4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 235

Türk Medeni Kanunu 235. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 235- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar. Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. V. Artık değere katılma 1. Kanuna göre

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2013/6038 E., 2013/10364 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla)
bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değere katılma alacağı olarak kabulünü istemiş ve ilk davada istenen 10.000 TL'yi 390.385,45 TL'ye, vekale
8. Hukuk Dairesi         2013/6038 E.  ,  2013/10364 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla) DAVA TÜRÜ : Alacak ... ile ... aralarındaki alacak davasının reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.10.2012 gün ve 136/850 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.07.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili dava dilekçesinde, davacının ileride iyi bir gelecek hazırlanması amacı ile davalının sevk ve idaresi konusunda eşine tam olarak güvendiğini, fikir birliği içinde olduklarını zannettiğini, ancak davalının iyi niyetli olmayıp davacının kazancı ile alınan malları ve bankada biriken tasarrufları hep kendi adına yaptığını, 608 ada 9 parseldeki dükkanın da davacının kazancı ile alındığını, ayrıca davacının davalıya verdiği 13.5.1997 tarihli vekaletname gereği davalının davacının eczanesine ait tüm gelirleri alıp davacıdan habersiz kendi ve akrabaları adına açtığı hesaplara yatırdığını, kendi adına araba aldığını, davalının bu eyleminin akde aykırılık yanında Borçlar Kanunu'nda düzenlenen vekalet akdine de aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafın vekil sıfatı ile aldığı parayı da iade etmesi gerektiğini açıklayarak evlilik birliği içinde davacının kazancı ile alınan 608 ada 9 parseldeki taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri göz önünde tutularak söz konusu taşınmaz ile ilgili davacı katkısının dava tarihi itibarıyla hesaplanmasına, şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, vekalet tarihi olan 13.05.1997 tarihinden boşanma tarihine kadar davalının vekil sıfatı ile davacının işyerinden ve resmi kurum ve bankalardan aldığı paraların dava tarihindeki değerinin tesbit edilerek şimdilik 50.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Davacı vekili, 01.04.2011 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile mal rejimi sona erdiğinde davalı hesabında bulunan paralar ile boşanmadan kısa süre önce kaçırdığı 886.464 TL'nin edinilmiş mal kabul edilerek bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değere katılma alacağı olarak kabulünü istemiş ve ilk davada istenen 10.000 TL'yi 390.385,45 TL'ye, vekalet ilişkisinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacağı da 201.411.53 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ... vekili, davada 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, davacının dükkanın alımındaki katkısını ispat etmesi gerektiğini, davacının alım öncesi geliri olmadığı gibi davacının ailesinden ne mal varlığı ne de para aktarımı olmadığını, davalının ise doktorluk görevi sebebiyle gelirinin iyi olup babasının ve kardeşlerinin de katkıları bulunduğunu, vekaletin kullanıldığı süre boyunca da eczane gelirlerinden ve giderlerinden davacıya sürekli bilgi verilip, vekalet görevinin davalı tarafından gereği gibi yerine getirildiğini, bu dönemde taraflar arasında uyuşmazlık çıkmadığını, boşanmada da uyuşmazlığın sadece karakter uyuşmazlığına ilişkin olduğunun belirtildiğini, protokolde ise tarafların tazminat istemeyeceklerini bildirdiklerini, davalının hesabındaki birikimin büyük kısmını eczane gelirleri dışındaki gelirlerin oluşturduğunu, eczane gelirlerinin çok az kısmının hesaba aktarıldığını, davalının hesabından ise davacının hesabına büyük miktarlarda para gönderildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 27.10.1993 tarihinde evlenmiş, 10.03.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 04.04.2006 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s. Y'nın 10.m.). Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 04.04.2006 tarihinde sona ermiştir. (TMK. 225/2) Dava konusu Kızılcaoba Mahallesi 608 ada 9 parseldeki 5 numaralı dükkan 11.1.1996 tarihinde davalı adına satın alınmıştır. Evlilik içinde ... 2.Noterliği'nin 13.05.1997 tarih 003352 yevmiye sayılı vekaletnamesi ile davacı tarafından davalıya işlerini vekaleten yürütmesi ve gerekli işlemleri yapabilmesi amacı ile yetki verildiği, davalının ... 2.Noterliği'nin 1.3.2006 tarih 01910 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacıya vekillikten çekildiğini bildirdiği görülmektedir. Ayrıca davalıya ait banka hesaplarına ilişkin ekstrelerin getirtildiği ve boşanma dava tarihi itibariyle bilirkişi incelemesine tabi tutuldukları anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı, dava ve ıslah dilekçeleri ile edinme tarihi itibariyle davacının talebinin katkı payı ve katılma alacağına ilişkin olduğu, vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak isteğinin de bulunduğu kabul edilmelidir. Mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin birbirlerinin mal varlıkları üzerinde, karşılıklı katılma, değer artış payı ya da katkı payı alacak hakları vardır. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu olamaz. Alacaklı eşe tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK'nun 227/1, 231, 236/1.m.) Hemen belirtmek gerekir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde: “Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1- Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3- İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4- Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi, 5- Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü yer almaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde de: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)-Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile ... Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)-Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)- Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)- Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)- Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkemede, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava bakımından, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.09.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.Temyize konu dava dosyasında mahkemenin “Mahkememizce yapılan yargılama toplanan bilgi ve belgeler, taraf ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur” şeklindeki gerekçesinin usul ve yasaya uygun bir gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Bu bakımdan ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Hüküm kurulurken davacının talebi ve ıslah dilekçesinin değerlendirilmesi, taleplerin nitelendirilmesi, uyuşmazlık konusu taşınmaz, banka hesapları ve vekalet görevinin kötüye kullanımı ile ilgili alınan bilirkişi raporlarından hangisine neden itibar edildiğinin, tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili kabul ve reddedilen hususlara yönelik mahkeme görüşünün gerekçe bölümünde açıklanması da gerekmektedir. Diğer yandan davacının talepleri içerisinde yer alan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayanılarak açılan alacak isteği Borçlar Kanunu'na dayalı bir istek olup esasen bu talebin genel mahkemelerin görevinde olması sebebiyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği düşünülebilir ise de davacının bununla elde etmek istediği alacağın, davacının diğer mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talebinin incelenmesi sırasında değerlendirilmesi ve her iki talep sonunda elde edilebilecek alacağı mükerrerlik teşkil etme ihtimali, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı açtığı davada elde edebileceği alacağın zaten mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi içinde elde edebileceği, davaların makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi, usul ekonomisi de gözetilmiş, vekalet görevinin kötüye kullanılması talebi ile ilgili görevsizlik yönünden bozma sevk edilmemiştir. Katkı payı alacağı talebi bakımından; tarafların evlenme tarihi ile dava konusu mal varlığının edinme tarihi arasında gelir elde edip etmedikleri, çalışıp çalışmadıkları, mal edinilmesinde herhangi bir maddi ve somut katkıda bulunup bulunamayacaklarının belirlenmesi, bu hususta tarafların elde ettikleri gelirlere ilişkin kayıt ve belgelerin eksiksiz olarak getirtilmesi, gelirlerinin olduğunun tesbiti halinde herbirinin ayrı ayrı toplam gelirinden, tarafların sosyal statüleri ile konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamaların ayrı ayrı toplam gelirlerinden düşürülmesi ve herbirinin ayrı ayrı yaptıkları tasarruf miktarlarının saptanması, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacının katkı oranının bulunması, dava konusu mal varlığının bilirkişi aracılığı ile belirlenen dava tarihindeki sürüm değeri ile davacının katkı oranının çarpılması, katkı payı alacağının tespit edilmesi, bu konuda uzman hukukçu ve mali müşavir ya da muhasebeciden rapor alınması yöntem olarak kullanılmaktadır. Katılma alacağı bakımından ise; 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğinde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1) katılma alacağı belirlenmektedir. Mahkemece mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talepleri incelenirken, taşınmaz bakımından talebin katkı payı alacağına ilişkin olduğu düşünülmeli, değişik bankalarda davalı adına bulunan hesaplarla ilgili katkı payı ve katılma alacağı talebinin ise vekalet görevinin kötüye kullanılması alacağının değerlendirilmesini de etkileyecek nitelikte bulunduğu gözetilerek az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında değerlendirilmesi, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm delillerin denetlenmesi, usul ve yasaya uygun gerekçe yazılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün gerekçe yönünden 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, işin esası ve davalı vekilinin vekalet ücreti ile ilgili temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30'er TL peşin harcın istek halinde temyiz eden , davacı ve davalıya ayrı ayrı iadelerine 02.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2016/17182 E., 2018/12699 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk(Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi
tam metni aç
ıslah dilekçesi ile mal rejimi sona erdiğinde davalı hesabında bulunan paralar ile boşanmadan kısa süre önce kaçırdığı 886.464 TL'nin edinilmiş mal kabul edilerek bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değe
8. Hukuk Dairesi         2016/17182 E.  ,  2018/12699 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk(Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı Payı, Katılma Alacağı, Vekalet İlişkisinin Kötüye Kullanılmasından Kaynaklı Alacak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.05.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... bizzat vekili Av. ... geldiler. Karşı taraftan davacı vekili Av. ... geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı ... vekili dava dilekçesinde, davacının ileride iyi bir gelecek hazırlanması amacı ile davalının sevk ve idaresi konusunda eşine tam olarak güvendiğini, fikir birliği içinde olduklarını zannettiğini, ancak davalının iyi niyetli olmayıp davacının kazancı ile alınan malları ve bankada biriken tasarrufları hep kendi adına yaptığını, 608 ada 9 parseldeki dükkanın da davacının kazancı ile alındığını, ayrıca davacının davalıya verdiği 13.5.1997 tarihli vekaletname gereği davalının davacının eczanesine ait tüm gelirleri alıp davacıdan habersiz kendi ve akrabaları adına açtığı hesaplara yatırdığını, kendi adına araba aldığını, davalının bu eyleminin akde aykırılık yanında Borçlar Kanunu'nda düzenlenen vekalet akdine de aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafın vekil sıfatı ile aldığı parayı da iade etmesi gerektiğini açıklayarak evlilik birliği içinde davacının kazancı ile alınan 608 ada 9 parseldeki taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri göz önünde tutularak söz konusu taşınmaz ile ilgili davacı katkısının dava tarihi itibarıyla hesaplanmasına, şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, vekalet tarihi olan 13.05.1997 tarihinden boşanma tarihine kadar davalının vekil sıfatı ile davacının işyerinden ve resmi kurum ve bankalardan aldığı paraların dava tarihindeki değerinin tesbit edilerek şimdilik 50.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Davacı vekili, 01.04.2011 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile mal rejimi sona erdiğinde davalı hesabında bulunan paralar ile boşanmadan kısa süre önce kaçırdığı 886.464 TL'nin edinilmiş mal kabul edilerek bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değere katılma alacağı olarak kabulünü istemiş ve ilk davada istenen 10.000 TL'yi 390.385,45 TL'ye, vekalet ilişkisinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacağı da 201.411.53 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ... vekili, davada 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, davacının dükkanın alımındaki katkısını ispat etmesi gerektiğini, davacının alım öncesi geliri olmadığı gibi davacının ailesinden ne mal varlığı ne de para aktarımı olmadığını, davalının ise doktorluk görevi sebebiyle gelirinin iyi olup babasının ve kardeşlerinin de katkıları bulunduğunu, vekaletin kullanıldığı süre boyunca da eczane gelirlerinden ve giderlerinden davacıya sürekli bilgi verilip, vekalet görevinin davalı tarafından gereği gibi yerine getirildiğini, bu dönemde taraflar arasında uyuşmazlık çıkmadığını, boşanmada da uyuşmazlığın sadece karakter uyuşmazlığına ilişkin olduğunun belirtildiğini, protokolde ise tarafların tazminat istemeyeceklerini bildirdiklerini, davalının hesabındaki birikimin büyük kısmını eczane gelirleri dışındaki gelirlerin oluşturduğunu, eczane gelirlerinin çok az kısmının hesaba aktarıldığını, davalının hesabından ise davacının hesabına büyük miktarlarda para gönderildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde yapılan yargılama toplanan bilgi ve belgeler, taraf ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili ve davalı vekili tarafından yapılan temyiz itirazları üzerine Daire 2013/6038 esas 10364 karar sayılı ilamında ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına, mahkemece özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurması, hüküm kurulurken davacının talebi ve ıslah dilekçesinin değerlendirilmesi, taleplerin nitelendirilmesi, uyuşmazlık konusu taşınmaz, banka hesapları ve vekalet görevinin kötüye kullanımı ile ilgili alınan bilirkişi raporlarından hangisine neden itibar edildiğinin, tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili kabul ve reddedilen hususlara yönelik mahkeme görüşünün gerekçe bölümünde açıklanması da gerektiğine ve mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talepleri incelenirken, taşınmaz bakımından talebin katkı payı alacağına ilişkin olduğu, değişik bankalarda davalı adına bulunan hesaplarla ilgili katkı payı ve katılma alacağı talebinin ise vekalet görevinin kötüye kullanılması alacağının değerlendirilmesini de etkileyecek nitelikte bulunduğu gözetilerek Dairenin yerleşmiş ilkeleri ışığında değerlendirilmesi, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm delillerin denetlenmesi, usul ve yasaya uygun gerekçe yazılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerektiğine işaret edilerek hüküm bozmaya sevk edilmiş; işin esası ve davalı vekilinin vekalet ücreti ile ilgili temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; 403.528,18 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının vekalet akti nedeniyle davalıdan olan 201.411,53 TL alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının katkı payı alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; a- Mahkemece, yazılı şekilde davacı lehine vekalet akdinin kötüye kullanılmasından kaynaklı alacağa hükmedilmiştir. Bu alacak isteği yönünden Daire'nin uyulan bozma ilamında "davacının talepleri içerisinde yer alan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayanılarak açılan alacak isteği Borçlar Kanunu'na dayalı bir istek olup esasen bu talebin genel mahkemelerin görevinde olması sebebiyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği düşünülebilir ise de davacının bununla elde etmek istediği alacağın, davacının diğer mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talebinin incelenmesi sırasında değerlendirilmesi ve her iki talep sonunda elde edilebilecek alacağı mükerrerlik teşkil etme ihtimali, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı açtığı davada elde edebileceği alacağın zaten mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi içinde elde edebileceği, davaların makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi, usul ekonomisi de gözetilmiş, vekalet görevinin kötüye kullanılması talebi ile ilgili görevsizlik yönünden bozma sevk edilmemiştir. " hususuna işaret edilmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi, belge, beyan ve raporlardan vekalet ilişkisine aykırı olarak davacı tarafa verilmeyen gelirlerin davalının banka hesaplarında değerlendirildiği ve bu durumun 20.01.2009 tarihli dilekçeleriyle davacı tarafında kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme ise bozma ilamına uymasına rağmen bu husus gözetilmeden mükerrerliğe sebebiyet verecek şekilde hem davacının gelirlerinin değerlendirildiği davalının banka hesabındaki paradan hem de davacının gelir vergisi beyannamelerine göre bilirkişilerce hesap edilen tutar üzerinden ayrı ayrı alacağa hükmetmiştir. Davacı tarafın vekalet akdinin kötüye kullanılmasından kaynaklı talep ettiği 201.411,53 TL miktar yönünden ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde alacağa hükmedilmesi bozma nedeni yapılmıştır. b- Hakim tarafların talep sonucuyla bağlı olup her bir talebi hakkında verilen kararı gerekçeli karar ve hükümde ayrı ayrı göstermelidir (HMK.nun 26. md ve 297/2 m). Mahkemece, davacı tarafın banka hesabındaki para yönünden talep miktarı 390.385,45 TL iken talep aşılarak 403.528,18 TL katılma alacağına hükmedilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece, talep miktarı üzerinden ve tasfiye tarihi olan 25.03.2016'dan itibaren yasal faiziyle alacağa hükmedilmelidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2-a-b) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Askari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2015/5499 E., 2016/15788 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
...- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; TMK'nun 235/.... maddesi hükmüne göre bir malvarlığının tasfiyeye dahil edilmesi için mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması gerekir.
8. Hukuk Dairesi         2015/5499 E.  ,  2016/15788 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak ... ile ... aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kısmen kabulüne, bakiye taleplerinin reddine dair ... .... Aile Mahkemesi'nden verilen ....09.2014 gün ve 995/679 sayılı hükmün ...'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş ise de, duruşma isteği pul yokluğundan red olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlıkları nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının eczanenin mülkiyeti bakımından talepte bulunma hakkının olmadığı ancak 2003 yılının tamamı ile 2004 yılının ... aylık süresi bakımından elde edilen eczane karının .../...'sini isteyebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının katılım alacağı olarak tespit edilen ....544-TL'nin davalıdan tahsiline, bakiye taleplerin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. ...- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; dava konusu 374 ada ... parselde bulunan ... nolu dükkanın tapusu her ne kadar ....03.2007 tarihinde davalı eş adına tescil edilmişse de, dosya içindeki belgelere göre söz konusu dükkan ........2000 tarihinde ihale yoluyla satın alınmak suretiyle davalı eşin mülkiyetine dahil olmuştur. Mal rejiminin tasfiyesi söz konusu malvarlığının edinildiği tarihte eşler arasında geçerli olan rejimin hükümlerine göre yapılır. ... nolu dükkanın davalı adına olan tapu kaydı ....03.2007 tarihinde tescil edilmiş ise de, gerçekte edinme tarihi, ihale satış bedelinin ödendiği ve eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 08.01.2001 ve ....01.2001 tarihidir. Buna göre mahkemenin ... nolu dükkanın tasfiyesine ilişkin gerekçesi yerinde değildir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, ... nolu dükkan yönünden katkı payı alacak isteğine ilişkindir. 01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun ....maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m). Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/... m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır(TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. ...'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nun 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır. Somut olaya gelince; eşler, 30.....1985 tarihinde evlenmiş, ....06.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın ..., TMK 202/....m). Tasfiyeye konu ... nolu dükkanın 743 sayılı TKM'nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğine, davacının doktor davalının ise eczacı olarak çalıştığına, davacının çalışması ile elde ettiği kişisel malı olan gelirini başka bir yere harcadığı iddia edilip ispatlanmadığına göre ... nolu dükkanın edinilmesine katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda belirtilen Dairemiz ilke ve esaslarına göre inceleme ve araştırma yapıp hasıl olacak sonuca göre katkı payı alacağı hakkında bir karar vermekten ibarettir. ...- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; TMK'nun 235/.... maddesi hükmüne göre bir malvarlığının tasfiyeye dahil edilmesi için mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması gerekir. Dosya içerisinde toplanan delillere göre dava konusu yapılan eczanenin gelirinin mal rejiminin sona erdiği ....06.2004 tarihinde mevcut olduğu veya somut herhangi bir yatırıma dönüştürüldüğü kanıtlanamamıştır. Buna göre, davacının eczanenin gelirine yönelik olarak açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde usul ve yasaya aykırı olarak kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde olmamıştır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (...) nolu bentte yazılı gerekçelerle kabulüyle hükmün ... nolu dükkana yönelik olarak, davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (...) nolu bentte yazılı gerekçelerle kabulüyle hükmün eczanenin gelirine yönelik bölümünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici .... maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince ... Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı ... gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve ....213,50 TL peşin harcın istek halinde davacıya, 317,00 TL peşin harcın da istek halinde davalıya iadesine ........2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2014/19327 E., 2015/6718 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
(TMK. m. 202). Söz konusu mal rejimi müteveffanın ölüm tarihinde sona ermiştir (TMK.nun 225/son). TMK'nun 235/1. maddesi hükmüne göre;
8. Hukuk Dairesi         2014/19327 E.  ,  2015/6718 K. "İçtihat Metni" Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı .... ...... ile .... ..... ve müşterekleri aralarındaki ölüme bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı davasının reddine dair ..... Aile Mahkemesi'nden verilen 19.02.2014 gün ve 831/181 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.03.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... .... vekili Avukat .... .... ve karşı taraftan..... vekili Avukat ... .... ve ...... vekili Avukat .... ..... geldiler, başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, ortak miras bırakan .........'nın 2010 yılında öldüğünü, tarafların 1978 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde edinilen mal varlığının müteveffaya ait banka hesabında tutulduğunu, müşterek çocukları olmaması nedeniyle müteveffanın, eşinden mal kaçırmak maksadıyla bireysel hesabını kız kardeşi ..... ile müşterek hale çevirdiğini, gerçekte davalı Hayriye'nin hesaptaki parayla ilgisi bulunmadığını, tereke tespit dosyasında 2010 ve 2011 yılı itibarı ile..... nolu hesapta 10.898 TL, ..... nolu hesapta 27.939 TL ve 26 nolu hesapta 195.540 TL bulunduğunu, söz konusu hesaplarda bulunan paraların edinilmiş mal olduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 50.000 TL katılma alacağının yasal faiziyle birlikte davalılardan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı ..... vekili, davanın yersiz açıldığını, bahse konu hesapların müşterek hesap olup, 1/2 payının müvekkiline ait olduğunu, müşterek taşınmazın satılması nedeniyle satış bedelinin banka hesabına yatırıldığını, müvekkilinin düzenli geliri bulunan bir kişi olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı .... .... vekili, davacının gelir getiren bir işi olmadığını ve banka hesabındaki paraya katkısı bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalılar yargılama oturumlarında temsil olunmamıştır. Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar, 02.08.1978 tarihinde evlenmişler eşlerden ..... .... 13.09.2010 tarihinde vefat etmiştir. Sözleşmeyle başka rejim seçilmediğinden eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği 13.09.2010 ölüm tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TMK. m. 202). Söz konusu mal rejimi müteveffanın ölüm tarihinde sona ermiştir (TMK.nun 225/son). TMK'nun 235/1. maddesi hükmüne göre; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. Dava; ölüme bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mahkemece, kararda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar dosya kapsamına uygun olmadığı gibi yapılan araştırma ve inceleme de karar vermeye yeterli değildir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden banka hesabının ilk olarak 01.01.2002 tarihinde açıldığı, sonraki dönemlerde alt hesaplar açıldığı, hesap bakiyelerinin yeni açılan farklı ve ortak hesaplara aktarıldığı anlaşılmaktadır. Gerek tereke dosyasındaki tespitler, gerekse eldeki dosyada, mal rejiminin sona erdiği tarih ve daha öncesinde, dava dilekçesinde yazılı miktarlarda hesap bakiyesinin mevcut olduğu ancak sonrasında hesaplardaki paraların çekildiği ya da transfer edildiği görülmektedir. Davalı tarafça banka hesaplarındaki paraların müteveffanın kişisel malı niteliğindeki taşınmazın satılmasından elde edilen paralar olduğunu ileri sürmüşler ise de buna ilişkin belge ve kayıt bulunmamaktadır. Kural olarak, hesabın açıldığı tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar hesaplarda bulunan paralar TMK'nun 222/son maddesi uyarınca aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilmesi gerekmektedir. O halde; banka hesaplarındaki paraların edinilmiş mal niteliğinde olduğu konusunda duraksamamak gerekir. Bankacılıkta, birden çok kişinin birlikte açtırdığı ve anlaşmaya göre her birinin veya birlikte para çekme yetkisinin bulunduğu hesaplar müşterek hesaplardır. Hesap sahiplerinden her birinin tek başına dilediği miktarda para çekme yetkisi tanınmış ve bankanın bu yüzden sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmiş ise, ortada teselsüllü müşterek hesap var demektir. Uygulamada hesap cüzdanına ve hesap kartonuna hesabın teselsüllü olduğu yolunda kayıt yazılması yeterli görülmektedir. BK'nun md. 148 (6098 s.TBK.m.169) gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadır. Müşterek hesapların diğer bir türü de, hesap sahiplerinin müşterek imza ile para çekmeye yetkili oldukları hesaplardır. Böyle bir hesap tarzında alacaklılar tasarruf yetkilerini sınırlamış olurlar. Müşterek hesap bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hesap açtıranlar, hesaptaki parada tasarruf yetkisini birlikte veya münferiden kullanacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise, bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir (Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Müşterek Hesaplar- Ankara 1959, sh 6-7 ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Banka Hukuku'nun Esasları, İstanbul 1988 Sh. 330-331 ). Birden fazla kimsenin bankada açtırdıkları ortak hesap, sözleşmeye dayanan müteselsil alacaklılık tipini oluşturur. Ortak hesaptaki hesap üzerinde hak sahibi birden fazla kimse gözükür. Bu durumda banka tıpkı bireysel hesapta olduğu gibi aynı edimi hesap alacaklılarına karşı borçlanır. Hesap türünün belirlenmesinde temel ölçüt, bankaya ödeme yapan kişinin iradesidir. Müşterek hesabı açan ve müşterek mevduatın konusu olan parayı yatıran hesap sahibinin sözleşmeyi imzalaması ile sözleşmenin banka ile diğer hesap sahipleri arasında kurulmuş olduğunun kabulü gerekir. Diğer müşterek hesap sahiplerinin imzalarının sözleşmede bulunmaması sonucu etkilemez. Müşterek hesap açılırken bankaya aksine bir anlaşma sunulmamışsa, bankadaki müşterek hesabın, aktif teselsüllü müşterek hesap olduğu kabul edilmektedir. Müşterek hesaptaki paylar, aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir. Mevduat hesabı birden fazla kişiye ait ise, mudilerden birinin ölümü halinde, aksine sözleşme yoksa hesaptaki paralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye kendi payı ödenebilecektir. (HGK,12.07.2006 tarih 2006/3-517/525E.-K.) Mahkemece, müteveffaya ait hesaplara ve alt hesaplara ilişkin hesap açma sözleşmeleri, ilgili kayıt ve belgelerin bankasından istenilerek söz konusu hesapların müşterek ve müteselsil hesap niteliğinde olup olmadığı, ya da hesabın müşterek olmayıp sadece para çekme yetkisi veren bir hesap niteliğinde olup olmadığının yukarıda yazılı ilke ve esaslar çerçevesinde belirlenmesi, müteveffanın bireysel ve ortak hesabına ait hareketler izlenmek suretiyle, tasfiye tarihi itibarı ile mevcut bakiye olup olmadığı üzerinde durulması, eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra, bankacılık konusunda uzman bilirkişiden taraflar ve Yargıtay denetimine açık rapor alınması, ondan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL. Avukatlık ücretinin davalı taraftan alınarak Yargıtay duruşmasında vekil marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 24.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/6731 E., 2013/19083 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Dava; ziynet eşyaları yönünden, ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi, çekici ve dorseler yönünden, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan TMK'nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi         2013/6731 E.  ,  2013/19083 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı, ziynet alacağı ... ile ... aralarındaki katılma alacağı, ziynet alacağı davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ... Aile Mahkemesi'nden verilen 16.01.2013 gün ve 5/42 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tarafların 1994 yılında evlendiklerini, müvekkilinin kişisel malı niteliğindeki 19 adet 22 ayar bilezik,1 adet 55 gram 22 ayar bilezik ile 7 adet Cumhuriyet altınından oluşan ziynet eşyalarının davalı tarafından iade edileceği vaadi ile alındığını ancak iade edilmediğini, yine edinilmiş mal niteliğinde olan ... ve ... plakalı çekiciler üzerinde 1/2 oranında katılma alacağı bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, ziynet eşyaları nedeniyle 10.000, çekiciler nedeniyle 10.000 TL katılma alacağının boşanma kararının kesinleştiği tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle verdiği 01.11.2012 tarihli ıslah dilekçesinde, bilirkişi raporunda belirtilen ziynet alacağı ile çekici ve mütemmim cüzü olan dorselerden (römork) kaynaklanan katılma alacağının davalı taraftan alınmasını istemiştir. Davalı ... ile davalı vekili aşamalarda; davanın yersiz açıldığını, ziynet eşyalarının ortak ihtiyaçlar için harcandığını, miktarının yüksek gösterildiğini, davacının çekiciler ve dorseler üzerinde alacak talebinde bulunamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kararda yazılı ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde dava tarihindeki değeri üzerinden belirlenen 21.276,00 TL. ziynet eşyası bedelinin dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte, çekiciler ile mütemmim cüzü olan dorseler üzerinden belirlenen 49.500,00 TL.katılma alacağının boşanma kararının kesinleştiği tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Taraflar, 10.04.1994 tarihinde evlenmişler, 15.08.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 09.02.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra bir yıl içinde başka mal rejimi seçilmediğinden, taraflar arasında evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM’nin 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 15.08.2011 tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s...10 m.). Yanlar arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK'nun 225/2). Dava konusu çekicilerden ... plakalı araç, 08.02.2010 tarihinde, ... plakalı araç 04.02.2010 tarihinde satın alınarak davalı ... adına tescil edilmiş, ... plakalı çekici 19.08.2011 tarihinde dava dışı Bahattin Yel’e devredilmiştir. Dava; ziynet eşyaları yönünden, ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi, çekici ve dorseler yönünden, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan TMK'nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, Mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacıya ait kişisel mal niteliğindeki ziynet eşyalarının cins ve miktarları ile dava tarihindeki değerleri uzman bilirkişi aracılığı ile usulüne uygun olarak belirlendiğine, ziynet eşyalarının davalı tarafından alındığı dolaylı olarak kabul edildiğine göre, taraf vekillerinin ziynet eşyalarına yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün bu bölümünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, Davalı vekilinin, çekici ve dorselere ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, çekicilerin ayrılmaz bir parçası kabul edilerek dorseler hakkında yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesinde; plakalarını bildirmek suretiyle açıkça 2 adet çekici hakkında dava açmış, dorseler hakkında bir talepte bulunmamıştır. Davacı vekili, harcını yatırmak suretiyle verdiği 01.11.2012 tarihli ıslah dilekçesinde ise; talep miktarını bilirkişi raporunda gösterilen miktara yükseltmiştir. Mahkemece, davaya konu dorselerin plakası yazılı çekicilerin mütemmim cüzü olduğu, davanın dorseleri de kapsadığı görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemenin kabulüne katılma olanağı bulunmamaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3.maddesinde, çekici; “römork ve yarı römorkları çekmek için imal edilmiş olan ve yük taşımayan motorlu taşıttır", römork; “motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak için imal edilmiş motorsuz taşıttır”, şeklinde tanımlamış ve dorselerin ayrıca trafik siciline tescil edilmesi gerektiği öngörülmüştür. 4721 sayılı TMK'nun 684’üncü maddesinde ise; “Bütünleyici parça, yerel adetlere göre, asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır” şeklinde tanımlanmıştır. Davaya konu dorselere bağımsız plaka numarası verilmek suretiyle, çekicilerden ayrı şekilde trafiğe tescil edildiğine, kasko, sigorta vb. işlemleri çekicilerden bağımsız olarak yapıldığına göre, dorselerin çekicilerden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekir. Eşya hukukunda olduğu gibi bu tür araçların çekicinin ayrılmaz parçası olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bundan ayrı; “taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan HMK'nun 26. (HUMK.nun m. 74) maddesine göre; “hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır,ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” HUMK.nun 74, 75 ve 76. maddeleri uyarınca (6100 sayılı HMK.nun 26, 33 m.) hakim, tarafların hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, Türk Kanunlarını re'sen uygulamakla yükümlüdür. Hâkimin tarafların bildirdikleri vakıalar ile bağlı olması bu kurala aykırı değildir. Çünkü, tarafların bildirdikleri vakıalara uygulanacak hukuk kaidesini bulmak ve uygulamak tamamen Hâkimin işidir. Taraflar ileri sürdükleri vakıaların mahiyeti hakkında yapmış oldukları hukuki tavsif ve sebepler hâkime yardımcı olursa da bunlarla asla bağlı değildir. (Bkz. Prof Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Üçüncü Baskı Sayfa 348; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku Cilt: 1, Sayfa 200). Dava dilekçesinin tavsifi Hâkime ait olup, tarafların iddia ve savunmaları doğru algılanmalıdır. O halde; hükme konu dorseler yönünden harcı yatırılmak suretiyle usulüne uygun olarak açılmış bir dava ve istek bulunmamasına karşılık Mahkemece, çekicilerin mütemmim cüzü olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Kabule göre de, mahkemece alacağa boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz yürütülmüştür. Dava; edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağına ilişkin olup bu tür davalarda TMK.nun 239/3. maddesi uyarınca karar tarihinden geçerli olarak faize hükmedilmesi gerekmektedir. Mahkemece faiz başlangıç tarihinin boşanma kararının kesinleştiği tarihi olarak belirlenmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu husus özel olarak temyize getirilmediğinden bozma nedeni yapılmamış ve sadece hataya değinilmekle yetinilmiştir. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün çekiciler, dorseler ve faize ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı davacıya ait 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 907,50 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.