Türk Medeni Kanunu 637. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 637- Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir.
Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer.
Hâkim, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır.
B. Hükümleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2015/11367 E., 2015/11879 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
\_ K A R A R \_..’a ait banka hesaplarındaki paraların davalı ile açılan ortak hesaba aktarıldığını, ortak hesaba davalının katkısı bulunmadığı halde murisin sağlığında ortak hesaptaki mevduatı da kendi hesabına aktardığını ileri sürerek, TMK’nın 637. maddesi gereği 770.000.00 TL bedelin işleyen faiziyle birlikte davalıdan alınmasını istemişlerdir.
14. Hukuk Dairesi 2015/11367 E. , 2015/11879 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 12.04.2012 gününde verilen dilekçe ile alacak istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.12.2014 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.12.2015 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. ... ile karşı taraftan davacılar vekili Av. Hakan Perçin geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
\_ K A R A R \_..’a ait banka hesaplarındaki paraların davalı ile açılan ortak hesaba aktarıldığını, ortak hesaba davalının katkısı bulunmadığı halde murisin sağlığında ortak hesaptaki mevduatı da kendi hesabına aktardığını ileri sürerek, TMK’nın 637. maddesi gereği 770.000.00 TL bedelin işleyen faiziyle birlikte davalıdan alınmasını istemişlerdir.
Davalı, ortak hesapta murisin iradesine uygun işlemler yapıldığını, ortak hesapta bulunan 600.000.00 TL bedelin mirasçılara payları oranında dağıtıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, mirasta istihkak ve mirasta denkleştirme nedenine dayalı alacak istemine ilişkindir.
Mirasçılar murisin malvarlığı içerisinde bulunan hak ve malları hakkı olmadan elinde bulunduran kişilere karşı bunları geri alabilmek amacıyla dava açabilirler. TMK’nın 637. maddesinde “Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir.” hükmü düzenlenmiştir. Mirasçı sıfatını taşıyanlar murisin terekesini elinde bulunduran herkese karşı bu davayı yöneltebilirler.
Mirasta denkleştirme davası murisin yasal mirasçılarına yaptığı sağlararası karşılıksız kazandırmaların belirli koşullar gerçekleştiğinde geri verilmesini talep etmeyi sağlayan bir davadır. Bu davadan elde edilmek istenen amaç mirasçılar arasında sağlararası karşılıksız kazandırmalar ile oluşan dengesizliğin denkleştirme ile ortadan kaldırılmasıdır.
Somut uyuşmazlıkta, davacılar, muris Sabahat’ın parasının davalı ile açılan ortak hesaba aktarıldığı buradan da davalının kişisel hesabına aktarıldığı iddiası ile alacak isteminde bulunmuşlardır. Muris ile davalı bir bankada tek imza ile para çekme hakkı veren teselsüllü müşterek hesap açtırmışlardır. Hükme esas alınan 16.12.2013 günlü bilirkişi kurulu raporunda, davalının ortak hesabın açılmasından murisin ölüm tarihi 23.08.2010 tarihine kadar ortak hesaptan farklı tarihlerde toplam 46.000.00 TL bedeli davalının tek imza çektiği, 1.180.000.00 TL bedelin ise davalı ve murisin imzalarıyla davalı kişisel hesabına aktarıldığı belirtilmiştir. Muris Sabahat’ın sağlığında davalı ve murisin ortak hesabındaki 1.180.000.00 TL nı muris ve davalının ortak imzalarıyla, başka bir deyişle murisin ortak hesabında payına
düşen bedeli kendi iradesiyle karşılıksız olarak davalı kişisel banka hesabına aktarması TMK’nın 669. maddesinde hüküm altına alınan mirasta denkleştirme davasının konusunu oluşturmaktadır. Yasal mirasçılar mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları denkleştirmeyi sağlamak için terekeye vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Altsoy açısından karşılıksız kazandırmada miras payına mahsup edilmek üzere hareket edildiği yönünde karine olup, kural olarak denkleştirme söz konusu ise de altsoy dışında yapılmış karşılıksız kazandırmaların açıkça iadeye tabi olduğu belirtilmedikçe kural olarak iadeye tabi tutulamaz. Davacının karşılıksız kazandırmanın miras hissesine mahsuben yapıldığını kanıtlaması gerekmektedir. O halde davacıların gösterdikleri tüm deliller birlikte değerlendirilerek 1.180.000.00 TL'nin muris tarafından davalı ...'a miras hissesine mahsuben verilip verilmediğinin tespit edilerek, miras hissesine mahsuben verildiğinin anlaşılması halinde terekeye iadesine karar verilmesi, miras hissesine mahsuben verildiğinin kanıtlanamaması halinde ise bu miktar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Dava konusu alacağa ilişkin hesap, mirasbırakan ve davalı ... adına müşterek hesap olup, müşterek hesaptaki paylar aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir. Zira, para müşterek hesaba yatırıldığına ve pay bakımından bir anlaşma bulunmadığına göre mülkiyetin yarı yarıya olmak üzere hak sahiplerine ait olması gerekir. Müşterek hesap birden fazla kişiye aitse mudilerden birinin ölümü halinde, aksine sözleşme yoksa, hesaptaki paralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye kendi payı ödenebilecektir. Ortak hesabın taraflarından her biri bankadan para çekerken, payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmekte olup, payından fazla çektiği miktarda diğer hak sahibine karşı borçlu durumuna girer.
Hükme esas alınan bilirkişi raporundan muris ve davalının ortak banka hesabında murisin ölüm tarihi olan 23.08.2010 gününde 620.000.00 TL bedelin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu bedelden 318.000.00 TL kısmı murisin ölümünden sonra 22.02.2011 günü davalı tarafından banka hesabından alındığı ve bakiyenin de davalı dışındaki diğer mirasçılar arasında paylaştırıldığı görülmektedir. Muris ile davalının müşterek olarak açtıkları hesapta aksi bir husus belirtilmemiş olması nedeniyle, davalının murisin ölüm tarihinde ortak hesapta bulunan bedelin 1/2 oranınında kişisel tasarrufu yasaya aykırı değildir. Banka hesap dökümünden, davalının teselsüllü müşterek banka hesabından murisin sağlığında farklı tarihlerde tek imza ile toplam 46.000.00 TL bedeli çektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle,muris ile davalının ortak banka hesabının ilk açılış tarihinden dava açma tarihine kadar olan döneme ait tüm hesap hareketleri getirilerek davalının ortak hesaptan payını aşacak biçimde para çekip çekmediği hususu değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, belirtilen husular gözetilmeden yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm BOZULMASINA, 1.100.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.12.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (3)
7. Hukuk Dairesi, 2021/6202 E., 2023/674 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var...Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
(TMK m.637/1)
7. Hukuk Dairesi 2021/6202 E. , 2023/674 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ...Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki adi istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.04.1976 tarihinde vefat eden tarafların mirasbırakanı ...’ın imar ve ihya ettiği 845 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması ile dava dışı Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini, Maliye Hazinesinin taşınmazı daha sonra dava dışı üçüncü kişilere devrettiğini, davalının taşınmazı kendisinin imar ve ihya ettiği iddiası ile dava dışı Maliye Hazinesine karşı açtığı .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas sayılı davasının sonucunda 2013/69 sayılı kararı ile, dava dışı Hazine’nin davalıya 2.243.000,00 TL tazminat ödemesine karar verildiğini, kararın infazı için...İcra Müdürlüğünün 2012/8056 sayılı dosyasında 5.181.789,33 TL bedelli takip başlatıldığını, taşınmazın mirasbırakan ...'tan intikal ettiğini ve davalının Maliye Hazinesinden tahsil ettiği tazminat bedelinde müvekkilinin mirasçı olması nedeniyle 3/20 oranında miras payı bulunduğunu ileri sürerek 777.268,00 TL bedelin faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin geçtiğini, taşınmazın imar ve ihya ile edinildiğini, taşınmazı mirasçıların kendisine bıraktığını, kesin delil niteliğindeki .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı kararıyla taşınmaz bedelinin tarafına ait olduğuna karar verildiğini, davacının talep ettiği miktarın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli duruşmadaki ara kararı ile davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığına karar verilmiş; yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının bedelini tahsil ettiği taşınmazın mirasbırakan tarafından imar ve ihya edilmiş olması gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf başvurusunda, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, davacının taşınmazın bedelinde hakkı olmadığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, taşınmazın zilyedinin müvekkili olduğunu, tanık beyanlarının da savunmalarını doğruladığını, bedelin ve faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı davasına konu olan taşınmazın imar ve ihyasının mirasbırakan tarafından başlatılarak tamamlandığı ve taşınmazın mirasbırakandan kaldığı dolayısıyla davalı tarafından tahsil edilen taşınmaz bedelinde davacının miras payı oranında hakkı bulunduğu hususları sabit görülmüş; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 29.02.2016 günlü bilirkişi ek raporunda davalının icra dosyasında yaptığı tahsilattan davacının miras payına denk gelen 714.027,44 TL bedele hak kazandığına ilişkin tespiti ve davanın açılmasından sonra tahsil edilen miktara tahsil tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yerinde bulunarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz başvurusunda, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, davacı lehine hükmedilen tazminat bedelinin asıl alacağa işletilen faiz miktarını, müvekkilinin tahsil etmediği vergileri, müvekkili tarafından sarf edilen vekalet ücretlerini ve masrafları içerdiğini, hesaplanan tazminatın hatalı ve fahiş miktarda olduğunu, tazminata hükmedilecek olması halinde dahi ana para alacağı olan 2.243.600 TL'den müvekkili tarafından yapılan masrafların indirilerek bulunacak miktarın hüküm altına alınması gerekeceğini, mahkemece hükmedilen tazminatın müvekkilinin icra takibinde tahsil ettiği meblağdan davacının miras payına denk gelen miktardan bile daha yüksek olduğunu, müvekkilinin kendi vekiline ödediği 885.000,00 TL vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilen tazminattan indirilmediğini, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, 18.03.2016 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinin dikkate alınmadığını, davacı tarafından ilgili tazminat dosyasının hiçbir külfetine katlanılmadan bütün nimetlerinden yararlanıldığını, müvekkilinin yıllarca davayı takip ederek tazminatı elde ettiğini, davanın Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci ve 3 üncü maddelerine aykırı olduğunu, mirasbırakanın ölümünün üzerinden 37 yıl geçtiğini, davacının kendisinden beklenen özeni göstermediğini, tanıkların da taşınmaz zilyetliğinin kendisinde olduğunu belirttiklerini, mirasçılar arasında taksim yapıldığını, müvekkilinin taşınmazdaki zilyetliğini kendi adına sürdürdüğünü, ilgili tazminat dosyasında 29.05.2005 tarihli keşifte dinlenen tanıklar ... ve ...'ın da taksim olgusunu doğruladıklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, mirasçılar arasında adi istihkak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesi ile 994 ve 995 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesine göre; malik, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabilir. İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir. İstihkak davası, ayni bir hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz.
3. Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanununun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 inci maddelerinin uygulanması mümkündür.
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 maddelerinde, iyiniyetli zilyedin geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
5. Türk Medeni Kanunu'nun 676 ıncı maddesi gereğince, miras taksim sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu kuralın istisnası ise, Kadastro Kanunu'nun 15 inci maddesinde düzenlenmiştir. Kadastro Kanunu'nun 15 inci maddesi uyarınca, tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.
6. Taksim sözleşmesinin mirasın taksimi ve paylaşımının bitirilmesi amacını taşıması da gerekir. Taksim sözleşmesi kesin, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde taksim amaç ve iradesini içermelidir. (Ali İhsan Özuğur, Türk Medeni Kanununundan Önce ve Sonra Miras Hukuku, Seçkin Yayınevi, Cilt II, 4. Baskı, sayfa 2515)
7. Miras taksiminde ana ile çocuk arasında menfaat zıddiyeti olduğundan, çocuk reşit olup, bu işleme icazet vermedikçe taksim sözleşmesi hukuki sonuç doğurmaz. (Özuğur, s. 2524; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.03.1998 gün E.2663- K.3884)
8. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2015/14078 Esas, 2016/6413 Karar ve 30.05.2016 tarihli kararı, "Davacı vekili, davalının murisin hesabından farklı tarihlerde haksız olarak tahsil edilen bedellerin miras payına mahsuben davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, TMK'nın 639 uncu maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
TMK'nın 639 uncu maddesi gereğince "Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır." Bu hükümde davacı mirasçının soybağı uyuşmazlığı yahut mirasçılık sıfatına dair bir çekişmenin giderilmesi söz konusudur. Bu durumda uygulanacak zamanaşımı açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak dosyamızın incelenmesinde tarafların mirasçılık sıfatına dair herhangi bir çekişme mevcut olmayıp istem, murise ait hesaptan davalı tarafından çekilen bedelin tahsili istemine ilişkin olup adi istihkak niteliğindedir. Adi istihkak davasında ise zamanaşımı süresi söz konusu değildir.
Bu itibarla mahkemece davanın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir."
9. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/615 Esas, 2018/5557 Karar ve 12.09.2018 tarihli kararı, "Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hakim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. (TMK m.637/1)
Terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı dava açan yasal veya atanmış mirasçının mirasçılıkta üstün hak iddiası bulunmuyorsa, açılan dava adi istihkak davasıdır. TMK 639 maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin adi istihkak davasında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mal mevcut olduğu sürece zamanaşımı yoktur.
Davacılar mirasbırakanın ilk eşinden olan altsoyu, davalılar ise murisin ikinci eşinden altsoyudur. Davalılar davada davacı tarafın mirasçılık sıfatına itiraz etmemiştir. Tarafların mirasçılık sıfatları üzerinden uyuşmazlık bulunmadığından miras sebebiyle istihkak davasından söz edilemez. Bu durumda davacıların 1186 parsel sayılı taşınmazdaki kamulaştırma bedelinden kaynaklanan talepleri bakımından; mirasçılar arasındaki adi istihkakta zamanaşımı söz konusu olmayacağından mahkemece davanın esası hakkında inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile zamanaşımdan dolayı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir."
10. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2020/ 4422 Esas, 2021/2624 Karar ve 08.04.2021 tarihli kararı, "Dava, istihkak nedeni ile aynen iade isteğine ilişkindir... İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir.
İstihkak davası bir ayni hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz.
743 sayılı Medeni Kanun'un 618 inci maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 inci maddelerinin (743 sayılı Medeni Kanun'un 907 ve 908 inci maddelerinin) uygulanması mümkündür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 994 ve 995 maddelerinde (743 sayılı Medeni Kanunun 907 ve 908. maddelerinde de benzer şekilde), iyiniyetli zilyedin, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir."
11. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2021/1172 Esas, 2022/6225 Karar ve 25.10.2022 tarihli kararı, " Zilyetliğinin haksız olduğunu bilen veya gerekli özeni sarf etmiş olsa bunu öğrenebilecek olan zilyet iyi niyetli zilyet olmayıp, kötü niyetli zilyettir. "
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olayda, davanın mirasçılar arasında adi istihkak davası olması karşısında davanın zamanaşımına uğraması söz konusu değildir. Kaldı ki ilk derece mahkemesince 07.11.2013 tarihli duruşmadaki ara karar ile davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığına karar verilmiş olduğundan davalı vekilinin zamanaşımı süresinin geçtiğine ve zamanaşımı definin değerlendirilmediğine ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
3. Öte yandan, davalı .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı davasındaki dava dilekçesinde, taşınmazın imar ve ihya olgusunun mirasbırakan ...’ın sağlığında tamamlandığını, mirasbırakanın ölümü ile zilyetliğin kendisi tarafından malik sıfatı ile sürdürüldüğünü öne sürmüş ancak mirasçılar arasında taksim yapıldığından bahsetmemiştir. .... Asliye Hukuk Mahkemesince keşifte dinlenen tanıkların, taşınmazdaki imar ve ihya ile zilyetliğin 1955 ila mirasbırakanın öldüğü (04.04.1976) tarihe kadar mirasbırakan tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmiş olmaları karşısında mirasbırakanın öldüğü tarih itibari ile imar ve ihya olgusunun tamamlandığı ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının da gerçekleştiği, dolayısıyla taşınmazın mirasbırakandan kaldığı anlaşılmıştır.
4. Her ne kadar davalı vekili, temyiz dilekçesinde mirasçılar arasında taksim yapıldığı savunmasında bulunmuş ise de, cevap dilekçesinde mirasçılar arasında taksim yapıldığı savunmasında bulunmamış, sadece mirasçıların taşınmazı kendisine verdiklerini belirtmiştir. Yukarıda ilgili hukuk bölümünün 6 ncı maddesinde de açıklandığı üzere, taksim sözleşmesinin mirasın taksimi ve paylaşımının bitirilmesi amacını taşıması gerekir ve taksim sözleşmesi kesin, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde taksim amaç ve iradesini içermelidir. Oysa ki mirasbırakanın ölümü tarihinde davalının 15, davacının 19, dava dışı mirasçılardan ...'nin 40, ...'nin 13, ...'nin...'in 5 yaşında oldukları ve mirasçılardan ...'in tanık olarak verdikleri ifadelerinde miras taksim olgusundan ve iradesinden bahsetmedikleri dikkate alındığında davacı aleyhine mirasçılar arasında geçerli bir taksimin varlığı kabul edilemez. .... Asliye Hukuk Mahkemesince icra edilen 29.05.2005 tarihli keşifte dinlenen tanıklar ... ve ...'ın soyut ve genel beyanları da aksini kabule yeterli değildir.
5. Ayrıca davalının, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada taşınmazın imar ve ihyasının mirasbırakanın sağlığında tamamlandığını açıkça beyan ettiği, mirasçılar arasında taksim yapıldığı iddiasında bulunmadığı, mirasbırakanın imar ve ihyasına ve eklemeli zilyetliğine dayanarak taşınmazın bedelini elde ettiği, mirasbırakanın ölümü tarihinde bir kısım mirasçıların yaşları, temyiz incelemesine konu dosyadaki tanık beyanları, miras taksiminin davalı tarafça ispatlanamaması, davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin mirasçılar adına sürdürülmüş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının iyiniyetli olmayan zilyet konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu'nun 995 inci maddesi uyarınca, davalı, elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olup; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilecektir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince hükmolunan tazminata ilişkin hesaplama yerindedir. Davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazları da haklı görülmemiştir.
6. Sonuç olarak, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2019/2793 E., 2019/8511 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(TMK m.637/1)
14. Hukuk Dairesi 2019/2793 E. , 2019/8511 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 07/04/2010 gününde verilen dilekçe ile mirasta adi istihkak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23/02/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili, davacılar ve bir kısım asli müdahiller vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
\_ K A R A R \_
Davacılar vekili, davacıların mirasçılığının ketmedilip sadece davalıların mirasçı olarak gösterildikleri ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2006/239- 266 Esas, Karar sayılı ilamına dayanılarak murise ait 5828 ada 2 parsel ve 6369 ada 14 parsel sayılı taşınmazların davalılarca satıldığını, davalılara ait ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/239- 266 Esas, Karar sayılı mirasçılık belgesinin ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2007/366-1206 Esas, Karar sayılı ilamıyla iptal edildiğini, gayrimenkullerin satılması sebebiyle zarara uğradıklarını, bu zararın belirlenmesinde de sadece arsanın değerinin değil kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle ulaşabileceği değerin dikkate alınması gerektiğini belirterek 5828 ada 2 parsel için şimdilik 50.000,00TL, 6369 ada 14 parsel için şimdilik 25.000,00TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde, davacıların mirasçı olmadığının ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/239- 266 Esas, Karar sayılı ilamıyla belirli olduğunu, davalıların anılan verasete dayanarak 5828 ada 2 parsel sayılı taşınmazı ...’e sattıklarını, Şükrü’nün de dava dışı şirkete, şirketin de dava dışı kooperatife satması sonucunda taşınmazda kat karşılığı inşaatın yapıldığını, 6369 ada 14 parsel sayılı taşınmazın ise ... Eğitim Vakfı’na cami yapımı ve murisin adının verilmesi amacıyla Şükrü’ye devredildiğini, Şükrü’nün de ... ... Eğitim Vakfı’na bağışladığını, vakfın bu yer için davalılara bir bedel ödemediğini, davalıların kötüniyetli olmadıklarını, davanın tümden reddedilmesi gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise de tapudaki satış bedelinin dikkate alınması gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece 6369 ada 14 parsel yönünden açılan davanın, davalıların herhangi bir gelir elde etmedikleri, bu taşınmazı ibadet (cami) yeri olarak bedelsiz olarak vakfa vermiş olduklarından herhangi bir zenginleşme olmadığı, davalıların herhangi bir gelir elde etmedikleri gerekçesiyle reddine, 5828 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden açılan davanın yanlış veraset ilamı ile miras hisseleri ketmedildiği, taşınmazdan elde etmiş oldukları gelir nedeniyle davalıların zenginleşmiş ve davacı tarafın hisselerine düşen miktarda haksız kazanç elde etmiş oldukları ve bu haksız kazancında davacılara iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle de kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, bir kısım davalılar vekili, davacılar ve bir kısım asli müdahiller vekili temyiz etmiştir.
1) Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre bir kısım davalılar vekilinin tüm, davacılar ve bir kısım asli müdahiller vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2) Davacılar ve bir kısım asli müdahiller vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hakim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. (TMK m.637/1)
Terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı dava açan yasal veya atanmış mirasçının mirasçılıkta üstün hak iddiası bulunmuyorsa, açılan dava adi istihkak davasıdır. TMK 639 maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin adi istihkak davasında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mal mevcut olduğu sürece zamanaşımı yoktur.
Davacılar ve davalılar, ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/366-1206 Esas, Karar sayılı verasete göre mirasçıdır. Tarafların mirasçılık sıfatları üzerinden uyuşmazlık bulunmadığından miras sebebiyle istihkak davasından söz edilemez. Mirasçılar arasındaki adi istihkakta zamanaşımı söz konusu olmaz.
Dosya içerisinde yer alan ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/366-1206 Esas, Karar sayılı mirasçılık belgesine göre davacıların da murisin mirasçıları oldukları halde mirasçılık sıfatları ketmedilerek davalılar tarafından 6369 ada 14 parsel sayılı taşınmazın 27.06.2006 tarihli resmi senet ile 20.000,00TL bedelle ... adlı kişiye satışı yapılmıştır. ...’in de taşınmazı 09.05.2007 tarihinde ... ... Vakfı’na bağışladığı anlaşılmaktadır. Mirasçı olan davacıların taşınmazın bağışlanmasında iradelerinin olmaması sebebiyle bu taşınmazın da dava tarihindeki değeri üzerinden davacıların miras payları oranında tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle 6369 ada 14 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin tüm, davacılar ve bir kısım asli müdahiller vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar ve bir kısım asli müdahiller vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.12.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
erilen cevabi 31.5.1963 tarihli yazıda Türkiye’de birçok gayrimüslüm vakıflarının mevcut olduğu,vakfiyeleri olmadığı halde hukuki varlıkları fermanlar ve şeriye ilamları ile tanınmış olduğu,bunların namına zilyet bulundukları taşınmazları TMK 633-639.maddeleri uyarınca talep etmeye hakları olduğunun bildirildiği,kararın 3.sayfasında da “XI- davacı cemaat vekilinin 7.6.1963 tarihli keşifte, keşfi y
Hukuk Genel Kurulu 2011/20-889 E. , 2012/378 K.
* KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ DAVASI
* CEMAAT VAKIFLARININ TAŞINMAZ MAL EDİNMELERİ, BUNLAR ÜZERİNDE TASARRUFTA BULUNMALARI VE BU MALLARIN BU VAKIFLAR ADINA TESCİL EDİLMESİ
* ZİLYETLİKLE MAL EDİNME
* TAŞINMAZIN VAKIF MALI OLARAK TESCİLİ ŞARTLARI
* MALİK SIFATI İLE ZİLYELİK
* VAKIFLAR KANUNU(MÜLGA) (2762) Madde 1
* VAKIFLAR KANUNU(MÜLGA) (2762) Madde 44
* KADASTRO KANUNU (3402) Madde 14
* KADASTRO KANUNU (3402) Madde 33
* VAKIFLAR KANUNU (5737) Madde 3
* VAKIFLAR KANUNU (5737) Madde 12
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “Tespite itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Midyat Kadastro Mahkemesinin davanın reddine dair verilen 24.6.2009 gün ve 11-28 sayılı kararın incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 7.12.2010 gün ve 13416-15347 sayılı ilamı ile;
(“...Kadastro sırasında davaya konu G. Köyü, 101ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel sayılı taşınmazlar belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak S. VAKFI adına tespit edilmiştir.
Davacı HAZİNE, davaya konu taşınmazların kıraç, (ekilip sürülmeyen yer) taşlık ve kayalık niteliğinde, tarım arazisi niteliği bulunmayan,devletin hüküm ve tasarrufu altında yerlerden olduğunu ileri sürerek hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davalı S. VAKFI vekili, çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerlerin M.S.397 tarihinde manastır olarak kurulduğunu, Osmanlı Devleti zamanında vakıf statüsünü ve ardından da tüzel kişilik kazandığını, dava konusu parseller üzerinde davalı vakfın yüzlerce yıllık mülkiyet ve zilyetliğinin olduğunu ve tarım arazisi niteliğine uygun olarak kullanıldığını, taşınmaz malların davacı ya da üçüncü kişilerle bir ilgisinin olmadığını, 1936 yılında vakıf yönetimi tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bildirildiğini, (böyle bir bildirim yapıldığına dair evrak ibraz edilmemiştir). Arazi Tahrir Kanunu hükümlerine göre 1937 yılından itibaren vergilerinin ödendiğini (dava konusu taşınmazlarla ilgili hiçbir vergi kaydı ibraz edilmemiştir), Lozan Anlaşması'nın 42/3 maddesi uyarınca Devletin kiliselere ve azınlıklara tam bir koruma yükümü altında olduğunu, Anayasanın 90/son maddesi uyarınca da “…milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınması” gerektiğini bildirerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın REDDİNE, dava konusu G. Köyü 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 sayılı parsellerin Vakıf yararına zilyetlik koşulları oluştuğu gerekçesiyle davalı Vakıf adına tespit gibi tesciline, karar verilmiş hüküm davacı HAZİNE vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kadastro tespitine itiraza ilişkindir.Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı yasanın 5304 Sayılı Yasa ile değişik 4. madde hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmıştır.
Mahkemece, "davalı S. Vakfı’nın Türk Medeni Yasasının yürürlüğünden önce Süryaniler tarafından kurulan tüzelkişiliğine sahip bir azınlık vakfı olduğu, dava konusu 101 ada 428, 429, 430, 431, 477, 479, 480, 481, 482, 483, 484 ve 485 parsel sayılı taşınmazlara tarım arazisi vasfı ile eskiden beri malik sıfatıyla çekişmesiz-aralıksız zilyet olduğu, dava konusu taşınmazların Hazineyle, merayla, ormanla, üçüncü kişilerle bir ilgisinin olmadığı ve davalının dava konusu 12 adet taşınmazın mülkiyetini Kadastro Yasası 13 ve 14. Maddeleri gereğince zilyetlikle değil “yasa (Vakıflar Yasası) gereği” iktisap ettiğinden dolayı Kadastro Yasası'nda öngörülen kuru arazide 100 dönümlük edinme sınırına da tabi olmayacağı" gerekçesi ile HAZİNE’nin davasının reddine karar verilmiş ise de delillerin takdirinde hataya düşülmüştür.
1- Dava konusu toplam yüzölçümü 244.265,44 m2 olan parsellerin tümüne herhangi bir tapu ve vergi kaydı uygulamadan belgesiz zilyetlikten bir kısım kişilerin zilyetliğinde olduğu ve onların da 1950-1953 yıllarında davalı vakfa bağışladığı belirtilerek davalı vakıf adına tespit tutanakları düzenlenmiştir. Davacı Hazine tarafından davalı Vakıf yararına 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığı iddiasıyla dava açıldığı, çekişmeli parsellerin orta bölümünde bulunan manastır ve müştemilatı, cinsli 101 ada 478 sayılı parsele Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.12.1964 gün 1964/114-167 sayılı kesinleşmiş kararı ile oluşturulan Temmuz 1965 tarih 15, 17, 18 ve 19 numaralı tapu kayıtları revizyon gösterilerek 164471,25 m2 yüzölçümü ile davalı vakıf adına yapılan tespitinin 30.01.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
2- S. Vakfı tarafından 10.01.1961 tarihinde, kilise binaları ile 21 parça tarlanın vakıf adına tescili istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığı ve yapılan yargılama sonucu verilen 11/12/1964 gün ve 1964/114-167 sayılı kararının içeriğinden, vakıf tarafından tescil davasına konu taşınmazlardan 17 parça taşınmaz hakkındaki davadan vazgeçildiği ve sadece 5 parça taşınmazın davasının görüldüğü ve bunların da kilise binası ve müştemilatı ile etrafındaki 4 parça metruk bağ, bahçe ve tarla olduğu ve mahkemece de bu 5 parça taşınmaz hakkındaki davayı kabul ederek, fen bilirkişi Oral tarafından düzenlenen, manastır binası ve müştemilatını kenar uzunlukları ile gösterir sadece bina salon ve avluya ait olan ve fotogometri yöntemiyle düzenlenen haritada da 478 parsel üzerinde açıkça görülmekte olan;
a- Doğusu manastıra ait tarla, batısı manastıra ait bahçe, kuzeyi manastıra ait bahçe, güneyi yol ile çevrili kilise binası.
b- Doğusu kıraç, batısı hususi yol ve müteakiben kıraç, kuzeyi yol ve müteakiben 150 metre sonra ve şimalde kilise bahçesi duvarı ve kilise, güneyi kıraç müteakiben 250 metre sonra dere ile çevrili 11400 m2 yüzölçümlü susuz tarla.
c- Doğusu yol ve müteakiben deyirömer kilise bahçe ve duvar, batısı kıraç, kuzeyi yol, güneyi yol ile çevrili 14484 m2 yüzölçümlü susuz tarla.
d- Doğusu kıraç, batısı narlık ve müteakiben yol, kuzeyi kıraç, güneyi kilise binası ve yol ile çevrili 23.000 m2 yüzölçümlü susuz tarla
e- Doğusu hırba habis ve yol ve batısı kıraç, kuzeyi diyari killike kıracı, güneyi guharra habis kıracı ile çevrili 9216 m2 yüzölçümlü susuz tarlanın davalı vakıf adına tesciline karar verildiği ve bu kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine vakıf adına Temmuz 1967 tarih 15, 16, 17, 18 ve 19 numaralarda tescil edildiği ve bu 5 adet tapudan kilise binası hariç diğer 4 adet tapu kaydının toplam yüzölçümünün 60.100 m2 olduğu halde, Temmuz 1965 tarih 16 numaralı 11400 m2 yüzölçümlü tapu hariç diğer Temmuz 1965 tarih15, 17, 18 ve 19 numaralı kayıtların toplam yüzölçümünün 48700 m2 olduğu ve sınırlarının kıraç okuması ve zeminde orman sınırının bulunması nedeniyle değişir sınırlı olduğu ve tapuların dayanağı kenar uzunluklarının krokilerinde yazılı bulunduğu halde, 3402 Sayılı Yasanın 20/A madde hükmüne göre krokileri yerine uygulanıp kapsamları belirlenmeden 164.471, 25 m2 yüzölçümlü 478 numaralı parsele uyduğu kabul edilerek bu parselin vakıf adına tespit ve tescili yapıldığı ve 1965 tarihli eski tapu kayıtlarının yüzölçümünden 100.000 m2 fazla yerin 478 numaralı parselde davalı Vakıf adına tespit ve tescilinin yapıldığı ve Hazine tarafından 478 numaralı parselin tespitine itiraz edilmediği ve dava açılmadığı anlaşılmıştır.
3- Dosyadaki tespit tutanaklarına göre davalı vakıf adına aynı köyde 101 ada 9, 22, 271, 278, 279, 460, 487, 489, 491, 492 numaralı toplam yüzölçümü 127158 m2 olan 10 parça taşınmazın belgesiz zilyetlik nedeniyle tespit edildiği ve tutanaklarının kesinleşmesi ile tapuya tescillerinin yapıldığı, 3402 Sayılı Yasanın 14. Maddesi özel ve tüzel kişi ayırımı yapmadan bir çalışma alanında susuz toprakta en fazla 100.000 m2 taşınmazın tespit ve tescili yapılması gerekirken bu 10 parça taşınmazın hiç birisine eski herhangi belge uygulanmayarak yasa hükmünün ihlal edildiği, davalı vakıf adına tespit ve tescil edilen 267 numaralı parsele 11.400 m2 yüzölçümlü Temmuz 1965 tarih 16 numaralı tapu kaydının uygulandığı, 267 numaralı parselin yüzölçümünün ise 49302 m2 olduğu ,tespit dayanağı tapu kaydı 478 numaralı parsel üzerindeki kilise binasına sınır olduğu halde, 267 sayılı parselin kilise binasının uzağında olduğu ve Hazine tarafından itiraz edilmediği görülmüştür.
4- 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesine göre “tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan bir veya birden fazla taşınmaz, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunanlar, belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir” Yasanın bu hükmünde belgesiz zilyetliğe dayalı olarak aynı çalışma alanında bir kişi adına tespit ve tescil edilecek taşınmaz miktarı sulu toprakta 40, susuz toprakta 100 dönüm olduğu, bu kısıtlamada özel ve tüzel kişi yada vakıf tüzelkişiliği ayrımı yapılmadığı gibi aynı Yasanın 33. maddesi 14. maddesinin kadastro uygulaması yapılmayan yerlerde genel hüküm olarak uygulanacağını öngördüğü anlaşılmaktadır.
Davalı Vakıf bağış yoluyla devraldığını iddia ettiği taşınmazlar yönünden, bağışlayan kişiler yada miras bırakanları adına 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde belirtilen herhangi bir belgenin bulunduğunu iddia etmemiş ve böyle bir belgede ibraz etmediği gibi, Vakfıların kullandığı ve malik olduğu taşınmazların Türkiye genelinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne 1936 yılında beyannamesi verildiği halde, davalı Vakıflar tarafından taşınmazlar hakkında hiçbir beyanname ibraz edilmemiş, ibraz edilenlerinde dava konusu taşınmazlarla ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.
Şu hale göre, davalı vakıf adına belgesiz zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen toplam 127.158 m2 yüzölçümlü 10 parça taşınmaz, keza 478 numaralı parseldeki 100.000 m2 fazlalık, keza 49302 m2 yüzölçümlü 267 numaralı parsel göz önünde bulundurulduğunda, 478 numaralı parsele uygulanan Temmuz 1965 tarih 17, 18 ve 19 numaralı tapu kayıtlarının sınırını çekişmeli parsellerin bulunduğu yönünü KIRAÇ olarak sınır okuduğundan ve dava konusu parsellerin etrafının da Anayasa'nın 169 ve Kadastro Yasasının 17 ve 18. Maddeleri gereğince zilyetlikle kazanılamayacak 101 ada 1 numaralı orman parseli ile çevrili bulunduğu, davalı Vakıf 1964 yılında 21 adet taşınmaz hakkında açtığı davada 16 adedinden vazgeçtiği ve davalı vakıf bir taraftan taşınmazları 1950-1953 yıllarında üçüncü kişilerden devraldığını iddia ettiği halde bu konuda herhangi bir yazılı belge vermediği gibi, 10.01.1961 tarihinde dava konusu taşınmazların bitişiğindeki 478 sayılı parsel hakkında tescil davası açtığı ve dava konusu taşınmazları kıraç (sürülmeyen-ekilmeyen, Hazineye ait yer) olarak sınır gösterdiğine göre 1961 yılında dahi bu yerlerin zilyeti olmadığının açık kanıtı olduğu, şayet 1961 yılında dava konusu taşınmazlar Vakfa ait olsa idi, bu yerleri de dava konusu etmesi gerektiği, zilyet olduğu halde o tarihte bu taşınmazları dava konusu etmemiş olmasının hayatın olağan akışına ve yaşam kurallarına uygun olamayacağı dahi göz önünde bulundurulduğunda çekişmeli parsellerin 3402 Sayılı Yasanın 14. madde hükmüne göre davalı vakıf adına tescil edilme olanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davacı Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır....”)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı Hazine vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Davacı Hazine vekili, M. ilçesi G. Köyü’nde bulunan davalı Vakıf adına kadastro sırasında tespit edilen 101 ada 428,429,430,431, 477,479, 480,481, 482,483,484 ve 485 parsel sayılı taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında özel mülkiyete konu olmayan taşlık,kayalık tarıma elverişsiz kıraç arazi vasfında taşınmazlar olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Davalı Vakıf vekili, çekişmeli taşınmazların 1936 yılında vakıf yönetimi tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bildirildiğini, Arazi Tahrir Kanunu hükümlerine göre 1937’den beri vergilerinin ödendiğini, taşınmazların Kadastro Yasası'nın 14. maddedeki sınırlamanın dışında kaldığını bildirerek,davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı Vakfın Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğünden önce Süryaniler tarafından kurulan tüzel kişiliğe sahip bir vakıf olduğu , Vakıflar Yasası’nın 44. maddesi mucibince 22 adet taşınmazı 1935 yılında vakfiyesi yerine geçmek üzere beyanname ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bildirdiği ve bu taşınmazlar arasında dava konusu edilen 12 adet taşınmazın da bulunduğu ve davalının anılan taşınmazları yasa gereği iktisap ettiği, dava konusu taşınmazların vergilerini davalı Manastır Vakfı’nın 1937 yılından bu yana ödediği, dava konusu taşınmazlara tarım arazisi vasfı ile kadimden beri malik sıfatıyla nizasız fasılasız zilyet olduğu, dava konusu taşınmazların Hazineyle, merayla, ormanla, üçüncü kişilerle kaçak ve yitik kişilerle bir ilgisinin bulunmadığı, dava konusu taşınmazların ormandan kıraçtan Hazine’den kazanılma yerler olmadığı, davalı Manastırın kuruluş tarihinin ise M.S.397 olduğu davalının Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verdiği 17/07/1935 tarihli beyanname, davalının 1937 tarihli dava konusu taşınmazların vergisini ödediğini gösteren vergi kayıtları gözönünde bulundurularak,davanın reddine, taşınmazların tespit gibi davalı Vakıf adına tesciline karar verilmiştir.
Davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece karar,yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.Hükmü temyize davacı Hazine vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, çekişme konusu taşınmazların davalı Vakıf adına edinim koşullarının oluşup oluşmadığı;buna göre davacı Hazinenin davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 101 inci maddesinde tanımlandığı gibi,vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere vakıflar, sosyal ve siyasal yaşam içinde bir sivil toplum örgütü olarak öngörülmüştür.
Cemaat Vakıfları ise,tümü padişah fermanı(buyruğu) ile diğer bir deyişle emri mahsusa ile kurulmuş olup,vakfiyeleri bulunmamaktadır.Bu fermanlar genel bir içerik taşımamış belli ve muayyen yer ya da yerlere hasredilmiştir.Söz konusu irade cemaatlerin kuruluş zamanı itibariyle dini ve hayri işlevlerini özgürce yerine getirmelerine olanak tanıma şeklinde anlaşılmıştır.Esasen Osmanlı Hukukunda şirket ve derneklere önceleri tüzelkişilik tanınmamış,18 Ramazan 1286(1879) tarihinde şirketlere tüzelkişilik tanınmış;16 Şubat 1328(1912) Tarihli Eşhası Hükmiyenin Gayrimenkullere Tasarrufuna Mahsus Kanunu'nun geçici fıkrasında ; “ Osmanlı Cemaati ve Müessesatı Hayriyesi tarafından şimdiye kadar nam-ı müstear ile ...tasarruf olunagelen gayrimenkullerin bu kanunun neşir ve ilamından itibaren 6 ay zarfında müracaatları halinde müesseseler namına kaydının tashih olunacağı...” hükmü kabul edilmiştir.13.6.1935 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın kabul edilmesiyle mülhak vakıf olarak, ayrı birer tüzelkişilik kazanmıştır (2762 s.yasa 6.madde). 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 1.maddesine istinaden çıkartılan ve 24.1.2003 tarih 25003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri,Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik'in ekindeki listenin 151.sırasında faaliyette bulunan cemaat vakıfları arasında davalı vakfın tüzelkişiliği olan,mülhak bir cemaat vakfı olduğu tartışmasızdır.
Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesi sonucunda;çekişme konusu 101 ada 428,429,430,431, 477,479, 480,481, 482,483,484 ve 485 parsel sayılı taşınmazların 2008 yılında Güngören Köyü'nde yapılan kadastro çalışmaları sırasında,davalı Vakıf adına senetsiz ve belgesizden tespit edildiği; kadastro tutanağının edinim kısmında taşınmazların dava dışı şahısların 20 yılı aşkın zilyetliği altında iken yaklaşık 1950-1953 yıllarında hayrat olarak davalı S. Vakfına bağışladıkları, o tarihten beri de adı geçen vakıf tarafından,vakfın ihtiyaçlarını gidermek amacıyla malik sıfatıyla kullanıldığı,yapılan inceleme,muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanlarından anlaşıldığı gerekçesi ile davalı Vakıf adına,senetsizden 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi uyarınca toplam 244.265,44 m2 olarak kayıt oluşturulduğu görülmektedir.
Midyat Kadastro Müdürlüğü’nün 21.12.2009 havale tarihli yazılarından ve uygulanamayan kayıtlar başlıklı tutanakta da belirtildiği üzere Güngören Köyü’ne ait 376 adet vergi kaydının mevkii ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen bu kayıtların nerelere ait olduklarını tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı anlaşılmaktadır.
Bunun yanı sıra, davalı Vakıf adına G. Köyü’nde bulunan başkaca toplam 127.163,14 m2 yüzölçümündeki taşınmazlardan; 101 ada 492 nolu parselin tarla vasfı ile 52526,94 m2; 101 ada 491 nolu parselin 38386,07 m2, tarla vasfı ile ;101 ada 489 parselin 11.178,68 m2 ,tarla vasfı ile; 101 ada 9 nolu parselin 12301,66 m2,bağ vasfında,Diyara Beyara mevkiinde kadastro ile 30.1.2009 da ;101 ada 460 nolu parselin; 2373,56 m2 ibadethane vasfı ile senetsizden ;101 ada 487 nolu parselin havuz vasfı ile 753,38 m2,senetsizden ;101 ada 271 nolu parselin 2585,83 m2 tarla vasfı ile 101 ada 277 nolu parselin de tarla vasfı ile senetsizden 5811,84 m2;114 ada 22 nolu parselin ise 1245,18 m2 olarak ibadethane vasfı ile senetsizden,davalı vakıf adına aynı kadastro çalışmaları sonucu tespit ve tescil edildiği tutanak ve çap kayıtlarından tespit edilmektedir.
Davalı Vakıf tarafından 10.1.1961 tarihinde açılan dava sonucunda verilen Midyat Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.1961 Tarih,1961/11 Esas;256 Karar sayılı ilamı incelendiğinde; davacı Midyat Süryani Kadim Cemaati mütevelli heyeti başkanı tarafından, hazineye izafeten mal müdürlüğü ve Keferbi Köyü muhtarlığı aleyhine tescil davası açıldığı, orman idaresinin de davaya müdahil olarak katıldığı;Davacı yanın,dava dilekçesine ekli olduğunu belirttiği listesinde sınırı,mevkisi vs.si yazılı bir adet kilise,kiliseye ait binalar ve 20 parça taşınmazın 500 seneden beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla vakfın zilyetliğinde bulunduğundan bahisle MK 639.md.uyarınca tescilinin istendiği; Mahkemece;davacının cemaati temsil ettiğini ileri sürdüğü,mevzuat dairesinde şahsiyet iktisap etmemiş olan cemaatin iktisap yetkisinin bulunmadığı;kaldı ki,kilisenin ve cemaatin zilyetlikle taşınmaz edinmesine vakıf hükümleri,bizatihi Vakıf fikri ve müessesesinin müsait olmadığı gerekçesi ile tescil talebinin reddine karar verildiği, karara kesinleşme şerhi düşülmediği, dosyasının da SEKA'ya gönderildiği için temin edilemediği belirtilmiştir.
Diğer yandan,davalı Vakıf tarafından 10.1.1961 tarihli dava dilekçesi ile açılan başka bir dava sonucunda da, Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 11.12.1964 tarih,114-167 sayılı ilam ile; davacı S. Kadim Cemaati Mütevelli Heyeti başkanı tarafından davalıları Midyat Mal Müdürlüğü ve Keferbi Köyü hükmi şahsiyetine izafeten Köy Muhtarlığı,müdahil Orman İşletmesi Müdürlüğü olan tescil davasında, mevkii,hudut ve evsafı yazılı kilise ve binaları ve 21 parça susuz tarlanın mülkiyeti Süryani Kadim Cemaati Deyirömer Kilisesi Vakfı'na ait olduğunu ve 500 seneden beri vakıf idaresi tarafından bu gayrimenkullerin nizasız ve fasılasız olarak hüsnüniyetle tasarrufta bulunduğunu,bu nedenle Deyirömer Kilisesi Vakfı adına tesciline karar verilmesini istediği;Müdahil Orman İdaresinin, tescili istenen yerlerin orman olduğu iddiası ile müdahalenin men'ini istediği; Mahkemece; Ziraat Bakanlığı'na yazılan müzekkereye verilen 3.10.1959 tarih ve 5877/1 sayılı cevabi yazıda Deyrömer Kilisesi adına tescili talep olunan 13 parça taşınmazın mahallen yapılan tetkikatında 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca kilise binası ve etrafındaki 50 dekarlık metruk bağ bahçe hariç diğer sahaların tamamen orman sayılan yerlerden olduğu; Ziraat Bakanlığının yazıları gereğince 7.6.1963'te yapılan keşifte tescili talep olunan yerlerin tahkik ve tespitinin yapıldığı,keşifte 5 parça taşınmazın kilise etrafında mevcut metruk bağ ve bahçe ve tarla olduğu,davacının zilyet şahitlerinin beyanları ile tescili talep olunan taşınmazların D. kilisesi mensupları tarafından şahitler kendilerini bildiklerinden beri nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla bağlardan ve bahçelerinden meyvelerini almak tarlaları da ekip biçmek suretiyle tasarruf ettiklerini bildirdiklerini,Vakıflar Genel Müdürlüğünce verilen cevabi 31.5.1963 tarihli yazıda Türkiye’de birçok gayrimüslüm vakıflarının mevcut olduğu,vakfiyeleri olmadığı halde hukuki varlıkları fermanlar ve şeriye ilamları ile tanınmış olduğu,bunların namına zilyet bulundukları taşınmazları TMK 633-639.maddeleri uyarınca talep etmeye hakları olduğunun bildirildiği,kararın 3.sayfasında da “XI- davacı cemaat vekilinin 7.6.1963 tarihli keşifte, keşfi yapılan beş parça taşınmazın haricinde kalan taşınmazların tescillerinden sarfınazar etmiştir.” denilmekte olduğu; keşifte tespit edilen 5 parça taşınmazın 20 yılı aşkın nizasız fasılasız vakıf tarafından tasarruf edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.Dosyaya sadece ilamın fotokopisi sunulmuş olup, dosyasının SEKA’ya gönderildiği bildirildiğinden söz konusu dosya ile içerisindeki belgeler,keşif zaptı vs. incelenememiştir.
Bu şekilde hükmen oluşan üç adet tapu kaydına dayalı olarak tespit edilen 101 ada 478 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 164.471,25 m2, manastır ve müştemilatı vasfında olduğu görülmektedir. 478 nolu parselin tesciline dayanak tapu kayıtlarına bakıldığında; 28.7.1965 tarih,19 nolu tapu kaydının 9216 m2 ; 18 nolu tapu kaydının 23.000 m2; 17 nolu tapunun 14.484 m2;15 nolu tapu kaydının ise kilise binası(6 avlu,8 su kuyusu,fevkani 7 oda,tahtani 10 oda,4 ibadethane salonu müştemil) vasfı ile yüzölçümü belirtilmemiş olarak davalı Vakıf adına tescil edilmiş,ancak ilamın eki olarak çizilen basit krokilerde her bir taşınmazın kenar uzunlukları gösterilmek suretiyle miktarları yazılmıştır.28.7.1965 Tarih 15,17 ve 18 nolu tapu kayıtlarının 15 nolu tapu kaydı (yüzölçümü belirtilmediğinden ) hariç,toplam 60.100 m2 olmasına rağmen 2008 yılında yapılan kadastro sırasında 164.471,25 m2 olarak tescil edilmiştir.
16 nolu tapu kaydı da 11400 m2 miktarlı olmasına rağmen kadastro sırasında 49302,18 m2 olarak Güngören Köyü 267 parsel sayılı taşınmaza revizyon görmüş, davalı Vakıf adına tescil edilmiştir.
Haritasına bakıldığında dava konusu edilen 12 parça taşınmazın ortasında bulunan 478 nolu parseldeki kilise binası ve müştemilatları açıkça görülmektedir.
478 nolu parsele uygulanan tapu kayıtlarının sınırları ise; 15 nolu tapunun “şarkan(doğu) manastıra ait tarla,şimalen(kuzey) ve garben(batı) manastıra ait bahçe,cenuben(Güney) yol ile mahdut olduğu; 17 nolu tapunun;şarkı yol ve müteakiben deyrömer kilisesi bahçe ve duvarı,garben kıraç,şimalen yol,cenuben yol ile çevrili; 18 nolu tapunun şarkı kıraç,garbı narlık ve müteakiben yol,şimalen kıraç,cenuben kilise binası ve yol ile çevrili;19 nolu tapunun ise ,şarkı hırbe habis ve yol,garben kıraç,şimalen diyari killike kıracı,cenuben guhara habisi kıracı ile çevrilidir. Görüldüğü üzere dayanak tapu kayıtlarının sınırlarında “kıraç” bulunduğu;dosyaya davacı Hazine tarafından sunulan ve idari tahkikat sırasında çektirilen bir kısım taşınmazlara ait fotoğraflar incelendiğinde taşlık kayalık vasıfta taşınmazlar olduğu da gözlenmiştir.
Kadastro sırasında yine davalı Vakıf adına tespit ve tescil edilen dava konusu taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların da(101 ada 9,460,487,489,491 ,492,271,277, 278 nolu parseller ile 114 ada 22 nolu parsel) toplam 340.936,57 m2 yüzölçümünde olduğu görülmektedir.
Dava konusu taşınmazlara bitişik olan 101 ada 1 nolu parsel ile 7 nolu parselin ORMAN vasfı ile Hazine adına tespit edildiği,7 nolu parselin tutanağının kesinleştiği, 101 ada 486 ve 488 nolu parsellerin hali arazi vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu tespitlerden sonra açıklanması geren iki husus bulunmaktadır:Bunlardan ilki cemaat vakıflarının zilyetlikle taşınmaz edinip edinemeyeceği meselesidir.
Davalı Vakıf tarafından çekişme konusu taşınmazların vergilerinin 1937 yılından beri ödendiği savunularak dayanılan vergi kayıtları dosyaya konulmuş ve keşifte de uygulatılmıştır. Davalı Vakıf listenin 1'den 22.sırasına kadar olan kayıtların çekişmeli taşınmazlara ait olduğunu iddia etmiştir. Bu kayıtların toplam miktarı 4615 ar'dır. Dosya içerisindeki belgelerden de anlaşıldığı üzere, kadastro yapılan G.Köyü'nde 376 adet vergi kaydının, mevki ve hudutları muhtar ve bilirkişilere defalarca okunmasına rağmen bu kayıtların nerelere ait olduklarını tam ve kesin olarak tespit edemediklerinden kadastro çalışmaları sırasında uygulanamadığı,bu nedenle uygulanamayan kayıtlar listesine alındığı bellidir.
Yapılan keşif sırasında gerek yerel bilirkişiler gerekse dinlenen tanıklar dava konusu taşınmazlardan 477 nolu parselin vergi kayıtlarının 11.sırasında; 479,480,481,482,483,484 ve 485 nolu parsellerin 9.sırasında ve 428,429,430,431 nolu parsellerin de 2.sırasında yer aldığını bildirmişlerdir.Ne var ki,aynı yerel bilirkişi(A.Demir) kadastro sırasında bu vergi kayıtlarını uygulayamamıştır.Zaten eldeki davada yapılan keşif sırasında da vergi kayıtlarının sınırları,mevkii tek tek okunarak,her bir sınır belirlenmek suretiyle yerel bilirkişi ve tanıklara uygulatılmış ve sınırlar saptanmış değildir.Tanık ve yerel bilirkişi beyanları soyut kalmıştır.
Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 maddesi (Mülga 743 sayılı TKM madde 639/1) ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddelerinde kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz mal edinme koşulları düzenlenmiş olup, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edileceği anılan maddelerde düzenlenmiştir.
Vakıflar, belli bir amaca özgülenen ve o amacın gerçekleşmesi için yeterli mal topluluklarıdır.3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-c ve 14.maddelerinde kazandırıcı zamanaşımı ile edinme için temel koşul “malik” sıfatıyla zilyetliktir.Zilyetlikle mal edinme başkasına ait bir taşınmazın belli bir zaman dilimi içerisinde eylemli olarak malik olma niyetiyle ele geçirilmesi işlemidir.Taşınmazın Devlete(md.14) veya özel kişilere(md.13/B.c) ait olması sonuca etkili değildir.Zilyetlikle kazanmada zilyedin iyi niyetli olması da gerekmemektedir.Başkasına ait olan bir malın ele geçirilerek bu şekilde kullanılması vakfın amacı ve vakıf fikri ile bağdaşmaz. Yöneticilerin de vakfa ait olmayan bir taşınmazı vakıf adına kullanmaları vakfa malik sıfatıyla zilyetlik ve kazanma sağlamaz. Yöneticiler vakfedilen malları yönetmekle yükümlü olup, onlar tarafından vakfeden kişi veya kişilerin gerçek arzularına aykırı şekilde işlem yapılması,bundan vakıf yararına sonuç çıkarılması vakıf düşüncesi ve ilkesi ile çelişir. Yürürlükteki mevzuatta cemaat vakıflarının zilyetlikle mal edinebileceklerine ilişkin açık ve kapalı bir hüküm olmadığı gibi, vakfiyelerinde de bu konuda bir düzenleme bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle cemaat vakıflarının 1936 beyannamelerinde belirtilen ve ayrıca vasiyet,bağış,satın alma yolu ile elde edilen taşınmazlar dışında yukarıda değinilen yasal düzenlemeler gereğince zilyetlikle taşınmaz edinmesi olanaklı değildir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 8.5.2002 Tarih,2002/16-159 Esas;2002/355 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtilmiştir.
Bunun yanı sıra cemaat vakıflarının kendilerine ait taşınmazları adlarına tescil ettirme yöntemi ilk olarak mülga 2762 sayılı Vakıflar Yasası’nın 44.maddesi ve Geçici 1-A maddesinde düzenlenmiştir.
2762 sayılı kanun'un 44.maddesine göre;kanunun neşri tarihinden en az on beş yıl evvelinden beri vakıf olarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları icar kontratları ve eşhası hükmiyenin gayrimenkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat 1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerin hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretle vakıf kütüğüne kaydolunurlar.Bu kayıt vakıflar idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayrimenkullerin kayıtlarına işaret ve keyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur.İlan tarihinden itibaren iki yıl içinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığı takdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır ve tapuları verilir.
Geçici 1-A maddesinde ise ; “Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat menbalarını ve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi selahiyetli merciin intihap veya kararına müsteniden ve hangi tarihtenberi yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar....D-Beyannameler muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya taamüllerin bu kanunun neşrinden evvel mevcut ve mer'i bulunması şarttır.” hükümlerini içermektedir.
Gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü uygulamasına göre, gerekse Yargıtay içtihatlarında cemaat vakıflarının vakfiyeleri olmadığından,bunların verdiği 1936 beyannameleri vakfiye olarak (yani vakfiye yerine geçen belge) kabul edilmekte ve 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen miras sebebiyle istihkak davasının hukuki niteliğine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi gerçeği yansıtmamaktadır?
A) Dava, mirasçının tereke malları üzerindeki ayni hakkına dayanır ve bu hakkın korunmasını amaçlar.
B) Bu dava ile davacı, tereke malının kendisine teslimini veya iadesini talep ettiğinden bir eda davası niteliği taşır.
C) Bu dava, murisin sağlığında sahip olduğu ve ölümüyle birlikte külli halefiyet ilkesi gereği mirasçıya intikal eden bir dava hakkıdır.
D) Davanın davalısı, terekeyi veya tereke malını mirasçı sıfatı olmaksızın elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişilerdir.
E) Dava hakkı, kanunda belirtilen iyiniyetli ve kötüniyetli davalılara göre farklılaşan zamanaşımı sürelerine tabidir.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.