Türk Medeni Kanunu 305. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 305- Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.
II. Birlikte evlât edinme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- TEMYİZ EDİLEBİLEN KARARLAR**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 305 ]
2. Hukuk Dairesi 2004/9167 E., 2004/10742 K.
2. Hukuk Dairesi 2004/9167 E., 2004/10742 K.
- KÜÇÜĞÜN RIZASI VE YAŞI
- TEMYİZ EDİLEBİLEN KARARLAR- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 305 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 308 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacılar tarafından 27.5.2002 tarihinde Göynük Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davada, davalının velayeti altında bulunan oğlu S…
…. A…
……'ın evlat edinilmesine izin verilmesinin istendiği, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi üzerine Göynük Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 308/1. maddesindeki hükme göre evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Dosyada mevcut nüfus kayıt örneklerinden, 20.08.1966 doğumlu F…
….. Ç…
….. ile 27.06.1984 doğumlu evlat edinilmek istenilen S…
….. A…
….. arasındaki yaş farkının onsekiz yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.
Yasal şartın oluşmaması nedeniyle davacıların birlikte evlat edinebilmeleri mümkün olmamasına rağmen Türk Medeni Kanununun 308. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Diğer taraftan; Türk Medeni Kanununun 305. maddesinin 1. fıkrasına göre bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Mahkemece, sözü edilen maddede öngörülen şart gerçekleşmediği halde davanın kabulüne karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 27.09.2004 oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
8. Hukuk Dairesi, 2021/15981 E., 2022/351 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Evlat edinmenin asli unsurları ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 320. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
8. Hukuk Dairesi 2021/15981 E. , 2022/351 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Evlat Edinmeye Dair Yabancı Mahkeme Kararının Tanınması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın müdahil ... varisleri vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 20.0.2019 tarihli ve 2019/731 Esas, 2019/6262 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. Müdahil ... varisleri vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde, ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar numaralı kararı ile .... tarafından davacı ...'nın evlat edinildiğinin kabul edilmesi, üçüncü şahıs ....'nın mirasçısı olarak hariç edilmesi, nüfus kayıtlarında düzeltme yapılarak ...'nın ebeveynleri olarak....nın kayıtlanmalarına karar verildiğini, verilen kararın yargısal aşamalardan geçerek kesinleştiği ileri sürülerek verilen kararın tanınması istenmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar numaralı kararının tanınmasına karar verilmiş, davanın kabulüne dair mahkeme kararı evlat edinenlerden ... ...'nın vasiyet alacaklısı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce verilen onama kararının ... mirasçıları vekili tarafından düzeltilmesi istenildiğinden dosya yeniden incelenmiştir.
Dava, davacı ...'nin Jahja (....tarafından evlat edinilmesi ve diğer hususlara dair ... mahkemelerince verilen kararın 5718 Sayılı MÖHUK'un 58. maddesi gereği tanınması istemine ilişkindir.
2675 sayılı MÖHUK'un yürürlükten kaldırıp, 12.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5718 sayılı MÖHUK'un yabancı mahkemece verilen ilamların tanınmasına ilişkin 58.maddesi, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesinin yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı olduğunu, tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulanmayacağını, ancak aynı maddenin (b) bendi gereği hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmama gerektiği, ihtilâfsız kaza kararlarının tanınmasının da aynı hükme tâbi bulunduğu, yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usulün uygulanacağı, aynı Kanunun 18. madde gereği ise evlât edinme ehliyeti ve şartları, taraflardan her birinin evlât edinme anındaki millî hukukuna tâbi olduğu, evlât edinmeye ve edinilmeye diğer eşin rızası konusunda eşlerin millî hukuklarının birlikte uygulanacağı ve evlât edinmenin hükümleri evlât edinenin millî hukukuna, eşlerin birlikte evlât edinmesi hâlinde ise evlenmenin genel hükümlerini düzenleyen hukuka tâbi olduğu hükme bağlanmıştır.
Öte yandan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 30. maddesindeki düzenlemeye göre ise yurt dışında yabancı yetkili makamlar önünde yapılan evlât edinme işlemlerinin aslî şartlar bakımından Türk mevzuatına uygun olmak şartıyla Türkiye'de de geçerli olup, evlât edinme olaylarına ilişkin yabancı adlî veya idarî makamlarca verilen ve o ülkenin hukukuna göre kesinleşmiş olan veya kesin hüküm gibi sonuç doğuran karar ve belgelerin Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz veya tanıma kararı verilmesine bağlıdır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler:
A) Tanınması talep edilen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı dosyası:
Hatem ve Saniye'den olma 10.04.1961 doğumlu davacı ...'nın amcası olan ... ile eşi ... tarafından ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararı ile evlat edindikleri, ancak tarih ve sayısı yazılı karar ile davacı ... dışında ... de aynı kişilerce evlat edinildiğine dair kararın olduğu, evlat edinenlerden ... tarafından 15.04.1993 tarihinde açılan davalar ve son olarak ...'nin vefatından sonra davacı ... tarafından, evlat edinenler tarafından sadece kendisinin evlat edinildiği, kendisi ile birlikte ... de evlat edinildiğine dair kararın sonradan oluşturulduğu iddiası ile ... İli Mahkemesinde görülen ve tanınması istenilen davada taraf teşkili sağlanmış, taraflara savunma hakkı tanınarak yapılan yargılamalar neticesinde aşağıdaki olgular tespit edilmiştir:
Evlat edinen eşler 1902 doğumlu ... ile 1910 doğumlu ...'nin evlat edinmelerine dair ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararından iki nüsha bulunduğu, iki nüsha arasında gözle görülür farklar bulunduğu, Merkezi Kriminalistik Laboratuvar'ın 18.05.1996 tarihli ve 420 sayılı teknik inceleme belgesinde; ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararının bütün diğer kararlarından farklı olarak kağıt kalitesi, yazı makinesi türü ve daktilo eden şahıs açısından farklı olduğu, evlat edinme tarihi itibari ile yürürlükte bulunan "Evlat Edinme Yasası" gereği sadece bir kişinin evlat edinilmesine izin verildiği, bütün bu kanıtlar neticesi davacı ... ile müdahil ... evlat edinilmelerine ilişkin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararın 1990 yılından sonra 1992-1993 yıllarında Xhevit (Cavit) ... tarafından kullanıma sokulduğu, davacı ...'nin evlat edinilmesine dair 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararın ise arşivde bulunmadığı, sahte kararın işleme konulabilmesi için gerçek kararın yok edildiği, evlat edinenler ... ve ...'nin de bulunduğu ... ailesinin Radesh Köyü'nün 1950 tarihli nüfus kayıtlarında davacı ...'nin 8. sırada; ... ise 10. sırada kayıtlı olduğu, Veri'nin 8. sıradaki isminin yanına "çocuk edinmiş" notunun düşüldüğü, ... kaydı karşısında böyle bir notun olmadığı; davacı ...'nin evlat edinilmesine dair ise ...'nin ilk önce Veri'nin kardeşi ... 13.09.1961 tarihli ve 89 sayılı karar ile evlat edindiği, bu evlat edinmeye ...'nin eşi ...'nın itiraz edip Veri'yi evlat edinmek istediği, bu nedenle ...'nın 1964 yılı İlkbaharında ...'a gittiği ve eşi ... ile birlikte gerekli evrakları hazırlayarak ve Veri'nin biyolojik anne-babasının onayını alarak 15.09.1948 tarihli ve 602 sayılı "Çocuk Edinme" Yasası uyarınca karar veren makam olan ... İli Halk Konseyi İcra Komitesine dilekçe sundukları ve Komitenin 20.10.1964 tarihli toplantısında Veri'nin, ... ve ... tarafından evlat edinmesinin onaylandığı, Riza'nın evlat edinilmesine dair 13.09.1961 tarihli ve 89 sayılı kararın ise iptal edildiği, ... bu kararın yok edilerek sahte olan Veri ile ... evlat edinilmesine dair kararın kullanıma sokulduğu, bu durumun savcılık ve mahkemede dinlenen nüfus idaresinde çalışan tanıkların beyanları, ...'nın davacı ... lehine vasiyet düzenlemesi, ...'nın yazdığı mektuplar ve nüfus kayıtlarından anlaşıldığı gerekçeleri ile;
a)... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararının geçersiz olduğunu ve Medeni Usul Kanunu'nun 270. maddesi uyarınca bu kararın sahte olduğunu ilan etmeye,
b)Davaci ...'nın 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı karar üzerine ... ... ve eşi Xhevrije ... tarafından çocuk edinmiş olduğu hukuki gerçeğini tanımaya,
c)Nüfus Dairesine, belgelerinde düzeltme yaparak ...'nın ... ...'nın aile belgesinden çıkarılmasını ve Xhevit'in babasının ... ve annesinin Xhevrije olarak yazılmasının kaldırılmasını emretmeye,
d)...'yı rahmetliler ... ve Xhevrije ...'nin birinci dereceden mirasçısı olarak hariç etmeye,
e)Müdahil taraflar Sytki Muça, ... ve ...'nin diğer taleplerini kabul etmeye ve Medeni Usul Kanunu'nun 299. maddesi ve 179. maddesinin (c) fıkrası uyarınca başlıca müdahil tarafın davasını durdurmaya karar vermiştir.
B) Vlora Temyiz Mahkemesi Kararı: Vlora Temyiz Mahkemesi 09.07.2003 tarihli ve 98 sayılı kararında ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 106 sayılı kararının geçerliliğini kararlaştırmıştır.
C) ... Cumhuriyeti Yargıtayının 31.03.2005 tarihinde ilan edilen 03.02.2005 tarihli ve 539 sayılı kararı: ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 106 sayılı kararı ile Temyiz Mahkemesinin 09.07.2003 tarihli 98 sayılı kararının değiştirilmesini ve davacı ...'nın ve üçüncü taraflar Sytki Muço, Kujtim Muço, ... ve ...'in davasının reddedilmesini kararlaştırmıştır.
D) ... Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi 30.04.2007 tarihli ve 17 sayılı kararıyla, ... Medeni ... 03.02.2005 tarihli ve 539 sayılı kararının ... Cumhuriyeti Anayasasi ile bağdaşmaz bir karar olduğu için anılan kararın iptal edilmesini ve davanın ... Medeni Kurulunda yeniden görüşülmesini kararlaştırmıştır.
E) ... Cumhuriyeti Yargıtayının 09.12.2008 tarihli ve 460 sayılı kararıyla ... Medeni Kurulu, Medeni Usul Kanunu'nun 485/a. maddesine istinaden Vlora Temyiz Mahkemesinin 09.07.2003 tarihli ve 98 sayılı kararının geçerliliğini kararlaştırmıştır.
Tanınması istenilen kararın kesinleşmesi; Berat İli Mahkemesinin 03.04.2009 tarihli ve 52 Esas, 51 Karar sayılı "İcra Emrinin Verilmesi İçin Karar" başlıklı ilamı ile Yargıtayın 09.12.2008 tarihli ve 460 sayılı kararı ile Vlora Temyiz Mahkemesinin 09.07.2003 tarihli ve 98 sayılı kararının geçerliliğini ilan ettiği ve bu şartlarda ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 106 sayılı kararının kesinlik kazandığı tespit edilmiş, ... bu ilamlara dair Apostil şerhli suretlerde dosyaya ibraz edilmiştir.
Tanınması istenilen yabancı mahkeme kararı ile daha sonraki kanun yoluna dair inceleme yapan Temyiz Mahkemesi ve ... kararlarında saptandığı üzere, 23.06.1965 tarihli ve 4020 sayılı Aile Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1966 tarihine kadar yürürlükte olmuş 19.05.1948 tarihli ve 602 sayılı "Evlatlık" Yasası'nın 4. maddesi gereği evlat edinebilecek reşit olmayanların sayısının bir kişi olduğu yani iki kişinin evlat edinilemeyeceği, yine aynı Kanun gereği bir şahsın çocuk (evlat) edinmesi için tarafların rızası ve Halk Konseyi İcra Komitesinin bu rızayı onaylamasını şart koştuğu saptanmış ve kararlarda bu hususlara yer verildiği anlaşılmıştır.
... İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; kamu düzeni kavramının müdahale alanı, son derece geniş ve yoruma müsaittir. Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali hâlinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Zira iç hukuktaki kamu düzeni kavramı ile milletlerarası özel hukuk alanındaki kamu düzeni kavramı birbirinden farklıdır. İç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir.
Yine ... Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/11-52 Esas, 2021/671 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Zira MÖHUK’da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi hâlin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürecektir.
Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu hususta MÖHUK’un 54/c maddesinde kamu düzenine açıkça aykırılıktan bahsedilerek yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde kamu düzenine aykırılık hususunda hâkimlerin takdir yetkisi daraltılmaya çalışılmıştır. Bu itibarla tenfiz hâkimi, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez. Yabancı bir kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için, kararda yer alan hüküm fıkrasının Anayasanın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine (vazgeçilmez prensiplerine), Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlak telakkilerine aykırı olması gerekir (Şanlı, Cemal: Milletlerarası Özel Hukuk, ... 2013, s. 486).
Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlal edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’un 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Görüldüğü üzere MÖHUK’un 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlal eden diğer durumlar MÖHUK’un 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir (..., .../..., B. ...: Milletlerarası Özel Hukuk, ... 2016).
Buna göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlar MÖHUK’da sınırlı bir şekilde sayılmış; hâkimin tenfiz kararını verirken, yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçildiğinin, doğru uygulandığının, delillerin doğru takdir edildiğinin kısaca kararın esas yönünden doğruluğunun incelenmesini öngören “revision” sistemi Türk Hukuku’nda kabul edilmemiştir. Başka bir deyişle tenfiz davasına bakan Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığını denetleyemez veya uyuşmazlığın esası hakkında karar veremez. Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının Türk Hukuku ile uyumlu olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır.
Yapılan açıklamalar ve dosya kapsamına göre; evlat edinilen Veri ile evlat edinenlerden ...'nin ... ülkesi vatandaşı, evlat edinenlerden ...'nın ise Arnavut ve Türk vatandaşı olduğu, evlat edinme işlemlerinde ... ülkesi Kanunlarının uygulandığı, tanınması istenilen yabancı mahkeme kararının usulüne uygun kesinleştiği, tarafların savunma hakkının kısıtlanmadığı, evlat edinme davalarında ... uygulamaları ile kabul edilen evlat edinenler ile evlat edinilen arasında onsekiz yaştan fazla farkın ve evlat edinmeye rızanın bulunduğu, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, ileri sürülen sahtelik iddialarının tanıma kararı verecek ülke mahkemesince irdelenemeyeceği, kaldı ki bu hususun tanınması istenilen mahkeme kararı ile kanun yoluna dair ... Cumhuriyeti yargı mercilerince ayrıntılı olarak incelendiği, anılan yargı makamlarınca kabul edilen olguların hakikate uygunluğunu araştırmanın tanıma ve tenfiz davası kapsamında yapılacak bir inceleme olmadığı, somut olayda netice itibarıyla tanımaya ilişkin ön koşullar ile esasa ilişkin koşulların bulunduğu hususları da dikkate alındığında, ... ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK'un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi gereğince 1086 Sayılı HUMK'un 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 660,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye irad kaydına, 92,50 TL peşin harcın red harcına mahsubu ile kalan 75,80 TL’nin karar düzeltme isteyen Müdahil ... ve varislerinden alınmasına 19.01.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
K A R Ş I O Y
Davacı ... vekili, evlat edinmeye ilişkin ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar numaralı kararının tanınmasını istemiş, mahkemece tanınmasına karar verilmiş, ... mirasçılarının temyizi üzerine Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda 20.06.2019 tarihli ve 731/6262 sayılı karar ile onanmasına karar verilmiş, bu kez aynı kişiler karar düzeltme itirazında bulunmuşlardır.
Tanınması istenen mahkeme kararı, ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi tarafından
verilmiş 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı karar ile ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmiş olduğu gerçeğinin tanınmasına, ...'nın aynı kişiler tarafından evlat edinilmesine ilişkin İcra Komitesinin aynı tarih ve sayılı kararının sahte ve geçersiz olduğuna, ...'nın ... ve ... ...'nın nüfus kaydından ve mirasçılığından çıkarılmasına ilişkindir.
Arnavut ... İli Mahkemesinin kararı, ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmesine ilişkin ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi kararına dayandırılmıştır. Taraflarca da kabul edildiği üzere, 1964 yılında evlat edinildiği iddia edilen ... 1974 yılında ... ve ... ...'nın ... nüfus kayıtlarındaki hanelerine tescil edilmiştir. Her ne kadar devletlerarası yardım talep etmek suretiyle evlat edinme tarihindeki ... Medeni Kanunu dosya arasına getirtilmemiş ve tercüme edilmemiş ise de, bu uygulamadan İl Halk Konseyi İcra Komitesi kararının nüfus idaresine tescili için tek başına yeterli olduğu, bunun için ayrıca ... mahkemelerinden karar alınmasına gerek duyulmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla evlat edinme tarihinde, İl Halk Konseyi İcra Komitesi kararının, mahkeme kararı aranmaksızın evlat edinmenin asli kurucu unsuru olduğu anlaşılmaktadır. Tanınması istenen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı kararının ise, ortaya başka bir mirasçının (...) çıkması ve Türk vatandaşı sıfatını kazanan ... ...'nın Türkiye de ki mirasçılık ilişkisinde kullanılması amacıyla alındığı açıktır.
Ne var ki; ... Yasalarına göre evlat edinmenin asli ve kurucu unsuru olan ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmesine ilişkin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi kararı karar düzeltmeye konu dosyada mevcut olmadığı gibi, ne tanınması istenen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı dosya içinde, ne ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinde ne de ... Nüfus kayıtları arasında bulunamamıştır. ... ile birlikte ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmesine ilişkin ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin aynı tarih ve sayılı kararının ise sahte ve geçersiz olduğu ... mahkemeleri tarafından belirlenmiştir.
Davacı ... tarafından tanınması istenen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı kararı ise evlat edinme tarihinden 39 yıl sonra alınmış olup ağırlıklı olarak tanık beyanlarına, sübjektif kanata dayalı ve Halk Konseyi İcra Komitesi evlat edinme kararının ihyası niteliğindedir. Az yukarıda vurgu yapıldığı gibi ...'nın evlat edinilmesine ilişkin Halk Konseyi İcra Komitesi kararı görülmeden karar verilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 30/1. maddesinde aynen "(l) Yurt dışında yabancı yetkili makamlar önünde yapılan evlât edinme işlemleri aslî şartlar bakımından Türk mevzuatına uygun olmak şartıyla Türkiye'de de geçerlidir. (2) Evlât edinme olaylarına ilişkin yabancı adlî veya idarî makamlarca verilen ve o ülkenin hukukuna göre kesinleşmiş olan veya kesin hüküm gibi sonuç doğuran karar ve belgelerin Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz veya tanıma kararı verilmesine bağlıdır." Hükmünü içermektedir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 5 ve 54/c. maddelerine göre de, kamu düzenine açıkça aykırı olan yabancı mahkeme kararları hakkında tanıma tenfiz kararı verilemez. Bu açıklamalara göre; yabancılık unsuru taşıyan evlat edinme ve özellikle asli unsurları, toplumun en önemli ... taşı olan aile içindeki soybağının kurulması, miras hukukunu doğrudan ilgilendirmesi ve olası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına başvurunun kabulü yönündeki etkisi nedeniyle kategorik olarak hayati önem taşıdığından kamu düzenini yakından ilgilendirmektedir. Evlat edinmenin asli unsurları ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 320. maddeleri arasında düzenlenmiştir. ...'nın ... ve ... ... tarafından tanınmasına ilişkin ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi tarafından verilmiş 20.10.1964 tarihli 116 sayılı karar bulunmadığından, mevcut olduğu belirtilen ... ile birlikte ...'nın evlat edinilmelerine ilişkin aynı tarih ve sayılı İcra Komitesi kararının ise sahte ve geçersiz olduğu belirtildiğinden, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına göre kamu düzenine aykırılığının bulunup bulunmadığı saptanamamıştır. Halk Konseyi İcra Komitesinin verdiği evlatlık kararından yaklaşık 40 yıl sonra tanık beyanlarına ve sübjektif kanaata dayalı mahkeme kararının Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından tanınmasının isabetli olmadığı kanaatindeyiz.
Diğer yandan, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 30/2. maddesinde, evlât edinme olaylarına ilişkin yabancı adlî veya idarî makamlarca verilen kararların tanınacağı belirtilmiştir. Buna göre, yabancı ülkedeki dini kurullar, halk toplulukları, siyasi oluşumlar v.b. gibi adli ya da idari makam sayılmayacak birimlerin verdikleri kararlar kendi ülkelerinde geçerli olsa bile ülkemizde tanınamaz. Somut olay bakımından, evlatlık kararını veren ... ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi'nin kanun maddesinde belirtilen adli ya da idari makam sayılıp sayılmayacağı üzerinde de tartışılıp değerlendirilme yapılmamıştır.
Bundan ayrı, bir ülkenin adli veya idari makamlarınca verilen kararının ülkemizde tanınması için öncelikle söz konusu kararın kendi ülke kanunlarına göre geçerli bir karar olması gerekir. ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi tarafından verilmiş evlatlık kararının ... kanunları karşısında geçerlilik şartlarını taşıyıp taşımadığı yerel mahkemece gereği gibi irdelenmemiştir. Bunun için devletlerarası adli yardım yolu ile evlatlık kararının verildiği 1964 yılı itibarıyla Arnavutlukta yürürlükte olan kanun belirlenip dosya arasına getirtilip, tercüme edilerek değerlendirilmelidir. O tarihteki ülke Kanunu'nun temin edilememesi durumunda Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olacağı düşünülmelidir.
Tüm bu açıklamalar nedeniyle; yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin karar düzeltme talebinin reddi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmamaktayız, karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 20.06.2019 tarihli ve 2019/731 Esas, 2019/6262 Karar sayılı onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme kararının yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde bozulmasının gerektiği kanaatindeyiz. 19.01.2022
8. Hukuk Dairesi, 2017/8301 E., 2019/111 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Küçüklerin evlat edinilmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 312.maddeleri arasında düzenlenmiş olup, buna göre küçüklerin evlât edinilmelerine ilişkin genel olarak;
8. Hukuk Dairesi 2017/8301 E. , 2019/111 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Evlat edinme
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava dilekçesinde, davacı ...'ın 17.12.2010 tarihinde evlendiği eşi ...'nın önceki evliliğinden 28.11.2006 tarihinde doğan ...'yi evlat edinmesine ve küçüğün nüfus kayıtlarındaki baba hanesine baba adı olarak davacı ...'in adının yazılmasını istenmiş; Mahkemece küçüğün evlat edinilmesi yönünden davanın kabulüne, evlat edinilen küçüğün baba adı hanesine evlat edinenin adının yazılması istemi yönünden ise, talebin küçüğün soybağına ilişkin olduğu, bunun için de babalık karinesinin çürütülmesi, soybağının reddi ve buna yönelik açılacak dava ile mümkün olacağı gerekçesi ile bu yöndeki istemin reddine karar verilmiş, davacı vekili de reddedilen yönü ile mahkeme hükmünü temyiz etmiştir.
04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir.
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 306. maddesi kapsamında evli olan eşlerden birisinin, diğer eşin çocuğunu evlat edinmesi ve evlat edinilecek çocuğun baba adının da evlat edinenin adı olarak yazılması istemine ilişkindir.
Küçüklerin evlat edinilmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 312.maddeleri arasında düzenlenmiş olup, buna göre küçüklerin evlât edinilmelerine ilişkin genel olarak; küçüğün bakılmış ve eğitilmiş olması, evlât edinmenin küçüğün yararına olması ve diğer çocukların haklarının zedelenmemiş olması gerekir. Kimlerin evlat edinebileceği ise 306 ve 307.maddeler de düzenlenmiş olup, evli olmayan kişinin öngörülen şartlar dahilinde tek başına evlat edinebileceği eşlerin ise tek başına evlat edinemeyeceği kabul edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda kural olarak evli olan eşlerin tek başına evlat edinmeleri, mülga 743 sayılı Medenî Kanun'un aksine kapatılmıştır. 743 sayılı Kanun'un 255.maddesinde eşlerden birinin evlât edinebilmesi diğer eşin bu işleme rıza göstermesi şartına bağlanmışken yani birlikte evlat edinme zorunlu değilken, 4721 sayılı TMK'nin "Birlikte evlât edinme" başlıklı 306.maddesinde eşlerin, ancak birlikte evlât edinebilecekleri, evli olmayanların birlikte evlât edinemeyecekleri ana kural olarak belirlenmiş, eşlerin birlikte evlât edinme zorunluluğunun istisnalarından birisi, maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiş ve eşlerden birinin, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebileceği hükme bağlanmıştır. Yani bir eşin, diğerinin çocuğunu evlat edinmesi birlikte evlat edinme ana kuralı kapsamında kabul edilmiş olup, 307.madde de düzenlenen tek başına evlat edinme ve diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması ve sayılan diğer hallerle sınırlı olarak tek başına evlat edinmenin istisnaları kapsamında değerlendirilmemiştir.
Evlât edinme ile birlikte gerek evlâtlığın gerekse evlât edinenin şahsına ilişkin bir takım hüküm ve sonuçlar bağlanmıştır. Yani mahkemenin kesinleşen evlat edinme kararı sonucu kendiliğinden -başka bir hükme hacet olmaksızın- belli sonuçlar doğmaktadır. Evlat edinilenin, evlat edinenin mirasçısı olması gibi. Bu sonuçlardan birisi de somut uyuşmazlığa konu olan evlat edinilen küçüğün anne ve baba adına ilişkindir. TMK'nin 314.maddesinin dördüncü fıkrası gereği, eşler tarafından birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adlarının yazılacağı amir hüküm olarak düzenlenmiş olup, bu konuda mahkemenin bir karar vermesine gerek bulunmadığından, evlat edinme kararı sonucu idare-nüfus müdürlüğü- küçüğün anne-baba adı hanesine, evlat edinen anne ve babanın adını yazacaktır.
Somut uyuşmazlık yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda değerlendirildiğinde; davacı ..., 17.12.2010 tarihinde evlendiği eşi ...'nın önceki evliliğinden 28.11.2006 tarihinde doğan ...'yi evlat edinmek istemekte ve ...'nın baba adı hanesindeki biyolojik babası "Bekir"in adı yerine de kendi adının yazılmasını talep etmektedir. Salih'in, diğer eş ...'nın çocuğunu evlat edinmesi TMK'nin 306.maddesi gereği birlikte evlat edinme kapsamında kaldığı, birlikte evlat edinmenin kanuni sonucu olarak da aynı Kanunun 314/4. maddesi gereği evlat edinilen küçük ...'nin nüfus kaydındaki anne-baba hanesine evlat edinenlerin adının yazılması, mahkemenin nitelediği gibi soybağı hukuku ile herhangi bir ilintisi bulunmayıp, evlat edinmeye bağlanmış bir sonuç ve nüfus müdürlüğünün görevi kapsamında kaldığından bu konuda mahkemenin bir hüküm oluşturmasına da gerek bulunmamaktadır.
Bu durumda Mahkemece, evlat edinilen küçük ...'nin nüfus kütüğündeki baba hanesi kısmına davacı ...'in adının yazılmasının nüfus idaresine verilmiş idari bir görev olduğu gözetilerek, davanın bu istemle sınırlı olarak görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu talebin soybağını ilgilendirdiği gerekçesi ile reddine karar verilmesi doğru değil ise de; bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca, hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme talebinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
18. Hukuk Dairesi, 2014/9934 E., 2014/17641 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi(Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu'nun 305. maddesine göre bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
18. Hukuk Dairesi 2014/9934 E. , 2014/17641 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi(Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
Asıl dava dilekçesinde, evlat edinme kararı, karşı dava dilekçesinde ise küçüğün babasına teslim edilmesi istenilmiştir. Mahkemece asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Asıl davada davacılar, 18.05.2007 doğumlu ...'yi annesinin ölümü sebebi ile doğumundan bu yana kendilerinin baktığını ileri sürerek çocuğu evlatlık almalarına izin verilmesini istemişler, birleşen davada ise biyolojik baba çocuğun kendisine teslimini istemiştir. Mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir
Dosyadaki belge ve bilgilerden; biyolojik babanın 04.04.1971 doğumlu olduğu, çocuğun biyolojik annesi ...'nin ise çocuğun doğumundan hemen sonra 24.05.2007 tarihinde öldüğü, çocuğun babasının çocukların sahipsiz kalmamaları için davacıların evinin hemen yanında ev yaptığı ve burada yaşadığı,... ve diğer kardeşleri ile davacıların ilgilendiği, daha sonra baba Hüsamettin yeniden evlenince başka eve taşındığı, çocuğun teslimi konusunda davacılar ile anlaşmazlığa düştükleri ve neticesinde eldeki davaların açıldığı anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 305. maddesine göre bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır. Evlat edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir. Aynı Yasa'nın 309/1. maddesinde evlat edinmede, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektiği, 311. maddesinde ise ana ve babanın rızasının aranmayacağı durumlardan birisinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi olduğu düzenlenmiştir. Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilebilir. Araştırmada özellikle evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir. Evlat edinenin altsoyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere birleşen dava davacısı baba ...'in çocuklarının sahipsiz kalmaması için davacıların evinin yanıbaşına ev yaptırıp burada yaşadığı, çocuğun yaşı itibari ile anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu, bu zaruret sebebiyle çocuğun teyzesi olan davacı ... tarafından bakılıp büyütüldüğü anlaşılmaktadır. Çocuğun davacılar tarafından büyütülmesi durumu, baba ... yönünden özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinden söz edilemez. Bu durumda Türk Medeni Kanunu'nun 309/1. maddesindeki koşul da gerçekleşmediğinden evlat edinmede davalı babanın rızası şart olup evlat edinmeye dair asıl davanın reddine, çocuğun teslimine dair birleşen davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2011/2675 E., 2012/569 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Velayet düzenlemesinde ana/babalık duygusunun tatmini gözetilmekle birlikte; asıl olan "çocuğun üstün yararı" dır (TMK.m.305, 346;
2. Hukuk Dairesi 2011/2675 E. , 2012/569 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVACI-DAVALI :...
DAVALI-DAVACI :...
DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm velayet, nafaka, kusur ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle kardeşlerin birbirinden ayrılmasının çocukların ruh ve beden sağlığı yönünden sakınca oluşturacağından davacı-davalı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Müşterek çocuk Elif için davalı-davacı kadın yararına verilen tedbir nafakasına ilişkin temyize gelince;
Tarafların müşterek çocuğu Elif'in yargılama sırasında ve halen baba yanında kaldığı anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında baba yanında kaldığı anlaşılan müşterek çocuk Elif için dava tarihinden itibaren davalı-davacı anne yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanması gerekmiştir. (HUMK.md.438/7)
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle gerekçeli kararın hüküm fıkrasının dört nolu bendinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına yerine "velayeti anneye verilen müşterek çocuklardan ... için dava tarihinden geçerli olmak üzere aylık 100.00 TL. tedbir nafakası takdirine, kararın kesinleşmesinden itibaren aynı miktar iştirak nafakası olarak devamına, velayeti anneye verilen müşterek çocuklardan Elif için kararın kesinleşme tarihinden itibaren aylık 100.00 TL. iştirak nafakası takdirine davacı-davalı babadan alınıp davalı-davacı anneye verilmesine" sözcüklerinin yazılmasına, hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle, temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 18.01.2012 (Çrş.)
KARŞI OY YAZISI
Küçük Elif'in ayrılık ve dava süresince baba yanında kaldığı ve babasıyla kalmak istediği gözetilerek velayetinin babaya değil de anneye verilmesi yönünden hükmün bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun bu yöne ilişkin onama kararına katılmıyorum.
KARŞI OY YAZISI
Velayet düzenlemesinde ana/babalık duygusunun tatmini gözetilmekle birlikte; asıl olan "çocuğun üstün yararı" dır (TMK.m.305, 346; Çocuk Koruma Kanunu m.4/b; BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi m.1). Velayete tabi birden fazla çocuğun velayetinin düzenlenmesinde kural olarak kardeşlerin birbirinden ayrılmaması tercih edilmelidir. Kardeşlerin bir arada olması, sağlıklı gelişim ve yetişmeleri bakımından önemlidir. Ancak, çocuklardan birinin üstün yararının gerektirmesi halinde; çocukların velayeti farklı veliye bırakılabilir.
Velayet düzenlemesine konu olan çocuklardan Elif 10.01.2001 doğumludur. Çocuğun boşanma davası aşamasında baba yanında kaldığı, burada okula devam ettiği ve başarılı olduğu; iyi bir şekilde bakıldığı toplanan delillerle anlaşılmaktadır. Velayet konusundaki uzman raporunda çocuğun da baba yanında kalmak istediği ve burada mutlu olduğunu bildirdiği görülmektedir. Nitekim, uzmanlar da bu çocuğun velayetinin babaya verilmesini önermişlerdir. Bu durumda; çocuklardan Elif'in velayet düzenlemesi konusundaki üstün yararı velayetinin babasına bırakılmasıdır. Açıklanan nedenlerle, hükmün temyize konu diğer bölümleri onanmakla birlikte; ortak çocuklardan Elif'in velayet düzenlemesi bakımından bozulması gerektiğini düşünüyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
10 yaşındaki (Ç)'yi evlât edinmek isteyen evli çift (A) ve (B) ile ilgili aşağıdaki kanuni süre ve şartlardan hangisi doğrudur?
A) Evlât edinenler ile evlâtlık arasında en az 15 yaş fark bulunmalıdır.
B) Çiftin en az 10 yıldır evli olması şarttır.
C) Evlât edinilecek küçüğün, evlât edinenler tarafından en az bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması gerekir.
D) 10 yaşındaki (Ç), ayırt etme gücüne sahip olsa dahi rızası aranmaksızın evlât edinilebilir.
E) Çiftin biyolojik bir çocukları varsa, hiçbir şekilde evlât edinme işlemi gerçekleştiremezler.