4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 634

Türk Medeni Kanunu 634. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 634- Resmî tasfiye, sulh mahkemesince veya atayacağı bir ya da birkaç tasfiye memuru tarafından yapılır. Resmî tasfiyeye terekenin defterinin düzenlenmesiyle başlanır ve aynı zamanda yapılacak ilânla mirasbırakanın alacaklılarından ve borçlularından, belirtilen süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri istenir. Terekenin daha önce resmî defteri düzenlenmiş ise resmî tasfiye bu deftere göre yapılır. Tasfiye memuru, göreviyle ilgili işlerini sulh mahkemesinin gözetim ve denetimi altında yürütür. Mirasçılar ve tereke alacaklıları, sulh mahkemesine, tasfiye memuru tarafından yapılan veya tasarlanan işlemlerden dolayı bunu öğrendikleri tarihten başlayarak yedi gün içinde yazılı olarak şikâyette bulunabilirler. II. Olağan usul ile tasfiye

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2014/2717 E., 2014/11918 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa 2. Aile Mahkemesi
Eşler arasında Türk Medeni Kanunu'nun 706. (743 s. TKM.’sinin 634.) maddesi gereğince düzenlenmiş mülkiyet aktarımı ile ilgili resmi bir sözleşme de bulunmamaktadır.
8. Hukuk Dairesi         2014/2717 E.  ,  2014/11918 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa 2. Aile Mahkemesi TARİHİ : 04/09/2013 NUMARASI : 2012/790-2013/633 P.. Ç.. ile S.. Ç.. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Bursa 2. Aile Mahkemesi'nden verilen 04.09.2013 gün ve 790/633 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi daval S.. K.. tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.06.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden S.. Ç.. vekili Avukat A.. K.. ve karşı taraftan P.. Ç.. vekili Avukat G.. Y.. geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, tarafların 1965 yılında evlendiklerini, kayıt maliki eşin 11.10.2003 tarihinde öldüğünü, evlilik birliği içerisinde satın alınarak müteveffa adına tescil edilen 303 ada (366 ada) parselin edinilmesine kişisel malı niteliğindeki yurtdışındaki çalışmalarından elde ettiği gelir ve emekli ikramiyesi ile katkıda bulunduğunu, taşınmazın yarısının vekil edenine ait olduğunu açıklayarak, katkı ve miras payı dikkate alınarak 6/12 payın iptaliyle müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılardan N.. Y.., E.. ve T.. Ç.. yargılama oturumlarında davayı kabul ettiklerini bildirmişler, davalı S.. vekili ise, aşamalarda yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece önceki kararda, davanın kabulüne, taşınmazın tapu kaydının 6/16 payının iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Davalı S.. vekilinin temyizi üzerine; Dairece, 4787 sayılı Aile Mahkemeleri'nin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4.maddesi uyarınca Aile Mahkemesi'nin görevli olduğuna işaret edilerek bozma sevk edilmiş, görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyası gönderilen Aile Mahkemesi'nce davanın kabulüne tapu kaydının 6/12 oranında iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine;hüküm,davalılardan Saniye vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava;743 sayılı TMK'nun 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu döneme yönelik olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı tarafça dava dilekçesinde taşınmazın 6/12 payının iptali talep edilmiş, katkı payı alacağına ilişkin olarak bir istekte bulunulmamıştır. Dava konusu taşınmaz 26.10.1979 tarihinde satın alınarak miras bırakan T.. Ç.. adına tescil edilmiştir. Mahkemece, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaz, evlilik birliği içinde müteveffa T.. Ç.. tarafından üçüncü kişiden “alım” suretiyle edinilmiştir. Akdi ilişkide davacı taraf değildir. Eşler arasında Türk Medeni Kanunu'nun 706. (743 s. TKM.’sinin 634.) maddesi gereğince düzenlenmiş mülkiyet aktarımı ile ilgili resmi bir sözleşme de bulunmamaktadır. Bu durumda, 07.10.1953 tarihli 8/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu iddia eden davacının bu katkısına dayanarak ayın (mülkiyet) talep edemeyeceğine ve davacı vekili tarafından katkı payı alacağına ilişkin bir talepte de bulunulmadığına göre, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazıyı şeklinde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Davalı S.. vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL. Avukatlık Ücreti'nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalı Saniye’ye verilmesine, HUMK'nun 388/4.(HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 2.797,00 TL peşin harcın istek halinde davalı Saniye Kontain'e iadesine 10.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2012/10831 E., 2012/11748 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanununun 706. (743 s. TKM.nin 634.) maddesi gereğince düzenlenmiş mülkiyet aktarımı ile ilgili resmi bir sözleşme bulunmadığına göre 07.10.1953 tarih 8/7 ...
8. Hukuk Dairesi         2012/10831 E.  ,  2012/11748 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı ... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... 9. Aile Mahkemesinden verilen 13.06.2012 gün ve 1726/927 ... hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi ise davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ..... ve karşı taraftan davalı vekili Avukat... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacı ... vekili, davacının bizzat ve fiilen işlettiği işyerinden ciddi kazanç elde ettiğini ve bu kazançları ile dava konusu taşınmazın arsasının davalı eş ile birlikte satın alındığını, davacının bizzat bu arsa üzerine inşa edilen ev inşaatında çalıştığını açıklayarak davacının asıl isteğinin davalıya ait 1/2 hissesinin müşterek çocukları adına tescil edilmesi ve kendisine de intifa hakkı tanınması şeklinde olduğunu ifade ile davacının, davayla ait bu hissenin öncelikle müşterek çocukları adına mümkün olmadığı takdirde davacı adına tescilini, bunun da mümkün olmaması halinde mahkemece tespit edilecek yarı hisse bedelinin davalıdan tahsilini talep ettiklerini belirtmiş, dava dilekçesinin sonuç bölümünde ise fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere katılım payı olarak taşınmazın 1/2 hissesinin davalıdan aynen müşterek çocuklar ya da davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında verdiği dilekçelerinde bu şekilde çelişkili taleplerini sürdürmüştür. Davalı ... vekili, mahkeme hakiminin tefrike rağmen boşanma dosyasında kararda huzurdaki dava ile ilgili nitelendirme yaptığını ayrıca davacıya ıslah konusunda yol gösterdiğini, ihsası reyde bulunduğunu, bu sebeple çekilmesi gerektiğini açıklarken, talep edilen yarı payın değerinin 700.000 TL olarak belirlenmesi sebebiyle eksik harcın tamamlanması gerektiğini, katılma payı talebi ile ilgili olarak ayın istenemeyeceğini, davacının katkısı da olmadığını, bir an olduğunun kabulünde dahi katkısı karşılığı adına 1/2 payın tescilli olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davacının davasının reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar, 29.11.1994 tarihinde evlenmiş, 28.10.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 20.02.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 ... TKM.nin 170 m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m. 202, 225). Dava konusu 13109 ada 9 parsel 02.10.1996 tarihinde satın alma yolu ile davacı ile davalı adına 1/2'şer paylı olarak tarla vasfı ile kayıtlı olup tapuda bulunmamakla beraber zeminde inşa edilmiş bulunan evin taraflar arasında mal rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihi öncesinde tamamlandığı, tapu kaydında da 15.10.2009 tarihi itibariyle aile konutu şerhinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekilinin talebi gerek dava dilekçesi gerek yargılama sırasında verdiği değişik tarihli dilekçelerde tapu iptali ve tescil, katkı payı, katılma payı şeklinde farklı şekilde nitelendirilmiştir. Mahkeme gerekçesinde davanın ayın davası olmasına rağmen kısmi tapu iptali ve tescil şeklinde açıldığı, boşanma kesinleşmeden velayet düzenlenmediğinden de çocukların velayeti belli olmadan terdit anlaşıldığından bahsedilerek davanın reddine karar verildiği açıklanmıştır. Görüldüğü gibi mahkeme gerekçesi açık olmadığı gibi temyiz incelemesi sırasında da tereddüt yaratmaktadır. Bu tereddüt sebebiyle her iki taraf vekili de gerekçenin tam anlaşılamadığından bahsetmişlerdir. Ancak temyiz incelemesi sırasında usul ekonomisi de dikkate alınarak terditli şekilde inceleme yapılmıştır. Davacının isteğinin tapu iptali ve tescil olarak nitelendirilmesi halinde, talebin çocukların velayetinin düzenlenmesi ile herhangi bir ilgisi bulunmadığı gibi eşler arasında 4721 ... Türk Medeni Kanununun 706. (743 s. TKM.nin 634.) maddesi gereğince düzenlenmiş mülkiyet aktarımı ile ilgili resmi bir sözleşme bulunmadığına göre 07.10.1953 tarih 8/7 ... İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu iddia eden davacının bu katkısına dayanarak ayın (mülkiyet) talebinde bulunması mümkün olmadığından mahkemenin red kararı bu istek bakımından doğru olmaktadır. Mal rejiminin tasfiyesi halinde eşlerin birbirlerinden ayın isteme imkanları olmayıp alacak hakları bulunmaktadır. İsteğin katılma payı olarak düşünülmesi halinde, gerek arsa gerek evin 01.01.2002 tarihi öncesi edinilmiş olması sebebiyle taraflar arasından edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanma imkanı olmadığından katılma alacağından söz edilemez. Bu bakımdan katılma payı ile ilgili inceleme yapılma imkanı bulunmamaktadır. Davacının isteğinin katkı payı alacağı olarak nitelendirilmesi halinde ise; dava konusu 13109 ada 9 parselin dava dışı Hayri Koca’dan 02.10.1996 tarihinde taraflar arasında mal ayrılığı rejimi geçerli iken satın alındığı ve tapuda davacı ile davalı adına 1/2'şer paylı olarak tescil edildiği açıktır. Yine üzerinde inşa edilen tapu kaydında görünmeyen ancak, aile konutu şerhi işlenmiş bulunan konutun da arza bağlı olarak yarı paylı olduğu hususunda tereddüt yoktur. Öncesinde taraflardan birinin alımda az veya çok katkısı bulunsa dahi tarafların serbest iradeleri ile yarı paylı olarak taşınmazı adlarına tescil ettirmiş olmaları halinde artık birbirlerinden önceki katkı iddiası ile alacak isteme imkanları bulunmamaktadır. Bir anlamda tapuda yarı paylı olarak davacı ile davalı adına tescil edilmesi şeklindeki işlemin Borçlar Kanununun 234 ve devamı maddeleri gereğince gizli bağış niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Bağış yolu ile edinilen mallar katkı payı alacağına konu olamaz. Ancak Borçlar Kanununun 244 ve devamı maddeleri gereği genel mahkemelerde dava açmak suretiyle talepte bulunulması gerekir. Bu açıklamalar karşısında katkı payı iddiası ile ilgili talep yönünden de davanın redde mahkum olduğu görülmektedir. Açıklanan nedenler birlikte düşünüldüğünde davacının yargılama sırasındaki talebi açık olmamakla beraber her bir talep bakımından ayrı ayrı düşünüldüğünde davanın reddi gerektiği sonucuna varılmakta olup, mahkemenin red kararı sonucu itibariyle yerindedir. Davalı vekili, mahkeme hakiminin HMK.nun 36/1.fıkrasında yazılı tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli sebep bulunduğu iddiası ile çekilmesi gerektiği hususunda talepte bulunmuş ise de; dosyada, mahkeme hakiminin taraflardan birine öğüt verdiği ya da yol gösterdiği veya gerekmediği halde görüşünü açıkladığı hususunda bir delil veya emare olmadığından mahkeme hakimi tarafından çekilme isteğinin HMK.nun 38. Maddesi gereği reddedilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu sebeplerle hükmün esasına ilişkin taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün esasının ONANMASINA, Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelen temyiz itirazlarına gelince; mahkemece davanın reddine karar verildiği ve davalının yargılamada vekille temsil edildiği gözetilerek harcı da tamamlanan 350.000 TL dava değeri üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/1, 12. maddeleri gereği nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken Tarifenin 7.maddesinde yazılı istisnalar bulunmadığı ve deliller de toplandığı halde delillerin toplanmadığı ve işin esasına girilmediği gerekçesi ile yazılı şekilde davalı aleyhine olacak şekilde daha az vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazları vekalet ücreti bakımından yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün usul ve yasaya uygun bulunmayan vekalet ücretine ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle 6100 ... HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, aşağıda dökümü yazılı davacı ve davalıya ait 21,15'er TL peşin harcın onama harcına ayrı ayrı mahsubuna, 04.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2012/7054 E., 2012/10959 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu’nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2012/7054 E.  ,  2012/10959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.06.1990 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; asli müdahilin davasının açılmamış sayılmasına, asıl davanın kabulüne dair verilen 17.01.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... ... mirasçıları tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne dosya içinden duruşma pulu çıkmadığından duruşma talebinin reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R ... mirasçıları olan davacılar ..., ..., ... ve ... 12.04.1962 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davalılardan ...’ın, miras bırakanları ...’ye 63 ve 114 parsel sayılı taşınmazlardaki hisselerinin yarısı ile 439 parseldeki hissesinin tamamını satmayı vaat ettiğini, 14.04.1962 tarihli Noterde düzenlenen beyannamede 63 sayılı parselde satışı vaat edilen hissenin tüm hisse olduğunun kabul edildiğini, 07.07.1958 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davalılardan ... ...’nın Sultançiftliği mevkiinde bulunan “tapunun rengi K grubu 32 karmen renk, D grubu 38, F grubu 38, E grubu 38 parselleri” satmayı vaat ettiğini, aynı şekilde Sultançiftliği'ndeki müşterek mülkiyet rejimine tabi hak ve hisselerin miras bırakanlarına satıldığını, taşınmazların da teslim edildiğini, satış vaadi sözleşmelerinin yapılmasından sonra bir kısım parsellerdeki payların tapuda devralındığını, kadastro mahkemesinde davalar açıldığını, davalı ...’ın hem kendi hisselerini hem de ... ...'dan aldığı hisselerin tamamını murislerine sattığından bahisle; 171, 172, 173, 174, 484, 787, 788, 789, 790, 792, 793 ve 794 parsel sayılı taşınmazlardaki satış vaadi borçlularına ait hisselerin iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir. Davacılar 22.09.2010 tarihli dilekçelerinde ise, dava konusu 171, 172, 173, 174, 484, 674, 787, 788, 789, 790, 792, 793, 794 ve 999 sayılı parseller ile 744 ada 1 parsel, 2038 ada 2 parsel ve 3101 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarda davalılardan ... ... mirasçıları adına kayıtlı hisselerin iptali ile adlarına tescilini talep etmişlerdir. ... ... mirasçıları davalılar ... ... (...), ... ... (...) ve ... görev itirazında bulunmuş, ayrıca 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin de geçtiğini, davanın reddini savunmuşlardır. Davaya aynı zamanda asli müdahil olarak katılan ... ... mirasçıları ... ve diğerleri dava konusu taşınmazların aslında ortak olarak satın alındığını, satın alanlar arasındaki sözleşmeye göre her bir satın alana 52/5760 pay düştüğünü ileri sürerek tapu kayıtlarında ... ... adına olan payın ... ... mirasçıları adına tescilini istemişlerdir. Mahkemece, davacıların dayandığı 12.04.1962 tarihli satış vaadi sözleşmesinin resmi şekle uygun olarak düzenlenmediği, 07.07.1958 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle satışı vaat edilen taşınmazların tapu kaydının ... ... tarafından davacılara devredildiğinden davanın konusuz kalması nedeniyle davaların reddine karar verilmiş, davaya müdahil olarak katılmak isteyen ... ... mirasçılarının talepleri ise hukuki yararları bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Hükmü davacılar ile davaya müdahil olarak katılmak isteyen ... ... mirasçıları temyiz etmişlerdir. Dairemizin 05.07.2007 tarihli ve 2007/2627 Esas, 8892 sayılı kararı ile "... 12.04.1962 tarihinde biçimine uygun düzenlenen satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazlara ilişkin davacı iddiası sözleşme kapsamına göre değerlendirilmeli, gerekli inceleme ve araştırma yapılarak çekişmenin esası hakkında bir hüküm kurulmalıdır. Davacıların 07.07.1958 tarihli sözleşmeye dayalı iddialarına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Bu sözleşmede vaat borçlusu olan ... ..., vaad alacaklısı davacılar miras bırakanı ...’ye sözleşmenin 2 ve 3. sayfasında yazılı taşınmazların satışı vaadinde bulunmuştur. Satış vaadine konu taşınmazlardan bir kısmı sözleşmeye örneğin; “kahverengi K grubu 32 parsel” gibi tapu sicilinde alışık olunmayan bir tarifle geçirilmiştir. Mahkemenin öncelikle sözleşmeye yazılan bu gibi tariflerin hukuki anlamda neyi ifade ettiğini taraflardan sorup saptaması, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırması, vaat borçlusu ... ...’nın satım vaadinde bulunduğu halde sözleşmeye konu bir kısım parsellerden vaat alacaklısına mülkiyeti geçirmediği kayıtlar varsa bununla ilgili değerlendirmeyi sonucuna uygun yapması gerekir. Mahkemece satış vaadine konu taşınmazların hangi parseller olduğu ve bu parsellerden mülkiyeti nakledilmemiş olanlar varsa bunların hangi parseller olduğu açığa kavuşturulmadan satış vaadine konu tüm parseller mülkiyeti vaat borçlusu tarafından alacaklıya tapuda devredilmiş gibi davanın reddi doğru olmamıştır. Eksik inceleme ve araştırmayla istem reddolunduğundan kararın bu nedenle bozulması da gerekir. 2- Davaya müdahil olarak katılmak isteyen ... ... mirasçılarının temyiz itirazlarına gelince; ... ... mirasçıları harcını ödemek suretiyle tüm taşınmazlarda örnekleri dosya arasında bulunan “... ... Çiftliğini satın alan hissedarlara mahsus taahhüt senedi” başlıklı belgelere dayanarak hak iddiasında bulunmuştur. Davaya müdahale istemlerinde hukuki yararlarının bulunduğu şüphesizdir. O yüzden müdahale istemlerinin kabulü ile iddialarının nedenleri açıklattırılarak delilleri toplanmak suretiyle istemlerinin sonuçlandırılması gerekirken hukuki yararları bulunmadığından söz edilerek müdahale taleplerinin reddi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle de ... ... mirasçıları yararına bozulması gerekir." denilerek bozulmuştur. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davalı ve müdahil davacılar ... ... mirasçıları ..., ... (...) ..., ... (...) ..., ... ..., ... (...) ..., ... (...) ... ve ... ...'nın davalarının 16.10.2008 tarihli celsede davanın takip edilmemesi nedeniyle HUMK'nun 409.maddesi gereğince işlemden kaldırıldığı ve müdahil davacılar tarafından yenilenmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 150/5. maddesi uyarınca AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, davacılar ... mirasçılarının davasının ise KABULÜNE karar verilmiş olup hükmü davalılardan ... ... mirasçıları temyiz etmişlerdir. Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyulmuş ise de bozma ilamı doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemeler yapılmamıştır. Şöyle ki; Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu’nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu’nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanunun 716 (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Gerçekten Borçlar Kanununun 213 ve ön sözleşmeye ilişkin 22. maddesi hükmü gereğince taşınmaz mülkiyetini nakletme özelliğinden dolayı taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği resmi şekilde yapılması koşuluna bağlıdır. Yasadaki resmi senetten maksat yasaların yetkili kıldığı memur tarafından usulüne uygun tanzim ve tasdik edilmiş senettir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmelerini düzenleyecek olan resmi memur ise 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60. maddesi hükmü gereğince kuşkusuz noterliktir. Zira, anılan yasanın 60. maddesinin 3. bendinde noterlerin görevleri arasında “gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapmak” da bulunmaktadır. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri hukuken sözleşme özelliği taşıdığından hiç şüphesiz sözleşmenin varlığı için iki tarafın yani vaat borçlusu ile vaat alacaklısının sözleşmenin yapıldığı anda birlikte bulunmalarını ve sözleşme iradelerini noter önünde açıklamalarını gerektirir. O yüzden, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri noterlikçe re’sen tarafların huzurunda onların irade beyanları alınarak ve bu iradeleri resmi senede geçirilerek düzenlenir. Bu kısa açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa gelince; gerek 07.07.1958 tarihli satış vaadi sözleşmesi gerekse de 12.04.1962 tarihli satış vaadi sözleşmesi yasada belirtilen biçim koşullarına uygun ve geçerli olup satış vaadi sözleşmesine konu edilen taşınmazlara ilişkin talep ... doğuracağı tabidir. Ancak, karara dayanak yapılan satış vaadi sözleşmelerinin içeriği incelendiğinde, temyiz eden davalıların murisi ... ...'ın adı geçen sözleşmelerin tarafı olmadığı anlaşılmaktadır. 07.07.1958 tarihli satış vaadi sözleşmesinde davacılar murisi ... vaat alacaklısı, ... ... da vaat borçlusudur. 12.04.1962 tarihli satış vaadi sözleşmesinde ise davacıların murisi ... vaat alacaklısı, ... ise vaat borçlusudur. Hüküm kurulurken satış vaadi sözleşmesinde vaat borçlusu konumunda olmayan ... ... ve mirasçılarının tapu kayıtlarından toplamda 104/5760 hissenin iptal edilerek davacılar adına tescil edilmesinin başka bir deyişle "satış vaadi sözleşmesinin tarafı olmayan kişi ve onun mirasçıları aleyhine" karar verilmesinin gerekçesi açıklanmış değildir. Karar bu yönüyle isabetli olmamıştır. Davacılar muhtelif tarihlerdeki dilekçelerinde, dosya arasında mevcut olan "... Sultançiftliğini satın alan hissedarlara mahsus taahhüt senedi" başlıklı 1949 tarihli belgeye dayanmışlardır. Söz konusu belge incelendiğinde; bir kısım davalıların murisi ... ...'ın da aralarında bulunduğu 11 kişinin dava konusu taşınmazların da içinde bulunduğu ... Sultançiftliği'nin 3/4 hissesini satın aldıkları, aralarında satış vaadi sözleşmelerinde vaat borçlusu konumunda bulunan ... ... ve ...'ın da olduğu 89 kişinin para verdiği ancak taahhüt senedinin aralarında ... ...'ın da bulunduğu 11 kişi adına yapıldığı sabittir. Davacılar, murisleri ...'nin vaat alacaklısı olduğu yukarıda bahsi geçen satış vaadi sözleşmelerinde, satış vaadi borçlusu konumundaki ... ... ve ... adına bu taahhüt senediyle ... ... tarafından alınan ancak tapuda intikalin yapılmadığını iddia ettikleri payları talep etmektedirler. Bu husus bilhassa davacıların 27.05.1998 tarihli dilekçelerinden anlaşılmaktadır. Mahkemece 1949 tarihli taahhüt senedi başlıklı belgenin incelenmeden, hukuki nitelendirmesi yapılmadan hüküm kurulmuş olması da doğru olmamıştır. Diğer yandan, 1949 tarihli taahhüt senedindeki hakların tasfiyesi niteliğinde olan Eyüp Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.10.1952 tarihli 1951/35 Esas, 1952/900 sayılı izalei şuyu kararında, temyiz eden bir kısım davalıların murisi ... ... davalılar arasında olup 1949 tarihli taahhüt senediyle satın alınan taşınmazlardaki kendisine düşen paylara ilişkin oranlar belirlenmiştir. Söz konusu kararda davacıların taleplerine dayanak yaptıkları ... ... ve ...'dan kendilerine geldiğini iddia ettikleri paylara ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Söz konusu mahkeme kararının ve içeriğinin incelenmemesi de doğru görülmemiştir. Dava konusu taşınmazların tapularının oluşumuna esas teşkil eden Gaziosmanpaşa Tapulama Mahkemesi'nin 18.06.1987 tarihli 1972/9 Esas, 1987/10 sayılı kararı incelendiğinde; eldeki davada davacı olan ... mirasçılarının bu dosyada müdahil oldukları, ... ... mirasçıları ile ... ve ... ...'nın davalı konumunda bulundukları, davanın tespitite itiraz davası olduğu anlaşılmaktadır. ... mirasçılarının eldeki davaya konu olan satış vaadi sözleşmelerine ilişkin iddialarını bu dosyada ileri sürdükleri ancak mahkemece bu talebin görev yönünden reddine karar verildiği, bu dosyada 1949 tarihli taahhüt senediyle 1952 tarihli izalei şuyu kararının irdelendiği, netice itibariyle aralarında dava konusu edilen taşınmazların da bulunduğu bazı parseller yönünden ... ... ve 65 arkadaşı adına tescil kararı verildiği saptanmıştır. Mahkemece, tapulama mahkemesinin bahsi geçen kararının incelenip tartışılmamış olması da isabetli değildir. Her ne kadar, bozma ilamımızda satış vaadi sözleşmelerinin geçerli olduğuna değinilerek karar bozulmuş ise de satış vaadine konu edilen yerlerin belirlenmesinde dosya içerisinde mevcut olan "... Sultançiftliğini satın alan hissedarlara mahsus taahhüt senedi" başlıklı 1949 tarihli belge ile 1949 tarihli taahhüt senedindeki hakların tasfiyesi niteliğinde olan Eyüp Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.10.1952 tarihli 1951/35 Esas 1952/900 sayılı izalei şuyu kararı ve Gaziosmanpaşa Tapulama Mahkemesi'nin 18.06.1987 tarihli 1972/9 Esas, 1987/10 sayılı kararı da değerlendirilerek vaat borçlularına isabet ettiği iddia edilen paylar belirlenerek bir karar vermek gerekirken belirtilen hususlar değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğu görülmüştür. Bu durumda mahkemece, davada dayanılan 12.04.1962 ve 07.07.1958 tarihli satış vaadi sözleşmeleri; 1949 tarihli taahhüt senedi, 1952 tarihli izalei şuyu kararı ve 1972/9 Esas sayılı tapulama mahkemesi kararıyla birlikte değerlendirilerek ve yukarıda değinilen diğer bütün hususlar araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekili ... ... mirasçılarının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 25.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2007/2627 E., 2007/8892 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu’nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2007/2627 E.  ,  2007/8892 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.6.1990 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 7.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve müdahale talep eden ... mirasçıları vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteğinin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R ... mirasçıları davacılar ... , ... , ... ve ... 12.4.1962 günlü taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi ile davalılardan ...’ın, miras bırakanları ...’ye 63 parseldeki yarı hisseyle, 114 parseldeki yarı hisseyi, ayrıca 439 parseldeki hissesinin tamamını satış vaadinde bulunduğunu, 14.4.1962 tarihli beyannamede de 63 parselde satışı vaad edilen hissenin tüm hisse olduğunu kabul ettiğini, 7.7.1958 tarihli taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi ile davalılardan ...’nın ... çiftliği mevkiinde bulunan “tapunun rengi K grubu 32 karmen renk, D grubu 38, F grubu 38, E grubu 38 parselleri” satmayı vaad ettiği, aynı şekilde ... Çiftliğindeki müşterek mülkiyet rejimine tabi hak ve hisselerin miras bırakanlarına satıldığını, taşınmazların da teslim edildiğini, satış vaadi sözleşmelerinin yapılmasından sonra bir kısım parsellerdeki payın tapuda devralındığını, Kadastro Mahkemesinde davalar açıldığını, davalı ...’ın hem kendi hisselerini hem de ... Şaşmazdan aldığı müşterek parsellerdeki hisselerinin tümünü miras bırakana sattığından 787, 788, 789, 790, 792, 793, 794, 484, 171, 172, 173 ve 174 parsellerdeki satış vaadi borçlularına ait hisselerin iptali ile adlarına tescilini istemiştir. ... mirasçıları davalılar Fatma, ... ve Vehbi görev itirazında bulunmuş 10 yıllık hak düşürücü sürenin de geçmesinden davanın reddini savunmuştur. Davaya aynı zamanda müdahil olarak katılan ... mirasçıları Metin Tuna ve diğerleri dava konusu taşınmazların aslında ortak olarak satın alındığını, satın alanlar arasındaki sözleşmeye göre her bir satın alana 52/5760 pay düştüğünü, tapu kayıtlarında ... adına olan payın anlaşmaya uygun şekilde ... mirasçıları adına tescilini istemiştir. Mahkemece davacıların dayandığı 12.4.1962 günlü taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi biçimine uygun düzenlenmediğinden, 7.7.1958 tarihli sözleşmeyle satışa konu taşınmazlar tapu kaydı da ... tarafından devrolunup dava konusuz kaldığından davacıların davasının reddine, davaya müdahil olarak katılmak isteyenlerin müdahale taleplerinin de hukuki yararları olmadığından reddine karar verilmiştir. Hükmü davacılar ve davaya müdahil olarak katılmak isteyen ... mirasçıları temyiz etmiştir. 1-Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu’nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu’nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanunun 716 (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Gerçekten Borçlar Kanununun 213 ve ön sözleşmeye ilişkin 22.madde hükmünce taşınmaz mülkiyetini nakletme özelliğinden dolayı taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği resmi şekilde yapılması koşuluna bağlıdır. Yasadaki resmi senetten maksat yasaların yetkili kıldığı memur tarafından usulüne uygun tanzim ve tasdik edilmiş senettir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmelerini düzenleyecek olan resmi memur ise 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60.maddesi hükmünce kuşkusuz noterliktir. Zira, anılan yasanın 60. maddesi 3.bendinde noterlerin görevleri arasında “gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapmak” da bulunmaktadır. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri hukukça sözleşme özelliği taşıdığından hiç şüphesiz sözleşmenin varlığı için iki tarafın, yani vaad borçlusu ile vaad alacaklısının sözleşmenin yapıldığı anda birlikte bulunmalarını ve sözleşme iradelerini noter önünde açıklamalarını gerektirir. O yüzden, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmeleri noterlikçe re’sen tarafların huzurunda onların irade beyanları alınarak ve bu iradeleri resmi senede geçirilerek düzenlenir. Bu kısa açıklamalardan sonra, somut olaya gelince; 12.4.1962 günlü vaad alacaklısı davacıların miras bırakanı ... vaad borçlusu, davalı ... olan satış vaadi sözleşmesi noterlikçe re’sen taraf iradelerinin resmi senede geçirilmesi suretiyle yapılmış, sözleşme bir ön akit olarak tekemmül etmiştir. Mahkemenin tüm bunlara karşın sözleşmenin biçimine uygun düzenlenmediği ve taraf iradelerinin sözleşme yapma noktasında birleşmediğini benimseyen görüşü isabetli değildir. Bu nedenle mahkemece, 12.4.1962 tarihinde biçimine uygun düzenlenen satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazlara ilişkin davacı iddiası sözleşme kapsamına göre değerlendirilmeli, gerekli inceleme ve araştırma yapılarak çekişmenin esası hakkında bir hüküm kurulmalıdır. Davacıların 7.7.1958 günlü sözleşmeye dayalı iddialarına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Bu sözleşmede vaad borçlusu olan ..., vaad alacaklısı davacılar miras bırakanı ...’ye sözleşmenin 2 ve 3. sayfasında yazılı taşınmazların satışı vaadinde bulunmuştur. Satış vaadine konu taşınmazlardan bir kısmı sözleşmeye örneğin; “kahverengi K grubu 32 parsel” gibi tapu sicilinde alışık olunmayan bir tarifle geçirilmiştir. Mahkemenin öncelikle sözleşmeye yazılan bu gibi tariflerin hukuki anlamda neyi ifade ettiğini taraflardan sorup saptaması, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırması, vaad borçlusu ...’nın satım vaadinde bulunduğu halde sözleşmeye konu bir kısım parsellerden vaad alacaklısına mülkiyeti geçirmediği kayıtlar varsa bununla ilgili değerlendirmeyi sonucuna uygun yapması gerekir. Mahkemece satışa konu taşınmazların hangi parseller, bunlardan mülkiyetin nakledilmediği olanlar varsa bunların hangi parseller olduğu açığa kavuşturulmadan satış vaadine konu tüm parseller mülkiyeti vaad borçlusu tarafından alacaklıya tapuda devredilmiş gibi davanın reddi doğru olmamıştır. Eksik inceleme ve araştırmayla istem reddolunduğundan kararın bu nedenle bozulması da gerekir. 2- Davaya müdahil olarak katılmak isteyen ... mirasçılarının temyiz itirazlarına gelince; ... mirasçıları harcını ödemek suretiyle tüm taşınmazlarda örnekleri dosya arasında bulunan “ ... Çiftliğini satın alan hissedarlara mahsus taahhüt senedi” başlıklı belgelere dayanarak hak iddiasında bulunmuştur. Davaya müdahale istemlerinde hukuki yararlarının bulunduğu şüphesizdir. O yüzden müdahale istemlerinin kabulü ile iddialarının nedenleri açıklattırılarak delilleri toplanmak suretiyle istemlerinin sonuçlandırılması gerekirken hukuki yararları bulunmadığından söz edilerek müdahale taleplerinin reddi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle de ... mirasçıları yararına bozulması gerekir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacılar, 2. bent uyarınca da müdahale talebinde bulunan ... mirasçıları yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 5.7.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 (önceki Medeni Kanun'un 634) ve Noterlik Kanunu'nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür.
14. Hukuk Dairesi 2007/6863 E., 2007/8392 K. 14. Hukuk Dairesi 2007/6863 E., 2007/8392 K. - TAŞINMAZ MAL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ - ZAMANAŞIMI- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 716 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 125 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 128 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 22 ] - 1512 S. NOTERLİK KANUNU [ Madde 89 ] "İçtihat Metni" Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.05.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 06.07.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: Dava, taşımaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece dava, zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle reddedilmiştir. Hükmü davacılar temyiz etmiştir. Kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 (önceki Medeni Kanun'un 634) ve Noterlik Kanunu'nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanun'un 716. (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi hükmünce on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Somut olaya gelince; biçimine uygun düzenlenen 06.07.1984 tarihli taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinin konusu olan taşınmazın kadastro tahdit işlemleri 05.07.1984 tarihinde açılan dava ile kadastro mahkemesinde dava konusu olmuş ve çekişmeli parsel ancak hükmen 27.10.2004 tarihinde tapuya tescil edilmiştir. Dava ise, bu tarihten önce 16.05.2003 tarihinde açılmıştır. Kısaca söylemek gerekirse, Borçlar Kanunu'nun 128. maddesi hükmünce 10 yıllık zamanaşımı süresi sözleşmenin ifa olanağının doğduğu 27.10.2004 tarihinde başlar. Dava bu tarihten önce açıldığından mahkemece çekişmenin esası incelenerek bir hüküm kurulması yerine davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.06.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Mirasçılardan birinin talebi üzerine terekenin resmi defterinin tutulmasına karar verilmiştir. Bu süreçte yapılacak olan "ilan" usulü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) İlan sadece mirasçıların ikamet ettiği mahallenin muhtarlığına asılır.
B) Yapılacak ilanla mirasbırakanın alacaklılarından ve borçlularından, belirtilen süre içinde alacak ve borçlarını bildirmeleri istenir.
C) İlan süreci sadece mirasçılar arasında yapılır, üçüncü kişilere duyurulmaz.
D) İlanın yapılmasından itibaren 5 yıl boyunca hiçbir işlem yapılamaz.
E) Sadece vergi dairesine yapılan bildirim ilan yerine geçer.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol