4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 51

Türk Medeni Kanunu 51. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 51- Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. E. Kişiliğin sona ermesi I. Sınırlı devam etme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

39 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2022/7069 E., 2023/3135 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi
, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat az olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci ve 51 inci maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda mad
2. Hukuk Dairesi         2022/7069 E.  ,  2023/3135 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/455 E., 2022/541 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kısmen bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacı kadın lehine maddî ve manevî tazminata, ortak çocuk yararına iştirak nafakasına hükmedilmiş ve baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiş, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.06.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davacı davalı ... vekili Av. ... ve karşı taraf temyiz eden davalı davacı ... ile vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; evlilik birliğinin davalı erkeğin kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek, tarafların 4721 sayılı Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk için aylık 10.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, müvekkili yararına aylık 10.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, nafakaların her yıl TEFE-TÜFE ortalamasından az olmamak üzere arttırılmasına, 150.000,00 TL maddî ve 150.000,00 TL manevî tazminata, tazminatlara dava tarihinden itibaren en yüksek oranda reeskont faizi işletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini gerektiğini beyan etmiş, davanın kabul edilmesi halinde ortak çocuğun velâyetinin babaya verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 03.05.2018 tarihli ve 2015/499 Esas, 2018/327 Karar sayılı kararıyla; tarafların son zamanlarda anlaşamadıkları sürekli tartıştıkları, davalının işe gitmeyip vaktini evde geçirmesinin de bu tartışmaları arttırdığı, birbirlerine karşı agresif tavırlar sergiledikleri, birbirlerine fiziksel şiddet uyguladıkları, taraflar arasında cinsel birliktelikte de sorunlar yaşandığı, bu sorunlar nedeniyle terapiste gittikleri ancak tedaviyi yarım bıraktıkları, davalının ayrıca dosyaya sunulan 05.05.2015 tarihli darp raporuna göre de davacıya bir kez daha fiziksel şiddet uyguladığı, darp edilmiş şekilde davacının tanık olarak dinlenen arkadaşları tarafından görüldüğü, yine davalının annesinin gelinin kendisini 2006 veya 2007 yılında telefonla arayarak Kerem'in kendisine şiddet uyguladığını beyan ettiği bunun üzerine tarafların evine gittiğini ancak oğlunun kendisine " tartıştık ama şimdi iyiyiz çıkın gidin " şeklinde laf söylediğini beyan ettiği, davalı tanığı Nazmiye'nin beyanlarının, halen davalı yanında çalışması nedeniyle yanlı olduğu zira boşanmak isteyen davacı kadının üçüncü bir şahıs olan tanık Nazmiye'ye ben kendi kendimi yaraladım vb şekilde aleyhine olacak şekilde beyanlarda bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ayrıca davacı kadının kendi kendinin dudağını patlatmasının da hayatın olağan akışına aykırı olacağı, her iki tarafın da kusurlu olduğu ancak davalının davacıya birden fazla fiziksel şiddet uygulaması nedeniyle daha ziyade kusurlu olduğu, ortak çocuğun yaşının küçüklüğü anne ilgi ve sevgisine muhtaç olması, anne ile yaşıyor olması, annenin öğretmen olması, çocuğu ile aynı okula gitmesi, çocuğu ile daha iyi ilgilenebilmesi, babanın çalışmayıp evde oturmasının çocuğun sosyal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebileceği, alınan Sosyal İnceleme Raporları doğrultusunda velâyetin anneye verilmesine, baba ile şahsi ilişki tesisine, sosyal ve ekonomik durumları göz önüne alınarak ortak çocuk tedbir ve iştirak nafakasına ve davacı kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedildiği gerekçesi ile davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile çocuk arasında kişisel ilişki tesisine, ortak çocuk için aylık 1.500,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, davacı kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 15.000,00 TL maddî ve 15.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, şahsi ilişki, tedbir, iştirak, yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat miktarları yönünden; davalı erkek vekili tarafından hükmün tamamı yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 25.05.2021 tarihli ve 2020/754 Esas, 2021/697 Karar sayılı kararıyla; yapılan inceleme sonucu, tarafların son zamanlarda anlaşamadıkları, sürekli tartıştıkları, davalının işe gitmeyip vaktini evde geçirmesinin de bu tartışmaları arttırdığı, birbirlerine karşı agresif tavırlar sergiledikleri, birbirlerine fiziksel şiddet uyguladıkları, taraflar arasında cinsel birliktelikte de sorunlar yaşandığı, bu sorunlar nedeniyle terapiste gittikleri ancak tedaviyi yarım bıraktıkları, davalının ayrıca dosyaya sunulan 05/05/2015 tarihli darp raporuna göre de davacıya fiziksel şiddet uyguladığına ilişkin kusur tespiti doğru olduğu, ayrıca davacının davalının ailesini istemediği kusuru bulunmasına rağmen bu kusurun davacıya yüklenmemesi doğru olmadığı, bu nedenle davalı vekilinin kusur tespitine yönelik istinaf talebinin kısmen kabulü ile taraflara yüklenen kusur oranları değişmediğinden gerçekleşen kusurlu davranışlar yönünden gerekçenin düzeltilmesine karar verildiği, tarafların ortak çocuğu 2011 doğumlu ... Zeynep'in annesinin yanında kalması nedeniyle alıştığı ortam ve uzman raporu değerlendirildiğinde çocuğun üstün yararı gereği velâyetinin anneye verilmesi usul ve kanuna uygun olduğu, baba arasında kurulan kişisel ilişkinin şekli ve süresinin uzman raporları da gözönünde bulundurulduğunda, gerek çocuğun kişisel gelişimi açısından gerekse babalık duygularının tatmini bakımından makul karşılanabilecek düzeyde bulunduğu, kişisel ilişkinin şekli ve süresi ile ilgili olarak çocuğun yaşı ve gelişen durumlara göre her zaman dava açılabilmesinin mümkün olduğu, tarafların kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, çocuğun ihtiyaçları, davacının mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, kişilik haklarının ihlal edilmesi karşısında, davacı kadın lehine tedbir nafakasına, müşterek çocuk için tedbir ve iştirak nafakasına, davacı kadın lehine maddî ve manevî tazminata karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmadığı ancak davacı kadın için hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarlarının az olduğu, davacı vekili tarafından, nafakaların her yıl TEFE-TÜFE ortalamasından az olmamak kaydı ile arttırılması ve maddî ve manevî tazminatlara, dava tarihinden itibaren en yüksek oranda reeskont faizi işletilmesini talep etmesine rağmen, mahkeme tarafından bu talepler hakkında karar verilmediği, davacının sabit bir gelirinin bulunması nedeniyle boşanma ile yoksulluğa düşmeyeceğinden, davacı yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi de yerinde olmadığı, gerekçesi ile tarafların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile ortak çocuk için kararın kesinleştiği tarihten itibaren aylık 1.500 TL iştirak nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, nafakanın her yıl TÜİK tarafından açıklanan ÜFE oranında arttırılmasına, davacı lehine 40.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminatın kararın kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, tarafların sair istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili tarafından, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve kişisel ilişki yönünden; davalı erkek vekili tarafından ise tamamına yönelik yönünden temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 15.02.2022 tarihli ve 2021/7803 Esas, 2022/1308 Karar sayılı kararıyla; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk 2011 doğumlu ... ...'in ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakasının az olduğu, hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerektiği, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat az olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci ve 51 inci maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekirken, bu yönler gözetilmeden hüküm tesisinin doğru olmadığı, kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun yaşı, ana ve babalık duygusunun tatmini, çocukların yüksek yararı birlikte değerlendirilerek; çocukların kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmesi gerektiği, tarafların ortak çocuğu ... ... 2011 doğumlu olduğu, mahkemece velâyet hakkı anneye bırakılan ortak çocuk ile baba arasında "Her ayın 1. 3. ve 4. cumartesi günü saat 10:00'dan pazar günü saat 17:00'ye kadar, dini bayramların 2. günü saat 10:00' dan 3. günü saat 17:00'ye kadar, her yıl okulların yarı yıl tatillerinde tatilin 1. haftası pazartesi günü saat 10:00 'dan pazar günü saat 17:00'ye kadar ve her yıl 1 temmuz saat 10:00 dan 31 temmuz saat 17:00'ye kadar, davalı baba yanına almak suretiyle kişisel ilişki tesisine" şeklinde kişisel ilişki tesis edildiği, anılan karar ile velâyeti anneye verilen ortak çocuk ile baba arasında “Her hafta sonu” şeklinde kurulan kişisel ilişki, davacı annenin velâyet görevini yerine getirmesini engelleyeceği gibi davacı anneyi her hafta sonu eve bağlı hale getireceği, açıklanan nedenlerle her ayın belirli hafta sonları olacak şekilde yeniden kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise onanmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ilk derece mahkemesince müşterek çocuk ile baba arasında her ayın 1 inci 3 üncü ve 4 üncü hafta sonu şeklinde şahsi ilişki tesis edilmesi davacı annenin velâyet görevini yerine getirmesini engelleyeceği gibi davacı anneyi her hafta sonu eve bağlı hale getireceğinden doğru olmadığı, tarafların kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, müşterek çocuğun ihtiyaçları, davacı kadının boşanma ile mevcut ve beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, kişilik haklarının ihlal edilmesi karşısında müşterek çocuk için hükmedilen iştirak nafakası ile davacı kadın lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminatın miktarının az olduğu, bu bakımdan davacının çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişki, iştirak nafakası, maddî ve manevî tazminatın miktarına yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesi ile ortak çocuk ... ... ile davalı baba arasında her ayın 1 inci ve 3 üncü haftası Cumartesi günü saat 09.00’dan Pazar günü saat 18.00'e kadar, ... ve Kurban bayramlarının 1 inci günü saat 09.00’dan 2 inci günü saat 18.00'e kadar, her yıl Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen ve Ocak ayında uygulanan okul yarı yıl tatilinin ikinci haftası Pazartesi günü sabah saat 09.00'dan takip eden Pazar günü saat 18.00’e kadar, her yıl Nisan ayında uygulanan 2 inci ara tatil süresince Pazartesi günü sabah saat 09.00'dan takip eden Pazar günü saat 18.00’e kadar, her yıl 1 Temmuz saat 09:00'dan 31 Temmuz saat 18.00’e kadar davalı baba yanına alınmak suretiyle kişisel ilişki tesisine, ortak çocuk ... Zeynep için kararın kesinleştiği tarihten itibaren aylık 4.000,00 TL iştirak nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, bu nafakanın her yıl TÜİK tarafından belirlenen ÜFE oranında artırılmasına, davacı kadın yararına 80.000,00 TL maddî ve 70.000,00 TL manevî tazminatın kararın kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; baba ile kurulan kişisel ilişkinin çocuğun üstün yararına olmadığını, babanın çocuğu alma ve bırakma hususunda mahkeme kararına uymadığını, çocuğun bu karar ile daha da mağdur olacağını, çocuğun babası ile dini bayramlarının 2 inci gününe kadar birlikte olmasına karar verilmesinin de çocuğun anne ve akrabaları ile bayram coşkusu yaşamasını engelleyeceğini, davalı erkeğin ekonomik durumunun son derece iyi olduğunu, üzerine kayıtlı araç ve taşınmazlar ile kira gelirleri olduğunu, bankada paralarının olduğunu, bu kapsamda hüküm altına alınan nafaka ve tazminatların düşük olduğunu belirterek baba ile çocuk arasında kurulan kişisel ilişkinin süresi, iştirak nafakası ve tazminatların miktarı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle ; uzman psikolog tarafından sunulan rapor esas alınmadan, bilirkişi heyetinin görüşüne itibar edilmeden ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, annenin velâyet hakkını kötüye kullandığını, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan kişisel ilişkinin de çocuğun üstün yararına aykırı olduğunu, evliliğin sona ermesinde kusurlu olan ve davalıdan daha fazla kazanan davacı kadın yararına tazminatların arttırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, iştirak nafakası yönünden verilen kararın tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile hakkaniyete aykırı olduğunu, nafakaya ÜFE oranında artış yapılmasının da doğru olmadığını, bu şekilde bir artışın nafakanın infaz edilebilir olmaktan çıkaracağını belirterek, velâyet düzenlemesi, çocukla baba arasında kurulan kişisel ilişki, iştirak nafakası ve tazminatların miktarı ile iştirak nafakasına ÜFE oranında artış yapılması yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, boşanma davasında kadın lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarlarının ve ortak çocuk yararına hüküm altına alınan iştirak nafakasının miktarı ile iştirak nafakasına ÜFE oranında artış uygulanmasının doğru olup olmadığı ve kişisel ilişki düzenlemesi noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 182 inci maddesi, 323 üncü maddesi, 330 uncu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci ve 51 inci maddeleri. 3.Değerlendirme 1.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmadığı gibi bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin de yeniden incelenmesinin hukuken mümkün olmadığının anlaşılmasına göre davalı erkek vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı kadın vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; a) Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat az olup, bozma ilâmının amacına uygun bulunmamıştır. 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Kanun'un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. b) Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk ... Zeynep yararına hükmedilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece, 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı görülmüş ve bozmayı gerektirmiştir. c) Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun yüksek yararı, yaşı ve anne ve babalık duygusunun tatmini ve infaz edilebilir nitelikte olması hususları birlikte değerlendirilerek çocuğun kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmelidir. Çocuk ile ana ve babası, düzenli kişisel ilişki elde etme ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Ana ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, ana ve baba için de haktır. Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun bedeni ve fikri gelişimi yanında ana ve/veya babalık duygularını tatmin de önemlidir. Çocuk ile annesi arasında yeterli kişisel ilişki kurulamadığı taktirde güven duygusunun oluşamayacağı açıktır. Somut olayda ortak çocuğun bayramları anne ve baba yanında eşit şekilde geçirebilmesini temin edecek şekilde kişisel ilişki kurulması gerekirken, ortak çocuk ile baba arasında tüm dini bayramların 1 inci günü saat 09.00'dan, 2 inci günü saat 18.00' kadar kişisel ilişki kurulması doğru olmayıp, hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı kadın lehine hükmedilen tazminatların miktarı, iştirak nafakasının miktarı ile kişisel ilişki süresi yönünden BOZULMASINA, 2. Davalı erkek vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Duruşma için takdir olunan 8.400,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin harcın istek halinde yatıran davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2023/6162 E., 2025/1289 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir.
2. Hukuk Dairesi         2023/6162 E.  ,  2025/1289 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1037 E., 2023/134 K. DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma İLK DERECE MAHKEMESİ : Kahramanmaraş 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/245 E., 2021/858 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı- davalı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminatların ve nafakaların miktarları yönünden, davalı- davacı erkek vekili tarafından ise kadının davasının kabulü kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden duruşma istemli olarak temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde tebligata rağmen taraflardan adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Davalı- davacı vekili Avukat ...'in mazeret dilekçesi gönderdiği görüldü. Usul ve yasaya uygun bulunmayan mazeretin reddine karar verildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı belirlenmiştir. Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir. Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. 2.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı-karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3.Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat azdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerekmiştir. 4.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda (3) ve (4) numaralı paragraflarda belirtildiği üzere davacı-karşı davalı kadın yararına maddî, manevî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarları yönünden BOZULMASINA, 2.Yukarıda (2) numaralı paragrafta belirtildiği üzere davalı-karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı-karşı davacı kadın vekilinin ise sair temyiz tirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz eden İsmail'e yükletilmesine,Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2022/7206 E., 2024/4181 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 51 inci maddesinde;
8. Hukuk Dairesi         2022/7206 E.  ,  2024/4181 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2999 E., 2022/1687 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/68 E., 2019/173 K. Taraflar arasında İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde, davacılar ... ve arkadaşlarının Karaosmanzade namı ile (...) ... ... Ağa bin ... Ağa Vakfı'nın galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir. İlk Derece Mahkemesince, daha önce kesinleşen ilamlar ile davacılarla vakfeden arasında soybağının kurulduğu, vakfiyedeki galle fazlası için öngörülen şartların davacılar yönünden gerçekleştiği gerekçesi ile davanın kabulüne ve davacıların Karaosmanzade Elhaç ... Ağa Bin ... Ağa (Karaosmanzade ... ... Ağa) Vakfı'nın galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduklarının tespitine karar verilmiştir. Davalı ... vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile davalı tarafın yerinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalı ... vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepler tekrar edilerek eksik inceleme ile karar verildiğini, arz edilen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Dava, vakfın gelir fazlasından faydalanmaya yönelik galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3 üncü maddesine göre, mülhak vakıf mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş olan yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince ...'nce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 6 ve 7 nci maddelerinde ise mazbut vakıfların ... tarafından yönetilip temsil edileceği hükme bağlanmıştır. Vakıflarla ilgili açılan davalarda yetkili mahkeme belirlenirken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda iki ayrı düzenlemenin dikkate alınması gerekmektedir. Kesin yetki kuralının öngörüldüğü 14/2 nci madde de, özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, mevcut bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu bu özel ve sınırlı hal dışında kesin yetki kuralının mevcut olmadığı, maddede düzenlenen yetkinin, kesin nitelikte olup kamu düzenine ilişkin olduğundan Mahkemece yargılamanın her safhasında re'sen dikkate alınması gerekmektedir. Kesin yetki kuralı dışındaki genel yetkili mahkeme ise, 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 9 uncu maddesini karşılayan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6 ncı maddesinde düzenlenmiş buna göre; yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca aynı Kanunun 19/4 üncü maddesine göre de yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili ... gelir. Hakim doğrudan (re'sen) yetkisizlik kararı veremez. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 51 inci maddesinde; tüzel kişinin yerleşim yerinin, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer olduğu hükme bağlanmıştır. İntifa haklarının (tevliyet, sükna ve galle) tespit ve tahsili için; mülhak vakıflar aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, vakfın yerleşim yeri (kurulduğu yer); mahkemeleri kesin yetkilidir. Dava konusu vakıf, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenin soyundan gelenlere şart edilmiş vakıf yani “mülhak vakıf"tır. Dosyada bulunan ve ...'nden gelen belgelerde dava konusu mülhak vakfın Manisa'da kurulu olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nin 114 üncü maddesi gereği yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartı olup, dava şartlarının 115 inci madde gereği yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. Yine aynı Kanunun 19 uncu maddesi gereği yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda mahkemece, vakfın merkezinin bulunduğu (kurulu olduğu yer) Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemelerinin açılan dava da kesin yetkili olması sebebi ile yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilip hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2023/12700 E., 2024/3936 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) "Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir" başlıklı 51 inci maddesi şöyledir:
5. Hukuk Dairesi         2023/12700 E.  ,  2024/3936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/91 Esas, 2023/77 Karar I. YARGI YERİ BELİRLENMESİNE KONU KARARLAR A. Urla Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.03.2022 Tarihli ve 2020/447 Esas, 2022/227 Karar Sayılı Kararı Solakizade Hacı Mustafa Ağa İbni Elhac İbrahim Ağa Vakfının mazbut statüsünde vakıf olduğunun tespit edildiği bu türden vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetildiği ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün yerleşim yerinin de Ankara olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. B. Ankara 39. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.01.2023 Tarihli ve 2023/17 Esas, 2023/27 Karar Sayılı Kararı Bir kişinin galle alacağına hak kazanabilmesi için öncelikle galleye müstahak vakıf evladı olduğunun tespitini yaptırması gerektiği, bunun tespitinin vakfın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak vakıf evladı tespiti davası ile yapılacağı, bu hususlarda yetkili mahkemenin vakfın bulunduğu yerdeki asliye mahkemesi olduğu ve yetkinin kesin yetki olmadığı gibi davalının da İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğuna ilişkin cevap dilekçesinde usulüne uygun yetki itirazında bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. C. İzmir 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.03.2023 Tarihli ve 2023/91 Esas, 2023/77 Karar Sayılı Kararı Dava konusu Solakizade Hacı Mustafa Ağa İbni Elhac İbrahim Ağa Vakfı mazbut statüde vakıf olup Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilmesi gerektiği ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yerleşim yerinin de Ankara ili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. II. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Uyuşmazlık, Vakfın gelir fazlasını hakeden evladı olunduğunun tespiti istemine ilişkindir. B. İlgili Hukuk 1. Farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinde kalan ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarının giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerdir. 2. 6100 sayılı Kanun’un “Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki” başlıklı 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: " Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir." 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) "Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir" başlıklı 51 inci maddesi şöyledir: "Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir." 4. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) "Tanımlar "başlıklı 3 üncü maddesi şöyledir: "Bu Kanunun uygulanmasında; Mazbut vakıf: Bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,ifade eder." 5. 5737 sayılı Kanun'un "Yönetim ve temsil şekli "başlıklı 6 ıncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Mazbut vakıflar, Genel Müdürlük tarafından yönetilir ve temsil edilir. " 6. 5737 sayılı Kanun'un " Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar " başlıklı 7 inci maddesi şöyledir: " On yıl süreyle yönetici atanamayan veya yönetim organı oluşturulamayan mülhak vakıflar, mahkeme kararıyla Genel Müdürlükçe yönetilir ve temsil edilir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamaz. İlgililerin vakfiye şartlarına göre intifa hakları saklıdır. İntifa haklarına ilişkin talepler galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Mazbut vakıflarda intifa hakları, galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfın son beş yıl içindeki malvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak ve galle fazlasının mevcudiyeti şartıyla Genel Müdürlükçe belirlenir." C. Değerlendirme Dosya kapsamında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden gelen 20.12.2023 tarihli yazısında dava konusu vakıfın “mazbut vakıf” olduğu belirtilmiştir. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanunun 6 ncı ve 7 nci maddelerinde ise mazbut vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilip temsil edileceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda Vakıflar Genel Müdürlüğünün yerleşim yeri de Ankara da bulunduğundan Ankara Mahkemelerinin yetkili olması sebebi ile uyuşmazlığın Ankara 39. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. III. KARAR Açıklanan sebeplerle; 6100 sayılı Kanun’un 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Ankara 39. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 01.04.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2022/3558 E., 2024/4469 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 51 inci maddesinde;
8. Hukuk Dairesi         2022/3558 E.  ,  2024/4469 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde, davalı dernek yönetiminin temelini oluşturan 19.03.2016 ve 25.09.2016 tarihli önceki genel kurulların mahkemece yok hükmünde sayıldığı, dolasıyla dava konusu 10.12.2017 tarihli genel kurul toplantısı ve bu toplantıda oluşan yönetim organlarının da hukuksuz olduğu ileri sürülerek 10 Aralık 2017 tarihinde yapılmış genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde sayılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın süresinde açılmadığını, usulden reddedilmesi gerektiğini, davacının tüketici sorunları derneğinde demokratik yollardan seçilemediği için mahkeme yoluyla dernek yönetimini zaafiyete uğratma çabasında olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi 2016/369 Esas, 2017/55 Karar sayılı ilamıyla 19.03.2016 tarihli genel kurulun yok hükmünde olduğu derecatten geçmek suretiyle kesinleştiğinden bu kişilerin tekrar genel kurul yapıp, karar almalarının bağlayıcı ve geçerli olmadığı kanaatine varılarak 10.12.2017 tarihli genel kurul toplantısı ve bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, Dairenin 2017/824 Esas, 2017/884 Karar sayılı kaldırma kararında da belirttiği üzere derneğe kayyım atanmasına bakma görevinin Sulh Hukuk Mahkemesine ait olmasına, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından, yasaya aykırı bir durum bulunma bulunmadığı gerekçesi ile davalı vekilinin yerinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar edilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33 üncü maddesinde hâkimin, Türk Hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Dava, davalı derneğin 10.12.2017 tarihli genel kurulu ile iş bu genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Dernekle ilgili açılan davalarda yetkili mahkeme belirlenirken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda iki ayrı düzenlemenin dikkate alınması gerekmektedir. Kesin yetki kuralının öngörüldüğü 14/2 inci maddede, özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, mevcut bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu, bu özel ve sınırlı hal dışında kesin yetki kuralının mevcut olmadığı, maddede düzenlenen yetkinin, kesin nitelikte olup kamu düzenine ilişkin olduğundan Mahkemece yargılamanın her safhasında re'sen dikkate alınması gerekmektedir. Kesin yetki kuralı dışındaki genel yetkili mahkeme ise, 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 9 uncu maddesini karşılayan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinde düzenlenmiş olup buna göre; yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca aynı Kanun'un 19/4 üncü maddesine göre de yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir. Hakim doğrudan (re'sen) yetkisizlik kararı veremez. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 51 inci maddesinde; tüzel kişinin yerleşim yerinin, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer olduğu, 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun (5253 saylı Kanun) 2 inci maddesinde ise, bu Kanunun uygulanmasında, derneğin yerleşim yerinin, yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü yeri, dernek merkezinin ise derneğin yerleşim yerinin bulunduğu il veya ilçeyi ifade ettiği hükme bağlanmıştır. Somut olayda, genel kurul toplantısı ile toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istenilen dernek tüzüğünde (Dernek Tüzüğü 1/1.md) merkezinin İstanbul (İstanbul Adliyesi yargı çevresinde) olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Derneklerle ilgili mevzuatta düzenlenen dernek ile üyeler arasındaki davaların dernek merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemede bakılacağına dair yetki kuralı kesin nitelikte olup kamu düzenine ilişkin olduğundan Mahkemece re'sen gözönüne alınması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesi gereği yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartı olup, dava şartlarının 115 inci madde gereği yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. Yine aynı Kanun'un 19 uncu maddesi gereği yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda Mahkemece, derneğin merkezi olan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin üyenin açtığı dernek genel kurulu ile alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti davasında kesin yetkili olması sebebi ile yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilip hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.