plastik merdiven (50 TL), 1 adet beyaz renkli 4 kapak bir çekmeceli banyo dolabı (50 TL), 2 adet ceyo marka terlik (20 TL), 2 adet beyaz renk deri kaplı sandalye, (40 TL) 2 adet ahşap sandalye (30 TL), 1 adet süs nazarlık, (10 TL) 1 adet krem renkli tek pencerelik stor perde (100 TL) bu eşyaların aynen veya değerleri toplamı 2.066 TL'nin dava tarihi 25.01.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ...'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, tespiti yapılan diğer eşyaların teslim edilmesi nedeniyle konusu kalmadığından bu eşyalarla ilgili karar verilmesine yer olmadığına, beş adet avizeye ilişkin davanın ispat edilemediğinden reddine karar verilmiştir. Hüküm, asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere, asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin 27.04.2010 tarihli yargılama oturumunda D.İş dosyalarında dava konusu eşyaların yapılan değer tespitlerine itirazlarının olmadığını açıkladığına göre, asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin dava konusu
eşyaların aynen iadesi mümkün olmadığı taktirde bedelinin tahsili isteklerine ilişkin (birleşen ... . Aile Mahkemesi'nin 2010/121 Esas) hükmün 3. fıkra "A " ve " B" bölümlerine ilişkin kısmına yönelik yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddi ile, hükmün anılan bölümlerinin ONANMASINA;
Taraflar 30.11.1991 tarihinde evlenmişler, 31.07.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 20.01.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK.nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanacaktır. Taraflar arasında başka bir mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 4721 sayılı TMK.nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar TMK.nun 202. maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaklardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı 31.07.2009 tarihi itibariyle sona ermiştir.
Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin, hükmün karşı davaya konu ... plakalı araca ilişkin bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava konusu ... plakalı araç edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 20.10.2008 tarihinde satış suretiyle eldeki davada davalı ... adına tescil edilmiştir. 4721 sayılı TMK'nun 222.maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca, bir eşin 01.01.2002 tarihinden sonra edindiği bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecektir. Aksini ispat eden eş, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Dosya kapsamına göre, davalı ... dava konusu araç bakımından 4721 sayılı TMK kapsamında kişisel mal veya kişisel mal yerine geçen değer savunmasında bulunmamıştır. Bu durumda, Mahkemece nizalı aracın edinilmiş mal olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Mahkemece, dava konusu araç bakımından davacı ... lehine 16.500 TL katılma alacağının hüküm tarihinden itibaren yasal faiz ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. Dava konusu araç edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 20.10.2008 tarihinde edinilmiş, 31.07.2009 tarihinde boşanma davası açılmış (Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı 31.07.2009 tarihi itibariyle sona ermiştir.), boşanma davasının açıldığı tarihten sonra 17.12.2009 tarihinde ise araç davalı ... tarafından üçüncü kişiye devredilmiştir. 4721 sayılı TMK'nın 232. maddesi uyarınca mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır. Boşanma davasının açıldığı tarihte, nizalı araç davalı ...'in uhdesinde (mülkiyetinde) bulunduğuna göre, Mahkemece davacının katılma alacağının tespitinde uyuşmazlık konusu aracın sürüm değeri esas alınması gerekirken, boşanma dava tarihi olan 31.07.2009 tarihindeki değerinin esas alınması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan, HMK'nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesi uyarınca hâkim tarafların isteği ile bağlı olup ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. Davacı ... vekili, dava dilekçesinde, açıkça dava konusu araç bakımından isteklerini 14.000 TL ile sınırlamış ve faiz isteğinde bulunmamıştır. Yine, istek miktarının arttırılması ve faiz isteği yönünden yöntemine uygun biçimde ıslah isteğinde de bulunmamışlardır. Bu durumda, Mahkemece, dava konusu araç bakımından davacı yanın isteği aşılarak HMK'nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesine aykırı olacak şekilde 16.500 TL katılma alacağına ve hükmedilen miktara faiz yürütülmesine karar verilmesi de isabetsiz olmuştur.
Hal böyle iken; Mahkemece, uzman bilirkişi marifetiyle dava konusu aracın, karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değerinin belirlenmesi ve HMK'nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesi uyarınca istek ile bağlı kalınarak belirlenen değerinin yarısının 4721 sayılı TMK'nın 231. maddesi uyarınca artık değer alacağı olarak hükmedilmesi gerekir.
Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin hükmün asıl davaya ilişkin (taşınmaza) bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince; uyuşmazlık
konusu 775 ada 2 parselde kain B/3-8 nolu bağımsız bölüm ( geldisi 1650 ada 39 parsel ) 743 sayılı TKM.nin 170. maddesine göre eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde 15.09.1998 tarihinde satış yoluyla edinildiğine göre; taraflar arasındaki bu uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Mahkemece 16.03.2011 tarihinde yapılan keşfe katılan inşaat bilirkişi ... 21.03.2011 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın boşanma davasının ve eldeki davanın açıldığı tarihler ile tasfiye tarihine en yakın tarihli değerlerini tespit etmiş ancak, edinim tarihindeki değerini belirlememiştir. Öte yandan, davacı ... vekili, 11.04.2011 tarihli bilirkişi raporuna itirazlarını içerir dilekçe vermiş ancak bu itirazlar araştırılmamıştır. Yine, hükme esas alınan hesap bilirkişi ... 07.08.2011 tarihli bilirkişi raporu yetersizdir.
O halde mahkemece yapılacak iş; öncelikle, davalı ...'un tarafların evlenme tarihinden taşınmazın edinildiği 15.09.1998 tarihine kadar çalışarak veya ortaklığı bulunduğu şirket veya işletmelerden elde ettiği gelirlerin tespit edilmeye çalışılması, bu kapsamda tüm bilgi ve belgelerin taraflardan ve ilgili kurum veya kuruluşlardan ( mümkünse ortaklığı bulunduğu şirket ve işletmelerden ) temin edilmesi, gelirin belirlenememesi halinde tanık beyanları da dikkate alınarak emsal durumda bulunan kişilerin gelir durumlarının esas alınması, o da mümkün olmadığı taktirde hayatın olağan akışı kapsamında hakkaniyete göre belirlenmesi, (6098 s. TBK m. 50,51) gerekirse bu konularda uzman kuruluşlardan ya da meslek odalarından bilgi edinilmesi, bu şekilde davalı koca ...'un elde ettiği toplam gelirinin tespit edilmesi, davacı ve davalının her birinin kişisel harcamaları ile davalı koca bakımından ayrıca 743 sayılı TKM.nun 152 maddesinin göz önünde bulundurulması, mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazın edinim tarihi ( 15.09.1998 ) ve eldeki davanın açılma tarihi ( 07.12.2009 ) itibariyle değerinin bir inşaat ve bir mülk (emlakçı) bilirkişi marifetiyle denetime olanak ve dosya kapsamı itibariyle tarafların itirazlarını karşılayacak biçimde belirlenmesi, ondan sonra kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde katkı oranı ve katkı alacağı miktarının tespitine çalışılması, dosyanın bu konuda uzman bir hukukçu ve bir mali müşavir veya muhasebeci ile serbest meslek odasından bu işlerden anlayan bir kişiden oluşacak kurula verilmesi, açıklanan esaslar çerçevesinde gerekçeli, denetime elverişli rapor istenmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulü ile Usul ve Yasaya uygun bulunmayan hükmün asıl davada dava konusu taşınmaz ve birleşen 2010/56 esas sayılı davaya konu ... plakalı araca (hükmün 1. ve 2 fıkraları) ilişkin bölümlerinin 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 533,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine, 27.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2006/13383 E., 2006/14624 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDenizli 2. Aile Mahkemesi
tam metni aç
218 – 241 ) sona ermesi ( TMK. md.
2. Hukuk Dairesi 2006/13383 E. , 2006/14624 K.
"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.
MAHKEMESİ :Denizli 2. Aile Mahkemesi
TARİHİ :29.07.2005
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı kocanın aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacı kadının dava dilekçesinde boşanma ( TMK. md. 166/1) isteminin yanı sıra katılma alacağı ( TMK. md. 231 ) isteminin de bulunduğu anlaşılmaktadır.
Katılma alacağının istenebilmesi için eşler arasındaki geçerli bulunan edinilmiş mallara katılma rejiminin ( TMK. md. 218 – 241 ) sona ermesi ( TMK. md. 225 ) gerekmektedir.
Dava dilekçesinde boşanma isteminde de bulunulduğu gözetildiğinde mahkemece yapılacak iş, katılma alacağı davasını tefrik etmek, tefrik edilen katılma alacağı davasında boşanma davasının sonuçlanmasını beklemek, boşanma kararı verildiği takdirde eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejimi boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren ( TMK.md. 225/2) sona ereceğinden katılma alacağı istemi konusunda inceleme yaparak sonucu uyarınca bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde katılma alacağı isteminin esası hakkında karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 2.bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 31.10.2006 sa.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ]
2. Hukuk Dairesi 2008/896 E., 2008/2616 K.
2. Hukuk Dairesi 2008/896 E., 2008/2616 K.
- KATKI PAYI ALACAĞI- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 218 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 219 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 229 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 230 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 231 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 236 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 241 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Taraflar arasında 1.1.2002 tarihinden geçerli olmak üzere edinilmiş mallara katılma rejiminin (TMK.m.218-241) geçerli olduğu, tarafların 2.5.2006 günü kesinleşen karar ile boşandıkları ve aralarında geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanma davasının açıldığı tarih olan 26.11.2004 günü sona erdiği (TMK.m.225/2) anlaşılmaktadır.
Olayları anlatmak taraflara hukuki niteleme hakime aittir. Davacı kadın davalı kocanın edinilmiş malları üzerinden katılma alacağı (TMK.m.231) isteminde bulunmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; eklenecek değerlerden (TMKm.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlarda dahil olmak üzere davalı kocanın edinilmiş malların (TMK.m.219) toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak hüküm kurmaktan ibarettir.
Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların tasfiye anındaki başka bir anlatımla karar tarihindeki değerleriyle hesaplama yapılarak açıklanan esaslar çerçevesinde inceleme yaparak sonucu uyarınca bir karar vermek gerekirken yanlış niteleme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.03.2008 (pzt.)
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
(A) ve (B) arasındaki evlilik, (A)'nın 1 Mart 2024 tarihinde açtığı boşanma davası sonucunda 1 Aralık 2024 tarihinde kesinleşen kararla sona ermiştir. Taraflar arasında yasal mal rejimi geçerlidir. Bu durumda edinilmiş mallara katılma rejimi hangi tarihten itibaren sona ermiş sayılır?
A) 1 Mart 2024
B) 1 Aralık 2024
C) 1 Mart 2025 (Tasfiye davası için 1 yıl)
D) 1 Ocak 2024 (Yıl başı)
E) Tasfiye davasının açıldığı tarih
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.