4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 231

Türk Medeni Kanunu 231. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 231- Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Değer eksilmesi göz önüne alınmaz. IV. Değerin belirlenmesi 1. Sürüm değeri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

14 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 231 ]
2. Hukuk Dairesi 2008/896 E., 2008/2616 K. 2. Hukuk Dairesi 2008/896 E., 2008/2616 K. - KATKI PAYI ALACAĞI- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 218 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 219 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 229 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 230 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 231 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 236 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 241 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihinden geçerli olmak üzere edinilmiş mallara katılma rejiminin (TMK.m.218-241) geçerli olduğu, tarafların 2.5.2006 günü kesinleşen karar ile boşandıkları ve aralarında geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanma davasının açıldığı tarih olan 26.11.2004 günü sona erdiği (TMK.m.225/2) anlaşılmaktadır. Olayları anlatmak taraflara hukuki niteleme hakime aittir. Davacı kadın davalı kocanın edinilmiş malları üzerinden katılma alacağı (TMK.m.231) isteminde bulunmuştur. Mahkemece yapılacak iş; eklenecek değerlerden (TMKm.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlarda dahil olmak üzere davalı kocanın edinilmiş malların (TMK.m.219) toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak hüküm kurmaktan ibarettir. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların tasfiye anındaki başka bir anlatımla karar tarihindeki değerleriyle hesaplama yapılarak açıklanan esaslar çerçevesinde inceleme yaparak sonucu uyarınca bir karar vermek gerekirken yanlış niteleme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.03.2008 (pzt.)

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2013/1014 E., 2014/843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varEskişehir 3.Aile Mahkemesi
tam metni aç
bu tür davalarda eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malların (TMK.m.219) toplam değerinden mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması, lüzum halinde uzman bilirkişilerden
Hukuk Genel Kurulu         2013/1014 E.  ,  2014/843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Eskişehir 3.Aile Mahkemesi TARİHİ : 28/02/2013 NUMARASI : 2013/1 E-2013/161 K. Taraflar arasındaki “katkı payı ve katılma alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir 3.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.05.2011 gün ve 2010/132 E.-2011/508 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 02.07.2012 gün ve 2012/6480 E.-2012/6642 K. sayılı ilamı ile; . Davacı vekili, tarafların 1984 yılında evlendiklerini, müvekkilinin öğretmen, davalının astsubay olarak çalıştığını, evlilik birliği içerisinde alınarak davalı adına tescil edilen Menemen’deki 5157 ada 1 parsel üzerindeki 7 nolu bölüm, Eskişehir’de bulunan 729 ada 14 parsel üzerindeki 12 nolu bölüm ve 26 PV 112 plakalı otomobili ile davalının birlikte yaşadığı Sevdiye adına kayıtlı Foça’da bulunan 10713 ada 10 parsel üzerindeki 6 nolu bağımsız bölümün evlilik birliği içerisindeki gelir ve birikimlerle alındığını, davalının 10713 ada 10 parsel üzerindeki 6 nolu bağımsız bölümü muvazaalı olarak birlikte yaşadığı kadın adına tescil ettirdiğini açıklayarak, 40.000 TL alacağın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın yersiz ve kötü niyetli olarak açıldığını, müvekkilinin davacıdan 3 kat fazla geliri bulunduğunu, tarafların 1999 yılından beri ayrı yaşadıklarını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, toplanan deliller ve gelir durumları dikkate alınarak taşınmazların evlilik birliği içerisinde alındığı, davacı ve davalının düzenli gelire sahip kişiler olduğu, taşınmazların bir bölümünün edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alındığı, davalının açık beyanına göre Foça’da bulunan evin davalının birlikte yaşadığı Sevdiye tarafından alınmasının mümkün olmadığı, tarafların 1999 yılından itibaren ayrı yaşadıklarının bildirildiği, taşınmazların evlilik birliği içerisinde edinildiği ve değerlerinin davacı vekilinin talebinin çok üstünde olduğu gerekçesiyle, istek dikkate alınarak 40.000 TL alacağın karar tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar, 05.10.1984 tarihinde evlenmişler, 13.09.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 25.05.2010 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir (TMK. m. 202). Söz konusu mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 11.02.2008 tarihinde sona ermiştir (TMK.nun 225/son). Dava konusu taşınmazlardan 729 ada 14 parsel üzerindeki 12 nolu bağımsız bölüm 04.04.1994 tarihinde kooperatif üyeliği yoluyla davalı adına tescil edilmiş, 23.09.2002 tarihinde satış yoluyla 3.kişiye devredilmiş, 5517 ada 1 parsel üzerindeki 7 nolu bölüm 05.12.2006 tarihinde davalı adına tescil edilmiş, 26 PV 112 plakalı otomobil 25.05.2004 tarihinde satınalma yoluyla davalı K.. Ç.. adına tescil edilmiş, dava konusu taşınmazlardan Foça’da bulunan 10713 ada 10 parsel üzerindeki 6 nolu daire 22.09.2005 tarihinde satış yoluyla davalının birlikte yaşadığı kişi olduğu bildirilen S..C.adına tescil edilmiştir. Dava konusu 12 nolu bağımsız bölüm evlilik birliği içerisinde mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde, diğer taşınmazlar ve otomobil ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alınmıştır. Mahkemece, evlilik birliği içerisinde edinilen malvarlığı değerinin talebin çok üzerinde bulunması nedeniyle talep gibi davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir. Dava; mal ayrılığı rejimi döneminde kooperatif üyeliği yoluyla edinilen 729 ada 14 parsel üzerindeki 12 nolu bağımsız bölüm yönünden 743 sayılı TKM.nin 170.maddesi uyarınca katkı payı alacağı, diğer taşınmazlar ve otomobil yönünden ise katılma alacağı davası niteliğindedir (TMK. m. 202, 219, 231, 235, 236/1). Mahkemece, mal ayrılığı döneminde edinilen taşınmaz bakımından tarafların düzenli gelirleri bulunan kişiler olması nedeniyle çalışma ve gelirlerine ilişkin belgeler ile kooperatif yoluyla edinildiğinden üyelik ve ödemelere ilişkin kayıt ve belgelerinin eksiksiz olarak istenilmesi, taşınmazın edinildiği tarihteki, toplam gelirlerinden sosyal statüleri ile konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamalar ile kocanın 743 sayılı TKM.nin 152.maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamalar çıktıktan sonra yapabilecekleri tasarruf miktarının ne olacağının belirlenebilmesi için konunun uzmanı bilirkişi kurulundan rapor alınması suretiyle davacı ile davalının çalışmaları karşılığında elde ettikleri gelirle sağlayabilecekleri katkı miktarının ayrı ayrı saptanması, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacının katkı oranının bulunması, bulunan bu oranın dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak katkı payı alacağının tespit edilmesi gerekmektedir. Diğer taşınmazlar yönünden ise dava katılma alacağı davası olup, öncelikle tarafların 1999 yılından beri ayrı yaşayıp -yaşamadıkları, dava konusu taşınmazlar ve otomobilin davalının kişisel geliri ile alınıp -alınmadığı üzerinde durulması, bu hususların açıklığı kavuşturulamaması halinde evlilik resmi olarak devam ettiğinden TMK.nun 222/1, 2, 3.maddelerindeki karinelerin gözönünde tutulması, dava konusu 10713 ada 10 parsel üzerindeki 6 nolu bağımsız bölümün davalı tarafından alınarak birlikte yaşadığı Sevdiye Candemir adına tescil edilip edilmediği hususunun araştırılması, ondan sonra 2002 yılından sonra edinilen taşınmazlar ve otomobilin edinilmiş mal niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde davacının katılma alacağının belirlenmesi gerekir. Katılma alacağı isteğine ilişkin bu tür davalarda eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malların (TMK.m.219) toplam değerinden mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması, lüzum halinde uzman bilirkişilerden denetime açık rapor alınması gerekirken hatalı değerlendirme sonunda yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; eşler arasında katkı payı ve katılma alacağı istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin öğretmen, davalının astsubay olarak çalıştığını, Menemen’deki 7 nolu bağımsız bölüm, Eskişehir’de bulunan 12 nolu bağımsız bölüm ve otomobili ile davalının birlikte yaşadığı Sevdiye adına kayıtlı Foça’da bulunan 6 nolu bağımsız bölümün evlilik birliği içerisindeki gelir ve birikimlerle alındığını, davalının 6 nolu bağımsız bölümü muvazaalı olarak birlikte yaşadığı kadın adına tescil ettirdiğini açıklayarak, 40.000 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davacıdan üç kat fazla geliri bulunduğunu, tarafların 1999 yılından beri eylemli olarak ayrı yaşadıklarını ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. Yerel Mahkemece; elden çıkarılan dairenin eklenecek değer olduğu kabul edilmek suretiyle, Belediye tarafından belirlenen emlak değerleri nazara alındığında, davacının talep edebileceği alacak miktarının, talep edilenin çok üzerinde olduğu var sayılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay 8.Hukuk Dairesince, hüküm yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 05.10.1984 tarihinde evlenmişlerdir. 30.10.2008 tarihinde açılan boşanma davası kabul edilerek 25.05.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Davaya konu taşınmazlardan 729 ada 14 parsel 12 nolu bağımsız bölüm 04.04.1994 tarihinde kooperatif üyeliği yoluyla edinilerek koca adına kaydedilmiş, koca bu yeri 23.09.2002 tarihinde dava dışı Ahmet Karakoç’a satmış; 5517 ada 1 parsel 7 nolu bölüm 05.12.2006 tarihinden koca tarafından edinilmiş; Foça 10713 ada 10 parsel 6 nolu bağımsız bölüm ise dava dışı Seviye Candemir adına kayıtlı olup, edinme tarihi 22.09.2005’dir. Dava konusu edilen 26 PV 112 plakalı otomobil 25.05.2004 tarihinde satınalma yoluyla davalı K.. Ç.. adına tescil edilmiştir. Başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında yasal mal rejimi geçerli olmakla; tarafların evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM.nin 170. m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği 30.10.2008 tarihine kadar (4721 sayılı TMK.nun 225/2. m.) edinilmiş mallara katılma rejiminin (4721 sayılı TMK.nun 202.m) geçerli olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; Davaya konu 14 parsel 12 nolu bağımsız bölüme davacını katkısı ile diğer taşınmazla ve araç nedeniyle davacını katılma alacağının belirlenmesi bakımından, yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davaya konu taşınmazlar ve otomobilin edinme tarihleri nazara alındığında davacı kadının 12 nolu bağımsız bölüm bakımından, taraflar arasında mal ayrılığı rejimini geçerli olduğu dönemde edinilmekle, katkı payı (743 S. TKM m. 170), diğer taşınır ve taşınmazlar yönünden, edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde edinilmekle, katılma alacağı (4721 S. TMK m. 236) talebi olduğu açıktır. Mahkemece taşınmazlar yönünden Belediye’ye verilen beyanname ve Belediyece belirlenen emlak değerleri esas alınmıştır. Mahkemece davacının isteyebileceği miktarın aslında çok daha fazla olduğu varsayımından hareketle, davada ucuzluk ilkesinin dikkate alındığı belirtilmek suretiyle keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verildiği belirtilmiştir. Mahkemece yapılan incelemenin yeterli olup olmadığı hususu ile katkı payı ve katılma alacağının tespitinde keşif ve bilirkişi incelmesinin somut olay açısından zorunlu olup olmadığı hususu öncelikle irdelenmelidir. İfade etmek gerekir ki, Belediyece belirlenen emlak değerlerinin taşınmazların gerçek değerleri olmadığı esasen Mahkemenin de kabulündedir. Bu nedenle mal ayrılığı döneminde edinilen taşınmaz bakımından, dava tarihindeki değerin; edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mevcut taşınır ve taşınmazlar bakımından tasfiye (karar) tarihindeki değerlerin (TMK m. 235/1), eklenecek değerler yönünden ise malın devredildiği tarihteki değerinin(TMK m. 235/2) belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Toplanan delillerden tarafların evlilik süresince çalıştıkları ve düzenli gelirleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Koca tarafından kadının birikimleri ile başka türlü tasarrufta bulunduğu da ileri sürülüp ispatlanmadığına göre, çalışan kadının eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilerek koca adına tescil edilen taşınmaza katkısının bulunduğunun kabulü gerekir. Esasen bu konuda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık katkının miktarının tespiti konusundadır. Katkı oranının belirlenmesi için taşınmazın edinildiği tarihte eşlerin gelirlerinin belirlenmesi, sosyal statüleri ile konumlarına göre aynı dönemde yapabilecekleri kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM’nin 152.maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapmış olabileceği harcamalar düşüldükten sonra eşlerin yapabilecekleri tasarruf, dolayısıyla katkı oranları belirlenmeli, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacının katkı oranının bulunması, bulunan bu oranın dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak katkı payı alacağının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu konuda gerektiğinde bilirkişi ya da bilirkişilerden denetime elverişli rapor alınmalıdır (HGK. 30.04.2014, 2014/8-48, 554). Bu dönemde ayrıca başka türlü katkı yapılmış ise bunun da göz önüne alınması gerekir. Katılma alacağına konu edilen taşınmazlar ile otomobil bakımından ise; öncelikle edinilmiş mallara katılma rejimi açısından bu malların niteliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle tarafların sunduğu deliller çerçevesinde değerlendirme yapılmalı, gerektiğinde bu konuda TMK m. 222 uyarınca sonuca gidilmelidir. Davaya konu taşınır ve taşınmazların edinilmiş mal olduğu tespit edildiği takdirde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar nazara alınmak suretiyle, edinilmiş malların değerinden (TMK.m.219) mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden davacını katılma alacağının (TMK.m.236/1) bulunduğunun kabulü gerekir. Artık değerin belirlenmesinde, davaya konu taşınır ve taşınmazların tasfiye tarihindeki değerlerinin belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunduğundan, bu konuda keşif ve gerektiğinde uzman bilirkişi/bilirkişilerden denetime elverişli rapor alınmalıdır. Ayrıca, davacı tarafın katkı payı ve katılma alacağı olarak toplam 40.000 TL istediği görülmektedir. Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında, hesaplama ve değerlendirme anları ile faiz başlangıç tarihleri farklı olmakla, Mahkemece davacı talebinin ne kadarının katkı payı ne kadarının katılma alacağı olduğunun da açıklattırılmalı (HMK m. 31), tarafların delilleri birlikte değerlendirilerek, yapılacak inceleme ile oluşacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu’nca yukarıda değinilen ilave gerekçelerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 05.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2014/145 E., 2014/6427 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya 4. Aile Mahkemesi
tam metni aç
Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1.m.). TMK'nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
8. Hukuk Dairesi         2014/145 E.  ,  2014/6427 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya 4. Aile Mahkemesi TARİHİ : 02/10/2013 NUMARASI : 2011/751-2013/862 Davacı-karşı davalı S.. B.. ile davalı-karşı davacı T.. G.. aralarındaki katılma alacağı davasının kabulüne dair Antalya 4. Aile Mahkemesi'nden verilen 02.10.2013 gün ve 751/862 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.04.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden T.. G.. vekili Avukat N.. T.. geldi. Karşı taraftan başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı-karşı davalı S.. vekili, evlilik birliği içinde tarafların ortak olarak davalıya babası tarafından verilen parsel numaralı taşınmaz üzerine 7 dükkan ve 2 adet evi birlikte yaptıklarını, kiralarını da T..’in aldığını, ayrıca yine dava dilekçesinde nitelikleri yazılı ev ve çeyiz eşyalarının evde kaldığını açıklayarak taşınmaz üzerine yapılan 7 adet dükkan ve iki evin keşif sonucu belirlenecek değerinin yarısının fazla hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5.000 TL'sinin yasal faizi ile, ayrıca ev eşyalarının aynen iadesi, iade olmaması halinde fazla hakları saklı kalmak üzere 5.000 TL'nin Talip’ten tahsiline karar verilmesini istemiş, 15.04.2013 tarihli harcını tamamladığı ıslah dilekçesi ile dükkan ve evler bakımından talebini 61.671,35 TL'ye yükseltmiş, karşı tarafın ev eşyalarının aynen iadeden kaçınması sebebiyle bilirkişi tarafından tesbit edilen 1.832 TL'nin de dava tarihinden geçerli yasal faizi ile T..’ten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-karşı davacı T.. vekili, iddiaların doğru olmadığı, 7 adet dükkan ve iki adet evin ortak gelirle edinilmediğini, bunların T..’e ait ve babasından miras yolu ile intikal eden taşınmazlardaki hisselerin satılarak peyder pey yapıldığını, talebe konu eşyaların çeyiz eşyaları olmadığını, bu nedenle redde karar verilmesi gerektiğini, parselin kadının babası H.. K.. B.. tarafından kadına bağışlandığını, ancak taşınmazın düzeltildiğini, toprak çekildiğini ve sera yapımına elverişli hale getirildiğini, üzerine de tünel sera yapıldığını, dalgıç pompa kurulduğunu, seranın gelirini de S..’ın aldığını, şirketin işleri iyi gitmediğinden D.. Antalya Hal şubesinden kredi çekildiğini, ödenmesi gereken takribi 10.000 TL borç bakiyesi olduğunu, ayrıca Z.. Bankası Yeni Hal şubesinden T.. adına 90.000 TL kredi borçlanması yapıldığını, 6 aylık periyotlar halinde ödeme yapılacağını açıklayarak T.. aleyhine açılan davanın reddine, fazla hakları saklı kalmak üzere S.. adına kayıtlı parsel üzerindeki tünel seranın, dalgıç pompanın, yapılan 25.000 TL masrafın şirket hisseleri gözetilerek tesbit edilecek bedelin %90’ının S..’dan alınarak T..’e verilmesini, bedele dava tarihinden geçerli faiz yürütülmesini, D.. Yeni Hal şubesi ile Z.. Bankası Yeni Hal şubesinden alınan kredilerin toplam borç tutarının %10’unun S..’dan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, tarafların karşılıklı katılma alacağına ilişkin davalarına göre davacı-karşı davalı S.. G..'in katılma alacağının 61.671,35 TL, davalı-karşı davacı T.. G..'in katılma alacağının 5.589,13 TL olduğunun tespiti ile eşlerin alacaklarının yasa gereği takası sonucunda 56.082,22 TL katılma alacağının karar tarihi olan 02.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-karşı davacı T.. G..'ten alınarak davacı-karşı davalı S..G.. (B..)'e verilmesine, davacı-karşı davalı S.. G.. (Bağış)'in kişisel eşyalarına ilişkin davasına göre kişisel eşyalarının aynen teslimine, aynen teslim gerçekleşmediği takdirde eşya bedeli olarak belirlenen 1.832,00 TL'nin davalı-karşı davacı T.. G..'ten dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 14.04.1992 tarihinde evlenmiş, 01.10.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 21.07.2011 tarihinde kesinleşmesiyle, mal rejimi sona ermiştir (TMK.nun 225/2.m.). Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202, 4722 sayılı Yasa'nın 10.m.). Davacı S.. tarafından dava konusu yapılan parsel üzerindeki 7 adet dükkan ile 2 adet ev ve karşı davaya konu yapılan parsel üzerindeki sera 01.01.2002 tarihinden sonra meydana getirildikleri taraflarca da kabil edildiğine göre tarafların karşılıklı talepleri katılma alacağına yöneliktir, Ayrıca S..’ın ev eşyaları ile ilgili aynen iade olmazsa alacak, T..’in ise çektiği kredilerle ilgili S..’ın şirketteki payı sebebiyle sorumlu olması gerektiğine dair talepleri bulunmaktadır. Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1.m.). TMK'nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir. Ayrıca edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan alacaklar bakımından külli tasfiye söz konusudur. TMK'nun 236/1-son cümlesine göre takas def'i emir niteliğinde olup, istekle bağlılık ilkesi ile harçsız dava açılamaz kuralına takılmadan isteğin (takas defi'nin) değerlendirilmesi görüşü Dairece benimsenmektedir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, arsası dava konusu yapılmayan parsel üzerinde T.. tarafından 01.01.2002 tarihi sonrası yapıldığı anlaşılan 7 adet dükkan üzerinde davacı S..’ın katılma alacağı olduğu, bu dükkanların inşaaları sırasında davalı T..’e ait kişisel mal niteliğindeki 28272 ada parselin satılarak elde edilen bedelin dükkanların yapımında kullanıldığı toplanan delillerden anlaşıldığına, S..’a babası tarafından bağışlandığı anlaşılan parsel (28273 ada parsel oldu) üzerindeki seranın bağışlama öncesi mevcut olduğunun belirlenmesi sebebiyle S..’ın kişisel malı sayılması gerektiğine, T.. tarafından dava konusu edilen banka kredileri ile ilgili red kararında sunulan deliller karşısında takdirde bir isabetsizlik görülmediğine, ev eşyaları ile ilgili terditli kurulan hüküm usul ve yasaya uygun bulunduğuna, iki tarafın ortağı olduğu şirket için çekilen krediden hissedarlık sebebiyle sorumluluğun mal rejiminin tasfiyesiyle bir ilgisi olmadığına göre davalı-karşı davacı Talip vekilinin aşağıdaki yazılı hususlar dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, Toplanan delillere göre T.. tarafından inşa ettirildiği anlaşılan 7 adet dükkan ile 2 adet evin teknik bilirkişi raporu karşısında 10 yıl önce yapıldıklarının bildirilmesi, T..’in ise gerek kendisine gerek babasına ait kişisel mal niteliğindeki taşınmazları 2006 yılında satması karşısında savunmaya değer verilemeyeceği gerekçesi ile Mahkemece dükkanlar ile evlerin tümü üzerinde katılma alacağı hesaplanmıştır. Ancak, bu kabul az yukarıda da açıklandığı gibi dükkanlar bakımından yerinde olup hesaplamada sadece T..’e ait 2001 yılında satılan taşınmazın dikkate alınması doğru ise de tapu malikleri vekili olarak T.. G.. tarafından başvurulması üzerine parsel üzerinde iki adet mesken inşası için düzenlendiği anlaşılan 22.09.2006 tarihli yapı ruhsatı ve bu tarihi destekleyen tanık beyanları gözetildiğinde Mahkemenin takdirinin iki adet ev bakımından yerinde olmadığı açıktır. Bu nedenle iki adet evle ilgili yapılacak hesaplamada evlerin 2006 yılında yapılmaya başlandıkları ve iskan ruhsatına göre 2009 yılında tamamlandıkları kabul edilmelidir. Bu kabul ile tüm deliller birlikte düşünüldüğünde davacı S..’ın katılma alacağının hesaplanmasında 7 adet dükkan ile 2 adet evin bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın güncellenmiş sürüm değerlerinin dikkate alınması, bu değerlerden T..’in kişisel malı olarak belirlenen 28264 ada parseldeki 1/10 pay ile 28273 ada parseldeki 1/10 payın bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarih itibarıyla belirlenecek güncellenmiş sürüm değerlerinin iki adet evin değerinden, 28272 ada parselin tamamına ait değerin ise 7 adet dükkan değerinden düşüldükten sonra bulunacak artık değerin toplamı üzerinde S..’ın yarı oranda katılma alacağı olduğunun gözetilmesi, bu miktar üzerinden katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken evlerin inşa tarihinin hatalı olarak 2006 yılı öncesi olduğu kabul edilerek hesaplamanın bu kabule göre yapılması, T.. aleyhine fazla miktara karar verilmesi doğru olmamıştır. Hesaplamada şirket adına kullanılan kredi olması, şirket ortaklığı sebebiyle sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak doğurması sebebiyle esasen hesaplamada dikkate alınma imkanı olmayan D..'tan çekilen kredi nedeniyle belirlenen 5.589,13 TL'nin T.. lehine takas yapılarak S..’ın katılma alacağından mahsup edilmesi hatalı ise de hüküm davalı-karşı davacı T.. vekili tarafından temyiz edildiğinden, temyiz eden aleyhine bozma yapılamayacağından, T.. lehine usuli kazanılmış hakkın meydana geldiği gözetilerek bu miktarın yine yapılacak hesaplama sonunda S.. lehine bulunacak katılma alacağından takas-mahsup edilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Davalı-karşı davacı T.. vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle dükkan ve evlerle ilgili katılma alacağına yönelik olarak 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacı-karşı davalıdan alınıp Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı-karşı davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 988,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı-karşı davacıya iadesine, 08.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/6038 E., 2013/10364 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla)
tam metni aç
Katılma alacağı bakımından ise; 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğinde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam
8. Hukuk Dairesi         2013/6038 E.  ,  2013/10364 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla) DAVA TÜRÜ : Alacak ... ile ... aralarındaki alacak davasının reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.10.2012 gün ve 136/850 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.07.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili dava dilekçesinde, davacının ileride iyi bir gelecek hazırlanması amacı ile davalının sevk ve idaresi konusunda eşine tam olarak güvendiğini, fikir birliği içinde olduklarını zannettiğini, ancak davalının iyi niyetli olmayıp davacının kazancı ile alınan malları ve bankada biriken tasarrufları hep kendi adına yaptığını, 608 ada 9 parseldeki dükkanın da davacının kazancı ile alındığını, ayrıca davacının davalıya verdiği 13.5.1997 tarihli vekaletname gereği davalının davacının eczanesine ait tüm gelirleri alıp davacıdan habersiz kendi ve akrabaları adına açtığı hesaplara yatırdığını, kendi adına araba aldığını, davalının bu eyleminin akde aykırılık yanında Borçlar Kanunu'nda düzenlenen vekalet akdine de aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafın vekil sıfatı ile aldığı parayı da iade etmesi gerektiğini açıklayarak evlilik birliği içinde davacının kazancı ile alınan 608 ada 9 parseldeki taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri göz önünde tutularak söz konusu taşınmaz ile ilgili davacı katkısının dava tarihi itibarıyla hesaplanmasına, şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, vekalet tarihi olan 13.05.1997 tarihinden boşanma tarihine kadar davalının vekil sıfatı ile davacının işyerinden ve resmi kurum ve bankalardan aldığı paraların dava tarihindeki değerinin tesbit edilerek şimdilik 50.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Davacı vekili, 01.04.2011 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile mal rejimi sona erdiğinde davalı hesabında bulunan paralar ile boşanmadan kısa süre önce kaçırdığı 886.464 TL'nin edinilmiş mal kabul edilerek bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değere katılma alacağı olarak kabulünü istemiş ve ilk davada istenen 10.000 TL'yi 390.385,45 TL'ye, vekalet ilişkisinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacağı da 201.411.53 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ... vekili, davada 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, davacının dükkanın alımındaki katkısını ispat etmesi gerektiğini, davacının alım öncesi geliri olmadığı gibi davacının ailesinden ne mal varlığı ne de para aktarımı olmadığını, davalının ise doktorluk görevi sebebiyle gelirinin iyi olup babasının ve kardeşlerinin de katkıları bulunduğunu, vekaletin kullanıldığı süre boyunca da eczane gelirlerinden ve giderlerinden davacıya sürekli bilgi verilip, vekalet görevinin davalı tarafından gereği gibi yerine getirildiğini, bu dönemde taraflar arasında uyuşmazlık çıkmadığını, boşanmada da uyuşmazlığın sadece karakter uyuşmazlığına ilişkin olduğunun belirtildiğini, protokolde ise tarafların tazminat istemeyeceklerini bildirdiklerini, davalının hesabındaki birikimin büyük kısmını eczane gelirleri dışındaki gelirlerin oluşturduğunu, eczane gelirlerinin çok az kısmının hesaba aktarıldığını, davalının hesabından ise davacının hesabına büyük miktarlarda para gönderildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 27.10.1993 tarihinde evlenmiş, 10.03.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 04.04.2006 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s. Y'nın 10.m.). Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 04.04.2006 tarihinde sona ermiştir. (TMK. 225/2) Dava konusu Kızılcaoba Mahallesi 608 ada 9 parseldeki 5 numaralı dükkan 11.1.1996 tarihinde davalı adına satın alınmıştır. Evlilik içinde ... 2.Noterliği'nin 13.05.1997 tarih 003352 yevmiye sayılı vekaletnamesi ile davacı tarafından davalıya işlerini vekaleten yürütmesi ve gerekli işlemleri yapabilmesi amacı ile yetki verildiği, davalının ... 2.Noterliği'nin 1.3.2006 tarih 01910 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacıya vekillikten çekildiğini bildirdiği görülmektedir. Ayrıca davalıya ait banka hesaplarına ilişkin ekstrelerin getirtildiği ve boşanma dava tarihi itibariyle bilirkişi incelemesine tabi tutuldukları anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı, dava ve ıslah dilekçeleri ile edinme tarihi itibariyle davacının talebinin katkı payı ve katılma alacağına ilişkin olduğu, vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak isteğinin de bulunduğu kabul edilmelidir. Mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin birbirlerinin mal varlıkları üzerinde, karşılıklı katılma, değer artış payı ya da katkı payı alacak hakları vardır. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu olamaz. Alacaklı eşe tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK'nun 227/1, 231, 236/1.m.) Hemen belirtmek gerekir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde: “Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1- Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3- İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4- Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi, 5- Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü yer almaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde de: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)-Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile ... Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)-Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)- Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)- Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)- Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkemede, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava bakımından, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.09.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.Temyize konu dava dosyasında mahkemenin “Mahkememizce yapılan yargılama toplanan bilgi ve belgeler, taraf ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur” şeklindeki gerekçesinin usul ve yasaya uygun bir gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Bu bakımdan ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Hüküm kurulurken davacının talebi ve ıslah dilekçesinin değerlendirilmesi, taleplerin nitelendirilmesi, uyuşmazlık konusu taşınmaz, banka hesapları ve vekalet görevinin kötüye kullanımı ile ilgili alınan bilirkişi raporlarından hangisine neden itibar edildiğinin, tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili kabul ve reddedilen hususlara yönelik mahkeme görüşünün gerekçe bölümünde açıklanması da gerekmektedir. Diğer yandan davacının talepleri içerisinde yer alan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayanılarak açılan alacak isteği Borçlar Kanunu'na dayalı bir istek olup esasen bu talebin genel mahkemelerin görevinde olması sebebiyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği düşünülebilir ise de davacının bununla elde etmek istediği alacağın, davacının diğer mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talebinin incelenmesi sırasında değerlendirilmesi ve her iki talep sonunda elde edilebilecek alacağı mükerrerlik teşkil etme ihtimali, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı açtığı davada elde edebileceği alacağın zaten mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi içinde elde edebileceği, davaların makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi, usul ekonomisi de gözetilmiş, vekalet görevinin kötüye kullanılması talebi ile ilgili görevsizlik yönünden bozma sevk edilmemiştir. Katkı payı alacağı talebi bakımından; tarafların evlenme tarihi ile dava konusu mal varlığının edinme tarihi arasında gelir elde edip etmedikleri, çalışıp çalışmadıkları, mal edinilmesinde herhangi bir maddi ve somut katkıda bulunup bulunamayacaklarının belirlenmesi, bu hususta tarafların elde ettikleri gelirlere ilişkin kayıt ve belgelerin eksiksiz olarak getirtilmesi, gelirlerinin olduğunun tesbiti halinde herbirinin ayrı ayrı toplam gelirinden, tarafların sosyal statüleri ile konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamaların ayrı ayrı toplam gelirlerinden düşürülmesi ve herbirinin ayrı ayrı yaptıkları tasarruf miktarlarının saptanması, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacının katkı oranının bulunması, dava konusu mal varlığının bilirkişi aracılığı ile belirlenen dava tarihindeki sürüm değeri ile davacının katkı oranının çarpılması, katkı payı alacağının tespit edilmesi, bu konuda uzman hukukçu ve mali müşavir ya da muhasebeciden rapor alınması yöntem olarak kullanılmaktadır. Katılma alacağı bakımından ise; 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğinde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1) katılma alacağı belirlenmektedir. Mahkemece mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talepleri incelenirken, taşınmaz bakımından talebin katkı payı alacağına ilişkin olduğu düşünülmeli, değişik bankalarda davalı adına bulunan hesaplarla ilgili katkı payı ve katılma alacağı talebinin ise vekalet görevinin kötüye kullanılması alacağının değerlendirilmesini de etkileyecek nitelikte bulunduğu gözetilerek az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında değerlendirilmesi, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm delillerin denetlenmesi, usul ve yasaya uygun gerekçe yazılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün gerekçe yönünden 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, işin esası ve davalı vekilinin vekalet ücreti ile ilgili temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30'er TL peşin harcın istek halinde temyiz eden , davacı ve davalıya ayrı ayrı iadelerine 02.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2010/7212 E., 2011/2855 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre davacının talebinin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri ile davalı adına banka hesabındaki döviz bakımından katılma alacağı (TMK.m.231), diğer 14 nolu mesken, 39 ve 40 nolu villalar bakımından ise, katkı payı alacağı niteliğinde olduğu konusunda duraksamamak gerekir.
8. Hukuk Dairesi         2010/7212 E.  ,  2011/2855 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali, Tescil ve alacak Davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... Sancaktar aralarındaki tapu iptali, tescil ve alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Pendik 2. Aile Mahkemesinden verilen 17.09.2010 gün ve 741/840 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.05.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... Sancaktar vekili Avukat ...ve karşı taraftan davalı ... vekili Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde edinilen dava konusu taşınmazların edinilmelerinde vekil edeninin yurtdışında çalışmalarından elde ettiği gelirlerin kullanıldığını, davalının herhangi bir geliri bulunmadığını, ayrıca davalının döviz hesabında bulunan paranın tamamının da vekil edenine ait olduğunu, tüm ödemeleri vekil edeninin yapmasına rağmen tapuların davalı adına bulunması sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak taşınmazlar ve binalar bakımından 250.000 TL bankadaki para bakımından 100.000 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... Sancaktar vekili, taşınmazlar ve bankadaki paranın vekil edenine ait çalışma ile elde edilen gelir, ailesinin yardımları ve hediye altınların satışı ile elde edilen parayla elde edildiğini, evlilik içinde satın alınarak davacı adına tapuya kaydedilen tüm taşınmazları sattığını, bankadaki paralarını çekerek hesaplarını kapattığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davacının uzun yıllar yurtdışında çalıştığı ve elde ettiği gelirlerle dava konusu malların edinildiği, banka hesabındaki paranın da davacının geliri ile oluşturulduğu, davalının 22.7.1988 tarihinden sonra herhangi bir çalışması olmadığı, aldığı kıdem tazminatının mahkeme kararı ile iade edildiği, davalının 2002 yılı öncesindeki alımlarda katkısını ispat edemediği, 2002 yılı sonrası edinilen mallar bakımından ise kadının yarı oranda yasal hakkı bulunduğu gerekçesi ile davacının davasının kısmen kabulüne, davacının 697 ada 92 parsel üzerindeki 14 nolu bağımsız bölüm için 325.000 TL 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri için 130.000 TL Altınova’daki 39 nolu villa için 200.000 TL 40 nolu villa için 170.000 TL değer artış payı ve davalının Ziraat Bankasındaki hesabında bulunan 100.000 TL’nin yarısı 50.000 TL katılma alacağı olduğu kabul edilerek taleple bağlı kalınmak suretiyle 300.000 TL’nin dava tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline,davacının fazlaya dair istemlerinin saklı tutulmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 1.7.1988 tarihinde evlenmişler, Emine’nin 16.5.2005 tarihinde açtığı dava sonunda boşanmışlar ve karar 26.11.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Başka mal rejimi seçilmediğinden; taraflar arasında evlilik tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM.nin 170. m.), 1.1.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı 16.5.2005 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. 202 ve 4722 s.Yürürlük K.m.10/1.m). Dava konusu taşınmazlardan 697 ada 92 parsel üzerindeki 14 nolu bağımsız bölüm 16.11.1996, 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri 13.4.2004, Altınova’da bulunan 39 nolu yazlık villa 2.9.2001 ve 40 nolu yazlık villa ise 3.12.1998 tarihinde satın alınarak davalı kadın adına tapuya kaydedilmişlerdir. Dava konusu Ziraat Bankasındaki davalı kadın adına bulunan hesaptaki dövizin ise boşanma davası açıldığı tarihte 62.316 euro olduğu ve 23.6.2005 tarihinde çekilerek hesabın kapatıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre davacının talebinin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri ile davalı adına banka hesabındaki döviz bakımından katılma alacağı (TMK.m.231), diğer 14 nolu mesken, 39 ve 40 nolu villalar bakımından ise, katkı payı alacağı niteliğinde olduğu konusunda duraksamamak gerekir. Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme ilişkin olarak bu rejimden kaynaklanan artık değer üzerindeki katılma alacağı istenebilir. Dava konusu 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri ile davalı adına banka hesabındaki döviz bakımından davalı adına edinme tarihlerinin evlilik birliği içinde ve 1.1.2002 tarihinden sonra olduğuna, davalı tarafından aksi yani kişisel mal oldukları ispatlanamadığına göre edinilmiş mal olarak kabulü doğrudur. (TMK.nun 222/3.m.) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, TMK.nun 222/3. maddesi gereğince aksi kanıtlanıncaya kadar edinilmiş mal niteliğinde kabulü gereken 18 nolu asma katlı işyeri ile banka hesabındaki 100.000 TL olarak taraflarca kabul edilen miktarın davacı veya davalının kişisel malı veya geliri ile edinilmediği, tarafların kişisel malı olmadığı, davacının TMK.nun 229. maddesi gereği edinilmiş mal niteliğindeki çalışması ile elde ettiği gelirlerle kazanıldıkları anlaşıldığına, mahkemece bu mallar bakımından usul ve yasaya uygun şekilde hüküm kurmaya yeterli ve gerekçeli 11.5.2010 havale tarihli bilirkişi raporu dikkate alınarak bu iki parça taleple ilgili belirlenen toplam 360.000 TL (260.000 TL + 100.000 TL.) değerin TMK.nun 231.maddesi uyarınca artık değer kabul edilerek yazılı şekilde TMK.nun 236/1. maddesi gereği artık değerin yarısı olan 180.000 TL (130.000 TL + 50.000 TL) katılma alacağına hükmedildiğine, her ne kadar karar tarihindeki değerler belirlenerek hesaplamada dikkate alınması gerekirse de temyiz edenin sıfatı da gözetilerek bu yönden davalı aleyhine bozma yapılma imkanı bulunmadığına göre 18 nolu asma katlı işyeri ile banka hesabındaki para bakımından davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün 18 nolu asma katlı işyeri ile banka hesabına ilişkin bölüm bakımından ONANMASINA, Dava konusu 14 nolu mesken, 39 ve 40 nolu villalarla ilgili katkı payı alacağına ilişkin isteğe gelince; Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre tarafların her ne kadar öncesinde evli iken hileli şekilde 24.5.2008 tarihinde boşanarak 1.7.1988 tarihinde yeniden evlenmeleri karşısında 1.7.1988 tarihi öncesi çalışmalarının dikkate alınma imkanı bunmadığı, bu tarih sonrasında dava konusu 14 nolu mesken ile 40 nolu villanın edinme tarihine kadar davalı kadının herhangi bir geliri olmadığı, edinilen malların davacının yurtdışında çalışarak elde ettiği gelirlerle alındıkları, her ne kadar davalı adına tapuya kayıt edilmişler ise de bedellerinin tamamının davacı ... tarafından ödendiği anlaşıldığına göre alımlarda erkeğin katkı oranının %100 olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak bu taşınmazlar bakımından katkı payı alacağı hesabında dikkate alınması gereken değerler karar başlığında da yazılı olan 6.6.2005 dava tarihindeki 14 nolu mesken için 250.000 TL., 40 nolu villa için 143.500 TL. olması gerekirken mahkemece dosyanın boşanma dosyasından tefrik edildiği tarih olan 2007 yılındaki 14 nolu mesken için 325.000 TL. ve 40 nolu villa için 170.000 TL. nin dikkate alınmış olması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin 14 nolu mesken ile 39 nolu villa bakımından temyiz itirazları bu yönden yerindedir. Dava konusu 39 nolu villaya gelince; Bu taşınmazın edinildiği 3.9.2001 tarihine kadar kadının tütün işletmelerinde işçi iken 15.1.1999 tarihinde emekli olduğu, halen bankadan da aylık aldığı ve buna göre az da olsa bir miktar geliri bulunduğu, bu durumda taraf gelirlerin belirlenerek TMK’nun 152.maddesi de gözetilerek bulunacak tasarruf miktarlarının birbirine oranlanması suretiyle davacının katkı oranının tespit edilmesi ve bu katkı oranının 6.6.2005 dava tarihine göre belirlenen 169.000 TL. değer ile çarpılarak davacı ...’nin katkı payı alacağı miktarının belirlenmesi gerekirken, mahkemece kadının az da olsa bir miktar geliri olduğu gözden kaçırılarak, bu gelirin TMK’nun 152.maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde davacı erkeğin katkı oranının % 100 olamayacağı düşünülmeden, ayrıca villanın dava tarihi 2005 yılındaki 169.000 TL. değeri yerine tefrike ilişkin 2007 yılındaki 200.000 TL. değerin dikkate alınarak belirlenen katkı payı alacağı ile ilgili yazılı şekilde davalı aleyhine hüküm kurulmuş olması da doğru değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları 14 nolu mesken ile 39 ve 40 nolu villalar yönünden yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 14 nolu mesken ile 39 ve 40 nolu villalar yönünden HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 825 TL avukatlık ücretinin davacı ...'dan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı ... Sancaktar'a verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 17,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 10.674,85 TL’nin temyiz edenden alınmasına 10.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, edinilmiş mallara katılma rejiminde "artık değer"in hesaplanmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.
B) Hesaba eklenecek değerler ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil edilir.
C) Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.
D) Değer eksilmesi, artık değerin hesaplanmasında göz önüne alınır.
E) Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol