4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 321

Türk Medeni Kanunu 321. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 321- Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; (…)[24] soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır. B. Karşılıklı yükümlülükler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

62 karar eşleşti
18. Hukuk Dairesi, 2016/9861 E., 2016/10849 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Çocuğun hangi soyadını alacağı konusunda Türk Medeni Kanununun 321. maddesinde, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 28.
18. Hukuk Dairesi         2016/9861 E.  ,  2016/10849 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, boşanma sonucu velayeti davacı annede olan küçüğün soyadının değiştirilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bilgi ve belgeler okunup gereği düşünüldü: Davacı, dava dilekçesinde; eski eşi ...'tan olan kızı ....soyadının kızlık soyadı "..." olarak değiştirilmesini istemiştir. Davaya ... 2. Aile Mahkemesinde bakılmış, mahkemece, asliye hukuk mahkemesinin görevli olması gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, görevsizlik kararı Dairemizin 27.03.2014 gün 2014/1025-5655 sayılı ilamı ile onanmış, mahkemece yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davacı ile davalı ...'un evliliklerinden 20.04.2007 tarihinde dünyaya gelen ve soyadının değiştirilmesi istenen .... ana ve babasının ...Aile Mahkemesinin 12.04.2010 kesinleşme tarihli ve 2009/357 Esas 2010/209 karar sayılı ilamı ile boşanmalarına, müşterek çocukları B...nin velayetinin davacı ana ...e bırakıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda çözümlenmesi gereken husus; evlilik birliği içinde doğan, boşanma ilamıyla velayeti anaya verilen çocuğun, evlilik birliği içinde doğumla kazandığı soyadının davacı ananın soyadı ile değiştirilmesinin mümkün olup olmadığı noktasındadır. Çocuğun soyadı, TMK.nun soybağı hükümleri başlıklı beşinci ayırımda yer alan 321 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, soybağı ile doğrudan yani birebir ilişkilidir. Soybağıyla ilgili hükümler ise, soybağının kurulması başlıklı birinci ayırımda yer alan 282 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Soybağı, çocuğu ana ve babaya bağlayan kan bağıdır. Veya birbirinin sulbünden gelen kimseler arasındaki hısımlık ilişkisidir. Soybağının kurulması TMK'nun 282. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde kaynak ... Medeni Kanununun 258. maddesine tekabül etmektedir. Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Bunun için başkaca bir merasime ihtiyaç yoktur. Çünkü, çocuğun anası doğuran kadındır. Baba ile çocuk arasındaki soybağı ise, ana ile evlilik, tanıma veya babalığa hükümle yani hakim hükmüyle kurulur. Ayrıca, af kanunları ve evlat edinme yoluyla da soybağının kurulduğu vardır. Soybağıyla ilgili bu kısa açıklamalardan sonra, çocuğun soyadının nasıl ve kimin tarafından konulacağının incelenmesinde yarar vardır. Ancak, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, işe çocuğun adından başlayalım. TMK.nun 339/5. maddesine göre çocuğun adını ana ve babası koyar. Ana ve baba çocuğun adı üzerinde anlaşamazlarsa aile mahkemesi hakimi tarafından çocuğa bir ad konulur. Meseleyi şöyle de açıklayabiliriz. Baba çocuğun adının kendi anasının adı olan ... olmasını ister, ana ise kendi anasının adı... ısrarlıdır. Hakime giderler, hakim de kendi anasının adı ...olmasını ister. Ve neticede çocuğun adı bb olur. Görüldüğü gibi çocuğun adı, velayet hakkı kapsamında ana ve baba tarafından konulur. Anlaşmazlık halinde ise uygulamada hakimin isim babalığı yaptığı pek görülmemiştir. Çocuğa soyadı konulması, ad konulmasından tamamen farklıdır. Çünkü, soyadı aile içerisinde yer alan bireyleri birbirine bağlayan ve o aileyi diğer ailelerden ayırmaya yarayan bir simgedir. Bu bağlamda, çocuğa soyadı konulmasından değil çocuğun soyadı kazanmasından söz edilir. Zira, ana ve babanın velayet hakkı kapsamında çocuğa soyadı koyma hak ve yetkileri yoktur. Çocuğun soyadını, soybağı belirler. Çocuğun hangi soyadını alacağı konusunda Türk Medeni Kanununun 321. maddesinde, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 28. maddesinde Soyadı Nizamnamesinin 15. maddesinde ve Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte düzenlemeler mevcuttur. Bu düzenlemelere göre; çocuk soyadını, evlilik birliği içinde doğmuş ise, ailenin yani babanın, evlilik birliği dışında doğmuş, babayla soybağı kurulmamış ise ananın, soybağının ana ve babanın sonradan evlenmesiyle veya tanıma yahut mahkeme kararıyla, yani babalık hükmüyle kurulmuş ise babanın soyadını almaktadır. Bu düzenlemelerden ortaya çıkan sonuç şudur. Çocuğun soyadı, ana ve babasıyla soybağı ilişkisini göstermektedir. Bu durumda, çocuğun doğumla veya kan bağına dayanan soybağıyla veyahut evlat edinmeye dayanan yapay soybağıyla kazandığı soyadının velayet hakkına sahip ana, babanın ya da çocuk vesayet altında ise, vasinin talebiyle değiştirilip, değiştirilemeyeceği sorunu TMK.nun 321. maddesi hükmü ve soybağına bağlanan hükümler esas alınarak çözümlenecektir. Bu noktada görevli mahkemenin belirlenmesi önem kazanmaktadır. TMK.nun 27. maddesine göre haklı nedene dayalı olarak açılan ad ve soyadı düzeltilmesi davası, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesindeki düzenleme nedeniyle asliye hukuk mahkemesidir. Çocuğun soyadının düzeltilmesi davasında durum farklıdır. Çünkü, velayet hakkının kapsamı dahilinde açılan çocuğun soyadının düzeltilmesi davasının TMK.nun 321 ve devamı maddelerinde düzenlenen soybağı hükümleri esas alınarak çözümlenmektedir. Bu hüküm ve soybağının hüküm ve sonuçlarına ilişkin diğer hükümler, TMK.nun "Aile Hukuku" başlığını taşıyan ikinci kitabında, "Hısımlık" başlıklı ikinci kısmının "Soybağı Hükümleri" başlıklı ikinci ayırımında yer almaktadır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1. maddesinde yer alan hükme göre, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 3. kısım hariç olmak üzere 2. kitabından (TMK.md.118-395) kaynaklanan davaları görmekle görevli mahkemeler aile mahkemeleridir. Bir uzmanlık mahkemesi olarak tasarlanan ve kendine özgü usul hükümleri taşıyan bu kanunun, evvelce genel hukuk mahkemelerince bakılan aile hukukundan doğan dava ve işleri bu mahkemelerden alarak aile mahkemelerine vermiştir. 6100 sayılı HMK.nun 1. maddesine göre, mahkemelerin görevi ancak kanunla belirlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Bu itibarla; çocuğun soyadının velayet hakkı kapsamında değiştirilmesine ilişkin davanın, ergin kişinin haklı sebeple soyadının değiştirilmesi niteliğinde değil, evlilik birliği içinde doğan çocuğun, doğumla kazandığı "aile soyadının" değiştirilmesi talebine ilişkin olması nedeniyle görevli mahkeme aile mahkemesidir. Bu durum Yargıtay Dairemizin 13.10.2015 tarih ve 2015/1196-2015/14266 sayılı içtihadında ayrıntılı olarak açıklanmış ve Yargıtay ... Kurulunca da benimsenmiştir. Nitekim... Kurulunun 18.11.2015 gün ve 2015/18-259-2625 sayılı ve 29.01.2016 gün ve 2015/3257 esas 2016/117 karar sayılı içtihatlarıyla Dairemiz görüşü aynen benimsenmiştir. Bu durumda; söz konusu davaya bakma görevi ... Aile Mahkemesine ait ise de, daha önce ... 2. Aile Mahkemesince verilen görevsizlik kararı Dairemizce onanmış olduğundan mülga 1086 sayılı HUMK'nun 25/son ve halen yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK.nun 22. maddesine göre davanın asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılmasında herhangi bir usulsüzlük görülmemiştir. İşin esasına gelince: 2525 sayılı Soyadı Kanununun 4. maddesinin 2. fıkrasının "evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadı alır." şeklindeki birinci cümlesinin... Mahkemesince iptal edilmesinden sonra, boşanmayla velayetin anaya bırakılması hallerinde, velayet hakkına sahip anaların çocuklarına kendi soyadlarını vermek için bir çaba içerisine girerek, soyadı değişikliği davalarını açtıkları görülmektedir. Oysa; 2525 sayılı Kanunun 4. maddesindeki düzenlemenin, yasanın genel gerekçesinden de anlaşılacağı gibi, ilk defa soyadı alınmasıyla ilgili olduğu ve 4721 sayılı TMK.nun 321. maddesindeki hüküm karşısında, bu kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilmesinin söz konusu olduğu... Mahkemesince de kabul edilmektedir. Hal böyle iken, durumdan vazife çıkartarak ya da geçici elde edilmiş bazı hak ve imkanlardan yararlanarak kadın veya erkeğin kendi lehine bir üstünlük yarışına girmesine yasalar, milli ve evrensel hukuk düzeni izin vermez. Bununla birlikte, 4721 sayılı TMK.nun 321. maddesi... Mahkemesinin denetiminden geçmiş olup, çocuk ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşıyacağı hükmünün...ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Buradaki "aile" deyiminden babanın anlaşılacağı... Mahkemesince de kabul edilmiştir. O halde, bir çocuğa soyadı verilmesi için o çocuğun doğum tarihinde anası ile babasının evli olup olmadığına bakmak gerekir. Doğum gününde ana ve baba evli ise çocuk babanın, diğer bir anlatımla ailenin soyadını alacaktır. Çocuğun soyadı bu suretle belirlendikten sonra onun soyadını velayet hakkına ve sair nedenlere dayanarak değiştirmek Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki düzenleme karşısında mümkün değildir. Ancak, çocuk ergin olduktan sonra Türk Medeni Kanununun 27. maddesindeki koşulların varlığı halinde soyadını her zaman değiştirmek hakkına sahiptir. Velayet hakkı ana ve baba için normal şartlarda çocuğun ergin olmasına yani onsekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir haktır. Evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması hallerinde velayet hakkının sırf anaya verilmiş olması onun soyadının değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuat da buna cevaz vermemektedir. Bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul edilse dahi, sonradan gelişen sebeplerden dolayı çocuğun yararı açısından velayetin babaya yeniden verilmesi hallerinde bu kez baba velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun soyadını değiştirmek isteyecektir. Madem ki, velayet kimdeyse çocuk onun soyadını taşıyacaktır, o halde baba bu haktan mahrum edilemez. Böyle bir uygulamanın nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliğini ve istikrarını zedeleyeceği gibi asıl bu gibi uygulamalar çocuğun ruh hali üzerinde çok derin ve etkili travma yaratacaktır. Yargı mercileri bu durumu gözeterek ana ile babanın ya da ailelerin çocuk üzerinden inatlaşarak onun yararlarını hiçe sayıp, hukuken oluşmuş statüleri gerçek dışı ve yapay sebeplerle değiştirmeye çalışmalarına izin vermemeleri, söz konusu istemlerine alet olmamaları gerekir. Bu bağlamda, babanın da velayet hakkı kapsamında çocuğun soyadını değiştirme hak ve yetkisi yoktur. Nitekim, Dairemizin 01.02.2010 tarih ve 2009/10864 esas 2010/1097 karar sayılı içtihadında; "babanın soyadı veya çocuk reşit olduktan sonra kendi soyadı, usulüne uygun olarak açacağı bir dava sonunda verilecek kararla değişmedikçe, çocuğun da soyadı değişmez. Bu durumda somut olayda, baba kendi soyadını değiştirmediğine göre velayeti altındaki küçüklerin soyadlarının değiştirilmesi konusunda açtığı davanın reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." denmek suretiyle bu husus açıkça belirtilmiştir. İş bu noktaya geldiğinde yerel mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı... Mahkemesinin 25.06.2015 tarih ve 2013/3434 başvuru sayılı 2. bölüm, 11.11.2015 tarih ve 2013/7979 başvuru sayılı genel kurul kararının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yüksek mahkemenin hak ihlali için vardığı sonuç ve gerekçeleri yazılı ve teamüli (örfi) hukukumuza uygun düşmemektedir. Zira; a)Çocuğun soyadının belirlenmesi velayet hakkı kapsamında olmadığı gibi, değiştirilmesi de velayet hakkı kapsamında değildir. Zira; çocuğun soyadı, ister evlilik birliği dışında olsun, isterse evlilik birliği içinde olsun, velayet hakkı sahibi olan ana, baba tarafından belirlenmemektedir. Ana ya da babanın tek başına ya da birlikte çocuğun soyadını belirleme hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Çocuğun soyadı, soybağı hükümlerine göre kanun tarafından belirlenmektedir. b)Bu bağlamda,...nın 20. maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlalinden de sözedilemez. Zira, aile aynı soydan olup, bir aile sıra numarası altında kayıtlı olan kişiler ile onların eş ve çocuklarıdır. Dar anlamda çekirdek aile ise, ana, baba ve çocuklardan ibarettir. Ana ve baba arasındaki hukuki ilişki, hısımlık ilişkisi olmayıp, uzun süreli bir sözleşme, yani evlilik sözleşmesidir. Bu sözleşme, ölümle ya da boşanmayla sona ermektedir. Oysa, çocuklar ile ana, baba arasındaki ilişki soybağı ilişkisi olup, ana, babanın ölmeleri ya da boşanmaları soybağı ilişkisinde değişikliğe yol açmaz. Aile bağları çocuklar açısından devam eder. Bu nedenle de kişinin ana ya da babasını seçme özgürlüğünden söz edilemez. Şimdi burada sorulması gereken soru şudur. Eşler arasındaki evlilik ilişkisinin (sözleşmesinin) ölümle ya da boşanma ile sona ermesi halinde, aile sona ermekte midir? Buna verilecek tek cevap, elbette hayırdır. Gerçi ölümle ya da boşanmayla evlilik ilişkisinin sona ermesi halinde, aile bu durumlardan olumsuz etkilenmektedir. Ancak, özellikle çocuklar yönünden aile bağları devam etmekte, ölüm ya da boşanma soybağı ilişkisini hiç bir şekilde etkilememektedir. İş bu noktaya geldiğinde şu ikinci soruyu da sormanın tam zamanıdır. Çocuğun evlilikle ve soybağı hükümlerine göre kanunen kazandığı meşru statüsünün korunması mı, aile hayatına saygı hakkının ihlali midir? Yoksa çocuğun bu meşru statüsünü sarsacak şekilde, ana ya da babanın çocuk üzerindeki keyfi hareketlerine yol açacak bir uygulamanın önünün açılması mı? Elbette ki, çocuğun meşru statüsünün korunması ve ana ya da babanın çocuk üzerinde keyfi hareketlerine yol açacak uygulamaların önlenmesi, çocuk haklarının korunması için gerekli ve zorunlu bulunmaktadır. c)Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinin kabulüne imkan yoktur. Zira, soyadı üzerindeki hak münhasıran çocuğa bağlı bir hak olup, ana ve babanın ne evlilik birliği içinde ne de evlilik birliği dışında çocuğun soyadının belirlenmesinde bir etkileri yoktur. Çocuk, ana ve baba evli ise, ailenin, değilse eğer çocuk baba tarafından tanınmış veya mahkemece babalık hükmü verilmişse babanın soyadını, yoksa ananın soyadını alacaktır. Somut olaya gelince; soyadının değiştirilmesi istenen .... 20/04/2007 olan doğum tarihinde ana ve babası evlidir. Çocuk evlilik birliği içinde doğmuş ve TMK.nun 321.maddesine göre ailenin, diğer bir deyimle babanın soyadını almıştır. Böylece bu çocuk reşit oluncaya veya baba TMK.nun 27. maddesindeki koşulları kanıtlayarak soyadını değiştirene kadar aile soyadını taşımalıdır. Çocuğun ana ve babasının 07.01.2002 tarihinde boşanmış olması sadece boşanma ve velayet hakkı nedeniyle anaya böyle bir dava açma hakkı bahşetmez. Davacının dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki bir dayanağı bulunmadığı gibi soyadı değişikliğinin çocuğun evlilik içinde doğmakla kazandığı meşru statüye ve onun yüksek menfaatlerine zarar vereceği gerçeği karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.09.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2013/1755 E., 2015/1039 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2013/1755 E.  ,  2015/1039 K. * EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE DOĞAN ÇOCUK * SOYADI DEĞİŞİKLİĞİ * VELAYET HAKKININ ANNEYE ÇOCUĞUN SOYADINI DEĞİŞTİRME HAKKI VERMEMESİ * ANNENİN ÇOCUĞUN KENDİ SOYADINI KULLANMASI İSTEMİ * SOYADI KANUNU (2525) Madde 4 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 321 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 335 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 366 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 232 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 27 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 316 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 10 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 41 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “soyadı değişikliği” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Batı 4. Asliye Hukuk (Kapatılan Sincan 4. Asliye Hukuk) Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.01.2013 gün ve 2012/216 E. 2013/12 K. sayılı kararın incelenmesi davalı temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 09.05.2013 gün ve 2013/5954 E. 2013/7893 K. sayılı ilamı ile; “... Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eski eşi A. G. ile olan evliliklerinden kızı F.. G..'ın dünyaya geldiğini, daha sonra aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle boşandıklarını ve küçüğün velayetinin kendisine verildiğini, boşanmadan dolayı annenin soyadı ile kızı Fatma Meryem'in soyadlarının farklı hale geldiğini bu durumun çocuğu okulda rahatsız ettiğini ve psikolojik olarak rahatsızlık duyduğunu ileri sürerek F.. G..'ın soyadının annesinin soyadı olan İnal şeklinde değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davacı ile dava dışı A. G.'ın evliliklerinden 09.08.2003 tarihinde soyadının değiştirilmesi istenen F.. G..'ın dünyaya geldiği, davacı Z. S. ile A..'ün Bağcılar Aile Mahkemesinin 25.07.2007 gün ve 2005/1488-2007/658 sayılı kararı ile boşandıkları, mahkemece dava dışı baba ile çocuk F.. G.. arasında şahsi ilişki tesisine karar verildiği, F. M.'in velayetinin davacı anne Z.. S..'e bırakıldığı anlaşılmaktadır. 2525 sayılı Soyadı Kanununun 4.maddesinin ikinci fıkrasının “evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadı alır” şeklindeki birinci cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra bilhassa boşanmalar sebebiyle somut olayda olduğu gibi zaruri nedenlerle velayetin anneye bırakılması hallerinde velayet hakkına sahip annelerin çocuklarına kendi soyadlarını vermek için bir çaba içine girip bu tür soyadı değişikliği davalarını açtıkları görülmektedir. 2525 sayılı Kanunun 4.maddesindeki düzenlemenin, Yasanın genel gerekçesinden de anlaşılacağı gibi Soyadı Kanununun, ilk defa soyadı alınması ile ilgili olduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki hüküm karşısında, bu kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilmesinin söz konusu olduğu Anayasa Mahkemesince de kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme sözü edilen maddeyi Türk Medeni Kanununun 335 ve 366. maddeleriyle Anayasanın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal etmiştir. Tüm bu maddeler, velayet hakkının kullanılmasında kadın ve erkeğin birbirlerine eşit oldukları ilkesini ön plana çıkarmaktadır. Eski 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun eşitliğe aykırı hükümleri, bu yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla son bulmuştur. Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da çok geçerli nedenlerin varlığı dışında yalnızca cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ihlal ettiği kabul edilmektedir. Eşitlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin kararında da değinildiği gibi aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Durumdan vazife çıkartarak ya da geçici elde edilmiş bazı hak ve imkanlardan yararlanarak kadın veya erkeğin kendi lehine bir üstünlük yarışına girmesine yasalar milli ve evrensel hukuk düzeni izin vermez. İptal kararına konu olan yasa maddesini Kanunun kabul edildiği 21.06.1934 tarihinin koşullarına göre misyonunu tamamlamış bulunmaktadır. Aradan geçen zaman içinde yukarıda kısmen değinilen hukuki gelişmeler karşısında iptalinden başka bir çare de kalmamıştır. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Buradaki “aile” deyiminden babanın anlaşılacağı Anayasa Mahkemesince de kabul edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 02.07.2009 gün ve 2005/114-2009/105 sayılı kararı). Buna karşılık Türk Medeni Kanununun sözü edilen bu maddesindeki “evli değilse ananın” ibaresi Anayasanın 10 ve 41. maddelerine aykırı bulunarak baba lehine iptal edilmiştir. Bu madde iptal edilmezden önce anne ve babanın sonradan evlenmesi (Türk Medeni Kanununun 292. maddesi) ile yine, aynı Kanunun 27. maddesine bağlı haklı nedenlerden dolayı soyadının değiştirilmesi halleri dışında çocuk babanın soyadını tanıma vs. sebeplerle alamamakta idi. O halde bir çocuğa soyadı verilmesi için o çocuğun doğum tarihinde annesi ile babasının evli olup olmadığına bakmak gerekir. Doğum gününde anne ve baba evli ise çocuk babanın, diğer bir anlatımla ailenin soyadını alacaktır. Çocuğun soyadı bu surette belirlendikten sonra onun soyadını velayet hakkına vesair nedenlere dayanarak değiştirmek Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki düzenleme karşısında mümkün değildir. Ancak çocuk, ergin olduktan sonra Türk Medeni Kanununun 27. maddesindeki koşulların varlığı halinde soyadını her zaman değiştirmek hakkına sahiptir. Velayet hakkı anne ve baba için normal şartlarda çocuğun ergin olmasına yani on sekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir haktır. Evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması hallerinde velayet hakkının sırf anneye verilmiş olması onun soyadının değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuat da buna cevaz vermemektedir. Bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul edilse dahi sonradan gelişen sebeplerden dolayı çocuğun yararı açısından velayetin babaya yeniden verilmesi hallerinde bu kez baba, velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun soyadını değiştirmek isteyecektir. Madem ki velayet kimde ise çocuk onun soyadını taşıyacaktır o halde baba bu haktan mahrum edilemez. Böyle bir uygulamanın nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliği ve istikrarı zedeleyeceği gibi asıl bu gibi uygulamalar çocuğun ruh hali üzerinde çok derin ve etkili travma yaratacaktır. Yargı mercileri bu durumu gözeterek anne ile babanın ya da ailelerin çocuk üzerinden inatlaşarak onun yararlarını hiçe sayıp, hukuken oluşmuş statüleri gerçek dışı ve yapay sebeplerle değiştirmeye çalışmalarına izin vermemeleri, söz konusu istemlerine alet olmamaları gerekir. Somut olaya gelince; soyadının değiştirilmesi istenen F.. G..'ın doğum günü olan 09.08.2003 tarihinde anne ve babası resmen evlidir. Çocuk evlilik içinde doğmuştur ve Türk Medeni Kanununun 321.maddesine göre ailenin diğer bir deyimle babanın soyadını almıştır. Böylece bu çocuk reşit oluncaya kadar veya baba Türk Medeni Kanununun 27.maddesindeki koşulları kanıtlayarak soyadını değiştirmedikçe soyadı değiştirme konusu yasal olarak kapanmıştır. Bu çocuğun anne ve babasının sonradan 19.01.2009 tarihinde boşanmış olması sadece boşanma ve velayet hakkı nedeniyle anneye böyle bir dava açma hakkı bahşetmez. Boşanma ilamı uyarınca babasının çocukla kişisel ilişki tesis etme hakkı bulunması ve bu nedenle anne ve babanın ister istemez karşılaşması dikkate alındığında davacının dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki bir dayanağı bulunmadığı gibi soyadı değişikliğinin çocuğun evlilik içinde doğmakla kazandığı meşru statüye ve onun menfaatlerine zarar vereceği gerçeği karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir...” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı İdare Temsilcisi HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava eşinden boşanan kadının, evlilik birliği içerisinde doğan ve velayeti kendisine ait olan küçük çocuğunun boşandığı kocasının değil kendisinin soyadını kullanmasına izin verilmesi, olmadığı taktirde iki soyadını birlikte kullanmasına izin verilmesi ve bu hususta nüfus kayıtlarının düzeltilmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili Z.. İ.. ile dava dışı eski eşi A. G.'ın boşandıklarını, müşterek çocukları F.. G..'ın velayetinin annesi davacı Z.. İ..'a verildiğini, ortak çocuk F. M.'in anne babasının çok küçükken ayrılmış olması ve babasının İzmir'de, çocuğun da annesi ile birlikte Ankara'da yaşaması ve çok seyrek olarak babası ile görüşebilmesi gibi sebeplerle babası ile yakın bir ilişki kuramadığını, halen ilköğretim öğrencisi olan F..M..'in annesinin soyadının İ., kendisinin soyadının ise babasının soyadı olan G. olmasını okulda büyük sorun haline getirdiğini, anne babasının boşanmış olduğunu arkadaşlarına açıklamak zorunda kalmasının çocuğu psikolojik olarak yıktığını, F.. M..'in, okulda ve arkadaş çevresinde soyadının İ. olduğunu söylediğini, G. soyadını kullanmaktan imtina ettiğini, bu sebeplerle müvekkilinin soyadının İ. olarak değiştirilmesine, bu talebin kabul görmemesi halinde soyadının G. İ. olarak değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 321. madde hükmüne göre nesebi düzgün olan çocuğun babanın soyadını taşıyacağını, somut uyuşmazlıkta soyadı değişikliğine kanunen engel bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece ” ... 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 4. maddesinin 2. fıkrasında "evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadını alır" biçimindeki 1. cümlesinin iptaline ilişkin anılan Anayasa Mahkemesi kararında anlatıldığı üzere boşanan çocuğun özellikle velayeti annesine verilmesine rağmen, babasının soyadını taşımak durumunda kalmasının çocuk yönünden ayrımcılığa neden olduğu ve bu kapsamda eşitlik ilkesine aykırı bulunduğunun değerlendirilmiş olmasına, uluslararası hukuk belgelerinde kadın erkek eşitliğini düzenleyen hükümlere yer verilmiş olması ve bu kapsamda ülkemizce de imzalanarak kabul edilen uluslararası sözleşmeler ile Çocuk Hakları Sözleşmesi ve bu belirtilen sözleşmeler kapsamında, uluslararası sözleşmelerin ve özellikle Anayasanın 10 ve 41. maddesi, eşitlik ilkesi ve çocukların korunmasına ilişkin evrensel hükümleri nazara alındığında, mevcut hali itibari ile Anayasaya ve uluslararası sözleşmelere uygun bulunmayan TMK'nın 321, 335 ve 336 maddesi kapsamında çocuğun reşit oluncaya kadar babasının soy ismini taşımaya devam ettirilerek, reşit olduğunda dilediği soy ismi kullanma hakkı tanınarak, söz konusu talep yönünden vaki davaların kabul edilmemesi halinde anlatılan biçimde Anayasaya, eşitlik kurallarına ve cinsiyet ayrımcılığı ve diğer ayrımcılıkları önlemeye ilişkin uluslararası sözleşmelere aykırı davranmış olunacağı ve tüm bu değerlendirmeler ışığında davacının talebinin hukuka, hakkaniyete, Anayasal kurallara ve Anayasa hükmü niteliği taşıyan uluslararası sözleşmelere uygun meşru bir talep olduğu değerlendirilerek, her ne kadar yürürlükte bulunsa da TMK'nın 316. maddesinin hukuka, Anayasaya ve uluslararası Sözleşmelere uygun bulunmaması nedeni ile yasa hükmüne itibar edilmeyerek davalı tarafın savunduğu gerekçeler ve Anayasa hükümlerinin yasadan önce uygulanacak olması nedeni ile bu konuda Türk Medeni Kanunu 321 maddesi kapsamında davanın reddi gerektiği yönündeki Yüksek Yargıtay İçtihatlarına da itibar edilmeyerek, davanın hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne, küçüğün annesinin soyadı olan İNAL soyadını kullanmasına ve nüfus kayıtlarının bu şekilde değiştirilmesine dair verilen karar; davalı temsilcisinin temyizi üzerine; Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, Mahkemece; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık eşinden boşanan kadının, evlilik birliği içerisinde doğan ve velayeti kendisine ait olan küçük çocuğunun; boşandığı kocasının değil kendisinin soyadını kullanmasına ya da her iki soyadını birlikte kullanmasına izin verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2525 sayılı Soyadı Kanunu'nun 4. maddesinin ikinci fıkrasının “evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadını alır” şeklindeki düzenlemenin, kanunun genel gerekçesinden de anlaşılacağı gibi Soyadı Kanunu'nun, ilk defa soyadı alınması ile ilgili olduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 321. maddesindeki hüküm karşısında, bu kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilir olduğunu belirten Anayasa Mahkemesi maddeyi Türk Medeni Kanunu'nun 335 ve 366. maddeleriyle Anayasanın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal etmiştir. Tüm bu maddeler, velayet hakkının kullanılmasında kadın ve erkeğin birbirlerine eşit oldukları ilkesini ön plana çıkarmaktadır. Mülga 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun eşitliğe aykırı hükümleri, bu yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla son bulmuştur. Eşitlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin kararında da değinildiği gibi aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da çok geçerli nedenlerin varlığı dışında yalnızca cinsiyete dayalı farklı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ihlal ettiği kabul edilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nın konuya ilişkin ve “Soyadı” başlıklı 321. maddesinde, “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin: evli değilse ananın soyadını taşır...” düzenlemesi yer almaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin gerekçesinde ise “…maddeye göre çocuk, ana ve baba birbirleriyle evli ise ailenin, birbirleriyle evli değilse yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda dünyaya gelmişse ananın soyadını taşır. Baba ile çocuk arasında tanıma ve babalık hükmü ile soybağı kurulduğu hâlde dahi çocuk ananın soyadını alacaktır. …” denilmektedir. Bilindiği üzere, soyadı aileleri ayırmaya yarayan bir simge olup her vatandaş kanunda öngörülen şekilde usulüne uygun bir soyadı taşımak zorundadır. TMK'nın 321. maddesi son derece açık olup anılan madde uyarınca anne baba evli değilse ve çocuk baba tarafından tanınmışsa veya çocuk hakkında babalığa dair bir hüküm yoksa çocuk ancak annenin soyadını alır ve annenin bekarlık hanesine kaydedilir. Bu nedenle evlilik içinde doğan bir çocuk diğer bir deyişle annesi ile babası evli olan bir çocuk erginliğe erişinceye kadar babanın soyadını taşımakla yükümlüdür; erginliğe eriştikten sonra haklı sebep varsa soyadını değiştirmek üzere dava açma yoluna gidebilir. Uyuşmazlığın çözümünde velayet hakkının niteliğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, velayet hakkı anne ve baba için normal şartlarda çocuğun ergin olmasına yani on sekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir haktır. Evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması hallerinde velayet hakkının sırf anneye verilmiş olması onun soyadının değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuat da buna cevaz vermemektedir. Bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul edilse dahi sonradan gelişen sebeplerden dolayı çocuğun yararı açısından velayetin babaya yeniden verilmesi hallerinde bu kez baba, velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun soyadını değiştirmek isteyecektir. Velayet hakkı kimde ise çocuk onun soyadını taşıyacak ise baba da bu haktan mahrum edilemez. Böyle bir uygulama ise nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliği ve istikrarı zedeleyeceği gibi asıl bu gibi uygulamaların çocuğun ruh hali üzerinde çok derin ve etkili travma yaratacağı açıktır. Mevzuatımızda çocuğun velayetinin verildiği kişinin soyadını taşıyacağı yönünde bir düzenleme bulunmadığı gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 321. maddesi Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Buradaki “aile” deyiminden babanın anlaşılacağı Anayasa Mahkemesince de kabul edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 02.07.2009 gün ve 2005/114-2009/105 sayılı kararı). Buna karşılık Türk Medeni Kanununun sözü edilen bu maddesindeki “evli değilse ananın” ibaresi Anayasanın 10 ve 41. maddelerine aykırı bulunarak baba lehine iptal edilmiştir. Bu madde iptal edilmezden önce ise anne ve babanın sonradan evlenmesi (Türk Medeni Kanunu'nun 292. maddesi) ile yine, aynı Kanun'un 27. maddesine bağlı haklı nedenlerden dolayı soyadının değiştirilmesi halleri dışında çocuk babanın soyadını tanıma vs. sebeplerle alamamakta idi. Kaldı ki, ana babanın evlilik birliği içinde birlikte verecekleri bir karar ile bile çocuğun soyadını değiştirmeleri mümkün olmadığından, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinden bahsedilemez. O halde Hukuk Genel Kurulunun 25.12.2013 gün ve 2013/18-464 E. 2013/1698 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, bir çocuğa soyadı verilmesi için o çocuğun doğum tarihinde annesi ile babasının evli olup olmadığına bakmak gerekir. Doğum gününde anne ve baba evli ise çocuk babanın, diğer bir anlatımla ailenin soyadını alacaktır. Çocuğun soyadı bu surette belirlendikten sonra onun soyadını velayet hakkına vesair nedenlere dayanarak değiştirmek Türk Medeni Kanunu'nun 321. maddesindeki düzenleme karşısında mümkün değildir. Ancak çocuk, ergin olduktan sonra Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesindeki koşulların varlığı halinde soyadını her zaman değiştirmek hakkına sahiptir. Somut olayda soyadının değiştirilmesi istenen F.. G..'ın doğum günü olan 09.08.2003 tarihinde anne ve babası resmen evlidir. Çocuk evlilik içinde doğmuştur ve Türk Medeni Kanunu'nun 321. maddesine göre babanın soyadını almıştır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında çocuk reşit oluncaya kadar veya baba Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesindeki koşulları kanıtlayarak soyadını değiştirmedikçe soyadı değiştirme mümkün değildir. Sadece boşanma ve velayet hakkı anneye çocuğun soyadı değişikliği için dava açma hakkı vermez. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile, çocuğun talebi doğrultusunda uluslararası sözleşmelere uygun olan direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı İdare temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2352 E., 2015/1710 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi, Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2013/2352 E.  ,  2015/1710 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/09/2013 NUMARASI : 2013/313-2013/483 Taraflar arasındaki “soyadının düzeltilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.10.2012 gün ve 2012/471 E., 2012/700 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 21.03.2013 gün ve 2012/15166 E., 2013/4361 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı dava dilekçesinde; eski eşi M... ile olan evliliklerinden oğlu A.. Ü..'nün dünyaya geldiğini, daha sonra boşandıklarını ve küçüğün velayetinin kendisine verildiğini, daha sonra da A.. ile evlendiğini, oğlu Ali'nin Ünlü olan soyadının, babasının muvafakati ile yeni eşinin soyadı gibi Ertaş olarak değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davacı ile dava dışı M..... evliliklerinden 09.07.2005 tarihinde soyadının değiştirilmesi istenen A.. Ü..'nün dünyaya geldiği, davacı Emine ile M.... Pendik Aile Mahkemesinin 05.10.2006 gün ve 2006/558-595 sayılı kararı ile boşandıkları ve Ali'nin velayetinin davacı ana E... bırakıldığı anlaşılmaktadır. 2525 sayılı Soyadı Kanununun 4.maddesinin ikinci fıkrasının “evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadı alır” şeklindeki birinci cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra bilhassa boşanmalar sebebiyle somut olayda olduğu gibi zaruri nedenlerle velayetin anaya bırakılması hallerinde, velayet hakkına sahip anaların çocuklarına kendi soyadlarını vermek için bir çaba içine girip bu tür soyadı değişikliği davalarını açtıkları görülmektedir. 2525 sayılı Kanunun 4. maddesindeki düzenlemenin, Yasanın genel gerekçesinden de anlaşılacağı gibi, ilk defa soyadı alınması ile ilgili bulunduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki hüküm karşısında bu kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilmesinin söz konusu olduğu Anayasa Mahkemesince de kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme sözü edilen maddeyi Türk Medeni Kanununun 335 ve 366 ile Anayasanın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal etmiştir. Bu maddeler, velayet hakkının kullanılmasında kadın ve erkeğin birbiriyle eşit oldukları ilkesini ön plana çıkarmaktadır. 743 sayılı Türk Medeni Kanununun eşitliğe aykırı hükümleri, bu Yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla son bulmuştur. Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, geçerli nedenlerin varlığı dışında yalnızca cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ihlal ettiği kabul edilmektedir. Eşitlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin kararında da değinildiği gibi aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Durumdan vazife çıkartarak ya da geçici elde edilmiş bazı hak ve imkanlardan yararlanarak kadın veya erkeğin kendi lehine bir üstünlük yarışına girmesine milli yasalar ile evrensel hukuk düzeni izin vermez. İptal kararına konu olan Yasa maddesi kabul edildiği 21.06.1934 tarihinin koşullarına göre misyonunu tamamlamış bulunmaktadır. Aradan geçen zaman içinde yukarıda kısmen değinilen hukuki gelişmeler karşısında iptalinden başka bir çare de kalmamıştır. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi, Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Buradaki “aile” deyiminden babanın anlaşılacağı Anayasa Mahkemesince de kabul edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 02.07.2009 gün ve 2005/114-2009/105 sayılı kararı). Buna karşılık Türk Medeni Kanununun sözü edilen bu maddesindeki “evli değilse ananın” ibaresi Anayasanın 10 ve 41. maddelerine aykırı bulunarak baba lehine iptal edilmiştir. Bu madde iptal edilmezden önce ana ve babanın sonradan evlenmesi (Türk Medeni Kanununun 292. maddesi) ile yine aynı Kanunun 27. maddesine bağlı haklı nedenlerden dolayı soyadının değiştirilmesi halleri dışında çocuk babanın soyadını tanıma vs. sebeplerle alamamakta idi. O halde, bir çocuğa soyadı verilmesi için o çocuğun doğum tarihinde anası ile babasının evli olup olmadığına bakılması gerekir. Doğum tarihinde ana ve baba evli ise çocuk ailenin diğer bir anlatımla babanın soyadını alacaktır. Çocuğun soyadı bu surette belirlendikten sonra, onun soyadını velayet hakkına veya başka nedenlere dayanarak değiştirmek Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki düzenleme karşısında mümkün değildir. Ancak, çocuk ergin olduktan sonra Türk Medeni Kanununun 27. maddesindeki koşulların varlığı halinde soyadını her zaman değiştirmek hakkına sahiptir. Velayet hakkı, ana ve baba için normal şartlarda çocuğun ergin olmasına yani onsekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir haktır. Evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması halinde velayet hakkının anaya verilmiş olması çocuğun soyadının değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuat da buna cevaz vermemektedir. Bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul edilse dahi, sonradan gelişen sebeplerden dolayı çocuğun yararı açısından velayetin babaya yeniden verilmesi halinde bu kez baba velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun soyadını değiştirmek isteyecektir. Madem ki velayet kimde ise çocuk onun soyadını taşıyacak o halde baba da bu haktan mahrum edilemez. Böyle bir uygulamanın nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliği ve istikrarı zedeleyeceği gibi asıl bu gibi uygulamalar çocuğun ruh hali üzerinde çok derin ve etkili travma yaratacaktır. Yargı mercileri bu durumu gözeterek ana ile babanın ya da ailelerin çocuk üzerinden inatlaşarak onun yararlarını hiçe sayıp, hukuken oluşmuş statüleri gerçek dışı ve yapay sebeplerle değiştirmeye çalışmalarına izin vermemeleri, söz konusu istemlerine alet olmamaları gerekir. Somut olaya gelince; soyadının değiştirilmesi istenen A.. Ü..'nün doğum tarihi olan 09.07.2005 tarihinde ana ve babası resmen evli olduğundan Türk Medeni Kanununun 321. maddesine göre ailenin diğer bir deyimle babanın soyadını almış olup böylece çocuk reşit oluncaya kadar veya baba Türk Medeni Kanununun 27. maddesindeki koşulları kanıtlayarak soyadını değiştirmedikçe soyadı değiştirme konusu yasal olarak kapanmıştır. Çocuğun ana ve babasının sonradan 15.02.2007 tarihinde boşanmaları sadece boşanma ve velayet hakkı nedeniyle anneye böyle bir dava açma hakkı vermez. Boşanma ilamı uyarınca babasının çocukla kişisel ilişki tesis etme hakkı bulunması ve bu nedenle ana ve babanın ister istemez karşılaşması dikkate alındığında, davacının dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki bir dayanağı bulunmadığı gibi, soyadı değişikliğinin çocuğun evlilik içinde doğmakla kazandığı meşru statüye ve onun menfaatlerine zarar vereceği gerçeği karşısında, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, soyadı değiştirilmesi istemine ilişkindir. Davacı; eski eşi M.... ile olan evliliklerinden oğlu A.. Ü..'nün dünyaya geldiğini, daha sonra boşandıklarını ve küçüğün velayetinin kendisine verildiğini, daha sonra da A....ile evlendiğini, oğlu Ali'nin Ünlü olan soyadının, babasının muvafakati ile yeni eşinin soyadı gibi Ertaş olarak değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, yasal olarak çocuğun reşit olana kadar babasının soyadını kullanması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak kurulan hüküm, Özel Dairece, yukarıda başlık kısmında yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalı vekili temyize getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, boşanma ile velayeti annesine verilen ancak babasının soyadını taşıyan küçüğün soyadının annesi tarafından velayeten kendi soyadı ile değiştirilmesinin talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bir aileyi oluşturan bireyleri diğer ailelerin bireylerinden ayıran ve kuşaktan kuşağa geçen ada soyadı denir. Günümüzde her şahsın bir öz addan başka bir de bütün ailenin kullanacağı soyadı bulunmaktadır. Kişilerin soyadı kural olarak kanunla, istisna olarak da kişinin iradesiyle kazanılır. Geniş tanımıyla soyadı, doğumla, evlenmeyle, evlat edinilmekle veya istisnai olarak nüfus memurunca belirlenmekle kazanılan, bir aileye bağlı bireyleri başka ailelere bağlı bireylerden ayırmaya yarayan, kuşaktan kuşağa doğumla geçen ve belirleyici özeliği olan “soy” addır(Saymen, Ferit ; Türk Medeni Hukuku, şahsın Hukuku, Cilt II, İstanbul 1948, s. 151). Kişilerin ad ve soyadı aile kütüklerinde bulunması gereken kişisel bilgiler arasında yer alır(5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 7/1-c). Günümüzde soyadı, kişinin kimliğinin belirtilmesini, onun hangi aileye, soya ait olduğunun gösterilmesini (aidiyet) ve başka ailelerin bireylerinden ayırt edilmesini sağlar. Bu bakımdan soyadı, kişiler arası özel yaşam ilişkileriyle ilgili yanıyla özel hukuk alanında; nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi açısından da kamu hukuku alanında düzenlenmiştir. Soyadı, çeşitli yollarla (soy bağı), (evlenme), (evlat edinilme), (idari kararla) kazanılır. 2525 sayılı Soyadı Kanunu(SK) yürürlüğe girdiği zaman seçerek soyadı kazanma imkanı da tanınmıştır(SK. m 4). Soy bağı yoluyla soyadının kazanılması bakımından da evlilik içi doğumla evlilik dışı doğumu birbirinden ayırmak gerekmektedir. Medeni Hukuk sisteminde, soyadı taşıma zorunluluğu bulunduğu halde, Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önceki dönemde böyle bir zorunluluk yoktu. Dileyen kişi isteğe bağlı olarak, öz adı yanında ikinci bir ad alabilirdi. Fakat bu ad, bugünkü anlamda bir soyadı olmaktan çok ün (şöhret) ve lakap niteliğinde ya da ailesel ya da yöresel bir addı. Soyadının seçme iradesi ile kazanılması, herkesin mutlaka bir soyadı bulunması ilkesini getiren, yani soyadı taşıma ve kullanma zorunluluğunu öngören Soyadı Kanunu ile gerçekleşmiştir. Soyadı Kanunu’nun 1. maddesinde “Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur” denildikten sonra 5. madde ile kanunun yürürlüğe girdiği 1934 yılında soyadına sahip bulunmayan ayırt etme gücüne sahip ergin kişilere, dilediği bir ismi soyadı olarak seçip kullanma serbestliği tanımıştır. Kanunun 3. maddesi rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleri ile genel ahlaka uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç isimlerin soyadı olarak kullanılamayacağını belirtmiş, 4. maddesi ise ailenin soyadını seçme görev ve hakkını evlilik birliğinin başkanı olan kocaya tanımıştır. Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasının “evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadı alır” şeklindeki birinci cümlesi Anayasa Mahkemesinin 08.12.2011 gün ve 2010/119 E., 2011/165 K.sayılı kararı ile iptal edilmiş olup Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi: “…Eşitlik ilkesi, aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Kişinin cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma getirilmesi bu ilkeye aykırı düşer. Ayrıca eşitlik, bireyler arasındaki farklılıkların göz ardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı tutulması anlamında da algılanamaz. Kimi kişilerin başka kurallara bağlı tutulmalarında haklı nedenler varsa, yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez. Bu nedenle, yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu kıldığı kimi ayırımlar haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı halde, sadece cinsiyete dayalı ayrımlar eşitlik ilkesine açık bir aykırılık oluştururlar. Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir…” şeklindedir. Öte yandan 2525 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde yer alan “Kanunla mevcut bütün soy adlarının nüfus kütüklerine yazdırılması ve soy adı olmayanların yeni bir ad seçerek bunu yazdırması mecburiyeti konmuştur” ifadelerinden, bu Kanun'un ilk defa soyadı alınması ile ilgili düzenlemeler içerdiği anlaşılmaktadır. Ancak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu(TMK)'nun çocuğun soyadını düzenleyen 321. maddesinde yer alan “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır.” hükmü nedeniyle, SK m. 4 ile getirilen kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilmesi söz konusudur. Nitekim bu husus Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinde de belirtilmiş bulunmaktadır. Ana ve baba evliyse çocuk ailenin soyadını (babasının soyadını) doğar doğmaz kazanır ve ona sahip olur(TMK m. 321). Soyadı, yasa gereği doğumla kazanılan addır ve ilke olarak kuşaktan kuşağa doğumla geçer. Soyadının bu şekilde kazanılması kişilerin herhangi iradi bir fiiline veya rızalarına bağlı olmayan kanundan ötürü soyadının kazanılması yollarından biridir ve kanunda soyadının kazanılması için şart kılınan olgunun gerçekleşmesiyle birlikte soyadı da aynı anda kendiliğinden kazanılmış olur. TMK m.187’ye göre, evlenmeyle birlikte kadın kural olarak kocasının soyadını aldığından, ailenin soyadı aslında kocanın (babanın) soyadından başka bir şey değildir. Çocuk, ismi dolayısıyla ikame edeceği davada, mirasçı sıfatıyla değil asıl hak sahibi sıfatıyla hareket eder. Bu sebeple, ana ve babası evli iken doğan çocuk doğal olarak babasının soyadını taşıyacaktır. Dolayısıyla evlilik içinde doğan çocuğun babasının (ailenin) soyadını alacağına dair düzenleme emredicidir. Çocuğun başka bir soyadı alması mümkün değildir. Anlaşma yapmak suretiyle değişik bir sonuca varılamaz. Şüphesiz, soyadının sonradan haklı sebeplerle mahkeme kararıyla değişmesi mümkündür (TMK m.27). Ayrıca evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi, çocuğun soyadı üzerinde etkili olmaz. Ana ve baba boşanmış veya baba ölmüş olsa dahi kural böyledir. Boşanma veya ölüm üzerine velayetin annede olması soyadında herhangi bir değişikliğe sebep olamaz. Babanın soyadı veya çocuk reşit olduktan sonra kendi soyadını usulüne uygun olarak açacağı bir dava sonunda verilecek kararla değişmedikçe, çocuğun da soyadı değişmez. O halde velayete sahip ana dahi bu hakka dayanarak kişiye sıkı sıkıya bağlı kişilik haklarıyla ilgili çocuğun soyadının değiştirilmesi davasını açamaz(HGK'nun 25.12.2013 gün ve 2013/18-464 E., 2013/1698 K.; HGK'nun 13.03.2015 gün ve 2013/18-1755 E., 2013/1039 K. sayılı ilamları). Somut olayda da, anne baba sonradan boşanmış olsalar da soyadı değiştirilmek istenilen küçük, evlilik içinde doğmuştur. Az yukarda belirtildiği üzere, TMK m. 321 uyarınca ana ve babası evli iken doğan çocuk babasının soyadını taşır. Evlilik içinde doğan çocuğun babasının (ailenin) soyadını alacağına dair düzenleme emredicidir. Çocuğun başka bir soyadı alması mümkün değildir. Soyadı Kanunu’nun 4. maddesi ilk defa soyadı alınması ile ilgili düzenlemeler içerdiğinden somut olayda uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle boşanma sonrası velayet kendisinde olan annenin, küçüğün soyadını kendi soyadı ile değiştirilmesini istemesi mümkün değildir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerinde düzenlenen eşitlik ilkesi uyarınca, davacı annenin de küçüğün soyadını seçme hakkının bulunduğu ve eldeki davayı açabileceği ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 19.06.2015 gününde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, ana-babanın boşanması üzerine, velayeti anneye bırakılmış küçüğün soyadının haklı olduğu ileri sürülen nedenlerle değiştirilmesi isteğinden ibarettir. Daha önce, konuyu doğrudan düzenleyen yasa maddesi olan 2525 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadını alır.” biçimindeki düzenleme, Anayasa Mahkemesi'nin 8.12.2011 gün ve 119-165 sayılı kararı ile iptal edilmiş, bu suretle yerel mahkemelerce bu nev'i davalarda verilen kabul kararlarının bozulmasına yönelik Özel Daire'nin istikrarlı uygulamasının yasal dayanaklarından birini oluşturan bu hükmün uygulanabilirliği kalmamıştır. Yüksek Mahkemenin iptal kararında “Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur.” şeklinde özetlenen iptal gerekçesi, kanımca çok açık olarak, boşanan kadının, velayeti kendisine tevdi edilen çocuğunun soyadını seçme ve/veya mevcut soyadını değiştirme konusundaki yasal engellerden birini ortadan kaldırmıştır. HGK çoğunluğunca da benimsendiği anlaşılan Özel Daire bozma ilamında, bu nitelikteki bir davanın reddine medar olarak 4721 sayılı TMK'nın 321. maddesindeki düzenlemeye de atıf yapıldığı izlenmektedir. Söz konusu yasa hükmü soybağı hükümleri başlığı altında yer almakta olup “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekarlık soyadını taşır.” biçiminde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 02/072009 tarihli ve E. 2005/114, K. 2009/105 sayılı kararı ile madde hükmünde yer alan “(evli) değil ise ananın” ibaresi iptal edilmiş olup söz konusu iptal hükmü, gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, Özel Daire kararında belirtilenin aksine “baba” lehine değil evlilik dışında doğan çocukların lehine, onları korumaya odaklanmış niteliktedir. Maddenin mevcut haliyle, soybağı düzenlenmesine ilişkin başlık altında yer alması, soyadı değiş-tirmenin soybağı kavramı ile doğrudan bir ilişkisinin bulunmaması nedeniyle, davanın reddedilmesi için yasal bir dayanak olmaması gerektiği kanısındayım. Öte yandan, yeri gelmişken, söz konusu yasa maddesinde sözü edilen “aile soyadı” kavramından ne anlaşılması gerektiği de irdelenmelidir. HGK çoğunluğu tarafından da benimsenen Özel Daire bozma ilamında, aile soyadı evlilik birliği içinde doğan çocuklar bakımından babanın soyadı olarak kabul edilmiştir. Aile soyadı kavramı anılan madde hükmünde tanımlanmış olmadığı gibi 4721 sayılı Yasa'nın konuya ilişkin diğer hükümlerinde de aile soyadının ne olması gerektiği açıklanmış değildir. Şu halde, bu kabulün yasal dayanağı, 4721 sayılı Yasa'nın 187. maddesi olsa gerektir. Söz konusu yasa hükmüne göre kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. O nedenle de kadın ve erkeğin evlenmek suretiyle oluşturduğu ailenin de söz konusu hükme göre soyadının erkeğin soyadı olması gerekir. Bu düşünüş yerleşik uygulama bakımından da konunun yasal dayanaklarını açıklamaya elverişlidir. Ancak, 4721 sayılı Yasa'nın 187. maddesi hükmünün, Anayasa Mahkemesi'nin 19.12.2013 tarih ve 2013/2187 sayılı bireysel başvurunun kabulüne yönelik kararında, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesine, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 23/4. maddesine, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme'nin 16/1-g maddesi ile çeliştiği ve Anayasamızın 17. maddesine aykırı bir biçimde cinsiyet ayrımcılığına yol açtığı, yine Anayasamızın 90. maddesi uyarınca, uyuşmazlık halinde mahkemelerce, 4721 sayılı Yasa'nın 187. maddesi yerine uluslar arası sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği vurgulanmıştır. Gerçekten de, özellikle 187. maddenin yer aldığı evlilik birliğine ilişkin hükümler bakımından, 4721 sayılı Yasa'da hemen tüm maddeler bakımından kadın-erkek eşitliği açısından bir sorun görünmüyor ise de, söz konusu 187. maddenin bu hükmünün açık bir cinsiyet ayrımcılığına yol açtığı ortadadır. Şu durumda, 4721 sayılı Yasa'nın 321. maddesinde belirtilen “aile soyadı” ibaresinin, aynı yasanın 187. maddesine dayalı olarak “kocanın soyadı” olarak anlaşılması gerektiği ileri sürülemez. Hal böyle olunca, davanın reddedilmesi gereğine ilişkin Özel Daire bozma ilamının, tıpkı 2525 sayılı Yasa bakımından olduğu gibi 4721 sayılı Yasa'nın 321. maddesi bakımından da yasal bir dayanağının bulunmadığı, yukarda sayılan uluslar arası sözleşmeler nazara alındığında, aile soyadının kocanın yahut babanın soyadı olarak algılanmasından vazgeçilmesi gerektiği kanısındayım. Tüm bu açıklanan nedenlerle, direnme kararının onanması görüşünde bulundu-ğumdan, HGK çoğunluğunun kararın bozulması yönündeki kanaatine katılamıyorum.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, 2014/22367 E., 2015/10620 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
tarafından tanınması üzerine nüfus müdürlüğünce TMK.nun 321.maddesine göre baba hanesine baba soyadı ile tescil edildiğini ileri sürerek, bu hatalı nüfus kaydının düzeltilmesini istemiştir.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi         2014/22367 E.  ,  2015/10620 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, babası tarafından tanınan küçüğün nüfus kaydının düzeltilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz istemlerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı dava dilekçesinde, davalı ... ile evlilik dışı beraberliğinden doğan kızı ...'in, babası davalı ... tarafından tanınması üzerine nüfus müdürlüğünce TMK.nun 321.maddesine göre baba hanesine baba soyadı ile tescil edildiğini ileri sürerek, bu hatalı nüfus kaydının düzeltilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile ...'in nüfus kaydının ve soyadının TMK.321.maddesine uygun hale getirilmesine karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile nüfus kayıt örneğinden; ...'in annesi davacı ...'ın bekarlık hanesinde kayıtlı iken nüfus müdürlüğünce onaylı 22.03.2010 tarih ve 11244 numaralı tanıma senedi ile babası davalı ... tarafından tanınması üzerine onun hanesine, baba soyadı ile tescil edildiği, annesi ile bağlantının kurulduğu anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Kanunun 321.maddesinde, ana ve baba evli değilse çocuğun annenin soyadını taşıyacağı; 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 28.maddesinin 4 fıkrasında tanınan çocukların babaları hanesine baba adı ve soyadı ile onların kimlik ve kayıtlı olduğu yer bilgileri belirtilmek suretiyle tescil edileceği; aynı Kanunun Geçici 5.maddesinde ise, bu Kanun yürürlüğe girinceye kadar tanıma beyanı veya babalığa hüküm kararı sonucu ana hanesine tescil edilen çocukların baba hanelerine nakline ana veya babanın birinin, çocuk ergin ise kendisinin müracatı aranacağı hükme bağlanmış; 29.04.2009 tarih 27214 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Soyadı Nizamnamesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tüzük ve bu Tüzük’le değiştirilen Soyadı Nizamnamesinin 15. maddesinde de, evlilik dışında doğan çocuğun anne babasının birbiriyle evlenmesi, babası tarafından tanınması ve babalık hükmü verilmesiyle birlikte babasının soyadını taşıyacağını belirtilmiştir. Açıklanan Kanuni mevzuat gereğince babası tarafından tanınarak baba hanesine babasının soyadı ile tescil edilen 13.08.2008 doğum tarihli ... artık annenin değil babanın soyadını taşıyacağından; mahkemece, yukarıda gösterilen hükümlere aykırı olarak çocuğun nüfus kaydının ve soyadının TMK.nun 321. maddesindeki şekle uygun hale getirilmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edenlerden davalı tarafa iadesine, 18.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, 2013/4653 E., 2013/6026 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi         2013/4653 E.  ,  2013/6026 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, çocuklarının "Jobass" olan soyadlarının "..." olarak tashihi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı dava dilekçesinde; davacının eski eşi ile olan evliliklerinden kızı ... ve oğlu ...'ın dünyaya geldiğini, daha sonra aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle boşandıklarını ve küçüklerin velayetinin davacı anneye verildiğini, boşanmadan dolayı annenin soyadı ile çocuklarının soyadlarının farklı hale geldiğini bu durumun çocukların çevrelerinde alay konusu olduğunu, kızının istediği yurda yerleşemediğini ileri sürerek çocukların soyadının annesinin soyadı olan ... şeklinde değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davacı ile dava dışı ...’nun evliliklerinden 01.01.1995 tarihinde soyadının değiştirilmesi istenen ... ve 02.02.2001 tarihinde ise soyadının değiştirilmesi istenen ...'ın dünyaya geldiği, davacı ... ile ...'ın Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.09.2010 kesinleşme tarihli ve 2007/329 E- 2009/115 K sayılı kararı ile boşandıkları, mahkemece çocukların velayetinin davacı anneye bırakıldığı anlaşılmaktadır. 2525 sayılı Soyadı Kanununun 4.maddesinin ikinci fıkrasının “evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadı alır” şeklindeki birinci cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra bilhassa boşanmalar sebebiyle somut olayda olduğu gibi velayetin anneye bırakılması hallerinde velayet hakkına sahip annelerin çocuklarına kendi soyadlarını vermek için bir çaba içine girip bu tür soyadı değişikliği davalarını açtıkları görülmektedir. 2525 sayılı Kanunun 4.maddesindeki düzenlemenin, Yasanın genel gerekçesinden de anlaşılacağı gibi Soyadı Kanununun, ilk defa soyadı alınması ile ilgili olduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki hüküm karşısında, bu kuralın günümüzde sadece bazı istinai durumlarda uygulanabilmesinin söz konusu olduğu Anayasa Mahkemesince de kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme sözü edilen maddeyi Türk Medeni Kanununun 335 ve 366. maddeleriyle Anayasanın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal etmiştir. Tüm bu maddeler, velayet hakkının kullanılmasında kadın ve erkeğin birbirlerine eşit oldukları ilkesini ön plana çıkarmaktadır. Eski 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun eşitliğe aykırı hükümleri, bu yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla son bulmuştur. Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da çok geçerli nedenlerin varlığı dışında yalnızca cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ihlal ettiği kabul edilmektedir. Eşitlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin kararında da değinildiği gibi aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Durumdan vazife çıkartarak ya da geçici elde edilmiş bazı hak ve imkanlardan yararlanarak kadın veya erkeğin kendi lehine bir üstünlük yarışına girmesine yasalar milli ve evrensel hukuk düzeni izin vermez. İptal kararına konu olan yasa maddesini Kanunun kabul edildiği 21.06.1934 tarihinin koşullarına göre misyonunu tamamlamış bulunmaktadır. Aradan geçen zaman içinde yukarıda kısmen değinilen hukuki gelişmeler karşısında iptalinden başka bir çare de kalmamıştır. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Buradaki “aile” deyiminden babanın anlaşılacağı Anayasa Mahkemesince de kabul edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 02.07.2009 gün ve 2005/114-2009/105 sayılı kararı). Buna karşılık Türk Medeni Kanununun sözü edilen bu maddesindeki “evli değilse ananın” ibaresi Anayasanın 10 ve 41. maddelerine aykırı bulunarak baba lehine iptal edilmiştir. Bu madde iptal edilmezden önce anne ve babanın sonradan evlenmesi (Türk Medeni Kanununun 292. maddesi) ile yine, aynı Kanunun 27. maddesine bağlı haklı nedenlerden dolayı soyadının değiştirilmesi halleri dışında çocuk babanın soyadını tanıma vs. sebeplerle alamamakta idi. O halde bir çocuğa soyadı verilmesi için o çocuğun doğum tarihinde annesi ile babasının evli olup olmadığına bakmak gerekir. Doğum gününde anne ve baba evli ise çocuk babanın, diğer bir anlatımla ailenin soyadını alacaktır. Çocuğun soyadı bu surette belirlendikten sonra onun soyadını velayet hakkına vesair nedenlere dayanarak değiştirmek Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki düzenleme karşısında mümkün değildir. Ancak çocuk, ergin olduktan sonra Türk Medeni Kanununun 27. maddesindeki koşulların varlığı halinde soyadını her zaman değiştirmek hakkına sahiptir. Velayet hakkı anne ve baba için normal şartlarda çocuğun ergin olmasına yani onsekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir haktır. Evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması hallerinde velayet hakkının sırf anneye verilmiş olması onun soyadının değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuat da buna cevaz vermemektedir. Bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul edilse dahi sonradan gelişen sebeplerden dolayı çocuğun yararı açısından velayetin babaya yeniden verilmesi hallerinde bu kez baba, velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun soyadını değiştirmek isteyecektir. Madem ki velayet kimde ise çocuk onun soyadını taşıyacaktır o halde baba bu haktan mahrum edilemez. Böyle bir uygulamanın nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliği ve istikrarı zedeleyeceği gibi asıl bu gibi uygulamalar çocuğun ruh hali üzerinde çok derin ve etkili travma yaratacaktır. Yargı mercileri bu durumu gözeterek anne ile babanın ya da ailelerin çocuk üzerinden inatlaşarak onun yararlarını hiçe sayıp, hukuken oluşmuş statüleri gerçek dışı ve yapay sebeplerle değiştirmeye çalışmalarına izin vermemeleri, söz konusu istemlerine alet olmamaları gerekir. Somut olaya gelince; soyadının değiştirilmesi istenen küçüklerin doğum tarihlerinde anne ve baba resmen evlidir. Çocuk evlilik içinde doğmuştur ve Türk Medeni Kanununun 321.maddesine göre ailenin diğer bir deyimle babanın soyadını almıştır. Böylece bu çocuk reşit oluncaya kadar veya baba soyadını değiştirmedikçe soyadı değiştirme yasal olarak mümkün değildir. Bu çocuğun anne ve babasının sonradan 13.09.2010 tarihinde boşanmış olması sadece boşanma ve velayet hakkı nedeniyle anneye böyle bir dava açma hakkı bahşetmez. Boşanma ilamı uyarınca babasının çocukla kişisel ilişki tesis etme hakkı bulunması ve bu nedenle anne ve babanın ister istemez karşılaşması dikkate alındığında davacının dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki bir dayanağı bulunmadığı gibi soyadı değişikliğinin çocuğun evlilik içinde doğmakla kazandığı meşru statüye ve onun menfaatlerine zarar vereceği gerçeği karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Türk Medeni Kanunu'na göre, evli olan ana ve babanın çocuğu hangi soyadını taşır?

A) Çocuk, annesinin bekârlık soyadını taşır.
B) Çocuk, babasının soyadını taşır.
C) Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır; ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.
D) Çocuk, 18 yaşına gelene kadar annesinin, sonra babasının soyadını alır.
E) Çocuk, doğar doğmaz mahkeme kararıyla belirlenecek soyadını alır.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol