Türk Medeni Kanunu 226. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 226 - Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.
Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.
2. Değer artış payı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
20. Hukuk Dairesi, 2015/3209 E., 2015/8462 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ise; "...davanın 4721 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra açıldığı, somut olayda eşin diğer eşte kalan mallarının geri alınmasına ilişkin TMK'nın 226. maddesinin tartışılması gerektiği, bu maddeninde TMK'nın 2.
20. Hukuk Dairesi 2015/3209 E. , 2015/8462 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi ve ... Aile Mahkemesince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı 27.11.2013 tarihli dilekçeyle; şiddetli geçimsizlik sebebiyle davalıdan boşanmalarına, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, düğünde takılan takıların aynen iadesi, mümkün olmaması halinde bedellerinin, ayrıca ... tarafından verilen çeyiz parasının tarafına verilmesi, maddi ve manevi tazminat istemleriyle aile mahkemesinde dava açmıştır.
... Aile Mahkemesi; "... tarafından verilen çeyiz parasının tarafına verilmesine ilişkin isteği ayırdıktan sonra anılan istek yönünden davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu..." gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ise; "...davanın 4721 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra açıldığı, somut olayda eşin diğer eşte kalan mallarının geri alınmasına ilişkin TMK'nın 226. maddesinin tartışılması gerektiği, bu maddeninde TMK'nın 2. kitabında yeraldığından aile mahkemesinin görevli olduğu..." gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Dava, ... tarafından verilen çeyiz parasının davalı eşten tahsiline ilişkindir.
4721 sayılı TMK'nın;
4. maddesinde; "Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler:
1. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun (Ek ibare: 14/04/2004 - 5133 S.K. 2. m.) Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 03/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,
2. 20/05/1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usûl Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,
3. Kanunlarla verilen diğer görevler.”
226/1. maddesinde “ Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır...” hükümlerine yer verilmiştir.
Bu yasal düzenlemeler karşısında 4721 sayılı TMK'nın ikinci kitabında düzenlenen 226/1. maddesiyle ilgili uyuşmazlığın aile mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; ... Aile Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 06/10/2015 gününde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2013/25001 E., 2014/13730 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDeveli Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
Eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan menkul malların tasfiye şekli ise Türk Medeni Kanununun 226'ncı maddesinin (2.) fıkrasında gösterilmiştir.
2. Hukuk Dairesi 2013/25001 E. , 2014/13730 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Develi Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :07.06.2013
NUMARASI :Esas no:2011/17 Karar no:2013/295
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmamasına göre, davalı Ö.. K..'ün boşanmaya, davacı lehine hükmedilen tazminatlar ile nafakalara ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediği gibi, her iki davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan yönlere ilişkin temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
2-Davacı, çehiz senedinde adet ve cinsleri gösterilen ziynet eşyalarının eşi Öner tarafından alındığını ve iade edilmediğini ileri sürerek, bunların aynen iadesini, mümkün olmadığı takdirde bedellerinin davalıdan tahsilini istemiş; davalı Öner ise, "altınların tamamının davacının kendisinde olduğunu, altınları gizlice baba evine götürdüğünü" savunmuştur. Dinlenen davacı tanıkları, "davacı baba evine geldiğinde altınları üzerinde yoktu" şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Bu beyanlar, altınların davacı evi terk ederken zorla elinden alındığını, götürmesine engel olunduğunu, daha önce götürme fırsatı bulamadığını kabule yeterli değildir. Davacının annesinin telefon konuşmasına şahit olan tanık Ali ..'ın beyanından, altınların davalı tarafından alıkonulmadığı da anlaşılmaktadır. Şu halde davacı ziynetlerle ilgili iddiasını gösterdiği delillerle kanıtlayamamıştır. İsteğin reddi gerekirken, yetersiz tanık beyanlarına dayanılarak ziynetlerin kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
3-Davacı, 16.10.2010 tarihli çehiz senedinde adet ve cinsleri gösterilen ziynetler haricindeki menkul eşyanın aynen teslimini, bulunmaması halinde bedellerinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini de istemiş; mahkemece, çehiz senedinde belirtilen menkul eşyaların eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilmiş, bu eşyaların mevcut olması halinde yarısının aynen aidesine, mevcut olmaması halinde bedellerinin yarısının davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Dayanak çehiz senedinde "ayrılık halinde eşyaların yarısının kadına ait olduğu" yazılıdır. Başka bir ifade ile senette yazılı olan, ziynetler haricindeki menkul eşyanın eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu taraflarca evliliğin başında kabul edilmiştir. Davacının menkul eşyalarla ilgili "aynen iade, olmazsa bedel" isteği, bu eşyalar eşlerin paylı mülkiyetinde olduğuna göre, tasfiye niteliğindedir. Eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan menkul malların tasfiye şekli ise Türk Medeni Kanununun 226'ncı maddesinin (2.) fıkrasında gösterilmiştir. Tasfiye isteğinin incelenebilmesi için ise, eşler arasındaki mal rejiminin sona ermiş olması zorunludur. Mal rejimi sona ermeden tasfiye istenemez. Mahkemece evliliğin boşanma sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi halinde, mal rejimi, dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. (TMK.m.225/2) Şu halde tasfiyeye karar verilmesi için boşanma kararının kesinleşmiş olması zorunludur. Boşanma kararı henüz kesinleşmediğine göre menkul eşyanın tasfiyesine ilişkin talebin tefrik edilip, ayrı bir esasa kaydedilip boşanmanın kesinleşmesinin beklenmesi ve neticesine göre karar verilmesi gerekir. Bu hususun nazara alınmamış olması doğru bulunmamıştır.
4-Kabule göre de;
Mahkemece, çehiz senedinde yazılı ziynetler haricindeki menkul eşyanın eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilmiştir. Eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan menkul malların nitelikleri gereği pay oranında bölünmesi olanağı yoktur. Böyle bir durumda paylı mülkiyet konusu menkul mallarla ilgili, eşlerden her biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, yasal şartlarının varlığı halinde diğerinin payının karşılığını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. (TMK.m.226/2) Bu yasal çerçevede sorunun çözümü gerekirken, menkul malların pay oranında bölünmesinin mümkün bulunmadığı nazara alınmadan "mevcutsa yarısının aynen" iadesine şeklinde infazı mümkün olmayacak biçimde karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) ve (3.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, (3.) bentteki bozma sebebine göre menkul eşyaların esasının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere (2.) ve (3.) bentlerde oybirliğiyle, (1.) bentte oyçokluğuyla karar verildi. 18.06.2014(Çrş.)
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece, tarafların evlendikten sonra davalı (koca) nın bağımsız bir ev temin etmediği, davalının ailesiyle birlikte yaşadıkları, tarafların bir buçuk ay kadar bir arada yaşamalarına rağmen aralarında cinsel ilişkinin sağlanamadığı, tarafların her ikisinin de cinsel ilişki kurmalarına engel bir durumlarının bulunmadığı, davacının halen bakire olduğu ve cinsel ilişkiden kaçındığının ispat edilemediği, taraflar arasında cinsel ilişki kurulamamasının kocanın kusuru olduğu, kadının boşanmaya neden olan olaylarda kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmasına, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
“Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler” (TMK. M.186/2). Tarafların evlendikten sonra davalının ailesiyle birlikte oturdukları ve bir buçuk ay kadar birlikte yaşayıp ayrıldıklarına göre, kocanın ailesiyle birlikte oturacaklarını evlenmeden önce birlikte kararlaştırdıkları, bir başka deyişle oturacakları konutu birlikte seçtikleri anlaşılmaktadır. Bu konuda anlaşmazlığa düştükleri de ileri sürülüp ispat edilmemiştir. Bu sebeple tarafların davalının ailesiyle birlikte oturmaları koca için bir kusur olarak nitelendirilemez.
Tarafların fiziki, anatomik ve psikolojik olarak cinsel ilişki kurmalarına engel bir hallerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Her iki tarafında, cinsel ilişki kurmalarına fiziki ve anatomik bir engellerinin bulunmaması halinde, cinsel ilişkiyi sağlama görevinin cinsel ilişkide aktif olan erkeğe ait olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Davacı kadının cinsel ilişki kurmaktan herhangi bir sebeple kaçınması halinde, erkekten aktif olanın kendisi olduğundan bahisle ilişkiden kaçınan eşine karşı güç kullanmasını beklemek doğru değildir. Bu düşünce paralelinde 5237 sayılı TCK’nun da evlilik içerisinde zorla kurulan cinsel ilişkilerde ırza geçme suçu olarak kabul edilmiştir. Bir başka deyişle artık erkeğin cinsel ilişkide aktif olduğu gerekçesiyle ilişkiden kaçınan eşine karşı zor kullanabileceği ilkesi yasa koyucu tarafından da terk edilmiştir. Cinsel ilişki evlilik içerisinde de olsa iki tarafın isteği ve rızası ile olur. Her iki tarafında cinsel ilişki kurmasına fiziki, anatomik ve psikolojik bir engellerinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, davacı eşiyle güç kullanarak onun isteği dışında cinsel ilişki kurmadığı için davalı kocayı tek başına kusurlu kabul etmek hukuken mümkün değildir. Davacı kadın ile koca arasında cinsel ilişki kurulamamış olmasının evlilik birliğini taraflar açısından çekilmez hale getirdiği kuşkusuzdur. Bu durumda taraflardanbirinin kusurundan ağır kabul etmek imkansızdır. O halde taraflar arasında cinsel ilişkinin kurulamamış olmasında ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında her iki tarafında eşit kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Türk Medeni Kanunun 174/1-2. Maddesindeki koşullar oluşmamıştır.
Bu sebeplerle, davalının, davacı kadın yararına hükmedilen tazminatlara ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz edilen hükmün bu bölümünün bozulmasına karar verilmesini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 226 ]
2. Hukuk Dairesi 2005/12451 E., 2005/14803 K.
2. Hukuk Dairesi 2005/12451 E., 2005/14803 K.
- MAL REJİMİ
- MALLARIN İADESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 202 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 226 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar 25.6.2003 tarihinde evlendiklerine ve mal rejimi sözleşmesi yapmadıklarına göre aralarında yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğunda tereddüt bulunmamaktadır (TMK. md. 202/1). Mahkemece evliliğin iptal ve boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi halinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer (TMK. md. 225/2).
Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye halinde her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır (TMK. md. 226/1). Daha sonra (15.4.2004 tarihinde) açılan boşanma davası sonucu tarafların boşanmalarına karar verildiğine ve bu karar 19.4.2005 tarihinde kesinleştiğine göre, mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 15.4.2004 tarihinde sona ermiştir. Davanın başında mevcut olmayan, dava koşulu yargılama sırasında gerçekleşmiştir. Tarafların gösterdikleri deliller toplanarak işin esasının incelenmesi ve hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken, 16.5.1956 tarihli 1/6 sayılı içtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verilerek yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Hükmün gösterilen sebeplerle (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 25.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- VESAYETİ GEREKTİREN HALLER**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 226 ]
2. Hukuk Dairesi 2011/4715 E., 2011/19616 K.
2. Hukuk Dairesi 2011/4715 E., 2011/19616 K.
- KÜÇÜKLÜK
- VESAYETİ GEREKTİREN HALLER- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 226 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 404 ]
"İçtihat Metni"
Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa, 31/3/2011 tarihli 6217 sayılı Kanunun 3. maddesiyle ilave edilen Geçici 3. maddenin (1.) fıkrası gereğince; 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmiştir.
Çameli Kaymakamlığı tarafından hasımsız olarak açılan vasi tayini davasında G…
….. Ş…
….'ın evlilik dışı doğduğu, babasının belli olmadığı, velayeti altında bulunduğu annesi N…
….. Ş…
….'ın ise Çameli Sulh Hukuk Mahkemesinin 25/6/2003 tarih ve 2003/39 esas, 2003/68 karar sayılı kararı ile yasal kısıtlılık altına alındığı belirtilerek, Kocaeli K…
….. G…
…… Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezine yerleştirilebilmesi için vesayet altına alınmasına karar verilmesinin talep edildiği, mahkemece davanın kabulü ile G…
…. Ş…
…..'ın vesayet altına alınmasına ve İ…
… A…
…..'un vasi olarak atanmasına karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dosyada mevcut nüfus kaydı ile vasi adayının beyanından, 5/2/1999 doğumlu Güllü'nün evlilik dışı ilişkiden doğduğu ve babasının belli olmadığı, annesinin sağ olduğu ancak Çameli Sulh Hukuk Mahkemesinin 25/6/2003 tarih 2003/39 esas, 2003/68 karar sayılı kararı ile yasal kısıtlılık altına alındığı görülmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 226'ncı maddesinde;
"Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse hakim, velayeti eşlerden birine verebilir.
Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir" hükmü mevcuttur.
Türk Medeni Kanununun 404. maddesinde de velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir.
İncelenen dosya içeriğine göre, küçük Güllü'nün babasının belli olmaması sebebiyle sağ kalan annesine ait olan velayet hakkının annenin kısıtlılık altına alındığı gerekçesiyle kaldırıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Mahkemece küçük G…
…..'nün babasının belli olmadığı da dikkate alınarak velayet durumunun araştırılması, sağ ve ergin olduğu anlaşılan annesinin kısıtlılık halinin devam edip etmediğinin veya velayetinin kaldırılmasına ilişkin bir karar bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, vasi atanması konusunda haklı sebeplerin olup olmadığının değerlendirilmesi sonunda, velayetin anneden alınması gerektiği yönünde bir kanaatin oluşması halinde, Medeni Kanun hükümlerine göre re'sen yasal prosedürün işletilerek velayet konusunda bir hüküm alınması, oluşacak sonuca göre vesayet konusunun değerlendirilmesi gerekirken, bu incelemelere girilmeksizin vesayet altına alınmasına ve İ... A.....'un vasi olarak tayinine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 24/11/2011
2. Hukuk Dairesi, 2023/5395 E., 2024/3737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı, 370 inci maddesi ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddeleri;
2. Hukuk Dairesi 2023/5395 E. , 2024/3737 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2023/20 E., 2023/52 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen ziynet alacağı davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece esastan ret kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulü ile ziynetlerin aynen iadesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş olup incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı kadın vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 22.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davalılar ve vekilleri gelmedi. Karşı taraf davacı ... vekili Avukat ... geldi. Gelenin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 1992 yılında evlendiklerini, tarafların evliliğinin boşanma neticesinde sona erdiğini, boşanma hükmünün 11.09.2018 tarihinde kesinleştiğini, tarafların evlenmeleri zamanında davacıya takılan düğün ziynetleri için 16.07.1992 tarihli bir çeyiz senedi düzenlendiğini, bu senette davacıya 11 adet gramese, 10 adet burma bilezik (her biri tahmini 24 gram ağırlığında), 2 metre zincir(çift burmalı ve tahmini 700-800 gram ağırlığında), 2 takım küpe, 5 ufak altın, 1 adette zincirli gerdanlık takıldığını, çehiz senedini davalılar ... ve ...'nin müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, tarafların evlenmelerinin ardından 1-2 yıl sonra davacıya İstanbul'da kalınan evin güvensiz olduğu, Avanos Özkonak kasabasında bulunan davalı ...'a ait evin daha güvenli olduğu ve para kasasının bulunduğu gerekçe gösterilerek altınlarını bu kasaya koymasının istendiği, davacının da altınlarını eşi İlker ile kayın babası ...'a teslim ettiğini, davalı ...'a ait bu evde 2012 yılında bir hırsızlık olayı olduğunu, evde bulunan çelik kasanın soyulduğunu ve davacının tüm altınlarının çalındığını, olay ile ilgili olarak Avanos Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/970 Sayılı soruşturma dosyası üzerinden bir soruşturma yürütüldüğünü, ancak suçluların bulunmadığını, şüpheliler arasında davalı ...'in de olduğunu, hırsızlık olan evin anahtarının davalı ...'da ve yedeğinin ise ifadelerden anlaşıldığı üzere davalı ...'de bulunduğunu, kasada ve ev kapılarında herhangi bir zorlama gözlenmediğini, olayın davacı ...'nin İstanbul'da olduğu davalı ...'ın Kozaklı'da kaplıcada, davalı ...'in ise Avanos ve Özkonak'ta olduğunu, davacıya ait ziynetlerin muhafazasını kendi tasarrufunda iken davalıların layıkı ile yerine getiremediklerini ve kendilerinin sorumlu olduklarını belirterek 16.07.1992 tarihli çeyiz senedi başlıklı senette yazılı ve davacıya ait 11 gramese altın, 10 burma bilezik, 2 metre çift burmalı tahmini 700-800 gram ağırlığında altın zincir, 2 takım küpe, 5 adet ufak altın ve zincirli gerdanlıktan oluşan ziynetlerin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde infaz tarihindeki değeri tespit olunarak, davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hukuki ve maddî temeli olmadığını, dava çeyiz senedi isimli belgeye ve her iki müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı iddiasına dayandırılmış ise de anılan senedin her iki davalı açısından müşterek ve müteselsil sorumluluk doğuracak mahiyette olmadığını, anılan senet incelendiğinde ''Ben Orta Mahalleden ... oğlu ... ve babam ... yukarıda adedi, cinsi ve fiyatı yazılı elliikimilyon liralık ccehizin(yeni evlenmekte olduğum) ...(...'a) ait olduğunu ben ve babam kabul ediyoruz. İleride istenmeyen bir durum zuhur ederse yukarıdaki cehizden hiç bir şekilde hak talep etmeyeceğiz...'' ibare ve ifadelerinin mevcut olduğunu, sunulan belgede müşterek borçlu ve müteselsil kefil beyanı olmadığı gibi hatta adi kefalet sayılan bir ibare beyan ve kabul olmadığını, bu metin ve ibarelere göre davalılara teslim edilen eşya ve ziynet bulunmadığını, tam tersine davalıya teslim edilen eşyaların söz konusu olduğunu, bir an için adi kefalet ilişkisi olduğu kabul edilse bile bu durumda uygulanacak hukuki kuralın adi kefalet hükümleri olduğunu, buna göre davacının; kefil olan babaya başvurabilmesi için borçlunun iflas etmesi veya hakkında yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alınması, yahut borçlu aleyhine Türkiye'de takibatın imkansız hale gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi gerektiğini, dava konusu malların var olduğunun tespit edilemediği için tazminata dönüştüğünü, haksız fiil, saklama, tazminat dahil her türlü zamanaşımı sürelerinin dolduğunun açık olduğunu, davalı ... hakkındaki iftira mahiyetinde olan iddia ve imaları kabul etmediklerini, davalıların koruma ve muhfaza sorumluluğu olmadığını, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, esasa girilmesi halinde de hukuki ve maddî dayanağı bulunmayan davanın her iki müvekkil yönünden de esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1.İlk Derece Mahkemesinin 29.09.2020 tarihli ve 2019/24 Esas, 2020/154 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile, 16.07.1992 tarihli çeyiz senedinde geçen 11 adet gremse altın aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 10 adet 20'şer gram 22 ayar burma bilezik aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 1 adet 150 gram 22 ayar zincir aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 2 takım 10 gram 22 ayar küpe aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 5 adet çeyrek altın aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 1 adet 50 gram 22 ayar zincirli gendarlık aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 19.11.2020 tarihli ve 2020/967 Esas, 2020/969 Karar sayılı kararıyla; davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile davalılara, taraflarına teslim edilen ziynetlerin nelerden ibaret olduğu konusunda davacıya yemin önerme hakkının bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi için kararın kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2.İlk Derece Mahkemesinin 02.06.2021 tarihli ve 2020/488 Esas, 2021/279 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile, 16.07.1992 tarihli çeyiz senedinde geçen 11 adet gremse altın aynen, olmadığı takdirde 40.810,00 TL toplam değeri karşılığının, 10 adet 20'şer gram 22 ayar burma bilezik aynen, olmadığı takdirde 43.800,00 TL toplam değeri karşılığının, 1 adet 150 gram 22 ayar zincir aynen, olmadığı takdirde 35.100,00 TL toplam değeri karşılığının, 2 takım 10 gram 22 ayar küpe aynen, olmadığı takdirde 2.340,00 TL toplam değeri karşılığının, 5 adet çeyrek altın aynen, olmadığı takdirde 1.855,00 TL toplam değeri karşılığının, 1 adet 50 gram 22 ayar zincirli gerdanlık aynen, olmadığı takdirde 11.700,00 TL toplam değeri karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili; ziynetlerin infaz tarihindeki bedeline hükmedilmemesi yönünden; davalılar vekili ise hükmün tamamı yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 02.12.2021 tarihli ve 2021/1770 Esas, 2021/1778 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin tüm istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili ziynetlerin infaz tarihindeki bedeline hükmedilmemesi yönünden; davalılar vekili ise hükmün tamamı yönünden temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairenin 27.09.2022 tarihli kararı ile; davacının talebinin davaya konu ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde infaz tarihindeki bedelinin tahsiline ilişkin olup, aynen iadeye karar verildiğinde aynen iadenin mümkün olmaması halinde 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 24 üncü maddesi gereğince işlem yapılacağının tabii bulunmasına ve bu nedenle terditli olan ikinci talepte davacının hukuki yararının bulunmaması nedeniyle davacının aynen iade talebi gözetilerek ziynet eşyalarının aynen iadesine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken mahkemece, talebin dışına çıkılarak dava tarihindeki bedele hükmedilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise onanmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı yanın usulüne uygun olarak yemin deliline dayanmış olması, yeminin usulüne uygun olarak davacı tarafından eda edilmiş olması, kesin delil niteliğinde olan yemin delili karşısında davacının davasını kesin delil ile ispat etmiş olduğu, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan raporlar denetime elverişli bulunarak hükme esas alınabileceği, mahkemenin tarafların talebi ile bağlı olduğu, davacının talebi davaya konu ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde infaz tarihindeki bedelinin tahsiline ilişkin olduğu, bu halde aynen iadeye karar verildiğinde aynen iadenin mümkün olmaması halinde 2004 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi gereğince işlem yapılabileceği, bu nedenle terditli olan ikinci talepte davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle 11 adet gremse altın, 10 adet 20'şer gram 22 ayar burma bilezik, 1 adet 150 gram 22 ayar zincir, 2 takım 10 gram 22 ayar küpe, 5 adet çeyrek altın, 1 adet 50 gram 22 ayar zincirli gerdanlık yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın kabulü yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadın tarafından açılan ziynet alacağı davasında bozmaya uygun karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı, 370 inci maddesi ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddeleri; 2004 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmadığı gibi bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin de yeniden incelenmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Duruşma için takdir olunan 17.100,00 TL'lik vekâlet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,22.05.2024tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.