Türk Medeni Kanunu 678. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 678- Mirasbırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli değildir.
Böyle bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.
B. Mirasçıların birbirine karşı sorumluluğu
I. Garanti borcu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2012/4725 E., 2012/11963 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve 25.05.1981 tarihinde düzenlenen miras payının devri sözleşmeleri gibi hukuksal sebeplere dayalı olarak TMK.nun 677 ve 678. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi 2012/4725 E. , 2012/11963 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ve müşterekleri ile ..., ... ve dahili davalılar ... mirasçıları ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair İpsala Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 19.12.2011 gün ve 66/362 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ve dahili davalı ... vekili ile diğer dahili davalılar ... ve müşterekleri taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde; vekil edenleri ile davalıların ortak miras bırakanları ... ... ile ...in mirasçıları olduğunu, vekil edenlerinin her bir davalı için ayrı ayrı yaptıkları 25.05.1981 tarihli satış vaadi sözleşmeleriyle murislerinden kendilerine intikal eden miras paylarını 200.000 TL karşılığında satın aldıklarını, mirasçılar arasında yapılan bu tür sözleşmelerin geçerli olduğunu, taşınmazların davacılar adına müştereken tescili için bu davayı açtıklarını, taşınmazlardan 350, 944, 1041 ve 1257 ... parsellerin muris ...den kaldığını, diğer taşınmazların ise, miras bırakan babaları ... ...’den intikal ettiğini, söz konusu taşınmazlarda bulunan ve miras yoluyla davalılara intikal eden miras paylarının müştereken vekil edenleri adına tesciline, bunun reddi halinde, sözleşmeden doğan tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, her bir davalıdan şimdilik 500 milyon liranın tahsiline karar verilmesini istemiştir. 22.01.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle de tescilin mümkün olmaması halinde taşınmazların bugünkü parasal değerinin işlemiş faiziyle birlikte dava tarihinden itibaren hesaplanarak hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ... ve ... ile ... vekili cevap dilekçesiyle diğer beyanlarında; muris ... ...’in 06.11.1980, ...in ise, 31.05.1988 tarihinde öldüklerini, ...; satış sözleşmelerinin yapıldığı 25.05.1981 tarihinde sağ olduğunu ve sözleşmede imzasının bulunmaması nedeniyle ... yönünden yapılan satışların geçersiz bulunduğunu, BK.nun 213. maddesi uyarınca tapulu taşınmazların satışının resmi senetle yapılması gerektiğini, sözleşme üzerindeki imzanın vekil edeni ...'e ait olmadığını, ayrıca senet kapsamlarının ihtiyar heyeti önünde okunmadan ilgililere imzalattırıldığını, ...'de okur yazarsız olup, hangi tarlanın hangi miktarda ve hisse ile devredildiğinin senet metnine yazılmadığını, olayda zamanaşımının dolduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 350, 361 ve 1257 ... parsellerde ... adına bulunan 16/48’er paylarının, 944 ve 1041 ... parsellerin tamamının, bundan ayrı diğer muris ... ... adına tapuda tam pay olarak kayıtlı bulunan 545, 639, 754, 811, 861, 879 ve 940 parsel ... taşınmazların her ikisinin mirasçıları olan ..., ..., ..., ... ve ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, yargılama sırasında ölen davalı ... mirasçıları ..., davalılar ... ve ... vekili ve diğer mirasçılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve 25.05.1981 tarihinde düzenlenen miras payının devri sözleşmeleri gibi hukuksal sebeplere dayalı olarak TMK.nun 677 ve 678. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılar ile davalılar arasında düzenlenen 25.05.1981 tarihli üç adet sözleşmeye dayalı olarak miras paylarının iptal ve tescili isteğinde bulunmuştur. Davalılardan ... senetteki imzanın kendisine ait olmadığını, ...’nin ise, senetteki parmak izinin kendisine ait olduğunu, ancak senet metninin kendisine okunmadığını, diğer davalı ... ise senetteki imzasının kendisine ait olduğunu, içeriğini bilmediğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Uyuşmazlık konusu 350, 361, 944, 1041, 1257, 545, 639, 754, 811, 861, 879 ve 940 ... parsellerin kadastro tutanaklarının 06.09.1974 tarihinde kesinleştikleri ve bu tarihten çok sonra 25.05.1981 tarihinde içerikleri itibariyle miras payının devri sözleşmesi niteliğinde bulunan üç adet sözleşmenin davalılar tarafından davacılarla birlikte düzenledikleri belirlenmiştir. Taşınmazlar tapuda kayıtlı bulunduğundan mirasçılar arasında miras payının devri sözleşmelerinin yazılı biçimde yapılması yeterli olup, başka bir koşul aranmamaktadır (TMK. m.677). Söz konusu taşınmazlardan 350, 361 ve 1257 ... parsellerin paylı, 944 ve 1041 parsel ... taşınmazların ise tam pay olarak ..., diğer yedi parselin ise ortak miras bırakan ... ... adına tam pay olarak tapuda kayıtlı bulundukları dosya arasında bulunan tapu kayıtlarıyla belirlenmiştir.
Paylı ve tam pay olarak miras bırakan ... adına kayıtlı taşınmazlar bakımından yapılan temyiz incelemesinde; ...’nin dosyadaki bilgilere göre 31.05.1988 tarihinde öldüğü ve sözleşmelerin yapıldığı 25.05.1981 tarihinde sağ olduğu, her üç sözleşmede de ...’nin imzasının bulunmadığı saptanmıştır. TMK.nun 678. maddesinde, “..miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında, diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişiyle yapacağı sözleşmeler geçerli değildir,” denilmiştir. Madde metninde de açıkça anlaşıldığı üzere, mirasçılar arasında yapılan bu tür sözleşmelerde mülkiyet sahibi olan kişinin de imzasının olmaması geçersizlik koşulu olarak kabul edilmiştir. Çünkü henüz doğmayan bir hakkın devri söz konusu olmaz. Söz konusu sözleşmelerde mülkiyet sahibi tarafların anneleri ...’nin imzası bulunmadığına göre, ... açısından yapılan sözleşmeler geçerli bir hukuki sonuç doğurmaz ve miras payını devralan kişilere herhangi bir hak bahşetmez. Bu nedenlerle ... adına kayıtlı bulunan 350, 361, 944, 1041 ve 1257 ... parseller yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bunlar bakımından da davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Saptanan bu durum karşısında, ... adına kayıtlı taşınmazlar bakımından devredilen miras payları için ödenen bedelin ödendiği 25.08.1981 tarihinden dava tarihine kadar denkleştirici adalet kuralları gereğince tefe-tüfe endeksleri, altın, döviz fiyatları, işçi ve memur maaşlarındaki artışlar gibi ekonomik etkenler gözetilerek uyarlamanın yapılması ve ulaştığı değerin belirlenmesi, bu konuda bir hukukçu, bir mali müşavir veya muhasebeci ile bir bankacıdan oluşan bir bilirkişi kuruluna dosya verilerek tarafların ve Yargıtay'ındenetimine açık gerekçeli rapor alınmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu tür olaylarda devredilen payın gerçek değeri değil, geçersiz sözleşmede yazılı bedelin uyarlanması suretiyle ulaşacağı değer istenebilir (07.06.1939 tarih 1936/31 Esas 1939/47 Karar, 10.07.1940 tarih 2/77 ... Y.İ.B.K.)
Bundan ayrı, ortak miras bırakan ... ... adına kayıtlı bulunan 545, 639, 754, 811, 861, 879 ve 940 ... parseller yönünden yapılan incelemede; kayıt maliki ... ...'in sözleşmelerin yapıldığı 25.05.1981 tarihinden önce, 06.11.1980 tarihinde öldüğü belirlenmiştir. Muris ... bu tarihte ölmüş olduğuna göre, muris ...'ya ait taşınmazlardan sağ kalan eşi ...e miras payının intikal ettiği konusunda duraksamamak gerekir. Saptanan bu durum karşısında muris ... adına kayıtlı bulunan 545, 639, 754, 811, 861, 879 ve 940 ... parsellerden ...e ve onun da ölümüyle tüm mirasçılarına intikal edecek her parseldeki miras payının da yapılan sözleşmeler dışında tutulması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek ... ...’e ait tüm parseller bakımından tescile karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Uygulamada ve doktrinde ağırlıklı görüş olarak miras payı devrine ilişkin sözleşmelerin ayni hak (mülkiyet) niteliğini taşıdıkları ve bu nedenle BK.nun 125. maddesi uyarınca, on yıllık zamanaşımına tabi olmadıkları kabul edilmiştir. Bir kısım davalılar vekilinin zamanaşımına yönelik temyiz itirazları bu bakımdan yerinde bulunmamıştır. O nedenle davanın her zaman açılması mümkündür. Her ne kadar aynı vekil sözleşmeden cayma söz konusu olduğunu bildirmiş ise de, bu tür sözleşmeler, yapılıp tamamlandıktan sonra, caymanın geçerli bir hukuki sonuç doğurması olanaklı değildir. Yapılan sözleşmeler iki taraflı karşılıklı edimler içermekte olup, davacı tarafın bedel ödemekle edimini yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Bu akitlere yönelik iradeyi sakatlayan veya geçersizliği doğuran hukuki nedenlere dayalı açılmış ya da sonuçlanmış ve kesinleşmiş bir dava ve istekte bulunmamaktadır. Öte yandan, her ne kadar ..., senette parmak izi bulunduğunu ve parmak izinin kendisine ait olduğunu, ancak içeriğinin kendisine okunmadığını, okur yazarlığının bulunmadığını bildirmiş ise de, parmak izini taşıyan senetlerde bir koşul olarak öngörülen iki şahit ile azalar ve muhtar tarafından imzalandığı anlaşıldığından ve bizzat muhtarlık odasında yapılması da şart olmadığından Emine’nin buna ilişkin itirazları da yerinde değildir. Davalı ... senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ve senette de muhtarın imzasının bulunmadığını bildirmiş ise de, yapılan imza, yazı karşılaştırmasında en son akademisyenler Prof. Dr. ...., Prof. Dr. M. ....z ve Yrd. Doç. Dr. ... tarafından verilen rapora göre, yazı şekli ve imzanın adı geçen kişiye ait olduğunu belirlemişlerdir. Diğer raporlarda ise, benzerlik saptanmıştır. Bu durum karşısında imzanın ...’e ait olduğunun kabulü gerekir. İmzanın yer aldığı senetlerde, muhtarın ayrıca imzalamasına gerek bulunmadığı gibi bir yasal zorunlulukta değildir. İmzanın bağlayıcılığı esastır.
Yapılan keşifte, dava konusu tüm parseller gözetilerek dönümünün ziraatçi bilirkişi tarafından 4777 TL olarak belirlendiği görülmektedir. Daire ve Yargıtay uygulaması gereğince, bu tür olaylarda değer tespiti; yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler aracılığıyla belirlenmektedir. Bu bakımdan yeniden yapılacak keşifte, muris ... ... adına kayıtlı bulunan yedi parça taşınmazda kendisinden sonra ölen eşi ...’ye ve ondan da tüm mirasçılarına giden pay ayrık olmak üzere bu taşınmazlarda sözleşme yapan kişilerden davacılara gidecek paylar esas alınarak değerin saptanması gerekmektedir. ...’nin payı da dahil olmak üzere, mahkemece 4777 TL dönüm bedeli esas alınarak harç ve vekalet ücretinin belirlenmesi bu bakımdan doğru değildir.
Diğer önemli bir hususta; iptale karar verilmeden tescile karar verilmesi doğru
değildir. Bu bakımdan yapılan sözleşmeler ... adına kayıtlı bulunan ve ...’nın mirasından ...’ye giden paylar ayrık olmak üzere, miras payını devreden kişiler bakımından 25.05.1981 tarihli sözleşmeler hukuken geçerli bulunduğundan bu parsellerde miras payını devreden davalıların payları bakımından tapu kayıtlarının iptaliyle davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerekirken iptale karar verilmeden tapuya tesciline biçiminde kurulan hüküm infazda duraksama yaratacak niteliktedir.
Davalılar ... ve ..., davalı ... mirasçıları; dahili davalı ... vekili ve diğer dahili davalıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 ... HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 2.210,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılar ve dahili davalılara iadesine 07.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (3)
1. Hukuk Dairesi, 2021/8788 E., 2022/2787 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
adına tescilini talep etmiş ise de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 677 ve 678. maddesi gereğince, yapılan sözleşme geçerli olmadığından talebin kabul edilmediği gerekçesiyle,
1. Hukuk Dairesi 2021/8788 E. , 2022/2787 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ ALANYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tescil, tapu iptali ve tescil davası sonucunda, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen 13/04/2021 tarihli ve 2020/886 Esas, 2021/370 Karar sayılı karar, davacılar vekili tarafından süresi içerisinde duruşma istekli olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 05/04/2022 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine, temyiz eden davacılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... Yılmaz geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen dahili davalı ... vekili ve diğerleri gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı ... ve müşterekleri vekili dava dilekçesinde; hudutlarını dava dilekçesinde belirttikleri taşınmaz bölümünün müvekkilerine, murisleri olan ...’dan kaldığını, taşınmazın imar-ihya edildikten sonra 1960’lı yıllardan günümüze kadar ekilip dikilmek suretiyle kullanıldığını ileri sürerek, taşınmazın müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemiştir.
2. Davacılar vekili, mahallinde yapılan keşif sonrası Mahkemeye verdiği 15/07/2010 havale tarihli ıslah dilekçesiyle; dava konusu edilen taşınmazın bir bölümünün, Hazine adına kayıtlı bulunan 1959 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığının anlaşıldığını, bu yerin idari yoldan Hazine adına tescil edildiğini davadan sonra öğrendiklerini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın 1959 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan bölümü yönüyle davalarını tapu iptali ve tescil davası olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.
3. ... müdahale dilekçesinde; davacılardan ...’ın dava konusu taşınmazdaki payını, taşınmazın zilyetliği ile birlikte Süleyman’dan devir ve teslim aldığını ileri sürerek, ... payının adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
4. ... vekili müdahale dilekçesinde; daha önce müvekkili hakkında verilen gaiplik kararının mahkeme kararıyla kaldırıldığını, kök muris ...’dan gelen dava konusu taşınmazda müvekkilinin de hakkının bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davaya katılma talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
5. ... vekili müdahale dilekçesinde; dava konusu taşınmazın sınırında bulunan 1227 parsel sayılı taşınmazın müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin taşınmazı 1999 yılında satın aldıktan sonra teraslayıp bahçe olarak kullanmaya başladığını, taşınmazdaki eklemeli zilyetliğinin 20 yılı aşkın olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazın müvekkiline ait bölümünün müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmaz Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini, Mahkemece yapılacak inceleme ve araştırma sonunda davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı Kestel Belediye Başkanlığı ile dahili davalı ... tarafından davaya cevap verilmemiştir.
3. Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde; eldeki davanın Hazine ile ilgili kamu tüzel kişilikleri aleyhine açılması gerektiğini, vekil eden belediyenin ilgili kamu tüzel kişiliklerinden olmadığını, bu nedenle vekil eden belediye yönüyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, öte yandan imar planı kapsamında kalan yerlerin zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini ileri sürerek, Mahkemece yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/06/2019 tarihli ve 2007/74 Esas, 2019/458 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede, 1960 yılında tesis kadastrosu çalışması, 1986 yılında ise orman kadastrosu çalışması yapıldığı, yine bu yerde 2015 yılında yapılmış imar uygulamasının bulunduğu, dava konusu taşınmazın davacılar ve asli müdahil tarafından, tesis kadastrosu çalışmalarının kesinleştiği tarihten, taşınmazın imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar, 20 yılı aşkın süre boyunca kullanıldığı, dava konusu taşınmazın kamu malı (orman, resmi bina ve tesis, tahsisli/ kadim mera, yaylak, kışlak, kayalık, tepelik, göl vb.) niteliğinde olmadığı, taşınmaz üzerinde aralıksız ve çekişmesiz şekilde tarımsal faaliyette bulunulduğu, dosya arasında bulunan orman bilirkişi ve ziraat bilirkişi raporlarında da taşınmazın tarım arazisi vasfında olduğunun belirtildiği, bunun gibi idari yoldan Hazine adına tescil edilmiş bulunan 1959 parsel sayılı taşınmaz yönünden de taşınmazın tapuya tescil edildiği tarihe kadar müdahil davacı lehine zilyetlikle iktisap şartlarının oluşmuş olması nedeniyle, bu parsel yönünden de talebin kabulünün gerekeceği, davacılardan ... pay devri nedeni ile adına düşecek hissenin ... adına tescilini talep etmiş ise de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 677 ve 678. maddesi gereğince, yapılan sözleşme geçerli olmadığından talebin kabul edilmediği gerekçesiyle,
Davacıların ve asli müdahil ...’nin davalarının kabulüne, teknik bilirkişi ... ... ...'ın 31/08/2018 tarihli raporunda; "A1" harfi ile gösterilen "4.508,71” metrekarelik taşınmaz bölümünün ... mirasçıları adına veraseten iştirak halinde; "B1" harfi ile gösterilen "805,43” metrekarelik taşınmaz bölümünün ise müdahil davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, 1959 parsel sayılı taşınmazın aynı bilirkişi raporunda; "A4" harfi ile gösterilen "1.930,06” metrekarelik bölümünün Hazine adına olan tapu kaydının iptali ve taşınmazdan tefriki ile bu bölümün ... mirasçıları adına veraseten iştirak halinde tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içerisinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
2. İstinaf Nedenleri
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin karar vermek için yeterli olmadığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu taşınmazın zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini, kaldı ki zilyetlikle iktisap koşullarının da davacı taraf lehine oluşmadığını, ayrıca Mahkemece belgesiz araştırması da yapılmadığını belirterek, re’sen göz önünde bulundurulacak sebeplerle birlikte istinaf taleplerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 13/04/2021 tarihli ve 2020/886 Esas, 2021/370 Karar sayılı kararıyla; yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, bir taşınmazın öncesi orman veya 6831 sayılı Kanun’un 1/j maddesi kapsamında eğimi % 12’yi aşan (toprak muhafaza karakteri taşıyan) çalılık niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, orman kadastrosunun yapıldığı tarihten, dava veya taşınmazın imar planı kapsamına alınma tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolup dolmadığının dikkate alınması gerektiği, somut olayda fen ve orman bilirkişilerinin raporlarına göre, dava konusu taşınmazın, 1960 yılında kesinleşen tesis kadastrosu çalışmalarında taşlık ve çalılık olarak tapulama harici bırakıldığı ve eğiminin de % 15-16 civarında olduğu belirlendiğine göre, yörede yapılan orman kadastrosunun askı ilanına çıkarıldığı 24/11/1988 tarihinden 6 ay sonraki kesinleşme tarihi ile dava tarihi olan 2007 yılı arasında TMK’nın 713/1. maddesinde öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı; ıslahla dava konusunun kapsamı içerisine alınan 1959 parsel sayılı taşınmazın nizalı bölümü yönünden, taşınmazın ihdasen Hazine adına tescil edildiği 1995 yılına kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı; dava konusu olup 1234 no.lu parsel içerisinde kalan 3012,47 metrekarelik taşınmaz bölümü, 1233 no.lu parsel içerisinde kalan 1262,61 metrekarelik taşınmaz bölümü ve 1227 no.lu parsel sınırları içerisinde kalan 358,16 metrekarelik taşınmaz bölümü hakkındaki davanın, tapuda kayıtlı taşınmazların TMK’nın 713/1. maddesi uyarınca zilyetliğe dayalı olarak kazanılmasının mümkün olmadığı, tapuda kayıtlı taşınmazların zilyetlikle kazanılmasını sağlayan iki ayrı istisnai durumu düzenleyen TMK’nın 713/2. maddesindeki koşullar somut olayda gerçekleşmediği gibi, davacılar tarafından bu maddeye de dayanılmadığı gerekçesiyle; müdahil davacı ...’nin davası yönüyle ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 65. maddesine göre, açılan bir davaya, dava konusu edilen şey hakkında taraflar dışında hak iddia edilerek o şeyin kendisine ait olduğunu ileri süren ve harcını yatırmak suretiyle davaya dahil olan kimsenin hukuki durumunun asli müdahillik niteliğinde olup, değinildiği üzere, asli müdahalede dava edilen müddeabih esas olduğundan, bir başka deyişle asli müdahale dava konusuyla bağlantılı olarak tarafların dışında müstakil hak arama durumu olduğundan, müddeabihin dışına çıkılarak dava konusu edilmeyen hususta hak talebinde bulunulmasına asli müdahale yoluyla yasal olanak bulunmadığından, müdahil ...’nin dava ettiği, hükme esas alınan fen bilirkişi raporuna ekli krokide (B1) ile gösterilen 805,43 metrekarelik taşınmaz bölümünün, davacıların dava ettiği taşınmaza dahil olmaması karşısında, müdahale yoluyla dava konusu edilmesi mümkün bulunmadığı gerekçesiyle;
Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/06/2019 tarih 2007/74 Esas 2019/458 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca davanın esasına ilişkin olarak; davacıların ve asli müdahilin davalarının reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı süresi içerisinde, davacılar vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz talebinde bulunulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alan gerekçenin yerinde olmadığını, dava konusu taşınmazın eğiminin ne kadar olduğunu belirleme yetkisinin orman mühendisi bilirkişide değil ziraat mühendisi bilirkişide olduğunu, ziraat mühendisi tarafından bir alet yardımıyla ölçüm yapılarak taşınmazın eğiminin belirlenmediğini, kaldı ki keşif sonrası ziraat mühendisi bilirkişiden aldırılan 22/11/2009 tarihli raporda, taşınmazın tesviye edilerek teraslandığı ve meyilinin ortadan kaldırılarak taşınmazda muz tarımının yapıldığının belirtildiğini, yine orman mühendisi bilirkişiden aldırılan 14/03/2016 tarihli raporda, taşınmazın eğimi % 10 civarında iken teraslanmak suretiyle eğiminin %3 ila 5 civarına indirildiğinin belirtildiğini, dava konusu taşınmaz Kestel Mahallesinde bulunsa da bu beldenin mahalle olmadan önceki adının Çamyolu köyü olduğunu ve Çamyolu köyünde yapılan orman kadastrosu çalışmasının 1985 yılında kesinleştiğini, bu hususta emsal Mahkeme kararlarının da olduğunu, bu anlamda Bölge Adliye Mahkemesinin 20 yıllık süre hesabında yanlışlık bulunduğunu, dosya kapsamına göre iddialarını kanıtladıklarını, 1959 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davaları yönünden verilen kararın da yine isabetsiz olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
1960 yılında Antalya ili, Alanya ilçesi, Kestel Mahallesi çalışma alanında bulunan dava konusu taşınmaz bölümü, taşlık ve çalılık olduğundan bahisle tescil harici bırakılmıştır. Dava konusu taşınmazın sınırında bulunan 1959 parsel sayılı taşınmaz ise, 16/06/1995 tarihinde idari yoldan tarla vasfıyla Hazine adına tescil edilmiştir.
Dava; Türk Medeni Kanunu’nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerine dayalı olarak açılan tescil ve tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi, “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”
3.2.2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi, “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”
3.2.3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi, “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.
İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.” hükümlerini içermektedir.
3.3. Değerlendirme
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, kararın (III.) numaralı paragrafında açıklanan gerekçelerle davacıların ve müdahil davacının davasının kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonunda ise, kararın (IV/3.) numaralı paragrafında açıklanan gerekçelerle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan teknik bilirkişi raporunda (A1) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü ile 1959 parsel sayılı taşınmazın aynı raporda (A4) harfi ile gösterilen dava ve temyize konu bölümü, 1960 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında “taşlık ve çalılık” vasfında olduğundan bahisle tescil harici bırakılmıştır.
Mahkemece mahallinde 30/10/2009 tarihinde yapılan keşif sonrası orman mühendisi Mehmet Boz’dan aldırılan 02/12/2009 tarihli raporda; dava konusu taşınmazın bulunduğu Kestel beldesi (Çamyolu köyü) ormanlarının kadastrosuna 21/09/1987 tarihinde başlandığı, 24/11/1987 tarihinde köy ilan panosunda gerekli ilanların yapıldığı ve kadastronun itirazsız yerlerde 6 ay sonra kesinleştiği, taşınmazın doğu-batı mailede %15-16 civarında eğiminin olduğu ancak arazide yapılan toprak hafriyatı sebebiyle eğimin ortadan kaldırıldığı, taşınmaz 14 ila 17 numaralı O.S. noktalarını birleştiren tahdit hattı dışında bulunduğundan orman sayılmayan yerlerden olduğu belirtilmiş; 15/11/2013 tarihinde yapılan keşif sonrası orman mühendisi Adem Sönmez’den aldırılan 14/03/2016 tarihli raporda ise, dava konusu taşınmazın bulunduğu Kestel beldesi (Çamyolu köyü) ormanlarının kadastrosuna 25/09/1984 tarihinde başlanıp, 26/10/1984 tarihinde bitirildiği, 26/04/1985 tarihinde ise köy ilan panosunda gerekli ilanların yapıldığı ve kadastronun itirazsız yerlerde 6 ay sonra 27/04/1986 tarihinde kesinleştiği, 1958 tarihli hava fotoğraflarında taşınmazın bulunduğu yer ve çevresinin ağaçsız vaziyette olup, hububat ekili olduğu, 1986 tarihli hava fotoğraflarında ise yine taşınmazda hububat ekili olduğu, taşınmaz başında hassas gps ile yapılan ölçüm ve memleket haritalarındaki eş yükselti eğrilerinin değerleri yardımıyla yapılan eğim hesaplamasında, taşınmazın bulunduğu havzanın doğal yamaç eğiminin %10 olarak hesaplandığı ancak yapılan teraslama sonucunda eğimin %3-5 civarına indirilmiş olduğu, ziraat bilirkişi raporunda taşınmazı eğiminin %15-16 civarında olduğu belirtilmiş ise de bunun genel yamaç eğimi olmayıp, yalnızca taşınmazın eğimi olduğu, taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olmadığı belirtildiği halde, Mahkemece dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede ilk orman tahdidinin ne zaman ve hangi kanun uyarınca yapıldığı araştırılmamış, yine taşınmazın bulunduğu yörede 1744, 2896, 3116, 3302, 3373 ve 6831 sayılı Kanunlara göre yapılmışsa aplikasyon, orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamalarına ilişkin ayrı ayrı işe başlama, çalışma, işi bitirme tutanakları ile sonuçlarının ilanına ilişkin askı ilan tutanakları, taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösteren ilk orman tahdit harita örneği, aplikasyon ve 2/B madde uygulama harita örneklerinin orijinallerinden çekilmiş onaylı, renkli fotokopi örnekleri dosya arasına alınmamış, orman mühendisi bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler yöntemince giderilmemiş, taşınmazın gerçek eğimi, eğim ölçer (klizimetre) aleti ve memleket haritasındaki münhanilerden yararlanılarak kesin olarak belirlenmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince de, hangi orman bilirkişi raporunun hükme esas aldığını belirtmeksizin, “fen ve orman bilirkişi raporlarına göre” denilmek suretiyle hüküm kurulmuştur.
Yine, dosya arasında bulunan Kestel Belediye Başkanlığının 02/02/2009 tarihli yazı cevabında, dava konusu taşınmaz bölümünün bulunduğu alanda yapılmış ve kesinleşmiş imar planının bulunmadığı; Alanya Belediye Başkanlığının 29/11/2018 tarihli yazı cevabında ise, dava konusu taşınmaz bölümünün, mülga Kestel Belediye Meclisinin 19/01/2006 tarih, 3 sayılı kararı uyarınca 1/5000 ölçekli nazım imar planı kapsamına alındığı belirtilmiş olmasına rağmen, Mahkemece dava konusu taşınmaz bölümünün ilk defa hangi tarihte imar planı kapsamına alındığı hususu ... ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığından ayrı ayrı sorularak, imar planının kesinleşme tarihini de gösterir şekilde onaylı bir örneği getirtilerek dosya arasına konulmamış, ayrıca taşınmaz üzerindeki zilyetliğin başlangıcını ve sürdürülüş biçimini belirlemede en etkili yöntem olan hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle, dava konusu taşınmaz bölümünün ilk defa hangi tarihte imar planı kapsamına alındığı ve imar planının hangi tarihte kesinleştiği ... ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığından ayrı ayrı sorularak, alınacak yazı cevabı, tüm plan ve haritalar getirilerek dosya arasına konulmalı; Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazın bulunduğu mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve denetimin sağlanması bakımından ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına konulmak suretiyle, buradan elde edilen verilere göre, taşınmazın ilk defa imar planı kapsamına alındığı tarihten (imar planının onay tarihinden) 15-20-25 yıl öncesine (bulunmadığı takdirde bu tarihlere en yakın tarihlere) ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafı, tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı; dava konusu 1959 parsel sayılı taşınmazın idari yoldan tapuya tescil edildiği anlaşıldığından, taşınmazın oluşumuna esas tüm bilgi, belge ve kroki getirtilip dosya arasına alınmalı; dava konusu taşınmaz bölümünün sınırında bulunan 1227 ve 1234 parsel sayılı taşınmazların tespitine esas alınan vergi kayıtları getirtilip dosya arasına alınmalı; dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, serbest orman mühendisleri arasından seçilecek 3 kişilik orman mühendisi bilirkişi kurulu, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi ve teknik bilirkişinin katılımı ile mahallinde yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, dava konusu taşınmaz bölümlerinin önceki ve şimdiki niteliği, ilk olarak kime ait olduğu, kimden kime ne zaman ve ne şekilde intikal ettiği, kim tarafından hangi tarihten beri ve hangi tasarruflarla zilyet edildiği, taşınmazların ne şekilde imar-ihya edildiği ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, beyanlar arasında çelişki doğduğu takdirde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle oluşan çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanaklarıyla denetlenmeli; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, önceki tarihli ziraat mühendisi bilirkişi raporları da irdelenmek suretiyle taşınmazların evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, taşınmazların imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığını ve üzerlerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazların ve çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğrafları çektirilip, üzerine taşınmazların sınırlarının işaretlenilmesi istenilmeli; Mahkeme hakiminin, taşınmazın konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı şekilde fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden, taşınmazların kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması suretiyle, dosya arasında bulunan ve varsa temin edilecek başkaca hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, taşınmazların önceki ve şimdiki niteliği, imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığı ve kullanımın hangi tarihten itibaren başladığı hususlarında ayrıntılı rapor düzenlemesi istenilmeli; memleket haritası ile bu haritaların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafları ve amenajman planı, orman mühendisi bilirkişi kurulu ve teknik bilirkişi yardımıyla, dava konusu taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmalı, taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli, 1744, 2896, 3116, 3302, 3373 ve 6831 sayılı Kanunlar karşısındaki durumları saptanmalı, ayrıca taşınmazların gerçek eğimi, taşınmazların eğimini belirleyen eğim ölçer (klizimetre) aleti ve memleket haritasındaki münhanilerden yararlanılarak kesin olarak belirlenmeli, yine taşınmazların bulunduğu yere ait orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita, komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan, krokili, bilimsel verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; taşınmazların öncesi orman veya 6831 sayılı Kanun'un 1/J maddesi kapsamında eğimi % 12'yi aşan (toprak muhafaza karakteri taşıyan) çalılık niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, orman
kadastrosunun yapıldığı tarihten, taşınmazların imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar zilyetlik süresinin dolup dolmadığı gözetilmeli; taşınmazların bulunduğu yerde 2006 yılından önce yapılıp kesinleşen imar planı bulunup bulunmadığına dair kesin bir bilgiye ulaşılamamış olup, eğer taşınmazların bulunduğu yerde 2006 yılından önce yapılarak kesinleşmiş ve dava konusu taşınmazları kapsayan imar planı varsa buna göre, yoksa Kestel Belediye Meclisinin 19/01/2006 tarih 3 sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planının kesinleştiği tarih sorulup saptanarak, imar planına alınma tarihine kadar, hükme esas alınan teknik bilirkişi raporunda (A1) harfiyle gösterilen taşınmaz bölümü yönüyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin davacı taraf yararına gerçekleşip gerçekleşmediği; 1959 parsel sayılı taşınmaz bölümü yönüyle ise, aynı şartların taşınmazın idari yoldan Hazine adına tescil edildiği tarihe kadar gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilip, sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
VI. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371/1. maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince duruşmaya gelen temyiz eden davacılar vekili için 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalı Hazineden alınmasına, HMK’nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 05/04/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2020/3957 E., 2020/7784 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve 25.05.1981 tarihinde düzenlenen miras payının devri sözleşmeleri gibi hukuksal sebeplere dayalı olarak TMK'nin 677 ve 678. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi 2020/3957 E. , 2020/7784 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılardan Emine, Saadet ve Saffet vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dava dilekçesinde, 25.05.1981 tarihinde düzenlenen miras payı devri sözleşmeleri gereği tarafların ortak murisleri ... ve ...’den intikal eden taşınmazlarda davalıların payının iptali ile davacılar adına tesciline, bunun reddi halinde, sözleşmeden doğan tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, her bir davalıdan şimdilik 500 milyon liranın tahsiline karar verilmesini istemiştir. 22.01.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle de tescilin mümkün olmaması halinde taşınmazların bugünkü parasal değerinin işlemiş faiziyle birlikte dava tarihinden itibaren hesaplanarak hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ... ve ... ile ... vekili cevap dilekçesiyle diğer beyanlarında; sözleşme tarihi itibari ile muris Nesibe'nin sağ olduğu ve sözleşmede imzasının olmadığı, tapulu taşınmazlarının devrinin resmi şekilde yapılmadıkça geçerli olmadığı, sözleşme metinlerinin taraflara ihtiyar heyeti tarafından okunmadığı için geçersiz olduğu, zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın kabulüne dair mahkemece verilen ilk kararın bir kısım davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 07.12.2012 tarihli ve 2012/4725-2012/11963 sayılı bozma ilamı ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak verilen kararda, davacıların davasının kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafında temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve 25.05.1981 tarihinde düzenlenen miras payının devri sözleşmeleri gibi hukuksal sebeplere dayalı olarak TMK'nin 677 ve 678. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece verilen kısa kararda; “1-Davacıların davasının kabulü ile, ... adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi, ... köyü, 156 ada, 11 parsel sayılı taşınmazın tam hissesinin iptali ile taşınmazın tamamı 2688 pay kabul edilerek, 784 pay Mustafa oğlu ..., 784 pay Mustafa oğlu ..., 196 pay Salih kızı ..., 147 pay Mehmet oğlu ..., 147 pay Mehmet oğlu ..., 147 pay Mehmet oğlu ..., 147 pay Mehmet kızı ..., 112 pay Mustafa kızı ..., 112 pay Mustafa kızı ..., 16 pay Ali oğlu ..., 16 pay Ali oğlu ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali Kızı ..., 16 pay Ali kızı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline,
... adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi, ... köyü, 156 ada, 12 parsel sayılı taşınmazın tam hissesinin iptali ile taşınmazın tamamı 672 pay kabul edilerek, 112 pay Mustafa oğlu ..., 112 pay Mustafa oğlu ..., 112 pay Mustafa kızı ..., 112 pay Mustafa kızı ..., 28 pay Salih kızı ..., 21 pay Mehmet oğlu ..., 21 pay Mehmet oğlu ..., 21 pay Mehmet oğlu ..., 21 pay Mehmet kızı ..., 16 pay Ali oğlu ..., 16 pay Ali oğlu ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali Kızı ..., 16 pay Ali kızı ... adlarına Tapuya Kayıt Ve Tesciline, ” denildiği halde, gerekçeli kararda; “1- Davacıların davasının kabulü ile, ... adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi, ... köyü, 156 ada, 11 parsel sayılı taşınmazın tam hissesinin iptali ile taşınmazın tamamı 2688 pay kabul edilerek, 784 pay Mustafa oğlu ..., 784 pay Mustafa oğlu ..., 196 pay Salih kızı ..., 147 pay Mehmet oğlu ..., 147 pay Mehmet oğlu ..., 147 pay Mehmet oğlu ..., 147 pay Mehmet kızı ..., 112 pay Mustafa kızı ..., 112 pay Mustafa kızı ..., 16 pay Ali oğlu ..., 16 pay Ali oğlu ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali kızı ..., 16 pay Ali Kızı ..., 16 pay Ali kızı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, ... adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi, ... köyü, 156 ada, 12 parsel sayılı taşınmazın tapu iptal ve tescil davasının reddine,” şeklinde hüküm kurulmuştur. Görüldüğü gibi her iki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur.
T.C. Anayasası'nın 141. maddesi hükmü uyarınca, duruşmaların aleniyeti kuralı gereği tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir. Buna göre, yargılama açık olarak yapılacak ve HMK'nin 297/2. maddesi hükmü gereğince de yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilecektir. Aynı Kanun'un 298/2. maddesi hükmü ise sonradan yazılacak gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağını amirdir. Bu nedenle Mahkeme hükmü tek olduğundan ve kısa kararla aynı sonuçları taşıyacağından kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişki halinde ortada yasaya uygun bir hükmün varlığından söz edilemez. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiş olup, Mahkemece yapılacak iş; önceki karar ile bağlı olmaksızın çelişki giderilmek suretiyle yeni bir karar vermekten ibarettir.
Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki, mahkemelere ve yargıya olan güveni sarsacağı gibi infazda duraksamaya yol açacağı da açıktır. Hükümlerin kurulmasında esas olan kısa karar olup, gerekçeli karar da buna uygun olmalıdır. Hüküm, bu nedenle Kanuna, tarih ve numarası anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'na aykırı olarak tesis edilmiştir.
SONUÇ: Bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulüyle, yerel mahkeme hükmünün, kısa karar gerekçeli karar çelişkisi nedeniyle 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2012/3182 E., 2012/7569 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
maçladığı ve buna ilişkin olmak üzere belgenin düzenlendiği ve aynı tarihte de anılan belgeyi hayata geçirerek tapudan işlem yapmak suretiyle çekişmeli taşınmazın mülkiyetini davalı İhsan'a devrettiği görülmektedir.O halde, anılan belgenin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 678 maddesi hükmüne göre düzenlenen ve mülkiyetin naklinin sebebini teşkil eden bir belge niteliği taşıdığı sabittir.
1. Hukuk Dairesi 2012/3182 E. , 2012/7569 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/12/2011
Yanlar arasında görülen tapu iptal, tescil ve tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.6.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat İ.E.geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilenler vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil ve tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kök muris M'in (M.) maliki olduğu 2707 ada 7 parsel sayılı taşınmazı 26.07.1989 tarihinde davalıların miras bırakanı İ.'a satış suretiyle temlik ettiği ve ölümü ile mirasçılarına intikalinden sonra bir kısım mirasçıların paylarını anneleri olan diğer mirasçı davalı K.'e 10.05.2010 tarihinde satış suretiyle devrettikleri ve taşınmazın davalı Kudret adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, tapu iptal ve tescil istekli davaların kayıt maliklerine karşı açılması gerekeceği tartışmasız olup,davada husumet kendilerine tevcih edilen V.E.E.ve P.'ın malik olmadıkları ve tek malikin K. olduğu, kayden sabit olup, K.dışındaki davalılar hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken bunlar hakkındaki davanın kabul edilerek harç, Avukatlık Ücreti ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaları doğru değildir.
Diğer taraftan, davacılar, miras bırakan M.'in davalıların murisi İ.'a yapmış olduğu temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürülerek eldeki davayı açmışlar; davalılar isi bir tanesi “Tahhütname” bir diğeri “Gayrimenkul satış taahhütnamesi” başlığını taşıyan 26.07.1989 tarihli belgeleri ibraz ederek davaya karşı çıkmışlardır.
Davaya mübrez gayrımenkul satış taahhütnamesi şeklindeki belge ve içeriğinden miras bırakan M.'in sağlığında mal varlığı üzerinde mirasçıları ile tasarrufta bulunmayı amaçladığı ve buna ilişkin olmak üzere belgenin düzenlendiği ve aynı tarihte de anılan belgeyi hayata geçirerek tapudan işlem yapmak suretiyle çekişmeli taşınmazın mülkiyetini davalı İhsan'a devrettiği görülmektedir.O halde, anılan belgenin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 678 maddesi hükmüne göre düzenlenen ve mülkiyetin naklinin sebebini teşkil eden bir belge niteliği taşıdığı sabittir. Anılan yasal düzenleme uyarınca miras bırakanın mirasçıları ile henüz açılmamış bir tereke üzerinde yapmış olduğu sözleşmelerin yazılı olmak suretiyle hukuken hüküm ifade edeceği de kuşkusuzdur. Öyle ise, bu belgeler karşısında davalıların murisi İ.'a yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenler geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 19.6.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.