4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 232

Türk Medeni Kanunu 232. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 232- Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır. 2. Gelir değeri a. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2013/6038 E., 2013/10364 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla)
Katılma alacağı bakımından ise; 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğinde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam
8. Hukuk Dairesi         2013/6038 E.  ,  2013/10364 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla) DAVA TÜRÜ : Alacak ... ile ... aralarındaki alacak davasının reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.10.2012 gün ve 136/850 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.07.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili dava dilekçesinde, davacının ileride iyi bir gelecek hazırlanması amacı ile davalının sevk ve idaresi konusunda eşine tam olarak güvendiğini, fikir birliği içinde olduklarını zannettiğini, ancak davalının iyi niyetli olmayıp davacının kazancı ile alınan malları ve bankada biriken tasarrufları hep kendi adına yaptığını, 608 ada 9 parseldeki dükkanın da davacının kazancı ile alındığını, ayrıca davacının davalıya verdiği 13.5.1997 tarihli vekaletname gereği davalının davacının eczanesine ait tüm gelirleri alıp davacıdan habersiz kendi ve akrabaları adına açtığı hesaplara yatırdığını, kendi adına araba aldığını, davalının bu eyleminin akde aykırılık yanında Borçlar Kanunu'nda düzenlenen vekalet akdine de aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafın vekil sıfatı ile aldığı parayı da iade etmesi gerektiğini açıklayarak evlilik birliği içinde davacının kazancı ile alınan 608 ada 9 parseldeki taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri göz önünde tutularak söz konusu taşınmaz ile ilgili davacı katkısının dava tarihi itibarıyla hesaplanmasına, şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, vekalet tarihi olan 13.05.1997 tarihinden boşanma tarihine kadar davalının vekil sıfatı ile davacının işyerinden ve resmi kurum ve bankalardan aldığı paraların dava tarihindeki değerinin tesbit edilerek şimdilik 50.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Davacı vekili, 01.04.2011 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile mal rejimi sona erdiğinde davalı hesabında bulunan paralar ile boşanmadan kısa süre önce kaçırdığı 886.464 TL'nin edinilmiş mal kabul edilerek bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değere katılma alacağı olarak kabulünü istemiş ve ilk davada istenen 10.000 TL'yi 390.385,45 TL'ye, vekalet ilişkisinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacağı da 201.411.53 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ... vekili, davada 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, davacının dükkanın alımındaki katkısını ispat etmesi gerektiğini, davacının alım öncesi geliri olmadığı gibi davacının ailesinden ne mal varlığı ne de para aktarımı olmadığını, davalının ise doktorluk görevi sebebiyle gelirinin iyi olup babasının ve kardeşlerinin de katkıları bulunduğunu, vekaletin kullanıldığı süre boyunca da eczane gelirlerinden ve giderlerinden davacıya sürekli bilgi verilip, vekalet görevinin davalı tarafından gereği gibi yerine getirildiğini, bu dönemde taraflar arasında uyuşmazlık çıkmadığını, boşanmada da uyuşmazlığın sadece karakter uyuşmazlığına ilişkin olduğunun belirtildiğini, protokolde ise tarafların tazminat istemeyeceklerini bildirdiklerini, davalının hesabındaki birikimin büyük kısmını eczane gelirleri dışındaki gelirlerin oluşturduğunu, eczane gelirlerinin çok az kısmının hesaba aktarıldığını, davalının hesabından ise davacının hesabına büyük miktarlarda para gönderildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 27.10.1993 tarihinde evlenmiş, 10.03.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 04.04.2006 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s. Y'nın 10.m.). Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 04.04.2006 tarihinde sona ermiştir. (TMK. 225/2) Dava konusu Kızılcaoba Mahallesi 608 ada 9 parseldeki 5 numaralı dükkan 11.1.1996 tarihinde davalı adına satın alınmıştır. Evlilik içinde ... 2.Noterliği'nin 13.05.1997 tarih 003352 yevmiye sayılı vekaletnamesi ile davacı tarafından davalıya işlerini vekaleten yürütmesi ve gerekli işlemleri yapabilmesi amacı ile yetki verildiği, davalının ... 2.Noterliği'nin 1.3.2006 tarih 01910 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacıya vekillikten çekildiğini bildirdiği görülmektedir. Ayrıca davalıya ait banka hesaplarına ilişkin ekstrelerin getirtildiği ve boşanma dava tarihi itibariyle bilirkişi incelemesine tabi tutuldukları anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı, dava ve ıslah dilekçeleri ile edinme tarihi itibariyle davacının talebinin katkı payı ve katılma alacağına ilişkin olduğu, vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak isteğinin de bulunduğu kabul edilmelidir. Mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin birbirlerinin mal varlıkları üzerinde, karşılıklı katılma, değer artış payı ya da katkı payı alacak hakları vardır. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu olamaz. Alacaklı eşe tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK'nun 227/1, 231, 236/1.m.) Hemen belirtmek gerekir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde: “Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1- Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3- İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4- Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi, 5- Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü yer almaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde de: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)-Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile ... Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)-Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)- Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)- Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)- Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkemede, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava bakımından, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.09.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.Temyize konu dava dosyasında mahkemenin “Mahkememizce yapılan yargılama toplanan bilgi ve belgeler, taraf ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur” şeklindeki gerekçesinin usul ve yasaya uygun bir gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Bu bakımdan ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Hüküm kurulurken davacının talebi ve ıslah dilekçesinin değerlendirilmesi, taleplerin nitelendirilmesi, uyuşmazlık konusu taşınmaz, banka hesapları ve vekalet görevinin kötüye kullanımı ile ilgili alınan bilirkişi raporlarından hangisine neden itibar edildiğinin, tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili kabul ve reddedilen hususlara yönelik mahkeme görüşünün gerekçe bölümünde açıklanması da gerekmektedir. Diğer yandan davacının talepleri içerisinde yer alan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayanılarak açılan alacak isteği Borçlar Kanunu'na dayalı bir istek olup esasen bu talebin genel mahkemelerin görevinde olması sebebiyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği düşünülebilir ise de davacının bununla elde etmek istediği alacağın, davacının diğer mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talebinin incelenmesi sırasında değerlendirilmesi ve her iki talep sonunda elde edilebilecek alacağı mükerrerlik teşkil etme ihtimali, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı açtığı davada elde edebileceği alacağın zaten mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi içinde elde edebileceği, davaların makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi, usul ekonomisi de gözetilmiş, vekalet görevinin kötüye kullanılması talebi ile ilgili görevsizlik yönünden bozma sevk edilmemiştir. Katkı payı alacağı talebi bakımından; tarafların evlenme tarihi ile dava konusu mal varlığının edinme tarihi arasında gelir elde edip etmedikleri, çalışıp çalışmadıkları, mal edinilmesinde herhangi bir maddi ve somut katkıda bulunup bulunamayacaklarının belirlenmesi, bu hususta tarafların elde ettikleri gelirlere ilişkin kayıt ve belgelerin eksiksiz olarak getirtilmesi, gelirlerinin olduğunun tesbiti halinde herbirinin ayrı ayrı toplam gelirinden, tarafların sosyal statüleri ile konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamaların ayrı ayrı toplam gelirlerinden düşürülmesi ve herbirinin ayrı ayrı yaptıkları tasarruf miktarlarının saptanması, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacının katkı oranının bulunması, dava konusu mal varlığının bilirkişi aracılığı ile belirlenen dava tarihindeki sürüm değeri ile davacının katkı oranının çarpılması, katkı payı alacağının tespit edilmesi, bu konuda uzman hukukçu ve mali müşavir ya da muhasebeciden rapor alınması yöntem olarak kullanılmaktadır. Katılma alacağı bakımından ise; 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğinde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1) katılma alacağı belirlenmektedir. Mahkemece mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talepleri incelenirken, taşınmaz bakımından talebin katkı payı alacağına ilişkin olduğu düşünülmeli, değişik bankalarda davalı adına bulunan hesaplarla ilgili katkı payı ve katılma alacağı talebinin ise vekalet görevinin kötüye kullanılması alacağının değerlendirilmesini de etkileyecek nitelikte bulunduğu gözetilerek az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında değerlendirilmesi, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm delillerin denetlenmesi, usul ve yasaya uygun gerekçe yazılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün gerekçe yönünden 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, işin esası ve davalı vekilinin vekalet ücreti ile ilgili temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30'er TL peşin harcın istek halinde temyiz eden , davacı ve davalıya ayrı ayrı iadelerine 02.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

8. Hukuk Dairesi, 2013/6731 E., 2013/19083 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Dava; ziynet eşyaları yönünden, ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi, çekici ve dorseler yönünden, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan TMK'nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi         2013/6731 E.  ,  2013/19083 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı, ziynet alacağı ... ile ... aralarındaki katılma alacağı, ziynet alacağı davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ... Aile Mahkemesi'nden verilen 16.01.2013 gün ve 5/42 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tarafların 1994 yılında evlendiklerini, müvekkilinin kişisel malı niteliğindeki 19 adet 22 ayar bilezik,1 adet 55 gram 22 ayar bilezik ile 7 adet Cumhuriyet altınından oluşan ziynet eşyalarının davalı tarafından iade edileceği vaadi ile alındığını ancak iade edilmediğini, yine edinilmiş mal niteliğinde olan ... ve ... plakalı çekiciler üzerinde 1/2 oranında katılma alacağı bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, ziynet eşyaları nedeniyle 10.000, çekiciler nedeniyle 10.000 TL katılma alacağının boşanma kararının kesinleştiği tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle verdiği 01.11.2012 tarihli ıslah dilekçesinde, bilirkişi raporunda belirtilen ziynet alacağı ile çekici ve mütemmim cüzü olan dorselerden (römork) kaynaklanan katılma alacağının davalı taraftan alınmasını istemiştir. Davalı ... ile davalı vekili aşamalarda; davanın yersiz açıldığını, ziynet eşyalarının ortak ihtiyaçlar için harcandığını, miktarının yüksek gösterildiğini, davacının çekiciler ve dorseler üzerinde alacak talebinde bulunamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kararda yazılı ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde dava tarihindeki değeri üzerinden belirlenen 21.276,00 TL. ziynet eşyası bedelinin dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte, çekiciler ile mütemmim cüzü olan dorseler üzerinden belirlenen 49.500,00 TL.katılma alacağının boşanma kararının kesinleştiği tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Taraflar, 10.04.1994 tarihinde evlenmişler, 15.08.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 09.02.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra bir yıl içinde başka mal rejimi seçilmediğinden, taraflar arasında evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM’nin 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 15.08.2011 tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s...10 m.). Yanlar arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK'nun 225/2). Dava konusu çekicilerden ... plakalı araç, 08.02.2010 tarihinde, ... plakalı araç 04.02.2010 tarihinde satın alınarak davalı ... adına tescil edilmiş, ... plakalı çekici 19.08.2011 tarihinde dava dışı Bahattin Yel’e devredilmiştir. Dava; ziynet eşyaları yönünden, ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi, çekici ve dorseler yönünden, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan TMK'nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, Mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacıya ait kişisel mal niteliğindeki ziynet eşyalarının cins ve miktarları ile dava tarihindeki değerleri uzman bilirkişi aracılığı ile usulüne uygun olarak belirlendiğine, ziynet eşyalarının davalı tarafından alındığı dolaylı olarak kabul edildiğine göre, taraf vekillerinin ziynet eşyalarına yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün bu bölümünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, Davalı vekilinin, çekici ve dorselere ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, çekicilerin ayrılmaz bir parçası kabul edilerek dorseler hakkında yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesinde; plakalarını bildirmek suretiyle açıkça 2 adet çekici hakkında dava açmış, dorseler hakkında bir talepte bulunmamıştır. Davacı vekili, harcını yatırmak suretiyle verdiği 01.11.2012 tarihli ıslah dilekçesinde ise; talep miktarını bilirkişi raporunda gösterilen miktara yükseltmiştir. Mahkemece, davaya konu dorselerin plakası yazılı çekicilerin mütemmim cüzü olduğu, davanın dorseleri de kapsadığı görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemenin kabulüne katılma olanağı bulunmamaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3.maddesinde, çekici; “römork ve yarı römorkları çekmek için imal edilmiş olan ve yük taşımayan motorlu taşıttır", römork; “motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak için imal edilmiş motorsuz taşıttır”, şeklinde tanımlamış ve dorselerin ayrıca trafik siciline tescil edilmesi gerektiği öngörülmüştür. 4721 sayılı TMK'nun 684’üncü maddesinde ise; “Bütünleyici parça, yerel adetlere göre, asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır” şeklinde tanımlanmıştır. Davaya konu dorselere bağımsız plaka numarası verilmek suretiyle, çekicilerden ayrı şekilde trafiğe tescil edildiğine, kasko, sigorta vb. işlemleri çekicilerden bağımsız olarak yapıldığına göre, dorselerin çekicilerden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekir. Eşya hukukunda olduğu gibi bu tür araçların çekicinin ayrılmaz parçası olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bundan ayrı; “taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan HMK'nun 26. (HUMK.nun m. 74) maddesine göre; “hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır,ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” HUMK.nun 74, 75 ve 76. maddeleri uyarınca (6100 sayılı HMK.nun 26, 33 m.) hakim, tarafların hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, Türk Kanunlarını re'sen uygulamakla yükümlüdür. Hâkimin tarafların bildirdikleri vakıalar ile bağlı olması bu kurala aykırı değildir. Çünkü, tarafların bildirdikleri vakıalara uygulanacak hukuk kaidesini bulmak ve uygulamak tamamen Hâkimin işidir. Taraflar ileri sürdükleri vakıaların mahiyeti hakkında yapmış oldukları hukuki tavsif ve sebepler hâkime yardımcı olursa da bunlarla asla bağlı değildir. (Bkz. Prof Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Üçüncü Baskı Sayfa 348; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku Cilt: 1, Sayfa 200). Dava dilekçesinin tavsifi Hâkime ait olup, tarafların iddia ve savunmaları doğru algılanmalıdır. O halde; hükme konu dorseler yönünden harcı yatırılmak suretiyle usulüne uygun olarak açılmış bir dava ve istek bulunmamasına karşılık Mahkemece, çekicilerin mütemmim cüzü olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Kabule göre de, mahkemece alacağa boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz yürütülmüştür. Dava; edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağına ilişkin olup bu tür davalarda TMK.nun 239/3. maddesi uyarınca karar tarihinden geçerli olarak faize hükmedilmesi gerekmektedir. Mahkemece faiz başlangıç tarihinin boşanma kararının kesinleştiği tarihi olarak belirlenmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu husus özel olarak temyize getirilmediğinden bozma nedeni yapılmamış ve sadece hataya değinilmekle yetinilmiştir. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün çekiciler, dorseler ve faize ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı davacıya ait 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 907,50 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/1844 E., 2013/10216 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı TMK'nın 232. maddesi uyarınca mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.
8. Hukuk Dairesi         2013/1844 E.  ,  2013/10216 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Mal rejimi tasfiyesi, eşya iadesi ... (...) ile ... aralarındaki mal rejimi tasfiyesi, eşya iadesi isteğinin kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... . Aile Mahkemesi'nden verilen 29.12.2011 gün ve 1505/1427 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı ... (...) tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada (birleşen ... . Aile 2010/ 56 Esas) davalı ... vekili, asıl davada; dava konusu 775 ada 2 parselde kain B/3-8 nolu bağımsız bölümün vekil edeninin maaşı, nöbet ve başkaları yerine para karşılığı tutttuğu nöbet gelirlerinden sağladığı birikimler, altınlarının bozdurulması ve babasından aldığı 1.000 TL ( bir milyar TL) ile 1998 yılında satış yoluyla edinildiğini, nöbette olduğu gün tapuya gidememesi nedeniyle davalı adına tapuya tescil edildiğini, satın alındıktan sonra taşınmazda bakım ve tamirat yaptırdığını, taşınmazın edinilmesinde davalının hiçbir katkısının bulunmadığını açıklayarak mal rejiminin tasfiyesi kapsamında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 60.000 TL'nin taşınmazın tapu kayıt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir. Birleşen davada; ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/182 D.İş sayılı dosyasında tespit edilen 1 ila 67. sıralarda belirtilen taşınır malların tamamı ile ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/151 D.İş sayılı dosyasında tespit edilen eşyalardan 2, 5, 6, 7, 10, 12, 13, 14, 20 ve 21. sıralardaki eşyalar ile tespiti yapılmayan beş adet avizenin tamamen vekil edeninin geliri ile 01.01.2002 tarihinden önce edinildiğini, bu eşyalarda davalının katkısının bulunmadığını açıklayarak, dava konusu eşyaların aynen mümkün olmadığı taktirde bedellerinin değeri olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL'nin davalıdan tahsili ile vekil edenine verilmesine karar verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı-karşı davada davacı ... vekili, vekil edeninin evlilik birliği içerisinde satın aldığı ve davalı adına tescil ettirdiği ... plakalı araç, boşanma davası öncesi davalıya verdiği 7.000 USD ve dört adet cumhuriyet altını bakımından mal rejiminin tasfiyesi kapsamında araç bakımından 14.000 TL, 7.000 USD için 5.000 TL ve cumhuriyet altınları bakımından 700 TL olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere toplam 19.700 TL'nin davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı-karşı davada davacı ... vekili savunmalarında; davacının aşırı ve hesapsız harcalamalarının ve pahalı zevklerinin olduğunu, sadece hemşire maaşıyla dava dilekçesinde belirttiği tasarrufları yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazda davacının katkısının bulunmadığını, vekil edeninin evlilik birliğinden önce 1985 yılında üye olduğu kooperatif hissesini satması ve üzerine 1997-1998 yılında ... çalışması ile gerçekleştirdiği birikimleri eklemesi ile dava konusu taşınmazı satın aldığını, evlilik birliği içerisinde kooperatif aidatlarını babasının karşıladığını, bu aidatların ödenmesinde de davacının katkısının olmadığını, evliliklerinin başlarında 1991-1993 yılları arası ile ... marka araç aldıklarını ve taksitlerini ödediklerini, dava konusu eşyaların bir kısmının birlikte, bir kısmının ise vekil edeni tarafından alındığını, bir bölümünün de davacı ...'e iade edildiğini açıklayarak davaların reddini savunmuştur. Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekili savunmasında, davacının iddialarının asılsız olduğunu, dava konusu aracın alımında davacının katkısının bulunmadığını, aracın tamamen davalının birikimleri ile edinildiğini ayrıca davacının davalıya dolar ve altın vermesinin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece;tarafların evlendikleri 1991 yılında kampanyadan ... marka otomobil aldıkları ve 1993 yılına kadar bu aracın taksitlerini ödedikleri, bu nedenle asıl davada davacının taşınmaz alımına katkısı olarak 1993 yılından sonraki gelirlerinin esas alınması gerektiği, 1994 yılından, taşınmazın edinildiği tarihe kadar olan dönemde davacının çalışarak elde ettiği gelir toplamının 1.980,91 TL olduğu, taraflar arasında 743 sayılı Yasa'nın mal ayrılığı rejimi hükümlerinin yürürlükte bulunduğu dönemde, yasanın 152. maddesi uyarınca ailenin infak ve iaşesinden davalı-kocanın sorumlu bulunduğu, bu kapsamda davacı kadının gelirinin %20'sini kişisel ihtiyaçlarına, %20'sini aileye yardım olarak harcayacağı ve gelirinden %60 oranında tasarrufta bulunacağı dikkate alınarak, taşınmazın alım tarihine kadar davacının yapabileceği tasarruf miktarının 1.980,91x%60=1.884,54 TL olacağı, taşınmazın edinilme değeri konusundaki davacının açıklamaları ile tanıkların beyanları kısmen örtüştüğünden taşınmazın 6.250 TL'ye alındığının kabul edilerek, davacının taşınmazın alımına katkı oranının 1.188,54 TL x100/6.250=%19,01 olarak kabul edileceği, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin 72.000 TL olarak hesaplanması nedeniyle davacının katkı payının 72.000x0,1901=13.687,20 TL olacağı, davacının taşınmaz içerisine her yıl yaptırıldığı iddia olunan ve iyileştirme katkısı niteliğindeki katkısını ispat edemediği, birleşen davada dava konusu olan aracın alım tarihi itibarı ile 4721 sayılı TMK kapsamında edinilmiş mal kapsamında bulunduğu, davalı kadının aracın kişisel malı olduğunu veya araç alımına kişisel malından giden bir değerin mevcut olduğunu kanıtlayamadığı, bu nedenle tasfiye sırasında denkleştirme ve borç mahsubu yapılamayacağı, dava konusu aracın davalı tarafından 17.12.2009 tarihinde satıldığı ve 02.04.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre 04.12.2009 tarihi itibarı ile aracın değerinin 33.000 TL olarak tespit edildiği, bu kapsamda aracın değerinin artık değer olarak kabul edilmesi gerektiği ve davacı kocanın artık değere katılma alacağının 33.000/2=16.500 TL olduğu, Mahkeme'nin 2009/151 D.İş ve ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/182 D.İş sayılı dosyası ile dava konusu eşyalarla ilgili tespit yapıldığı, tüm dosya kapsamından söz konusu eşyalardan Mahkeme'nin 2009/151 D.İş sayılı dava dosyasında tespit edilen eşyaların taraflarca ortak alındığı, ... . Aile Mahkemesi'nin 2009/182 D.İş sayılı dava dosyasında tespit edilen eşyaların davacı kadına ait olduğu, bu eşyaların bir kısmının davacıya teslim edildiği beyanlar ve tutanaktan anlaşıldığı ve beş adet avizeye ilişkin davanın ispat edilemediği gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 13.687,20 TL katılma alacağının dava tarihi 07.12.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalı ...’dan alınarak davacı ...'e verilmesine, birleşen 2010/56 esas sayılı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine 16.500 TL artık değere katılma alacağının karar tarihinden itibaren yasal faiziyle davalı ...'den alınarak davacı ...’a verilmesine, birleşen ... . Aile Mahkemesi'nin 2010/121 esas sayılı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, Mahkeme'nin 2009/151 Değişik iş sayılı dosyasında tespiti yapılan; yemek masası köşeli orta boy ahşap masa, 2 sandalye (200 TL), 2 adet 6 M2 halı (400 TL), 1 adet 5 m2 halı (200 TL), 2 adet 3'er m2 yolluk (250 TL), 4 adet camlık ferbalı tül perde (600 TL), 1 kapılı ahşap ayakkabı dolabı (100 TL), 4 kapılı portmanto (250TL), sandıklı yatak, (2 adet tek kişilik Baza üzerinde yatak) (450 TL), mutfak dolabı (mutfağa monte edilmiş,medefe takriben 4m dolap, 2m tabandan tavana dolap) (250 TL), yatak odası dolabı 8 kapılı (900 TL), bosch marka aygaz (300TL), bosch marka bulaşık makinesi (400 TL)'nin taraflarca ortak alındığı anlaşılmakla aynen iade mümkün olmadığından yarı bedelleri 2.150 TL'nin dava tarihi 25.01.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ...'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, birleşen ... .Aile Mahkemesi'nin 2009/182 değişik iş sayılı dosyasında tespiti yapılan;1 adet tefal marka 4 lt tencere (100 TL) 7 adet linens marka kırmızı renkli servis tabağı (35 TL), 8 adet güral marka beyaz renkli yemek tabağı (25 TL), 3 adet güral marka beyaz renkli salata tabağı (10 TL), 2 adet çelik cezve (10 TL), 3 adet ahşap kepçe (değersiz), 1 adet ahşap ekmek sepeti (10 TL), 1 adet ahşap sebzelik (10 TL), 6 adet plastik saklama kabı(10 TL)6 adet ayaklı cam su bardağı (10 TL), 6 adet su bardağı(10 TL), 8 adet linens marka neskafe fincanı (20 TL), 2 adet neskafe fincanı (10 TL), 8 adet borcam yemek tenceresi (40 TL), 8 adet aircopal marka kahve fincanı (16 TL), 6 adet cam baharatlık (10 TL), 6 adet porselen çay tabağı (10 TL) ,6 adet güral marka kahvaltı tabağı (150 TL), 1 adet plastik piknik sepeti (10 TL), 6 adet narin marka yemek tenceresi (90 TL), 2 adet tefal marka tava (20 TL), 4 adet plastik saklama kabı (10 TL), 2 adet plastik dikdörtgen kapaklı, saklama kabı (15 TL), 2 adet porselen şekerlik (20 TL), 2 adet cam spagetti kabı (15 TL), 1 adet cam 3 lü bulaşık deterjan kabı, (değersiz) 1adet plastik beyaz renkli bulaşık sepeti (değersiz), 2 adet porselen beyaz renkli biri oval biri kare servis tabağı, (10 TL), 1 adet istanbul marka 12 kişilik yemek takımı,(800 TL) 1 adet emsan marka porselen 6 kişilik kahvaltı seti (100 TL), 12 adet porselen servis tabağı (50 TL), 12 adet cam çay bardağı (10 TL), 1 adet çay tepsisi (50 TL), 8 adet linens marka cam su bardağı (20 TL), 2 adet porselen şekerlik (10 TL), 1 ayaklı servis kabı (10 TL), 2 adet borcam tepsi (10 TL), 1 adet porselen 3 lü klozet seti (değersiz), 1 adet porselen 3'lü diş fırçalık seti (değersiz), 2 adet plastik kova, çamaşır sepeti (değersiz), 1 adet linens marka halı paspas, (20 TL) 2 adet çekmece içi hasır sepet (10 TL), 5 adet hasır sepet içi küçük el havlusu (değersiz), 1 adet plastik merdiven (50 TL), 1 adet beyaz renkli 4 kapak bir çekmeceli banyo dolabı (50 TL), 2 adet ceyo marka terlik (20 TL), 2 adet beyaz renk deri kaplı sandalye, (40 TL) 2 adet ahşap sandalye (30 TL), 1 adet süs nazarlık, (10 TL) 1 adet krem renkli tek pencerelik stor perde (100 TL) bu eşyaların aynen veya değerleri toplamı 2.066 TL'nin dava tarihi 25.01.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ...'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, tespiti yapılan diğer eşyaların teslim edilmesi nedeniyle konusu kalmadığından bu eşyalarla ilgili karar verilmesine yer olmadığına, beş adet avizeye ilişkin davanın ispat edilemediğinden reddine karar verilmiştir. Hüküm, asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere, asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin 27.04.2010 tarihli yargılama oturumunda D.İş dosyalarında dava konusu eşyaların yapılan değer tespitlerine itirazlarının olmadığını açıkladığına göre, asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin dava konusu eşyaların aynen iadesi mümkün olmadığı taktirde bedelinin tahsili isteklerine ilişkin (birleşen ... . Aile Mahkemesi'nin 2010/121 Esas) hükmün 3. fıkra "A " ve " B" bölümlerine ilişkin kısmına yönelik yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddi ile, hükmün anılan bölümlerinin ONANMASINA; Taraflar 30.11.1991 tarihinde evlenmişler, 31.07.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 20.01.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK.nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanacaktır. Taraflar arasında başka bir mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 4721 sayılı TMK.nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar TMK.nun 202. maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaklardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı 31.07.2009 tarihi itibariyle sona ermiştir. Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin, hükmün karşı davaya konu ... plakalı araca ilişkin bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava konusu ... plakalı araç edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 20.10.2008 tarihinde satış suretiyle eldeki davada davalı ... adına tescil edilmiştir. 4721 sayılı TMK'nun 222.maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca, bir eşin 01.01.2002 tarihinden sonra edindiği bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecektir. Aksini ispat eden eş, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Dosya kapsamına göre, davalı ... dava konusu araç bakımından 4721 sayılı TMK kapsamında kişisel mal veya kişisel mal yerine geçen değer savunmasında bulunmamıştır. Bu durumda, Mahkemece nizalı aracın edinilmiş mal olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Mahkemece, dava konusu araç bakımından davacı ... lehine 16.500 TL katılma alacağının hüküm tarihinden itibaren yasal faiz ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. Dava konusu araç edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 20.10.2008 tarihinde edinilmiş, 31.07.2009 tarihinde boşanma davası açılmış (Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı 31.07.2009 tarihi itibariyle sona ermiştir.), boşanma davasının açıldığı tarihten sonra 17.12.2009 tarihinde ise araç davalı ... tarafından üçüncü kişiye devredilmiştir. 4721 sayılı TMK'nın 232. maddesi uyarınca mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır. Boşanma davasının açıldığı tarihte, nizalı araç davalı ...'in uhdesinde (mülkiyetinde) bulunduğuna göre, Mahkemece davacının katılma alacağının tespitinde uyuşmazlık konusu aracın sürüm değeri esas alınması gerekirken, boşanma dava tarihi olan 31.07.2009 tarihindeki değerinin esas alınması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan, HMK'nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesi uyarınca hâkim tarafların isteği ile bağlı olup ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. Davacı ... vekili, dava dilekçesinde, açıkça dava konusu araç bakımından isteklerini 14.000 TL ile sınırlamış ve faiz isteğinde bulunmamıştır. Yine, istek miktarının arttırılması ve faiz isteği yönünden yöntemine uygun biçimde ıslah isteğinde de bulunmamışlardır. Bu durumda, Mahkemece, dava konusu araç bakımından davacı yanın isteği aşılarak HMK'nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesine aykırı olacak şekilde 16.500 TL katılma alacağına ve hükmedilen miktara faiz yürütülmesine karar verilmesi de isabetsiz olmuştur. Hal böyle iken; Mahkemece, uzman bilirkişi marifetiyle dava konusu aracın, karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değerinin belirlenmesi ve HMK'nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesi uyarınca istek ile bağlı kalınarak belirlenen değerinin yarısının 4721 sayılı TMK'nın 231. maddesi uyarınca artık değer alacağı olarak hükmedilmesi gerekir. Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin hükmün asıl davaya ilişkin (taşınmaza) bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince; uyuşmazlık konusu 775 ada 2 parselde kain B/3-8 nolu bağımsız bölüm ( geldisi 1650 ada 39 parsel ) 743 sayılı TKM.nin 170. maddesine göre eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde 15.09.1998 tarihinde satış yoluyla edinildiğine göre; taraflar arasındaki bu uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Mahkemece 16.03.2011 tarihinde yapılan keşfe katılan inşaat bilirkişi ... 21.03.2011 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın boşanma davasının ve eldeki davanın açıldığı tarihler ile tasfiye tarihine en yakın tarihli değerlerini tespit etmiş ancak, edinim tarihindeki değerini belirlememiştir. Öte yandan, davacı ... vekili, 11.04.2011 tarihli bilirkişi raporuna itirazlarını içerir dilekçe vermiş ancak bu itirazlar araştırılmamıştır. Yine, hükme esas alınan hesap bilirkişi ... 07.08.2011 tarihli bilirkişi raporu yetersizdir. O halde mahkemece yapılacak iş; öncelikle, davalı ...'un tarafların evlenme tarihinden taşınmazın edinildiği 15.09.1998 tarihine kadar çalışarak veya ortaklığı bulunduğu şirket veya işletmelerden elde ettiği gelirlerin tespit edilmeye çalışılması, bu kapsamda tüm bilgi ve belgelerin taraflardan ve ilgili kurum veya kuruluşlardan ( mümkünse ortaklığı bulunduğu şirket ve işletmelerden ) temin edilmesi, gelirin belirlenememesi halinde tanık beyanları da dikkate alınarak emsal durumda bulunan kişilerin gelir durumlarının esas alınması, o da mümkün olmadığı taktirde hayatın olağan akışı kapsamında hakkaniyete göre belirlenmesi, (6098 s. TBK m. 50,51) gerekirse bu konularda uzman kuruluşlardan ya da meslek odalarından bilgi edinilmesi, bu şekilde davalı koca ...'un elde ettiği toplam gelirinin tespit edilmesi, davacı ve davalının her birinin kişisel harcamaları ile davalı koca bakımından ayrıca 743 sayılı TKM.nun 152 maddesinin göz önünde bulundurulması, mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazın edinim tarihi ( 15.09.1998 ) ve eldeki davanın açılma tarihi ( 07.12.2009 ) itibariyle değerinin bir inşaat ve bir mülk (emlakçı) bilirkişi marifetiyle denetime olanak ve dosya kapsamı itibariyle tarafların itirazlarını karşılayacak biçimde belirlenmesi, ondan sonra kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde katkı oranı ve katkı alacağı miktarının tespitine çalışılması, dosyanın bu konuda uzman bir hukukçu ve bir mali müşavir veya muhasebeci ile serbest meslek odasından bu işlerden anlayan bir kişiden oluşacak kurula verilmesi, açıklanan esaslar çerçevesinde gerekçeli, denetime elverişli rapor istenmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Asıl ve birleşen davalarda davacı-karşı davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulü ile Usul ve Yasaya uygun bulunmayan hükmün asıl davada dava konusu taşınmaz ve birleşen 2010/56 esas sayılı davaya konu ... plakalı araca (hükmün 1. ve 2 fıkraları) ilişkin bölümlerinin 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 533,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine, 27.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.