Türk Medeni Kanunu 283. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 283 - Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır.
II. Yargılama usulü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
20. Hukuk Dairesi, 2019/551 E., 2019/1417 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ise; TMK'nın 283. maddesi "Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır."demektedir.
20. Hukuk Dairesi 2019/551 E. , 2019/1417 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Anne baba adı düzeltilmesi istemine ilişkin olarak açılan davada ... Asliye Hukuk ile ... Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı Bölge Adliye Mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
... tarafından 16/01/2013 tarihli davaname ile yaşı küçük ...'nın her ne kadar nüfus kaydında baba hanesinde ... anne hanesinde ... olarak yazılı ise de; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 201/2524 soruşturma sayılı dosyasında mevcut beyanlarında ...'ın ...'nın öz amcası olduğunu, 4-5 aylık iken çocukları olmadığı için ...'yı evlatlık olarak aldıklarını, ...'nın gerçek annesi ve babasının ... ve ... olduğunu, buna rağmen babası olarak nüfus kaydında ..., annesi olarak ...'ı yazdırdıklarını, bu nedenle ... ve ... kızı 21/09/1999 doğumlu ...'un nüfus kaydında ... ve ... olan anne ve baba adının gerçek anne ve babası olan ... ... ve ... olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
... Asliye Hukuk Mahkemesi; talebe ilişkin hususun adres itibariyle ... Asliye Hukuk Hukuk Mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ise; TMK'nın 283. maddesi "Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır."demektedir. Somut olayda da doğum yeri incelendiğinde "..." olduğu görülmekle söz konusu davada ... mahkemeleri yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Nüfus kayıtlarındaki anne ve baba adının düzeltilmesine ilişkin uyuşmazlıklardaki yetki Nüfus Hizmetleri Kanununun 36/1-a maddesi uyarınca kesin yetkidir. Anne ve baba adının düzeltilmesi istenen küçüğün MERNİS adresi ".../" olduğu davanın davacının yerleşim yeri adresi olan ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 04/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (3)
Hukuk Genel Kurulu, 2014/226 E., 2015/2029 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 7. Aile Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı TMK’nun 283. ve 284. maddesinde soybağı davalarında yetki ve yargılama usulü düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2014/226 E. , 2015/2029 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 14/05/2013
NUMARASI : 2013/286-2013/280
Taraflar arasındaki “nüfusta kayıt düzeltmesi ve babalığa hükmedilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 7. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.03.2011 gün ve 2011/44 E. 2011/107 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 21.02.2013 gün ve 2013/1996 E. 2013/4455 K. sayılı ilamıyla;
(1-Davacı, Fadime ile Kazım'ın gerçek annesi ve babası olmadığını, kendisinin A.F. ve V. evlilik dışı ilişkisinden doğduğunu, bu nedenle mevcut kaydın iptali ile gerçek anne ve babasının nüfus kaydındaki hanesine tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın babalık davası olduğu, soybağı reddedilmedikçe bu davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının, Fadime ile Kazım'ın gerçek anne ve babası olmadığı, gerçek annesinin ise Vecihe olduğuna ilişkin istemi; nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olup, bu talep yönünden görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Görev, kamu düzenine ilişkin olup, hakim tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir.
Gerçekleşen bu durum karşısında bu talepler yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
2-Davacının, gerçek babasının Abdullah Ferruh olduğuna yönelik istemi ise; annesi Vecihe ile baba olduğu iddia edilen Abdullah Ferruh’un evliliğinin bulunmadığı ve davacının evlilik dışı ilişkiden doğmuş olduğu belirtildiğinden, babalığa ilişkindir. Mahkemece, nüfus kaydının iptaline ilişkin davanın bekletici sorun yapılması ve gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır...)
gerekçeleriyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, nüfus kaydının düzeltilmesi ve babalığa hükmedilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin A. F. ve V.. evlilik dışı ilişkilerinden doğduğunu, aileler tarafından evlenmelerine izin verilmeyince müvekkilinin çocukları olmayan Kazım ve Fadime çiftine verildiğini ve anılan kişilerin nüfusuna kaydedildiğini ancak dava tarihinden önce gerçek anne ve baba ile kayden anne babanın vefat ettiklerini, müvekkilinin nüfus kaydındaki bu hatanın düzeltilmesi gerektiğini belirterek yanlış nüfus kaydının terkinine ve gerçek anne baba olan A. F.. çocukları olarak tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar; Sarp ve N.. A..; davacının iddialarının doğru olduğunu, davacının babalarının bir ilişkisinden dünyaya geldiğini bildirmişlerdir.
Yerel mahkemece, davanın TMK' nın 301 ve devamı maddeleri gereğince açılan babalık davası olduğu, davacının evlilik birliği içinde nüfusa kaydedilmiş olup kayden babası görünen Kazım ile nesep bağının devam ettiği, davacı tarafça açılan bir soybağının reddi davası da bulunmadığı, davacı tarafından mahkemeye ibraz edilen dava dilekçesinde anneliğin tespiti yönünde öldüğü beyan edilen anneye veya annenin mirasçılarına karşı açılmış bir davanın bulunmadığı gibi dahili davalı kavramının hukukumuzda yer almadığı, bu hususun sonradan ikmalinin de mümkün olmadığı kaldı ki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/09/2005 tarih 2005/2-572 Esas 2005/551 Karar sayılı ilamı ile nüfus kaydının düzeltilmesi ve soybağının tespiti davası birlikte açıldığı takdirde; aile mahkemelerinin görevli olduğunun belirlendiği, görülmekte olan davanın bu haliyle babalık davası olup bir an için taraflar arasında anneliğin tespiti yönünden görülmekte olan veya açılacak bir nüfus kayıt davasının olduğu düşünülecek olsa bile bu davanın bekletici mesele yapılmasının görülmekte olan davaya bir katkısının bulunmayacağı, davanın babalık davası olup evlilik birliği içinde doğan çocuğun nesebi reddedilmeden babalık davasının dinlenilemeyeceği gerekçesi ile önceki kararında direnilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın hukuki niteliğinin ve buna bağlı olarak da davaya bakma görevinin hangi mahkemeye ait olduğunun tespiti ve davanın babalık davası olduğunun kabulü halinde açılacak nüfus kayıt düzeltilmesi davasının bekletici mesele yapılmasının görülmekte olan bu davaya katkısı bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Öncelikle davanın hukuki niteliğinin belirlenmesine yönelik olarak ilgili yasal düzenlenemeler ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır:
Soybağı, 743 sayılı mülga Türk Kanuni Medenisindeki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı TMK ile getirilip, hukuk diline kazandırılan bir terimdir ve biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı, bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder.Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına bağını ifade eder ki, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun aile hukuku kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun soybağının hükümlerini düzenleyen 282. maddesinin ikinci fıkrasında çocuk ile baba arasındaki soybağının, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı; 285. maddesinin birinci fıkrasında evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasının koca olduğu; 286.maddesinde de kocanın soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebileceği hüküm altına alınmıştır. TMK’nun 287.maddesine göre, çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacının, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorunda olduğu, evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuğun evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılacağı, 288. maddesinde de çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmediği, ancak gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karinenin geçerliliğini koruyacağı öngörülmüştür.
4721 sayılı TMK’nun 283. ve 284. maddesinde soybağı davalarında yetki ve yargılama usulü düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte soybağına ilişkin davalarda hakimin maddi olguyu resen araştırması kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin 2 fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hallerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir.
4721 sayılı TMK’nun 286. maddesinde soybağının reddi davası ve bu davayı açabilecek kişiler açıklanmış, aynı Kanunun 291. maddesinde ise soybağının reddi davasını açabilecek diğer ilgili kişiler belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile ilgili itirazların bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir. Koca tarafından açılan soybağının reddi davasında hak düşürücü süre TMK’nun 289/1. maddesinde; çocuk tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre TMK’nun 289/2. maddesinde; kayyım tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre TMK’nun 291/2 maddesinde; diğer ilgililer tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre ise TMK’nun 291. maddesinde düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 292. maddesinde evlilik dışında doğan çocuğun, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olacağı, aynı Kanunun 294. maddesinde ise buna itiraz ve iptal davası açabilecek kişiler gösterilmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 295. maddesinde tanıma, 297.maddesinde tanıyanın dava hakkı, 298. maddesinde ilgililerin dava hakkı, 300.maddesinde de tanımaya karşı açılacak iptal davalarındaki hak düşürücü süre düzenlenmiştir.
Yargısal karar ile babalığa hükmedilmesi 4721 sayılı TMK’nun 301. maddesi ve devamında hüküm altına alınmış; 301. maddesinde dava açma hakkı bulunanlar, 303. maddesinde ise hak düşürücü süreler ile ilgili hükümlere yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, soybağı davaları belirli kişiler tarafından ve belirli kişilere karşı ve en önemlisi kanunda öngörülmüş hak düşürücü süreler içerisinde açılması gerekli, kendine özgü yapısı olan dava türüdür.
Nüfus kayıt düzeltmesi davalarına gelince: kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” davalarının konusunu oluşturur.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesine göre, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar N.. M..nce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Aynı Kanunun aile kütüklerinde bulunması gereken kişisel bilgilerin düzenlendiği 7. maddesinde, her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulacağı ve bu aile kütüklerinde; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları, doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler, dini, medenî hali, yerleşim yeri adresi, fotoğrafı bulunacağı belirtilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 38. maddesinde ise; yukarıda 7'nci maddesinde sayılan aile kütüklerine tescil edilmesi gereken bilgilerden; dayanak belgesinde bulunduğu halde nüfus kütüklerine hatalı veya eksik olarak tescil edilen ya da hiç yazılmayan bilgiler veya mükerrer kayıtların maddî hata kapsamında değerlendirileceği, bu tür maddî hataların ise Genel Müdürlükçe ya da nüfus müdürlükleri tarafından düzeltileceği veya tamamlanacağı düzenlenmiştir (NHKUİ Yön.m. 79.).
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin (NHKUİ) 80. maddesinin (ç) bendine göre; doğum veya ölüm raporuna göre düzenlenmiş olmak kaydıyla, yurt içinde doğum veya ölüm tutanaklarının düzenlenmesinde maddî bir hata olması ve doğum ya da ölüm raporunun aslının ibraz edilmesi halinde; yapılacak değerlendirme sonucunda adı, soyadı, ana ve baba adı, cinsiyet, doğum yeri, doğum tarihi, evlenme tarihi ve ölüm tarihinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır. Dayanak belgelerindeki bilgilerin aile kütüklerine işlenmesi sırasında yapılmış bir maddî hata söz konusu değil ise, aile kütüğünün herhangi bir kaydında düzeltme veya değişiklik ancak mahkeme kararı ile yapılabilecektir. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan “doğru olmayan kayıtlar”, ilgilileri veya Cumhuriyet Savcısı tarafından açılacak olan “kayıt düzeltme davası” ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada “nüfus kaydının düzeltilmesi davası” olarak adlandırılmaktadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesinde “kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez…” ibaresi yer aldığından, her hangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur. Önemle vurgulanmalıdır ki; zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.2.1998 gün ve 2-87/77 sayılı). Şu durumda; zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın açılabilen nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davada resmi kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi, tanık da dinlenebilecektir (Özsunay, a.g.e., s. 244; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar, Ankara 1997, s. 210).
Davacının, kütük babası yanındaki kaydın iptali ile genetik baba yanına kaydını istemesi halinde; bu tür nüfus kayıt davaları kademeli olarak açılabilir ve bu tür davalarda iki talep yer alır. İlki kütük babası yanındaki kaydın iptali diğeri ise genetik baba yanına kayıt istemidir. Burada davanın kabul edilmesi halinde ilgilinin kaydı bir başka kayda taşınacak, bir başka hanede bulunan kişi ile soybağı oluşturulacaktır.
Nüfus kayıt davaları sonucunda, genel olarak davacının kaydı bir başka haneye taşınmamakta, mevcut nüfus kütüğü üzerindeki hanede Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 7. maddesi gereğince bulunan kayıtlar mahkeme kararı doğrultusunda değiştirilmekte veya düzeltilmektedir. Nüfus kayıt düzeltim davaları, soybağı ile ilgisi olmayıp aynı hanede kayıtlı kalmak şartı ile nüfus kütüklerindeki her türlü düzeltim istemini kapsayan davalardır. Burada önemli olan, verilecek karar ile ilgilinin hane kaydı bir başka haneye taşınıyorsa bu dava artık nüfus düzeltim davası olmaktan çıkacağından, soybağı davası halini alacaktır. Soybağı davalarında ise, davanın haklı görülmesi halinde kişinin kaydı başka bir haneye taşınmakta ve bir soybağı oluşturulmaktadır.
Görüldüğü üzere; soybağı davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendilerine özgüdürler ve Kanunun özel hükümlerine tabidirler.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1. maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun üçüncü kısmı hariç olmak üzere ikinci kitabından ( TMK. md. 118-494 ) doğan bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davacı Abdullah Ferruh ve Vecihe'nin gerçek anne babası olduğunun tespitini; nüfus kayıtlarında anne ve babası gözüken ancak gerçek anne ve babası olmayan Kazım ve Fadime'nin nüfus kayıtlarından çıkarılmayı ve nüfus kaydının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesini istemiştir.
Anne ile soybağı doğumla kendiliğinden kurulduğundan, anne ile çocuk arasında soybağı davalarından sözedilemez. Dolayısı ile soybağı kurulabilmesi için hükme gerek bulunmamaktadır. Ancak anne yönünden doğuran kadının kim olduğunun tespitine ilişkin dava gündeme gelebilir. Bu nedenle herhangi sebeple çocuğun, kendisini doğuran kadının dışında bir başka kadının nüfus kütüğüne yazılmış olması çocuk ile kadın arasında soybağı kurulduğu anlamına gelmeyecektir. Ancak sözkonusu yanlış kaydın düzeltilmesi soybağı davaları ile değil açılacak kayıt düzeltme davası sonucunda gerçekleşecektir.Somut uyuşmazlıkta anne ile soybağının kurulması, bir diğer deyişle doğuran kadının tespit edilmesi halinde,çocuk ve doğuran kadın arasında soybağı doğrudan kurulacağına göre davacı Ayten'i doğuran annenin öncelikle belirlenmesi gereklidir.
Davacının genetik baba hanesine kayıt istemi, anne ve baba olduğu iddia edilen kişiler arasında evlilik ilişkisi bulunmadığından baba yönünden soybağının düzeltilmesi talebidir.
Davacının annesinin Vecihe olduğuna yönelik istemi yönünden, bu türden yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemle yasaya aykırı olarak yapılan kayıtların düzeltilmesinin nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ve görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu açıktır. Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen nazara alınır. Görev, belirli bir davaya hüküm mahkemelerinden hangisinin bakacağı hususunu belirler. Bu durumda her iki talebin birlikte açılması halinde; nüfus kaydının düzeltilmesi davasının bekletici mesele yapılması ve oluşacak sonuca göre babalık davası hakkında karar verilmesi gerekir.
Görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; davacının birbiriyle bağlantılı iki ayrı davası bulunduğu ilkinin mevcut nüfus kaydındaki anne baba adlarının iptali ile gerçek anne baba olan Vecihe ile Abdullah Ferruh olarak düzeltilmesinin istendiği, birinci talebin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36.maddesi kapsamına giren nüfus kaydının düzeltilmesi davası, anne baba arasında evlilik birliği bulunmadığından baba yönünden ise soybağının düzeltilmesi talebini içerdiği, çocukla anne arasındaki soybağının doğumla, baba ile arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmü ile kurulacağı, esasen soybağına ilişkin uyuşmazlıklarda kişisel durum ile ilgili nüfus kaydında yer alan bilgi doğru olarak doğmuş olduğu ve kütüğe tescil edildiği, bu doğru kaydın sonradan açılan bir dava, soybağının reddi veya sonradan evlenme yoluyla soybağına itiraz veya tanımaya itiraz ile teknik olarak bir yanlışlığa dönüştürüldüğü, nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, resmi sicilin belgelendiği olgunun doğru olmadığı, baştan itibaren yanlış kütüğe geçirilmenin sözkonusu olduğu, hal böyle olunca davacının mevcut kayıttaki anne ve baba adının iptali ile genetik anne ve babasının hanesine kaydedilmesi davasında çocuk ile genetik anne baba arasında soybağı kurulacağı bu haliyle davanın soybağı olarak nitelendirilmesi gerekeceği, soybağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı TMK 282. maddesi ve devamında düzenlendiği, aile mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36.maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise asliye hukuk mahkemelerinde bakılacağı; asliye hukuk mahkemelerinin genel mahkeme olup, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davaları görmekle görevli bulunduğu, aile mahkemelerinin ise özel kanunda kendisine verilen davalara bakmakla görevli özel bir mahkeme olduğu, genel bir mahkeme ile özel bir mahkemede görülmesi gereken iki ayrı davanın birlikte açılması halinde, her iki davanın birlikte görülmesi gerekli ise özel nitelikli mahkemede davaların görülüp sonuçlandırılması gerektiği YHGK'nun 07.03.2012 gün 2011/2-775Esas-2012/116 Karar sayılı içtihadı ile de bu hususun benimsendiği, o halde gerçek anne babanın tespitine ve soybağının kurulmasına ilişkin istemin çözümü öncelik taşımakla, ağırlıklı bu talebi incelemekle görevli mahkemenin buna bağlı diğer talebi de incelemek durumunda bulunduğu, somut olayda olduğu gibi her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkemenin aile mahkemesi olacağı, davaya aile mahkemesince bakılmasında bir usulsüzlük bulunmadığı, yerel mahkemenin kararının bu hususa yönelik olarak onanması gerektiğini ileri sürmüş iseler de, bu görüş kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle kabul görmemiştir.
Hukuk Genel Kurulunca da kabul edilen bozma ilamı uyarınca; davacı tarafından açılan nüfus kayıt düzeltim davasının bekletici mesele yapılması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken önceki karar da direnilmesi isabetsizdir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 30.09.2015 gününde oy çokluğu ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2009/21161 E., 2010/1032 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAİLE MAHKEMESİ
tam metni aç
Evlat edinme ile soy bağı kurulur (TMK.md.283) ve ana - babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer (TMK.
3. Hukuk Dairesi 2009/21161 E. , 2010/1032 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, ... bulunan davacı , fakülte 3. sınıf öğrencisi olduğunu, ana ve davalı babasının 2005 yılında boşandıklarını, babasının dava tarihinden 2 ay öncesine kadar kendisine yardım ederken, teyzesi tarafından evlat edinildiğini öğrenince yardımını kestiğini beyanla, davalı babasından aylık 300,00 TL yardım nafakası talep etmiştir.
Mahkemece, ekonomik ve sosyal durum araştırması yapılıp, babanın da yardım yükümlülüğü bulunduğundan bahisle dava tarihinden itibaren aylık 250,00 TL yardım nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz aşamasında dosyaya sunulan aile nüfus kaydına göre, davacının 10.3.2009 tarihinde (davadan önce) kesinleşen karar ile teyzesi ... tarafından evlatlık edinildiği anlaşılmaktadır. Evlat edinme ile soy bağı kurulur (TMK.md.283) ve ana - babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer (TMK. Mad.314/1). Davacının talebi TMK'nun md.328/2 uyarınca eğitim ve öğretim giderlerine ilişkindir. Bu yükümlülük ana ve babaya ait yükümlülüklerden olup, evlat edinene geçmektedir.
O halde, mahkemece bu husus gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.1.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
4721 sayılı TMK’nun 283. ve 284. maddesinde soybağı davalarında yetki ve yargılama usulü düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2011/2-775 E. , 2012/116 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ünye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 14/06/2010
Taraflar arasındaki “nüfusta kayıt düzeltmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ünye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce (Aile Mahkemesi sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.09.2008 gün ve 2007/98 E. 2008/68 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2010 gün ve 2008/19621 E. 2010/796 K. sayılı ilamıyla;
(Dava, gerçeğe aykırı olarak düzenlenen nüfus kaydının iptali istemine ilişkin olup, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinden kaynaklanmaktadır.
Bu davalara Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılır. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınması da zorunludur. Bu açıklamalar karşısında davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu husus düşünülmeden Aile Mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır..)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili,müvekkilinin H.. M..’nun mirasçısı olduğu, H.. Muslu ile M.. M..u’nun çocuklarının bulunmadığı, davalı K.. A..’un gerçekte anne ve babasının başka kişiler olmasına karşın, bu kişilerin çocuğuymuş gibi nüfusta kaydında yer aldığı, davalının gerçek nüfus kaydını ve soyadının Yılmaz olduklarını tespit ettiklerini, ifadeyle H.. ve M.. U..’nun çocuklarının olmadığının tespiti ile davalının nüfus kaydındaki anne ve baba adının tashihi ile gerçek anne ve babasının nüfusuna kaydedilmesini, istemiştir.
Mahkemece, dava nesep tashihi olarak nitelendirilerek, sonuçta dava davalının M.. ve H... M.. çocuğu olmadığının tespiti ile bu kişilerin hanesindeki kaydının iptali ile köyün en son hanesine kaydedilmesine, davalının H.. ve A.. kızı olduğuna ilişkin davanın ise reddine karar verilmiştir.
Davalı K...’nin hükmü temyizi üzerine Özel Dairece; davanın gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi istemi olduğu nitelemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gereğine işaretle mahkemenin görevi noktasından kararı bozmuştur.
Mahkemece, ilk hükümde direnilmiş; davalı K.. vekili hükmü temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın hukuki niteliğinin ve buna bağlı olarak da davaya bakma görevinin hangi mahkemeye ait olduğunun tespiti noktasındadır.
Öncelikle, davanın hukuki niteliğinin belirlenmesine yönelik olarak ilgili yasal düzenlenemeler ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır:
Soybağı, 743 sayılı mülga Türk Kanuni Medenisindeki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medenî Kanunuyla getirilip, hukuk diline kazandırılan bir terimdir ve biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı, bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise, sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına bağını ifade eder ki, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun aile hukuku kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun soybağının hükümlerini düzenleyen 282. maddesinin ikinci fıkrasında çocuk ile baba arasındaki soybağının, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı; 285. maddesinin birinci fıkrasında evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasının koca olduğu; 286. maddesinde de kocanın soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebileceği hüküm altına alınmıştır. TMK’nun 287. maddesine göre, çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacının, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorunda olduğu, evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuğun evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılacağı, 288. maddesinde de çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmediği, ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karinenin geçerliliğini koruyacağı öngörülmüştür.
4721 sayılı TMK’nun 283. ve 284. maddesinde soybağı davalarında yetki ve yargılama usulü düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte soybağına ilişkin davalarda hakimin maddi olguyu resen araştırması kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin 2 fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hallerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir.
4721 sayılı TMK’nun 286. maddesinde soybağının reddi davası ve bu davayı açabilecek kişiler açıklanmış, aynı Kanunun 291. maddesinde ise soybağının reddi davasını açabilecek diğer ilgili kişiler belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir.
Koca tarafından açılan soybağının reddi davasında hak düşürücü süre TMK’nun 289/1. maddesinde; çocuk tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre TMK’nun 289/2. maddesinde; kayyım tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre TMK’nun 291/2 maddesinde; diğer ilgililer tarafından açılan soybağının reddi davasındaki hak düşürücü süre ise TMK’nun 291. maddesinde düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 292. maddesinde evlilik dışında doğan çocuğun, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olacağı, aynı Kanunun 294 maddesinde ise buna itiraz ve iptal davası açabilecek kişiler gösterilmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 295. maddesinde tanıma; 297.maddesinde tanıyanın dava hakkı; 298. maddesinde ilgililerin dava hakkı; 300.maddesinde de tanımaya karşı açılacak iptal davalarındaki hak düşürücü süre düzenlenmiştir.
Yargısal karar ile babalığa hükmedilmesi 4721 sayılı TMK’nun 301 maddesi ve devamında hüküm altına alınmış; 301. maddesinde dava açma hakkı bulunanlar, 303 maddesinde ise hak düşürücü süreler ile ilgili hükümlere yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, soybağı davaları belirli kişiler tarafından ve belirli kişilere karşı ve en önemlisi kanunda öngörülmüş hak düşürücü süreler içerisinde açılması gerekli, kendine özgü yapısı olan dava türüdür.
Nüfus kayıt düzeltmesi davalarına gelince:
Kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi, “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” davalarının konusunu oluşturur.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesine göre, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Aynı Kanunun Aile kütüklerinde bulunması gereken kişisel bilgilerin düzenlendiği 7. maddesinde, her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulacağı ve bu aile kütüklerinde; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları, doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler, dini, medenî hali, yerleşim yeri adresi, fotoğrafı bulunacağı belirtilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 38. maddesinde ise; yukarıda 7 nci maddesinde sayılan aile kütüklerine tescil edilmesi gereken bilgilerden; dayanak belgesinde bulunduğu halde nüfus kütüklerine hatalı veya eksik olarak tescil edilen ya da hiç yazılmayan bilgiler veya mükerrer kayıtların maddî hata kapsamında değerlendirileceği, bu tür maddî hataların ise Genel Müdürlükçe ya da nüfus müdürlükleri tarafından düzeltileceği veya tamamlanacağı düzenlenmiştir (NHKUİ Yön.m. 79.).
Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin(NHKUİ) 80. maddesinin (ç) bendine göre; doğum veya ölüm raporuna göre düzenlenmiş olmak kaydıyla, yurt içinde doğum veya ölüm tutanaklarının düzenlenmesinde maddî bir hata olması ve doğum ya da ölüm raporunun aslının ibraz edilmesi halinde; yapılacak değerlendirme sonucunda adı, soyadı, ana ve baba adı, cinsiyet, doğum yeri, doğum tarihi, evlenme tarihi ve ölüm tarihinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.
Dayanak belgelerindeki bilgilerin aile kütüklerine işlenmesi sırasında yapılmış bir maddî hata söz konusu değil ise, aile kütüğünün herhangi bir kaydında düzeltme veya değişiklik ancak mahkeme kararı ile yapılabilecektir.
İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan “doğru olmayan kayıtlar”, ilgilileri veya Cumhuriyet Savcısı tarafından açılacak olan “kayıt düzeltme davası” ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada “nüfus kaydının düzeltilmesi davası” olarak adlandırılmaktadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35. maddesinde “kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez…” ibaresi yer aldığından, her hangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur.
Önemle vurgulanmalıdır ki; zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.2.1998 gün ve 2-87/77 sayılı). Şu durumda; zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın açılabilen nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davada resmi kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi, tanık da dinlenebilecektir (Ö.., a.g.e., s. 244; B.. Ö.., Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar, Ankara 1997, s. 210).
Davacının, kütük babası yanındaki kaydın iptali ile genetik baba yanına kaydını istemesi halinde; bu tür nüfus kayıt davaları kademeli olarak açılabilir ve bu tür davalarda iki talep yer alır. İlki, kütük babası yanındaki kaydın iptali, diğeri ise genetik baba yanına kayıt istemidir. Burada davanın kabul edilmesi halinde ilgilinin kaydı bir başka kayda taşınacak; bir başka hanede bulunan kişi ile soybağı oluşturulacaktır. Her iki talebin birlikte açılması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Aile Mahkemesi olacaktır. Nitekim bu ilke, Hukuk Genel Kurulu’na ait 28.9.2005 gün ve 2005/2-572 E. 2005/551 K.sayılı ilamında da açıkça vurgulanmıştır.
Nüfus kayıt davaları sonucunda, genel olarak davacının kaydı bir başka haneye taşınmamakta; mevcut nüfus kütüğü üzerindeki hanede Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 7. maddesi gereğince bulunan kayıtlar mahkeme kararı doğrultusunda değiştirilmekte veya düzeltilmektedir. Nüfus kayıt düzeltim davaları, soybağı ile ilgisi olmayıp aynı hanede kayıtlı kalmak şartı ile nüfus kütüklerindeki her türlü düzeltim istemini kapsayan davalardır. Burada önemli olan, verilecek karar ile ilgilinin hane kaydı bir başka haneye taşınıyorsa bu dava artık nüfus düzeltim davası olmaktan çıkacağından, soybağı davası halini alacaktır.
Soybağı davalarında ise, davanın haklı görülmesi halinde kişinin kaydı başka bir haneye taşınmakta ve bir soybağı oluşturulmaktadır.
Görüldüğü üzere; soybağı davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendilerine özgüdürler ve Kanunun özel hükümlerine tabidirler.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1. maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun üçüncü kısmı hariç olmak üzere ikinci kitabından ( TMK. md. 118-494 ) doğan bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davacı vekili, Ünye Sulh Hukuk Mahkemesince verilmiş bulunan 2001/155-211 esas ve karar sayılı veraset ilamından da anlaşılacağı üzere, müvekkilinin miras bırakan H.. M..'nun mirasçısı olduğunu, Ünye ilçesi, İstiklal köyü nüfusuna kayıtlı olan H.. M.. ve eşi M.. M..'nun çocuklarının bulunmadığını, bu durumun Ünye Sulh Hukuk Mahkemesinin veraset ilamından da anlaşıldığını, ancak davalının H.. M.. ve M... M...'nun gerçek çocukları olmadığı halde nüfus kütüğünde bu şekilde yazılmış olması nedeni ile onların çocukları olarak göründüğünü ve bunun sonucunda da yine dilekçe ekinde sunmuş bulundukları veraset ilamından anlaşılacağı üzere onların gerçek çocukları gibi mirasçı olduğunu, davalının nüfus kaydı olarak Kumru ilçesi, Eskiçokdeğirmen köyü nüfusuna kayıtlı olup bu nüfusta K.. isminde bir kardeşinin olduğu yönünde bir bilgilerinin olduğunu, ayrıca bu nüfus kaydında soy isimlerinin Yılmaz olduğu yönünde de bilgilerinin olduğunu, bu nüfus kayıtlarına ulaştıklarında gerçek anne ve baba isimlerini ve bu nüfusta bulunan insanları da davaya dahil edeceklerini, bu yanlışlıkların müvekkilinin mirasçı olmasına mani olduğunu, gerekli araştırma ve inceleme yapılarak davalarının kabulü ile, davalının Ünye ilçesi İstiklal köyü, cilt 50-4 hanede nüfusa kayıtlı bulunan H.. M... ve M... M..'nun çocuğu olmadığının belirlenmesi ile bu yönde nüfus kütüğünde anne-baba adı tashihi ile mahkemeye bildirecekleri nüfus kaydındaki anne baba isimleri ile nüfusa kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacının dilekçe ve duruşmadaki talepleri birlikte dikkate alındığında; davacı, davalının nüfus kaydında görünen anne babanın gerçek anne baba olmadığını ve bir başka hanede kayıtlı H... ve A.. kızı olduğunu iddia etmiştir.
Şu haliyle, eldeki dava iki talebi içermektedir: İlki, nüfüs kaydında görülen kişilerin gerçek anne ve baba olmadığı; diğeri ise, başka hanede bulunan kişilerin gerçek anne ve baba olduklarıdır. Eş söyleyişle, davalı Kadriye ile nüfus kaydında görünen anne ve baba arasında soybağı bulunmadığı iddia edilmektedir.
Davanın kabul edilmesi halinde davalı Kadriye’nin kaydı bir başka haneye taşınacak ve bir başka anne ve baba ile soybağı kurulacaktır. Bu hali ile davanın soybağı davası olarak nitelendirilmesi gereklidir.
Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise Asliye Hukuk Mahkemelerinde bakılır.
Ancak, nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne-babanın, dolayısı ile soybağının tespit edilmesi gerekir.
Hal böyle olunca, gerçek anne ve babanın tespitine ve soybağının kurulmasına ilişkin istemin çözümü öncelik taşımakla, ağırlıklı bu talebi incelemekle görevli mahkeme buna bağlı diğer talebi de incelemek durumundadır.
O halde her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Aile Mahkemesidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, bozma nedenine göre işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmemiştir.
Bu nedenle, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup; davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 07.03.2012 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET GEREKÇESİ
Mahalli mahkeme “aile mahkemesi sıfatıyla” baktığı, Cumhuriyet savcısı ve nüfus memurunun huzuru ile gördüğü davayı “nesep tashihi” olarak nitelendirmiş, Yüksek özel Daire ise, davanın soybağına ilişkin olmayıp, gerçeğe aykırı olarak oluşturulan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğunu, bu niteliği ile asliye hukuk mahkemesinin görevine girdiğini, davaya “aile mahkemesi” sıfatıyla bakılmış olmasının yanlış olduğunu.” belirterek hükmü bozmuş; mahkeme, direnmiştir. Buna göre; yerel mahkeme ile Yargıtay (2. Hukuk) Dairesi arasındaki uyuşmazlık; davanın, bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası mı, yoksa neseple (soybağıyla) ilgili bir dava mı olduğu; burada varılacak sonuca göre de, asliye hukuk mahkemesinin mi yoksa, aile mahkemesinin mi görevine girdiği noktasında toplanmaktadır. Dava, soybağına ilişkin kabul edildiğinde 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun gereğince, bu mahkemeler görevli olacak, bu nitelikte değil ise, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecektir.
Her şeyden önce, bir davanın soybağına ilişkin kabul edilebilmesi için, dava ile ulaşılmak istenen sonucun, ya bir soybağı tesis etmesi veya kurulmuş olan soybağını ortadan kaldırması lazımdır. Eğer böyle bir sonuç doğmayacaksa, davanın soybağına ilişkin kabul edilmesi yasal olarak mümkün olmayacaktır.
Evlat edinmeyle kurulan soybağı hariç, çocukla ana ve babası arasındaki soybağının ne şekilde kurulacağı, kurulmuş olan soybağının hangi davalarla ortadan kaldırılacağı Türk Medeni Kanununda (m.282-304) düzenlenmiştir. Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla; çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. (m. 282/1-2)
Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır (m.285/1) Bu halde, çocukla baba arasındaki soybağı, çocuğun “evlilik içinde doğmuş olmasıyla” kendiliğinden kurulmuştur. Koca; “ karısının doğurduğu çocuğun kendisinden olmadığın” ileri sürerek, ana ve çocuğa karşı soybağının reddi açar. Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır. Kanun, dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hallerinde kocanın alt soyuna, anası ve babasına ve baba olduğunu iddia eden kişiye de soybağının reddi davası açma hakkı vermiştir. (m. 291) Bu dava, ister koca tarafından anaya ve çocuğa karşı açılsın, ister çocuk tarafından ana ve kocaya karşı açılmış olsun, isterse; Yasanın 291. maddesindeki hallerde, kendilerine bu davayı açma hakkı tanınmış olan kişiler tarafından açılmış olsun, bu dava ile; çocukla koca arasında “çocuğun evlilik içinde doğmuş olmasıyla” kendiliğinden kurulmuş olan soybağı çürütülür. Bir davanın soybağının reddi davası olarak nitelendirilebilmesi için, çocuğun evlilik devam ederken veya sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğmuş olması, doğuranıun da evli kadın olması şarttır. Soybağına ilişkin davalardan birincisi budur.
Çocuk evlilik dışında doğmuş, ana ve babası sonradan evlenmiş ise, evlilik dışında doğmuş olan bu çocuklar ana ve babasının evlenmesiyle kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olurlar.(m. 291) Eşler, evlilik dışında doğmu olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar. Bu zorunluluğa rağmen bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olmasını engellemez. (m.292/1-2) Kanun, bu yolla kurulan soybağına “ sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulması” demektedir. Bu yolla kurulan soybağı ise; “sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz ve iptal davasıyla” (m.294) ortadan kaldırılır. Bu davayı, ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk (çocuğun ölmüş olması veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi halinde altsoyu ) ve Cumhuriyet savcısı açar. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Bu dava ile, kocanın baba olmadığı hükme bağlanır. Soybağına ilişkin davalardan ikincisi de budur.
Soybağına ilişkin üçüncü dava, “tanımanın iptali” davasıdır. (m. 297) Bir davanın “tanımanın iptali” olarak nitelendirilebilmesi için: çocuğun evlilik dışında doğmuş olması, babanın evlilik dışında doğmuş olan bu çocuğu Kanunda (m. 295/1) gösterilen usullerden herhangi biriyle (nüfus memurunua veya mahkemeye yazılı başvuru, resmi senet veya vasiyetname ile) tanımış olması gerekir. Tanıma, tek taraflı bir irade beyanıdır. Bu dava ile de, tanıyanın, çocuğun babası olmadığı sonucuna ulaşılır. Diğer bir ifade ile tanıma yoluyla kurulan soybağı geçersiz kılınır. Dava; tanıma beyanı, yanılma, aldatma veya korkutmaya dayanıyorsa, “tanıyan” tarafından; anaya ve çocuğa karşı açılır. (m.297) Böyle değil ise; çocuk, çocuğun ölümü halinde alt soyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tarafından açılabilir. (m.298)
Evlilik haricinde doğan çocukla baba arasındaki soybağı hakim hükmüyle de kurulabilir.. Bunu sağlayan dava ise “babalık” davasıdır. (m.301) Bu dava, ana ve çocuk tarafından babaya, baba ölmüş ise mirasçılarına karşı açılır. Hakim hükmüyle kurulmuş olan soybağı, bunu kuran mahkeme kararının iadei muhakeme yoluyla ortadan kaldırıması halinde geçersiz kılınır. Soybağına ilişkin dördüncü dava budur.
Türk Medeni Kanunda düzenlenmemiş olan soybağıyla ilgili bir başka dava daha vardır. O da; “...bir evlenme aktine dayanmaksızın birleşip karı koca gibi yaşayanlardan doğan çocukların durumudur..” Bu çocuklar, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana belirli aralıklarla çıkarılan ve uygulamada “Af Kanunu” olarak bilinen “ Bir Evlenme Aktine Dayanmayan Birleşmelerin Evlilik ve Evlilik Dışında Doğan Çocukların Düzgün Nesepli Olarak Nüfusa Tescil Edilmelerine İlişkin Kanun”lara dayanılarak babaları üzerine düzgün nesepli olarak tescil edilmişlerdir. Bu Af Kanunlarından en sonuncusu 8.5.1991 tarihinde kabul edilip 16.5.1991 tarihinde yürürlüğe giren 3716 sayılı Kanundur. Yürülürk tarihinden beş yıl sonra yürürlükten kalkmıştır. Burada, bir evlenme aktine dayanmaksızın fiilen karı koca gibi birlikte yaşayan; evli olmayan bir erkek ile evli olmayan bir kadının birleşmelerinden, evli bir erkekle evli olmayan bir kadının birleşmelerinden, evli bir erkekle evli bir kadının birleşmelerinden doğan çocukların (ki bu çocuklar evlilik dışında doğmuş durumdadırlar) nesepleri, Kanunla düzeltilmektedir. Kanunla yapılan “nesep düzeltme” işlemlerine karşı; ilgili Af Kanunu, kendi hükümleri içinde “İtiraz davası” açılabileceğini çoğu kez. öngörmüştür. Eğer bu Kanunlara dayanılarak yapılan tescillere ilgililer, kanunda gösterilen süre içinde itiraz etmemişlerse genel hükümlere göre “nesep düzeltmeye itiraz” davası açabilirler. Bu dava ile de, Kanunla düzeltilmiş olan soybağı hükümsüz hale getirilir.
Soybağına ilişkin davalar yukarıda sayılanlardır. Bu sayılan davaların her biri, Kanunda hak düşürücü sürelere bağlanmış ve davacı lehine ispat kolaylığı sağlayan bir takım karineler öngörülmüştür. Yüce Genel Kurulun önündeki dava bunlardan hangisidir? Davalı Kadriye, evlilik içinde mi doğmuştur. Veya evlilik dışında doğmuş olup da, anası ve babası sonradan mı evlenmiştir. Yahut da, babası tarafından tanınmış mıdır. ? Ya da K... Af Kanununa göre mi nüfusa tescil edilmiştir.
Davacı, davalı K..'nin, gerçekte H.. ve M.. M..'nun çocukları olmadığını, başka ana ve babadan olduğunu ileri sürmektedir. Bu ileri sürüş, davalıyla, kayden anası ve babası olarak görünen H.. ve M.. M.. arasında gerçekte bir soybağı ilişkisinin hiç kurulmamış olduğunun ifadesidir. Diğer bir deyişle, dava ile, resmi sicilin belgediği olgunun doğru olmadığı, sicilin baştan yanlış tutulduğu ileri sürülmektedir. Öyleyse bu davanın, yukarıda belirtilen soybağına ilişkin davalarla bir alakası yoktur. Dosyaya alınan doğum belgesine göre, davalı K.., muhtarlıkça düzenlenen 27.5.1959 tarihli “doğum belgesine” dayanılarak H... ve M.. M..'nun çocuğu olarak bunların hanesine tescil edilmiştir. H.. ve M.. M..'nun bu tescili şu veya bu nedenle istemiş olmaları veya başkasının çocuğunu kendi çocuklarıymış gibi beyanda bulunarak nüfusa tescil ettirmiş olmaları ve sağken bu çocuğun kaydının iptali için dava açmamış bulunmaları, davalı K.. ile bunlar arasında bir soybağı tesis etmez. Çünkü çocukla ana ve baba arasındaki soybağının ne şekilde tesis edileceğini Kanun göstermiştir. Çocukla anası arasındaki soybağı doğumla, babası arasındaki soybağı ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmüyle kurulur. (TMK. m.282/1-2) Esasen, soybağına ilişkin ihtilaflarda, kişisel durumla ilgili nüfus kaydında yer alan bilgi “doğru” olarak doğmuş ve kütüğe tescil edilmiştir. Bu doğru kayıt, daha sonra açılan bir dava (soybağının reddi veya sonradan evlenme yoluyla soybağına itiraz veya tanımaya itiraz veya tanımanın iptali yahut da Af Kanunu ile yapılan nesenp düzeltmeye itiraz) ile teknik olarak bir yanlışlığa dönüştürülmektedir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, resmi sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi söz konusudur. ( bkz. H.G.K.'nun 30.1.2008 tarihli ve 2008/2-36 esas, 2008/47 karar sayılı kararı.) Böyle bir dava sonucunda, kaydının düzelltilmesi istenen kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da, davayı “soybağı davası” haline O halde dava, soybağıyla ilgili değil, gerçeğe aykırı beyanla baştan beri yanlış olan sicilin düzeltilmesi niteliğinde olup, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi kapsamına giren bir “nüfus kaydının tashihi” davasıdır. Resmi Siicl ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur Bunların içeriklerinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi, bir şekle bağlı değildir. (TMK. m.7) Her hangi bir süreye bağlı olmaksızın sicilin belgelediği olğunun aksi, her türlü delille kanıtlanabilir. Bu bakımdan Yüksek Özel Dairenin “davanın bir soybağı davası değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğuna” ilişkin nitelendirmesinde ve buna bağlı olarak , “aile mahkemesinin görevine girmediğine” ilişkin bozma kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Özel Dairenin bozma kararına uyulmak üzere yerel mahkemenin direnme kararı bozulmalıdır. Açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun direnme kararını uygun bulan görüşüne iştirak etmiyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, soybağına ilişkin davalarda yetkili mahkeme aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sadece davalının yerleşim yeri mahkemesi
B) Sadece davacının yerleşim yeri mahkemesi
C) Sadece çocuğun doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesi
D) Taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesi