Türk Medeni Kanunu 39. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 39- Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.
2. Cinsiyet değişikliğinde
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2024/2789 E., 2024/6221 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
4721 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi, 282 nci maddesi, 5490 sayılı Kanun’un 35 inci, 36 ncı maddesi, 42 nci maddesi, 5901 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi, 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi.
2. Hukuk Dairesi 2024/2789 E. , 2024/6221 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2865 E., 2023/2014 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/346 E., 2023/134 K.
Taraflar arasındaki Nüfus (Tespit İstemli) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacının 01.07.1872 Suçatı doğumlu ve 30710184554 Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı ...'ın oğlu olduğu, davacının "Medeni aile nüfus belgesinde baba olarak ... gözüktüğü halde davacı ve kardeşlerine ait baba adı hanesinde "..." yazılmış olduğu, Suriye Arap Cumhuriyeti Kimlik kartında da baba adı olarak " ... " yazılmış olduğu ancak tercümesi yapılmış olan bireysel nüfus kayıt örneği, doğum belgesi ve evlilik belgelerinde baba adının "..." olarak yazıldığı, bunun sebebinin, Suriye Arap Cumhuriyeti'nde Suriyeli Arap kökenli olmayan kişilerin ülkede kayıtlarının yapılırken baba isimlerinin değiştirilip ülkeye gelen kişiye gerçekte var olan asıl baba isimlerinden farklı, yeni bir baba ismi verilerek sicile kaydetme usulünün olması olduğu, davacının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını babası olarak tespitini istediği ... 'ın Türk vatandaşlığına dayanarak kazanmak istemesi nedeniyle davacının babasının ... olduğunun tespit edilerek baba ad - soyad hanesine uygun kayıtların tescilini talep ettiği, Türk vatandaşlığına hakkı var iken başvuru eksikliği nedeniyle Türk vatandaşlığından mahrum kalmasının yasaya aykırı olacağını, Türk vatandaşı olduğunun tespiti açısından soybağının kurulmasının gerekli olduğunu ileri sürerek; 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 282 nci ve devamı maddeleri gereğince davasının kabulüne davacının bilgilerinin bulunması halinde dedesinin babası ile soybağının kurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 26.04.2021 tarih ve 2021/206 Esas, 2021/254 Karar sayılı kararı ile davanın babalığın tespiti talebine ilişkin olduğu, elde ki davanın 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4 üncü maddesinde gösterilen davalardan olup, 4721 sayılı Kanun’un 282 nci ve devamı maddelerinde düzenlenen soybağı kurulmasıyla ilgili olan bu davanın, aile Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Bu karar istinaf edilmeyerek kesinleşmiştir.
2.Küçükçekmece 4.Aile Mahkemesi'nin 24.11.2021 tarih ve 2021/711 Esas, 2021/652 Karar sayılı kararı ile davanın bir nesep davası değil tespit davası mahiyetinde olduğunu, davacının talebinin nesebin reddine ve babalığa hükmedilmesine ilişkin değil, ülkesindeki nüfus kayıtlarındaki farklılığın ve hatanın giderilerek ülkemiz nüfus ve vatandaşlık işleri genel müdürlüğünün yazısı doğrultusunda Türk vatandaşlığına alınabilmesi için yapılması istenen tespit işlemine ilişkin olduğu; bu hali ile Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
3.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi’nin 15.09.2022 tarih ve 2022/22 Esas, 2022/2104 Karar sayılı karar ile davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğuna karar verilmiştir.
4.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Nüfus ve Vatandaşlık işleri Genel Müdürlüğünce gönderilen belge içeriklerinin incelenmesinde, davacının Türk vatandaşı olan ...' ın oğlu olduğuna ilişkin herhangi bir kayda rastlanılmadığı gibi, bazı kayıtlarda da davacının baba isminin ... olarak geçtiği, bu hali ile davacının iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmakla, subut bulmayan davanın reddine gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava tespit ve tescil istemini içeren, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olup uyuşmazlık, davanın reddi kararının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi, 282 nci maddesi, 5490 sayılı Kanun’un 35 inci, 36 ncı maddesi, 42 nci maddesi, 5901 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi, 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava tespit ve tescil istemini içeren, sonuç itibariyle soybağını ilgilendiren nüfus kaydının düzeltilmesi davası olup nüfus kayıtlarının düzenli ve gerçeğe uygun olarak tutulması kamu düzeni ile ilgilidir. Somut uyuşmazlıkta adı geçen ve davacının babası olduğu ileri sürülen 30710184554 Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı ...'ın varsa veraset ilamına göre, mevcut olmaması halinde nüfus kayıtlarına göre mirasçılarının tespit edilerek bu davanın sonucundan hukuklarının etkileneceği gözetilerek davalı sıfatı ile davaya katılımları sağlanmak suretiyle yargılamaya devam edilmesi, taraf teşkilinin Mahkemece re'sen gözetilmesi gerekirken bu durum nazara alınmadan davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2.Davacı vekili 16.04.2021 tarihli dava dilekçesinin "Deliller" kısmında "Tanık" deliline dayandığını belirtmiş olmasına karşın; Mahkemece tanık listesinin sunulması için süre verilmediği gibi 30.01.2023 tarihinde yapılan duruşmada davacı vekilinin iki tanığın duruşma salonu dışında hazır olduğunu ve dinlenilmesini talep ettiğini beyan etmiş olmasına rağmen tanık ile ispatlanacak bir hususun olmadığı ve tanık listesi sunulmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3.Davacı ...'ın Suriye Arap Cumhuriyeti Kimlik kartının baba hanesinde ve Medeni Aile Nüfus Belgesindeki baba hanesinde gözüken ... ile davacının babası olduğunu ileri sürdüğü 30710184554 Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı ...'ın aynı kişi olup olmadığının belirlenebilmesi için Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti'ne ait nüfus kayıtlarının aslının yahut onaylı suretlerinin ilgili makamlardan getirtilerek gerekli görüldüğü takdirde bu yönde bilirkişi raporu alınması, yine davacının beyanı ile babası olduğunu ileri sürdüğü ...'ın mezarının Suriye'de bulunduğunun anlaşılması üzerine DNA testi yapılması için gerekli donelerin temin edilebilmesi maksadıyla Suriye'ye talimat yazılması, akabinde alınacak DNA raporu ve diğer deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/762 E., 2023/883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu’nun 39 uncu maddesi uyarınca mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.
Hukuk Genel Kurulu 2022/762 E. , 2023/883 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/134 E., 2019/237 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 06.04.2016 tarihli ve
2015/9259 Esas, 2016/5786 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki nüfus kaydının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı Nüfus Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...’in nüfus kaydında kızları olarak görünen ... ve ...’un gerçekte kız kardeşleri olduğunu, müvekkilinin babası ...’in gayri resmî birliktelik yaşadığı ... isimli kadından doğduklarını, ancak nüfusta müvekkilinin çocukları olarak kaydedildiğini, dolayısıyla nüfus kaydının gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek ... ve ...’un nüfus kayıtlarına göre ... ve ... olan anne-baba isminin gerçeğe uygun şekilde ... ve ... olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar Cevabı
5. Davalı ... cevap dilekçesinde; davacının iddialarının doğru olduğunu, nüfus kaydının gerçeğe uygun hâle getirilmesini savunmuştur.
6. Usule uygun tebliğe rağmen davalı ... davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararı
7. Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.04.2014 tarihli ve 2012/205 Esas, 2014/122 Karar sayılı kararı ile; davanın nüfus kayıtlarındaki anne ve baba adının düzeltilmesi istemine ilişkin olduğu, dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalılar ... ve ...’un nüfus kaydında görünenin aksine gerçekte davacı ...’in kızları değil kız kardeşi oldukları, gerçek anne isminin ... baba isminin ise ... olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, davalılar ... ve ...’un baba adının ... anne adının ... olarak değiştirilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı ... tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 06.04.2016 tarihli ve 2015/9259 Esas, 2016/5786 Karar sayılı kararı ile;
“…1-Dava ile davacı, ... ve eşi Melikenin hanesinde kayıtlı olan davalılar ... ve ... nın ... in babası ... in ... ile evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldiği bu çocukların anne adlarının ... baba adlarının ise ... olduğu ileri sürülerek kayıtların buna uygun düzeltilmesini talep etmektedir.
Çocukların kayden anneleri görünen davacının eşi ...'ye husumet yöneltilmesi, davada taraf kılınması ve göstermesi halinde delillerinin toplanması ve tüm delillerle birlikte değerlendirilerek anne adları belirlenip hasıl olacak neticeye göre karar verilmesi gerekirken bu kişi davaya dahil edilmeden eksik hasım ve eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2-Davalılar ... ve ... nın babalarının ... olduğu, ...'in ... ile evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldikleri ileri sürüldüğüne göre bu çocukların babalarının ... olduklarına ilişkin dava esasen babalığa ilişkindir. Babalık davası da, Türk Medeni Kanununun 301.maddesi kapsamında aile hukuku içerisindedir. 4788 sayılı Aile Mahkemeleri Kanunu uyarınca aile hukukundan ... dava ve işlerde aile mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gerekmektedir. O halde davalılar ... ve Hatunun babalarının ... olduğu ve bunun düzeltilmesi talebi tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilip davanın bu bölümüne o yerde ayrı bir müstakil mahkeme kurulmadığından aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu hususun dikkate alınmaması, doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
10. Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli ve 2019/134 Esas, 2019/237 Karar sayılı kararı ile; somut olayda davacının iddiası ve mahkemenin 20.12.2012 tarihli duruşmasında alınan beyanına göre gerçekte kardeşi olan davalılar ... ve ...’yı yanlış ve yanıltıcı beyanla kendi ve eşi üzerine kaydettirdiğinin sabit olduğu, bu hususun davalılardan ...’ın beyanları ile de doğrulandığı, dolayısıyla eldeki davaya kayıt düzeltim davası olarak bakılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
11. Direnme kararı yasal süresi içinde Nüfus Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kayden baba olarak görünen davacının nüfus kaydının düzeltilmesi amacıyla açtığı eldeki davada, kayden anne olarak görünen eşini davaya dâhil etmesinin gerekip gerekmediği ve dava dilekçesi dikkate alındığında iddianın ileri sürülüş şekline göre “davalıların gerçekte babasının bir başkası olduğuna yönelik talebin” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 301 inci maddesinde düzenlenen babalık hükmüne ilişkin olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalıların biyolojik babalarına yöneltilen talebin tefrik edilerek aile mahkemesince karara bağlanmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. Öncelikle davanın hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından ilgili yasal düzenlenme, kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır.
14. Bilindiği gibi, anne ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi herhangi bir hükme veya irade açıklamasına gerek bulunmadan doğumla kendiliğinden kurulur. Yanlışlıkla veya bilinçli olarak çocuğun anasının, doğuran kadın yerine başka bir kadının gösterilmesi ve onu doğurmamış olan kadının üzerine tescil edilmesi hâlinde dahi kayden anne olarak görünen bu kişi ile çocuk arasında bir soybağı ilişkisi kurulmuş olmaz (4721 sayılı Kanun md. 282/1).
15. Türk Medeni Kanunu’nun 39 uncu maddesi uyarınca mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’un 46 ncı maddesinde yer alan “yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları…” ibaresi nazara alındığında, herhangi bir sınırlama olmaksızın nüfus kütüğünde mevcut her kaydın düzeltilmesinin istenebileceği kuşkusuzdur. Bu hükme göre, anne adı nüfus kütüğüne gerçeğe aykırı olarak yazılmışsa, bu yanlışlığın düzeltilmesi uygulamadaki ifade ile nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile mümkündür.
16. Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35 inci maddesi ile de “Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 36 ncı maddesine göre de; nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır.
17. Eldeki davada; davalılar ... ve ...’un kayden anneleri olarak görünen ... tarafından doğrulmadıkları, ... tarafından dünyaya getirildiği ileri sürülerek anne adının düzeltilmesi istemli dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, anne adının düzeltilmesi davasında gerçek annenin de tespiti talep edilmişse sağ ise gerçek anne, sağ değil ise gerçek annenin mirasçılarının davalı sıfatı ile davaya katılmaları sağlanmalıdır. Somut olayda olduğu gibi, anne adının düzeltilmesi davasının kayden anne olan kişi dışındakiler tarafından açılmış olması hâlinde ise nüfus kaydı düzeltilmesi istenen kayıt annesi de davada taraf olmalıdır. Zira anne adına dair nüfus kaydının gerçeği yansıtmadığı iddiasına dayalı bu tür davalarda, gerek kayıt annesinin gerekse gerçek annenin verilecek karar ile miras haklarının etkileneceği tartışmasızdır. Öyle ise anne adının düzeltilmesi davasında kayden anne sağ ise kendisi, sağ değil ise mirasçılarının davalı sıfatı ile davaya katılmalarının sağlanması yasal zorunluluktur. Hâl böyle olunca Mahkemece kayden anne olarak görünen ve 26.01.2018 tarihinde öldüğü anlaşılan ... mirasçılarının davalı sıfatı ile davaya katılımlarının sağlanmadan hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
18. Somut olayda dava dilekçesi dikkate alınarak iddianın sürülüş şekline göre incelenmesine gelince; davacı dava dilekçesinde “... ve ...’un gerçekte kız kardeşleri olduğunu bildiği halde, nüfusa eşi ...’den olma kızlarıymış gibi kaydettirildiğini, ... ve ...’un nüfus kaydının anne ve baba yönünden gerçeği yansıtmadığını, baştan itibaren kütüğe yanlış olarak tescil edildiğini” ileri sürdüğüne göre iddianın buraya olan kısmında da davanın “soybağı davası” ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Zira nüfus kaydının hem ana hem de baba yönünden kütükte gerçek durumu yansıtmadığı, baştan itibaren ilgililerce yanlış olarak kütüğe geçirildiği başka bir anlatımla hem ana hem de baba yönünden kütükte yanlış bir kaydın bulunduğu ileri sürülmüşse nüfus kaydının düzeltilmesi davası söz konusudur. Bu tür davalar sonucunda, nüfus kaydı düzeltilecek kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da, davayı soybağı davası hâline dönüştürmez.
19. Bilindiği gibi, maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tespit ederek somut olaya uygulamak görevi hâkime aittir.
20. Ne var ki davacı dava dilekçesinde “... ve ...’un kendi kızları olmadığı iddiasının yanında gerçek annelerinin ..., babalarının ise ...’ın evlilik dışı ilişkisinin bulunduğu ... olduğu iddiasına da yer vererek, ... ve ...’un nüfus kayıtlarına göre ... ve ... olan anne-baba isminin gerçeğe uygun şekilde ... ve ... olarak düzeltilmesine “ karar verilmesini de talep etmiştir.
21. Görüldüğü gibi, iddianın sürülüş şekline göre ortada birbiri ile bağlantılı iki ayrı davanın bulunduğu, ilkinin mevcut nüfus kaydındaki anne ve baba kaydının iptali, ikincisinin ise gerçek anne ve baba üzerine kayıt istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, anne ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi herhangi bir hükme veya irade açıklamasına gerek bulunmadan doğumla kendiliğinden kurulacağından, davalıların gerçek annelerinin ... olduğuna dair iddianın soybağı davası ile herhangi bir ilgisi olmayıp, gerçek annenin tespiti yönünden 5490 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesi kapsamına giren nüfus kaydının düzeltilmesi davası söz konusudur.
22. Öyle ise bu şekilde birbiri ile bağlantılı iki ayrı talebin aynı davada ileri sürüldüğü bu durumlarda görevli ve yetkili Asliye Hukuk Mahkemesince yapılması gereken ilk iş çocuğu doğuran gerçek annenin tespit edilmesi olmalıdır. Zira 4721 sayılı Kanun’un 282 nci maddesinin birinci fıkrasına göre çocuk ile ana arasındaki soybağının kurulabilmesi için çocuğun ana olduğu iddia edilen kadın tarafından doğrulduğunun tespit edilmesi yeterlidir.
23. Çocuğu doğuran kadının doğum anında evli olup olmamasının, çocuk ile ana arasında soybağı kurulması açısından önemi bulunmamakla birlikte; çocuğun doğumu anında, ananın evli olup olmaması, asıl olarak baba yönünden önem arz etmektedir. Gerçek annenin kim olduğunun tespitinden sonra, ikinci talep olan gerçek baba hanesine kayıt istemi, doğum anında ana ile biyolojik baba olduğu iddia edilen kişi arasında evlilik ilişkisi olup olmamasına göre değişiklik göstermektedir.
24. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, bir davanın soybağına ilişkin kabul edilmesi için, dava ile ulaşılmak istenen sonucun, ya bir soybağı tesis etmesi veya kurulmuş olan soybağını ortadan kaldırması lazımdır. Eğer böyle bir sonuç doğmayacaksa, davanın soybağına ilişkin kabul edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Evlat edinmeyle kurulan soybağı hariç, çocukla ana ve babası arasındaki soybağının ne şekilde kurulacağı, kurulmuş olan soybağının hangi davalarla ortadan kaldırılacağı 4721 sayılı Kanun’un 282 ilâ 304 üncü maddeleri arasında düzenleme altına alınmıştır. Bu düzenlemelere göre çocuk ile ana arasında kan bağına dayanan soybağı doğumla; çocuk ile baba arasındaki kan bağına dayanan soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur (4721 sayılı Kanun, md. 282/1-2).
25. Çocuğun genetik ana ve babası yerine başka bir erkek ve kadın üzerine kayıt edilmesi gerçeğe aykırı olduğu için bunun düzeltilmesi, asliye hukuk mahkemesine açılacak zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile istenebilir. Fakat nüfus kaydının düzeltilmesi davasına konu olan çocuğu doğuran kadın, evlilik içinde doğum yapmış olabileceği gibi evlilik dışında da doğum yapmış olabilir. Gerçek annenin evlilik içinde doğum yaptığı tespit edildiği takdirde, aşağıda anlatılacağı şekilde 4721 sayılı Kanun’la benimsenmiş babalık karinesi uyarınca çocuğu doğuran ana ile evli olan kişinin baba olarak belirlenmesi mümkündür. Burada çocuğun kayden baba olarak görünen kişinin nüfusundan çıkarılması işleminin de soybağı davası ile bir ilgisi bulunmamaktadır, zira çocuk kayıt babasına 4721 sayılı Kanun’un soybağı hükümlerine göre değil, tarafların baştan itibaren yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemleriyle yasaya aykırı şekilde kurulmuştur. 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre soybağının reddi davası ancak babalık karinesi kapsamında yer alan, dolayısıyla babalık karinesinden faydalanan çocukların soybağının ortadan kaldırılmasını ifade eden bir davadır. Babalık karinesinden faydalanma söz konusu olmaksızın kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocukla koca arasında soybağının kurulması söz konusu olmadığı için böyle bir durumda çocuk ile koca arasında soybağının bulunmadığının tespitine yönelik olarak açılan dava, soybağının reddi davası değil, yanlış kaydın düzeltilmesi amacına yönelik kayıt düzeltme davasıdır. Buradan hareketle genetik anne ve babasının evlilik içi ilişkisinden dünyaya gelen çocuğun, hem anne hem baba adının gerçeğe uygun hâle getirilmesinin talep edildiği nüfus davası, soybağı davası olarak adlandırılamaz. Çünkü gerçek annenin belirlenmesi sonucunda babalık karinesi çerçevesinde nüfus kaydına göre koca olarak görünen kişinin baba olarak belirlenmesi yasa gereği olacaktır. Başka bir ifade ile yasa gereği babanın belirlendiği bu hâller nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile gerçeğe uygun hâle getirilirler ki, nüfus kaydının düzeltilmesi istemli davalarda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu açıktır.
26. Ne var ki somut uyuşmazlıkta Özel Daire kararında da açıkça belirtildiği üzere davalı çocukların, biyolojik anne ve babaları olduğu iddia edilen ... ile ...’in evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldiği iddia edilmiştir.
27. Türk Medeni Kanunu’nun 282 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre evlat edinmeyle kurulan soybağı hariç “çocuk ile baba arasındaki soybağı ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur” hükmü düzenleme altına alındığına göre kural olarak bir çocuğun ancak aşağıda sayılan şekillerde biyolojik babasına soybağı ile bağlanması mümkündür.
28. Ana ile evlilik nedeniyle çocukla baba arasındaki soybağının kurulması; evliliğin doğumdan önce gerçekleşmesi hâlinde (4721 sayılı Kanun md. 285 ilâ 291) olabileceği gibi, evliliğin doğumdan sonra gerçekleşmesi hâlinde de (4721 sayılı Kanun md. 292 ilâ 294) olabilir.
29. Evliliğin doğumdan önce gerçekleşmiş olması hâlinde, 4721 sayılı Kanun’un 285 inci maddesi ile düzenleme altına alınan babalık karinesi uyarınca çocuk ile baba arasındaki soybağı kendiliğinden kurulur. Buradaki babalık karinesinin çürütülmesi soybağının reddi davası ile mümkündür. Bunun dışında çocuk ile baba arasında kurulan soybağının ortadan kaldırılması imkânı bulunmamaktadır. Bu dava ancak baba ve çocuk tarafından veya Kanun’un 291 inci maddesindeki şartların gerçekleşmiş olması hâlinde belirtilen ilgililer tarafından gösterilen süreler içerisinde açılmış olmasına bağlanmışken, Anayasa Mahkemesinin 26.07.2023 tarihli ve 2023/37 Esas, 2023/140 Karar sayılı kararı ile ana tarafından davacı sıfatıyla çocuğun biyolojik babasının koca olmadığı ileri sürülerek babalık karinesinin çürütülmesi için yargı mercilerine başvurulmasına imkân tanımayan kuralın, özel hayata saygı gösterilmesini hakkı bağlamında etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir. Soybağının reddi davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
30. Çocuk evlilik dışında doğmuş, ana ve babası sonradan evlenmiş ise evlilik dışında doğmuş olan bu çocuklar ana ve babasının evlenmesiyle kendiliğinden evlilik içinde ... çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olurlar (4721 sayılı Kanun md. 292). Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra nüfus memuruna bildirmekle yükümlüdürler. Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde ... çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez. Kanun, bu yolla kurulan soybağına “sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulması” demektedir. Bu yolla kurulan soybağı ise “sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz ve iptal davasıyla” (4721 sayılı Kanun md. 294) ortadan kaldırılır. Bu davayı, ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk (çocuğun ölmüş olması veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi hâlinde altsoyu) ve Cumhuriyet savcısı açar. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Bu davada sadece “kocanın baba olmadığı itirazı” ileri sürülebilir. Bunun dışındaki itirazların bu davada dinlenilmesi mümkün değildir. Bu davalarda tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyasen uygulanır ve görevli mahkeme aile mahkemeleridir.
31. Baba ile çocuk arasında soybağı kurulmasının diğer bir yolu ise, 4721 sayılı Kanun’un 295 ve devamı maddelerinde düzenlenen tanımadır. Buna göre tanıma babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla soybağının kurulması yoludur. Tanıma, tek taraflı bir irade beyanıdır. Tanıma yolu ile kurulan bu soybağının açılacak iptal davası ile kaldırılması mümkündür. Bu dava ile tanıyanın, çocuğun babası olmadığı sonucuna ulaşılır. Diğer bir ifade ile tanıma yoluyla kurulan soybağı geçersiz kılınır. Dava; tanıma beyanı, yanılma, aldatma veya korkutmaya dayanıyorsa “tanıyan” tarafından, ana ve çocuğa karşı açılır. Böyle değil ise; çocuk, çocuğun ölümü hâlinde alt soyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tarafından da açılabilir. Dava açma hak düşürücü sürülere bağlanmıştır. Tanımanın iptali davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
32. Çocuk ile baba arasında soybağı kurulmasını sağlayan son yol ise babalık hükmüdür. Bahse konu davanın, çocuk ile baba arasında soybağı kurulabilmesi için çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması gereklidir. Çocuğun herhangi bir yolla bir başka erkek ile soybağı kurulmuş ise bu soybağı ortadan kaldırılmadıkça babalık davası açılamaz. 4721 sayılı Kanun’un 301 inci maddesine göre çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk, babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı açacakları babalık davası ile isteyebilirler. Dava açma hak düşürücü sürülere bağlanmıştır. Tanımanın iptali davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi uyarınca aile mahkemesidir.
33. Soybağı davaları Kanun’da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açma imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca söz konusu düzenlemeler dikkate alındığında, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesi kabul edilmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları, bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. O sebepledir ki kanun koyucu bu tür davalarda hak düşürücü süreler öngörmüştür. Soybağı davaları ile nüfus kayıt düzeltim davaları sonuçları itibari ile benzerlik gösterse de içerik ve yargılama kuralları açısından kendilerine özgüdürler ve Kanunun özel hükümlerine tâbidirler.
34. Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen nazara alınır. Görev, belirli bir davaya hüküm mahkemelerinden hangisinin bakacağı hususunu belirler. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1. maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun üçüncü kısmı hariç olmak üzere ikinci kitabından ( TMK. md. 118-494 ) ... bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.
35. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalılar ... ve ...’un anne ve baba yönünden nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesinin talep edildiği eldeki davada, yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemlerle yasaya aykırı şekilde oluşturulan kayıtların düzeltilmesi isteminin nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ve görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunun açık olması karşısında Mahkemece öncelikle davalıları doğuran gerçek annenin ... olup olmadığının tespit edilmesinin gerektiği, ... olduğunun tespiti hâlinde nüfus kayıtlarına göre evlilik dışında doğmuş oldukları anlaşılan davalıların babasının ... olduğuna yönelik talebin ise 4721 sayılı Kanun’un 301 inci maddesinde düzenlenen babalık hükmünün kurulmasına ilişkin olduğu gözetilerek ...’e karşı açılan davanın tefrik edilerek aile mahkemesince görülüp karara bağlanması gerektiği şüphesizdir.
36. Öte yandan, çocuğun gerçek anne ve babası ile arasında kurulan soybağı bir temel hak olduğu gibi kamu düzeni ile de ilgilidir. Bu nedenle hâkim, soybağına ilişkin davalarda doğru sonucun elde edilmesi için tüm maddi olguları resen araştırmalı, bilimsel çalışmaların ulaştığı bütün olanaklardan yararlanmalıdır. Tüm canlılarda genetik kodu içeren DNA konusunda yapılan araştırma ve incelemeler de çağımızın en önemli bilimsel gelişmelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gen teknolojisinde yaşanan bu gelişmeler hukuku da kaçınılmaz bir şekilde etkilemiş ve bu teknoloji sayesinde uyuşmazlık konusu olan bazı maddi vakıaların güvenilir şekilde aydınlatılması olanaklı hâle gelmiştir.
37. Öyle ise; soybağı ve miras hukukunu ilgilendiren bu tür davalarda doğru sicil oluşturulması zorunluluğu dikkate alınarak, davanın ispatı için sunulan delillerle yetinilmeyip, doğru kimliklendirme için DNA testi yapılarak karar verilmesi gerektiği de unutulmamalıdır.
38. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; iki ayrı talebin ileri sürüldüğü eldeki davada, davalıların nüfus kaydına göre kayden anne ve babası olarak görünen kişilerle aralarında soybağı ilişkisinin bulunmadığı iddia edildiğine göre nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne ve babanın tespit edilmesinin gerektiği, hâl böyle olunca, gerçek anne ve babanın tespiti isteminin öncelik taşıdığı, davalıların biyolojik babaları yönünden babalık davası açmaya zorlanmaması gerektiği, bir talebi incelemekle görevli mahkemenin buna bağlı diğer talebi de incelemek durumunda olduğu gerekçesiyle her iki davanın birlikte açılması hâlinde görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olacağından direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
39. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda yazılı genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerekmiştir.
40. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... Müdürlüğünün temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
04.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/3030 E., 2023/2911 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun’un 39 uncu maddesi ve 5490 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesi ve 9.05.2020 tarih ve 31122 Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 08.05.2020 tarih ve 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliğin 60 ncı maddesi 6100 sayılı 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu
2. Hukuk Dairesi 2023/3030 E. , 2023/2911 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3178 E., 2023/101 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/426 E., 2022/202 K.
Taraflar arasındaki nüfus kaydının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;... ve Şerife'den olma, 17.08.1939 doğumlu ve 268... kimlik nolu ...'dan doğduğunu, ...'nın davacının doğduğu tarihte ... ile evli olduğunu, davacının, ... ve ...'nın evlilik birliği içinde dünyaya geldiğini, ancak davacının doğduktan sonra çocukları olmaması nedeniyle ... ve ...'nın nüfusuna kaydedildiğini, ...'nın, ...'nın kardeşi olduğunu, yapılan bu kaydın hatalı olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 36 ncı maddesi ile 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun gereğince davanın kabulüne davacının annesinin ... ve Şerife'den olma, 17.08.1939 doğumlu ve 268... kimlik nolu ... olarak tespit ve tesciline, davacının, evlilik birliği içinde doğduğundan baba hanesinin 268... kimlik numaralı ... olarak tespit ve tesciline ve ayrıca davacının biyolojik anne ve babasının tespit edilmesinden sonra ... ve ... hanesindeki kaydın iptaline talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; ilk eşi olan ... dan müşterek çocukları olmadığını, eşinin çok çocuk istemesi nedeniyle kardeşi ...'nın eşi ...'nın doğurduğu çocuğu kendilerine alarak kendi nüfus kayıtlarına yazdırdıklarını, ancak davacının gerçek annesinin Ayşe, gerçek babasının ise Halil olduğunu beyan ederek davanın kabulünü talep etmiştir.
2.Davalılar ... ve ... cevap dilekçesinde özetle; öncelikle görev itirazında bulunduklarını, soybağının tespiti davalarının Aile Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, ayrıca husumet itirazında bulunduklarını, davanın eksik hasımla açıldığını, davacının ...'nın 1980 yılında vefat ettiğini, ayrıca davanın süresinde açılmadığını, davacının ... olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıllık hak düşürücü süre içinde davasını açması gerektiğini, davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacının davasını davalıların anne ve babası sağken açması gerektiğini, geride kimse kalmayınca açılan davanın iyi niyetten yoksun olduğunu, belirterek haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddini talep etmiştir.
3.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; 5490 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesine göre ölen şahsın yaş tashihinin yapılmasının mümkün olmadığını, davanın doğum tarihinin düzeltilmesine ilişkin talep bakımından reddinin gerektiğini; 5490 sayılı Kanun'nun 20 nci maddesi gereğince kapalı kayıtlar üzerinden işlem yapılamayacağını, kaydın düzeltilmesi talep edilen Teslime ile Fatma’nın anne-kız bağlarının kurulması istendiği, ...'un 01.10.1945 yılında doğduğu, 22.09.1980 yılında da öldüğü, mevcut duruma göre Teslime'nin anne olduğu iddia edilen Fatma'nın ölümünden 10 yıl sonra doğduğunu, 1945 doğumlu ölü Teslime'nin de doğum tarihinin 1933 yılında ölen Fatma'nın ölüm tarihinden önceki bir tarihe göre düzeltilmesini talep ettiğini, mevzuata göre ölü bir kişinin yaş tashihinin yapılması ve nüfusa tescilinin kesinlikle mümkün olmadığını, yaş tashihi yapılamayan ve doğum tarihine göre anne olduğu iddia edilen Fatma'nın 1933 yılında ölümünden tam 12 yıl sonra doğan Teslime'nin ... kızı olması ve nüfus kayıtlarına bu şekilde tashih yapılmasının mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5490 Sayılı Kanun’un 36 ncı maddesi uyarınca nüfus kaydının düzeltilmesi istemine ilişkin olduğu, davacının gerçek anne babasının ... ve ... olduğu iddasına yönelik olduğu anlaşıldığı için vefat etmiş olan ... ve ...'nın mezarı başında uzman bilirkişinin huzurunda keşif yapılarak kemik örnekleri alınarak davacıdan alınan kan örneği ile DNA mukayesesi yapılması amacıyla ... Adli Tıp Kurumunun heyet raporunda %99,99 ihtimalle ...'nın ... ve ...'nın çocuğu olduğunun belirlendiği, dinlenen tanık beyanları ile ATK'nın bilimsel raporu birlikte değerlendirildiği gerekçesi ile ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ve ... kızı, 01.07.1971 ... doğumlu, 520.... kimlik numaralı ...'nın nüfus kaydının iptali ile, 01.07.1971 ... doğumlu, 520... kimlik numaralı ...'nın anne adının ... (17.08.1939 ... doğumlu, 268... kimlik nolu) ve baba adının ... (02.11.1932 Karaçulha doğumlu, 268... kimlik nolu) olarak tespiti ile bu haliyle düzeltilerek nüfus siciline tescili ile anne ve baba bağının kurulmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; görev itirazlarının kararda hiç değerlendirilmediğini, oysa davanın görevsiz mahkemede açıldığını, davanın İlgi ve ... açısından soy bağının reddi, Ayşe ve ... açısından ise nüfus kaydının düzeltilmesi davasının olduğunu, görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğunu, ölen ...’nin mirasçıları yönünden davanın eksik hasımla açıldığını, davanın süresinde açılmadığını, adli tıp raporuna itibar etmenin mümkün olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılması talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile nüfusta kayıtlı anne ve baba adının gerçeği yansıtmadığı ve bu nedenle gerçek anne ve baba adının yazılması istemi ile açılacak ve nüfusa kayıtlı bulunan hanenin de değiştirilmesi sonucunu doğuracak davalarda, esasen iki iddia bulunduğu, bunlardan bir tanesi, çocuğun kayden anne olan kadından değil, başka bir anneden doğduğu; ikincisi ise, kayden baba olarak gözüken kişinin genetik baba olmadığı iddiası olduğu, bu davada, kayden anne gözüken kişinin çocuğu doğurmadığı, genetik annenin başka bir kadın olduğunun tespit edilmesi halinde, yukarıda sözü edilen babalık karinesi aksi yönde işleyecek ve "genetik Annenin kocası olmayan" kayden babanın, babalık sıfatı kendiliğinden ortadan kalkacağı, Mahkemece belirlenen genetik annenin, çocuğun doğduğu tarihte evli bulunduğunun anlaşılması halinde,4721 sayılı Kanun’un 285 inci maddesinde yazılı babalık karinesi nedeniyle genetik annenin kocası olan erkek, kendiliğinden baba sıfatı kazanacağı, bu durumda soybağı ihtilafı ortaya çıkmadığından, açıklanan muhtevadaki davalar, sadece nüfus kayıtlarında düzeltim davası olarak kalacağı ve görevli mahkeme, 5490 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri olacağı; çocuğun doğduğu tarihte, genetik annenin evli bulunmaması halinde, anne yönünden davanın, kayıt düzeltim davası olarak kalacağı, genetik babanın nüfus kaydına işlenmesi talebi "soybağı davası" niteliğini kazanacağı, bu takdirde uyuşmazlığın, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunu'nun 4 üncü maddesi uyarınca Aile Mahkemesi tarafından incelenip çözüme kavuşturulması gerekeceği, somut olayda; davacının genetik annesi olarak tespit edilen ...nın davacı ... ...nın doğduğu tarihte baba olduğu iddia edilen ... ile evli olduğu, açılan davanın "soybağı davası" olmadığı, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olduğunun anlaşıldığı; dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; İlk Derece Mahkemesince verilen karar usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin (1) inci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; görev itirazlarının kararda hiç değerlendirilmediğini, oysa davanın görevsiz mahkemede açıldığını, davanın İlgi ve ... açısından soy bağının reddi, Ayşe ve ... açısından ise nüfus kaydının düzeltilmesi davasının olduğunu, görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğunu, ölen ...’nin mirasçıları yönünden davanın eksik hasımla açıldığını, davanın süresinde açılmadığını, adli tıp raporuna itibar etmenin mümkün olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacılar vekili tarafından açılan nüfus kaydının düzeltilmesi davasında davanın soybağının tespiti davası olup olmadığı ve buna bağlı olarak görevli mahkemenin belirlenmesinde ve dava açma süresinin geçip geçmediğinin tespitinde hata edilip edilmediği, davacının gerçek anne babasının ... ve ... olup olmadığı, gerçekte olduğu iddia edilen ve nüfusta kayıtlı baba olarak görünen kişilerin anne- baba bir kardeş olmalarının DNA testini etkileyip etkilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 39 uncu maddesi ve 5490 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesi ve 9.05.2020 tarih ve 31122 Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 08.05.2020 tarih ve 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliğin 60 ncı maddesi 6100 sayılı 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2019/6774 E., 2021/4658 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bunun dışında diğer oylamaların ne şekilde yapılacağına dair Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu ve Yönetmelikte hüküm bulunmamaktadır. Dava konusu genel kurul toplantısının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Dernek Tüzüğünün 39. maddesine göre, yönetim kurulu bir başkan, on dört asıl ve yedi yedek üyeden, 44.
8. Hukuk Dairesi 2019/6774 E. , 2021/4658 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Trabzon 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Trabzon 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.03.2019 tarihli ve 2018/182 Esas, 2019/119 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine duruşma istemi masraf yokluğundan reddedilmekle Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde, davalı ... Kulübünün 07.04.2018 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında salt çoğunlukla alınmayan gündemin 6. maddesi ile yönetim kurulu raporlarının ibrasına dair alınan kararların iptali istenmiştir.
Cevap dilekçesinde, gündemin 6.maddesinin görüşülmesi ve oylaması esnasında divan başkanının üyelere çağrıda bulunup daha sonra kapıları kapattığını, oylamaya katılan 265 üyenin 184 kabul, 81 red oyu ile yönetim kurulunun ibra edildiği beyan edilerek davanın reddi savunulmuştur.
Mahkemece, davalı derneğin olağanüstü genel kurulunun, divan başkanı ve üyelerin seçimi yapıldıktan sonra, genel kurula katılma hakkı olan 7578 üyeden 622 kişinin katılım kartı alarak hazırun cetveline imza attığı ve bu şekilde toplantı yeter sayısının sağlandığının tutanak ile sabitlendiği, bunun üzerine gündem maddelerinin tek tek görüşülmesine geçildiği, gündemin 6. maddesine ilişkin oylamaya gelindiğinde ise yine tutanak ile kayıt altına alındığı üzere 184 kabul, 81 ret oyu ile Yönetim Kurulunun idari ve mali yönden ibrasına karar verildiği, toplantı tutanağı içeriklerinden anlaşıldığı üzere 622 kişinin katılım kartı alarak hazırun cetveline imza attığı, buna bağlı olarak karar yeter sayısının minimum 312 olması gerektiği gerekçesi ile davanın kabulü ile Trabzonspor Kulübünün 07.04.2018 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında yönetim kurulu raporlarının ibrasına dair 6.maddede alınan genel kurul kararının iptaline karar verilmiştir.
Davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesince verilen karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi üzerine davalı vekili tarafından istinaf isteminin esastan ret kararı temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk Hukuku'nu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Dava, dernek genel kurul toplantısında yönetim kurulunun idari ve mali yönden ibrasına dair oylamanın gerekli çoğunlukla kabul edilmediği iddiasına dayalı genel kurul toplantısında ibraya dair kararın iptali istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Toplantı yeri ve toplantı yeter sayısı" başlıklı 78/2.maddesi gereği dernek genel kurulunun, genel kurul toplantısına katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanacağı; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmayacağı ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamayacağı, "Karar yeter sayısı" başlıklı 81.madde de ise; genel kurul kararlarının, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınacağı, şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararlarının ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabileceği, "Kararın iptali" başlıklı 83.madde gereği ise kanuna ve tüzüğe aykırı alınan genel kurul kararlarının iptalinin üyeler tarafından mahkemeden istenebileceği, "Tüzük" başlıklı 58.madde gereğince, her derneğin bir tüzüğünün bulunacağı, dernek tüzüğünün kanunun emredici hükümlerine aykırı olmayacağı, dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümlerinin uygulanacağı şeklinde düzenleme içermektedir.
Dernekler Yönetmeliğinin "Toplantı usulü" başlıklı 15/4.maddesinde, dernek organlarının seçimi için yapılacak oylamalarda, oy kullanan üyelerin divan heyetine kimliklerini göstermeleri ve hazırun listesindeki isimlerinin karşılarını imzalamalarının zorunlu olduğu düzenlemesi dışında diğer oylamaların ne şekilde yapılacağına dair Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu ve yönetmelikte hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davaya konu genel kurul toplantısının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan (dernek tüzüğü genel kuruldan sonra 01.07.2018 tarihinde değiştirilmiş) dernek tüzüğünün 39.maddesi gereği yönetim kurulunun bir başkan, on dört asıl ve yedi yedek üyeden oluşacağı, 44.madde gereği ise denetim kurulunun bir başkan, dört asıl ve üç yedek üyeden oluşacağı, "Toplantı yeter sayısı" başlıklı 35.maddesi gereği,ilk toplantının, katılma hakkı bulunan üyelerin yarıdan bir fazlasının katılımı ile, ikinci toplantıda çoğunluk aranmayacağı, ancak bu toplantıya katılan üye sayısının, yönetim ve denetleme kurullarının asil üye sayılarının toplamının iki katından bir fazla olması gerektiği, genel kurul oturumunun başlamasına dair 38.maddesinde, gündem gereği oylamaların, katılım kartlarının gösterilmesi suretiyle, açık olarak yapılacağı, kararların oy çokluğu ile alınacağı, Yasa ve tüzükçe belli bir oranı gerektiren oylama ve kararlarda, oylamaya geçilmeden önce katılım kartı dağıtımı ve salona girişin, oylama bitinceye değin durdurulacağı, toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan ve tutanağa geçirildikten sonra oylamanın yapılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, Trabzonspor Kulübünün Seçimli 73. Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının ilan edildiği üzere 29-30 Mart 2018 tarihlerinde yeterli çoğunluk sağlanamadığı için 7-8 Nisan 2018 günü çoğunluk aranmayan ikinci toplantısında genel kurulun yapıldığı, genel kurula katılma hakkı olan 7578 üyeden 622 kişinin katılım kartı aldığı ve hazırun cetvelini imzaladığı, ilk gün seçim dışındaki gündemdeki maddelerin görüşüldüğü, ikinci gün ise seçim yapıldığı, iptali istenilen gündemin 6.maddesi gereği Yönetim Kurulunun idari ve mali açıdan ibrasının görüşüldüğü, görüşmelere başlamadan önce divan başkanın salon dışında bulunan üyelere çağrıda bulunduğu ve oylama öncesi kapıların kapatılmasını istediği, divan başkanın çağrısı üzerine yapılan açık oylama sonucunda salonda bulunan 265 üyeden 184 üyenin kabul yönünde, 81 üyenin ise red oyu yönünde oy kullandıkları ve oy çokluğu ile Yönetim Kurulunun ibra edildiği anlaşılmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yapılan değerlendirmede; iptali istenen yönetim kurulunun ibrasına dair gündem maddesinin görüşüldüğü ve oylamanın yapıldığı toplantının çoğunluk aranmayan ikinci toplantı olduğu, asgari toplantı yeter sayısının TMK'nın 78/2.maddesi ile dernek tüzüğünün 35.maddesi gereği yönetim ve denetim kurulu asıl üye sayısının bir fazlası [(15+5) x2 +1= 41] olduğu, karar yeter sayısının ise toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu olduğu, karar yeter sayısında salt çoğunluğun hangi sayı esas alınarak belirleneceği hususunda Kanun ve yönetmelikte açık hüküm bulunmadığı, sadece toplantıya katılan üyeler ibaresinin kullanıldığı, ancak TMK'nin 58.maddesi gereği dernek tüzüğünün kanunun emredici hükümlerine aykırı olmayacağı, dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümlerinin uygulanacağı hükmü gereği bu konunun dernek tüzüğünde düzenlenmiş olup olmadığına bakıldığında, dernek tüzüğünün genel kurul oturumunun başlamasına dair 38.maddesinde, gündem gereği oylamaların, katılım kartlarının gösterilmesi suretiyle, açık olarak yapılacağı, kararların oy çokluğu ile alınacağı, Yasa ve tüzükçe belli bir oranı gerektiren oylama ve kararlarda, oylamaya geçilmeden önce katılım kartı dağıtımı ve salona girişin, oylama bitinceye değin durdurulacağı, toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan ve tutanağa geçirildikten sonra oylamanın yapılacağı düzenlemesine yer verildiği, dolayısı ile uyuşmazlığın tüzükteki bu madde dikkate alınarak çözüme kavuşturulmasının gerektiği açıktır. Tüzükteki bu madde incelendiğinde her oylama için oylama bitinceye kadar salona girişin durdurulması sonucu toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan sonra oylama yapılacağı düzenlemesi karşısında artık toplantıya katılan üye sayısından hazırun cetvelinde imzası bulunan üyelerin tamamının değil, oylama öncesi salon kapılarının kapatılması sonrası içeride bulunan ve oy kullanan (kabul, red, çekimser) üye sayısının anlaşılması gerekmektedir. Nitekim daha anlaşılır olması yönü ile tüzüğün 38.maddesinde davaya konu genel kurul tarihinden sonra yapılan değişiklik ile; gündem gereği oylamaların, katılım kartlarının gösterilmesi suretiyle, açık olarak yapılacağı, kararların nitelikli çoğunluk aranmayan hallerde "salonda bulunan üyelerin" oy çokluğu ile alınacağı" düzenlemesi getirlmiştir. Bunun aksinin kabulü, özellikle dernek statüsünde olan ve on binlerce üyesi bulunan spor kulüplerinin genel kurul yapma ve karar almalarını engeller nitelikte olduğu, hazırun cetvelinde isim bulunması ve kart alınması; öncelikle genel kurulun toplanması için yeter sayının tespiti, üye yönünden ise toplantı salonuna girme, görüşmelere katılma ve oy kullanma hakkı verdiği, hazırun cetvelinde ismi olduğu halde iki gün gibi uzun süren genel kurul toplantısının her bir gündem maddesi görüşmesine katılmayan ve irade beyan edip oy kullanmayan üyeyi, bu oylamalarda karar yeter sayısında dikkate alarak zımnen red oyu vermiş kabul etmek anlamına geleceği, ancak asgari toplantı yeter sayısı altına düşmedikçe genel kurulun devam etmesi, gündemdeki konuların görüşülmesi ve kararların alınmasının işin mahiyetine daha uygun olduğu da dikkate alındığında iptali istenen gündemin 6.maddesinin dernek tüzüğünün 38. maddesi gereği toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğu ile alındığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi (1.) Hukuk Dairesinin 16.10.2019 tarihli ve 2019/2143 Esas, 2019/2176 Karar sayılı istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK'nin 373/1.maddesi gereği kararın bir örneğinin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi (1.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi Trabzon (1.) Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
KA R Ş I O Y
Dava, dernek genel kurul toplantısında ibraya dair kararın iptali isteğine ilişkindir.
Davacılar vekili, davalı ... Kulübünün 07.04.2018 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında salt çoğunlukla alınmayan gündemin 6. maddesi ile yönetim kurulu raporlarının ibrasına ilişkin alınan kararın iptalini talep ve dava etmiş, davalı Dernek vekili tarafından, gündemin 6. maddesinin görüşülmesi ve oylaması esnasında divan başkanının üyelere çağrıda bulunup daha sonra kapıları kapattığını, oylamaya katılan 265 üyeden 184 üyenin kabul, 81 üyenin ret oyu sonunda yönetim kurulunun ibra edildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuş, Mahkemece, davalı derneğin olağanüstü genel kurulunun, divan başkanı ve üyelerin seçimi sonrasında genel kurula katılma hakkı olan 7578 üyeden 622 kişinin katılım kartı alarak hazırun cetveline imza attığı, bu suretle toplantı yeter sayısının sağlandığı, bu hususun tutanağa bağlandığı, daha sonra gündem maddelerinin tek tek görüşülmesine geçildiği, gündemin 6. maddesine ilişkin oylamaya gelindiği esnada 184 üyenin kabul, 81 üyenin ret oyu sonunda yönetim kurulunun idari ve mali yönden ibra edildiği ve bu hususun da tutanağa bağlandığı, toplantı tutanağı içeriğine göre 622 kişinin katılım kartı alarak hazırun cetvelini imzaladığı, buna göre karar yeter sayısının en az 312 olması gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, Trabzonspor Kulübünün 07.04.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu raporlarının ibrasına ilişkin gündemin 6. maddesi ile alınan genel kurul kararının iptaline karar verilmiş, karar, davalı Dernek vekili tarafından istinaf edilmiş, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 16.10.2019 tarihli ve 2019/2143 Esas, 2019/2176 Karar sayılı ilamı ile, İlk Derece Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, toplantı salonunda oylamaya katılmak üzere hazır bekleyen üye sayısının tutanakta da yer aldığı gibi 622 olarak tespit edildiği, karar almak için salt çoğunluğun 312 olması gerektiği, 184 kabul oyu ile genel kurul kararı alınmasının yasaya aykırı olup HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusu 6100 Sayılı HMK'nin 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca esastan reddedilmiş, davalı vekilinin temyizi sonunda karar, Dairenin sayın çoğunluğu tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.
Dairenin sayın çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık, nitelikli çoğunluk aranmayan hallerde karar yeter sayısı belirlenirken toplantıya katılan üyeler ibaresinden ne anlaşılması gerektiği, bu ibaresinin hazırun cetvelinde imzası bulunan üyeleri mi yoksa hazırun cetvelini de imzalamak koşuluyla en son oylama sırasında salonda bulunarak oylamaya katılan üyeleri mi ifade ettiğinden kaynaklanmaktadır.
Sayın çoğunluğun gerekçesinde de belirtildiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Toplantı yeri ve toplantı yeter sayısı" başlıklı 78/2. maddesinde; “Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hallerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz.”, "Karar yeter sayısı" başlıklı 81. maddesinde; “Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.”, "Kararın iptali" başlıklı 83. maddesinde; “Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir.", "Tüzük" başlıklı 58. maddesinde ise; “Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçeci yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur. Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz. Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.”,
Dernekler Yönetmeliğinin "Toplantı usulü" başlıklı 15. maddesinde; “Genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesi toplantı yerinde hazır bulundurulur. Toplantı yerine girecek üyelerin resmi makamlarca verilmiş kimlik belgeleri, yönetim kurulu üyeleri veya yönetim kurulunca görevlendirilecek görevliler tarafından kontrol edilir. Üyeler, yönetim kurulunca düzenlenen listedeki adları karşısına imza koyarak toplantı yerine girerler. Kimlik belgesini göstermeyenler, belirtilen listeyi imzalamayanlar ile genel kurula katılma hakkı bulunmayan üyeler toplantı yerine alınmaz. Bu kişiler ve dernek üyesi olmayanlar, ayrı bir bölümde genel kurul toplantısını izleyebilirler.
Toplantı yeter sayısı sağlanmışsa durum bir tutanakla tespit edilir ve toplantı yönetim kurulu başkanı veya görevlendireceği yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından açılır. Toplantı yeter sayısı sağlanamaması halinde de yönetim kurulunca bir tutanak düzenlenir.
Açılıştan sonra, toplantıyı yönetmek üzere bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilerek divan heyeti oluşturulur.
Dernek organlarının seçimi için yapılacak oylamalarda, oy kullanan üyelerin divan heyetine kimliklerini göstermeleri ve hazırun listesindeki isimlerinin karşılarını imzalamaları zorunludur.” düzenlemeleri bulunmaktadır. Bunun dışında diğer oylamaların ne şekilde yapılacağına dair Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu ve Yönetmelikte hüküm bulunmamaktadır.
Dava konusu genel kurul toplantısının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Dernek Tüzüğünün 39. maddesine göre, yönetim kurulu bir başkan, on dört asıl ve yedi yedek üyeden, 44. maddesine göre, denetim kurulu bir başkan, dört asıl ve üç yedek üyeden oluşacak, "Toplantı yeter sayısı" başlıklı 35. maddesi gereği, ilk toplantı, katılma hakkı bulunan üyelerin yarıdan bir fazlasının katılımı ile yapılabilirken, ikinci toplantıda çoğunluk aranmayacak, ancak bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetleme kurullarının asil üye sayılarının toplamının iki katından bir fazla olması gerekecektir. Yine, Genel Kurul oturumunun başlamasına ilişkin 38. maddesinde; “Gündem gereği oylamalar, katılım kartlarının gösterilmesi suretiyle, açık olarak yapılır. Kararlar oy çokluğu ile alınır. Yasa ve tüzükçe belli bir oranı gerektiren oylama ve kararlarda, oylamaya geçilmeden önce katılım kartı dağıtımı ve salona giriş, oylama bitinceye değin durdurulur. Toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan ve tutanağa geçirildikten sonra oylama yapılır” düzenlemesine yer verilmişken, bu maddenin 01.07.2018 tarihinde değiştirilen yeni halinde ise; “Gündem gereği oylamalar, katılım kartlarının gösterilmesi suretiyle, açık olarak yapılır. Kararlar nitelikli çoğunluk aranmayan hallerde salonda bulunan üyelerin oy çokluğu ile alınır. İlgili kanun ve tüzükçe belli bir oranı gerektiren oylama ve kararlarda, oylamaya geçilmeden önce katılım kartı dağıtımı ve salona giriş, oylama bitinceye değin durdurulur. Toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan ve tutanağa geçirildikten sonra oylama yapılır” düzenlemesi yer almaktadır.
Dosya kapsamı, tüm belge ve bilgiler incelendiğinde; Trabzonspor Kulübünün Seçimli 73. Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı, ilan edildiği üzere 29-30 Mart 2018 tarihlerinde yeterli çoğunluk sağlanamadığı için çoğunluk aranmayan ikinci toplantısı 7-8 Nisan 2018 tarihinde yapılmış, genel kurula katılma hakkı olan 7578 üyeden 622 kişi katılım kartı almış ve hazırun cetvelini imzalamış, ilk gün seçim dışındaki gündemdeki maddeler görüşülmüş, ikinci gün ise seçim yapılmış ve iptali istenilen gündemin 6.maddesi gereği Yönetim Kurulunun idari ve mali açıdan ibrası görüşülmüş olup, görüşmelere başlanmadan önce divan başkanının salon dışında bulunan üyelere çağrıda bulunduğu ve oylama öncesi kapıların kapatılmasını istediği, divan başkanının çağrısı üzerine yapılan açık oylama sonucunda salonda bulunan 265 üyeden 184 üyenin kabul yönünde, 81 üyenin ise ret oyu yönünde oy kullandıkları ve oy çokluğu ile Yönetim Kurulunun ibra edildiği anlaşılmıştır.
Bu hususta öncelikle hazırun cetveli ile ilgili kısa bilgi vermek doğru olacaktır. Türk Dil Kurumuna göre kelime anlamı ile Hazırun, “bir toplantıya katılanlar veya bir yerde o anda bulunanlar”, Hazırun Cetveli ise “Bir toplantıya katılanları gösteren liste” olarak tanımlanmaktadır. Osmanlıca-Türkçe sözlükte de Hazırun, “Meydanda olanlar, gözönünde olanlar, Mevcut ve hazır olanlar, huzurda olanlar, yakında bulunan topluluk, meydanda, gözönünde olanlar, hazır olanlar, orada olanlar, bulunanlar, hazır olanlar” şeklinde yazılıdır. Ticaret Kanunu terimi olarak da hazırun cetveli başka adıyla hazır bulunanlar listesi kısaca, genel kurul toplantısında bizzat hazır bulunan ya da kendisini başkası ile temsil ettiren pay sahipleri ve onların temsilcilerinin adlarının, ikametgâhlarının ve onların temsil ettikleri payların tutarının payın türü ile birlikte gösterildiği liste olarak tanımlanabilir. Nitekim genel kurul toplantısında hazır bulunan pay sahibi veya temsilcilerini ifade eden bu kavramı içeren 6762 sayılı Kanun’un 376. maddesi “Cetvel” başlığını taşırken, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 417. maddesinin başlığı “Hazır bulunanlar listesi” şeklindedir. Ayrıca TTK’nin 417/(4). fıkrasında “Genel kurula katılanların imzaladığı liste “hazır bulunanlar listesi” adını alır.” şeklinde tanım da yapılmıştır.
Açıklamalar karşısında, iptali istenen yönetim kurulunun ibrasına dair gündem maddesinin görüşüldüğü ve oylamanın yapıldığı toplantının, nitelikli çoğunluk aranmayan ikinci toplantı olup, asgari toplantı yeter sayısının TMK'nin 78/2. maddesi ve Dernek Tüzüğünün 35. maddesine göre, yönetim ve denetim kurulu asıl üye sayısının bir fazlası iken karar yeter sayısının ise toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu olduğu açıktır. Karar yeter sayısı bakımından salt çoğunluğun hangi sayı esas alınarak belirleneceği hususunda Kanun ve Yönetmelikte açık hüküm yok ise de “toplantıya katılan üyeler” ibaresi kullanıldığına, TMK'nin 58. maddesi gereği dernek tüzüğünün kanunun emredici hükümlerine aykırı olamayacağı, dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümlerinin uygulanacağı hükmü karşısında bu konunun dernek tüzüğünde düzenlenmiş olup olmadığına bakılacağına, dernek tüzüğünün genel kurul oturumunun başlamasına dair 38. maddesinde, “… Kararlar oy çokluğu ile alınır…” düzenlemesi yer aldığına göre, uyuşmazlığın çözümünde tüzükteki bu maddenin dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Sayın çoğunluğun görüşü de bu şekilde olup aramızda ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak, sayın çoğunluk tarafından, tüzükteki bu madde incelendiğinde her oylama için oylama bitinceye kadar salona girişin durdurulması sonucu toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan sonra oylama yapılacağı düzenlemesi karşısında artık toplantıya katılan üye sayısından hazırun cetvelinde imzası bulunan üyelerin tamamının değil, oylama öncesi salon kapılarının kapatılması sonrası içeride bulunan ve oy kullanan (kabul, red, çekimser) üye sayısının anlaşılması gerektiğini, bu hususun daha sonra yapılan değişiklik ile açıklığa kavuşturulduğunu değerlendirmekte ise de, az yukarıda yazılı hazırun cetveli ile ilgili tanımlar ve açıklamalar, hazırun cetvelinde imzası bulunanlara toplantıyı sonuna kadar izleme ve kararlara katılma yükümlülüğü getiren yasal veya sözleşmeye dayalı bir düzenlemenin mevcut olmaması, Yasa ve tüzükteki belirlenen toplantı nisabını etkilememek şartıyla, toplantıya katılan üyelerin bir bölümünün genel kuruldan ayrılmasının veya oy kullanmamasının mümkün bulunduğu, bu ayrılmanın veya oy kullanmamanın toplantıya katılan üye sayısını değiştirmeyeceği, ancak oy kullananların sayısını etkileyeceği, salonda bulunan üyeler gibi oy kullanmadan genel kuruldan ayrılan üyelerin de değişik sebeplerle oy kullanmak istememiş olabileceği (çekimser kalmak gibi), bu durumda oy kullananlar üzerinden değerlendirme yapılmasının hazırun cetvelinde yer alan ancak oy kullanmayan üyelerin iradesinin göz ardı edilmesine neden olacağı, dernek tüzüğündeki amacın da bu olamayacağı, tüzük maddesinde salona girişin durdurulacağı düzenlenmekle beraber salondan çıkışa ilişkin düzenleme yapılmadığı, toplantıya katılanları gösteren listeyi (hazırun cetvelini) imzalayarak karar yeter sayısında yer alan üyenin daha sonra oy kullanmamak için her zaman salondan ayrılma hakkı bulunduğu, nitekim bu durumun görülerek dernek tüzüğünün 38. maddesinde 01.07.2018 tarihinde açık düzenlemeye yer verilerek “salonda bulunan üyeler” şeklinde değişiklik yapılması karşısında, gerek İlk Derece Mhkemesi gerekse Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da kabul edildiği gibi nitelikli çoğunluk aranmayan hallerde karar yeter sayısı belirlenirken toplantıya katılan üyeler ibaresinden, hazırun cetvelinde imzası bulunan üyelerin anlaşılması gerektiği ve buna göre katılım kartı alarak hazırun cetvelini imzalayan 622 üye üzerinden salt çoğunluğun hesaplanması sonucuna ulaşılacağı, salonda bulunan 265 üyenin dikkate alınamayacağı, bu durumda kabul yönünde oy kullanan 184 üyenin salt çoğunluğu (312 oyu) sağlayamadığı, aksi düşünceyle oy kullananların karar yeter sayısında dikkate alınmasının hazırun cetvelini anlamsız hale getireceği ve tüzükteki düzenlemenin derneğin aleyhine yorumlanması sonucunu doğuracağı, oysa bunun yolunun yeni düzenlemeden geçtiği ve 01.07.2018 tarihindeki tüzük değişikliğinin de bu amaca yöneldiği, neticede mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.
14. Hukuk Dairesi, 2016/11571 E., 2019/4597 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi gereğince mirasın reddini talep etmiş ise de Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğünün 39. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca vekilin vekaletnamesinde mirasın reddi yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından bu yetkiyi içeren özel vekaletnamenin temin edilmesi, yazı cevabı ve özel yetkili vekaletnamenin temin edilerek Dairemize gönderilmesi için
14. Hukuk Dairesi 2016/11571 E. , 2019/4597 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki mirasın hükmen reddi davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen hüküm davalı Girişim Varlık Yönetim A.Ş vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya içerisinde rastlanamadığından;
1- Muris ...’nun 22.08.2007 tarihi itibariyle üzerine kayıtlı araç bulunup bulunmadığı amacıyla ilgili emniyet müdürlüğüne yazı yazılması,
2-Davacılar vekili TMK’nın 605. maddesi gereğince mirasın reddini talep etmiş ise de Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğünün 39. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca vekilin vekaletnamesinde mirasın reddi yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından bu yetkiyi içeren özel vekaletnamenin temin edilmesi, yazı cevabı ve özel yetkili vekaletnamenin temin edilerek Dairemize gönderilmesi için dosyanın MAHALLİNE İADESİNE, 21.05.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Nüfus kütüğündeki kişisel durum kayıtlarında (örneğin doğum tarihi, adı, soyadı) bir yanlışlık yapıldığı iddiasıyla açılacak olan "Kayıt Düzeltme Davası" ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Kayıt düzeltme davası, kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılır.
B) Haklı sebeplerin varlığı halinde, aynı konuya ilişkin kayıt düzeltme davası birden fazla kez açılabilir.
C) Nüfus müdürlüğü memurları, sicildeki maddi hatalar dışındaki yanlışlıkları mahkeme kararı olmadan kendiliğinden düzeltemezler.
D) Dava, Cumhuriyet savcısı tarafından da açılabilir.
E) Kayıt düzeltme davalarında zamanaşımı süresi 1 yıldır.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.