Türk Medeni Kanunu 640. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 640- Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.
Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.
Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır.
Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler.
II. Mirasçıların sorumluluğu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
73 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2025/1699 E., 2025/2099 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
rafa süre verilerek paya yönelik mi yoksa tereke adına mı istekte bulunduğunun tam olarak açıklattırılmasının istenmesi, tereke adına istekte bulunduğunu açıklaması halinde, dava dışı mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi, ondan sonra işin esasın
1. Hukuk Dairesi 2025/1699 E. , 2025/2099 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/150 E., 2023/1104 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/17 E., 2021/200 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar ..., ... ve ...'un muris ...’ün kardeşleri, diğer davacıların ise murisin kardeşi ...'in çocukları olduğunu, murisin 16.02.2018 tarihinde altsoy mirasçısı olmadan öldüğünü, eşi ...'ün ise muristen önce öldüğünü, murisin geriye yasal mirasçı olarak kardeşleri ve kardeşlerinin altsoy mirasçılarını bıraktığını, murisin uhdesinde değeri milyon TL olan taşınmazlar yer almakta iken bu taşınmazlardan bir kısmını yasal mirasçılarından mal kaçırmak için iki vasiyetname düzenlediğini, ayrıca davaya konu Adana ili, Pozantı ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 386 ada 4 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı bir şekilde davalı ...'a devrettiğini, murisin 14.06.2013 tarihinde 260.000,00 TL bedelle satın aldığı dava konusu taşınmazı edindiği tarihten 3 ay gibi kısa bir süre sonra ... 9. Noterliğince düzenlenen 13.09.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı vasiyetname ile dava dışı kardeşi ...'a bıraktığını, vasiyetnameye rağmen daha sonra 18.12.2014 tarihinde 8.000,00 TL bedelle dava konusu taşınmazı davalı ...'a satış yoluyla muvazaalı olarak devrettiğini, davalı ...'un dava dışı ...'ın gelininin abisi olduğunu, her ne kadar dava konusu taşınmaz ...’a satış gösterilmiş ise de murisin yayladaki dava konusu taşınmaza her yaz gitmeye devam ettiğini, iptali gereken vasiyetname ve muvazaalı şekilde satış yaparak davacılardan sağlığında malını kaçırdığını ve muvazaalı şekilde işlem yaparak davacıları miras payından mahrum etmeyi amaçladığını ya da buna zorlandığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, ekte sundukları vasiyetnamelerden ve murisin malvarlığı listesinden anlaşılacağı üzere murisin mamelekinde yer alan değerli olan taşınmazları diğer mirasçılardan kaçırmak amacıyla muvazaalı işlem yaptığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasçı davacılar adına payları oranında tesciline, mirasçılara iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 23.11.2020 tarihli beyan dilekçesinde terekeye iade isteminde bulunduklarını belirtmiştir.
Davacılardan ...'un aşamada 28.01.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ..., kardeşleri ..., ..., ..., ..., ...'un kaldığı, mirasçı ...'un müteveffa davacı vekiline vekalet vermek suretiyle davayı sürdürdüğü, diğer mirasçıların zaten davacı olarak ekli olduğu anlaşılmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıların murisi olan ...'ün mirasçısı olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, müvekkilinin üçüncü kişi konumunda olduğunu ve iyi niyetli olarak taşınmazı yatırım amacı ile satın aldığını, taşınmazın satış bedelinin 15.000,00 TL'sini elden, geri kalan kısmı olan 225.000,00 TL'sini de murisin banka hesabına yatırmak sureti ile ödediğini, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında yerleşik Yargıtay kararları gereğince murisin dava konusu taşınmazı sattığı dönemde başka taşınmazları olup olmadığının araştırılması gerektiğini, murisin birçok taşınmazının bulunduğunu, bu itibarla murisin bu kadar taşınmazları varken dava konusu taşınmazı kaçırmasının imkansız olduğunu, tapu harcının fazla çıkmaması için taşınmazın satış bedelinin 8.000,00 TL olarak rayiç bedel üzerinden gösterildiğini, zira muris ...'ün de dava konusu taşınmazı satın alırken satış değerinin 5.000,00 TL olarak gösterildiğini, muris ve kız kardeşi ...'ın dava konusu yayla evini beğenmesi ve müvekkilin de kiraya verebileceğinin kabulü ile taşınmazda kiracısı ... olarak kira sözleşmesi ile kira bedelleri ödenerek oturmaya devam edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2019 tarih ve 2018/74 Esas ve 2019/115 Karar sayılı kararıyla; tapu kayıtları incelendiğinde dava konusu taşınmazın davacıların murisleri tarafından 8.000,00 TL bedel üzerinden 18.12.2014 tarihinde davalı ...'a devredildiği, dava konusu taşınmazın dava tarihi olan 15.05.2018 tarihi itibariyle değerinin 294.569,80 TL olarak tespit edildiği, satış bedeli ile gerçek bedel arasında fahiş bir fark olduğu, davalı vekili söz konusu satış işlemi nedeniyle davacıların murisi ...'ün banka hesabına müvekkili tarafından 18.12.2014 tarihinde 225.000,00 TL'nin yatırıldığını beyan etse dahi, ilgili banka şubesine yazılan müzekkerenin 02.05.2019 havale tarihli cevabından bu hesabın 18.12.2014 tarihinde açılmış olduğu, ayrıca 18.12.2014 tarihinde yatırılan 225.000,00 TL'nin bu işlemden 6 dakika sonra çekilmiş olduğu ve bu Vakıfbank hesabının bir daha kullanılmadığının anlaşıldığı, dinlenilen tanık beyanları ve murisin malvarlığına ilişkin yapılan araştırmalar neticesinde murisin başkaca yerlerde de taşınmazlarının olduğu, varlıklı bir insan olduğu, taşınmazını satmaya ihtiyacı olmadığı neticesine varıldığı, her ne kadar davalı vekili müvekkili ile dava dışı ... arasındaki kira sözleşmesini dosyaya sunmak sureti ile dava konusu satışın gerçek bir satış olduğunu kanıtlamaya çalışsa dahi dosya içerisine alınan kira sözleşmesinin şekli itibari ile bir kanıt niteliği taşımayacağı, ayrıca davacı vekilinin dava dışı ... ile ilgili iddialarının davacı tanıkları tarafından doğrulandığı, dava konusu taşınmazın ...'ın kullanımında olmasının satışın gerçek bir satış olmadığı hususunu güçlendirici nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Kaldırma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 16.12.2019 tarihli ve 2019/1186 Esas, 2019/1138 Karar sayılı kararıyla; öncelikle davacı tarafa süre verilerek paya yönelik mi yoksa tereke adına mı istekte bulunduğunun tam olarak açıklattırılmasının istenmesi, tereke adına istekte bulunduğunu açıklaması halinde, dava dışı mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi, ondan sonra işin esasına girilmesi; yok eğer davacının payına yönelik istekte bulunduğunun saptanması halinde ise terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olması nedeniyle paya yönelik isteğin dinlenme olanağı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu şekilde davanın esası hakkında hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
B. Kaldırma Kararı Sonrasında İlk Derece Mahkemesince Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tereke temsilcisi ile davanın görüldüğü ve taraf teşkilinin sağlandığı, dava dilekçesinde davacıların yemin deliline dayandığı, davacılar vekilinin 08.03.2019 tarihli dilekçesinde yemin metni sunularak davalıya yemin teklifinde bulunulduğu, yemin edası için yazılan talimat sonucunda davalı tarafından Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/126 talimat sayılı celsesinde davalının evi 240.000,00 TL bedel ödeyerek satın aldığına dair yemin eda ettiği, yeminin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK 227/2 uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka delile dayanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yerel Mahkemece, yemininin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK'nın 227/2. maddesi uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka delile dayanılamayacağı değerlendirilerek davanın reddine yönelik karar verildiği, dava dilekçesi içeriği ve dosyaya yansıyan beyanlar dikkate alındığında davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, sözleşmenin yanlarından birine teb'an açılan bir davanın söz konusu olmadığı, davacı mirasçılar tarafından tüm mirasçılar adına açılan bir dava olduğu, bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği, tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı, başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisinin sona ereceği ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkının miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçeceği, davacı mirasçılar tarafından tüm mirasçılar adına dava açılması ve Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması nedeniyle mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalktığından mirasçıların hükmü istinaf hakkının olmadığı, bu hakkın tereke temsilcisine ait olduğu, dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosyada davacılar lehine usuli kazanılmış hak söz konusu olduğunu, Mahkemece bu husus yok sayılarak hüküm kurulduğunu, muris muvazaasının delillerle ispatlanmasına rağmen Mahkemenin 2 yıl önce ortadan kaldırma kararı öncesinde verilen ara karardan dönerek yemin deliline dayanmasının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, usuli kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkelerinin ihlal edildiğinin sabit olduğunu, dosya kapsamından muvazaanın varlığı sabit olmasına rağmen, yazılı delillerle zıt düşen sadece yemine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmediğini, muvazaa şartlarının açıkça gerçekleştiğini, murisin maddi anlamda dava konusu taşınmazını satmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, dava dilekçesinde taşınmazların listesinin sunulduğunu bu taşınmazlardan dava konusu ev ile Adana'da bulunan ev ve tarlalarla ilgili ... ve ... çocukları lehine vasiyetname düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini, satışın dava konusu taşınmazın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, bunun yanında ayrıca ... açıldığı belirtilen vadeli hesaptan para çeken adına işlem yapanın ... olduğu, ...'ın da davalı ...'un kız kardeşinin eşi olduğunu, davalı kira sözleşmesi ile yaylanın kiralandığını savunmuşsa da davalının taşınmazı gerçekten kiraya vermediğini ve kira sözleşmesinin yine Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olarak sonradan düzenlendiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; dosyada davacılar lehine usuli kazanılmış hak söz konusu olup Mahkemece bu husus yok sayılarak hüküm kurulduğunu, muris muvazaasının delillerle ispatlanmasına rağmen Mahkemenin 2 yıl önce ortadan kaldırma kararı öncesinde verilen ara karardan dönerek yemin deliline dayanmasının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, usuli kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkelerinin ihlal edildiğinin sabit olduğunu, dosya kapsamından muvazaanın varlığı sabit olmasına rağmen, yazılı delillerle zıt düşen sadece yemine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmediğini, muvazaa şartlarının açıkça gerçekleştiğini, murisin maddi anlamda dava konusu taşınmazını satmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, dava dilekçesinde taşınmazların listesinin sunulduğunu bu taşınmazlardan dava konusu ev ile Adana'da bulunan ev ve tarlalarla ilgili ... ve ...'ın çocukları lehine vasiyetname düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini, satışın dava konusu taşınmazın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, bunun yanında ayrıca ... açıldığı belirtilen vadeli hesaptan para çeken adına işlem yapanın ... olduğunu, ...'ın da davalı ...'un kız kardeşinin eşi olduğunu, davalı kira sözleşmesi ile yaylanın kiralandığını savunmuşsa da davalının taşınmazı gerçekten kiraya vermediğini ve kira sözleşmesinin yine Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olarak sonradan düzenlendiğini, murisin milyonluk nakdi ve gayri nakdi malvarlığının bulunduğunu, bu hususun tanık beyanları ve yazılı belgelerle ispatlandığını, murisin dava konusu taşınmazı satmasının davacı mirasçılardan mal kaçırmak dışında hiçbir gerekçesinin olmadığını, murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini, muvazaalı olarak sattığı taşınmazın, uhdesinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B . Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelere göre; muris ...'ün 16.02.2018 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kardeşleri ..., ..., ..., dava dışı kardeşi ..., ölü kardeşi ...'un çocukları davacılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un kaldığı, ...'un yargılama sırasında 28.01.2019 tarihinde öldüğü ve mirasçısı ...'un davayı sürdürdüğü anlaşılmıştır.
Muris ...'ün terekesini eldeki davada temsil etmesi için Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.05.2021 tarihli ve 2020/65 Tereke ve 2021/40 Karar sayılı kararı ile ... tereke temsilcisi olarak atandığı, kararın 28.06.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği tartışmasızdır. Tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalkmaktadır. Başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisi sona erer ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkı miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçer.
Somut olayda, Mahkemece verilen karara karşı tereke temsilcisi haricinde davacılar vekili tarafından da temyiz talebinde bulunulmuştur. Ne var ki; davacıların davada takip yetkisi kalmadığından karara karşı temyiz talebinde bulunma hakları da bulunmamaktadır. Bu durumda, davacıların temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekir.
Tereke temsilcisinin temyiz itirazlarına gelince;
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması HMK'nın 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup tereke temsilcisi tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
2. Tereke temsilcisinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 345,55 TL bakiye onama harcının terekeden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2023/4247 E., 2024/1571 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 640 ıncı ve 705 inci maddeleri,
1. Hukuk Dairesi 2023/4247 E. , 2024/1571 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1858 E., 2023/954 K.
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul, Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/239 E., 2021/233 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar dava dilekçelerinde, mirasbırakanları ... adına kayıtlı 472 ada 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazların Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/409 Esas, 476 ada 17, 18 ve 19 (yeni 835 ada 1576, 1577 ve 1578) parsel sayılı taşınmazların Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/535 Esas sayılı davaları ile Bezmi Alem Valide Sultan Vakfı adına tescil edildiğini, 148 ada 31 parsel sayılı taşınmazın ise Bakırköy 3. Asliye hukuk Mahkemesinin 2000/191 Esas sayılı kararı ile önce Hazine adına tescil edildiğini, sonrasında Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/190 Esas sayılı kararı ile Bezmi Alem Valide Sultan Vakfı adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde, kayıt maliki ile irsi ilişkileri ispat edilmeden eldeki davanın açılamayacağını, davacıların mütekabiliyet esası gereğince taşınmaz edinip edinemeyeceğinin tespit edilmesi ve hasımlı veraset ilamı alınması gerektiğini, taşınmazların Mahkeme kararı ile vakıf adına tescil edildiğini, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, tescil talep etme hakkının zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazların maliki ...'in mirasçıları olmasına rağmen taşınmazların haksız ve hukuka aykırı olacak şekilde vakıf adına tescil edildiği, İstanbul 9.Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 2014/738 Esas, 2016/407 Karar sayılı veraset ilamı uyarınca ve tapu kayıtlarında da anlaşıldığı üzere taşınmazların davacılara mirasbırakanlarından intikal ettiği, davacı ... Mihalidi’nin dava konusu taşınmazlar yönünden mirasçı olmadığı gerekçesiyle davanın davacı ... yönünden reddine, diğer davacılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı istinaf dilekçesinde özetle; redde ilişkin kısım yönünden lehlerine yargılama giderlerine hükmedilmediğini, MÖHUK gereğince davacıların teminat yatırmaları gerektiğini, idare mahkemesinin görevli olduğunu, zamanaşımının geçtiğini, yetersiz bilirkişi raporu ve eksik araştırma ile karar verildiğini, bilirkişilerin vakıf konusunda uzman olmadıklarını, dosyada yer alan veraset ilamlarında ...'un baba adının ... olduğunu, kayıt maliki olan ...'un baba adının ise doktor ... olduğunu, isim benzerliğininden istifade edildiğini, davacılardan ... hariç diğerlerinin vatandaşlıktan çıktığı için pay alamayacaklarını, yasal hasım oldukları için yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin kendilerine yüklenilmemesi gerektiğini, yüklenecekse bile maktu olması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemişlerdir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu taşınmazların kayıt maliki ile davacıların mirasbırakını ... oğlu ... arasındaki veraset ilişkisinin davalı idarenin taraf olduğu hasımlı veraset ilamı ile belirlendiği, dolayısıyla davacılar ..., ... ve ...'nin mutasarrıfın mirasçıları olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı istinaf dilekçesindeki gerekçelerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, yolsuz tescil hukuki sebebine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescili, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 640 ıncı ve 705 inci maddeleri,
3. Değerlendirme
1.Dosya içeriğinden, davacıların mirasbırakanı olan ...'in İstanbul 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 2014/738 Esas, 2016/407 Karar sayılı kararı ile; mirasın menkullerde 96 pay kabul edilerek; 33 payın eşi ...'nun ve ölü kardeşi ...'nin eşi ...'nin mirasçısı Hazine’ye, 42 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu . ...'nin kızı ve ölü kızı ...'in manevi kızı ...'e, 7 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu ...’nin oğlu ...’ye, 7 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu ...’nin oğlu ...’ye, 7 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu ...’nin oğlu ...’ye, gayrımenkullerde 64 pay kabul edilerek; 22 payın eşi ...'nun ve ölü kardeşi ...'nin eşi ...'nin mirasçısı Hazine’ye, 28 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu ...'nin kızı ve ölü kızı ...'in manevi kızı ...'e, 7 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu ...’nin oğlu ...i’ye, 7 payın ana baba bir kardeşi ...'nin ölü oğlu ...’nin oğlu ...’ye kaldığı, eldeki davanın mirasbırakan ...'in tüm mirasçılar tarafından açılmadığı gibi terekeye iade istemli olarak da açılmadığı görülmüştür.
Terekeye karşı yapılan mülkiyetten kaynaklanan haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası ve el atmanın önlenmesi gibi davaların dışında ehliyetsizlik, yolsuz tescil, vekalet görevinin kötüye kullanılması vs gibi davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca, mirasçılardan bir tanesinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçıların davada muvafakatlerinin sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve yürütülmesi gerekeceği (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 640 ncı maddesi) tartışmasızdır. Mirasçı olmayan kişiye karşı ehliyetsizlik, yolsuz tescil, vekalet görevinin kötüye kullanılması vs hukuki nedenlerine dayalı miras payı oranında açılan tapu iptal ve tescil davasının dinlenme olanağının bulunmadığı, tereke adına dava açılmadığına göre terekeye temsilci tayin edilerek yargılamaya devam edilmesinin de pay oranında açılan davanın dinlenmesini mümkün hale getirmeyeceği de açıktır.
2. Somut olayda, mirasbırakan ...'in dava dışı mirasçısı olmasına rağmen yolsuz tescil hukuki nedenine dayalı olarak üçüncü kişiye karşı pay oranında açılan eldeki davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
3. Hal böyle olunca, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalının temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek halinde peşin harcın yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/5539 E., 2024/135 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi, 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı TMK’nın 6 ncı, 559 uncu, 640 ıncı, 701 inci ve 702 nci maddeleri.
1. Hukuk Dairesi 2022/5539 E. , 2024/135 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/68 E., 2021/17 K.
DAVALILAR : Hazine vekili Avukat ..., ...Köyü Tüzel Kişiliği
DAHİLİ DAVALILAR : ..., ..., ..., ..., ... vekilleri Avukat ...
DAVA TARİHİ : ...
HÜKÜM : Kabul
Taraflar arasında görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; kadastro çalışmaları sırasında ... ilçesi, ...köyü çalışma alanında 358 parsel sayılı taşınmaz içerisinde tespit edilen ve ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas-1065 Karar sayılı hükmü ile tespit harici bırakılan yaklaşık 3.900 m2 yüz ölçümdeki taşınmazın kendisine ait olduğunu, mirasbırakan babasının sağlığında haricen taksim yaptığını ve dava konusu yerin kendisine bırakıldığını, 100 yıllık süreden beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla eklemeli zilyet olduğunu ileri sürerek dava konusu yerin adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 23.11.2009 tarihli keşif sırasında, taksim ile ilgili bir belge olup olmadığının ibrazı hususunda, belge söz konusu olmadığı durumda mirasbırakanın veraset ilamında yer alan mirasçıların payları oranında tescili ve mirasçıları davaya dahil etmek üzere süre talebinde bulunmuş, bilahare davacı asıl, 18.04.2019 tarihli keşif sırasında, babası vefat ettikten sonra kendisi ve kardeşlerinin dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, kardeşler arasında taksim yapılmadığını beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili; yasal süre içinde dava açılmadığını, davacının iddiasının hukuki dayanağı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Mahkemece; davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı süresi içinde davalı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 14.12.2015 tarihli ve 2015/857 Esas, 2015/15354 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğrafı uygulaması yapılarak imar-ihyanın ne zaman tamamlandığı ve taşınmazın ne zamandan beri tarım arazisi olarak kullanıldığının belirlenmemiş olması nedeniyle yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli bulunmadığından bahisle yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi, 3 ziraat mühendisinden oluşan zirai bilirkişi kurulu katılımı ile oluşacak bilirkişi heyeti aracılığıyla keşif yapılması, imar-ihyaya ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının ve bu tarih ile dava tarihi arasında davacı tarafından ekonomik amaca uygun zilyetlikle kazanım şartlarının oluşup oluşmadığının araştırılması, iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
3. Mahkemenin 28.01.2021 tarihli ve 2016/68 Esas, 2021/17 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, dava konusu yerin imar ve ihyasının 1983 yılında tamamlandığı, zilyetliğin 20 yıldan çok daha fazladır devam ettiği, kanunda belirtilen şartların gerçekleşmiş olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın reddi gerektiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; kadastro tespiti sırasında tescil harici bırakılan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 713/1 inci maddesi; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi, 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı TMK’nın 6 ncı, 559 uncu, 640 ıncı, 701 inci ve 702 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; 1984 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonucu 358 parsel sayılı taşınmazın davacı ve müşterekleri adına tespit ve tescil edildiği, Hazine tarafından ... Tapulama Mahkemesinde davacı ve müşterekleri aleyhine 358 parsel sayılı taşınmazın taşlık, kayalık yerlerden olduğu iddiası ile dava açıldığı, yargılama neticesinde ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas, 1986/1065 Karar sayılı kararı ile 358 parsel sayılı taşınmazın dava konusu 3.900,00 metrekarelik kısmının taşlık, tepe ve bayır olduğu gerekçesi ile ana taşınmazdan ifraz edilerek tescil harici bırakıldığı, kararın 07.05.1987 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas, 1065 Karar sayılı davanın kesinleşme tarihi ile açılan tescil davası arasında zilyetlikle kazanım için gerekli 20 yıllık sürenin bulunduğu açıktır. Davacı ..., ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas, 1986/1065 Karar sayılı hükmü ile tespit harici bırakılan kısım hakkında irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği iddiası ile dava açmıştır.
2. Bilindiği üzere; TMK’nın 599 uncu maddesi hükmü uyarınca miras, mirasbırakanın ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde bu tarih itibarı ile hak sahibi olurlar. Mezkûr Kanun’un 640 ıncı maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyeti ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. TMK'nın 701 inci maddesinin 2 nci fıkrası hükmüne göre, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Bir başka ifadeyle, tereke üzerindeki hak sahipliği ortaklardan tek başına hiçbirine ait olmayıp hak sahibi olan ortaklıktır. Bu yasal düzenlemelere göre miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan terekedeki paylar ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece mirasçıların terekeye giren mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde somut ve bağımsız payları mevcut değildir.
3. Mirasbırakanın mülkiyet hakkına dayanılan ve terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğindeki davalar dışında terekeye karşı üçüncü kişi konumundaki kişiler aleyhine açılacak ve malvarlığının terekeye döndürülmesi istemini içeren davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca mirasçılardan birisinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçıların muvafakatlarının sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve davanın yürütülmesi gerekeceği tartışmasızdır.
4. Somut olaya gelince; davacı haricen taksim yapıldığını, çekişme konusu taşınmazın kendisine kaldığını ileri sürerek tescil harici yerin adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada davacı vekili, taksim söz konusu olmadığı durumda mirasbırakan Mustafa Uygur'un mirasçılarının payları oranında tescili ve mirasçıları davaya dahil etmek üzere süre talebinde bulunmuş, davacı asıl ise 18.04.2019 tarihli keşif sırasında, babası vefat ettikten sonra kendisi ve kardeşlerinin dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, kardeşler arasında taksim yapılmadığını beyan etmiştir. Bu durumda, mirasbırakanın terekesinin el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, davacının dava dilekçesinde adına tescil talebinde bulunduğu, terekeye iade istemi bulunmadığı, dava miras ortaklığı adına açılmadığından diğer mirasçıların davaya dahil edilmeleri veya muvafakatlerinin alınması suretiyle TMK'nın 640 ıncı maddesinde belirtilen dava koşulunun yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, aktif husumetin sonradan tamamlanabilecek dava şartlarından da olmadığı gözetilerek yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
5. Hal böyle olunca; davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken esas yönünden inceleme yapılmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Hazine temsilcisinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
10.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/4668 E., 2024/1056 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesi.
11. Hukuk Dairesi 2022/4668 E. , 2024/1056 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/212 Esas, 2022/171 Karar
A....
B....
C....
D....
E.... vekili Avukat ...
F.... vekili Avukat ...
G.... vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ :
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/415 E., 2019/304 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı mirasçısı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin müdürler kurulunun 01.02.2015 tarihli kararından kaynaklanan alacağının tahsili için icra takibi başlattığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalının takibe itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 450.000,00 İngiliz sterlini borcuna karşılık davacının takip dayanağı yaptığı şirket karar defterinde davacıya yapılacak olan 36 daire ve 2 dükkandan, 2 dükkan ve müştemilatının verileceğinin kararlaştırıldığını, karar defterinde paranın iade edileceği hakkında herhangi bir kayıt bulunmadığını, davacının taşınmazların kendisine iadesini istemeden 450.000,00 İngiliz sterlini alacağı var gibi takip yapamayacağını, karar defterinde yer ... 450.000,00 İngiliz sterlininin şirkete borç verildiğini davacının ispatlaması gerektiğini, davacının kendisine ve kızına daire tapularının devredildiğini, devredilen tapuların yaklaşık değerinin 6.000.000,00 TL olduğunu müvekkilinin taahhüdünü yerine getirdiğini, müvekkilinin davacıya borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça 01.02.2015 tarihli şirket müdürler kurulu kararı dayanak gösterilerek icra takibi başlatıldığı, icra takibinin dayanağı olan 24.07.2014 tarihli karar metninin dayanak olduğu 01.02.2015 tarihli karar metni üzerinde taraflar arasında bir ihtilafın bulunmadığı, davalının borcun varlığı konusunda kabullerinin bulunduğu, borcun ödeme şeklinin taraflarca imza altına alınmış olan 01.02.2015 tarihli karar metninde net olarak 450.000 İngiliz Sterlini borcuna karşılık şirketin yapılacak olan 36 daire 2 (iki) adet depolu dükkanın iki adet dükkan ve müştemilatının borca karşılık verilmesi olarak ifade edildiği, 24.07.2014 tarihli karar metninden sonra borcun ödenme şekline ilişkin yapılan 01.02.2015 tarihli ikinci sözleşmenin borçlar hukuku anlamında yenileme olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 133 üncü maddesinde ... bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesinin ancak tarafların bu yöndeki açık iradesiyle olacağının düzenlenmiş olduğu, Yargıtay uygulamalarına göre yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesinin yapılmış olması gerektiği, yenilemenin eski borcu sona erdirip onun yerine geçecek ... bir borç doğurduğu, borç ilişkisinin varlığının korunduğu ancak borcun yenilenmiş olduğu, iki borç arasında fark olması gerektiği, tarafların yenileme iradesiyle hareket etmeleri gerektiği, ... bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırma iradesinin ortaya konulması gerektiğinin ifade edildiği, buna göre somut olayda tarafların 24.07.2014 tarihli şirketler müdürü kararından sonra, takibe konu alacak bakımından 01.02.2015 tarihinde ... bir anlaşma yaparak şirketin yapılacak olan 36 daire 2 (iki) adet depolu dükkanın iki adet dükkan ve müştemilatının 450.000,00 ingiliz sterlini borca karşılık şirket ortağı davacı ...'e verilmesini kararlaştırılmış olduğu, icra takibine dayanak yapılan 01.02.2015 tarihli ve 6 numaralı kararında "yapıldığında ibaresi bulunan" şirket müdürler kararı uyarınca bu alacağın para borcu olarak istenemeyeceği, zira taraflar arasındaki borcun yenilenerek para borcu olmaktan çıkarılıp gayrimenkul teslim borcu haline getirildiği, buna rağmen davacı alacaklı tarafından 450.000,00 sterlin para borcu alacağının tahsiline yönelik başlatılmış icra takibinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı değerlendirme içerdiğini, yenilemenin varlığını kabul için öncelikle eski bir borç olması ve ... borcun onun yerine geçeceğinin tarafların açıkça yenileme iradesi ortaya koyması gerektiğini, dava konusu olayda eski borcun sonlandırılması ve yerine ... bir borç ilişkisi kurulması amaç ve kastının bulunmadığını, borcun temelde para borcu olduğunu, 01.02.2015 tarihli kararda garanti amacı güdülerek asıl borç ilişkisi ile bire bir bağlantılı olarak gayrimenkul devri taahhüdünün alındığını, ortada eski borcu sonlandırmak, ... ve bağımsız bir borç oluşturmak iradesinin bulunmadığını, tamamen para borcuna teminat olmak ve asıl borcu garanti etmek amacına yönelik olarak gayri menkul devir taahhüdü yer aldığını, müvekkilinin seçim hak ve yetkisi bulunduğunu, seçim hakkını kullanan müvekkilinin para alacağının tahsili için icra takibi başlattığını, şirket kararı üzerinden ... yıllar geçtiğini, buna rağmen şirketin inşaat yapmadığını, sadece garanti niteliğinde olan, asıl borç olan para borcuyla sıkı bir bağlantısı bulunan gayrimenkul alacağının da muaccel olmadığından bahsetmenin imkânsız olduğunu, icra takibinde ödeme emri davalıya tebliğ edilmekle asıl borç için borçlunun temerrütünün gerçekleştiğini, karardaki yapılacak olan yapı ibaresinin yıllar sonra yapılsa bile söz konusu para borcuna karşılık gelebileceğinin kastedildiğini, davalının takibe itirazında dayanak karar ve altındaki imzaya itiraz etmediğini, bu belgenin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 68 ... maddesindeki belgelerden olduğunu, müvekkilinin yeğeni olan davalı şirket temsilcisinin talebi üzerine davalıya destek olmak adına şirket ortağı olduğunu, davalı şirketin tüm harcamalarının müvekkili tarafından karşılandığını belirterek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu icra takip dayanağı 01.02.2015 tarihli davalı şirket müdürler kurulu kararıyla 24.07.2014 tarihli yönetim kurulu kararında yer ... nakit borcun yenilendiği, kararda gayri menkul devir borcuna ilişkin herhangi bir vade bulunmadığı, davacının takip tarihi itibarıyla gayri menkul devir borcu yönünden temerrüte düşürülmediği, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı mirasçısı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı mirasçısı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; 01.02.2015 tarihli sözleşmenin 01.07.2014 tarihli sözleşme koşulunu ortadan kaldıran yani 6098 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi anlamında borcu yenileyen bir sözleşme değil tam tersine 01.07.2014 tarihli sözleşmenin devamı niteliğinde ona ek yükümlülük getiren bir sözleşme olduğunu, bu kapsamda davalının 2014 tarihli sözleşme kapsamında sorumlu olduğunu, dava konusu belgenin imzası ikrar edilmiş belge olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu anlamında kesin delil teşkil ettiğini, kesin delile rağmen sonraki tarihli sözleşmenin bu kesin delili yok eden ... bir sözleşme yarattığına dair hem yerel mahkeme hem de istinaf dairesinin görüşünün hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 01.02.2015 tarihli davalı şirket müdürler kurulu kararında yer ... alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrası.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesi.
3. Değerlendirme
6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince taraf ehliyeti dava şartlarından olup, bu koşulun dava açıldığı esnada bulunması zorunlu olduğu gibi, yargılama esnasında da bulunması zorunludur. Somut uyuşmazlıkta davacı ... İlk Derece Mahkemesi kararından sonra Bölge Adliye Mahkemesindeki yargılama sırasında vefat etmiştir. Yargılama sırasında davacının vefat etmesi halinde mirasçılardan vekâletname ibraz edilmesi veya mirasçıların davaya muvafakatlarının sağlanması suretiyle taraf teşkili sağlanması mümkün olduğu gibi, 4721 sayılı Kanun'un 640 ncı maddesi gereğince terekeye mümessil tayin ettirilerek davanın mümessil huzuru ile görülmesinin sağlanması suretiyle de taraf teşkili mümkündür.
Davacı vekili sadece mirasçılardan ..., ... ve ... tarafından verilmiş vekâletname ibraz etmiş, diğer mirasçıların vekâletini dosyaya sunmamıştır.
Bu durumda müteveffa davacı ...'in diğer mirasçılarının da vekâletnamesinin sunulması ya da mirasçıların davaya muvafakatları sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmayacağından kararın bozulması gerekmiştir
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2. Bozma sebebine göre davacı mirasçısı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2024/2776 E., 2024/4654 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 640, 701 ve 702. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114, 115, 334 ila 340.
1. Hukuk Dairesi 2024/2776 E. , 2024/4654 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/561 E., 2015/1013 K.
HÜKÜM : Ret
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil istekli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, süresinde davacı ... tarafından adli yardım istekli ve davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2016/13862 Esas, 2020/647 Karar sayılı geri çevrime kararı ile davacı ...’nin adli yardım isteğinin kabul edildiği gözetilerek süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı ...’nin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar, adli yardım talepli dava dilekçelerinde; davacı ...’nın mirasbırakanı ...’ın 1981 yılında öldüğünü, geride davacı ... ile davalı ... ve dava dışı ...’ın mirasçı olarak kaldığını, dava dışı mirasçının miras hakkını aldığını ancak davalının kendisine miras hakkını vermediğini, mirasbırakandan gelen 22 parça taşınmazın davalı ... adına tescil edildiğini, 7 parça taşınmazın ise davalı ...’ın arkadaşı olan diğer davalı ... adına ve 3 parça taşınmazın da davalı ...’nin oğlu davalı ... adına tescil edildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile ½ payının davalı ..., ½ payının davacı ... adına tesciline karar verilmesini talep etmişler, 17.06.2015 tarihinde davacı ... adına Av ... ... vekaletname sunmuştur.
II. CEVAP
Davalı ... ve Murat; davacı ...’nın miras hakkını aldığını, bu yöne ilişkin Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/329 Esas sayılı dosyasında karar verildiğini, eldeki davada dava konusu edilen taşınmazların belirtilen davada da dava konusu olduğunu, davacı tarafın ada parsel numaraları değişen taşınmazlar yönünden kötüniyetli olarak dava açtığını, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek reddini istemişler, diğer davalı ... davaya cevap vermemiştir.
III. MAHKEMESİ KARARI
Mahkemenin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile; davacı ...’nin, adli yardım talebinin reddine dair kararına itiraz ettiği, Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.09.2015 tarih, 2015/82 D. İş. Esas, 2015/82 Değ. İş. Karar sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, davacıların süresi içerisinde harç ve yargılama giderlerini yatırmadıkları gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme kararına karşı süresi içerisinde adli yardım istekli olarak davacı ... ve davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Temyiz Nedenleri
Davacı ... vekili ve davacı ... temyiz dilekçelerinde özetle; dava dilekçesindeki iddiaları tekrarla ve adli yardım talebinin reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, farklı Mahkemelerde açılan davalarda adli yardım isteklerinin kabul edildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 640, 701 ve 702. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114, 115, 334 ila 340. maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davanın 14.05.2015 tarihinde 10.000 TL dava değeri üzerinden adli yardım istekli olarak ... ve ... tarafından açıldığı, 24.07.2015 tarihli ön inceleme tensip zaptı ile davacıların maddi durumunun iyi olduğu anlaşıldığından adli yardım talebinin reddine karar verildiği ve nispi harç ile maktu peşin harcın mahkeme veznesine yatırılması için bir aylık kesin süre verildiği, yatırılmadığı takdirde müteakip işlere devam edilemeyeceğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ve ayrıca toplam 110,00 TL gider avansının yatırılması için bir aylık kesin süre verildiği, bu süre içerisinde gider avansı yatırılmadığı takdirde davanın dava şartı yokluğundan reddedileceğinin ihtar edildiği, tensip zaptı davacı ... vekiline tebliğ edilmeden önce 30.07.2015 tarihinde davacı ...’nin yeniden adli yardım talebinde bulunduğu, bunun üzerine anılan dilekçe adli yardımın reddi kararına itiraz dilekçesi olarak kabul edilerek, ret kararının incelenmesi için dosyanın Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.09.2015 tarih, 2015/82 D.iş Esas ve 2015/82 Karar sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, davacı ... vekiline 24.07.2015 tarihli adli yardım isteğinin reddine ilişkin tensip zaptının 29.09.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 05.10.2015 tarihli dilekçesi ile davacıların adli yardım taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini, farklı dosyalarda talebin kabul edildiğini belirterek 24.07.2015 tarihli ara karardan dönülmesini talep ettiği ve 10.11.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında davanın gider avansı yatırılmadığından usulden reddine karar verildiği, karar tarihinden sonra 05.12.2015 tarihinde davacı ...’nın öldüğü, geride davacı ... ile dava dışı ..., ... ve ...’nin mirasçı olarak kaldığı, kararın 20.04.2016 tarihinde davacı ... tarafından adli yardım istekli temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; dava, davacı ... adına tescil istekli olarak anılan davacının miras payına dayanılarak açılmış olup davacı ...’nin ölümü ile birlikte vekalet ilişkisi sona erdiğinden davacı ... vekilinin temyiz dilekçesindeki itirazlarının dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Ne var ki, kararı temyiz eden davacı ..., davacı ...’nın mirasçısı olduğundan temyiz itirazlarının davacı ...’nin terekesi adına incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere; Anayasamızda hak arama özgürlüğünün kullanılabilmesi ve adil yargılama hakkının unsurlarından olan taraflar arasında silahların eşitliği ilkesinin hayata geçirilebilmesi için gerekli yargılama giderlerini ödemede sıkıntıya düşecek veya ödeyemeyecek durumda bulunan kişilere, her türlü mali ve hukuki korunma taleplerinde kolaylık sağlanması sosyal hukuk devletinin ilkelerinden olup bu gereğin yerine getirilebilmesi de adli yardım ile mümkündür. Bu nedenle adli yardım müessesesi 1086 sayılı HUMK'un 465 ila 472. maddeleri ile 6100 sayılı HMK'nın 334 ila 340. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 336/3.maddesine göre adli yardım talebinin kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay'a yapılacağı, 337/1. maddesi uyarınca da duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebileceği; böylece, temyiz aşamasında adli yardım talebi hakkında karar verme yetkisinin Yargıtay'a ait olacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK′nın 337/2. maddesinde, adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebileceği, mahkemenin, itirazın incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye göndereceği, itiraz incelemesi neticesinde verilen kararın kesin olduğu, adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabileceği; aynı Kanun’nun 120. maddesine göre davacının dava açarken yargılama harçlarını ve gider avansını mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde ise mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verileceği, HMK'nın 114/1-g maddesinde davacının yatırması gereken gider avansının dava şartları arasında sayıldığı, HMK'nın 115/2. maddesinde dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için mahkemece kesin süre verileceği ve bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Somut olaya gelince; davacı ... vekiline 24.07.2015 tarihli adli yardım isteğinin reddine ilişkin tensip zaptının 29.09.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 05.10.2015 tarihli dilekçesi ile davacıların adli yardım taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek, tensip ara kararından dönülmesini talep ettiği, bu dilekçe hakkında işlem yapılmadığı anlaşılmakta olup davacı ...’nin 30.07.2015 tarihli dilekçesi üzerine dosyanın gönderildiği Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.09.2015 tarih, 2015/82 D.iş Esas ve 2015/82 Karar sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği gözetildiğinde davacı ...’nin itirazı değerlendirilmeden sonuca gidilmesi doğru olmadığı gibi, adli yardımın reddine ilişkin karar kesinleştikten sonra davacı tarafa harç ve gider avansı için muhtıra tebliğ edilmesi gerekirken, hakkın doğup doğmayacağı henüz belli olmadan önce harç ve gider avansının yatırılması amacıyla gönderilen 24.07.2015 tarihli tensip kararının davacı aleyhine hukuki sonuç doğuracak, hak arama özgürlüğü ve hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacak şekilde yorumlanması da doğru değildir.
Hal böyle olunca, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2016/13862 Esas, 2020/647 Karar sayılı geri çevrime kararı ile davacı ...’nin adli yardım isteğinin kabul edildiği ve davacı ...’nin öldüğü gözetilerek anılan davacının mirasçıları yönünden taraf teşkilinin sağlanması, ölen davacının dava dışı mirasçılarının olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca atanan temsilciye tebligat yapılması suretiyle davanın sürdürülmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gerekli araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2. Davacı/mirasçı ...’nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
09.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Birden çok mirasçının bulunduğu bir tereke üzerinde, paylaşmaya kadar geçen sürede yönetim ve tasarruf yetkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Her mirasçı tereke malları üzerinde dilediği gibi tek başına tasarrufta bulunabilir.
B) Mirasçılar, terekeye ait haklar üzerinde ancak oybirliği ile hareket edebilirler.
C) Tereke yönetimi sadece en büyük yaşlı mirasçıya aittir.
D) Mirasçılardan biri, diğerlerinin rızası olmadan paylı mülkiyetteki gibi payını rehnedebilir.
E) Miras ortaklığında borçlardan sorumluluk sadece miras payı ile sınırlıdır.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.