Türk Medeni Kanunu 306. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 306- Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir.
III. Tek başına evlât edinme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2017/8301 E., 2019/111 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 306. maddesi kapsamında evli olan eşlerden birisinin, diğer eşin çocuğunu evlat edinmesi ve evlat edinilecek çocuğun baba adının da evlat edinenin adı olarak yazılması istemine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi 2017/8301 E. , 2019/111 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Evlat edinme
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava dilekçesinde, davacı ...'ın 17.12.2010 tarihinde evlendiği eşi ...'nın önceki evliliğinden 28.11.2006 tarihinde doğan ...'yi evlat edinmesine ve küçüğün nüfus kayıtlarındaki baba hanesine baba adı olarak davacı ...'in adının yazılmasını istenmiş; Mahkemece küçüğün evlat edinilmesi yönünden davanın kabulüne, evlat edinilen küçüğün baba adı hanesine evlat edinenin adının yazılması istemi yönünden ise, talebin küçüğün soybağına ilişkin olduğu, bunun için de babalık karinesinin çürütülmesi, soybağının reddi ve buna yönelik açılacak dava ile mümkün olacağı gerekçesi ile bu yöndeki istemin reddine karar verilmiş, davacı vekili de reddedilen yönü ile mahkeme hükmünü temyiz etmiştir.
04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir.
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 306. maddesi kapsamında evli olan eşlerden birisinin, diğer eşin çocuğunu evlat edinmesi ve evlat edinilecek çocuğun baba adının da evlat edinenin adı olarak yazılması istemine ilişkindir.
Küçüklerin evlat edinilmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 312.maddeleri arasında düzenlenmiş olup, buna göre küçüklerin evlât edinilmelerine ilişkin genel olarak; küçüğün bakılmış ve eğitilmiş olması, evlât edinmenin küçüğün yararına olması ve diğer çocukların haklarının zedelenmemiş olması gerekir. Kimlerin evlat edinebileceği ise 306 ve 307.maddeler de düzenlenmiş olup, evli olmayan kişinin öngörülen şartlar dahilinde tek başına evlat edinebileceği eşlerin ise tek başına evlat edinemeyeceği kabul edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda kural olarak evli olan eşlerin tek başına evlat edinmeleri, mülga 743 sayılı Medenî Kanun'un aksine kapatılmıştır. 743 sayılı Kanun'un 255.maddesinde eşlerden birinin evlât edinebilmesi diğer eşin bu işleme rıza göstermesi şartına bağlanmışken yani birlikte evlat edinme zorunlu değilken, 4721 sayılı TMK'nin "Birlikte evlât edinme" başlıklı 306.maddesinde eşlerin, ancak birlikte evlât edinebilecekleri, evli olmayanların birlikte evlât edinemeyecekleri ana kural olarak belirlenmiş, eşlerin birlikte evlât edinme zorunluluğunun istisnalarından birisi, maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiş ve eşlerden birinin, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebileceği hükme bağlanmıştır. Yani bir eşin, diğerinin çocuğunu evlat edinmesi birlikte evlat edinme ana kuralı kapsamında kabul edilmiş olup, 307.madde de düzenlenen tek başına evlat edinme ve diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması ve sayılan diğer hallerle sınırlı olarak tek başına evlat edinmenin istisnaları kapsamında değerlendirilmemiştir.
Evlât edinme ile birlikte gerek evlâtlığın gerekse evlât edinenin şahsına ilişkin bir takım hüküm ve sonuçlar bağlanmıştır. Yani mahkemenin kesinleşen evlat edinme kararı sonucu kendiliğinden -başka bir hükme hacet olmaksızın- belli sonuçlar doğmaktadır. Evlat edinilenin, evlat edinenin mirasçısı olması gibi. Bu sonuçlardan birisi de somut uyuşmazlığa konu olan evlat edinilen küçüğün anne ve baba adına ilişkindir. TMK'nin 314.maddesinin dördüncü fıkrası gereği, eşler tarafından birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adlarının yazılacağı amir hüküm olarak düzenlenmiş olup, bu konuda mahkemenin bir karar vermesine gerek bulunmadığından, evlat edinme kararı sonucu idare-nüfus müdürlüğü- küçüğün anne-baba adı hanesine, evlat edinen anne ve babanın adını yazacaktır.
Somut uyuşmazlık yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda değerlendirildiğinde; davacı ..., 17.12.2010 tarihinde evlendiği eşi ...'nın önceki evliliğinden 28.11.2006 tarihinde doğan ...'yi evlat edinmek istemekte ve ...'nın baba adı hanesindeki biyolojik babası "Bekir"in adı yerine de kendi adının yazılmasını talep etmektedir. Salih'in, diğer eş ...'nın çocuğunu evlat edinmesi TMK'nin 306.maddesi gereği birlikte evlat edinme kapsamında kaldığı, birlikte evlat edinmenin kanuni sonucu olarak da aynı Kanunun 314/4. maddesi gereği evlat edinilen küçük ...'nin nüfus kaydındaki anne-baba hanesine evlat edinenlerin adının yazılması, mahkemenin nitelediği gibi soybağı hukuku ile herhangi bir ilintisi bulunmayıp, evlat edinmeye bağlanmış bir sonuç ve nüfus müdürlüğünün görevi kapsamında kaldığından bu konuda mahkemenin bir hüküm oluşturmasına da gerek bulunmamaktadır.
Bu durumda Mahkemece, evlat edinilen küçük ...'nin nüfus kütüğündeki baba hanesi kısmına davacı ...'in adının yazılmasının nüfus idaresine verilmiş idari bir görev olduğu gözetilerek, davanın bu istemle sınırlı olarak görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu talebin soybağını ilgilendirdiği gerekçesi ile reddine karar verilmesi doğru değil ise de; bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca, hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme talebinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 306 ]
2. Hukuk Dairesi 2009/21848 E., 2011/1936 K.
2. Hukuk Dairesi 2009/21848 E., 2011/1936 K.
- BİRLİKTE EVLAT EDİNME- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 282 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 306 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 318 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 319 ]
- 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 427 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacıların, 20/1/2009 tarihinde açtıkları davada, davalıların müşterek çocuğu E......'ı evlat edinmelerine karar verilmesini istedikleri, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 306. maddesinin 2. fıkrasına göre, eşlerin birlikte evlat edinmeleri için en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekmektedir.
Dosya içinde mevcut nüfus kayıt örneklerinden, davacı N....'nin dava tarihinde otuz yaşından küçük olduğu, ayrıca diğer davacı M..... S.... ile 26/6/2007 tarihinde evlendikleri, evlilik sürelerinin beş yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yasal şartların oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanununun 306. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne ilişkin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. 9/2/201
KARŞI OY YAZISI
Türk Medeni Kanununun 282. maddesi, genel olarak soybağının kurulmasını düzenlemiş, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmü ile kurulacağını, ayrıca soybağının evlat edinme yoluyla da kurulabileceğini hüküm altına almıştır. Yasadaki düzenlemeler ve yargılama usullerinden de anlaşılacağı gibi, soybağı davaları bu arada doğal olarak da evlat edinme davaları, kamu düzenine ilişkindir.
Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi ile getirilen hükümle, esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilecektir. Bu nedenle, kurulmuş bulunan evlat edinme ilişkisindeki esaslı noksanlık, artık, bu noksanlığın öğrenilmesinde, kamu adına ilişkinin kaldırılması yoluyla dava açılmasını mümkün kılacaktır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/7. maddesinde, kesin olarak verilen hükümlerle, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümlerin, kanun yararına temyiz edilebileceği belirtilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi uyarınca, esaslı noksanlıkları içeren evlat edinme ilişkisi, Türk Medeni Kanununun 319. maddedeki hak düşürücü süreler içerisinde, kamu düzeni açısından kesinleşmeyecektir. Esasa ilişkin noksanlığı belirleyen Cumhuriyet savcısı, ilişkinin kaldırılması için dava açabilme olanağına sahip bulunmaktadır.
Esasa ilişkin noksanlığı öğrenen Cumhuriyet savcısının kanun yararına bozma istemi ile temyiz yerine ilişkinin kaldırılması için dava açması yasanın aradığı temel amaçtır. Zira, kanun yararına bozma, taraflar açısından sonuç doğurmayacak, bu durum, yasaya aykırı ve esasla unsurlardaki eksikliklerine karşın, evlat edinme ilişkisinin kurulmasını sağlayabilecektir.
Esasa ilişkin noksanlıkları öğrenen Cumhuriyet savcısının, dava açarak evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını temin olanağının bulunması ve kamu düzeni açısından kesinleşmemiş olan hükümle ilgili olarak, kanun yararına temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk kararına katılmıyorum.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- TEMYİZ EDİLEBİLEN KARARLAR**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 306 ]
2. Hukuk Dairesi 2005/19713 E., 2006/4349 K.
2. Hukuk Dairesi 2005/19713 E., 2006/4349 K.
- BİRLİKTE EVLAT EDİNME
- TEK BAŞINA EVLAT EDİNME
- TEMYİZ EDİLEBİLEN KARARLAR- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 306 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 307 ]
- 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 427 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 306. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm ile eşlerin, ancak birlikte evlat edinebilecekleri öngörülmüştür.
Anılan Kanunun "Tek başına evlat edinme" kenar başlığını taşıyan 307. maddesinin 2. fıkrasında da "otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi halinde, tek başına evlat edinebilir." Hükmüne yer verilmiştir.
Davacının eşi S…
….. S…
…..'in, duruşmaya gelerek davaya muvafakat ettiğine ilişkin beyanda bulunduğu anlaşılmış olup, eşlerin tek başına evlat edinebilmesi için öngörülen yasal şartların oluşmamasına rağmen, mahkemece TMK'nin 307/2. maddesi hükmüne aykırı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 29/3/2006 oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/7500 E., 2024/752 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 306 ncı maddesine dayanan evlat edinmeye ilişkin olduğu, anılan yasal düzenlemeye göre eşlerin ancak birlikte evlât edinebileceği;
2. Hukuk Dairesi 2023/7500 E. , 2024/752 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/156 E., 2023/1032 K.
DAVA TARİHİ : 17.12.2021
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 3. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/1593 E., 2022/1471 K.
Taraflar arasındaki evlat edinme davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı ...'nın 2016 yılından bu yana kesintisiz olarak müvekkilleriyle birlikte aile olarak yaşadıklarını, müvekkillerinin davalıyı evlat edinmek istediklerini, reşit olan Kübra Dalci'nin de müvekkilleri tarafından evlat edilmek istediğini, davalının müvekkillerini anne ve babası olarak gördüğünü, çevresine anne, baba ve kardeşi olarak müvekkillerini ve oğullarını tanıttığını ancak soyadı farklılığı nedeniyle zor durumda kaldığını iddia ederek davalının davacılar tarafından evlat edinilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı, davaya cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 306 ncı maddesine dayanan evlat edinmeye ilişkin olduğu, anılan yasal düzenlemeye göre eşlerin ancak birlikte evlât edinebileceği; evli olmayanların birlikte evlât edinemeyeceği, 308 inci maddesinin birinci fıkrasına göre ise "evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır." şeklindeki emredici hükme sahip olduğu, davacılar ve davalının nüfus kayıtları incelendiğinde, eş olan davacılardan ... ile davalı ... Dalcı arasındaki yaş farkının 18'den fazla olduğu, ancak diğer davacı ...'ın doğum tarihi 06.05.1982, davalı ... Dalci'nin doğum tarihinin ise 09.03.1999 olup davacı ... ile davalı ... arasındaki yaş farkının 18'den az olması nedeniyle davacı ...'in açtığı davanın reddine karar verilmesi gerektiği, diğer davacı ...'ın açtığı davanın ise, 4721 sayılı Kanun'un birinci fıkrasına düzenlenen eşlerin ancak birlikte evlat edinebileceklerine dair emredici hükmü uyarınca, davacı ...'in evlat edinme davası reddedildiğinden, tek başına davalıyı evlat edinemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili, müvekkili Yasemin'in evlat edinilmek istenen davalı ...'dan 17 yaş büyük olduğunu, 1 yaş farkının evlat edinme işlemine engel olmaması gerektiğini, diğer müvekkili Erhan'ın eşinin evlat edinmeye rızası bulunduğunu, 4721 sayılı Kanun'un 313 üncü maddesinin son fıkrasının Anayasa'nın 17 nci maddesine aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili, istinaf dilekçesini tekrar etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, evlat edinme istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, davanın kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 305 inci, 306 ncı, 307 nci, 308 inci, 309 uncu, 313 üncü, 314 üncü, 315 inci ve 316 ncı maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacılar, evlat edinilmek istenen Kübra’yla bir aile olarak yaşadıklarını belirterek birlikte evlat edinmek istemişler; mahkemece, davacı ... ile evlat edinilmek istenen Kübra arasında on sekiz yaş farkı bulunmadığı gerekçesiyle, davacı ... yönünden TMK m. 308/1, davacı ... yönünden ise TMK m. 307 uyarınca davanın reddine karar verilmiş, davacıların istinaf başvurusu reddedilmiş, davacılar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
Davacıların hem istinaf hem de temyiz başvurularında, olaya uygulanan yasayla ilgili Anayasa’ya aykırılık iddialarıda bulunmaktadır.
Öncelikle, konuya ilgili ulusal mevzuata değinmek gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa):
“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” (m. 11).
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir” (m. 20/1).
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” (m. 36).
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” (m. 41).
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” (m. 90/son).
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” (m. 141/3).
“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler” (Anayasa m. 138/1).
“Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.
Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır” (m. 152/1-2).
Türk Medeni Kanunu (TMK):
“Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler. Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir” (m. 306).
“ Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlât edinebilir” (m. 307/1).
“Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır” (TMK m. 308/1).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK):
“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir” (HMK m. 27).
“Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” gerekçeli kararda yer almalıdır (m. 297/1-c).
Ayrıca, konuyla ilgisi bulunan ve ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yer alan ilkelere de göz atmakta yarar vardır.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi (AİHS):
“(1) “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir” (m. 8).
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme :
“(1) Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir” (m. 3).
“(1) Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyen çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.
(2). Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.
(3) “Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında, bakıcı aile yanına verme, Islam hukukunda kefalet (kafalah), evlat edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, kültürel ve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir” (m.20).
Çocukların Evlat Edinilmesine Dair Gözden Geçirilmiş Avrupa Konseyi Sözleşmesi :
"1. Bir çocuk ancak evlat edinmek isteyen kişinin hukuken aranan asgari yaşa ulaşması durumunda evlat edinilebilir. Bu anlamda aranan yaş on sekizden az otuzdan yüksek olamaz. Çocuğun yüksek yararı dikkate alınarak evlat edinmek isteyenle evlat edinilen arasında tercihen en az on altı yaş farkı olmalıdır.
2. Ancak hukuk çocuğun üstün yararı dikkate alınarak en düşük yaş sınırına ve yaş farkına ilişkin şartın aşağıdaki durumlarda kaldırılmasına izin verilebilir:
a. Evlat edinenin, çocuğun annesinin ya da babasının eşi ya da kayıtlı partneri olması durumunda veya
b. İstisnai koşulların ortaya çıktığı durumlarda" (m. 9).
Evlat edinmek isteyenlerle evlat edinilmek istenilenin hukuksal yararlarının korunması için, somut olayın yukarıda sözü edilen ulusal ve uluslararası mevzuata ilişkin ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, evli olan ve birlikte evlat edinmek isteyen davacıların, devlet kurumunda korunma altında bulunan Kübra altı yaşlarındayken onunla tanıştıkları, hafta sonu ve yaz tatillerinde birlikte zaman geçirdikleri, Kübra ergin olduktan sonra da tümüyle birlikte yaşamaya başladıkları; aralarında, aile yaşamı anlamında bir ilişki kurulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, evlat edinmek isteyen eşlerden 06.05.1982 doğumlu Yasemin ile evlat edinilmek istenen 09.03.1999 doğumlu Kübra arasında on sekiz yaş farkı bulunmadığı gerekçesiyle, davacı ... yönünden TMK m. 308/1 uyarınca, buna bağlı olarak davacı ... yönünden ise TMK m. 307 uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. Davanın reddine karar verilmesinin ana sebebi TMK m. 308/1 maddesidir.
Davacılar, istinaf yoluna başvurmuşlar, dilekçelerinde olaya uygulanan yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde iddiada da bulunmuşlardır. Bölge Adliye Mahkemesince davacıların bu iddialarının ciddi bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmamış, bu yönde bir gerekçeye yer verilmemiştir.
Oysa, gerek Anayasa gerek HMK’na göre, mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmak zorundadır (Anayasa m. 141/3 ve HMK m. 297/1-c). Kararların yeterli gerekçeyi içermesi hukuki dinlenilme hakkının da bir gereğidir (HMK m. 27). Bu anayasal ve yasal zorunluluğa karşın, davacıların Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla ilgili hiçbir gerekçeye yer verilmemiş olması, adil yargılanma (Anayasa m. 36) hakkının ihlali sonucunu doğurabilecek niteliktedir.
Bu durumda davacıların, daha evvel bir karara bağlanmayan ve temyiz aşamasında da tekrarladıkları Anayasa’ya aykırılık iddialarının, temyiz mercii olan Dairemizce karara bağlanması gerekmektedir (Anayasa m. 152/2).
Bilindiği üzere aile hukuku ilişkileri yalnızca kan bağıyla değil hukuksal yollarla da kurulabilir. Evlatlık bir aile hukuku kurumu olup evlat edinme kararı verildiğinde, evlat edinmek isteyenlerle evlat edinenler arasında hukuksal yoldan aile hukuku ilişkisi de kurulmuş olur.
Kuşkusuz, evlat edinmeyle ilgili koşuların belirlenmesi devletin geniş taktir yetkisindedir. Evlat edinme kararı da yasada belirlenen bu koşullara göre verilir. Ancak, bu konuda yapılan düzenlemelerin/belirlenen koşulların Anayasa’ya aykırı olmaması gerekir (Anayasa m. 11/2)
Somut olayda evlat edinmek isteyenlerle evlat edinmek istenen arasında eylemli olarak bir aile ilişkisi kurulmuştur. Evlat edinmek isteyenlerden Yasemin ile evlat edinilmek istenen Kübra arasında yaklaşık on yedi yaş farkı bulunmaktadır. Biyolojik açıdan bakıldığında, bu yaş farkı dahi bir anne ile çocuğu arasında doğal kabul edilebilecek bir yaş farkı niteliğindedir.
Oysa, Mahkemece mevcut yasal düzenleme gerekçe gösterilerek, evlat edinmek isteyenlerden Yasemin ile evlat edinilmek isteyen Kübra arasında on sekiz yaş farkı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, somut olaya uygulanan ve davanın reddine gerekçe oluşturan TMK m. 308’de yer alan on sekiz yaş farkına ilişkin yasa kuralının genel ve kesin bir koşul olarak düzenlenmiş olması, bu konuda hiçbir istisnaya yer verilmemesi; tarafların “aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı” (AİHS m. 8/1, Anayasa m. 20) ilkesi ile çocukların üstün yararının korunması ilkesine (Anayasa 41) aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruya ilişkin 25.07.2023 tarih ve 2020/10490 Başvuru Numaralı bir kararında benzer sonuca varmıştır (Y.C. Başvurusu, Başvuru Numarası: 2020/10490-Karar Tarihi: 25/07/2023, R.G. tarih ve sayı: 17/10/2023, 32342). Bu yüzden davacıların, olaya uygulanan kural (TMK m. 308/1) yönünden Anayasa’ya aykırılık iddiaları ciddi nitelikte görülmeli buna göre bir değerlendirme yapılmalıdır (Anayasa m. 152/2).
Öte yandan, uygulanacak yasa hükmünün (TMK m. 308/1) genel, kesin ve hiçbir istisnaya yer vermemesi nedeniyle; yukarıda belirtilen temel hak ve özgürlüklere, çocuk haklarına ilişkin uluslararası andlaşma ilkelerine de aykırı olduğu, bu gibi durumlarda Anayasa m. 90/son gereğince uluslararası andlaşma hükümleri esas alınarak on sekiz yaş farkının katı şekilde uygulanmayarak delillerin takdir edilip somut uyuşmazlığın çözülmesi de mümkündür. Bu konuda da Anayasa Mahkemesinin aynı kararı emsal niteliktedir (Y.C. Başvurusu, Başvuru Numarası: 2020/10490-Karar Tarihi: 25/07/2023, R.G. Tarih ve Sayı: 17/10/2023, 32342).
Bununla birlikte, somut olay açısından ve açılması muhtemel başka davalar yönünden sorunun kapsayıcı ve kesin olarak çözüme kavuşturulması amacıyla; somut norm denetimi yoluyla, Anayasa’ya aykırılığı yönünde ciddi sebepler bulunan yasa hükmünün (TMK m. 308/1) iptali için, konunun Anayasa Mahkemesine iletilerek itiraz başvurusunda (Anayasa m. 11, 138/1, 152/2) bulunulması ve sonucunun beklenmesi en öncelikli çözüm yoludur.
Ancak, eldeki davada hiçbir çözüm yolu değerlendirilmemiş, bu yönlerden olumlu olumsuz bir karar alınmamış, temyiz edilen hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Tüm bu nedenlerle, değerli çoğunluktan farklı düşünüyor, onama görüşüne katılmıyorum.
8. Hukuk Dairesi, 2021/15981 E., 2022/351 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Evlat edinmenin asli unsurları ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 320. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
8. Hukuk Dairesi 2021/15981 E. , 2022/351 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Evlat Edinmeye Dair Yabancı Mahkeme Kararının Tanınması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın müdahil ... varisleri vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 20.0.2019 tarihli ve 2019/731 Esas, 2019/6262 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. Müdahil ... varisleri vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde, ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar numaralı kararı ile .... tarafından davacı ...'nın evlat edinildiğinin kabul edilmesi, üçüncü şahıs ....'nın mirasçısı olarak hariç edilmesi, nüfus kayıtlarında düzeltme yapılarak ...'nın ebeveynleri olarak....nın kayıtlanmalarına karar verildiğini, verilen kararın yargısal aşamalardan geçerek kesinleştiği ileri sürülerek verilen kararın tanınması istenmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar numaralı kararının tanınmasına karar verilmiş, davanın kabulüne dair mahkeme kararı evlat edinenlerden ... ...'nın vasiyet alacaklısı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce verilen onama kararının ... mirasçıları vekili tarafından düzeltilmesi istenildiğinden dosya yeniden incelenmiştir.
Dava, davacı ...'nin Jahja (....tarafından evlat edinilmesi ve diğer hususlara dair ... mahkemelerince verilen kararın 5718 Sayılı MÖHUK'un 58. maddesi gereği tanınması istemine ilişkindir.
2675 sayılı MÖHUK'un yürürlükten kaldırıp, 12.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5718 sayılı MÖHUK'un yabancı mahkemece verilen ilamların tanınmasına ilişkin 58.maddesi, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesinin yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı olduğunu, tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulanmayacağını, ancak aynı maddenin (b) bendi gereği hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmama gerektiği, ihtilâfsız kaza kararlarının tanınmasının da aynı hükme tâbi bulunduğu, yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usulün uygulanacağı, aynı Kanunun 18. madde gereği ise evlât edinme ehliyeti ve şartları, taraflardan her birinin evlât edinme anındaki millî hukukuna tâbi olduğu, evlât edinmeye ve edinilmeye diğer eşin rızası konusunda eşlerin millî hukuklarının birlikte uygulanacağı ve evlât edinmenin hükümleri evlât edinenin millî hukukuna, eşlerin birlikte evlât edinmesi hâlinde ise evlenmenin genel hükümlerini düzenleyen hukuka tâbi olduğu hükme bağlanmıştır.
Öte yandan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 30. maddesindeki düzenlemeye göre ise yurt dışında yabancı yetkili makamlar önünde yapılan evlât edinme işlemlerinin aslî şartlar bakımından Türk mevzuatına uygun olmak şartıyla Türkiye'de de geçerli olup, evlât edinme olaylarına ilişkin yabancı adlî veya idarî makamlarca verilen ve o ülkenin hukukuna göre kesinleşmiş olan veya kesin hüküm gibi sonuç doğuran karar ve belgelerin Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz veya tanıma kararı verilmesine bağlıdır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler:
A) Tanınması talep edilen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı dosyası:
Hatem ve Saniye'den olma 10.04.1961 doğumlu davacı ...'nın amcası olan ... ile eşi ... tarafından ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararı ile evlat edindikleri, ancak tarih ve sayısı yazılı karar ile davacı ... dışında ... de aynı kişilerce evlat edinildiğine dair kararın olduğu, evlat edinenlerden ... tarafından 15.04.1993 tarihinde açılan davalar ve son olarak ...'nin vefatından sonra davacı ... tarafından, evlat edinenler tarafından sadece kendisinin evlat edinildiği, kendisi ile birlikte ... de evlat edinildiğine dair kararın sonradan oluşturulduğu iddiası ile ... İli Mahkemesinde görülen ve tanınması istenilen davada taraf teşkili sağlanmış, taraflara savunma hakkı tanınarak yapılan yargılamalar neticesinde aşağıdaki olgular tespit edilmiştir:
Evlat edinen eşler 1902 doğumlu ... ile 1910 doğumlu ...'nin evlat edinmelerine dair ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararından iki nüsha bulunduğu, iki nüsha arasında gözle görülür farklar bulunduğu, Merkezi Kriminalistik Laboratuvar'ın 18.05.1996 tarihli ve 420 sayılı teknik inceleme belgesinde; ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararının bütün diğer kararlarından farklı olarak kağıt kalitesi, yazı makinesi türü ve daktilo eden şahıs açısından farklı olduğu, evlat edinme tarihi itibari ile yürürlükte bulunan "Evlat Edinme Yasası" gereği sadece bir kişinin evlat edinilmesine izin verildiği, bütün bu kanıtlar neticesi davacı ... ile müdahil ... evlat edinilmelerine ilişkin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararın 1990 yılından sonra 1992-1993 yıllarında Xhevit (Cavit) ... tarafından kullanıma sokulduğu, davacı ...'nin evlat edinilmesine dair 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararın ise arşivde bulunmadığı, sahte kararın işleme konulabilmesi için gerçek kararın yok edildiği, evlat edinenler ... ve ...'nin de bulunduğu ... ailesinin Radesh Köyü'nün 1950 tarihli nüfus kayıtlarında davacı ...'nin 8. sırada; ... ise 10. sırada kayıtlı olduğu, Veri'nin 8. sıradaki isminin yanına "çocuk edinmiş" notunun düşüldüğü, ... kaydı karşısında böyle bir notun olmadığı; davacı ...'nin evlat edinilmesine dair ise ...'nin ilk önce Veri'nin kardeşi ... 13.09.1961 tarihli ve 89 sayılı karar ile evlat edindiği, bu evlat edinmeye ...'nin eşi ...'nın itiraz edip Veri'yi evlat edinmek istediği, bu nedenle ...'nın 1964 yılı İlkbaharında ...'a gittiği ve eşi ... ile birlikte gerekli evrakları hazırlayarak ve Veri'nin biyolojik anne-babasının onayını alarak 15.09.1948 tarihli ve 602 sayılı "Çocuk Edinme" Yasası uyarınca karar veren makam olan ... İli Halk Konseyi İcra Komitesine dilekçe sundukları ve Komitenin 20.10.1964 tarihli toplantısında Veri'nin, ... ve ... tarafından evlat edinmesinin onaylandığı, Riza'nın evlat edinilmesine dair 13.09.1961 tarihli ve 89 sayılı kararın ise iptal edildiği, ... bu kararın yok edilerek sahte olan Veri ile ... evlat edinilmesine dair kararın kullanıma sokulduğu, bu durumun savcılık ve mahkemede dinlenen nüfus idaresinde çalışan tanıkların beyanları, ...'nın davacı ... lehine vasiyet düzenlemesi, ...'nın yazdığı mektuplar ve nüfus kayıtlarından anlaşıldığı gerekçeleri ile;
a)... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı kararının geçersiz olduğunu ve Medeni Usul Kanunu'nun 270. maddesi uyarınca bu kararın sahte olduğunu ilan etmeye,
b)Davaci ...'nın 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı karar üzerine ... ... ve eşi Xhevrije ... tarafından çocuk edinmiş olduğu hukuki gerçeğini tanımaya,
c)Nüfus Dairesine, belgelerinde düzeltme yaparak ...'nın ... ...'nın aile belgesinden çıkarılmasını ve Xhevit'in babasının ... ve annesinin Xhevrije olarak yazılmasının kaldırılmasını emretmeye,
d)...'yı rahmetliler ... ve Xhevrije ...'nin birinci dereceden mirasçısı olarak hariç etmeye,
e)Müdahil taraflar Sytki Muça, ... ve ...'nin diğer taleplerini kabul etmeye ve Medeni Usul Kanunu'nun 299. maddesi ve 179. maddesinin (c) fıkrası uyarınca başlıca müdahil tarafın davasını durdurmaya karar vermiştir.
B) Vlora Temyiz Mahkemesi Kararı: Vlora Temyiz Mahkemesi 09.07.2003 tarihli ve 98 sayılı kararında ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 106 sayılı kararının geçerliliğini kararlaştırmıştır.
C) ... Cumhuriyeti Yargıtayının 31.03.2005 tarihinde ilan edilen 03.02.2005 tarihli ve 539 sayılı kararı: ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 106 sayılı kararı ile Temyiz Mahkemesinin 09.07.2003 tarihli 98 sayılı kararının değiştirilmesini ve davacı ...'nın ve üçüncü taraflar Sytki Muço, Kujtim Muço, ... ve ...'in davasının reddedilmesini kararlaştırmıştır.
D) ... Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi 30.04.2007 tarihli ve 17 sayılı kararıyla, ... Medeni ... 03.02.2005 tarihli ve 539 sayılı kararının ... Cumhuriyeti Anayasasi ile bağdaşmaz bir karar olduğu için anılan kararın iptal edilmesini ve davanın ... Medeni Kurulunda yeniden görüşülmesini kararlaştırmıştır.
E) ... Cumhuriyeti Yargıtayının 09.12.2008 tarihli ve 460 sayılı kararıyla ... Medeni Kurulu, Medeni Usul Kanunu'nun 485/a. maddesine istinaden Vlora Temyiz Mahkemesinin 09.07.2003 tarihli ve 98 sayılı kararının geçerliliğini kararlaştırmıştır.
Tanınması istenilen kararın kesinleşmesi; Berat İli Mahkemesinin 03.04.2009 tarihli ve 52 Esas, 51 Karar sayılı "İcra Emrinin Verilmesi İçin Karar" başlıklı ilamı ile Yargıtayın 09.12.2008 tarihli ve 460 sayılı kararı ile Vlora Temyiz Mahkemesinin 09.07.2003 tarihli ve 98 sayılı kararının geçerliliğini ilan ettiği ve bu şartlarda ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 106 sayılı kararının kesinlik kazandığı tespit edilmiş, ... bu ilamlara dair Apostil şerhli suretlerde dosyaya ibraz edilmiştir.
Tanınması istenilen yabancı mahkeme kararı ile daha sonraki kanun yoluna dair inceleme yapan Temyiz Mahkemesi ve ... kararlarında saptandığı üzere, 23.06.1965 tarihli ve 4020 sayılı Aile Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1966 tarihine kadar yürürlükte olmuş 19.05.1948 tarihli ve 602 sayılı "Evlatlık" Yasası'nın 4. maddesi gereği evlat edinebilecek reşit olmayanların sayısının bir kişi olduğu yani iki kişinin evlat edinilemeyeceği, yine aynı Kanun gereği bir şahsın çocuk (evlat) edinmesi için tarafların rızası ve Halk Konseyi İcra Komitesinin bu rızayı onaylamasını şart koştuğu saptanmış ve kararlarda bu hususlara yer verildiği anlaşılmıştır.
... İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; kamu düzeni kavramının müdahale alanı, son derece geniş ve yoruma müsaittir. Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali hâlinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Zira iç hukuktaki kamu düzeni kavramı ile milletlerarası özel hukuk alanındaki kamu düzeni kavramı birbirinden farklıdır. İç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir.
Yine ... Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/11-52 Esas, 2021/671 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Zira MÖHUK’da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi hâlin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürecektir.
Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu hususta MÖHUK’un 54/c maddesinde kamu düzenine açıkça aykırılıktan bahsedilerek yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde kamu düzenine aykırılık hususunda hâkimlerin takdir yetkisi daraltılmaya çalışılmıştır. Bu itibarla tenfiz hâkimi, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez. Yabancı bir kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için, kararda yer alan hüküm fıkrasının Anayasanın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine (vazgeçilmez prensiplerine), Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlak telakkilerine aykırı olması gerekir (Şanlı, Cemal: Milletlerarası Özel Hukuk, ... 2013, s. 486).
Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlal edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’un 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Görüldüğü üzere MÖHUK’un 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlal eden diğer durumlar MÖHUK’un 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir (..., .../..., B. ...: Milletlerarası Özel Hukuk, ... 2016).
Buna göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlar MÖHUK’da sınırlı bir şekilde sayılmış; hâkimin tenfiz kararını verirken, yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçildiğinin, doğru uygulandığının, delillerin doğru takdir edildiğinin kısaca kararın esas yönünden doğruluğunun incelenmesini öngören “revision” sistemi Türk Hukuku’nda kabul edilmemiştir. Başka bir deyişle tenfiz davasına bakan Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığını denetleyemez veya uyuşmazlığın esası hakkında karar veremez. Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının Türk Hukuku ile uyumlu olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır.
Yapılan açıklamalar ve dosya kapsamına göre; evlat edinilen Veri ile evlat edinenlerden ...'nin ... ülkesi vatandaşı, evlat edinenlerden ...'nın ise Arnavut ve Türk vatandaşı olduğu, evlat edinme işlemlerinde ... ülkesi Kanunlarının uygulandığı, tanınması istenilen yabancı mahkeme kararının usulüne uygun kesinleştiği, tarafların savunma hakkının kısıtlanmadığı, evlat edinme davalarında ... uygulamaları ile kabul edilen evlat edinenler ile evlat edinilen arasında onsekiz yaştan fazla farkın ve evlat edinmeye rızanın bulunduğu, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, ileri sürülen sahtelik iddialarının tanıma kararı verecek ülke mahkemesince irdelenemeyeceği, kaldı ki bu hususun tanınması istenilen mahkeme kararı ile kanun yoluna dair ... Cumhuriyeti yargı mercilerince ayrıntılı olarak incelendiği, anılan yargı makamlarınca kabul edilen olguların hakikate uygunluğunu araştırmanın tanıma ve tenfiz davası kapsamında yapılacak bir inceleme olmadığı, somut olayda netice itibarıyla tanımaya ilişkin ön koşullar ile esasa ilişkin koşulların bulunduğu hususları da dikkate alındığında, ... ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK'un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi gereğince 1086 Sayılı HUMK'un 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 660,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye irad kaydına, 92,50 TL peşin harcın red harcına mahsubu ile kalan 75,80 TL’nin karar düzeltme isteyen Müdahil ... ve varislerinden alınmasına 19.01.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
K A R Ş I O Y
Davacı ... vekili, evlat edinmeye ilişkin ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar numaralı kararının tanınmasını istemiş, mahkemece tanınmasına karar verilmiş, ... mirasçılarının temyizi üzerine Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda 20.06.2019 tarihli ve 731/6262 sayılı karar ile onanmasına karar verilmiş, bu kez aynı kişiler karar düzeltme itirazında bulunmuşlardır.
Tanınması istenen mahkeme kararı, ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi tarafından
verilmiş 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı karar ile ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmiş olduğu gerçeğinin tanınmasına, ...'nın aynı kişiler tarafından evlat edinilmesine ilişkin İcra Komitesinin aynı tarih ve sayılı kararının sahte ve geçersiz olduğuna, ...'nın ... ve ... ...'nın nüfus kaydından ve mirasçılığından çıkarılmasına ilişkindir.
Arnavut ... İli Mahkemesinin kararı, ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmesine ilişkin ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi kararına dayandırılmıştır. Taraflarca da kabul edildiği üzere, 1964 yılında evlat edinildiği iddia edilen ... 1974 yılında ... ve ... ...'nın ... nüfus kayıtlarındaki hanelerine tescil edilmiştir. Her ne kadar devletlerarası yardım talep etmek suretiyle evlat edinme tarihindeki ... Medeni Kanunu dosya arasına getirtilmemiş ve tercüme edilmemiş ise de, bu uygulamadan İl Halk Konseyi İcra Komitesi kararının nüfus idaresine tescili için tek başına yeterli olduğu, bunun için ayrıca ... mahkemelerinden karar alınmasına gerek duyulmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla evlat edinme tarihinde, İl Halk Konseyi İcra Komitesi kararının, mahkeme kararı aranmaksızın evlat edinmenin asli kurucu unsuru olduğu anlaşılmaktadır. Tanınması istenen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı kararının ise, ortaya başka bir mirasçının (...) çıkması ve Türk vatandaşı sıfatını kazanan ... ...'nın Türkiye de ki mirasçılık ilişkisinde kullanılması amacıyla alındığı açıktır.
Ne var ki; ... Yasalarına göre evlat edinmenin asli ve kurucu unsuru olan ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmesine ilişkin 20.10.1964 tarihli ve 116 sayılı ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi kararı karar düzeltmeye konu dosyada mevcut olmadığı gibi, ne tanınması istenen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı dosya içinde, ne ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinde ne de ... Nüfus kayıtları arasında bulunamamıştır. ... ile birlikte ...'nın ... ve ... ... tarafından evlat edinilmesine ilişkin ... İli Halk Konseyi İcra Komitesinin aynı tarih ve sayılı kararının ise sahte ve geçersiz olduğu ... mahkemeleri tarafından belirlenmiştir.
Davacı ... tarafından tanınması istenen ... İli Mahkemesinin 08.04.2003 tarihli ve 2/339 Esas, 106 Karar sayılı kararı ise evlat edinme tarihinden 39 yıl sonra alınmış olup ağırlıklı olarak tanık beyanlarına, sübjektif kanata dayalı ve Halk Konseyi İcra Komitesi evlat edinme kararının ihyası niteliğindedir. Az yukarıda vurgu yapıldığı gibi ...'nın evlat edinilmesine ilişkin Halk Konseyi İcra Komitesi kararı görülmeden karar verilmiştir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 30/1. maddesinde aynen "(l) Yurt dışında yabancı yetkili makamlar önünde yapılan evlât edinme işlemleri aslî şartlar bakımından Türk mevzuatına uygun olmak şartıyla Türkiye'de de geçerlidir. (2) Evlât edinme olaylarına ilişkin yabancı adlî veya idarî makamlarca verilen ve o ülkenin hukukuna göre kesinleşmiş olan veya kesin hüküm gibi sonuç doğuran karar ve belgelerin Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz veya tanıma kararı verilmesine bağlıdır." Hükmünü içermektedir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 5 ve 54/c. maddelerine göre de, kamu düzenine açıkça aykırı olan yabancı mahkeme kararları hakkında tanıma tenfiz kararı verilemez. Bu açıklamalara göre; yabancılık unsuru taşıyan evlat edinme ve özellikle asli unsurları, toplumun en önemli ... taşı olan aile içindeki soybağının kurulması, miras hukukunu doğrudan ilgilendirmesi ve olası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına başvurunun kabulü yönündeki etkisi nedeniyle kategorik olarak hayati önem taşıdığından kamu düzenini yakından ilgilendirmektedir. Evlat edinmenin asli unsurları ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 305 ila 320. maddeleri arasında düzenlenmiştir. ...'nın ... ve ... ... tarafından tanınmasına ilişkin ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi tarafından verilmiş 20.10.1964 tarihli 116 sayılı karar bulunmadığından, mevcut olduğu belirtilen ... ile birlikte ...'nın evlat edinilmelerine ilişkin aynı tarih ve sayılı İcra Komitesi kararının ise sahte ve geçersiz olduğu belirtildiğinden, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına göre kamu düzenine aykırılığının bulunup bulunmadığı saptanamamıştır. Halk Konseyi İcra Komitesinin verdiği evlatlık kararından yaklaşık 40 yıl sonra tanık beyanlarına ve sübjektif kanaata dayalı mahkeme kararının Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından tanınmasının isabetli olmadığı kanaatindeyiz.
Diğer yandan, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 30/2. maddesinde, evlât edinme olaylarına ilişkin yabancı adlî veya idarî makamlarca verilen kararların tanınacağı belirtilmiştir. Buna göre, yabancı ülkedeki dini kurullar, halk toplulukları, siyasi oluşumlar v.b. gibi adli ya da idari makam sayılmayacak birimlerin verdikleri kararlar kendi ülkelerinde geçerli olsa bile ülkemizde tanınamaz. Somut olay bakımından, evlatlık kararını veren ... ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi'nin kanun maddesinde belirtilen adli ya da idari makam sayılıp sayılmayacağı üzerinde de tartışılıp değerlendirilme yapılmamıştır.
Bundan ayrı, bir ülkenin adli veya idari makamlarınca verilen kararının ülkemizde tanınması için öncelikle söz konusu kararın kendi ülke kanunlarına göre geçerli bir karar olması gerekir. ... İli Halk Konseyi İcra Komitesi tarafından verilmiş evlatlık kararının ... kanunları karşısında geçerlilik şartlarını taşıyıp taşımadığı yerel mahkemece gereği gibi irdelenmemiştir. Bunun için devletlerarası adli yardım yolu ile evlatlık kararının verildiği 1964 yılı itibarıyla Arnavutlukta yürürlükte olan kanun belirlenip dosya arasına getirtilip, tercüme edilerek değerlendirilmelidir. O tarihteki ülke Kanunu'nun temin edilememesi durumunda Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olacağı düşünülmelidir.
Tüm bu açıklamalar nedeniyle; yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin karar düzeltme talebinin reddi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmamaktayız, karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 20.06.2019 tarihli ve 2019/731 Esas, 2019/6262 Karar sayılı onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme kararının yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde bozulmasının gerektiği kanaatindeyiz. 19.01.2022
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Evlat edinme süreci ve "birlikte evlat edinme" kuralı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Nişanlı çiftler, birlikte evlat edinme hakkına sahiptir.
B) Eşler, ancak birlikte evlat edinebilirler; evli bir kişinin tek başına evlat edinmesi kural olarak mümkün değildir.
C) 25 yaşını doldurmuş her bekar kişi, bir başkasıyla ortaklaşa evlat edinebilir.
D) Eşlerden birinin ayırt etme gücü yoksa, diğeri tek başına hiçbir şart aramaksızın evlat edinebilir.
E) Birlikte evlat edinmek için eşlerin en az 10 yıldır evli olması şarttır.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.