4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 635

Türk Medeni Kanunu 635. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 635- Resmî tasfiye, mirasbırakanın yürüyen işlerinin tamamlanmasını, borçlarının yerine getirilmesini, alacaklarının tahsilini, vasiyet borçlarının terekenin olanağı ölçüsünde yerine getirilmesini, zorunlu olduğu takdirde mirasbırakanın haklarının ve borçlarının mahkemece tespitini ve mallarının paraya çevrilmesini kapsar. Tasfiye memuru, tereke ile ilgili dava, takip ve idarî işlemler hakkında mirasçılara bilgi vermekle yükümlüdür. Terekedeki taşınmazlar, açık artırma veya bütün mirasçıların kabulü hâlinde pazarlık yoluyla satılır. Mirasçılar, tasfiye devam ederken tasfiye için gerekli olmayan tereke mallarının ve paranın kısmen veya tamamen kendilerine verilmesini isteyebilirler. III. İflâs usulü ile tasfiye

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/13480 E., 2023/13903 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
(3) Yukarıdaki hükümler veya bu Kanunda öngörülen diğer faaliyeti durdurma hâllerinde, kuruluşların mallarının yönetimi ve çıkarlarının korunması ve durdurma süresi sonunda yeniden faaliyete geçebilmesi için genel kurul yapılması, 4721 sayılı Kanun hükümleri gereğince tayin olunacak bir veya üç kayyım tarafından sağlanır." 2. 6356 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin gerekçesi şöyledir:
9. Hukuk Dairesi         2023/13480 E.  ,  2023/13903 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/66 E., 2023/143 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 4. ... Mahkemesi SAYISI : 2020/273 E., 2022/564 K. Taraflar arasındaki sendikanın kapatılması istemine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, Sendikanın kapatılmasına ilişkin talebin reddine, Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O'nun sendikadaki görevine son verilmesine, Sendika başkanı R.D'nin ve Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O'nun yargılama süresince geçici olarak görevden alınmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Yazılım İşlem İşçileri Sendikasının sendikal faaliyetler dışında kumar oynattığı ve kumar oynamaya yer temin ettiğinin tespit edildiğini, davalı Sendikanın kuruluş amacına aykırı faaliyetlerde bulunduğunun açık olduğunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin "...Derneklere, sendikalara, loca ve kulüplere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile benzeri kurum ve kuruluşlara ait ve yalnız üyelerinin yararlanması için açılan lokallerden, birden fazla denetim sonunda ve yazılı ihtara rağmen, iç yönetmeliğine aykırı faaliyet göstererek umuma açık yer durumuna geldiği tespit edilenler, Mahallin en büyük mülki amiri tarafından otuz günü geçmemek üzere geçici süreyle faaliyetten men edilir. Bu maddede yazılı fiiller sebebiyle bir yıl içinde üç defa faaliyetten men edilen işyerlerinde, bu fiiller tekrar işlendiği takdirde, işyeri açma ve çalışma ruhsatları, mahallin en büyük mülki amirinin bildirimi üzerine, belediye veya il özel idaresi tarafından beş ... günü içinde iptal edilir..." hükmünü içerdiğini, davalı Sendikanın sendikal faaliyetler dışında kumar oynattığı ve kumar oynamaya yer temin etmesi nedeniyle kapatılması gerektiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davalı Yazılım İşlem İşçileri Sendikasının kapatılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... Valiliği İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar sonucunda, davalı Yazılım İşlem İşçileri Sendikası merkezinde kumar oynandığı yönünde ihbara istinaden İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından yapılan kontrollerde kumar oynandığının tespit edilmesi nedeniyle Sendika başkanı R.D. hakkında idari para cezası ve İlçe Jandarma Komutanlığı ve ... Belediye Başkanlığına bağlı ekiplerce kapatma tutanağı düzenlenerek sendikanın kapatıldığının anlaşıldığı, ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/486 Esas, 2022/280 Karar sayılı dava dosyasında yapılan yargılama sonucunda R.D. hakkında kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçundan 2 yıl, 6 ay hapis ve 300 gün birimi adli para cezasına hükmedildiği, Sendikanın kapatılması davasına konu Sendika yetkililerinin eylemlerinin kişisel nitelikte olduğu dikkate alınarak söz konusu Sendika başkanının eylemi nedeniyle Sendikanın kapatılamayacağı değerlendirilmiş ise de dosya kapsamında bulunan ... Valiliği yazı cevaplarında Sendikanın zaten kapatılmış olduğu görüldüğünden, kapatılmış Sendikanın yeniden kapatılması hususunda hukuki yarar bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince Sendikanın zaten kapatılmış olduğundan bahisle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, oysa ki yasal olarak bir kapatma durumunun söz konusu olmadığını, Sendikaların kapatılması ile ilgili olarak "... davalarına bakmakla görevli mahalli mahkeme kararıyla kapatılır" şeklinde düzenleme bulunduğunu, söz konusu Sendika ile ilgili muhtelif zamanlarda idari yaptırım kararları ile Sendikanın bulunduğu yerin mühürlendiğini, mühürlerin bozulduğunu, yöneticisi R.D. ve diğerleri hakkında mühür bozma, kumar oynatma, kumar oynamaya yer temin etme vs. ceza davaları açıldığını, ancak Sendikanın İlk Derece Mahkemesi kararıyla kapatılmadığını, bu nedenle işbu dava açılmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince Sendikanın zaten kapatılmış olduğu kanaatiyle gerekli araştırma yapılmadan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, sundukları klasör içerisinde de görüleceği üzere Sendikanın yasal olarak kapatıldığına dair karar bulunmadığını, sadece Sendikanın bulunduğu yerin (kumar oynatıldığından dolayı) mühürlendiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı Sendikada kumar oynatılması nedeniyle Sendika binası mühürlenmiş olup Sendikanın tüzel kişiliğinin sona ermediği, açıklanan nedenlerden dolayı işin esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin hatalı olduğu, Sendika başkanı R.D. hakkında ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/486 Esas, 2022/280 Karar sayılı kararı ile kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçundan ceza verilmiş olup dosyanın istinaf aşamasında olduğu, ayrıca aynı suçtan derdest soruşturma dosyasının da bulunduğu, Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O. hakkında ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/651 Esas, 2019/486 karar sayılı kararı ile kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçundan ceza verilmiş olup dosyanın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Aykırı davranış ... olarak yöneticiler tarafından gerçekleştirildiği takdirde, mahkemece sadece o yöneticilerin görevine son verilmesine karar verilir." şeklindeki hüküm ve emsal nitelikteki Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2020/556 Esas, 2020/2521 Karar sayılı ilâmı gereğince Sendika yöneticisinin kişisel eylemi nedeniyle Sendikanın kapatılmasına ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerektiği, ayrıca hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunan Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O. yönünden Sendikadaki görevine son verilmesine dair hüküm kurulmamasının da hatalı olduğu, yine 6356 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Yukarıdaki fıkra uyarınca açılan davalar nedeniyle mahkeme, yargılama süresince talep üzerine veya resen kuruluşun faaliyetlerinin durdurulmasına ve yöneticilerinin geçici olarak görevden alınmasına karar verebilir." yönündeki hüküm gereğince hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmayan Sendika başkanı R.D. yönünden yargılama süresince geçici olarak görevden alınmasına dair ara karar kurulmamasının da hatalı olduğu, bu tedbir kararının Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O. hakkında da uygulanması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle Sendikanın kapatılmasına ilişkin talebin reddine, Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O.nun Sendikadaki görevine son verilmesine, Sendika başkanı R.D'nin ve Sendika Yönetim Kurulu üyesi M.S.O'nun yargılama süresince geçici olarak görevden alınmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava ve istinaf dilekçelerinde ileri sürdüğü sebeplerin yanı sıra Sendikanın kapatılması davasına konu sendika yetkililerinin eylemlerinin kişisel olduğu gerekçesiyle Sendikanın kapatılamayacağı değerlendirmesi yapılmasının isabetsiz olduğunu, zira Sendika başkanı ve diğer üyelerin dava konusu Sendikayı bu amaçla kurduklarını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kuruluş amacına ve 6356 sayılı Kanun'a aykırı faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle sendikanın kapatılması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6356 sayılı Kanun'un “Kapatma” kenar başlıklı 31 inci maddesi şöyledir: "(1) Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan kuruluş, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine mahkeme kararı ile kapatılır. Aykırı davranış ... olarak yöneticiler tarafından gerçekleştirildiği takdirde, mahkemece sadece o yöneticilerin görevine son verilmesine karar verilir. (2) Yukarıdaki fıkra uyarınca açılan davalar nedeniyle mahkeme, yargılama süresince talep üzerine veya resen kuruluşun faaliyetlerinin durdurulmasına ve yöneticilerinin geçici olarak görevden alınmasına karar verebilir. (3) Yukarıdaki hükümler veya bu Kanunda öngörülen diğer faaliyeti durdurma hâllerinde, kuruluşların mallarının yönetimi ve çıkarlarının korunması ve durdurma süresi sonunda yeniden faaliyete geçebilmesi için genel kurul yapılması, 4721 sayılı Kanun hükümleri gereğince tayin olunacak bir veya üç kayyım tarafından sağlanır." 2. 6356 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin gerekçesi şöyledir: "Maddede, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan kuruluşun mahkeme kararı ile kapatılması düzenlenmiştir. Sendika yöneticilerinin ... davranışları nedeniyle kuruluşun kapatılması yerine yöneticilerin görevlerine son verilmesi öngörülerek kuruluşun varlığının devamı korunmuştur." 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Somut uyuşmazlıkta davacı ... tarafından sendikal faaliyetler dışında kumar oynattığı ve kumar oynamaya yer temin ettiği iddiasıyla davalı Sendikanın kapatılması istemiyle dava açılmıştır. Hukuki niteliği itibarıyla davanın normatif dayanağı 6356 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi olup anılan hükümde, açık bir şekilde Sendikanın kapatılması istemi ile dava açma yetkisinin münhasıran kuruluş merkezinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısı'nda olduğu düzenlenmiştir. Bu itibarla esasen bu gerekçe ile davanın usulden reddi gerekmekte ise de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş; (2) numaralı paragrafta yer alan ilave gerekçe ile onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

22. Hukuk Dairesi, 2015/7642 E., 2015/11047 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Mahkeme, ayrıca genel kurulu kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa zamanda toplamak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince bir veya üç kayyım tayin eder” düzenlemesi yer almıştır. Bu noktada ifade etmek gerekir ki, her ne kadar 6356 sayılı Kanun'un 15. maddesinde de yönetim kuruluna
22. Hukuk Dairesi         2015/7642 E.  ,  2015/11047 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, asıl davada davacı vekili, davalı sendika Şube Yönetim Kurulu tarafından alınan 19. Şube Olağan Genel Kurulu yapılmasına dair kararın ve 17.02.2014 tarihinde icra edilen delege seçimlerinin iptalini, birleşen davada ise davacı vekili davalı sendika şubesinin 19. Olağan Genel Kurulun 22.03.2014 tarihinde yapılmasına dair 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı şube yönetim kurulu kararının ve 19. Olağan Genel Kurula esas olmak üzere yapılan delege seçimlerinin iptali ile Şube Yönetim Kurulu üyelerine işten el çektirilmelerine ve şubeye kayyım tayinine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde asli müdahiller avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin 2007 yılından beri davalı sendikaya bağlı şubesi üyesi olduğunu, müvekkilinin başka işyerinde çalışan arkadaşlarından 17.02.2014 tarihinde şube olağan genel kuruluna esas olmak üzere delege seçimleri yapıldığını öğrendiğini, bu durumun delege adayı olmak isteyen müvekkilinin ve benzer durumdaki pek çok üyenin aday olamaması ve seçilememesine neden olduğunu, seçimin sadece mevcut şube yönetiminin haberdar ettiği kişiler arasında gerçekleştiğini, işyerine delege seçimi ile ilgili bir duyuru asılmadığını, ... tarafından, üye ve delege sayısı ile birleştirilecek işyerleri ve üye listeleri onaylanmadan başlatılan seçim sürecinin tüzük ve delege seçim yönetmeliğine aykırı olduğunu, nitekim genel merkez tarafından söz konusu listelerin onaylandığı ve bu tarihten önce yapılan tüm işlemlerin geri alınmasının talep edildiğini, ayrıca ...'de bulunan işyerleri ve üyeler bakımından Şubesinin delege seçimi yapma kararı almasına rağmen genel merkez tarafından onaylanan listelerde bu işyerleri ile üyelerin bulunmadığını ileri sürerek davalı sendika Şubesinin 19. Genel Kurul yapılmasına dair kararının ve 17.02.2014 tarihli delege seçimlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dosyada davacı vekili, müvekkilinin davalı sendika ... üyesi olduğunu, müvekkilinin çalıştığı işyerinin Muğla Şubesine bağlı olmasına rağmen Şube yönetimince alınan usulsüz bir kararla Şubesine bağlı kabul edilerek delege seçim sürecine dahil edildiğini, ilan ve hiçbir duyuru yapılmadan delege seçimlerinin yapıldığını, seçimin sadece şube yönetiminin haberdar ettiği kişiler arasında gerçekleştiğini, genel merkezce yapılması gereken üye sayılarının tespiti ve bu tespite göre işyerlerinden çıkarılacak delege sayısının belirlenmesini usulsüz olarak kendi belirlediği sayılarla yaptığını, şube başkanının kendi başına yaptığı bu belirlemede ... bağlı olan...illerini, şube işyerleri olarak kabul edip delege seçimine dahil ettiğini, Şube Yönetim Kurulu tarafından, üye ve delege sayısı ile birleştirilecek işyerleri ve üye listeleri onaylanmadan başlatılan seçim sürecinin tüzük ve delege seçim yönetmeliğine aykırı olduğunu ileri sürerek Şubesi 19. Olağan Genel Kurulunun 22.03.2014 tarihinde yapılmasına ilişkin 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı Şube Yönetim Kurulu kararının iptaline ve Şube 19. Olağan Genel Kurula esas olmak üzere yapılan delege seçimlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, daha sonra davasını ıslah ederek önceki taleplerine ilaveten Şube Yönetim Kuruluna işten el çektirilmesi ile kayyım tayinine karar verilmesini de talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı sendika vekili cevap dilekçesinde, Şubesince gerçekleştirilen delege seçimlerinin anatüzük ve delege seçim yönetmeliğine aykırılıklar taşıdığını, üye ve delege sayısı ile birleştirilecek işyerleri konusunda genel merkezin onayının alınmadığını ve şubenin kendi işine geldiği şekilde delege seçimini başlattığını, Muğla Şubesine bağlı olan ... illerini delege seçimine dahil ettiğini ve delege seçimlerinin esastan ve usulden seçim sonuçlarını geçersiz kılacak şekilde sakatlandığını belirtmiştir. Asli müdahiller vekili ise, müvekkillerinin şube yöneticisi olduğunu ve bu dava sonunda asıl olarak hak kaybına uğrayacakların da müvekkiller olduğunu ve davaya asli müdahil olarak katıldıklarını, ... illerinin genel yönetim kurulu kararı ile hukuka aykırı olarak Muğla Şubesine bağlandığını, ancak mevcut yargı kararları gereğince söz konusu illerin Şubesine bağlı olduğunu, davacının diğer iddialarının asılsız olduğunu, işyerlerinde gerekli ilanların yapıldığını, yasal bir ihtiyaç ve zorunluluk olmamasına rağmen ayrıca tüm mağazalara faks çekildiğini, davacının bulunduğu işyerindeki personelin tamamına yakını oy kullanırken davacının seçim ilanının yapılmadığı iddiasının iyi niyetli olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, genel merkez yönetim kurulunun 09.12.2010 tarih ve 127 sayılı kararının mahkeme kararı ile iptal edildiği ve buna göre gerçekleştirilen delege seçimlerinin ve şube olağan genel kurulunun 22.03.2014 tarihinde yapılmasına ilişkin 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı Şube Yönetim Kurulu kararının dayanağı ortadan kalktığından iptali gerektiği, ayrıca Şube Yönetim Kurulu'nun eylemlerinin iyi niyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kabulü ile delege seçimlerinin iptaline, 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı şube yönetim kurulu kararının iptaline, Şube Yönetim Kuruluna işten el çektirilmesine ve Şube Yönetim Kuruluna kayyım tayinine karar verilmiş ve ayrıca karar kesinleşinceye kadar ihtiyati tedbir karar verilmiştir. Temyiz: Kararı, asli müdahiller vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 2/1-ğ maddesinde sendikalar “İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır. Anayasanın 51. maddesi de aynı doğrultudadır. Aynı maddenin son fıkrasında sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı vurgulanmıştır. 6356 sayılı Kanun'un 9. maddesinde, genel kurulun, sendika ve şubelerin zorunlu organlarından olduğu belirtilmiştir. Genel kurulun görev ve yetkileri, aynı Kanun'un 11. maddesinde düzenlenmiş olup, maddeye göre, sendika organlarının seçimi yetkisi de genel kuruldadır. Bu itibarla, sendikanın yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinin belirlendiği genel kurulların, demokratik esaslar doğrultusunda icra edilmesi, sendika içi demokrasinin gerçekleşmesi yönünden son derece önemlidir. Bu cümleden olarak, bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır (ŞAHLANAN, Fevzi, Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, sh.119). Sendika genel kurullarının demokratik bir şekilde işlemesi için ise, öncelikle, genel kurulları oluşturacak delegelerin seçiminin, sendika içi demokrasi ilkesine uygun bir şekilde yapılması gerektiği şüphesizdir. Bu genel açıklamalar ışığında tarafların temyiz itirazları değerlendirildiğinde; 1-6356 sayılı Kanun'un 16. maddesinin ikinci fıkrasında, genel kurul dışında yapılan delege seçimlerine yapılan itirazların, mahkemece kesin olarak karara bağlanacağı ve mahkemece verilen kararlara karşı temyiz yolunun kapalı bulunduğu açık olarak ifade edilmiştir. Somut olayda, davalı sendikanın şubesinin delege seçimlerinin iptaline ilişkin talep yönünden, yapılan yargılama sonucunda mahkemece verilen karar kesin nitelikte olduğundan temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Asıl dava ve birleşen dava davacılarının ikinci talebi ise 19. Şube Olağan Genel Kurulunun 22.03.2014 tarihinde yapılmasına ilişkin 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı şube yönetim kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Genel kurul sendikaların iradesini yansıtan nihai karar organıdır. Genel kurullar bakımından asıl olan ise olağan genel kuruldur. Olağan genel kurul, kanunda ve daha kısa bir süre belirlenmesi koşuluyla tüzükte öngörülen sürelerde düzenli olarak yapılmak zorunda olunan ve yapılması için herhangi bir sebebin ortaya çıkması gerekli olmayan genel kuruldur. Olağanüstü genel kurul ise ancak genel kurulun olağanüstü toplanmasını gerektirir nitelikte objektif ve ciddi sebeplerin bulunması halinde söz konusu olan istisnai nitelikteki genel kuruldur. 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesinin ikinci fıkrasına göre “Olağan genel kurul en geç dört yılda bir toplanır.” Sendika tüzüğünün 28. maddesinde de “Şube Genel Kurulu, dört yılda bir Sendika Genel Yönetim Kurulu'nun onayını almak koşulu ile ve Sendika Genel Kurul toplantısından önce olmak üzere, şubenin faaliyette bulunduğu mahalde, Şube Yönetim Kurulu'nun tespit edeceği yer, gün ve saatte toplanır” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, iptali talep olunan Şube Yönetim Kurulunun 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı kararı ile şube 19. Olağan Genel Kurulunun 22.03.2014 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, şubenin son olağan genel kurulunun ise 20.03.2010 tarihinde gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, sendika genel merkezinin 17.02.2014 tarihli yazısında da, şube tarafından iletilen olağan genel kurul yapma isteğinin uygun bulunduğu belirtilmiştir. İnceleme konusu davada, şube yönetim kurulu tarafından, kanuni süresinde olağan genel kurul yapılmasına dair alınan kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesi hükümleri gereğince söz konusu kararın alınması zaruridir. Ancak elde olmayan sebeplerle kararda belirtilen tarihte genel kurulun icra edilememesi durumunda, engelin ortadan kalkması ile birlikte derhal yeni bir olağan genel kurul tarihinin belirlenmesi ve bu olağan genel kurulun da kanun ve tüzük hükümleri doğrultusunda en kısa sürede icra edilmesi yine 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesi gereğidir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında, mahkemece, bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde şube yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmesi isabetsizdir. 3-Sendika yönetim kuruluna işten el çektirilerek kayyım tayini hususu, 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında olağan genel kurulun en geç dört yılda bir toplanacağı belirtilmiş, dördüncü fıkrada olağanüstü genel kurulun, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konuları öncelikle görüşmek üzere toplanacağı düzenlemesi yer almıştır. Maddenin beşinci fıkrasında da genel kurula çağrının yönetim kurulu tarafından yapılacağı ifade edilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise “Yukarıdaki hükümlere aykırı hareket eden kuruluş veya şube yönetim kuruluna; kuruluşun üyelerinden birinin veya durumu tespit eden Bakanlığın başvurusu üzerine, mahkeme kararıyla işten el çektirilir. Mahkeme, ayrıca genel kurulu kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa zamanda toplamak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince bir veya üç kayyım tayin eder” düzenlemesi yer almıştır. Bu noktada ifade etmek gerekir ki, her ne kadar 6356 sayılı Kanun'un 15. maddesinde de yönetim kuruluna işten el çektirilerek kayyım tayini konusu düzenlenmiş ise de, anılan maddenin genel kurul iptali davalarına ilişkin olduğu nazara alındığında, maddi olayda uygulama alanı bulamayacağı açıktır. Somut olayda, yukarıda belirtildiği üzere, kanuni olağan genel kurul süresinde olmak üzere, Şube Yönetim Kurulunun 14.01.2014 tarih ve 84 sayılı kararı ile şube 19. Olağan Genel Kurulunun 22.03.2014 tarihinde yapılmasına kararlaştırılmış ise de, birleşen Ankara 4. İş Mahkemesi'nin 2014/331 esas sayılı davasının yargılaması sırasında 20.03.2014 tarihli ara karar ile genel kurulun ihtiyati tedbir kararı ile durdurulmasına karar verilmiş ve bu suretle genel kurul icra edilememiştir. Bu itibarla, mevcut durumda 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesinde öngörülen koşulların oluşmadığı ve yönetim kuruluna işten el çektirilerek kayyım tayinini gerektiren bir sebep olmadığı tartışmasızdır. Diğer taraftan mahkeme kararının gerekçesinde ifade edildiği şekilde, sadece iyiniyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan eylemler sebebiyle yönetim kuruluna işten el çektirilmesi ve kayyım tayininin hukuki dayanağı da bulunmamaktadır. Bu açıklamalar karşısında, bu yönden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde yönetim kuruluna işten el çektirilmesi ve kayyım tayinine karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: 1-Delege seçimlerinin iptaline ilişkin talep yönünden, mahkemece verilen karar kesin nitelikte olduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi ile uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/1 ve 432. maddeleri hükümlerine göre asli müdahillerin temyiz isteminin REDDİNE, 2-Yönetim kurulu kararının iptali ile şube yönetim kuruluna işten el çektirilmesi ve kayyım tayini talebi yönünden, temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
erilen cevabi 31.5.1963 tarihli yazıda Türkiye’de birçok gayrimüslüm vakıflarının mevcut olduğu,vakfiyeleri olmadığı halde hukuki varlıkları fermanlar ve şeriye ilamları ile tanınmış olduğu,bunların namına zilyet bulundukları taşınmazları TMK 633-639.maddeleri uyarınca talep etmeye hakları olduğunun bildirildiği,kararın 3.sayfasında da “XI- davacı cemaat vekilinin 7.6.1963 tarihli keşifte, keşfi y
Hukuk Genel Kurulu         2011/20-889 E.  ,  2012/378 K. * KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ DAVASI * CEMAAT VAKIFLARININ TAŞINMAZ MAL EDİNMELERİ, BUNLAR ÜZERİNDE TASARRUFTA BULUNMALARI VE BU MALLARIN BU VAKIFLAR ADINA TESCİL EDİLMESİ * ZİLYETLİKLE MAL EDİNME * TAŞINMAZIN VAKIF MALI OLARAK TESCİLİ ŞARTLARI * MALİK SIFATI İLE ZİLYELİK * VAKIFLAR KANUNU(MÜLGA) (2762) Madde 1 * VAKIFLAR KANUNU(MÜLGA) (2762) Madde 44 * KADASTRO KANUNU (3402) Madde 14 * KADASTRO KANUNU (3402) Madde 33 * VAKIFLAR KANUNU (5737) Madde 3 * VAKIFLAR KANUNU (5737) Madde 12 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “Tespite itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Midyat Kadastro Mahkemesinin davanın reddine  dair verilen 24.6.2009 gün ve 11-28 sayılı kararın incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 7.12.2010 gün ve 13416-15347 sayılı ilamı ile; (“...Kadastro sırasında davaya konu G. Köyü, 101ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel sayılı taşınmazlar belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak  S. VAKFI adına tespit edilmiştir. Davacı HAZİNE, davaya konu taşınmazların kıraç, (ekilip sürülmeyen yer) taşlık ve kayalık niteliğinde, tarım arazisi niteliği bulunmayan,devletin hüküm ve tasarrufu altında yerlerden olduğunu ileri sürerek hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davalı S. VAKFI vekili, çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerlerin M.S.397 tarihinde manastır olarak kurulduğunu, Osmanlı Devleti zamanında vakıf statüsünü ve ardından da tüzel kişilik kazandığını, dava konusu parseller üzerinde davalı vakfın yüzlerce yıllık mülkiyet ve zilyetliğinin olduğunu ve tarım arazisi niteliğine uygun olarak kullanıldığını, taşınmaz malların davacı ya da üçüncü kişilerle bir ilgisinin olmadığını, 1936 yılında vakıf yönetimi tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bildirildiğini, (böyle bir bildirim yapıldığına dair evrak ibraz edilmemiştir). Arazi Tahrir Kanunu hükümlerine göre 1937 yılından itibaren vergilerinin ödendiğini (dava konusu taşınmazlarla ilgili hiçbir vergi kaydı ibraz edilmemiştir), Lozan Anlaşması'nın 42/3 maddesi uyarınca Devletin kiliselere ve azınlıklara tam bir koruma yükümü altında olduğunu, Anayasanın 90/son maddesi uyarınca da “…milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınması” gerektiğini bildirerek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın REDDİNE, dava konusu G. Köyü 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 sayılı parsellerin Vakıf yararına zilyetlik koşulları oluştuğu gerekçesiyle davalı Vakıf adına tespit gibi tesciline, karar verilmiş hüküm davacı HAZİNE vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava kadastro tespitine itiraza ilişkindir.Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı yasanın 5304 Sayılı Yasa ile değişik 4. madde hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmıştır. Mahkemece, "davalı S.  Vakfı’nın Türk Medeni Yasasının yürürlüğünden önce Süryaniler tarafından kurulan tüzelkişiliğine sahip bir azınlık vakfı olduğu, dava konusu 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel sayılı taşınmazlara tarım arazisi vasfı ile eskiden beri malik sıfatıyla çekişmesiz-aralıksız zilyet olduğu, dava konusu taşınmazların Hazineyle, merayla, ormanla, üçüncü kişilerle bir ilgisinin olmadığı ve davalının dava konusu 12 adet taşınmazın mülkiyetini Kadastro Yasası 13 ve 14. Maddeleri gereğince zilyetlikle değil “yasa (Vakıflar Yasası) gereği” iktisap ettiğinden dolayı Kadastro Yasası'nda öngörülen kuru arazide 100 dönümlük edinme sınırına da tabi olmayacağı" gerekçesi ile HAZİNE’nin davasının reddine karar verilmiş ise de delillerin takdirinde hataya düşülmüştür. 1- Dava konusu toplam yüzölçümü 244.265,44 m2 olan parsellerin tümüne herhangi bir tapu ve vergi kaydı uygulamadan belgesiz zilyetlikten bir kısım kişilerin zilyetliğinde olduğu ve onların da 1950-1953 yıllarında davalı vakfa bağışladığı belirtilerek davalı vakıf adına tespit tutanakları düzenlenmiştir. Davacı Hazine tarafından davalı Vakıf yararına 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığı iddiasıyla dava açıldığı, çekişmeli parsellerin orta bölümünde bulunan manastır ve müştemilatı, cinsli 101 ada 478 sayılı parsele Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.12.1964 gün 1964/114-167 sayılı kesinleşmiş kararı ile oluşturulan Temmuz 1965 tarih 15, 17, 18 ve 19 numaralı tapu kayıtları revizyon gösterilerek 164471,25 m2 yüzölçümü ile davalı vakıf adına yapılan tespitinin 30.01.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. 2- S. Vakfı tarafından 10.01.1961 tarihinde, kilise binaları ile 21 parça tarlanın vakıf adına tescili istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığı ve yapılan yargılama sonucu verilen 11/12/1964 gün ve 1964/114-167 sayılı kararının içeriğinden, vakıf tarafından tescil davasına konu taşınmazlardan 17 parça taşınmaz hakkındaki davadan vazgeçildiği ve sadece 5 parça taşınmazın davasının görüldüğü ve bunların da kilise binası ve müştemilatı ile etrafındaki 4 parça metruk bağ, bahçe ve tarla olduğu ve mahkemece de bu 5 parça taşınmaz hakkındaki davayı kabul ederek, fen bilirkişi Oral tarafından düzenlenen, manastır binası ve müştemilatını kenar uzunlukları ile gösterir sadece bina salon ve avluya ait olan ve fotogometri yöntemiyle düzenlenen haritada da 478 parsel üzerinde açıkça görülmekte olan; a- Doğusu manastıra ait tarla, batısı manastıra ait bahçe, kuzeyi manastıra ait bahçe, güneyi yol ile çevrili kilise binası. b- Doğusu kıraç, batısı hususi yol ve müteakiben kıraç, kuzeyi yol ve müteakiben 150 metre sonra ve şimalde kilise bahçesi duvarı ve kilise, güneyi kıraç müteakiben 250 metre sonra dere ile çevrili 11400 m2 yüzölçümlü susuz tarla. c- Doğusu yol ve müteakiben deyirömer kilise bahçe ve duvar, batısı kıraç, kuzeyi yol, güneyi yol ile çevrili 14484 m2 yüzölçümlü susuz tarla. d- Doğusu kıraç, batısı narlık ve müteakiben yol, kuzeyi kıraç, güneyi kilise binası ve yol ile çevrili 23.000 m2 yüzölçümlü susuz tarla e- Doğusu hırba habis ve yol ve batısı kıraç, kuzeyi diyari killike kıracı, güneyi guharra habis kıracı ile çevrili 9216 m2 yüzölçümlü susuz tarlanın davalı vakıf adına tesciline karar verildiği ve bu kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine vakıf adına Temmuz 1967 tarih 15, 16, 17, 18 ve 19 numaralarda tescil edildiği ve bu 5 adet tapudan kilise binası hariç diğer 4 adet tapu kaydının toplam yüzölçümünün 60.100 m2 olduğu halde, Temmuz 1965 tarih 16 numaralı 11400 m2 yüzölçümlü tapu hariç diğer Temmuz 1965 tarih15, 17, 18 ve 19 numaralı kayıtların toplam yüzölçümünün 48700 m2 olduğu ve sınırlarının kıraç okuması ve zeminde orman sınırının bulunması nedeniyle değişir sınırlı olduğu ve tapuların dayanağı kenar uzunluklarının krokilerinde yazılı bulunduğu halde, 3402 Sayılı Yasanın 20/A madde hükmüne göre krokileri yerine uygulanıp kapsamları belirlenmeden 164.471, 25 m2 yüzölçümlü 478 numaralı parsele uyduğu kabul edilerek bu parselin vakıf adına tespit ve tescili yapıldığı ve 1965 tarihli eski tapu kayıtlarının yüzölçümünden 100.000 m2 fazla yerin 478 numaralı parselde davalı Vakıf adına tespit ve tescilinin yapıldığı ve Hazine tarafından 478 numaralı parselin tespitine itiraz edilmediği ve dava açılmadığı anlaşılmıştır. 3- Dosyadaki tespit tutanaklarına göre davalı vakıf adına aynı köyde 101 ada 9, 22, 271, 278, 279, 460, 487, 489, 491, 492 numaralı toplam yüzölçümü 127158 m2 olan 10 parça taşınmazın belgesiz zilyetlik nedeniyle tespit edildiği ve tutanaklarının kesinleşmesi ile tapuya tescillerinin yapıldığı, 3402 Sayılı Yasanın 14. Maddesi özel ve tüzel kişi ayırımı yapmadan bir çalışma alanında susuz toprakta en fazla 100.000 m2 taşınmazın tespit ve tescili yapılması gerekirken bu 10 parça taşınmazın hiç birisine eski herhangi belge uygulanmayarak yasa hükmünün ihlal edildiği, davalı vakıf adına tespit ve tescil edilen 267 numaralı parsele 11.400 m2 yüzölçümlü Temmuz 1965 tarih 16 numaralı tapu kaydının uygulandığı, 267 numaralı parselin yüzölçümünün ise 49302 m2 olduğu ,tespit dayanağı tapu kaydı 478 numaralı parsel üzerindeki kilise binasına sınır olduğu halde, 267 sayılı parselin kilise binasının uzağında olduğu ve Hazine tarafından itiraz edilmediği görülmüştür. 4- 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesine göre “tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan bir veya birden fazla taşınmaz, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunanlar, belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir” Yasanın bu hükmünde belgesiz zilyetliğe dayalı olarak aynı çalışma alanında bir kişi adına tespit ve tescil edilecek taşınmaz miktarı sulu toprakta 40, susuz toprakta 100 dönüm olduğu, bu kısıtlamada özel ve tüzel kişi yada vakıf tüzelkişiliği ayrımı yapılmadığı gibi aynı Yasanın 33. maddesi 14. maddesinin kadastro uygulaması yapılmayan yerlerde genel hüküm olarak uygulanacağını öngördüğü anlaşılmaktadır. Davalı Vakıf bağış yoluyla devraldığını iddia ettiği taşınmazlar yönünden, bağışlayan kişiler yada miras bırakanları adına 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde belirtilen herhangi bir belgenin bulunduğunu iddia etmemiş ve böyle bir belgede ibraz etmediği gibi, Vakfıların kullandığı ve malik olduğu taşınmazların Türkiye genelinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne 1936 yılında beyannamesi verildiği halde, davalı Vakıflar tarafından taşınmazlar hakkında hiçbir beyanname ibraz edilmemiş, ibraz edilenlerinde dava konusu taşınmazlarla ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır. Şu hale göre, davalı vakıf adına belgesiz zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen toplam 127.158 m2 yüzölçümlü 10 parça taşınmaz, keza 478 numaralı parseldeki 100.000 m2 fazlalık, keza 49302 m2 yüzölçümlü 267 numaralı parsel göz önünde bulundurulduğunda, 478 numaralı parsele uygulanan Temmuz 1965 tarih 17, 18 ve 19 numaralı tapu kayıtlarının sınırını çekişmeli parsellerin bulunduğu yönünü KIRAÇ olarak sınır okuduğundan ve dava konusu parsellerin etrafının da Anayasa'nın 169 ve Kadastro Yasasının 17 ve 18. Maddeleri gereğince zilyetlikle kazanılamayacak 101 ada 1 numaralı orman parseli ile çevrili bulunduğu, davalı Vakıf 1964 yılında 21 adet taşınmaz hakkında açtığı davada 16 adedinden vazgeçtiği ve davalı vakıf bir taraftan taşınmazları 1950-1953 yıllarında üçüncü kişilerden devraldığını iddia ettiği halde bu konuda herhangi bir yazılı belge vermediği gibi, 10.01.1961 tarihinde dava konusu taşınmazların bitişiğindeki 478 sayılı parsel hakkında tescil davası açtığı ve dava konusu taşınmazları kıraç (sürülmeyen-ekilmeyen, Hazineye ait yer) olarak sınır gösterdiğine göre 1961 yılında dahi bu yerlerin zilyeti olmadığının açık kanıtı olduğu, şayet 1961 yılında dava konusu taşınmazlar Vakfa ait olsa idi, bu yerleri de dava konusu etmesi gerektiği, zilyet olduğu halde o tarihte bu taşınmazları dava konusu etmemiş olmasının hayatın olağan akışına ve yaşam kurallarına uygun olamayacağı dahi göz önünde bulundurulduğunda çekişmeli parsellerin 3402 Sayılı Yasanın 14. madde hükmüne göre davalı vakıf adına tescil edilme olanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davacı Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır....”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ  EDEN: Davacı Hazine vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Davacı Hazine vekili, M. ilçesi G. Köyü’nde bulunan davalı Vakıf adına kadastro sırasında tespit edilen 101 ada 428,429,430,431, 477,479, 480,481, 482,483,484 ve 485 parsel sayılı taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında özel mülkiyete konu olmayan taşlık,kayalık  tarıma elverişsiz  kıraç arazi vasfında taşınmazlar olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir. Davalı Vakıf vekili, çekişmeli taşınmazların 1936 yılında vakıf yönetimi tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bildirildiğini, Arazi Tahrir Kanunu hükümlerine göre 1937’den beri vergilerinin ödendiğini, taşınmazların Kadastro Yasası'nın 14. maddedeki sınırlamanın dışında kaldığını bildirerek,davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı Vakfın Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğünden önce Süryaniler tarafından kurulan tüzel kişiliğe sahip bir vakıf olduğu , Vakıflar Yasası’nın 44. maddesi mucibince 22 adet taşınmazı 1935 yılında vakfiyesi yerine geçmek üzere beyanname ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bildirdiği ve bu taşınmazlar arasında dava konusu edilen 12 adet taşınmazın da bulunduğu ve davalının anılan taşınmazları yasa gereği iktisap ettiği, dava konusu taşınmazların vergilerini davalı Manastır Vakfı’nın 1937 yılından bu yana ödediği, dava konusu taşınmazlara tarım arazisi vasfı ile kadimden beri malik sıfatıyla nizasız fasılasız zilyet olduğu, dava konusu taşınmazların Hazineyle, merayla, ormanla, üçüncü kişilerle kaçak ve yitik kişilerle bir ilgisinin bulunmadığı, dava konusu taşınmazların ormandan kıraçtan Hazine’den kazanılma yerler olmadığı, davalı Manastırın kuruluş tarihinin ise M.S.397 olduğu davalının Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verdiği 17/07/1935 tarihli beyanname, davalının 1937 tarihli dava konusu taşınmazların vergisini ödediğini gösteren vergi kayıtları gözönünde bulundurularak,davanın reddine, taşınmazların tespit gibi davalı Vakıf adına tesciline  karar verilmiştir. Davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece karar,yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.Hükmü temyize davacı Hazine vekili getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, çekişme konusu taşınmazların davalı Vakıf adına edinim koşullarının oluşup oluşmadığı;buna göre davacı Hazinenin davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 101 inci maddesinde tanımlandığı gibi,vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere vakıflar, sosyal ve siyasal yaşam içinde bir sivil toplum örgütü olarak öngörülmüştür. Cemaat Vakıfları ise,tümü padişah fermanı(buyruğu) ile diğer bir deyişle emri mahsusa ile kurulmuş olup,vakfiyeleri bulunmamaktadır.Bu fermanlar genel bir içerik taşımamış belli ve muayyen yer ya da yerlere hasredilmiştir.Söz konusu irade cemaatlerin kuruluş zamanı itibariyle dini ve hayri işlevlerini özgürce yerine getirmelerine olanak tanıma şeklinde anlaşılmıştır.Esasen Osmanlı Hukukunda şirket ve derneklere önceleri tüzelkişilik tanınmamış,18 Ramazan 1286(1879) tarihinde şirketlere tüzelkişilik tanınmış;16 Şubat 1328(1912) Tarihli Eşhası Hükmiyenin Gayrimenkullere Tasarrufuna Mahsus Kanunu'nun geçici fıkrasında ; “ Osmanlı Cemaati ve Müessesatı Hayriyesi tarafından şimdiye kadar nam-ı müstear ile ...tasarruf olunagelen gayrimenkullerin bu kanunun neşir ve ilamından itibaren 6 ay zarfında müracaatları halinde müesseseler namına kaydının tashih olunacağı...” hükmü kabul edilmiştir.13.6.1935 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın kabul edilmesiyle mülhak vakıf olarak,  ayrı birer tüzelkişilik kazanmıştır (2762 s.yasa 6.madde).  2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 1.maddesine istinaden çıkartılan ve 24.1.2003 tarih 25003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri,Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına  Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik'in  ekindeki listenin 151.sırasında faaliyette bulunan cemaat vakıfları arasında davalı vakfın tüzelkişiliği olan,mülhak bir cemaat vakfı olduğu tartışmasızdır. Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesi sonucunda;çekişme konusu 101 ada 428,429,430,431, 477,479, 480,481, 482,483,484 ve 485 parsel sayılı taşınmazların 2008 yılında Güngören Köyü'nde yapılan kadastro çalışmaları sırasında,davalı Vakıf adına  senetsiz ve belgesizden tespit edildiği; kadastro tutanağının edinim kısmında taşınmazların dava dışı şahısların 20 yılı aşkın zilyetliği altında iken  yaklaşık 1950-1953 yıllarında hayrat olarak davalı S. Vakfına bağışladıkları, o tarihten beri de adı geçen vakıf tarafından,vakfın ihtiyaçlarını gidermek amacıyla malik sıfatıyla kullanıldığı,yapılan inceleme,muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanlarından anlaşıldığı gerekçesi ile davalı Vakıf adına,senetsizden 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi uyarınca toplam 244.265,44 m2 olarak kayıt oluşturulduğu görülmektedir. Midyat Kadastro Müdürlüğü’nün 21.12.2009 havale tarihli yazılarından ve uygulanamayan kayıtlar başlıklı tutanakta da belirtildiği üzere Güngören Köyü’ne ait 376 adet vergi kaydının mevkii ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen bu kayıtların nerelere ait olduklarını tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, davalı Vakıf adına G. Köyü’nde bulunan başkaca toplam 127.163,14 m2 yüzölçümündeki taşınmazlardan; 101 ada  492 nolu parselin tarla vasfı ile 52526,94 m2; 101 ada 491 nolu parselin 38386,07 m2, tarla vasfı ile ;101 ada 489 parselin 11.178,68 m2 ,tarla vasfı ile; 101 ada 9 nolu parselin 12301,66 m2,bağ vasfında,Diyara Beyara mevkiinde kadastro ile 30.1.2009 da ;101 ada 460 nolu parselin; 2373,56 m2 ibadethane vasfı ile senetsizden ;101 ada 487 nolu parselin havuz vasfı ile 753,38 m2,senetsizden ;101 ada 271 nolu parselin 2585,83 m2 tarla vasfı ile 101 ada 277 nolu parselin de tarla vasfı ile senetsizden 5811,84 m2;114 ada 22 nolu parselin ise 1245,18 m2 olarak ibadethane vasfı ile senetsizden,davalı vakıf adına aynı kadastro  çalışmaları sonucu tespit ve tescil edildiği tutanak ve çap kayıtlarından tespit edilmektedir. Davalı Vakıf tarafından 10.1.1961 tarihinde açılan dava sonucunda verilen  Midyat Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.1961 Tarih,1961/11 Esas;256 Karar sayılı ilamı incelendiğinde; davacı Midyat Süryani Kadim Cemaati mütevelli heyeti başkanı tarafından, hazineye izafeten mal müdürlüğü ve Keferbi Köyü muhtarlığı aleyhine tescil davası açıldığı, orman idaresinin de davaya müdahil olarak katıldığı;Davacı yanın,dava dilekçesine ekli olduğunu belirttiği listesinde sınırı,mevkisi vs.si yazılı bir adet kilise,kiliseye ait binalar ve 20 parça taşınmazın 500 seneden beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla vakfın zilyetliğinde  bulunduğundan bahisle MK 639.md.uyarınca tescilinin istendiği; Mahkemece;davacının cemaati temsil ettiğini ileri sürdüğü,mevzuat dairesinde şahsiyet iktisap etmemiş olan cemaatin iktisap yetkisinin bulunmadığı;kaldı ki,kilisenin ve cemaatin zilyetlikle taşınmaz edinmesine vakıf hükümleri,bizatihi Vakıf fikri ve müessesesinin  müsait olmadığı  gerekçesi ile tescil talebinin reddine karar verildiği, karara kesinleşme şerhi düşülmediği, dosyasının da  SEKA'ya gönderildiği için temin edilemediği belirtilmiştir. Diğer yandan,davalı Vakıf tarafından 10.1.1961 tarihli dava dilekçesi ile açılan başka bir dava sonucunda da, Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 11.12.1964 tarih,114-167 sayılı ilam ile; davacı S. Kadim Cemaati Mütevelli Heyeti başkanı tarafından davalıları Midyat Mal Müdürlüğü ve Keferbi Köyü hükmi şahsiyetine izafeten Köy Muhtarlığı,müdahil Orman İşletmesi Müdürlüğü olan tescil davasında,  mevkii,hudut ve evsafı yazılı kilise ve binaları ve 21 parça susuz tarlanın mülkiyeti Süryani Kadim Cemaati Deyirömer Kilisesi Vakfı'na ait olduğunu ve 500 seneden beri vakıf idaresi tarafından bu gayrimenkullerin nizasız ve fasılasız olarak hüsnüniyetle tasarrufta bulunduğunu,bu nedenle Deyirömer Kilisesi Vakfı adına tesciline karar verilmesini istediği;Müdahil Orman İdaresinin, tescili istenen yerlerin orman olduğu iddiası ile müdahalenin men'ini istediği; Mahkemece; Ziraat Bakanlığı'na yazılan müzekkereye verilen 3.10.1959 tarih ve 5877/1 sayılı cevabi yazıda Deyrömer Kilisesi adına tescili talep olunan 13 parça taşınmazın mahallen yapılan tetkikatında  6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca kilise binası  ve etrafındaki 50 dekarlık metruk bağ bahçe hariç diğer sahaların tamamen orman sayılan yerlerden olduğu; Ziraat Bakanlığının yazıları gereğince 7.6.1963'te yapılan keşifte tescili talep olunan yerlerin tahkik ve tespitinin yapıldığı,keşifte 5 parça taşınmazın kilise etrafında mevcut metruk bağ ve bahçe ve tarla olduğu,davacının zilyet şahitlerinin beyanları ile tescili talep olunan taşınmazların D.  kilisesi mensupları tarafından şahitler kendilerini bildiklerinden beri nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla bağlardan ve bahçelerinden meyvelerini almak tarlaları da ekip biçmek suretiyle tasarruf ettiklerini bildirdiklerini,Vakıflar Genel Müdürlüğünce verilen cevabi 31.5.1963 tarihli yazıda Türkiye’de birçok gayrimüslüm vakıflarının mevcut olduğu,vakfiyeleri olmadığı halde hukuki varlıkları fermanlar ve şeriye  ilamları ile tanınmış olduğu,bunların namına zilyet bulundukları taşınmazları TMK 633-639.maddeleri uyarınca talep etmeye hakları olduğunun bildirildiği,kararın 3.sayfasında da “XI- davacı cemaat vekilinin 7.6.1963 tarihli keşifte, keşfi yapılan beş parça taşınmazın haricinde kalan taşınmazların tescillerinden sarfınazar etmiştir.” denilmekte olduğu; keşifte tespit edilen 5 parça taşınmazın 20 yılı aşkın nizasız fasılasız vakıf tarafından tasarruf edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.Dosyaya sadece ilamın fotokopisi sunulmuş olup, dosyasının SEKA’ya gönderildiği bildirildiğinden söz konusu dosya ile içerisindeki belgeler,keşif zaptı vs. incelenememiştir. Bu şekilde hükmen oluşan üç adet tapu kaydına dayalı olarak tespit edilen  101 ada 478 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 164.471,25 m2,  manastır ve müştemilatı vasfında olduğu görülmektedir. 478 nolu parselin tesciline dayanak tapu kayıtlarına bakıldığında; 28.7.1965 tarih,19 nolu tapu kaydının 9216 m2 ; 18 nolu tapu kaydının 23.000 m2; 17 nolu tapunun 14.484 m2;15 nolu tapu kaydının ise  kilise binası(6 avlu,8 su kuyusu,fevkani 7 oda,tahtani 10 oda,4 ibadethane salonu müştemil) vasfı ile  yüzölçümü belirtilmemiş olarak davalı Vakıf adına tescil edilmiş,ancak ilamın eki olarak çizilen basit krokilerde her bir taşınmazın kenar uzunlukları gösterilmek suretiyle miktarları yazılmıştır.28.7.1965 Tarih 15,17 ve 18 nolu tapu kayıtlarının 15 nolu tapu kaydı (yüzölçümü belirtilmediğinden ) hariç,toplam 60.100 m2 olmasına rağmen 2008 yılında yapılan kadastro sırasında 164.471,25 m2 olarak tescil edilmiştir. 16 nolu tapu kaydı da 11400 m2 miktarlı olmasına rağmen kadastro sırasında 49302,18 m2 olarak Güngören Köyü 267 parsel sayılı taşınmaza revizyon görmüş, davalı Vakıf adına tescil edilmiştir. Haritasına bakıldığında dava konusu edilen 12 parça taşınmazın ortasında bulunan 478 nolu parseldeki kilise binası ve müştemilatları açıkça görülmektedir. 478 nolu parsele uygulanan tapu kayıtlarının sınırları ise; 15 nolu tapunun “şarkan(doğu) manastıra ait tarla,şimalen(kuzey) ve garben(batı)  manastıra ait bahçe,cenuben(Güney) yol ile mahdut olduğu; 17 nolu tapunun;şarkı yol ve müteakiben deyrömer kilisesi bahçe ve duvarı,garben kıraç,şimalen yol,cenuben yol ile çevrili; 18 nolu tapunun şarkı kıraç,garbı narlık ve müteakiben yol,şimalen kıraç,cenuben kilise binası ve yol ile çevrili;19 nolu tapunun  ise ,şarkı hırbe habis ve  yol,garben kıraç,şimalen diyari killike kıracı,cenuben guhara habisi kıracı ile çevrilidir. Görüldüğü üzere dayanak tapu kayıtlarının sınırlarında “kıraç” bulunduğu;dosyaya davacı Hazine tarafından sunulan  ve idari tahkikat sırasında çektirilen bir kısım taşınmazlara ait fotoğraflar incelendiğinde taşlık kayalık vasıfta taşınmazlar olduğu da gözlenmiştir. Kadastro sırasında yine davalı Vakıf adına tespit ve tescil edilen dava konusu taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların da(101 ada 9,460,487,489,491 ,492,271,277, 278 nolu parseller ile 114 ada 22 nolu parsel) toplam 340.936,57 m2 yüzölçümünde olduğu görülmektedir. Dava konusu taşınmazlara bitişik olan 101 ada 1 nolu parsel ile 7 nolu parselin ORMAN vasfı ile Hazine adına tespit edildiği,7 nolu parselin tutanağının kesinleştiği, 101 ada 486 ve 488 nolu parsellerin hali arazi vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu tespitlerden sonra açıklanması geren iki husus bulunmaktadır:Bunlardan ilki  cemaat vakıflarının zilyetlikle taşınmaz edinip edinemeyeceği meselesidir. Davalı Vakıf tarafından çekişme konusu taşınmazların vergilerinin 1937 yılından beri ödendiği savunularak dayanılan vergi kayıtları dosyaya konulmuş ve keşifte de uygulatılmıştır. Davalı Vakıf listenin 1'den 22.sırasına kadar olan  kayıtların çekişmeli taşınmazlara ait olduğunu iddia etmiştir. Bu kayıtların toplam miktarı 4615 ar'dır. Dosya içerisindeki belgelerden de anlaşıldığı üzere, kadastro yapılan G.Köyü'nde 376 adet vergi kaydının, mevki ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen bu kayıtların nerelere ait olduklarını tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı,bu nedenle uygulanamayan kayıtlar listesine alındığı bellidir. Yapılan keşif sırasında gerek yerel bilirkişiler gerekse dinlenen tanıklar dava konusu taşınmazlardan 477 nolu parselin vergi kayıtlarının 11.sırasında; 479,480,481,482,483,484 ve 485 nolu parsellerin 9.sırasında ve 428,429,430,431 nolu parsellerin de 2.sırasında yer aldığını bildirmişlerdir.Ne var ki,aynı yerel bilirkişi(A.Demir) kadastro sırasında bu vergi kayıtlarını uygulayamamıştır.Zaten eldeki davada yapılan keşif sırasında da vergi kayıtlarının sınırları,mevkii tek tek okunarak,her bir sınır belirlenmek suretiyle yerel bilirkişi ve tanıklara uygulatılmış ve sınırlar saptanmış değildir.Tanık ve yerel bilirkişi beyanları soyut kalmıştır. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 maddesi (Mülga 743 sayılı TKM madde 639/1) ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddelerinde kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz mal edinme koşulları düzenlenmiş olup, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edileceği anılan maddelerde düzenlenmiştir. Vakıflar, belli bir amaca özgülenen ve o amacın gerçekleşmesi için yeterli mal topluluklarıdır.3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-c ve 14.maddelerinde kazandırıcı zamanaşımı ile edinme için temel koşul “malik” sıfatıyla zilyetliktir.Zilyetlikle mal edinme başkasına ait bir taşınmazın belli bir zaman dilimi içerisinde eylemli olarak malik olma niyetiyle ele geçirilmesi işlemidir.Taşınmazın Devlete(md.14) veya özel kişilere(md.13/B.c) ait olması sonuca etkili değildir.Zilyetlikle kazanmada zilyedin iyi niyetli olması da gerekmemektedir.Başkasına ait olan bir malın ele geçirilerek bu şekilde kullanılması vakfın amacı ve vakıf fikri ile bağdaşmaz. Yöneticilerin de vakfa ait olmayan bir taşınmazı vakıf adına kullanmaları vakfa malik sıfatıyla zilyetlik ve kazanma sağlamaz. Yöneticiler vakfedilen malları yönetmekle yükümlü olup, onlar tarafından vakfeden kişi veya kişilerin gerçek arzularına aykırı şekilde işlem yapılması,bundan vakıf yararına sonuç çıkarılması vakıf düşüncesi ve ilkesi ile çelişir. Yürürlükteki mevzuatta cemaat vakıflarının zilyetlikle mal edinebileceklerine ilişkin açık ve kapalı bir hüküm olmadığı  gibi, vakfiyelerinde de bu konuda bir düzenleme  bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle cemaat vakıflarının 1936 beyannamelerinde belirtilen ve ayrıca vasiyet,bağış,satın alma yolu ile elde edilen taşınmazlar dışında yukarıda değinilen yasal düzenlemeler gereğince zilyetlikle taşınmaz edinmesi olanaklı değildir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 8.5.2002 Tarih,2002/16-159 Esas;2002/355 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtilmiştir. Bunun yanı sıra cemaat vakıflarının kendilerine ait taşınmazları adlarına tescil ettirme yöntemi ilk olarak mülga 2762 sayılı Vakıflar Yasası’nın 44.maddesi ve Geçici 1-A maddesinde düzenlenmiştir. 2762 sayılı kanun'un 44.maddesine göre;kanunun neşri tarihinden en az on beş yıl evvelinden beri vakıf olarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları icar kontratları ve eşhası hükmiyenin gayrimenkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat 1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerin hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretle vakıf kütüğüne kaydolunurlar.Bu kayıt vakıflar idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayrimenkullerin kayıtlarına işaret ve keyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur.İlan tarihinden itibaren iki yıl içinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığı takdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır ve tapuları verilir. Geçici 1-A maddesinde ise ; “Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat menbalarını ve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi selahiyetli merciin intihap veya kararına müsteniden ve hangi tarihtenberi yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar....D-Beyannameler muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya taamüllerin bu kanunun neşrinden evvel mevcut ve mer'i bulunması şarttır.” hükümlerini içermektedir. Gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü uygulamasına  göre, gerekse Yargıtay içtihatlarında cemaat vakıflarının vakfiyeleri olmadığından,bunların verdiği 1936 beyannameleri vakfiye olarak (yani vakfiye yerine geçen belge) kabul edilmekte ve  2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca mirasın resmî tasfiyesi sürecine dair aşağıda yer alan bilgilerden hangisi hukuken isabetlidir?

A) Resmî tasfiye sürecinde, terekeye dahil olan taşınmazların paraya çevrilmesi yalnızca açık artırma yoluyla gerçekleştirilebilir.
B) Resmî tasfiyenin tamamlanmasının ardından tereke borçlarının terekedeki mal ve haklarla karşılanamayan kısmından dolayı mirasçılar şahsen sorumlu olmaya devam ederler.
C) Müşterek mirasçılardan herhangi birinin mirası kabul beyanında bulunması, diğer mirasçıların resmî tasfiye talebinde bulunma hakkını ortadan kaldırmaz.
D) Terekenin resmî tasfiyesini talep etme hakkı, münhasıran vasiyetname ile belirlenmiş olan atanmış mirasçılara tanınmıştır.
E) Resmî tasfiyeyi yürütmekle görevlendirilen tasfiye memuru, bu görevini ifa ederken sulh hukuk mahkemesinin denetimine ve gözetimine tabidir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol