Türk Medeni Kanunu 282. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 282- Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur.
B. Davada yetki ve yargılama usulü
I. Yetki
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4.726 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2022/762 E., 2023/883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
çli olarak çocuğun anasının, doğuran kadın yerine başka bir kadının gösterilmesi ve onu doğurmamış olan kadının üzerine tescil edilmesi hâlinde dahi kayden anne olarak görünen bu kişi ile çocuk arasında bir soybağı ilişkisi kurulmuş olmaz (4721 sayılı Kanun md.
Hukuk Genel Kurulu 2022/762 E. , 2023/883 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/134 E., 2019/237 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 06.04.2016 tarihli ve
2015/9259 Esas, 2016/5786 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki nüfus kaydının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı Nüfus Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...’in nüfus kaydında kızları olarak görünen ... ve ...’un gerçekte kız kardeşleri olduğunu, müvekkilinin babası ...’in gayri resmî birliktelik yaşadığı ... isimli kadından doğduklarını, ancak nüfusta müvekkilinin çocukları olarak kaydedildiğini, dolayısıyla nüfus kaydının gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek ... ve ...’un nüfus kayıtlarına göre ... ve ... olan anne-baba isminin gerçeğe uygun şekilde ... ve ... olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar Cevabı
5. Davalı ... cevap dilekçesinde; davacının iddialarının doğru olduğunu, nüfus kaydının gerçeğe uygun hâle getirilmesini savunmuştur.
6. Usule uygun tebliğe rağmen davalı ... davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararı
7. Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.04.2014 tarihli ve 2012/205 Esas, 2014/122 Karar sayılı kararı ile; davanın nüfus kayıtlarındaki anne ve baba adının düzeltilmesi istemine ilişkin olduğu, dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalılar ... ve ...’un nüfus kaydında görünenin aksine gerçekte davacı ...’in kızları değil kız kardeşi oldukları, gerçek anne isminin ... baba isminin ise ... olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, davalılar ... ve ...’un baba adının ... anne adının ... olarak değiştirilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı ... tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 06.04.2016 tarihli ve 2015/9259 Esas, 2016/5786 Karar sayılı kararı ile;
“…1-Dava ile davacı, ... ve eşi Melikenin hanesinde kayıtlı olan davalılar ... ve ... nın ... in babası ... in ... ile evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldiği bu çocukların anne adlarının ... baba adlarının ise ... olduğu ileri sürülerek kayıtların buna uygun düzeltilmesini talep etmektedir.
Çocukların kayden anneleri görünen davacının eşi ...'ye husumet yöneltilmesi, davada taraf kılınması ve göstermesi halinde delillerinin toplanması ve tüm delillerle birlikte değerlendirilerek anne adları belirlenip hasıl olacak neticeye göre karar verilmesi gerekirken bu kişi davaya dahil edilmeden eksik hasım ve eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2-Davalılar ... ve ... nın babalarının ... olduğu, ...'in ... ile evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldikleri ileri sürüldüğüne göre bu çocukların babalarının ... olduklarına ilişkin dava esasen babalığa ilişkindir. Babalık davası da, Türk Medeni Kanununun 301.maddesi kapsamında aile hukuku içerisindedir. 4788 sayılı Aile Mahkemeleri Kanunu uyarınca aile hukukundan ... dava ve işlerde aile mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gerekmektedir. O halde davalılar ... ve Hatunun babalarının ... olduğu ve bunun düzeltilmesi talebi tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilip davanın bu bölümüne o yerde ayrı bir müstakil mahkeme kurulmadığından aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu hususun dikkate alınmaması, doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
10. Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli ve 2019/134 Esas, 2019/237 Karar sayılı kararı ile; somut olayda davacının iddiası ve mahkemenin 20.12.2012 tarihli duruşmasında alınan beyanına göre gerçekte kardeşi olan davalılar ... ve ...’yı yanlış ve yanıltıcı beyanla kendi ve eşi üzerine kaydettirdiğinin sabit olduğu, bu hususun davalılardan ...’ın beyanları ile de doğrulandığı, dolayısıyla eldeki davaya kayıt düzeltim davası olarak bakılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
11. Direnme kararı yasal süresi içinde Nüfus Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kayden baba olarak görünen davacının nüfus kaydının düzeltilmesi amacıyla açtığı eldeki davada, kayden anne olarak görünen eşini davaya dâhil etmesinin gerekip gerekmediği ve dava dilekçesi dikkate alındığında iddianın ileri sürülüş şekline göre “davalıların gerçekte babasının bir başkası olduğuna yönelik talebin” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 301 inci maddesinde düzenlenen babalık hükmüne ilişkin olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalıların biyolojik babalarına yöneltilen talebin tefrik edilerek aile mahkemesince karara bağlanmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. Öncelikle davanın hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından ilgili yasal düzenlenme, kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır.
14. Bilindiği gibi, anne ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi herhangi bir hükme veya irade açıklamasına gerek bulunmadan doğumla kendiliğinden kurulur. Yanlışlıkla veya bilinçli olarak çocuğun anasının, doğuran kadın yerine başka bir kadının gösterilmesi ve onu doğurmamış olan kadının üzerine tescil edilmesi hâlinde dahi kayden anne olarak görünen bu kişi ile çocuk arasında bir soybağı ilişkisi kurulmuş olmaz (4721 sayılı Kanun md. 282/1).
15. Türk Medeni Kanunu’nun 39 uncu maddesi uyarınca mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’un 46 ncı maddesinde yer alan “yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları…” ibaresi nazara alındığında, herhangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur. Bu hükme göre, anne adı nüfus kütüğüne gerçeğe aykırı olarak yazılmışsa, bu yanlışlığın düzeltilmesi uygulamadaki ifade ile nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile mümkündür.
16. Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35 inci maddesi ile de “Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 36 ncı maddesine göre de; nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır.
17. Eldeki davada; davalılar ... ve ...’un kayden anneleri olarak görünen ... tarafından doğrulmadıkları, ... tarafından dünyaya getirildiği ileri sürülerek anne adının düzeltilmesi istemli dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, anne adının düzeltilmesi davasında gerçek annenin de tespiti talep edilmişse sağ ise gerçek anne, sağ değil ise gerçek annenin mirasçılarının davalı sıfatı ile davaya katılmaları sağlanmalıdır. Somut olayda olduğu gibi, anne adının düzeltilmesi davasının kayden anne olan kişi dışındakiler tarafından açılmış olması hâlinde ise nüfus kaydı düzeltilmesi istenen kayıt annesi de davada taraf olmalıdır. Zira anne adına dair nüfus kaydının gerçeği yansıtmadığı iddiasına dayalı bu tür davalarda, gerek kayıt annesinin gerekse gerçek annenin verilecek karar ile miras haklarının etkileneceği tartışmasızdır. Öyle ise anne adının düzeltilmesi davasında kayden anne sağ ise kendisi, sağ değil ise mirasçılarının davalı sıfatı ile davaya katılmalarının sağlanması yasal zorunluluktur. Hâl böyle olunca Mahkemece kayden anne olarak görünen ve 26.01.2018 tarihinde öldüğü anlaşılan ... mirasçılarının davalı sıfatı ile davaya katılımlarının sağlanmadan hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
18. Somut olayda dava dilekçesi dikkate alınarak iddianın sürülüş şekline göre incelenmesine gelince; davacı dava dilekçesinde “... ve ...’un gerçekte kız kardeşleri olduğunu bildiği halde, nüfusa eşi ...’den olma kızlarıymış gibi kaydettirildiğini, ... ve ...’un nüfus kaydının anne ve baba yönünden gerçeği yansıtmadığını, baştan itibaren kütüğe yanlış olarak tescil edildiğini” ileri sürdüğüne göre iddianın buraya olan kısmında da davanın “soybağı davası” ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Zira nüfus kaydının hem ana hem de baba yönünden kütükte gerçek durumu yansıtmadığı, baştan itibaren ilgililerce yanlış olarak kütüğe geçirildiği başka bir anlatımla hem ana hem de baba yönünden kütükte yanlış bir kaydın bulunduğu ileri sürülmüşse nüfus kaydının düzeltilmesi davası söz konusudur. Bu tür davalar sonucunda, nüfus kaydı düzeltilecek kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da, davayı soybağı davası hâline dönüştürmez.
19. Bilindiği gibi, maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tespit ederek somut olaya uygulamak görevi hâkime aittir.
20. Ne var ki davacı dava dilekçesinde “... ve ...’un kendi kızları olmadığı iddiasının yanında gerçek annelerinin ..., babalarının ise ...’ın evlilik dışı ilişkisinin bulunduğu ... olduğu iddiasına da yer vererek, ... ve ...’un nüfus kayıtlarına göre ... ve ... olan anne-baba isminin gerçeğe uygun şekilde ... ve ... olarak düzeltilmesine “ karar verilmesini de talep etmiştir.
21. Görüldüğü gibi, iddianın sürülüş şekline göre ortada birbiri ile bağlantılı iki ayrı davanın bulunduğu, ilkinin mevcut nüfus kaydındaki anne ve baba kaydının iptali, ikincisinin ise gerçek anne ve baba üzerine kayıt istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, anne ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi herhangi bir hükme veya irade açıklamasına gerek bulunmadan doğumla kendiliğinden kurulacağından, davalıların gerçek annelerinin ... olduğuna dair iddianın soybağı davası ile herhangi bir ilgisi olmayıp, gerçek annenin tespiti yönünden 5490 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesi kapsamına giren nüfus kaydının düzeltilmesi davası söz konusudur.
22. Öyle ise bu şekilde birbiri ile bağlantılı iki ayrı talebin aynı davada ileri sürüldüğü bu durumlarda görevli ve yetkili Asliye Hukuk Mahkemesince yapılması gereken ilk iş çocuğu doğuran gerçek annenin tespit edilmesi olmalıdır. Zira 4721 sayılı Kanun’un 282 nci maddesinin birinci fıkrasına göre çocuk ile ana arasındaki soybağının kurulabilmesi için çocuğun ana olduğu iddia edilen kadın tarafından doğrulduğunun tespit edilmesi yeterlidir.
23. Çocuğu doğuran kadının doğum anında evli olup olmamasının, çocuk ile ana arasında soybağı kurulması açısından önemi bulunmamakla birlikte; çocuğun doğumu anında, ananın evli olup olmaması, asıl olarak baba yönünden önem arz etmektedir. Gerçek annenin kim olduğunun tespitinden sonra, ikinci talep olan gerçek baba hanesine kayıt istemi, doğum anında ana ile biyolojik baba olduğu iddia edilen kişi arasında evlilik ilişkisi olup olmamasına göre değişiklik göstermektedir.
24. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, bir davanın soybağına ilişkin kabul edilmesi için, dava ile ulaşılmak istenen sonucun, ya bir soybağı tesis etmesi veya kurulmuş olan soybağını ortadan kaldırması lazımdır. Eğer böyle bir sonuç doğmayacaksa, davanın soybağına ilişkin kabul edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Evlat edinmeyle kurulan soybağı hariç, çocukla ana ve babası arasındaki soybağının ne şekilde kurulacağı, kurulmuş olan soybağının hangi davalarla ortadan kaldırılacağı 4721 sayılı Kanun’un 282 ilâ 304 üncü maddeleri arasında düzenleme altına alınmıştır. Bu düzenlemelere göre çocuk ile ana arasında kan bağına dayanan soybağı doğumla; çocuk ile baba arasındaki kan bağına dayanan soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur (4721 sayılı Kanun, md. 282/1-2).
25. Çocuğun genetik ana ve babası yerine başka bir erkek ve kadın üzerine kayıt edilmesi gerçeğe aykırı olduğu için bunun düzeltilmesi, asliye hukuk mahkemesine açılacak zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile istenebilir. Fakat nüfus kaydının düzeltilmesi davasına konu olan çocuğu doğuran kadın, evlilik içinde doğum yapmış olabileceği gibi evlilik dışında da doğum yapmış olabilir. Gerçek annenin evlilik içinde doğum yaptığı tespit edildiği takdirde, aşağıda anlatılacağı şekilde 4721 sayılı Kanun’la benimsenmiş babalık karinesi uyarınca çocuğu doğuran ana ile evli olan kişinin baba olarak belirlenmesi mümkündür. Burada çocuğun kayden baba olarak görünen kişinin nüfusundan çıkarılması işleminin de soybağı davası ile bir ilgisi bulunmamaktadır, zira çocuk kayıt babasına 4721 sayılı Kanun’un soybağı hükümlerine göre değil, tarafların baştan itibaren yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemleriyle yasaya aykırı şekilde kurulmuştur. 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre soybağının reddi davası ancak babalık karinesi kapsamında yer alan, dolayısıyla babalık karinesinden faydalanan çocukların soybağının ortadan kaldırılmasını ifade eden bir davadır. Babalık karinesinden faydalanma söz konusu olmaksızın kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocukla koca arasında soybağının kurulması söz konusu olmadığı için böyle bir durumda çocuk ile koca arasında soybağının bulunmadığının tespitine yönelik olarak açılan dava, soybağının reddi davası değil, yanlış kaydın düzeltilmesi amacına yönelik kayıt düzeltme davasıdır. Buradan hareketle genetik anne ve babasının evlilik içi ilişkisinden dünyaya gelen çocuğun, hem anne hem baba adının gerçeğe uygun hâle getirilmesinin talep edildiği nüfus davası, soybağı davası olarak adlandırılamaz. Çünkü gerçek annenin belirlenmesi sonucunda babalık karinesi çerçevesinde nüfus kaydına göre koca olarak görünen kişinin baba olarak belirlenmesi yasa gereği olacaktır. Başka bir ifade ile yasa gereği babanın belirlendiği bu hâller nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile gerçeğe uygun hâle getirilirler ki, nüfus kaydının düzeltilmesi istemli davalarda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu açıktır.
26. Ne var ki somut uyuşmazlıkta Özel Daire kararında da açıkça belirtildiği üzere davalı çocukların, biyolojik anne ve babaları olduğu iddia edilen ... ile ...’in evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldiği iddia edilmiştir.
27. Türk Medeni Kanunu’nun 282 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre evlat edinmeyle kurulan soybağı hariç “çocuk ile baba arasındaki soybağı ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur” hükmü düzenleme altına alındığına göre kural olarak bir çocuğun ancak aşağıda sayılan şekillerde biyolojik babasına soybağı ile bağlanması mümkündür.
28. Ana ile evlilik nedeniyle çocukla baba arasındaki soybağının kurulması; evliliğin doğumdan önce gerçekleşmesi hâlinde (4721 sayılı Kanun md. 285 ilâ 291) olabileceği gibi, evliliğin doğumdan sonra gerçekleşmesi hâlinde de (4721 sayılı Kanun md. 292 ilâ 294) olabilir.
29. Evliliğin doğumdan önce gerçekleşmiş olması hâlinde, 4721 sayılı Kanun’un 285 inci maddesi ile düzenleme altına alınan babalık karinesi uyarınca çocuk ile baba arasındaki soybağı kendiliğinden kurulur. Buradaki babalık karinesinin çürütülmesi soybağının reddi davası ile mümkündür. Bunun dışında çocuk ile baba arasında kurulan soybağının ortadan kaldırılması imkânı bulunmamaktadır. Bu dava ancak baba ve çocuk tarafından veya Kanun’un 291 inci maddesindeki şartların gerçekleşmiş olması hâlinde belirtilen ilgililer tarafından gösterilen süreler içerisinde açılmış olmasına bağlanmışken, Anayasa Mahkemesinin 26.07.2023 tarihli ve 2023/37 Esas, 2023/140 Karar sayılı kararı ile ana tarafından davacı sıfatıyla çocuğun biyolojik babasının koca olmadığı ileri sürülerek babalık karinesinin çürütülmesi için yargı mercilerine başvurulmasına imkân tanımayan kuralın, özel hayata saygı gösterilmesini hakkı bağlamında etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir. Soybağının reddi davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
30. Çocuk evlilik dışında doğmuş, ana ve babası sonradan evlenmiş ise evlilik dışında doğmuş olan bu çocuklar ana ve babasının evlenmesiyle kendiliğinden evlilik içinde ... çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olurlar (4721 sayılı Kanun md. 292). Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra nüfus memuruna bildirmekle yükümlüdürler. Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde ... çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez. Kanun, bu yolla kurulan soybağına “sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulması” demektedir. Bu yolla kurulan soybağı ise “sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz ve iptal davasıyla” (4721 sayılı Kanun md. 294) ortadan kaldırılır. Bu davayı, ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk (çocuğun ölmüş olması veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi hâlinde altsoyu) ve Cumhuriyet savcısı açar. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Bu davada sadece “kocanın baba olmadığı itirazı” ileri sürülebilir. Bunun dışındaki itirazların bu davada dinlenilmesi mümkün değildir. Bu davalarda tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyasen uygulanır ve görevli mahkeme aile mahkemeleridir.
31. Baba ile çocuk arasında soybağı kurulmasının diğer bir yolu ise, 4721 sayılı Kanun’un 295 ve devamı maddelerinde düzenlenen tanımadır. Buna göre tanıma babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla soybağının kurulması yoludur. Tanıma, tek taraflı bir irade beyanıdır. Tanıma yolu ile kurulan bu soybağının açılacak iptal davası ile kaldırılması mümkündür. Bu dava ile tanıyanın, çocuğun babası olmadığı sonucuna ulaşılır. Diğer bir ifade ile tanıma yoluyla kurulan soybağı geçersiz kılınır. Dava; tanıma beyanı, yanılma, aldatma veya korkutmaya dayanıyorsa “tanıyan” tarafından, ana ve çocuğa karşı açılır. Böyle değil ise; çocuk, çocuğun ölümü hâlinde alt soyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tarafından da açılabilir. Dava açma hak düşürücü sürülere bağlanmıştır. Tanımanın iptali davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
32. Çocuk ile baba arasında soybağı kurulmasını sağlayan son yol ise babalık hükmüdür. Bahse konu davanın, çocuk ile baba arasında soybağı kurulabilmesi için çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması gereklidir. Çocuğun herhangi bir yolla bir başka erkek ile soybağı kurulmuş ise bu soybağı ortadan kaldırılmadıkça babalık davası açılamaz. 4721 sayılı Kanun’un 301 inci maddesine göre çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk, babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı açacakları babalık davası ile isteyebilirler. Dava açma hak düşürücü sürülere bağlanmıştır. Tanımanın iptali davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
33. Soybağı davaları Kanun’da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açma imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca söz konusu düzenlemeler dikkate alındığında, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesi kabul edilmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları, bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. O sebepledir ki kanun koyucu bu tür davalarda hak düşürücü süreler öngörmüştür. Soybağı davaları ile nüfus kayıt düzeltim davaları sonuçları itibari ile benzerlik gösterse de içerik ve yargılama kuralları açısından kendilerine özgüdürler ve Kanunun özel hükümlerine tâbidirler.
34. Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen nazara alınır. Görev, belirli bir davaya hüküm mahkemelerinden hangisinin bakacağı hususunu belirler. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1. maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun üçüncü kısmı hariç olmak üzere ikinci kitabından ( TMK. md. 118-494 ) ... bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.
35. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalılar ... ve ...’un anne ve baba yönünden nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesinin talep edildiği eldeki davada, yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemlerle yasaya aykırı şekilde oluşturulan kayıtların düzeltilmesi isteminin nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ve görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunun açık olması karşısında Mahkemece öncelikle davalıları doğuran gerçek annenin ... olup olmadığının tespit edilmesinin gerektiği, ... olduğunun tespiti hâlinde nüfus kayıtlarına göre evlilik dışında doğmuş oldukları anlaşılan davalıların babasının ... olduğuna yönelik talebin ise 4721 sayılı Kanun’un 301 inci maddesinde düzenlenen babalık hükmünün kurulmasına ilişkin olduğu gözetilerek ...’e karşı açılan davanın tefrik edilerek aile mahkemesince görülüp karara bağlanması gerektiği şüphesizdir.
36. Öte yandan, çocuğun gerçek anne ve babası ile arasında kurulan soybağı bir temel hak olduğu gibi kamu düzeni ile de ilgilidir. Bu nedenle hâkim, soybağına ilişkin davalarda doğru sonucun elde edilmesi için tüm maddi olguları resen araştırmalı, bilimsel çalışmaların ulaştığı bütün olanaklardan yararlanmalıdır. Tüm canlılarda genetik kodu içeren DNA konusunda yapılan araştırma ve incelemeler de çağımızın en önemli bilimsel gelişmelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gen teknolojisinde yaşanan bu gelişmeler hukuku da kaçınılmaz bir şekilde etkilemiş ve bu teknoloji sayesinde uyuşmazlık konusu olan bazı maddi vakıaların güvenilir şekilde aydınlatılması olanaklı hâle gelmiştir.
37. Öyle ise; soybağı ve miras hukukunu ilgilendiren bu tür davalarda doğru sicil oluşturulması zorunluluğu dikkate alınarak, davanın ispatı için sunulan delillerle yetinilmeyip, doğru kimliklendirme için DNA testi yapılarak karar verilmesi gerektiği de unutulmamalıdır.
38. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; iki ayrı talebin ileri sürüldüğü eldeki davada, davalıların nüfus kaydına göre kayden anne ve babası olarak görünen kişilerle aralarında soybağı ilişkisinin bulunmadığı iddia edildiğine göre nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne ve babanın tespit edilmesinin gerektiği, hâl böyle olunca, gerçek anne ve babanın tespiti isteminin öncelik taşıdığı, davalıların biyolojik babaları yönünden babalık davası açmaya zorlanmaması gerektiği, bir talebi incelemekle görevli mahkemenin buna bağlı diğer talebi de incelemek durumunda olduğu gerekçesiyle her iki davanın birlikte açılması hâlinde görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olacağından direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
39. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda yazılı genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerekmiştir.
40. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... Müdürlüğünün temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
04.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1922 E., 2018/1305 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ile anne ve baba arasında soybağının kurulacağı, bu hâli ile davanın soybağı davası olarak nitelendirilmesinin gerektiği, soybağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 282. maddesinde ve devamında düzenlendiği, görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36.
Hukuk Genel Kurulu 2017/1922 E. , 2018/1305 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “nüfus kaydındaki anne ve baba isimlerinin iptali ile haneden terkini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesince, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddine dair verilen 17.09.2013 gün ve 2013/37 E., 2013/11 K. sayılı karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 13.02.2014 gün ve 2013/19159 E., 2014/2143 K. sayılı kararı ile;
“…Davacılar vekili dava dilekçesinde, davalılar ... ve ...'ün ... ile Mehmet Bektaş çocukları olmasına rağmen ... ve ... çocukları (yani davacılar ile ana-baba bir kardeş) olarak nüfusa kaydedildiklerini bildirerek, davalılar ... ile ...'ün Hüseyin ve ... çocuğu olarak görünen kayıtlarının iptali ile bu haneden terkinlerini istemiştir. Mahkemece davanın kabul edilmesi halinde davalılar Aynur ve Bayram'ın annesi ile babası arasında soybağı kurulacağı, bu hali ile davanın soybağı olarak nitelendirilmesi gerektiği, soybağı davaları da aile mahkemesinin görevinde olduğundan mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Dosyada mevcut doğum bildirimi formuna göre, baba ... ile anne ...'ün evliliği devam ederken 29.09.1971 tarihli beyana göre evlilik içinde, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 22. ve 27. maddeleriyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 285. maddesine göre nüfusa tescil edildikleri anlaşılmıştır. Davacılar vekili bu davada, davalılar ... ve...'ın ... ve ... çocukları olmadıkları halde onların çocuğu gibi tescil edildiklerini bildirerek bu hanedeki nüfus kayıtlarının iptalini istemiştir. Davada adı geçenlerin gerçek anne ve babası hanesine tesciline ilişkin bir talep bulunmamaktadır.
Dava, usulsüz tescile dayalı, gerçek durumu göstermeyen nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olup 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesine göre asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Mahkemece işin esasına girilerek tarafların gösterecekleri kanıtlar toplanıp, davalı ... ve Bayram'ın Hasan ve Servi çocuğu olup olmadığının tespiti açısından DNA testi de yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi doğru görülmemiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, nüfus kaydındaki anne ve baba isimlerinin iptali ile haneden terkini istemine ilişkindir.
Davacılar vekili müvekkillerinin, ...’ün ve ...’ün çocukları olduklarını, davalılardan Aynur’un ve Bayram’ın ise davacıların kardeşi olmamalarına karşın Hüseyin ve Servi'nin çocukları olarak nüfusa kaydedildiklerini, davalıların gerçek anne isminin ..., baba isminin ise Mehmet Bektaş olduğunu ileri sürerek, davalı ...’un ve davalı ...’ın nüfus kayıtlarındaki anne ve baba isimlerinin iptali ile haneden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Hüseyin’i babası, Servi’yi annesi, diğer davalı ...’yi de ablası olarak bildiğini, 25 yaşından sonra Cemile’nin kendisinin öz annesi olduğunu öğrendiğini, yine gerçek babası olduğu söylenen Mehmet Bektaş’ı hiç tanımadığını, davanın kendisini mirastan mahrum etmek amacıyla açıldığını, davayı kabul etmediğini ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... küçük yaşta babası tarafından Mehmet Bektaş ile evlendirildiğini, bu evlilikten davalılar ...’ün ve ...’nun dünyaya geldiğini, çocukları doğduktan sonra Mehmet Bektaş’ın ve ailesinin kendisini ve çocuklarını istemediğini, bunun üzerine baba ocağına döndüğünü ve çocuklarını annesi olan ...’ün ve babası olan ...'ün nüfusuna kaydettirdiğini, kaldı ki Mehmet Bektaş ile resmi nikahının da bulunmadığını, açılan davayı kabul etmediğini ve çocukların kendisinin ve Mehmet Bektaş’ın üzerine yazılmasını istemediğini beyan etmiştir.
Davalı ... temsilcisi açılan davaya karşı bir diyeceklerinin bulunmadığını ifade etmiştir.
Davalı ... adına duruşma gününü bildirir tebligat çıkartılmış olup, davalı duruşmaya gelmemiş, esas hakkında da bir beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece eldeki davanın gerçek anne ve babanın tespitini içerdiği, diğer bir ifadeyle davalıların gerçek anne ve baba ile aralarında soybağı bulunduğunun iddia edildiği, davanın kabul edilmesi durumunda davalı ... ve davalı ... ile anne ve baba arasında soybağının kurulacağı, bu hâli ile davanın soybağı davası olarak nitelendirilmesinin gerektiği, soybağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 282. maddesinde ve devamında düzenlendiği, görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinde yer alan nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ise Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği, ancak nüfus kaydının talep gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek annenin ve babanın, dolayısıyla soybağının tespit edilmesinin şart olduğu, davanın TMK’nın 301. ve devamı maddelerine dayanan anneliğin ve babalığın tespitine yönelik bulunduğu, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca TMK’nın ikinci kitabından (üçüncü kısım hariç olmak üzere) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağı gerekçesiyle açılan davanın görevsizlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine ve dosyanın, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde ve talep halinde yetkili ve görevli Düzce Nöbetçi Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Davacılar vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece her ne kadar Özel Daire bozma kararında nüfus kayıtlarının iptalinin istendiği, davada adı geçenlerin gerçek anne ve baba hanesine tesciline yönelik bir talebin bulunmadığı vurgulanmış ise de; davacılar vekilinin terkin talebi olmasa dahi talep doğrultusunda davalı ...’un ve davalı ...’ın, Hüseyin ve Servi’nin çocukları hanesindeki nüfus kayıtlarının iptal edilmesi durumunda zorunlu olarak davalıların gerçek anne ve babasının tespit edilerek çocukların onların hanesine tescil edilmesinin gerektiği, diğer bir anlatımla yalnızca Aynur’un ve Bayram’ın gerçek olmayan anne ve baba hanesinden terkin edilip anne ve baba hanesinin askıda bırakılamayacağı, bu itibarla davalıların gerçek anne ve baba hanesine tescil edilmelerinin zorunlu olduğu, dolayısıyla talebin yalnızca nüfus kaydının iptali olarak görülemeyeceği, ayrı zamanda davacının talebinin iptal ile birlikte gerçek anne ve baba hanesine tescili de kapsayacağı, gerçek anne ve baba hanesine tescil için ayrıca talep aramaya gerek bulunmadığı, bu durumda davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi değil Aile Mahkemesi olduğu belirtilmek ve önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, dava dilekçesi dikkate alındığında eldeki davanın soybağı davası mı yoksa kayıt düzeltme davası mı olduğu; burada varılacak hukuki nitelendirmeye göre görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi yoksa aile mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Konunun anlaşılabilmesi için öncelikle Kanunda yer alan düzenlemelere, devamında da kavramlar ve soybağı davaları ile nüfus kayıt düzeltim davalarının farklılıkları üzerine durulmasında yarar bulunmaktadır.
Soybağı, 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisindeki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunuyla getirilip, hukuk diline kazandırılan bir terimdir ve biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına bağını ifade eder ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun aile hukuku kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun soybağına ilişkin 282. maddesi düzenlemesi dikkate alındığında, soybağının kurulmasında ya çocuk ile ana ve babası arasında kan bağının bulunmasını ya da evlat edinme ilişkisinin kurulmasının arandığı görülmektedir. Bu açıdan Türk Medeni Kanunu düzenlemesi çerçevesinde kan bağına dayanan soybağı, yani çocukla biyolojik ana ve babası arasındaki soybağı ve evlat edinme ilişkisi yoluyla kurulan soybağı ayırımını yapmak mümkündür (Dural/Öğüz/Gümüş, Türk Özel Hukuku, Cilt 3, Aile Hukuku, İstanbul 2008, s.242).
TMK’nın 282. maddesi hükmü soybağının kurulmasına ilişkin genel esasları düzenlemiştir. Düzenleme uyarınca ana ile çocuk arasındaki soybağının doğum ile kurulacağı ifade edilmiştir (m. 282/1). Maddenin ikinci fıkrasında baba ile çocuk arasındaki soybağının babanın ana ile evlenmesi, babanın çocuğu tanıması veya hakim hükmüyle kurulacağı düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada ise kan bağına dayanan soybağının yanında, evlat edinme ilişkisi de evlatlık ile evlat edinen veya evlat edinenler arasında soybağını kuran bir yol olarak kabul edilmiştir.
TMK’nın 282. maddesinin birinci fıkrasına göre çocuk ile ana arasındaki soybağının kurulabilmesi için çocuğun, ana olduğu iddia edilen kadın tarafından doğurulduğunun tespit edilmesi yeterlidir. Çocuğu doğuran kadının evli olup olmaması soybağının kurulması için önem taşımamaktadır.
Ana ile evliliğin, çocuk ile babası arasında soybağını kurabilmesi hem evliliğin çocuğun doğumundan önce gerçekleşmiş olması hem de ana ve babanın çocuğun doğumundan sonra evlenmeleri halinde mümkündür.
Evliliğin doğumdan önce gerçekleşmiş olması hâlinde TMK’nın babalık karinesini düzenleyen 285. maddesi gereğince evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasının koca olduğu karine olarak kabul edilmiştir. Bu karine uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuk ile o evlilikte koca arasında soybağı kurulacaktır.
Babalık karinesinin çürütülmesi soybağının reddi ile mümkündür (TMK m. 286). Bu ise soybağının reddi davası ile sağlanabilir (TMK m. 286). Bunun dışında çocuk ile baba arasında kurulan soybağının ortadan kaldırılması imkânı bulunmamaktadır. Bir diğer deyişle Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak kayıt düzeltme davası ile baba adının düzeltilerek soybağının reddi imkânı bulunmamaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: soybağının reddi davası ancak babalık karinesinin kapsamında yer alan, dolayısıyla babalık karinesinden faydalanan çocukların soybağının ortadan kaldırılmasını sağlayan bir davadır. Babalık karinesinden faydalanma söz konusu olmaksızın, kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocukla koca arasında soybağının kurulması söz konusu olmadığı için, böyle bir durumda çocuk ile koca arasında soybağının bulunmadığının tespitine yönelik olarak açılacak dava, soybağının reddi davası değil, yanlış kaydın düzeltilmesi amacına yönelik kayıt düzeltme davasıdır (TMK m. 39). Örneğin kocanın eşi dışında bir başka kadın tarafından doğrulan çocuğu, eşinden doğmuş gibi nüfus kütüğüne kaydettirmesi ya da evliliğin sona ermesinden üçyüz gün geçtikten sonra doğan çocuğun üçyüz günlük süre içinde doğmuş gibi nüfusa kaydettirilmesi hâllerinde durum böyledir.
Soybağının reddi davası TMK’nın 286. maddesine göre ancak baba ve çocuk tarafından açılabilir. Baba ve çocuğun dava hakları birbirinden bağımsız haklardır. Söz konusu maddeye göre kocanın açtığı soybağının reddi davasında davalı ana ve çocuk iken, çocuğun açtığı soybağının reddi davasında davalı ana ve koca olmak zorunda ve davalılar zorunlu dava arkadaşıdırlar.
TMK’nın m. 291/f.1 hükmü, belirli şartlarla koca ve çocuk dışındaki kişilere de soybağının reddi davası açma hakkı tanımaktadır. Anılan hüküm çerçevesinde soybağının reddi davası açma hakkı tanınan kocanın altsoyu, anası, babası ve çocuğun gerçek babası olduğunu iddia eden kişi, ancak dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde dava açabileceklerdir. Dolayısıyla, koca dava açma süresi içinde dava açmamış ise, sürenin sona ermesinden sonra kocanın ölümü, gaipliğine karar verilmesi veya sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi belirtilen kişilerin soybağının reddi davası açma hakkına sahip olmaları sonucunu doğurmaz (Dural/Öğüz/Gümüş, s.256-257).
Öte yandan TMK’nın 287. maddesine göre çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacının, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorunda olduğu, evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuğun evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılacağı; 288. maddesinde de çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesinin gerekmediği, ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karinenin geçerliliğini koruyacağı öngörülmüştür.
TMK’nın 289. maddesine göre koca, soybağının reddi davasını, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde açmak zorundadır. Maddenin ikinci fıkrasına göre ise çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde soybağının reddi davasını açmalıdır. Diğer ilgililer ise; TMK’nın 291. maddesine göre dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabileceği, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın ise atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını açabileceği düzenlenmiştir.
Soybağının reddi davasının süresinde açılamadığı hâllerde gecikme, hâkimin kabul edeceği haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacaktır. Bu hâl TMK’nın 289/son maddesinde düzenlenmiş ise de bu sürenin uzamasının TMK’nın 291. maddede düzenlenen süre bakımından da geçerli olacağı kabul edilmelidir (Dural/Öğüz/Gümüş, s.260).
Soybağının reddi davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
Baba ile soybağının kurulmasını sağlayan ana ile evliliğin çocuğun doğumundan sonra yapılması hâlinde, TMK’nın 293. maddesi uyarınca evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirerek baba ile soybağını kurmaları mümkündür. Bu hâlde TMK’nın 294. maddesine göre eşlerin yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebileceklerdir. Bu dava sonradan evlenme yolu ile çocukla baba arasında kurulan soybağının ortadan kaldırılmasına yönelik bir itiraz davasıdır. Bu davada sadece kocanın baba olmadığı itirazı ileri sürülebilecektir. Bunun dışındaki itirazların bu davada dinlenilmesi mümkün değildir ve bu tür iddialar ancak nüfus düzeltim davasının konusunu oluşturabilecektir.
İtiraz davasını açabilecek kişiler sınırlı sayı prensibi ile belirlenmiştir. TMK’nın 294. maddesinin birinci fıkrasına göre ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması hâlinde çocuğun altsoyu itiraz hakkına sahiptir.
İtiraz davalarında dava açma süresi de hak düşürücü nitelikte bir süredir. TMK’nın 294. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tanımanın iptaline ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla itiraz davalarında da uygulanacağını öngörmüştür. Bu sebeple, bu tip davaların tabi olduğu süre TMK’nın 300. maddesi hükmünce kıyasen tespit edilecektir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasına göre, ana veya babanın yasal mirasçıları veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılan dava çocuğun sonradan soybağının kurulmasını sağlayan evliliğin gerçekleştiğini ve kocanın baba olmadığını öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde evlenmenin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmeden açılmalıdır. üçüncü fıkraya göre ise çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl içinde açılmalıdır.
Çocuk ergin ise, çocuğun dava hakkı da soybağının kurulmasını sağlayan evliliğin gerçekleştiğini ve kocanın baba olmadığını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde evlenmenin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer (TMK m. 300/f.2 kıyasen). Çocuğun alt soyunun dava hakkı, evlenmeyi, kocanın baba olmadığını ve çocuğun ölümü ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıllık ve evlenmenin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Davacının süresi içinde dava açamaması halinde, gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde dava açılması mümkündür (TMK m. 300/f.son kıyasen).
Bu tür davalarda da görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
Baba ile çocuk arasında soybağı kurulmasının diğer bir yolu ise TMK’nın 295 ve devamı maddelerinde düzenlenen tanımadır. TMK’nın 295. maddesine göre tanıma, babanın nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla soybağının kurulmasıdır. Kurulan bu soybağının açılacak iptal davası ile kaldırılması mümkündür. TMK’nın 297. maddesinde tanıyanın iptal davası açma hakkı düzenlenmiştir. İlgili madde ile tanıyanın tanıma beyanındaki irade sakatlıklarına dayanak açacağı iptal davası ile tanımayı geçersiz hale getirmesine olanak tanınmıştır.
TMK’nın m. 297/f.l hükmüne göre tanıyanın yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle açacağı tanımanın iptali istemli davayı anaya ve çocuğa karşı açılmalıdır ve ana ve çocuk arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır.
Tanımaya karşı dava açabilecek diğer hak sahipleri ise TMK’nın 298. maddesinde düzenlenmiştir. TMK’nın 298. maddesine göre ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tanıyan, tanıyan ölmüş ise mirasçılarına karşı tanımanın iptalini dava edebilirler. Yine diğer davalarda olduğu gibi bu tanımanın iptali davasında da hak düşürücü süre bulunmaktadır. TMK’nın 300. maddesine göre tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşecek, ilgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, çocuğun dava hakkı ise ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle, bu süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilecektir.
Çocuk ile baba arasında soybağı kurulmasını sağlayan son yol ise babalık hükmüdür. Bahse konu davada çocuk ile baba arasında soybağının kurulabilmesi için çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması gereklidir. Çocuğun herhangi bir yolla bir başka erkek ile soybağı kurulmuş ise bu soybağı ortadan kaldırılmadıkça babalık davası açılamaz. TMK’nın 301. maddesine göre çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk, babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı açacakları babalık davası ile isteyebilirler. Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilecek, ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle, çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacaktır. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilecektir.
Yukarıda görüldüğü üzere soybağı davaları TMK’da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açabilmek imkânı bulunmamaktadır.
Ayrıca 4721 sayılı TMK’nın 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte, soybağına ilişkin davalarda hâkimin maddi olguyu resen araştırması, kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hâllerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir.
4721 sayılı TMK’nın söz konusu düzenlemeleri dikkate alındığında, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir (HGK 07.03.2012 gün ve 2011/2-775 E., 2012/116 K. sayılı kararı).
Nüfus kayıt düzeltmesi davalarına gelince;
Kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi, “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” davalarının konusunu oluşturur (Özsunay, E.: Gerçek Kişilerin Hukuki Durumu, İstanbul 1982, s. 243). “Kayıt düzeltilmesi”, aile kütüğüne düşürülmüş nüfus kaydının bir kısmının “düzeltilmesi” veya “değiştirilmesi” dir (Nüfus Yönetmeliği m.143).
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesine göre; kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak, olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar, nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Aynı Kanunun aile kütüklerinde bulunması gereken kişisel bilgilerin düzenlendiği 7. maddesinde, her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulacağı ve bu aile kütüklerinde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları, doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler, dini, medenî hâli, yerleşim yeri adresi, fotoğrafı bulunacağı belirtilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 38. maddesinde ise yukarıda 7’nci maddede sayılan aile kütüklerine tescil edilmesi gereken bilgilerden; dayanak belgesinde bulunduğu hâlde nüfus kütüklerine hatalı veya eksik olarak tescil edilen ya da hiç yazılmayan bilgiler veya mükerrer kayıtların maddi hata kapsamında değerlendirileceği, bu tür maddi hataların ise Genel Müdürlükçe ya da nüfus müdürlükleri tarafından düzeltileceği veya tamamlanacağı düzenlenmiştir (NHKUİ Yön. m. 79.).
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin (NHKUİ) 80. maddesinin (ç) bendine göre, doğum veya ölüm raporuna göre düzenlenmiş olmak kaydıyla, yurt içinde doğum veya ölüm tutanaklarının düzenlenmesinde maddi bir hata olması ve doğum ya da ölüm raporunun aslının ibraz edilmesi hâlinde yapılacak değerlendirme sonucunda adı, soyadı, ana ve baba adı, cinsiyet, doğum yeri, doğum tarihi, evlenme tarihi ve ölüm tarihinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.
Dayanak belgelerindeki bilgilerin aile kütüklerine işlenmesi sırasında yapılmış bir maddi hata söz konusu değil ise, aile kütüğünün herhangi bir kaydında düzeltme veya değişiklik ancak mahkeme kararı ile yapılabilecektir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesinde “kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez…” ibaresi yer aldığından, herhangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
Önemle vurgulanmalıdır ki zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK 11.2.1998 gün ve 1999/2-87 E., 1998/77 K. sayılı kararı). Şu durumda zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın açılabilen nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davada resmî kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi tanık da dinlenebilecektir (Özsunay, s. 244; Öztan, B.: Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar, Ankara 1997, s. 210). Ancak Nüfus Kanunu’nun 47’nci maddesince yapılan tanımlamalara göre kişisel durumlarda ortaya çıkan “değişiklikler” için mahkeme kararına gerek bulunmamaktadır (TKM m.40, Nüfus Kanunu m.48). Buna karşılık, nüfus kütüklerindeki “doğru olmayan kayıtların” düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur (TKM m.38, Nüfus Kanunu m.11).
İşte bu noktalarda, nüfus kütüğünde yer alan “doğru olmayan kayıtlar”, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan “kayıt düzeltme davası” ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada “nüfus kaydının düzeltilmesi davası” olarak adlandırılmaktadır.
Nüfus Kanunu’nun 46. maddesinde “yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları…” ibaresi yer aldığından, herhangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında soybağı davaları ile nüfus düzeltim davaları arasında davanın tarafları, dava açması süresi ve ispat kuralları bakımından ciddi ayrımlar bulunduğu açıktır (Hukuk Genel Kurulunun 30.09.2015 gün ve 2014/2-226 E., 2015/2029 K.; 13.11.2013 gün ve 2013/18-354 E., 2013/1554 K.; 07.03.2012 gün ve 2011/2-775 E., 2012/116 K. sayılı kararları).
Somut olaya gelince;
Davacılar vekili 10.10.1963 doğumlu davalı ... ile 10.04.1961 doğumlu davalı ... (Külünk)’nun, davacıların vefat eden babaları ... ve vefat eden anneleri ...’ten dünyaya gelmiş gibi kaydedildiklerini, davalıların asıl anne ve babalarının ... ile Mehmet Bektaş olduğunu iddia ederek, davalılar Bayram ve Aynur’un nüfus kayıtlarındaki anne ve baba isimlerinin iptali ile haneden terkinini talep etmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, anne yönünden soybağı doğumla kendiliğinden kurulduğundan, anne ile çocuk arasında soybağı davalarından söz edilemez. Dolayısıyla soybağı kurulması için hükme gerek bulunmamaktadır. Ancak, anne yönünden doğuran kadının kim olduğunun tespitine ilişkin dava gündeme gelebilir. Bu nedenle herhangi bir sebeple çocuğun kendisini doğuran kadının dışında bir başka kadının nüfus kütüğüne yazılmış olması, çocuk ile kadın arasında soybağı kurulduğu anlamına gelmeyecektir. Ancak, söz konusu yanlış kaydın düzeltilmesi, soybağı davaları ile değil açılacak kayıt düzeltme davası sonucunda gerçekleşecek (TMK m. 39) ve bu dava her türlü delil ile ispat edilebilecektir.
Eldeki davada, ana ile soybağının kurulması, bir diğer deyişle doğuran kadının tespit edilmesi hâlinde, çocuk ve doğuran kadın arasında soybağı doğrudan kurulacağına göre, davalılar Bayram ve Aynur’u doğuran annenin öncelikle belirlenmesi gereklidir.
Gerçek annenin tespit edilmesi sonrasında ise babalık karinesine dayalı olarak babanın belirlenmesi mümkündür. TMK hükümlerine göre soybağının reddi davası ancak babalık karinesi kapsamında yer alan, dolayısıyla babalık karinesinden faydalanan çocukların soybağının ortadan kaldırılmasını ifade eden bir davadır. Babalık karinesinden faydalanma söz konusu olmaksızın kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocukla koca arasında soybağının kurulması söz konusu olmadığı için böyle bir durumda çocuk ile koca arasında soybağının bulunmadığının tespitine yönelik olarak açılacak dava soybağının reddi davası değil, yanlış kaydın düzeltilmesi amacına yönelik kayıt düzeltme davasıdır. Örneğin, kocanın karısı dışında bir başka kadın tarafından doğrulan çocuğu, karısından doğmuş gibi nüfus kütüğüne kaydettirmesi ya da evliliğin sona ermesinden üçyüz gün geçtikten sonra doğan çocuğun üçyüz günlük süre içinde doğmuş gibi nüfusa kaydettirilmesi hallerinde durum böyledir.
Ancak somut olayda anne olduğu belirtilen ... ile baba olduğu belirtilen Mehmet Bektaş’ın resmî olarak evli olmadıkları dikkate alındığında; davalı ... ve davalı ... (Külünk)’nun, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden itibaren üçyüz günlük süre içerisinde doğup doğmadıklarına yönelik bir araştırma yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durumda annenin gerçek anne olan ... olduğunun tespit edilmesi hâlinde, artık annenin iddiası esas alınmak suretiyle gerçek babanın Mehmet Bektaş olup olmadığının belirlenmesi gerekmekte olup, babalığın tespiti durumunda nüfus kaydının düzeltilmesi yoluna başvurulması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu ise nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile mümkündür.
Ayrıca, ... ve ..., davalılar ... ve ... (Külünk)’nun yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemlerle yasaya aykırı olarak kendi anneleri ... ile babaları ...’ün hanelerine kayıt ettirildiklerini de ileri sürmektedirler. Bu türden yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemle yasaya aykırı olarak yapılan kayıtların düzeltilmesinin nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ve görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu açıktır.
Öte yandan, davalılar ... ve ... (Külünk)’ün anne ve baba isimlerinin değişmesi durumunda miras durumunun da değişikliğe uğrayacağı, bir başka anlatımla davalıların mirasçılıktan çıkarılması durumunun gündeme geleceği, bu itibarla ortaya çıkacak hukuki sonuçlar karşısında ve nüfus kayıtlarının kamu düzenini de ilgilendirdiği dikkate alındığında, DNA testinin yaptırılmasında yarar bulunduğu da unutulmamalıdır.
Hâl böyle olunca davacılar tarafından açılan davanın nüfus kayıt düzeltim davası olarak kabul edilerek işin esasına girilmesi, tarafların gösterecekleri kanıtlar toplandıktan ve davalı ... (Külünk) ve ...’ün ... ve ... çocuğu olup olmadıklarının tespiti açısından DNA testi yaptırıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru görülmemiştir.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.07.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1920 E., 2018/1432 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu'nun 282. maddesi uyarınca ''Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Hukuk Genel Kurulu 2017/1920 E. , 2018/1432 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “nüfus kaydındaki baba isminin düzeltilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Manavgat 4. Asliye Hukuk Mahkemesince, mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde dilekçe ile başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili Manavgat Aile Mahkemesi'ne gönderilmesine dair verilen 14.03.2014 tarihli ve 2013/465 E., 2014/74 K. sayılı karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay (Kapatılan)18. Hukuk Dairesinin 05.02.2015 tarihli ve 2014/12892 E., 2015/1454 K. sayılı kararı ile;
“…Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ın gerçekte babasının .... ve.... oğlu .... .... olduğu halde, nüfusa amcası .... ve ....oğlu .... ....'ın çocuğu ve davacıların da kardeşi olarak kaydedildiğini belirterek gerçek olmayan nüfus kaydının düzeltilmesini istemiş; mahkemece, davanın soybağının tespiti ve nüfus kaydının iptali istemi şeklinde değerlendirilerek aile mahkemesinde bakılması gerektiğinden görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca, olayları açıklamak taraflara hukuki niteleme hakime aittir. Davada öncelikle çözümlenmesi gereken husus, davanın soybağının veya nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olup olmadığıdır. Bilindiği üzere nesep, birbirinin soyundan gelen kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Bu kavram içerisinde kan bağının yanında hukuki münasebetin de bulunması, diğer bir ifadeyle kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içerisinde oluşması zorunludur. Türk Medeni Kanunu'nun 282. maddesi uyarınca ''Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur.'' Ayrıca kısaca af kanunları olarak nitelendirilen “Bir evlenme aktine dayanmayan birleşmelerden doğan çocukların neseplerinin düzeltilmesine” ilişkin kanunlara göre de soybağı düzeltilebilir. (HGK 30.01.2008 gün 2008/2-36-47 sayılı kararından)
Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kendiliğinden kurulur tesisi için herhangi bir hükme gerek bulunmadığından, çocuğun annesi ile soybağı ilişkisinin kurulması değil, çocuğu doğuran kadının kim olduğunun tespiti dava konusu edilebilir.
Öte yandan, Türk Medeni Kanunu'nun 36/1. maddesine göre kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanunun 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 35/1. maddesi uyarınca ''Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.''
Kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların değiştirilmesi ile nüfus kayıtlarının düzeltilmesi anlaşılır. Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne tescil edilmiş, kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğündeki hatalı kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup, zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.02.1998, 2-87/77). Şu durumda; nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davada resmi kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi, tanık da dinlenebilir. Nesebin reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Nesebin reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi doğru meydana gelmiş ve kütüğe tescil edilmiş, ancak bu doğru daha sonra nesebin reddi davası ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, gerçek durumu yansıtmayan nüfus kaydı baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmiştir. (HGK 30.01.2008 gün 2008/2-36-47 sayılı kararından)
Somut olayda; davacıların iddiası, davalı ...'ın amcası .... ve ....oğlu .... ....'ın çocuğu olarak nüfus idaresine yanlış ve yanıltıcı beyanda bulunarak tescil edildiğine ilişkindir. Bu yönlerden dava soybağı davası değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Açıklanan nedenlerle davada görevli mahkeme 4787 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince aile mahkemesi olmayıp 5490 sayılı Yasanın 36. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.
Mahkemece; işin esasına girilerek, davanın kabulü halinde hakları etkilenebilecek mirasçıların davaya katılımı sağlandıktan, tarafların göstereceği deliller toplantıktan (toplandıktan) ve DNA incelemesi de yapıldıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi yenine görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, nüfus kaydındaki baba isminin iptali ile haneden terkini istemine ilişkindir.
Davacılar vekili müvekkillerinin muris .... ....’ın mirasçısı olduklarını, davacıların annesi olan .... ....’ın .... ile evlenmeden önce murisin kardeşi .... ile resmî nikah olmaksızın bir arada yaşamaya başladığını ve bu birliktelikten davalı ...’in dünyaya geldiğini, bir süre sonra ....’ın vefat ettiğini, eski nüfus kayıtlarına göre baba ismi .... olan ancak anne ismi farklı iki .... ....’ın bulunduğunu, .... ve.... oğlu .... ....’ın çevresinde .... olarak bilindiğini ve çocuğu olmadan 1946 yılında hayatını kaybettiğini, ....’nin ise ....’ın kardeşi .... ve ....oğlu .... .... ile evlendiğini, bu evlilik öncesinde .... ile.... oğlu .... (....)’ın çocuğu olarak doğan....’in nüfus kaydındaki baba hanesine nüfus müdürlüğünce .... ve ....oğlu .... isminin yazıldığını, söz konusu bu işlemin hatalı olduğunu ileri sürerek nüfus müdürlüğünün hatalı işleminin değiştirilmesine ve davalı ...’ın baba hanesinde yazılı bulunan .... ve ....oğlu 1926 doğumlu .... isminin .... ve.... oğlu .... olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili davanın soybağının düzeltilmesi davası niteliğinde olduğunu ve hak düşürücü sürenin geçtiğini, daha önce bu konuda bir karar verildiğini, dolayısıyla ortada kesin hükmün bulunduğunu, müvekkilinin, annesi .... ile biyolojik babası ....’ın birliktelikleri neticesinde 1945 yılında dünyaya geldiğini, ancak ....’ın 1946 yılında vefat ettiğini, bu nedenle ....’nin ....’ın kardeşi, davalının da amcası olan .... .... ile evlendiğini, evlilik sonrasında da ....’in müvekkilini kendi nüfusuna kaydettirdiğini ve ona baktığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... temsilcisi esas hakkında bir beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece nüfus kaydının düzeltilmesi davasının, resmi sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı ve baştan itibaren yanlış olarak kütüğe geçirilmesi nedenine dayalı mevcut kaydın düzeltilmesi davası olduğu; dava sonucunda kaydının düzeltilmesi istenen kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkarak başka bir haneye tescil edilecek olmasının davayı soybağı davası hâline dönüştürmeyeceği; davacı tarafın ilk talebinin, gerçeğe aykırı beyanla baştan itibaren yanlış olan sicilin düzeltilmesine yönelik olduğu; bu itibarla davanın 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesi kapsamında nüfus kaydının düzeltilmesi davası niteliğinde bulunduğu; yine davacıların genetik anne ve baba hanesine kayıt istemlerinin, anne ve baba arasında evlilik ilişkisinin bulunmaması nedeniyle baba yönünden soybağının düzeltilmesi talebi olarak kabul edilmesinin gerektiği; çocukla anne arasındaki soybağının doğumla, baba arasındaki soybağının ise anne ile evlilik, tanıma ve hâkim hükmü ile kurulacağı; soybağına ilişkin uyuşmazlıklarda kişisel durum ile ilgili nüfus kaydında yer alan bilginin “doğru” olarak doğduğu ve kütüğe tescil edildiği; bu doğru kaydın daha sonra açılan bir dava, soybağının reddi veya sonradan evlenme yoluyla soybağına itiraz veya tanımaya itiraz ya da tanımanın iptali yahut af kanunları ile yapılan nesep düzeltmeye itiraz ile teknik olarak yanlışlığa dönüştürüldüğü; nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise resmî sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı ve baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi durumunun söz konusu olduğu; davalının mevcut kayıttaki baba adının iptali ile genetik annesinin ve babasının hanesine kaydedilmesi davasında davalı ... ile genetik babası .... ve.... oğlu .... arasında soybağının kurulacağı; bu hâliyle davanın soybağı davası olarak nitelendirmesinin doğru olacağı; soybağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesinde ve devamında düzenlendiği ve görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğu; Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinde yer alan nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ise asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği; genel nitelikli bir mahkeme ile özel nitelikli bir mahkemede görülmesi gereken iki ayrı davanın birlikte açılması durumunda her iki davanın birlikte görülmesi gerekli ise, davaların özel nitelikli mahkemede görüşülüp sonuçlandırılmasının Yargıtay kararları ile benimsendiği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Davacılar vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece her ne kadar Özel Daire bozma kararında davanın nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu belirtilmiş ise de, davanın özü itibariyle soybağının düzeltilmesi ve değiştirilmesi şeklindeki soybağı davası niteliğinde bulunduğu; bu durumda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi değil aile mahkemesi olduğu; kaldı ki bozma kararında belirtildiği üzere olayı açıklamanın taraflara, hukuki nitelemeyi yapmanın ise hâkime ait bulunduğu ve hâkimin tarafların nitelendirmesi ile bağlı kalamayacağı belirtilmek ve önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesi dikkate alındığında eldeki davanın soybağı davası mı yoksa kayıt düzeltme davası mı olduğu, buradan varılacak hukuki nitelendirmeye göre görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi yoksa aile mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle Kanunda yer alan düzenlemelere, devamında da kavramlar ve soybağı davaları ile nüfus kayıt düzeltim davalarının farklılıkları üzerine durulmasında yarar bulunmaktadır.
Soybağı, 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisindeki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunuyla getirilip, hukuk diline kazandırılan bir terimdir ve biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına bağını ifade eder ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun aile hukuku kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun soybağına ilişkin 282. maddesi düzenlemesi dikkate alındığında, soybağının kurulmasında ya çocuk ile ana ve babası arasında kan bağının bulunmasını ya da evlat edinme ilişkisinin kurulmasının arandığı görülmektedir. Bu açıdan Türk Medeni Kanunu düzenlemesi çerçevesinde kan bağına dayanan soybağı, yani çocukla biyolojik ana ve babası arasındaki soybağı ve evlat edinme ilişkisi yoluyla kurulan soybağı ayırımını yapmak mümkündür (Dural, M./Öğüz,T./Gümüş, M, A., Türk Özel Hukuku, Cilt 3, Aile Hukuku, İstanbul 2008, s.242).
TMK’nın 282. maddesi hükmü soybağının kurulmasına ilişkin genel esasları düzenlemiştir. Düzenleme uyarınca ana ile çocuk arasındaki soybağının doğum ile kurulacağı ifade edilmiştir (m. 282/1). Maddenin ikinci fıkrasında baba ile çocuk arasındaki soybağının babanın ana ile evlenmesi, çocuğu tanıması veya hâkim hükmüyle kurulacağı düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada ise kan bağına dayanan soybağının yanında, evlat edinme ilişkisi de evlatlık ile evlat edinen veya evlat edinenler arasında soybağını kuran bir yol olarak kabul edilmiştir.
TMK’nın 282. maddesinin birinci fıkrasına göre çocuk ile ana arasındaki soybağının kurulabilmesi için çocuğun, ana olduğu iddia edilen kadın tarafından doğurulduğunun tespit edilmesi yeterlidir. Çocuğu doğuran kadının evli olup olmaması soybağının kurulması için önem taşımamaktadır.
Ana ile evliliğin, çocuk ile babası arasında soybağının kurulabilmesi hem evliliğin çocuğun doğumundan önce gerçekleşmiş olması hem de ana ve babanın çocuğun doğumundan sonra evlenmeleri hâlinde mümkündür.
Evliliğin doğumdan önce gerçekleşmiş olması hâlinde TMK’nın babalık karinesini düzenleyen 285. maddesi gereğince evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasının koca olduğu karine olarak kabul edilmiştir. Bu karine uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuk ile o evlilikte koca arasında soybağı kurulacaktır.
Yine evlat edinme de çocuk ile evlat edinen arasında soybağı kurulmasını sağlamakla beraber buradaki soybağı ilişkisi mahkeme kanalı ile kurulmaktadır. Diğer bir anlatımla evlat edinilen çocuk ile evlat edinen arasında kan bağına dayanan bir durum bulunmamaktadır.
Çocuk ile baba arasında soybağı kurulmasını sağlayan diğer bir yol babalık hükmüdür. Bahse konu davada çocuk ile baba arasında soybağının kurulabilmesi için çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması gereklidir. Çocuğun herhangi bir yolla bir başka erkek ile soybağı kurulmuş ise bu soybağı ortadan kaldırılmadıkça babalık davası açılamaz. TMK 301. maddesine göre çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk, babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı açacakları babalık davası ile isteyebilirler. Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilecek, ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle, çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacaktır. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilecektir.
Öte yandan çocuk ile baba arasında soybağı ilişkisini kuran son yol ise tanımadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Tanıma” genel başlıklı “"Koşulları ve şekli" alt başlıklı 295. maddesi;
“Tanıma, babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur.
Tanıma beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası gereklidir.
Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.”
Hükmünü düzenlemiştir.
Tanıma, evlilik dışı çocuğun babasının kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapıldığında çocuk ile babası arasında soybağının kurulmasını sağlayan tek taraflı irade beyanını ifade eder. Tanıma beyanı, bu yönüyle yenilik doğuran işlem niteliği taşır. Geçerli olarak yapılan tanıma beyanı, geçmişe etkili olarak, doğum anından itibaren çocuk ile babası arasında soybağının kurulmasını sağlar ((Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, M. A., Türk Özel Hukuku, Cilt 3, Aile Hukuku, İstanbul 2016, s.282).
Tanımanın niteliği gereği, ancak anası ile soybağı tespit edilmiş çocukların tanınması mümkün olabilir. Anası tespit edilemeyen çocuğun tanınması söz konusu olmaz.
Tanıma beyanının, evlilik dışı çocuk ile babası arasında soybağını kurabilmesi, kanunda belirlenmiş şekil şartlarına uyularak yapılması hâlinde söz konusu olur. Tanıma beyanı, kanunun öngördüğü şekil şartlarına uyularak yapılmamışsa, bu beyan, babanın ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ve çocuğun bu cinsel ilişkiden meydana geldiğine ilişkin basit bir ikrarı niteliği taşır, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını sağlamaz.
Şüphesiz ki, babanın çocuğun kendi çocuğu olduğunu açıklayan bir beyanı tanıma beyanı niteliğindedir. Böyle bir beyanı bulunmaksızın, çocuğun mirasçı olarak atanması veya çocuğa nafaka verilmesi tanıma niteliği taşımaz.
Tanıma beyanının, herhangi bir kişiye yöneltilmesi gerekli olmadığı için, beyanın varmasından da söz edilemez. Bu yönüyle, tanımanın hukuki sonuçlarını doğurabilmesi, ananın ya da çocuğun rızasına da bağlı değildir.
Tanıma beyanı herhangi bir süreye tabi değildir ve yenilik doğuran işlem niteliği tanımanın, kural olarak, şarta bağlı olarak gerçekleştirilmesine engel teşkil eder. Tanıma hakkından feragat de geçerli değildir (Dural/Öğüz/Gümüş, s.282-283).
Tanımanın hukuki sonuçlarını doğurabilmesi için birtakım geçerlilik şartlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bununla birlikte tanınan çocuğun, evlenmeleri yasak olan kişiler arasındaki ilişki neticesinde meydana gelmiş olması veya çocuğun zina neticesinde doğmuş olması tanınmaya engel teşkil etmez.
Tanımanın hukuki sonuç doğurmasını sağlayan geçerlilik şartları; ehliyet, şekil, çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması olarak sayılabilir.
Geçerliliğin ilk şartı olan ehliyetten kastedilen, tanımanın bizzat baba tarafından gerçekleştirilecek olmasıdır. Yani yasal temsilcinin veya iradi temsilcinin tanıma beyanında bulunması mümkün değildir. Bununla birlikte tanıma beyanında bulunan kimsenin küçük veya kısıtlı olması durumunda velisinin veya vasisinin de rızasının aranması gerektiği unutulmamalıdır. Bu kısım TMK’nın 295. maddesinin 3. fıkrasında da hüküm altına alınmıştır.
İkinci koşul olan şekil, TMK’nın 295. maddesinin 2. fıkrasında da belirtildiği gibi nüfus memuruna veya mahkemeye yapılacak yazılı başvuru ile olabileceği gibi resmî senet veya vasiyetname düzenleme şeklinde de olabilir.
Tanımanın gerçekleşmesi için gerekli olan üçüncü koşul ise, çocuğun bir başka erkekle soybağının bulunmamasıdır. Bu durumda çocuğun evlilik, tanıma veya babalık hükmü ile bir başka erkeğe soybağı ile bağlı olması durumunda çocuğun bu kişi ile olan soybağının, soybağının reddi ya da tanımanın iptali davası ile ortadan kaldırılması gerekir. Aksi taktirde, çocuğun tanınması geçerli olmayacağı gibi, çocuk ile tanıyan arasında da soybağı ilişkisi kurulmaz.
Tanıma, çocuk yaşadığı sürece gerçekleştirilebileceği gibi, çocuğun ölümünden sonra tanınması da mümkündür. Hatta, çocuğun ana rahmine düşmesinden sonra, fakat doğumundan önce de tanınabileceği kabul edilmektedir. Çocuğun doğumdan önce tanınması hâlinde, tanımanın geçerliliği çocuğun sağ doğmasına ve doğum anında bir başka erkekle soybağının bulunmamasına bağlıdır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.286).
Tanıma, kesin hükümsüzlük, irade sakatlığı, ilgili kişiler tarafından açılacak iptal davası ile geçersiz hâle gelebilir.
Buna göre; tanımanın yukarıda sayılan geçerlilik şartlarının eksik olması durumunda tanımanın kesin hükümsüzlüğü söz konusu olur.
Türk Medeni Kanunu tanıyanın tanıma beyanındaki irade sakatlıklarına dayanarak açacağı iptal davası ile tanımayı geçersiz hâle getirmesine olanak tanımıştır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.287).
“Tanıyanın dava hakkı” başlıklı 297. maddesinde; tanıyanın, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebileceği, iptal davasının anaya ve çocuğa karşı açılacağı belirtilmiştir. Yanılmada; genetik baba hiç istemediği hâlde yanılmak suretiyle tanıma yönünde beyanda bulunur. Bunun yanında aldatma durumunda; bir hukuki işlemi gerçekleştirmek için irade açıklamasında bulunmasını sağlamak üzere gizleme veya uydurma şeklinde bir başkasının zihninde yanlış bir algı uyandırılması söz konusudur. Korkutma durumunda ise; genetik babanın kendisinin veya yakınlarının birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın veya ağır bir tehlikenin var olduğu belirtilerek genetik babanın tanımaya zorlanması sağlanır.
Tanıyan babanın irade sakatlığı nedeniyle iptal davası açması üzerine yapılan yargılama neticesinde davanın baba lehine sonuçlanması, tanıyanın, çocuğun babası olduğu yönünde yanıldığını, atlatıldığını veya tehdit altında bulunması nedeniyle tanıma beyanını gerçekleştirdiğini ispatlamasına bağlıdır.
İptal davasının anaya ve çocuğa karşı açılacağı dikkate alındığında ikisi arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu açıktır. İrade sakatlığı nedeniyle tanımanın iptali davası, kişiye sıkı sıkıya bağlı olan hakkın dava yolu ile kullanılması anlamını taşır.
“İlgililerin dava hakkı” başlıklı 298. maddesinde; ananın, çocuğun ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyunun, Cumhuriyet savcısının, Hazinenin ve diğer ilgililerin tanımanın iptalini dava edebilecekleri; davanın tanıyana, tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı açılacağı belirtilmiştir.
Tanımanın iptalini dava etme hakkı ilk planda, tanımanın hukuki statülerini doğrudan etkilediği ana ve çocuğa tanımıştır. Ana ve çocuğa tanınan hak, birbirinden bağımsızdır. Tanımanın iptalini dava etme hakkı, kişiye sıkı surette bağlı hak niteliği taşıdığı için, ana ya da çocuk sınırlı ehliyetsiz statüsünde bulunsalar dahi, yasal temsilcilerinin rızasına ihtiyaç duymadan dava hakkını kullanabilirler (TMK m. 16). Ana ya da çocuğun tam ehliyetsiz olması hâlinde ise, istisnai olarak, iptal davasının yasal temsilcileri tarafından açılabileceğini kabul etmek gerekir (Dural/Öğüz/Gümüş, s.287).
Çocuğun ölümü hâlinde, altsoyunun tanımanın iptalini dava edebileceği TMK’nın 298. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, çocuk hayatta iken tanınmışsa, çocuğun ölümü hâlinde altsoyunun tanımanın iptalini talep edebilmesi, çocuğun iptal davası açma süresi geçmeden ölmesi ve çocuğun ölmeseydi tanımanın iptalini dava etme hakkını kullanacağının ispatlanması durumunda geçerli olur. Aksi taktirde çocuğun altsoyunun tanımanın iptali davası açma yetkisi bulunmamaktadır. Ancak çocuğun ölümünden sonra tanıma durumu mevcut ise bu durumda iptal davası açma hakkı altsoya ait bulunduğundan, Kanunda belirtilen hak düşürücü sürede tanımanın iptali davasını açabilirler.
Öte yandan Cumhuriyet savcısına da iptal davası açma hakkı verilmiştir. Buradaki amaç, soybağının belirlenmesinin kamu düzenine ilişkin olmasıdır. Yine Hazineye de dava hakkı tanındığı düşünüldüğünde, tanıma yoluyla kurulan soybağının gerçeği yansıtmaması durumunda Hazinenin mirasa yönelik menfaatinin etkilenmesinin önüne geçmek olduğu da kaçınılmaz bir gerçektir.
TMK’nın 298. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere, diğer ilgililerin de dava açma hakkı bulunmaktadır. Buradaki ilgili kavramı “tanımanın iptalinde menfaati olan” kişileri kapsamaktadır.
Tanımanın iptali davasının başarılı olabilmesi, davacının, tanıyanın baba olmadığını ispatlamasına bağlı tutulmuş olup, dava için belirli süreler öngörülmüştür. Bu konular TMK’nın 299. ve 300. maddelerinde düzenlenmiştir.
TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 299. maddesi davacının, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlü olduğu, ana veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükünün, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğacağı hükme bağlandıktan sonra aynı Kanunun “Hak düşürücü süreler” başlıklı 300. maddesinde ise tanıyanın dava hakkının, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, ilgililerin dava hakkının, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, çocuğun dava hakkının, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşeceği, bu süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebebin bulunması durumunda sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği öngörülmüştür.
Hak düşürücü sürelerin işlemesiyle ilgili olarak iki hususun belirtilmesi gereklidir. Birincisi, tanıyanın baba olmadığının öğrenilmesi, bu hususta kesin kanaate ulaşılmasını ifade eder. Tanıyanın babalığından şüphe duyulması, sürenin başlaması için yeterli olmaz. İkincisi, çocuğun altsoyunun iptal davası açması, çocuğun ölümü hâlinde mümkün olabildiği için, çocuğun altsoyu için hak düşürücü süreler, çocuğun ölümünün öğrenilmesinden itibaren başlayacaktır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.291-292).
Yukarıda belirtildiği üzere soybağı davaları TMK’da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açabilmek imkânı bulunmamaktadır.
Ayrıca 4721 sayılı TMK’nın 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte, soybağına ilişkin davalarda hâkimin maddi olguyu resen araştırması, kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hâllerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir.
4721 sayılı TMK’nın söz konusu düzenlemeleri dikkate alındığında, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir (HGK 07.03.2012 gün ve 2011/2-775 E., 2012/116 K. sayılı kararı).
Nüfus kayıt düzeltmesi davalarına gelince;
Kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi, “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” davalarının konusunu oluşturur (Özsunay, E.: Gerçek Kişilerin Hukuki Durumu, İstanbul 1982, s. 243). “Kayıt düzeltilmesi”, aile kütüğüne düşürülmüş nüfus kaydının bir kısmının “düzeltilmesi” veya “değiştirilmesi” dir (Nüfus Yönetmeliği m.143).
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesine göre; kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak, olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddi hatalar, nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Aynı Kanunun aile kütüklerinde bulunması gereken kişisel bilgilerin düzenlendiği 7. maddesinde, her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulacağı ve bu aile kütüklerinde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları, doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler, dini, medeni hâli, yerleşim yeri adresi, fotoğrafı bulunacağı belirtilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 38. maddesinde ise yukarıda 7’nci maddede sayılan aile kütüklerine tescil edilmesi gereken bilgilerden; dayanak belgesinde bulunduğu hâlde nüfus kütüklerine hatalı veya eksik olarak tescil edilen ya da hiç yazılmayan bilgiler veya mükerrer kayıtların maddi hata kapsamında değerlendirileceği, bu tür maddi hataların ise Genel Müdürlükçe ya da nüfus müdürlükleri tarafından düzeltileceği veya tamamlanacağı düzenlenmiştir (NHKUİ Yön. m. 79.).
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin (NHKUİ) 80. maddesinin (ç) bendine göre, doğum veya ölüm raporuna göre düzenlenmiş olmak kaydıyla, yurt içinde doğum veya ölüm tutanaklarının düzenlenmesinde maddi bir hata olması ve doğum ya da ölüm raporunun aslının ibraz edilmesi hâlinde yapılacak değerlendirme sonucunda adı, soyadı, ana ve baba adı, cinsiyet, doğum yeri, doğum tarihi, evlenme tarihi ve ölüm tarihinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.
Dayanak belgelerindeki bilgilerin aile kütüklerine işlenmesi sırasında yapılmış bir maddi hata söz konusu değil ise, aile kütüğünün herhangi bir kaydında düzeltme veya değişiklik ancak mahkeme kararı ile yapılabilecektir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesinde “kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez…” ibaresi yer aldığından, herhangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
Önemle vurgulanmalıdır ki zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK 11.2.1998 gün ve 1999/2-87 E., 1998/77 K. sayılı kararı). Şu durumda zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın açılabilen nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davada resmî kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi tanık da dinlenebilecektir (Özsunay, s. 244; Öztan, B.: Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar, Ankara 1997, s. 210). Ancak Nüfus Kanunu’nun 47’nci maddesince yapılan tanımlamalara göre kişisel durumlarda ortaya çıkan “değişiklikler” için mahkeme kararına gerek bulunmamaktadır (TKM m.40, Nüfus Kanunu m.48). Buna karşılık, nüfus kütüklerindeki “doğru olmayan kayıtların” düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur (TKM m.38, Nüfus Kanunu m.11).
İşte bu noktalarda, nüfus kütüğünde yer alan “doğru olmayan kayıtlar”, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan “kayıt düzeltme davası” ile gerçek durumuna uygun hâle getirilebilir ki, bu dava uygulamada “nüfus kaydının düzeltilmesi davası” olarak adlandırılmaktadır.
Nüfus Kanunu’nun 46. maddesinde “yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları…” ibaresi yer aldığından, herhangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında soybağı davaları ile nüfus düzeltim davaları arasında davanın tarafları, dava açması süresi ve ispat kuralları bakımından ciddi ayrımlar bulunduğu açıktır (Hukuk Genel Kurulunun 30.09.2015 gün ve 2014/2-226 E., 2015/2029 K.; 13.11.2013 gün ve 2013/18-354 E., 2013/1554 K.; 07.03.2012 gün ve 2011/2-775 E., 2012/116 K. sayılı kararları).
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde;
Davacılar vekili 1945 doğumlu davalı ...’ın gerçek babasının .... olmasına karşın davacıların vefat eden babaları .... ve ....oğlu .... ....’ın nüfusuna kaydedildiğini, davalının asıl babasının .... ve.... oğlu .... (....) .... olduğunu iddia ederek, nüfus müdürlüğünün hatalı işleminin değiştirilmesini ve davalı ...’ın baba hanesinde yazılı bulunan .... ve ....oğlu 1926 doğumlu .... isminin .... ve.... oğlu .... olarak düzeltilmesini talep etmiştir.
Çocuk ile ana baba arasında soybağının ne şekilde tespit edileceğini Kanun düzenlemiştir. Yukarıda izah edildiği üzere çocuk ile ana arasındaki soybağı doğumlu, babası ile arasındaki soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur (TMK m. 282/1-2). Esasen soybağına ilişkin ihtilaflarda, kişisel durumla ilgili nüfus kaydında yer alan bilgi “doğru” olarak doğmuş ve nüfusa tescil edilmiştir. Davalı ..., 10.04.1945 tarihinde doğmuş, 06.05.1947 tarihinde nüfusa tescil edilmiş, annesi ....'nin .... ve ....oğlu .... .... ile 1954 yılında evlenmesi sonucunda .... ile soybağı ilişkisi kurulmuştur. Bu doğru kayıt, daha sonra açılacak bir dava ile (soybağının reddi veya sonradan evlenme yoluyla soybağına itiraz veya tanımaya itiraz veya tanımanın iptali veya af kanunu ile yapılan nesep düzeltmeye itiraz) ile teknik olarak yanlışlığa dönüştürülmektedir.
Nüfus kayıt düzeltim davası ise, sicilde meydana gelen bir yanlışlığın düzeltilmesi amacını taşır. Nüfus kayıt düzeltim davalarında, resmî sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı, baştan itibaren yanlış olarak kütüğe geçirilmesi söz konusudur. Böyle bir dava sonucunda, kaydının düzeltilmesi istenen kişinin o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da davayı soybağı davası hâline dönüştürmeyecektir. Nüfus kayıt düzeltim davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup, her türlü delil ile ispatlanabilen davalardır ve süreye bağlı olmadan açılabilecektir.
O hâlde; eldeki uyuşmazlıkta davacıların talebi, anne ile evlilik sonucu baba ile soybağı ilişkisi kurulan davalı ... yönünden soybağının reddi davasıdır. Dava kabul edildiğinde, nüfusta kayıtlı olduğu baba .... ile olan soybağı ilişkisi ortadan kalkacak, evlilik dışı doğum olması ile anne ....’nin kızlık hanesine kayıt olacaktır. Bu da nesebi etkilediği gibi elbetteki mirasçılık durumunu da etkileyecektir. Bu nedenle kanun koyucu soybağı davalarını belirli sürelerde açılması koşuluna bağlamış, daha özel nitelikte olan aile mahkemesinin bakmasını öngörmüştür.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davalı ... tarafından soybağının tespiti ve baba adının .... olarak düzeltilmesi istemiyle açılan bir karşı davanın bulunmadığı, nüfus sicilinin düzeltilmiş olmasının hısımlık ve mirasçılığa ilişkin kanuni sonucu ortaya çıkacağı, bu kanuni sonucun nüfus kaydının düzeltilmesi davasını soybağının düzeltilmesi davasına dönüştürmeyeceği, dava dilekçesinin içeriği, ortada objektif dava birleşmesinin bulunmayışı, nüfus kaydının kanuni sonuçlarının tartışma konusu edilmemesi birlikte değerlendirildiğinde, nüfus kaydındaki ilk hatanın düzeltilmesinin talep edildiği, bu durumda davanın nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak nitelendirilmesinin doğru olacağı ve davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu belirtilerek yerel mahkeme direnme kararının bozulması gerektiği ve davada iki talebin bulunduğu, taleplerden ilkinin davalı ...’in kayden babası görünen ancak aslında amcası olan ....’in hanesindeki kaydın iptali olduğu, bu durumda davanın nüfus kaydının düzeltilmesi davası niteliğinde bulunduğu, taleplerden ikincisinin ise davalı ...’in biyolojik babası olduğu iddia edilen ....’ın hanesine kaydedilmesine yönelik bulunduğu ve davanın soybağı, diğer bir anlatımla babalık davası olarak kabul edilmesi gerektiği, diğer bir anlatımla elde iki farklı davanın yer aldığı, soybağı davasının nüfus kayıtlarına göre sonuçlandırılacağı, her iki davanın birlikte yürütüldüğü durumda bu koşulun oluşmayacağı, buna göre nüfus kaydının düzeltilmesi davasının asliye hukuk mahkemesinde, soybağı davasının ise aile mahkemesinde görülmesinin daha isabetli olacağı belirtilerek yerel mahkeme direnme kararının ilaveli nedenle bozulması gerektiği görüşleri ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.
Hâl böyle olunca, Yerel Mahkemece görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi değil aile mahkemesi olduğu ve kamu düzenine ilişkin olan bu hususun resen dikkate alındığı belirtilerek verilen direnme kararı yerindedir.
Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440’ıncı maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.10.2018 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Davacılar vekili, dava dilekçesinde; davacıların anneleri ....’nin önce .... ile yöredeki örfe göre evlendiğini, bu evlilikten davalı ...’in dünyaya geldiğini, resmi nikah kıyılmadan ....’ın öldüğünü, ....’nin daha sonra kendi babaları .... ile evlendiğini,....’i sanki kendi çocuklarıymış gibi nüfusa kaydettirdiğini, oysa....’in babasının .... olmayıp, .... olduğunu ileri sürerek,....’in .... olan baba adının iptal edilerek .... olarak düzeltilmesini istemişlerdir.
Yerel mahkemece; davacı tarafın iki talebinin olduğu, ilkinin gerçeğe aykırı beyanla oluşan ve baştan itibaren yanlış olan sicilin düzeltilmesine (davalının .... olan baba adının iptali-silinmesi) yönelik olduğu, bu itibarla davanın (ilk talebin) 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi kapsamında nüfus kaydının düzeltilmesi davası niteliğinde olduğu; davacıların ikinci talebinin (davalı ...’in babasının .... olarak düzeltilmesi) ise, annesi .... ile babası .... arasında evlilik ilişkisi bulunmadığından soybağının düzeltilmesi davası olduğu tespit edilerek;
Soybağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı TMK’nın 282 ve devamı maddelerinde düzenlendiğinden görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğu, Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinde yer alan nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ise asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği, genel nitelikli bir mahkeme ile özel nitelikli bir mahkemede görülmesi gereken iki ayrı davanın birlikte açılması durumunda, her iki davanın birlikte görülmesi gerekli ise, davaların özel nitelikli mahkemede görülüp sonuçlandırılmasının Yargıtay kararları ile benimsendiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Yargıtay Özel Dairesince; davanın, davalı ...’in amcası ....’in çocuğu olarak nüfus idaresine yanlış ve yanıltıcı beyanda bulunularak tescil edildiğine ilişkin olduğundan, soybağı davası olmayıp, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ve bu nedenle görevli mahkemenin aile mahkemesi olmayıp asliye hukuk mahkemesi olduğu, işin esasının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme hükmü bozulmuştur.
Uyuşmazlık; dava dilekçesindeki ikinci talep dikkate alındığında ve her iki talebin birlikte görülmesinin gerekmesi halinde eldeki davayı görmekle görevli mahkemenin aile mahkemesi mi yoksa asliye hukuk mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmıştır.
Maddi olay şudur; davacılar ile davalının annesi .... önce ....la gayri resmi olarak evlenmiş, bu birliktelikten davalı ... dünyaya gelmiştir. Resmi nikah kıyılmadan .... ölünce .... nüfusta kaydı olmayan oğlu Bekir ile genç yaşta yalnız kalmış ve bir süre sonra davacıların babası (....’ın kardeşi) ....le evlenmiştir. ...., abisi ....’dan olan yeğeni....’i sanki kendi çocuğu gibi nüfusuna kaydettirmiştir. Şimdi davacılar bu yanlış kaydın düzeltilmesini, yani davalının .... olan baba adının silinmesini, yerine ....’ın yazılmasını istemektedirler.
04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara, hukuki niteleme ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir.
Bu davada yerel mahkeme hakimi, az yukarıda açıklanan maddi olaylara göre yaptığı hukuki niteleme yerinde olduğu gibi, uygulanacak kanun hükümlerini de isabetle ve Yargıtay içtihatlarına uygun olarak tespit etmiştir. Gerçekten ortada iki talep vardır. İlki, nüfus memuruna yanlış ve yanıltıcı beyanla oluşturulan kaydın düzeltilmesi, ikincisi ise doğru kaydın oluşturulması ve bu şekilde davalı ... ile biyolojik babası .... arasındaki soybağının oluşturulması.
Esasen yerel mahkeme ile Yargıtay özel dairesi arasında bu konularda bir uyuşmazlık yoktur. Yani davacıların ilk talebi nüfus kayıt düzeltilmesi davası olup, asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir. İkinci talepleri ise, soybağı (babalığın tespiti) davası olup, aile mahkemesinde görülmelidir. Gerçi özel daire ikinci talebi sehven görmemiş ve bu konuyu meskut geçmiş ise de, dairenin istikrarlı uygulaması ikinci talebin soybağı davası olduğu yönündedir ve bu hususta uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık; her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkemenin aile mahkemesi olup olmadığı noktasındadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2012 tarih ve 2011/2-775 Esas 2012/116 sayılı içtihatında; nüfus kayıt düzeltilmesi davası ile soybağı davasının birlikte açılması halinde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olmayıp aile mahkemesi olduğunu içtihat etmiştir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi de bu içtihatı gözeterek, 14.11.2013 tarih ve 2013/15197-15520 sayılı içtihatında görüleceği üzere kısa bir süre de olsa uygulamayı bu yolda sürdürmüştür. Yerel mahkemenin direnmesinin bu uygulamaya dayandığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki, nüfus kayıt düzeltme davaları ile soybağı davalarının tabi oldukları yargılama usulü, zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri, ispat vasıtaları ve zorunlu taraf değişiklikleri gözetildiğinde her iki davanın birlikte görülmelerinin sakıncaları ve zorlukları gözetilerek Yargıtay bu uygulamasından vazgeçmiştir. Gerek Yargıtay 18. Hukuk Dairesi ve gerekse bu dairenin kapatılmasından sonra bu tür davaların temyizen incelendiği Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından nüfus kayıt düzeltilmesi davası ile soybağı davası bir dava dilekçesi ile birlikte istendiğinde, soybağı davasının nüfus kayıt düzeltilmesi davasından tefrik edilerek ayrı bir esasa alınması ve aile mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi nüfus kayıt düzeltilmesi davasının asliye hukuk mahkemesinde bakılıp sonuçlandırılması, aile mahkemesince de nüfus kaydının düzeltilmesi davasının sonucunun beklenerek hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi şeklinde içtihat edilmiştir. Ezcümle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 16.06.2015 tarih ve 2015/7575-10421 sayılı, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.05.2018 tarih ve 2017/7738 Esas 2018/12984 sayılı içtihatları. Giderek bu yoldaki uygulama istikrar kazanmıştır.
Uygulamanın daha iyi anlaşılabilmesi için soybağı davalarının daha önce uzun süre temyiz incelemesinin yapıldığı Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin uygulamasının da aynı mahiyette olduğunun belirtilmesinde yarar vardır. Nitekim 25.02.2013 tarih ve 2012/3799 esas 2013/4951 karar sayılı içtihatında babalık davasının nüfus kaydının düzeltilmesi davasından tefrik edilerek aile mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu durumda yerel mahkemece, soybağı davasının, nüfus kaydının düzeltilmesi davasından tefrik edilerek aile mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi, nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ise bakılarak sonuçlandırılması gerekirken, her iki davanın birlikte aile mahkemesinde görülmek üzere görevsizlik kararı verilmesine dair direnme kararının bu ilaveli gerekçeyle bozulması gerekirdi. Farklı düşüncelerle ve yerel mahkeme ile özel daire arasında uyuşmazlık konusu olmayan yönlere değinilmek ve dava dilekçesinde tek talebin soybağı davası olduğu benimsenerek yerel mahkeme hükmünün değişik gerekçeyle onanmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılamıyorum.
İşbu noktaya geldiğinde soybağı davaları üzerinde kısaca durulmasında fayda görülmüştür. Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarih ve 2013/18-354-1554 sayılı içtihatında açıklandığı üzere; çocukla ana, baba arasındaki soybağının ne şekilde kurulacağı TMK’nın 282-340. maddelerinde düzenlenmiştir. Buradaki düzenlemeler dışında evlat edinme yoluyla kurulan yapay (yapıntı) soybağı ile en sonuncusu 1991 tarihinde çıkarılan ve beş yıl yürürlükte kalan Af Kanunlarıyla soybağının oluştuğu haller de vardır.
Çocuk ile ana arasındaki soybağı doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağı ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur (m.282/1-2).
Şimdi sırasıyla çocuk ile baba arasındaki soybağının kurulması ve buna ilişkin davaları kısaca açıklayalım;
1- Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır (m.285/1). Bu halde çocukla baba arasındaki soybağı çocuğun evlilik birliği içinde doğmasıyla kendiğinden kurulmuştur. Koca, karısının doğurduğu çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürerek, ana ve çocuğa karşı soybağının reddi davasını açar. Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve babaya karşı açılır. Soybağına ilişkin davaların birincisi budur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur; soybağının reddi davası ancak babalık karinesinin kapsamında yer alan çocukların soybağının ortadan kaldırılmasını sağlayan bir davadır. Babalık karinesinden faydalanma sözkonusu olmaksızın, kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocukla koca arasında soybağının kurulması söz konusu olmaz. Böyle bir durumda açılacak dava soybağının reddi davası olmayıp somut olayımızda olduğu gibi nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır.
2- Çocuk evlilik dışında doğmuş, ana ve babası sonradan evlenmiş ise, evlilik dışında doğmuş bu çocuklar ana ve babanın evlenmesiyle kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olurlar (m.291). Kanun, bu yolla kurulan soybağına sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulması demektedir. Bu yolla kurulan soybağı ise sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz ve iptal davasıyla (m.294) ortadan kaldırılır. Soybağına ilişkin davaların ikincisi budur.
3- Çocukla baba arasındaki soybağı tanıma yoluyla kurulabilir (m.295). Tanıma; babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmi senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla soybağının kurulmasıdır. Tanıma tek taraflı bir irade beyanıdır. Buna karşı açılan dava, tanımanın iptali davasıdır (m.297).Soybağına ilişkin üçüncü dava budur.
4- Evlilik haricinde doğan çocukla baba arasındaki soybağı hakim hükmüyle de kurulabilir. Bunu sağlayan dava ise babalık davasıdır (m.301). Bu dava ana ve çocuk tarafından babaya, baba ölmüş ise mirasçılarına karşı açılır. Hakim hükmüyle kurulmuş olan soybağı, bunu kuran mahkeme kararının yargılamanın yenilenmesi yoluyla ortadan kaldırılması halinde geçersiz kılınır. Bu da soybağına ilişkin dördüncü davadır.
5- Af Kanunu ile yapılan soybağı düzeltme işlemine karşı açılan itiraz davası TMK’da yer almayan soybağına ilişkin beşinci davadır.
Soybağına ilişkin davalar az yukarıda sayılanlardan ibarettir. Bu sayılan davaların her biri, kanunda hak düşürücü sürelere bağlanmış ve davacı lehine ispat kolaylığı sağlayan birtakım karineler öngörülmüştür.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya (davacıların ilk talebi) dönüldüğünde; Yüksek Hukuk Genel Kurulu önüne gelen dava bunlardan hangisidir? Davalı ... evlilik içinde mi doğmuştur? Veya evlilik dışında doğmuş olup da, anası babası sonradan mı evlenmiştir? Yahut da babası tarafından tanınmış mıdır? Ya da.... Af Kanununa göre mi nüfusa tescil edilmiştir?
Davacılar, davalı ...’in gerçekte ....’in çocuğu olmadığını, babasının .... olduğunu ileri sürmektedir. Bu ileri sürüş, davalıyla kayden babası gözüken .... arasında soybağı ilişkisinin hiç kurulmadığının ifadesidir. Öyleyse bu davanın (davalı ...’in babasının .... olmadığına ilişkin ilk talep) yukarıda belirtilen soybağına ilişkin davalarla bir ilgisi yoktur. O halde dava, soybağıyla ilgili değil, gerçeğe aykırı beyanla baştan beri yanlış olan sicilin düzeltilmesine ilişkin olup, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36.maddesi kapsamına giren bir nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Bu davanın görülme yeri de aile mahkemesi olmayıp, asliye hukuk mahkemesidir.
Burada unutulmaması gereken husus şudur;
Davacıların, babaları ....’in hanesindeki davalı kaydının iptalini istemekte hukuki yararları vardır. Çünkü miras payları bundan olumsuz etkilenmektedir. Ancak....’in soybağının belirlenmesi yönünden hukuki yararları yoktur. Zira,....’in soybağının belirlenmesi onları ilgilendirmez. Esasen böyle bir davaya hakları yoktur. Bu hak....’e aittir. Davalı ... mevcut kaydın iptalinden sonra anasının bekarlık hanesine kaydedileceğinden, kendisi istemesi halinde babasının mirasçılarına husumet yöneltmek suretiyle babalık davası açabilecektir. Bu itibarla davacılar sadece mevcut kaydın iptalini istemiş olsalardı, bu dava kayıt düzeltilmesi davası olarak asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlanacaktı.
Bu nedenlerle; bu davayla, davalı ...’in kayden babası gözüken amcası ....’in hanesindeki kaydının iptali talebi, başlıbaşına bir dava olup, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ve asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği, davalı ...’in biyolojik (genetik) babası ....’ın hanesine kayıt isteminin ikinci bir dava olup, babalık davası (soybağı davası) olduğu, aile mahkemesinde görülmesi gerektiği halde, dava dilekçesinde açıklanan iki ayrı olayın bir olaymış gibi benimsenip neticede davalı ...’in soybağı düzeltileceğinden, ortada sadece bir tek soybağı davası olduğuna ve bu nedenle yerel mahkemenin direnme hükmünün bu değişik gerekçeyle ONANMASINA dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılamıyorum.
KARŞI OY
Davacılar, nüfus kaydının doğru durumu göstermediğini, ana baba bir kardeşleri gözüken....'in babası .... olmayıp .... olduğunu belirterek düzeltilmesi istekli Asliye Hukuk Mahkemesinde.... ve nüfus idaresi aleyhine dava açmışlar, mahkeme istenilenin nüfus kaydı düzeltiminden çok soybağı düzeltimi isteği olduğu, Aile Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermiş, temyizen inceleyen özel dairece ortada Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenmesi gereken nüfus kaydı düzeltim davası bulunduğu, mahkemenin işin esasını incelemesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, mahkeme bozmaya karşı direnmiş, yapılan inceleme sonrası uyuşmazlığı inceleme görevinin Aile Mahkemesinin görevi içinde bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Devleti oluşturan önemli unsurlardan biri toprak diğeri de insan unsurudur. İşte bu nedenle devlet tapu sicili gibi nüfus sicilinin de tutulmasını üstlenmiştir (HGK 01.06.2011 gün 321-382 sayılı kararı). Tapu sicili herkese açık olmasına karşın kişisel durumu isim soyisim yaş cinsiyet doğum ölüm evlenme çocuklar boşanma gibi halleri gösteren nüfus sicilini sadece ilgilisi görüp inceleyebilir. Nüfus sicili kişilerin şahsi hallerinin izlenmesine hizmet eder. Nüfus sicili bildirici açıklayıcı bir özelliğe sahip olup iptal edilmediği düzeltilmediği sürece doğum çocuklar evlenme boşanma ölüm hısımlık mirasçılık gibi sonuçları vermesi kaydın kanuni sonucudur. Nüfus sicili daha doğrusu sicillerin aksi ipsat edilebilir. Siciller aksi ispat edilinceye kadar geçerlidir. Nüfus sicilinde düzeltme yapabilmek için MK 39 uyarınca mahkemeden karar almak gerekmektedir. Buna nüfus kaydının düzeltilmesi davası denmektedir. Tespit davası özelliği gösteren süre sınırı öngörülmeyen nüfus kaydının düzeltimi davası Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görülür.
Nüfus kaydının düzeltimi davası diğer kişisel durum davaları ile hem benzerlikler hem de farklılıklar gösterir. Soybağı düzeltimi davası sonucunda bir değişiklik meydana gelir. Bu değişimin sebebi nüfus sicilindeki hata değil soybağının yanlış tespitidir. Nüfus kaydının düzeltilmesinde sicildeki hatanın düzeltilmesi önplanda olup soybağının düzeltilmesinde ise sicil kaydının hukuki duruma uygun hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Soybağı düzeltim davasında süre sınırı bulunduğu gibi görevli yargı yeri Asliye Hukuk Mahkemesi olmayıp Aile Mahkemesidir.
Usuli talep anlamındaki dava konusunun tespiti her zaman kolay olmayabilir. Dava konusunun sınırlarının belirlenmessi iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı ispat derdestlik kesin hükmün sınır ve kapsamı belirlenmesinde dava konusunun tespiti önemlidir. Dava konusu anlamında usuli talep, bir hukuki sonucun kesin bir şekilde belirlenmesine ilişkin mahkemeye yöneltilmiş davacı tarafından ileri sürülebilecek talep sonucuna göre ortaya konabilecek, bir istek olarak tanımlanmaktadır. (Bkz. U. Bulut Davaların Yığılması Ankara 2017 255). Maddi vakıayı bildirmek taraflara hukuki tavsifi yapmak mahkemeye tanınan yetkidir. Maddi vakıa....'in nüfusta .... olan baba adının .... olarak düzeltilmesidir. Usuli talebin bu şekilde ortaya konması sonrası maddi vakıada belirli olduğuna, nüfus kaydının kanuni sonuçlarına kapılmadan, uyuşmazlığı nüfus kaydında düzeltim talebi olara tanımlamak, buna göre de Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varmak, isabetli bir çözümdür.
Ortada tarafları aynı, aynı davacının aynı davalıya karşı ileri sürdüğü birden fazla, bağımsız asli talep, aynı yargı çeşidi içinde yer alan aynı görevli ve ortak yetkili mahkeme esasını arayan HMK 110 anlamında objektif dava birleşmesi bulunmamaktadır. Talebe konu tek bir maddi vakıa açısından hem nüfus kaydında düzeltim hem de soybağı düzeltim davası çıkarmak, hukuki açmaza götürür ki bu istenilen bir sonuç olmasa gerektir.
Davalı ... tarafından karşı dava olarak ya da ayrı açılıp birleşen soybağının tespiti baba adının .... olarak düzeltilmesi istekli açılmış bir dava da yoktur. Böyle bir dava bulunmadığı halde bunun sonuçlarının tartışılarak görev konusunun belirlenmiş olması yargılama hukuku ilkelerine aykırı düşecektir. Nüfus sicilinin düzeltilmiş olması hısımlık ve mirasçılığa ilişkin kanuni sonucunu doğuracaktır. Bu kanuni sonuç nüfus kaydının düzeltilmesi davasının soğbağının düzeltilmesi davasına dönüşmesi sonucunu getirmez.
Öte yandan.... tarafından nüfus kayıt düzeltim davasına karşı özel görevli Aile Mahkemesinde görülen soybağı düzeltim davasını karşı dava olarak açabilme imkanı tartışmalıdır. Yine.... tarafından Aile Mahkemesinde açılan soybağı düzeltim davasının Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen nüfus kayıt düzeltim davası ile birleşmesi imkanı HMK 166 aynı düzey ve sıfattaki mahkeme şartını öngördüğünden, bu şartı taşımadığından birleştirme kararı alınması da düşünülemez. Sonuç olarak.... tarafından açılmış harcı ödenmiş soybağı düzeltim davası da bulunmadığından varılan sonuca isabetli kabul etmeğe imkan yoktur.
Açıkladığım sebeplerle, iddianın getiriliş ve ileri sürülüş şekline, ortada objektif dava birleşmesinin bulunmayışına, nüfus kaydının kanuni sonuçlarının tartışma konusu edilmemesine göre, nüfus kaydının düzeltilmesi talepli dava bulunduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olup işin esasını incelemesi gerektiğinden, aynı yöne işaret eden özel daire bozmasına uyulması ile hükmün bozulması görüşünde olduğumdan, hukuki istikrar da gözetildiğinde HGK 13.11.2013 gün 354-1554, 04.07.2018 gün 1922-1305 sayılı kararları da aynı doğrultuda olduğundan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
KARŞI OY
Nüfus kayıtlarının tutulması hakkında 4721 sayılı kanunda bazı hükümler olsa da ayrıntılı düzenleme 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda yer almaktadır. Soybağı hakkındaki hükümler ise 4721 saylı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiştir.
Soybağı : Üstsoy ile altsoy arasında doğal ve biyolojik bağı, kan bağını ifade etmek için kullanılan bir terimdir.
Bu tanım sonrasında bu dava ile ilgili bazı dava türlerini ve kavramların açıklanmasını yapacak olursak;
Soybağı davaları ; doğal kan bağının hukuki anlamda bir değer ifade etmesi,dolayısıyla kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içinde gerçekleşmesi için açılan davalardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir kararında ise “Bilindiği üzere nesep, birbirinin soyundan gelen kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Bu kavram içerisinde kan bağının yanında hukuki münasebetin de bulunması, diğer bir ifadeyle kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içerisinde oluşması zorunludur.”(YHGK 30.01.2008 gün ve 2008/2-36-47)şeklinde ifade edilmiştir.
Babalık davasında; anne ya da çocuk(veya yasal temsilcisi) tarafından, aralarında soybağı ilişkisi bulunmayan ve baba olduğu iddia edilen erkek ile çocuk arasında soybağı ilişkisinin kurulması istenmekte,dir.
Soybağının reddi davasında; kayden baba ve çocuk(veya yasal temsilcisi) tarafından aralarında soybağı ilişkisi mevcut olan çocuk ile kayden baba (koca) arasındaki soybağı ilişkisinin kaldırılması amaçlanmaktadır.
Tanıma; da ise, biyolojik baba olduğunu iddia eden kişi tarafından başka bir erkekle soybağı ilişkisi bulunmayan çocuk arasında; nüfus idaresine yapılacak beyanla,mahkemede dava yoluyla,noterde resmi senet düzenleme ya da vasiyetname düzenlemek suretiyle soybağı ilişkisi kurulmak istenmektedir.
Diğer yandan; kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi ile “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” anlaşılır. Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne düşürülmüş nüfus kaydının bir kısmının “düzeltilmesi” veya “değiştirilmesi”dir .Önemle vurgulanmalıdır ki; zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıtla ispatlanabilir. (YHGK, 11.2.1998, 2-87/77).
Görüldüğü üzere; nesebin reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Nesebin reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi “doğru” olarak doğmuş ve kütüğe tescil edilmiştir. Ancak bu doğru daha sonra “nesebin reddi davası” ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, nüfus kaydının “gerçek durumu” yansıtmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirildiğinden söz edilmesi gereklidir(YHGK 30.01.2008 gün ve 2008/2-36-47 ).
Nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında daha çok nüfus idaresinin hatalı işlemi (mevzuata aykırı işlemi) ya da ilgililerin bilerek idareyi yanıltmaları ön plana çıkarken,soybağı davalarında ise ilgililerin birbirlerini yanıltmaları(Örneğin:Kadının bir başka erkekle ilişkisinden olduğunu bildiği çocuğu, kocasından gizlemesi) ve sonuçta doğru olduğu sanılanın, yanlış olması/çıkması ya da yasa hükmü gereğince(Örneğin:Babalık karinesi gereğince) soybağı ilişkisinin kurulması ön plana çıkmaktadır. Soybağı davaları ile nüfus davaları ayrımında tüm uyuşmazlıklara uygulanacak genel bir ilke ya da kural belirleme olanağı da bulunmamaktadır. Çünkü doğum tarihleri, evlenme tarihleri ve nüfusa tescil tarih ve şekli hukuki nitelemeyi etkilemektedir.(Ramazan Karakaya,Yargıtay Dergisi,Cilt:39,Sayı:4,Ekim 2013)
Nufus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalar açısından başvurulacak kanun 5490 sayılı yasa olup, 5490 sayılı yasanın 36.maddesinde ''Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur:
a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır.
b) Ad değişikliği halinde, nüfus müdürlüğü bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin kaydı, soyadı değişikliğinde ise eş ve ergin olmayan çocukların soyadını da düzeltir.
c)Tespit davaları, kaydın iptali veya düzeltilmesi için açılacak davalara karine teşkil eder.
Kişilerin başkasına ait kaydı kullandıklarına ilişkin başvurular Bakanlıkça incelenip sonuçlandırılır. '' hükmü yer almaktadır.
Bu davaların asliye hukuk mahkemesinde görüleceği yasada ve HMK 2/1. maddesinde açıkça belirlenmiş, davalar herhangi bir süreye tabi tutulmamış,davacı olacaklar yönünden Cumhuriyet savcıları dışında ''düzeltmeyi isteyen şahıslar'' olarak sınırlayıcı olmayan bir kavrama yer verilmiştir.
Soybağının kurulması yolları düzenlenme ise ;
TMK'da düzenlenmiş olup;
TMK 282. Maddesi: ''Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur.'' hükmü yer almaktadır. Maddede yer almamakla beraber soy- bağının kurulması yollarından biri de af yasalarıdır.
Bu davalarda ise görevli mahkeme,4787 sayılı yasanın 4/1. maddesi uyarınca aile mahkemeleridir.
Anne yönünden soybağı, doğumla kendiliğinden kurulduğundan, anne ile çocuk arasında soybağı davalarından söz edilemez. Dolayısıyla soybağının kurulması için hükme gerek bulunmamaktadır. Ancak anne yönünden doğuran kadının kim olduğunun tespitine ilişkin dava gündeme gelebilir. Soybağı davasından söz edilemeyeceğindenve tespit davası ise 5490 sayılı kanunu'nun 36/c maddesi kapsamında olduğundan aile mahkemesinde değil;asliye hukuk mahkemesinde dava açılacaktır.
Yasada yer alan anne ile evlilik; çocuğun doğumundan önce evli olma ya da doğumdan sonra evlenme hallerini kapsamaktadır. Çocuğun doğumundan önce evlilik halinde babalık karinesi, doğumundan sonra evlilik halinde ise 292.madde de düzenlenen sonradan evlenme ile soybağının düzelmesi karinesi uygulama bulacaktır.
Baba ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi, 282. madde de yazılı yollarla kurulacaktır. Belirtilen hallerin dışında kalan ve her nasılsa baba hanesine yazılmış çocuk ile ilgili kaydın düzeltilmesi; kaydın hatalı/yasaya aykırı tescile ya da yanlış/yanıltıcı beyan ve işleme dayanması nedeniyle nüfus kaydının düzeltilmesi davasına konu olur ve asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir.
TMK285.maddesi: ''Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür. Kocanın gaipliğine karar verilmesi halinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar.'' hükmü düzenlenmiştir.
Düzenlenen konu babalık karinesidir. Bu karineye göre evlilik devam ederken (yasal evlilik) veya evliliğin sona ermesinden itibaren üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Babalık karinesi evlilik içinde doğum ya da evlilik içinde ana rahmine düşmüş olma koşuluna bağlanmıştır. Soybağı ilişkisi doğum anında kendiliğinden kurulur.
Babalık karinesi gereği koca baba kabul ediliyor ise;çocuk kocanın nüfusuna yazılacak ve koca nüfusundaki kayıt hakkında açılacak dava soybağının reddi davasıdır ve görevli mahkeme ise aile mahkemesi olacaktır .
Evlenmeden önce doğmuş veya evlenmeden üçyüzgün sonra doğmuş ise koca baba değildir.Buna baba olmama karinesi denir. Baba olmama karinesine rağmen ve 282.maddedeki koşullar gerçekleşmediği halde çocuk kocanın üzerine yazılmış ise yasa gereği kocanın baba olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu durumda açılacak dava nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır ve görevli mahkeme ise asliye hukuk mahkemesidir. Çünkü yasa gereği koca, baba değildir. Baba ile çocuk arasında Türk Medeni Kanunu'nun 282.maddesinde sayılan yollar dışında soybağı ilişkisi kurulamaz. Yasa gereği koca, baba olmadığından ve TMK 282. maddedeki koşullar gerçekleşmediği halde yanlış/yanıltıcı beyan ve işlemle, yasaya aykırı olarak koca, baba olarak yazılmıştır. Nüfus davası sonucunda kocanın nüfusunda yazılı çocuğun nüfus kaydı düzeltilecek ve çocuk annenin kızlık hanesine yazılacaktır. Esasen doğru olarak yapılması gereken işlem şudur: Çocuğun annenin kızlık hanesine, annenin beyan edeceği baba ismi ile tescilive ardından biyolojik babaya karşı babalık davasının, aile mahkemesinde açılmasıdır. Uygulamada anneler tarafından nüfus idaresine genellikle, biyolojik babanın ismi beyan edilmektedir. Ancak bu zorunlu ve sonuca etkili değildir. Herhangi bir isim de beyan edilebilir. Biyolojik babanın isminin beyan edilmesi ve çocuğun annenin kızlık hanesine biyolojik baba ismi ile tescili, baba ile soybağı ilişkisi kurulduğu anlamına gelmez. Başka bir ismin beyan edilmesi ve yazılması da çocuk ile bir başka erkek arasında soybağı ilişkisinin varlığı sonucunu doğurmaz. Esasen burada gerek biyolojik babanın isminin, gerekse bir başka ismin beyan edilmesi formalite gereği olup,annenin kızlık hanesindeki beyan üzerine yazılı baba ismi, hayali ve hukuken yok hükmündedir. Baba ile ancak 282. madde de yazılı yollarla soybağı ilişkisi kurulabilir. (Ramazan Karakaya,Yargıtay Dergisi,Cilt:39,Sayı:4,Ekim 2013)
3-292 ve 293.maddesi: 292. maddede '' Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur.'' hükmü, 293. maddede ise '' Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar. Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olmasını engellemez. Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru resen gerekli işlemi yapar.''hükmü yer almaktadır.
Sonradan evlenme ile soybağı ilişkisinin kanunen düzeltilmesi hükmünü içermektedir. Burada, Ana ve babanın evlilik dışı birlikte olması (cinsel beraberlik), bu birliktelikten çocuğun doğması,doğumdan sonra anne ile babanın evlenmesi gerekir.Burada artık çocuk evlilik birliğinde doğmuş gibi kabul edilmektedir. Çocukla baba arasında evlenme ile kendiliğinden soybağı ilişkisi kurulmuş olacaktır.
Bütün bu açıklamalar ışığında olayımıza dönülecek olunursa,mahkemeninde kabulünde olduğu üzere ...., ....'nin evlenmeden önce kardeşi .... ile olan ilişkisinden doğan ve nüfusta kaydı olmayan çocuğu olan....'i, nüfus idaresine giderek evlilik içi doğan çocuğu olarak beyan etmiştir. ....,Nurettin'in kendi çocuğu olmadığını bilmekte ve ....'in tescilini yanlış/yanıltıcı beyan ve işlemle, yasaya aykırı olarak yaptırmıştır. Bu durumda....'in ....'in kaydından düşürülmesi için açılan dava nüfus kaydının düzeltilmesi davası olup görevli mahkeme Asliye hukuk mahkemesidir. Bu dava kabul edilip kesinleştikten sonra ....,annesinin kızlık hanesine evlilik dışı çocuk olarak kaydedilecektir. Bu aşamadan sonra....'in ....'ın çocuğu olarak kayıt edilmesi için açılan dava babalık davası olup aile mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere mahkemeninde nitelendirmesinin bu yönde olduğu görülmektedir.
Yukarıda çeşitli olasılıklara göre görevli mahkemeler açıklanmıştır. Özetle; nüfus davaları asliye hukuk mahkemesinde,soybağı davaları ise aile mahkemelerinde bakılacaktır. Ancak davada hem nüfus hem soybağı davası bir arada ise ne olacaktır?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu “Her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Aile Mahkemesidir.”görüşündedir.
Bu görüşe karşı şu eleştiriler getirilebilir:
Anayasanın 142 . maddesi uyarınca mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Aile mahkemeleri özel mahkemelerdir. Aile mahkemeleri hakkında 4787 sayılı yasa çıkarılmış ve 4.maddesinde aile mahkemelerinin bakacağı dava ve işler belirlenmiştir.
Özel mahkemelerin baktıkları işler genel değil ,özeldir;belli kişiler veya konular bakımından sınırlandırılmıştır. Özel mahkemeler ,yalnız özel kanunlarında gösterilmiş olan işlere ve davalara bakarlar;bunun dışındaki işler ve davalar genel mahkemelerin görevine girer. Hukuk Genel Kurulu davanın nüfus davası olduğunu belirlemiş ancak soybağı davası ile olan bağlantısı nedeniyle aile mahkemesinde görülmesine karar vermiştir. Bu kararla görevi kanunla sınırlanmış olarak belirlenen özel mahkemenin görev alanı yargı kararı ile genişletilmiştir. Bu durum 4787 sayılı yasaya aykırıdır.
Her iki davanın birlikte görülmesi hakkında özel bir hüküm yoktur. Ayrıca usul yasamızda davaların ayrılması hakkında hükümler düzenlenmiştir.
Her iki davanın birlikte görülmemesi gerekir. Soybağı davaları nüfus kayıtlarına göre sonuçlandırılacaktır. Bir başka ifade ile; soybağı davaları nüfus davalarının sonuçlanmasını ve kesinleşmesini bekleyecektir. Her iki dava birlikte yürütüldüğü zaman bu koşul oluşmayacaktır. Mahkeme aynı anda nüfus ve soybağı davasını sonuçlandırmış olacak,soybağı davasına ise nüfus davası hakkındaki kararını gerekçe yapacaktır. Oysa gerekçe yapılan karar kesinleşmemiştir. Bir örnekle açıklamak gerekirse olayımızda nüfus kaydının düzeltilmesi ve babalığın tespiti davasının birlikte açılmış olduğunu ve mahkemece her iki davanın da kabul edildiğini varsayalım. Nüfus idaresi soybağına ilişkin davalarda taraf olmadığından bu davaları temyiz edemez. İlgililer de temyiz etmediğinde karar kesinleşir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası ise idare tarafından temyiz edilip “reddi gerektiği” gerekçesi ile bozulduğunda ne yapılacaktır? Nüfus kaydının düzeltilmesi davası bozma sonucu reddedildiğinde....in ....in üzerindeki kaydı devam edecektir. Buna rağmen ....'ın babalığı hakkında kesinleşmiş bir karar da olacaktır. Dolayısı ile iki babalı bir durum ile karşılaşılacaktır. Bu nedenle nufus kaydının düzeltilmesi davasının Asliye hukukta , soybağı davasının Aile Mahkemesinde görülmesi ve soybağı davasının, nufus kaydının düzeltilmesi davasının sonucunu beklemesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun soybağının hükümlerini düzenleyen 282. maddesinin ikinci fıkrasında çocuk ile baba arasındaki soybağının, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı;
Hukuk Genel Kurulu 2011/2-775 E. , 2012/116 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ünye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 14/06/2010
Taraflar arasındaki “nüfusta kayıt düzeltmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ünye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce (Aile Mahkemesi sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.09.2008 gün ve 2007/98 E. 2008/68 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2010 gün ve 2008/19621 E. 2010/796 K. sayılı ilamıyla;
(Dava, gerçeğe aykırı olarak düzenlenen nüfus kaydının iptali istemine ilişkin olup, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinden kaynaklanmaktadır.
Bu davalara Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılır. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınması da zorunludur. Bu açıklamalar karşısında davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu husus düşünülmeden Aile Mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır..)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili,müvekkilinin H.. M..’nun mirasçısı olduğu, H.. Muslu ile M.. M..u’nun çocuklarının bulunmadığı, davalı K.. A..’un gerçekte anne ve babasının başka kişiler olmasına karşın, bu kişilerin çocuğuymuş gibi nüfusta kaydında yer aldığı, davalının gerçek nüfus kaydını ve soyadının Yılmaz olduklarını tespit ettiklerini, ifadeyle H.. ve M.. U..’nun çocuklarının olmadığının tespiti ile davalının nüfus kaydındaki anne ve baba adının tashihi ile gerçek anne ve babasının nüfusuna kaydedilmesini, istemiştir.
Mahkemece, dava nesep tashihi olarak nitelendirilerek, sonuçta dava davalının M.. ve H... M.. çocuğu olmadığının tespiti ile bu kişilerin hanesindeki kaydının iptali ile köyün en son hanesine kaydedilmesine, davalının H.. ve A.. kızı olduğuna ilişkin davanın ise reddine karar verilmiştir.
Davalı K...’nin hükmü temyizi üzerine Özel Dairece; davanın gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi istemi olduğu nitelemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gereğine işaretle mahkemenin görevi noktasından kararı bozmuştur.
Mahkemece, ilk hükümde direnilmiş; davalı K.. vekili hükmü temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın hukuki niteliğinin ve buna bağlı olarak da davaya bakma görevinin hangi mahkemeye ait olduğunun tespiti noktasındadır.
Öncelikle, davanın hukuki niteliğinin belirlenmesine yönelik olarak ilgili yasal düzenlenemeler ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır:
Soybağı, 743 sayılı mülga Türk Kanuni Medenisindeki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medenî Kanunuyla getirilip, hukuk diline kazandırılan bir terimdir ve biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı, bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise, sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına bağını ifade eder ki, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun aile hukuku kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun soybağının hükümlerini düzenleyen 282. maddesinin ikinci fıkrasında çocuk ile baba arasındaki soybağının, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı; 285. maddesinin birinci fıkrasında evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasının koca olduğu; 286. maddesinde de kocanın soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebileceği hüküm altına alınmıştır. TMK’nun 287. maddesine göre, çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacının, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorunda olduğu, evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuğun evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılacağı, 288. maddesinde de çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmediği, ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karinenin geçerliliğini koruyacağı öngörülmüştür.
4721 sayılı TMK’nun 283. ve 284. maddesinde soybağı davalarında yetki ve yargılama usulü düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte soybağına ilişkin davalarda hakimin maddi olguyu resen araştırması kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin 2 fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hallerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir.
4721 sayılı TMK’nun 286. maddesinde soybağının reddi davası ve bu davayı açabilecek kişiler açıklanmış, aynı Kanunun 291. maddesinde ise soybağının reddi davasını açabilecek diğer ilgili kişiler belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir.
Koca tarafından açılan soybağının reddi davasında hak düşürücü süre TMK’nun 289/1. maddesinde; çocuk tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre TMK’nun 289/2. maddesinde; kayyım tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre TMK’nun 291/2 maddesinde; diğer ilgililer tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre ise TMK’nun 291. maddesinde düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 292. maddesinde evlilik dışında doğan çocuğun, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olacağı, aynı Kanunun 294 maddesinde ise buna itiraz ve iptal davası açabilecek kişiler gösterilmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 295. maddesinde tanıma; 297.maddesinde tanıyanın dava hakkı; 298. maddesinde ilgililerin dava hakkı; 300.maddesinde de tanımaya karşı açılacak iptal davalarındaki hak düşürücü süre düzenlenmiştir.
Yargısal karar ile babalığa hükmedilmesi 4721 sayılı TMK’nun 301 maddesi ve devamında hüküm altına alınmış; 301. maddesinde dava açma hakkı bulunanlar, 303 maddesinde ise hak düşürücü süreler ile ilgili hükümlere yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, soybağı davaları belirli kişiler tarafından ve belirli kişilere karşı ve en önemlisi kanunda öngörülmüş hak düşürücü süreler içerisinde açılması gerekli, kendine özgü yapısı olan dava türüdür.
Nüfus kayıt düzeltmesi davalarına gelince:
Kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi, “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” davalarının konusunu oluşturur.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesine göre, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Aynı Kanunun Aile kütüklerinde bulunması gereken kişisel bilgilerin düzenlendiği 7. maddesinde, her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulacağı ve bu aile kütüklerinde; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları, doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler, dini, medenî hali, yerleşim yeri adresi, fotoğrafı bulunacağı belirtilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 38. maddesinde ise; yukarıda 7 nci maddesinde sayılan aile kütüklerine tescil edilmesi gereken bilgilerden; dayanak belgesinde bulunduğu halde nüfus kütüklerine hatalı veya eksik olarak tescil edilen ya da hiç yazılmayan bilgiler veya mükerrer kayıtların maddî hata kapsamında değerlendirileceği, bu tür maddî hataların ise Genel Müdürlükçe ya da nüfus müdürlükleri tarafından düzeltileceği veya tamamlanacağı düzenlenmiştir (NHKUİ Yön.m. 79.).
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin(NHKUİ) 80. maddesinin (ç) bendine göre; doğum veya ölüm raporuna göre düzenlenmiş olmak kaydıyla, yurt içinde doğum veya ölüm tutanaklarının düzenlenmesinde maddî bir hata olması ve doğum ya da ölüm raporunun aslının ibraz edilmesi halinde; yapılacak değerlendirme sonucunda adı, soyadı, ana ve baba adı, cinsiyet, doğum yeri, doğum tarihi, evlenme tarihi ve ölüm tarihinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.
Dayanak belgelerindeki bilgilerin aile kütüklerine işlenmesi sırasında yapılmış bir maddî hata söz konusu değil ise, aile kütüğünün herhangi bir kaydında düzeltme veya değişiklik ancak mahkeme kararı ile yapılabilecektir.
İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan “doğru olmayan kayıtlar”, ilgilileri veya Cumhuriyet Savcısı tarafından açılacak olan “kayıt düzeltme davası” ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada “nüfus kaydının düzeltilmesi davası” olarak adlandırılmaktadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesinde “kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez…” ibaresi yer aldığından, her hangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
Önemle vurgulanmalıdır ki; zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.2.1998 gün ve 2-87/77 sayılı). Şu durumda; zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın açılabilen nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davada resmi kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi, tanık da dinlenebilecektir (Ö.., a.g.e., s. 244; B.. Ö.., Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar, Ankara 1997, s. 210).
Davacının, kütük babası yanındaki kaydın iptali ile genetik baba yanına kaydını istemesi halinde; bu tür nüfus kayıt davaları kademeli olarak açılabilir ve bu tür davalarda iki talep yer alır. İlki, kütük babası yanındaki kaydın iptali, diğeri ise genetik baba yanına kayıt istemidir. Burada davanın kabul edilmesi halinde ilgilinin kaydı bir başka kayda taşınacak; bir başka hanede bulunan kişi ile soybağı oluşturulacaktır. Her iki talebin birlikte açılması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Aile Mahkemesi olacaktır. Nitekim bu ilke, Hukuk Genel Kurulu’na ait 28.9.2005 gün ve 2005/2-572 E. 2005/551 K.sayılı ilamında da açıkça vurgulanmıştır.
Nüfus kayıt davaları sonucunda, genel olarak davacının kaydı bir başka haneye taşınmamakta; mevcut nüfus kütüğü üzerindeki hanede Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 7. maddesi gereğince bulunan kayıtlar mahkeme kararı doğrultusunda değiştirilmekte veya düzeltilmektedir. Nüfus kayıt düzeltim davaları, soybağı ile ilgisi olmayıp aynı hanede kayıtlı kalmak şartı ile nüfus kütüklerindeki her türlü düzeltim istemini kapsayan davalardır. Burada önemli olan, verilecek karar ile ilgilinin hane kaydı bir başka haneye taşınıyorsa bu dava artık nüfus düzeltim davası olmaktan çıkacağından, soybağı davası halini alacaktır.
Soybağı davalarında ise, davanın haklı görülmesi halinde kişinin kaydı başka bir haneye taşınmakta ve bir soybağı oluşturulmaktadır.
Görüldüğü üzere; soybağı davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendilerine özgüdürler ve Kanunun özel hükümlerine tabidirler.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1. maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun üçüncü kısmı hariç olmak üzere ikinci kitabından ( TMK. md. 118-494 ) doğan bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davacı vekili, Ünye Sulh Hukuk Mahkemesince verilmiş bulunan 2001/155-211 esas ve karar sayılı veraset ilamından da anlaşılacağı üzere, müvekkilinin miras bırakan H.. M..'nun mirasçısı olduğunu, Ünye ilçesi, İstiklal köyü nüfusuna kayıtlı olan H.. M.. ve eşi M.. M..'nun çocuklarının bulunmadığını, bu durumun Ünye Sulh Hukuk Mahkemesinin veraset ilamından da anlaşıldığını, ancak davalının H.. M.. ve M... M...'nun gerçek çocukları olmadığı halde nüfus kütüğünde bu şekilde yazılmış olması nedeni ile onların çocukları olarak göründüğünü ve bunun sonucunda da yine dilekçe ekinde sunmuş bulundukları veraset ilamından anlaşılacağı üzere onların gerçek çocukları gibi mirasçı olduğunu, davalının nüfus kaydı olarak Kumru ilçesi, Eskiçokdeğirmen köyü nüfusuna kayıtlı olup bu nüfusta K.. isminde bir kardeşinin olduğu yönünde bir bilgilerinin olduğunu, ayrıca bu nüfus kaydında soy isimlerinin Yılmaz olduğu yönünde de bilgilerinin olduğunu, bu nüfus kayıtlarına ulaştıklarında gerçek anne ve baba isimlerini ve bu nüfusta bulunan insanları da davaya dahil edeceklerini, bu yanlışlıkların müvekkilinin mirasçı olmasına mani olduğunu, gerekli araştırma ve inceleme yapılarak davalarının kabulü ile, davalının Ünye ilçesi İstiklal köyü, cilt 50-4 hanede nüfusa kayıtlı bulunan H.. M... ve M... M..'nun çocuğu olmadığının belirlenmesi ile bu yönde nüfus kütüğünde anne-baba adı tashihi ile mahkemeye bildirecekleri nüfus kaydındaki anne baba isimleri ile nüfusa kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacının dilekçe ve duruşmadaki talepleri birlikte dikkate alındığında; davacı, davalının nüfus kaydında görünen anne babanın gerçek anne baba olmadığını ve bir başka hanede kayıtlı H... ve A.. kızı olduğunu iddia etmiştir.
Şu haliyle, eldeki dava iki talebi içermektedir: İlki, nüfüs kaydında görülen kişilerin gerçek anne ve baba olmadığı; diğeri ise, başka hanede bulunan kişilerin gerçek anne ve baba olduklarıdır. Eş söyleyişle, davalı Kadriye ile nüfus kaydında görünen anne ve baba arasında soybağı bulunmadığı iddia edilmektedir.
Davanın kabul edilmesi halinde davalı Kadriye’nin kaydı bir başka haneye taşınacak ve bir başka anne ve baba ile soybağı kurulacaktır. Bu hali ile davanın soybağı davası olarak nitelendirilmesi gereklidir.
Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise Asliye Hukuk Mahkemelerinde bakılır.
Ancak, nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne-babanın, dolayısı ile soybağının tespit edilmesi gerekir.
Hal böyle olunca, gerçek anne ve babanın tespitine ve soybağının kurulmasına ilişkin istemin çözümü öncelik taşımakla, ağırlıklı bu talebi incelemekle görevli mahkeme buna bağlı diğer talebi de incelemek durumundadır.
O halde her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Aile Mahkemesidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, bozma nedenine göre işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmemiştir.
Bu nedenle, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup; davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 07.03.2012 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET GEREKÇESİ
Mahalli mahkeme “aile mahkemesi sıfatıyla” baktığı, Cumhuriyet savcısı ve nüfus memurunun huzuru ile gördüğü davayı “nesep tashihi” olarak nitelendirmiş, Yüksek özel Daire ise, davanın soybağına ilişkin olmayıp, gerçeğe aykırı olarak oluşturulan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğunu, bu niteliği ile asliye hukuk mahkemesinin görevine girdiğini, davaya “aile mahkemesi” sıfatıyla bakılmış olmasının yanlış olduğunu.” belirterek hükmü bozmuş; mahkeme, direnmiştir. Buna göre; yerel mahkeme ile Yargıtay (2. Hukuk) Dairesi arasındaki uyuşmazlık; davanın, bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası mı, yoksa neseple (soybağıyla) ilgili bir dava mı olduğu; burada varılacak sonuca göre de, asliye hukuk mahkemesinin mi yoksa, aile mahkemesinin mi görevine girdiği noktasında toplanmaktadır. Dava, soybağına ilişkin kabul edildiğinde 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun gereğince, bu mahkemeler görevli olacak, bu nitelikte değil ise, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecektir.
Her şeyden önce, bir davanın soybağına ilişkin kabul edilebilmesi için, dava ile ulaşılmak istenen sonucun, ya bir soybağı tesis etmesi veya kurulmuş olan soybağını ortadan kaldırması lazımdır. Eğer böyle bir sonuç doğmayacaksa, davanın soybağına ilişkin kabul edilmesi yasal olarak mümkün olmayacaktır.
Evlat edinmeyle kurulan soybağı hariç, çocukla ana ve babası arasındaki soybağının ne şekilde kurulacağı, kurulmuş olan soybağının hangi davalarla ortadan kaldırılacağı Türk Medeni Kanununda (m.282-304) düzenlenmiştir. Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla; çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. (m. 282/1-2)
Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır (m.285/1) Bu halde, çocukla baba arasındaki soybağı, çocuğun “evlilik içinde doğmuş olmasıyla” kendiliğinden kurulmuştur. Koca; “ karısının doğurduğu çocuğun kendisinden olmadığın” ileri sürerek, ana ve çocuğa karşı soybağının reddi açar. Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır. Kanun, dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hallerinde kocanın alt soyuna, anası ve babasına ve baba olduğunu iddia eden kişiye de soybağının reddi davası açma hakkı vermiştir. (m. 291) Bu dava, ister koca tarafından anaya ve çocuğa karşı açılsın, ister çocuk tarafından ana ve kocaya karşı açılmış olsun, isterse; Yasanın 291. maddesindeki hallerde, kendilerine bu davayı açma hakkı tanınmış olan kişiler tarafından açılmış olsun, bu dava ile; çocukla koca arasında “çocuğun evlilik içinde doğmuş olmasıyla” kendiliğinden kurulmuş olan soybağı çürütülür. Bir davanın soybağının reddi davası olarak nitelendirilebilmesi için, çocuğun evlilik devam ederken veya sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğmuş olması, doğuranıun da evli kadın olması şarttır. Soybağına ilişkin davalardan birincisi budur.
Çocuk evlilik dışında doğmuş, ana ve babası sonradan evlenmiş ise, evlilik dışında doğmuş olan bu çocuklar ana ve babasının evlenmesiyle kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olurlar.(m. 291) Eşler, evlilik dışında doğmu olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar. Bu zorunluluğa rağmen bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olmasını engellemez. (m.292/1-2) Kanun, bu yolla kurulan soybağına “ sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulması” demektedir. Bu yolla kurulan soybağı ise; “sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz ve iptal davasıyla” (m.294) ortadan kaldırılır. Bu davayı, ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk (çocuğun ölmüş olması veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi halinde altsoyu ) ve Cumhuriyet savcısı açar. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Bu dava ile, kocanın baba olmadığı hükme bağlanır. Soybağına ilişkin davalardan ikincisi de budur.
Soybağına ilişkin üçüncü dava, “tanımanın iptali” davasıdır. (m. 297) Bir davanın “tanımanın iptali” olarak nitelendirilebilmesi için: çocuğun evlilik dışında doğmuş olması, babanın evlilik dışında doğmuş olan bu çocuğu Kanunda (m. 295/1) gösterilen usullerden herhangi biriyle (nüfus memurunua veya mahkemeye yazılı başvuru, resmi senet veya vasiyetname ile) tanımış olması gerekir. Tanıma, tek taraflı bir irade beyanıdır. Bu dava ile de, tanıyanın, çocuğun babası olmadığı sonucuna ulaşılır. Diğer bir ifade ile tanıma yoluyla kurulan soybağı geçersiz kılınır. Dava; tanıma beyanı, yanılma, aldatma veya korkutmaya dayanıyorsa, “tanıyan” tarafından; anaya ve çocuğa karşı açılır. (m.297) Böyle değil ise; çocuk, çocuğun ölümü halinde alt soyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tarafından açılabilir. (m.298)
Evlilik haricinde doğan çocukla baba arasındaki soybağı hakim hükmüyle de kurulabilir.. Bunu sağlayan dava ise “babalık” davasıdır. (m.301) Bu dava, ana ve çocuk tarafından babaya, baba ölmüş ise mirasçılarına karşı açılır. Hakim hükmüyle kurulmuş olan soybağı, bunu kuran mahkeme kararının iadei muhakeme yoluyla ortadan kaldırıması halinde geçersiz kılınır. Soybağına ilişkin dördüncü dava budur.
Türk Medeni Kanunda düzenlenmemiş olan soybağıyla ilgili bir başka dava daha vardır. O da; “...bir evlenme aktine dayanmaksızın birleşip karı koca gibi yaşayanlardan doğan çocukların durumudur..” Bu çocuklar, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana belirli aralıklarla çıkarılan ve uygulamada “Af Kanunu” olarak bilinen “ Bir Evlenme Aktine Dayanmayan Birleşmelerin Evlilik ve Evlilik Dışında Doğan Çocukların Düzgün Nesepli Olarak Nüfusa Tescil Edilmelerine İlişkin Kanun”lara dayanılarak babaları üzerine düzgün nesepli olarak tescil edilmişlerdir. Bu Af Kanunlarından en sonuncusu 8.5.1991 tarihinde kabul edilip 16.5.1991 tarihinde yürürlüğe giren 3716 sayılı Kanundur. Yürülürk tarihinden beş yıl sonra yürürlükten kalkmıştır. Burada, bir evlenme aktine dayanmaksızın fiilen karı koca gibi birlikte yaşayan; evli olmayan bir erkek ile evli olmayan bir kadının birleşmelerinden, evli bir erkekle evli olmayan bir kadının birleşmelerinden, evli bir erkekle evli bir kadının birleşmelerinden doğan çocukların (ki bu çocuklar evlilik dışında doğmuş durumdadırlar) nesepleri, Kanunla düzeltilmektedir. Kanunla yapılan “nesep düzeltme” işlemlerine karşı; ilgili Af Kanunu, kendi hükümleri içinde “İtiraz davası” açılabileceğini çoğu kez. öngörmüştür. Eğer bu Kanunlara dayanılarak yapılan tescillere ilgililer, kanunda gösterilen süre içinde itiraz etmemişlerse genel hükümlere göre “nesep düzeltmeye itiraz” davası açabilirler. Bu dava ile de, Kanunla düzeltilmiş olan soybağı hükümsüz hale getirilir.
Soybağına ilişkin davalar yukarıda sayılanlardır. Bu sayılan davaların her biri, Kanunda hak düşürücü sürelere bağlanmış ve davacı lehine ispat kolaylığı sağlayan bir takım karineler öngörülmüştür. Yüce Genel Kurulun önündeki dava bunlardan hangisidir? Davalı Kadriye, evlilik içinde mi doğmuştur. Veya evlilik dışında doğmuş olup da, anası ve babası sonradan mı evlenmiştir. Yahut da, babası tarafından tanınmış mıdır. ? Ya da K... Af Kanununa göre mi nüfusa tescil edilmiştir.
Davacı, davalı K..'nin, gerçekte H.. ve M.. M..'nun çocukları olmadığını, başka ana ve babadan olduğunu ileri sürmektedir. Bu ileri sürüş, davalıyla, kayden anası ve babası olarak görünen H.. ve M.. M.. arasında gerçekte bir soybağı ilişkisinin hiç kurulmamış olduğunun ifadesidir. Diğer bir deyişle, dava ile, resmi sicilin belgediği olgunun doğru olmadığı, sicilin baştan yanlış tutulduğu ileri sürülmektedir. Öyleyse bu davanın, yukarıda belirtilen soybağına ilişkin davalarla bir alakası yoktur. Dosyaya alınan doğum belgesine göre, davalı K.., muhtarlıkça düzenlenen 27.5.1959 tarihli “doğum belgesine” dayanılarak H... ve M.. M..'nun çocuğu olarak bunların hanesine tescil edilmiştir. H.. ve M.. M..'nun bu tescili şu veya bu nedenle istemiş olmaları veya başkasının çocuğunu kendi çocuklarıymış gibi beyanda bulunarak nüfusa tescil ettirmiş olmaları ve sağken bu çocuğun kaydının iptali için dava açmamış bulunmaları, davalı K.. ile bunlar arasında bir soybağı tesis etmez. Çünkü çocukla ana ve baba arasındaki soybağının ne şekilde tesis edileceğini Kanun göstermiştir. Çocukla anası arasındaki soybağı doğumla, babası arasındaki soybağı ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmüyle kurulur. (TMK. m.282/1-2) Esasen, soybağına ilişkin ihtilaflarda, kişisel durumla ilgili nüfus kaydında yer alan bilgi “doğru” olarak doğmuş ve kütüğe tescil edilmiştir. Bu doğru kayıt, daha sonra açılan bir dava (soybağının reddi veya sonradan evlenme yoluyla soybağına itiraz veya tanımaya itiraz veya tanımanın iptali yahut da Af Kanunu ile yapılan nesenp düzeltmeye itiraz) ile teknik olarak bir yanlışlığa dönüştürülmektedir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, resmi sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi söz konusudur. ( bkz. H.G.K.'nun 30.1.2008 tarihli ve 2008/2-36 esas, 2008/47 karar sayılı kararı.) Böyle bir dava sonucunda, kaydının düzelltilmesi istenen kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da, davayı “soybağı davası” haline O halde dava, soybağıyla ilgili değil, gerçeğe aykırı beyanla baştan beri yanlış olan sicilin düzeltilmesi niteliğinde olup, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi kapsamına giren bir “nüfus kaydının tashihi” davasıdır. Resmi Siicl ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur Bunların içeriklerinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi, bir şekle bağlı değildir. (TMK. m.7) Her hangi bir süreye bağlı olmaksızın sicilin belgelediği olğunun aksi, her türlü delille kanıtlanabilir. Bu bakımdan Yüksek Özel Dairenin “davanın bir soybağı davası değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğuna” ilişkin nitelendirmesinde ve buna bağlı olarak , “aile mahkemesinin görevine girmediğine” ilişkin bozma kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Özel Dairenin bozma kararına uyulmak üzere yerel mahkemenin direnme kararı bozulmalıdır. Açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun direnme kararını uygun bulan görüşüne iştirak etmiyoruz.
5. Hukuk Dairesi, 2022/11100 E., 2022/14435 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Asliye Hukuk Mahkemesince, soy bağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı Medeni Kanun’un 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup aile mahkemelerinin görevi kapsamında olduğu, Nüfus Kanunu’nun 46.
5. Hukuk Dairesi 2022/11100 E. , 2022/14435 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki davada Diyarbakır 3. Asliye Hukuk ve Diyarbakır 2. Aile Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belli edilmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, nüfus kaydında baba adının değiştirilmesi istemine ilişkindir.
Davacılar vekili dava dilekçesi ile birlikte, müvekkillerinin...'in çocukları olduğunu, müvekkillerin baba isminin nüfusta ... olarak göründüğünü, gerçekte babaları olmadığını, ...'nın aile tablosundan anlaşılacağı üzere ... ...nin ...'in babası olduğunu, ... ile imam nikahlı evli olduklarını müvekkillerinin baba isminin ... olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesince, soy bağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı Medeni Kanun’un 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup aile mahkemelerinin görevi kapsamında olduğu, Nüfus Kanunu’nun 46. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise asliye hukuk mahkemelerinde bakılacağı, ancak nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne-babanın dolayısı ile soy bağının tespit edilmesi gerektiği, o halde her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi değil aile mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Diyarbakır 2. Aile Mahkemesince ise, davacıların annesi ...'ın imam nikahlı eşi ... ölünce, ...'ın... ile imam nikahlı evlendiği bu birliktelikten davacıların doğduğu ancak baba isimlerinin nüfusa annelerinin ilk imam nikahlı eşi ... olarak yazıldığından bahisle baba isimlerinin ... olarak düzeltilmesi istemi ile açılan iş bu davanın soybağının tespitine ilişkin olmayıp, hatalı yazılan nüfus kaydının 5490 sayılı Kanun’un 36. maddesine göre düzeltilmesi istemine ilişkin olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Vesayet” başlıklı üçüncü kısmı hariç olmak üzere “Aile Hukuku” başlıklı ikinci kitabından (m.118 ila 395 arası) kaynaklanan davalara bakmak görevi aile mahkemelerine aittir. Bu nedenle, TMK'nın “hısımlık” başlıklı 282 ila 363. maddeleri arasında yer alan soybağına ilişkin davalar, aile mahkemeleri tarafından çözümlenmelidir.
Diğer taraftan, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36/1-a maddesi gereğince, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi istemlerine ilişkin davalara bakmak görevi ise asliye hukuk mahkemelerine ait bulunmaktadır.
Davanın kabulü halinde, her iki dava türünde de nüfus kayıtlarında değişiklik yapılmasının gerekmesi nedeniyle, benzer sonuçlara sahip bu davalar arasında görevli mahkemenin belirlenebilmesi için davanın vasfının doğru olarak tayin edilmesi önem kazanmaktadır.
4721 sayılı TMK'nın 282. maddesi uyarınca, anne ile çocuk arasındaki soybağı doğum ile baba ile çocuk arasındaki soybağı ise “anne ile evlenme”, “tanıma” ve “hakimin hükmü” ile kurulmaktadır. Diğer taraftan, evlat edinme de soybağı oluşturan hallerdendir.
TMK'nın 285. maddesinde yer alan “babalık karinesi” uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.
Çocuk ile anne arasındaki soybağı doğum ile kendiliğinden kurulacağından, anne yönünden soybağı tesisi amacıyla değil, sadece, çocuğu doğuran kadının kim olduğunun tespiti amacıyla dava açılabilir.
Nüfusta kayıtlı anne ve baba adının gerçeği yansıtmadığı ve bu nedenle gerçek anne ve baba adının yazılması istemiyle açılacak ve nüfusa kayıtlı bulunan hanenin de değiştirilmesi sonucunu doğuracak davalarda, esasen iki iddia bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, çocuğun kayden anne olan kadından değil, başka bir anneden doğduğu; ikincisi ise, kayden baba olarak gözüken kişinin genetik baba olmadığı iddiasıdır. Bu davada, kayden anne gözüken kişinin çocuğu doğurmadığı, genetik annenin başka bir kadın olduğunun tespit edilmesi halinde, yukarıda sözü edilen babalık karinesi aksi yönde işleyecek ve “genetik annenin kocası olmayan” kayden babanın, babalık sıfatı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Mahkemece belirlenen genetik annenin, çocuğun doğduğu tarihte evli bulunduğunun anlaşılması halinde, TMK'nın 285. maddesinde yazılı babalık karinesi nedeniyle genetik annenin kocası olan erkek, kendiliğinden baba sıfatını kazanacaktır. Bu durumda soybağı ihtilafı ortaya çıkmadığından, açıklanan muhtevadaki davalar, sadece nüfus kayıtlarında düzeltim davasından ibaret kalacaklar ve görevli mahkeme, 5490 sayılı Kanun’un 36/1-a maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemeleri olacaktır. Ancak, çocuğun doğduğu tarihte, genetik annenin evli bulunmaması halinde, anne yönünden dava, kayıt düzeltim davası olarak kalmakla birlikte, genetik anne ile evli olmayan genetik baba yönünden babalık karinesi gerçekleşmeyeceğinden, genetik babanın nüfus kaydına işlenmesi talebi “soybağı davası” niteliğini kazanacaktır. Bu takdirde uyuşmazlığın, 4787 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca aile mahkemesi tarafından incelenip çözüme kavuşturulması gerekecektir. (Yargıtay HGK 2013/354-1554, 18. HD 2015/1360-3281, 2015/1591-4537)
Aynı davada, talebin bir bölümü hakkında genel mahkemenin, bir bölümü hakkında ise özel mahkemenin görevli bulunması halinde, taleplerden birisi hakkında verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte ise ve sözkonusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında “yargılama usulüne” ilişkin esaslı farklılıklar bulunmuyorsa, bütün talepler hakkında özel yetkili mahkemenin yargılama yaparak uyuşmazlığı çözmesi, hukukun öngörülebilir olmasının, usul ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün gereğidir. Aile mahkemeleri, asliye mahkemeleri ile aynı düzeyde mahkemeler olup aralarında yargılama usulü yönünden esaslı farklılıklar bulunmamaktadır. O halde, yukarıda açıklanan şekilde dava, bir kısım talepler yönünden nüfus kayıtlarında düzeltme yapılması ve bir kısım talepler yönünden de soybağının düzeltilmesi istemi niteliğinde ise, nihai talebi bir bütün oluşturan ve biri hakkında verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendiren bu uyuşmazlığın, bütün olarak özel yetkili aile mahkemesinde çözümlenmesi gerekir.
Somut olayda; mevcut nüfus kayıtlarından, baba adının değiştirilmesi talep edilenlerin doğum tarihinde, genetik anne ...’nın evli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava, nüfus kaydına genetik baba isminin yazılması yönünden soybağı davası niteliğindedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, tüm talepler yönünden uyuşmazlığın, özel mahkeme olan aile mahkemesi tarafından çözümlenmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36/3. maddesi gereğince Diyarbakır 2. Aile Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 24.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Çocuk ile anne arasındaki soybağı (nesep) ilişkisi hukuken hangi olayla kurulur?
A) Babalık davasıyla
B) Doğumla
C) Nüfusa kayıtla
D) Tanıma ile
E) Evlat edinme sözleşmesiyle
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.