Türk Medeni Kanunu 688. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 688- Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.
Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.
Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.
2. Yönetim ve tasarruf
a. Anlaşmalar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
13 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2017/1801 E., 2018/7821 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
TMK 688. maddesi uyarınca da, paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.
11. Hukuk Dairesi 2017/1801 E. , 2018/7821 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/10/2016 tarih ve 2015/183 E, 2016/137 K sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 26/12/2016 tarih ve 2016/132-2016/186 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 2004/38162 sayılı “...” markasının müvekkili ile davalılardan E Uluslararası ... A.Ş adına tescilli olduğunu, davalı ... A.Ş tarafından tescil edilen 2013/24400 sayılı “...” markasının hükümsüzlüğü davasının devamı sırasında müvekkilinin müştereken tescil sahibi olduğu “...” markasının %50 hakkının müvekkiline ön alım hakkı kullandırılmadan muvazaalı bir şekilde 300 TL gibi markanın gerçek değerinin çok altında bir bedelle davalı E Uluslararası A.Ş. tarafından diğer davalı ... A.Ş'ne devredildiğini, devrin muvaza ve ön alım hakkı kullandırılmaksızın yapılması karşısında geçersiz olduğunu ileri sürerek, devrin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı E Uluslararası ...A.Ş vekili, 556 sayılı KHK'da ön alım hakkı bulunmadığını, muvazaa iddiasının da yerinde olmadığını, zira müvekkilinin de markayı 300 TL bedelle devraldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... A.Ş vekili, 556 sayılı KHK'da ön alım hakkı tanınmadığını, muvazaa iddialarının doğru olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, 556 sayılı KHK'da ön alım hakkının düzenlenmediği, davacının muvazaa nedeniyle devir işleminin iptali için dava açma hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, marka üzerindeki hakların 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca mülkiyet hakkı olduğu, mülkiyetin devri konusunda 4721 Sayılı TMK'nın 5. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un mülkiyete dair hükümlerinin dikkate alınması gerektiği, davacı ve davalı E Uluslararası ...A.Ş'nin marka üzerindeki haklarının iştirak halindeki mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, buna göre somut olayda iştirak halinde mülkiyet hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, yine TMK'nın 702/2. maddesi gereğince marka üzerindeki tasarruf işlemlerinin paydaşların oy birliği ile yapılmasının gerektiği, davalı E Uluslararası ...A.Ş'nin yaptığı devir işleminin diğer paydaş olan davacının izni olmadan yapıldığını, bu durum kamu düzenine ilişkin olduğundan re'sen gözetildiği, kaldı ki davacının ön alım hakkı iddiası ile bu davayı açtığı, zımnen iştirak halindeki mülkiyete ilişkin hükümlere de dayandığının kabulünün gerektiği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b/2 maddesi kabulüne, davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 2004/38162 sayılı markanın devrine ilişkin işlemin ve davalı ... A.Ş adına olan tescil işleminin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
Dava konusu 2004/38162 sayılı "..." ibareli marka 24.11.2004 tarihli başvuru sonucunda davacı ile davalılardan E Uluslararası ...Tan. Hiz. A.Ş. adlarına birlikte tescil edilmiştir. Temyize konu istinaf kararında söz konusu marka üzerindeki mülkiyetin paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) olmayıp, elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) olduğundan bahisle sonuca ulaşılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, 4721 sayılı TMK 701. maddesine göre, kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti elbirliği mülkiyetidir.
TMK 688. maddesi uyarınca da, paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe paylar eşit sayılır.
Somut uyuşmazlıkta, dava konusu markanın 556 sayılı KHK hükümlerine dayalı olarak yapılan başvurusu sonucunda ...'nce sicile tescili işleminde TMK 701. maddesi anlamında kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan bir elbirliği halinde mülkiyet durumu mevcut değildir.
Bu nedenle, dava konusu marka üzerinde pay devrinden önceki malikler olan davacı ile diğer davalı E Uluslararası A.Ş. TMK 688. maddesi uyarınca eşit oranda (1/2'şer ) paylı mülkiyet hakkına sahiptirler. Davacının işbu davada ön alım hakkı bulunduğu iddiasına dayanmış olması, marka hakkı üzerindeki TMK 688. madde hükmüne dayalı "paylı mülkiyet" hakkını "elbirliği mülkiyetine" dönüştürmez. Kaldı ki, TMK 732. maddesi ve özel mevzuatlardaki hükümlerin de (ör: 551sayılı KHK md.85) esasen paylı mülkiyete tabi maddi/gayri maddi mal varlıklarına yönelik düzenlemeler niteliğinde olması karşısında; davacının ön alım hakkı bulunduğunu ileri sürmesinin marka üzerinde elbirliği halinde mülkiyet hükümlerine dayalı sonuç doğuracağına dair Bölge Adliye Mahkemesi görüşünün hukuki dayanağı da bulunmamaktadır.
TMK 688/son fıkrasına göre, paylı mülkiyette paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir. Bu bakımdan, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu markanın elbirliği halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu ve elbirliği halinde mülkiyette davalılardan E Uluslararası ...A.Ş.'nin davacının izni olmadan diger davalı ... Uluslararası ... A.Ş'ye yaptığı pay devrinin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Türk Medeni Kanununun 688. maddesinde paylı mülkiyet, “birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları” şeklinde ifade edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2012/14-693 E. , 2013/162 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 30/11/2010
Taraflar arasındaki “elatmanın önlenmesi ve kal” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 15.12.2009 gün ve 2009/133 E., 2009/536 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14.Hukuk Dairesi'nin 15.04.2010 gün ve 2010/3555 E. - 2010/4506 K. sayılı ilamı ile;
(... Dava, irtifak hakkına dayalı elatmanın kal suretiyle giderilmesi istemine ilişkindir.
Davalı savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık, 1419 ada 894 parsele ilişkindir. İncelenen tapu kayıt örneğinden taşınmazda davalının 10/577 payı olup dava dışı kişilerin de taşınmazda paydaş olduğu görülmektedir. Kısaca, 1419 ada 894 sayılı parsel, paylı mülkiyet rejimine tabidir. Türk Medeni Kanununun 688. maddesinde paylı mülkiyet, “birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları” şeklinde ifade edilmiştir. Bu tanımlamaya göre, paylı mülkiyetin söz konusu olabilmesi için; birden fazla kişinin bir mala paylı malik bulunması ve bu malın malikleri arasında maddi olarak paylaşılmış olunmaması gerekir. Paylı mülkiyette mülkiyet hakkına sahip birden ziyade kişi olmasına rağmen eşya üzerinde tek bir mülkiyet hakkı mevcuttur. Dolayısıyla, 1419 ada 894 sayılı parsel tapuda her ne kadar “tarla” niteliği ile kayıtlı olsa da keşfen üzerinde bulunduğu saptanan ve yıkımına karar verilen binada Türk Medeni Kanununun 718. maddesi uyarınca diğer kayıt maliklerinin de hakları mevcuttur. Zira, arazi mülkiyetinin kapsamına yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Binadaki yıkım işlemi diğer paydaşların hukukunu doğrudan etkileyeceğinden onlar davada taraf durumunu almadan yapıya yıkım kararı verilemez.
Bunların dışında davada irtifak hakkının varlığına dayanılmıştır. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 718/2. fıkrası gereğince irtifak hakkının varlığı mülkiyet hakkının kapsamına sınırlama getirir. Bu sınırlama sebebiyle de davacı eldeki davayı açabilir ise de tapu kayıt örneğinden böyle bir hakkın kayda yansıtılmadığı anlaşılmaktadır. İrtifak hakkı ya tapu siciline tescil suretiyle kurulabileceğinden veya Türk Medeni Kanununun 727. maddesi gereğince malikle noterde yapılacak sözleşmeyle kararlaştırılabileceğinden mahkemece irtifak hakkının var olup olmadığı ya da malikle bu hakkın tesisi için yapılmış sözleşme bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın irtifak hakkı varmış gibi isteğin hüküm altına alınması da ayrıca doğru değildir.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır. ...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, irtifak hakkına elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Davacı vekili, mülkiyeti davalıya ait olan 1419 ada 894 parsel sayılı taşınmazda müvekkilinin irtifak hakkının bulunduğunu, müvekkili kurum tarafından tesis edilen 154 kw'lık Çukurova -Gaziantep (Gaziantep II) enerji iletim hattının altına, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'ne aykırı olarak can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek şekilde davalı tarafından inşaat yapıldığını, inşaatın Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 44. maddesinde belirtilen mesefelere uygun yapılmadığını belirterek, davalının irtifak hakkına yaptığı elatmasının önlenmesine, binanın irtifak hakkına tecavüzlü kısmının yıkılmasına, yıkım sonrası oluşturulacak enkazın davalı tarafından kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece, davalı tarafından yapılan inşaatın davacının irtifak hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar; davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmuş; yerel mahkemece, bozma ilamının irtifak hakının varlığının araştırılmasına ilişkin kısmına uyulmasına, diğer paydaşlar taraf olmadan kal kararı verilmesinin doğru olmadığına ilişkin kısmına ise direnilmesine karar verilmiştir
Hükmü, davalı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; paylı mülkiyete konu taşınmazlara ilişkin elatmanın önlenmesi ve kal davalarında, tüm paydaşların davada taraf olmalarının gerekip gerekmediği, noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 688. maddesine göre; paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olup, paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malikin hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Kural olarak bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarının da malikidir. Bununla birlikte paydaşlar, kendi aralarında oybirliği ile anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler.
Somut olayda, davacının irtifak hakkına taşan yapı, 1419 ada 894 parselin paydaşlarından olan davalı tarafından kullanılmakla birlikte; 1419 ada 894 parsel parsel sayılı taşınmaz paylı mülkiyet hükümlerine tabi olup tüm paydaşlar arasında kullanıma ilişkin geçerli bir taksim sözleşmesinin yapıldığı da ileri sürülmemiştir.
O halde, arzın bütünleyici parçası olan taşkın yapı üzerinde davalı dışındaki paydaşların da payları oranında mülkiyet hakları bulunduğunun kabulü gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 26.10.2005 gün ve 2005/14-586 E., 2005/608 K. sayılı ilamında da kabul edilmiştir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken, 1419 ada 894 parselin davalı dışındaki diğer maliklerin de davaya katılmalarına olanak tanınmak suretiyle, davada taraf koşulunu sağlamak olmalıdır.
Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmelerde azınlıkta kalan görüş sahipleri; davacıya ait irtifak hakkına davalının yaptığı binanın tecavüzlü olduğunu, davanın da binayı yapan paydaşa yöneltildiğini, irtifak hakkına müdahalesi bulunmayan paydaşların davada taraf olmalarının gerekmediğini bildirmişlerse de çoğunluk bu görüşe katılmamıştır.
Hal böyle olunca; aynı hususa işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının bozma ilamında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca hükmün tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.01.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2188 E., 2021/1667 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 688. maddesinde paylı (müşterek) mülkiyet;
Hukuk Genel Kurulu 2017/2188 E. , 2021/1667 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı dava dilekçesinde ve dilekçenin açıklanmasına yönelik 23.12.2011 tarihli celse verdiği beyanında; dava konusu müşterek mülkiyete konu olan 724 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın kendisine ve davalılara miras olarak kaldığını, bu yeri 1995 yılında 15.000 USD harcayıp restore ederek kullanmaya başladığını, bu kullanıma o tarihte sağ olan babası ile davalı ...’in babasının karşı çıkmadığını ve herkesin rıza gösterdiğini, 2000 yılında soğuk hava deposuna çevrilen yeri aralarındaki anlaşmaya göre 2015 yılına kadar kendisinin kullanılacağının kararlaştırılmasına rağmen izinsiz girilerek binaya ve eşyalarına zarar verildiğini, eylem nedeniyle Akçakoca Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1486 soruşturma numaralı dosyasının bulunduğunu ileri sürerek 35.000TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; olayla bir ilgisinin bulunmadığını, iddiaları kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Uyulan ilk bozma kararı gereği dava dilekçesi ile birlikte ekli belgeler kendisine tebliğ edilen davalı ... duruşmadaki beyanında; dava konusu taşınmazın ve üzerindeki barakanın miras yolu ile Sabri, Bahadır ve kendisine kaldığını, barakayı yeğenlerine kullanmaları amacıyla verdiklerini, davayı kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
7. Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.01.2013 tarihli ve 2011/463 E., 2013/50 K. sayılı kararı ile; davacı haksız fiile dayandığından davanın haksız fiili yapana karşı açılması gerektiği, davacı tanıklarının görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı, davalı tanıklarından ...’un da dava dilekçesinde yer alan tadilat işlemlerini bizzat kendisinin gerçekleştirdiğini beyan ettiği, davacının, söz konusu haksız fiili davalının yaptığını ispatlayamadığı gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (asıl) temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.03.2014 tarihli ve 2013/8155 E., 2014/4655 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı tarafından mahkemeye verilen 29/09/2011 günlü dava dilekçesinde ... ve ... davalı olarak gösterilmiştir. Mahkemece sadece davalı ... Mutioğluna dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilip, bu kişi ile ilgili yargılama yapılarak karar verilmiş, kararda diğer davalı ...'nun adı yazılmamıştır. Mahkemece davanın iki kişiye karşı açıldığı gözetilmeden tek bir kişiye karşı açılmış gibi kabul edilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
10. Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2015 tarihli ve 2014/255 E., 2015/16 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılamada önceki gerekçeye ilave olarak bozma kararında değinilmediğinden davacı tarafın yeniden keşif yapılması yönündeki talebinin reddedildiği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
12. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.11.2015 tarihli ve 2015/13239 E., 2015/13222 K. sayılı kararı ile;
“…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının davalı ...'na yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacının davalı ...'na yönelik temyiz itirazlarına gelince;
…
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, tarafların müştereken malik bulundukları taşınmazda ahşap yığma bina şeklinde yapılan iki bölmeli depoyu diğer hissedarların rızası ile davacının 2005 yılına kadar işyeri olarak kullandığı, 2005 yılından 2010 yılına kadar boş kaldığı, 2010 yılında taşınmazda diğer maliklerin rızası alınmadan tadilata başlanması ve taşınmaza bitişik hazine arazisine kazıkların çakılması üzerine Akçakoca Kaymakamlığı İdare Kurulu Bürosu'nun 04/10/2010 gün ve 2010/06 sayılı kararı ile davalı ...'nun hazineye ait taşınmaza tecavüzünün men'ine karar verildiği, davalı ...'nun idari tahkikat sırasında dava konusu taşınmazda emlakçı bürosu açmak için tadilata başladığına ilişkin beyanda bulunduğu, izinsiz yapılan tadilat nedeniyle 12/10/2010 tarihinde il özel idaresi tarafından yapı tatil tutanağı düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır (TMK m. 692/1).
Dava konusu somut olayda, davalı ...'nun müşterek mülkiyete konu taşınmazda emlak bürosu açmak için diğer maliklerin rızasını almadan tadilat işlemlerine başladığı ve taşınmazın mevcut çatısını yıkmış olduğu sabittir. Yıkılan çatı nedeniyle davacı babasının payından dolayı miras hissesi oranında zarara uğramıştır. Davacının, taşınmaza verilen zararının ve diğer zararlarının kapsamının belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
13. Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.04.2016 tarihli ve 2016/65 E., 2016/209 K. sayılı kararı ile; davacılar tanığı ...'un beyanına göre davaya konu taşınmaz üzerindeki yapının yıllardır atıl durumda bulunması nedeniyle burayı kendisine kiraya vermesi hususunda dayısı olan davalı ...'dan talepte bulunduğu, davalı ...'in kendisinden yaşça büyük olan paydaş amcası, diğer davalı ...'na tanık ...'un talebini ilettiği ve talebe her iki davalının da rıza gösterdikleri görüldüğünden davaya konu taşınmaza 1/4 pay ile malik olan Bahadır Mutioğlu'nun olay tarihinde hayatta olmaması, ölü paydaş Bahadır Mutioğlu'nun mirasçılarından kızı Melahat Koç’un (Mutioğlu) da olay tarihinde hayatta olmaması nedeniyle, ölü mirasçı Melahat Koç’un (Mutioğlu) yasal mirasçısı tanık ...'un taşınmazdan faydalanmak amacıyla diğer paydaşlar olan davalılardan izin alması ve davalıların paydaş olarak yapı değişikliğine izin vermeleri nedeniyle davalıları -şayet meydana gelen herhangi bir zarar mevcut ise- bu zararlardan sorumlu tutmanın hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağı, zira davaya konu taşınmaz üzerindeki yapının çatısını bizzat yıktığını ve yapıyı kendisinin kullanacağını beyan eden tanık ...'un, tüm paydaşların değil yalnızca davalıların muvafakatini aldığı, tanığın da ölü paydaş Bahadır Mutioğlu'nun hayattaki yasal mirasçısı olması nedeniyle sorumluluğun kendisine ait olduğu, davanın tanık olarak dinlenen ...'a karşı açılmasının gerektiği, tanık ... beyanlarının davalılar beyanları ile davalı tanık beyanları ile de örtüştüğü, davacı tanıklarının ise görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı, davacı ile tanıklarının davalılar ile aralarında husumet bulunduğu, davacının husumeti dava dilekçesine de yansıttığı anlaşılmakla; davalı ...'nun sadece 24.09.2010 tarihli idari tahkikat tutanağında olayı kendisi yapmış gibi anlatarak tanık ...'tan bahsetmemesinin gerçeği değiştirmeyeceği, zira yargılamanın her aşamasında davalılar ile davalı tanıklarının alınan beyanlarının birbirleri ile örtüştüğü, idari işleme dayalı 24.09.2010 tarihli tutanağın yargılama faaliyetleri üzerinde tutulmasının hukukun üstünlüğünü zedeleyeceği, kaldı ki tanık ...'un kendisine husumet yöneltilerek dava açılmasına sebebiyet verecek nitelikte beyanda bulunmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; müşterek mülkiyete konu olan taşınmaz üzerindeki binada ve üzerindeki taşınmazda davalı ...’in davacıya yönelik olarak haksız eylemde bulunduğunun ispatlanıp ispatlanamadığı ve buradan varılacak sonuca göre davacının maddi zararının kapsamı belirlenip sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplamaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal mevzuatın ve ilgili kavramların irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.
17. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 688. maddesinde paylı (müşterek) mülkiyet; birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belirli paylarla malik olmaları biçiminde ifade edilmiştir. Bu tanıma göre paylı mülkiyetin söz konusu olabilmesi için birden fazla kişinin bir mala paylı malik bulunması ve bu malın malikleri arasında maddi olarak paylaşılmamış olması gerekir. Paylı mülkiyette, mülkiyet hakkına sahip birden ziyade kişi olmasına rağmen, belirlilik ilkesi gereğince eşya üzerinde tek bir mülkiyet hakkı mevcut bulunur. Eşya üzerindeki bu tek mülkiyet hakkı malikler arasında paylı mülkiyet birliği meydana getirir. Her paydaş mülkiyet hakkının belirli bir payına sahip olur. Paylı mülkiyet hukukî işlem, yetkili idari makamın işlemi, mahkeme kararı veya Kanun gereği meydana gelir.
18. Paydaşların malı nasıl yönetecekleri hususu TMK’nın 690 ila 692. maddeler arasında düzenlenmiştir. “Olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar” başlıklı 692 maddenin 1. fıkrasına göre; paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.
19. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların müştereken malik bulundukları taşınmazda ahşap yığma bina şeklinde yapılan iki bölmeli depoyu diğer hissedarların rızası ile davacının 2005 yılına kadar işyeri olarak kullandığı, yapının 2005 yılından 2010 yılına kadar boş kaldığı, taşınmazın kullanılabilmesi için 2010 yılında diğer maliklerin rızası alınmadan şikâyet edilen hissedarlardan ... ve ... tarafından çatı sökülmek suretiyle tadilata başlanması ve taşınmaza bitişik hazine arazisine kazıkların çakılması üzerine Akçakoca Kaymakamlığı İdare Kurulu Bürosunun 04.10.2010 tarihli ve 2010/06 sayılı kararı ile müdahele edilen hazineye ait taşınmaza tecavüzünün men'ine, taşınmazda üstün hak iddiasında bulunan tarafların görevli mahkemeye müracaat haklarının olduğuna karar verildiği, davalı ...'nun idari tahkikat sırasında dava konusu taşınmazda emlak bürosu açmak için tadilata başladığına ilişkin beyanda bulunduğu, izinsiz yapılan tadilat nedeniyle 12.10.2010 tarihinde il özel idaresi tarafından yapı tatil tutanağı düzenlendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kararlar ile tüm dosya kapsamından davalı ...'nun müşterek mülkiyete konu taşınmazda emlak bürosu açmak için diğer maliklerin rızasını almadan tadilat işlemlerine başladığı ve taşınmazın mevcut çatısını yıktığı, yıkılan çatı nedeniyle davacının babasının payından dolayı miras hissesi oranında zarara uğradığı sabit olduğundan, davacının taşınmaza verilen zararının ve diğer zararlarının kapsamı belirlenerek hüküm altına alınması gerekmektedir.
20. Diğer taraftan her ne kadar dava tarihi “29.09.2011” olmasına rağmen, direnmeye esas gerekçeli kararın başlığında “24.02.2016” olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
21. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
22. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
17. Ceza Dairesi, 2017/3173 E., 2017/10888 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Örneğin; paydaş (elbirliği) hakkında TMK'nın 688 ve 701. madde, sahipsiz mallar hakkında TMK 767.
17. Ceza Dairesi 2017/3173 E. , 2017/10888 K.
"İçtihat Metni"
TALEPLE İLGİLİ
MAHKEME KARARI : Asliye Ceza Mahkemesi
TALEPLE İLGİLİ OLAN
HÜKÜM : Mahkumiyet
SUÇ : Karşılıksız yararlanma
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karşılıksız yararlanma suçundan yapılan yargılama sonucunda; sanık ... hakkında, 5237 sayılı TCK'nın 163/3, 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 07/11/2013 tarih, 2012/905 Esas ve 2013/727 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine;
Dairemizin 06/07/2017 tarih, 2015/20511 Esas ve 2017/9095 Karar sayılı kararıyla;
1-Sanığın, katılan ...’a ait elektrik sayacından kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
2-Katılan kurum ...Elektrik Dağıtım A.Ş. nin kaçak kullanım sebebiyle zarara uğradığına ilişkin dosya içeriğinde herhangi bir bilgi ve belge olmamasına rağmen davaya katılan olarak kabulü ile lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...’ün temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 06.07.2017 tarihinde Başkan ... ve Daire Üyesi ...'ın eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile karar vermiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.07.2017 tarih ve 2014/135255 sayılı yazısı ile;
ANLATIM VE TALEP:
Sanık ... hakkında Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 07/01/2009 tarihli iddianamesiyle hırsızlık suçlamasıyla açılan kamu davası sonucunda verilen aynı yer 44. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 07/11/2013 tarih, 2012/905 Esas ve 2013/727 Karar sayılı hükmüyle sanığın 5237 sayılı Yasa'nın 163/3, 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilip bu mahkumiyet hükmü sanık tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmekle Başsavcılığımıza intikal etmiş ve tebliğname ile dosya Yüksek 17. Ceza Dairesine gönderilmiştir.
Dosyanın tevdi edildiği Yüksek 17. Ceza Dairesi, 06/07/2017 gün, 2015/20511 Esas ve 2017/9095 Karar sayılı ilamıyla;
"...1-Sanığın, katılan ...’a ait elektrik sayacından kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
2-Katılan kurum ... Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin kaçak kullanım sebebiyle zarara uğradığına ilişkin dosya içeriğinde herhangi bir bilgi ve belge olmamasına rağmen davaya katılan olarak kabulü ile lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...’ün temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA,.." oy çokluğuyla karar vermiştir.
Başsavcılığımıza intikal eden ilam üzerine yapılan inceleme sonucunda, (1) numaralı bozma kararına açıklanacak gerekçelerle itiraz etme zorunluluğu doğmuştur.
İTİRAZ NEDENLERİ:
İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 17. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin suç teşkil edip etmediği hususuna ilişkin bulunmaktadır.
Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; sanığın abonelik sistemiyle kullanılan katılana ait elektrik hattına harici kablo çekmek suretiyle bağlanarak kendi evine elektrik enerjisi aldığı ve kullandığı bu durumun tutanak ile tesbit edilip hakkında yapılan soruşturma sonucunda hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemede yapılan yargılama sonucunda sanığın 5237 sayılı Yasa'nın 163. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilmiş ve Yüksek Daire tarafından da bu mahkumiyet hükmü oyçokluğuyla bozulmuştur.
Yüksek Dairenin Sayın çoğunluğunun bozma kararına gerekçe olarak gösterildiği şekilde, 5237 sayılı Yasa'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasındaki "ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır" hükmü 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa'nın 105. maddesi ile kaldırılmış ise de, hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı aynı maddenin birinci fıkrası halen yürürlükte olup buna göre, "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir ."
Yüksek Daire kararında haklı olarak belirtildiği şekilde 5237 sayılı Yasa'nın 163/3. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçu, " abonelik sistemine göre yararlanılabilen" enerji kapsamında olmadığı için oluşmaz ise de, enerjinin mülkiyet hakkına konu edilebilecek mal kapsamında olduğu için hırsızlık suçunun basit halinin oluşmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesine göre, taşınır mülkiyetin konusu nitelikleri itibariyle taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Türk Medeni Kanunu'nun bu düzenlemesi kapsamında elektrik enerjisi de "doğal güç" kavramı içerisine girmekte ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Nitekim, Yargıtay 13.Ceza Dairesinin 2013/30057 Esas, 2014/35164 Karar; 2013/20242 Esas, 2014/32477 Karar; 2014/8008 Esas, 2014/24124 Karar sayılı ilamlarında da bu şekilde sonuca varılmış, Yüksek 2. Ceza Dairesi ise, 2015/14039 Esas ve 2015/20104 Karar sayılı ilamında farklı bir sonuca ulaşmıştır. Doktrinde de, eşya hukuku alanında elektrik enerjisi "doğal güç' dolayısıyla "mal" kavramı içerisinde mütalaa edilmektedir. (Ünal Mehmet, Şekli Eşya Hukuku, Savaş Yayınları, s.16, Esener Turhan, Eşya Hukuku, s.166-167, Akıntürk Turgut, Eşya Hukuku, Beta Yayınevi, s.580)
Bu sebeplerle; Yüksek Dairenin Sayın çoğunluğunun, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan (1) numaralı BOZMA kararına karşı, Yüksek Ceza Daireleri arasında içtihat birliğinin sağlanması zarureti de gözetilerek eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurma zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır.
SONUÇ VE İSTEM:
Açıklanan gerekçelerle;
Yüksek Yargıtay 17. Ceza Dairenizin 06/07/2017 gün, 2015/20511 Esas ve 2017/9095 Karar sayılı BOZMA kararının (1) numaralı gerekçesinin kaldırılarak, İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/11/2013 tarih, 2012/905 Esas ve 2013/727 karar sayılı hükmünün, eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle BOZULMASINA karar verilmesi, itiraz kabul edilmediği takdirde dosyanın itiraz incelemesi yapılmak üzere Yüksek Ceza Genel Kurulu Başkanlığı'na tevdii itirazen saygıyla arz ve talep olunur." şeklinde istemde bulunulması üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü;
İTİRAZIN KAPSAMI;
Sanığın kabul edilen eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğundan bahisle bozma kararı verilmesi talep edilmiştir.
KARAR;
Sanığın, katılan ...’a ait elektrik sayacından kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
Dairemizin anılan kararında usul ve Yasa'ya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 21/07/2017 tarih ve 2014/135255 sayılı itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden REDDİNE,
Dairemizin 06.07.2017 tarih ve 2015/20511 Esas 2017/9095 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA YER OLMADIĞINA, itirazın incelenmesi için dosyanın 5271 sayılı CMK’nın 308/2. maddesi uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurul Başkanlığı'na GÖNDERİLMESİNE, 02.10.2017 tarihinde Başkan ... ve Daire Üyesi ...'ın eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
İlgi: Yargıtay 17. CD'nin 2015/20511 Esas ve 2017/9095 Karar sayılı kararına,
Sanığın katılan ...’a ait elektrik sayacından kablo çekerek kendi evinde bu şekilde temin ettiği elektrik enerjisini kullandığı konusunda tereddüt yoktur.
Konumuz bu eylemin suç teşkil edip etmeyeceği, suç teşkil edeceği düşünülürse hangi suçu oluşturacağıdır.
5237 sayılı Kanun'un 141/2. fıkrası "(2) Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de mal sayılır." şeklinde iken bu hüküm 05/07/2012 gün 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 02/07/2012 tarih 6352 sayılı Kanun'nun 105. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de TCK'nın 163. maddesine "3. fıkra olarak" Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. " fıkrası eklenmiştir.
TCK'nın 163/3. fıkrası ile elektrik enerjisini abonelik yoluyla satma yetkisine sahip olan elektrik dağıtım şirketlerinin tasarruf alanına yönelik eylemler düzenleme konusu yapılmış, ülkemizde yaygın olan bu tür eylemler bir yönden yüz kızartıcı suç olmaktan çıkarılmış, bir yandan da amacın tüketilen enerjinin bedelinin vergisiyle tahsili olduğu açıkça ortaya koyulmuştur.
Bu değişiklik sonrasında elektrik dağıtım şirketlerinin belirlediği usule uygun olarak abone olmak suretiyle bedelini ödeyerek veya bu usullere aykırı olarak dağıtım şirketlerinin tasarrufunda bulunan elektrik enerjisini kullanan gerçek ve tüzel kişilerin elektrik hatlarına bu kişilerin rızası olmadan saplama yaparak kullanan ve bu suretle yarar sağlayan kimselerin eylemlerinin hukuki niteliğinin ne olacağını belirlemek gerekecektir.
Bu şekilde gerçekleşen eylemde rıza olmadan kullanılarak yarar sağlanan elektrik enerjisinin TCK'nın 141/1. fıkrasında belirtilen ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturan "taşınır bir mal" olup olmadığına bakmak gerekir.
TCK'nın 141/2. fıkrasının 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması elektrik enerjisini taşınır bir mal olmaktan çıkarmış mıdır?
Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş maddelerde geçen ancak başka kanunlarda içerik ve niteliği düzenleme konusu yapılmış konularda içerik ve niteliği tespit amacıyla kavram ve müesseselerin düzenlendiği temel kanunlara bakmak gerektiği aşikardır. Örneğin; paydaş (elbirliği) hakkında TMK'nın 688 ve 701. madde, sahipsiz mallar hakkında TMK 767. madde, zilyedin kim olduğu hakkında TMK 973. maddeye başvurduğumuz gibi Ceza Kanunu 141. maddesinde geçen taşınır mal kavramının ne olduğunu, içerik ve niteliği tespit içinde TMK 762. maddeye bakmak gerekecektir.
Taşınır mal konusu temel kanunlardan olan Medeni Kanun 762. maddesinde "Taşınır mal mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir." şeklinde düzenlenmiştir. Sorumuzun cevabını TCK'nın mülga 141/2. fıkrasında değil taşınır maldan ne anlaşılması gerektiğini düzenleyen MK'nun 762. maddesinin son kısmında yer alan ".. edinmeye elverişli olan... doğal güçler" kavramında aramak gerekecektir.
Bu konudaki doktrindeki görüşlere göre;
Bunlar edinmeye (temellüke) elverişli olmalıdır. Bundan maksat kişilerin hakimiyet altına alarak yararlanabilme imkanıdır. Elektrik enerjisi de bu niteliktedir. TMK bu düzenleme ile taşınır mal kavramına ikinci bir tür olarak doğal güçleri de sokmaktadır. Ancak birinci türdeki maddi mallarda taşınır mal niteliği bunların doğal yapıları icabı mevcutken elektrik, su, atom ve radyoaktif enerji gibi doğal güçlerde bu nitelik kanundan doğmaktadır. İstenilen maksat dahilinde kullanılabilen ve gayrimenkule dahil olmayan tabi kuvvetler menkul eşya hükmünde kabul edilmektedir. MK'nun 762. maddesi doğal güçlerin sosyal ve özellikle teknik bakımdan taşıdıkları önemi dikkate alarak onları düzenlemek istenmiş ve MK'nun 762'deki hüküm bu sebeple getirilmiştir.
Enerjininde ekonomik değeri vardır. Onun için kanun koyucu ekonomik değeri olan tabi kuvvetler-doğal güçler üzerinde mülkiyet hakkının kurulabileceğini kabul etmekle, hak sahibine ayni haklara benzer bir tasarruf ve koruma imkanı sağlamış olmaktadır.
Sonuç olarak Türk Medeni Kanunu 762. maddesi ile doğal güçler ve doğal güçlerden olduğu doktrinde açıkça kabul edilen elektrik enerjisi taşınır mal niteliğinde olup, bu halde TCK'nın 141/1 ve 142. maddelerde koruma altına alınan taşınır mallara yönelik suçunda konusunu oluşturacağı açıktır.
Bu bilgiler ışığında;
1)Elektrik enerjisinin abonelik esasına göre yararlanılabilen haline yönelik eylemlerde TCK'daki özel düzenleme olan 163/3. fıkrası gereği "Karşılıksız yararlanma" suçunun
2)Bir gerçek veya tüzel kişinin istediği maksat dahilinde kullanılabilecek şekilde hak ve tasarruf alanına girmiş abonelik esasına göre yararlanma imkanı olmayan haline yönelik eylemlerde ise elektrik enerjisinin taşınır mal niteliği sebebiyle TCK'nun da düzenlenen hırsızlık suçunu ve işleniş şekline göre de bu suçun basit veya nitelikli halini oluşturacaktır.
UYAP ortamında bu eylemlere yönelik karar araştırmasında 13. Ceza Dairesi'nin hırsızlık suçunu oluşturacağı, 2. Ceza Dairesi'nin ise suç oluşturmayacağı yolunda kararlarının olduğu, uygulama birliğinin olmadığı tesbit edilmiştir.
Açıklanan sebeplerle eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı düşüncesiyle Sayın çoğunluğun eylemin hukuki ihtilaf olduğu, suç oluşturmayacağına yönelik kararına katılmadığımı bildiririm.
Ek: 1)Prof. Dr....
Prof. Dr. ...
Prof. Dr. ...
Doç. Dr. ...'ın kitaplarının ilgili sayfa fotokopileri
2)13. Ceza Dairesi'nin ve 2. Ceza Dairesi'nin çelişkili kararları
17. Ceza Dairesi, 2017/3172 E., 2017/10886 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Örneğin; paydaş (elbirliği) hakkında TMK'nın 688 ve 701. madde, sahipsiz mallar hakkında TMK 767.
17. Ceza Dairesi 2017/3172 E. , 2017/10886 K.
"İçtihat Metni"
TALEPLE İLGİLİ MAHKEME KARARI : Asliye Ceza Mahkemesi TALEPLE İLGİLİ OLAN HÜKÜM : Mahkumiyet
SUÇ : Karşılıksız yararlanma
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Karşılıksız yararlanma suçundan yapılan yargılama sonucunda; sanık ... hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 163/3, 62. maddeleri gereğince 10 ay erteli hapis ile cezalandırılmasına ilişkin Lice Asliye Ceza Mahkemesi 16/09/2015 tarih, 2015/42 Esas ve 2015/139 Karar sayılı kararının sanık ...'ın temyizi üzerine;
Dairemizin 12/06/2017 tarih, 2016/365 Esas ve 2017/7487 Karar sayılı kararıyla;
“… Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanığın, ... İletişim Hizmetleri A.Ş.'ne ait baz istasyonuna elektrik veren trafodan kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, ...“ oyçokluğuyla karar vermiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.07.2017 tarih ve 2015/399060 sayılı yazısı ile;
ANLATIM VE TALEP:
Sanık ... hakkında Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24/02/2015 tarihli iddianamesiyle karşılıksız yararlanma suçlamasıyla açılan kamu davası sonucunda verilen aynı yer Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/09/2015 tarih, 2015/42 Esas ve 2015/139 Karar sayılı
hükmüyle sanığın 5237 sayılı Yasa'nın 163/3, 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilip bu mahkumiyet hükmü sanık tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmekle Başsavcılığımıza intikal etmiş ve tebliğname ile dosya Yüksek 17.Ceza Dairesine gönderilmiştir.
Dosyanın tevdi edildiği Yüksek 17. Ceza Dairesi, 12/06/2017 gün, 2016/365 Esas ve 2017/7487 Karar sayılı ilamıyla;
“… Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanığın, ... İletişim Hizmetleri A.Ş.'ne ait baz istasyonuna elektrik veren trafodan kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, ...“ oy çokluğuyla karar vermiştir.
Başsavcılığımıza intikal eden ilam üzerine yapılan inceleme sonucunda,bozma kararına açıklanacak gerekçelerle itiraz etme zorunluluğu doğmuştur.
İTİRAZ NEDENLERİ:
İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 17. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık,sanığın eyleminin suç teşkil edip etmediği hususuna ilişkin bulunmaktadır.
Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; ilçe merkezine bağlı...köyünde bulunan müşteki şirkete ait baz istasyonuna elektrik veren trafodan izinsiz kablo çekerek elektrik enerjisi kullandığı ve bu durumun zabıta tarafından 06/09/2014 tarihli tutanak ile tesbit edilip sanığın da eylemi ikrar ettiği ve hakkında yapılan soruşturma sonucunda karşılıksız yararlanma suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemede yapılan yargılama sonucunda sanığın 5237 sayılı Yasa'nın 163. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilmiş ve Yüksek Daire tarafından da bu mahkumiyet hükmü oyçokluğuyla bozulmuştur.
Yüksek Dairenin Sayın çoğunluğunun bozma kararına gerekçe olarak gösterildiği şekilde, 5237 sayılı Yasa'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasındaki "ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır" hükmü 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa'nın 105.maddesi ile kaldırılmış ise de,hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı aynı maddenin birinci fıkrası halen yürürlükte olup buna göre,"Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir ." .Yüksek Daire kararında haklı olarak belirtildiği şekilde 5237 sayılı yasanın 163/3 maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçu, " abonelik sistemine göre yararlanılabilen" enerji kapsamında olmadığı için oluşmaz ise de, enerjinin mülkiyet hakkına konu edilebilecek mal kapsamında olduğu için hırsızlık suçunun basit halinin oluşmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesine göre, taşınır mülkiyetin konusu nitelikleri itibariyle taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.Türk Medeni Kanunu'nun bu düzenlemesi kapsamında elektrik enerjisi de "doğal güç" kavramı içerisine girmekte ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır.Nitekim, Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2013/30057 Esas ve 2014/35164 Karar, 2013/20242 Esas ve 2014/32477 Karar, 2014/8008 Esas ve 2014/24124 Karar sayılı ilamlarında da bu şekilde sonuca varılmış, Yüksek 2. Ceza Dairesi ise, 2015/14039 Esas ve 2015/20104 Karar sayılı ilamında farklı bir sonuca ulaşmıştır. Doktrinde de,eşya hukuku alanında elektrik enerjisi "doğal güç" dolayısıyla " mal " kavramı içerisinde mütalaa edilmektedir.
Bu sebeplerle;Yüksek Dairenin Sayın çoğunluğunun, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan BOZMA kararına karşı Yüksek Ceza Daireleri arasında içtihat birliğinin sağlanması zarureti de gözetilerek eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurma zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır.
SONUÇ VE İSTEM:
Açıklanan gerekçelerle;
Yüksek Yargıtay 17. Ceza Dairenizin 12/06/2017 gün, 2016/365 Esas ve 2017/7487 Karar sayılı BOZMA kararının gerekçesinin kaldırılarak, Lice Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/09/2015 tarih, 2015/42 Esas ve 2015/139 Karar sayılı hükmünün eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle BOZULMASINA karar verilmesi,itiraz kabul edilmediği takdirde dosyanın itiraz incelemesi yapılmak üzere Yüksek Ceza Genel Kurulu Başkanlığı'na tevdii itirazen saygıyla arz ve talep olunur." şeklinde istemde bulunulması üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü;
İTİRAZIN KAPSAMI;
Sanığın kabul edilen eyleminin basit hırsızlık suçunu oluşturacağından bahisle bozma karararı verilmesi talep edilmiştir.
KARAR;
Sanığın, ...İletişim Hizmetleri A.Ş.'ne ait baz istasyonuna elektrik veren trafodan kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki “ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır” hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
Dairemizin anılan kararında usul ve Yasa'ya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/07/2017 tarih ve 2015/399060 sayılı itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden REDDİNE,
Dairemizin 12.06.2017 tarih, 2016/365 Esas ve 2017/7487 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA YER OLMADIĞINA, itirazın incelenmesi için dosyanın 5271 sayılı CMK’nın 308/2. maddesi uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurul Başkanlığı'na GÖNDERİLMESİNE, 02.10.2017 tarihinde Başkan ... ve Daire Üyesi ...'ın eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
İlgi:Yargıtay 17. CD'nin 2016/365 Esas, 2017/7487 Karar sayılı kararına,
Sanığın...İletişim Hizmetleri A.Ş.'ne ait baz istasyonuna elektrik veren trafodan kablo çekerek kendi evinde bu şekilde temin ettiği elektrik enerjisini kullandığı konusunda tereddüt yoktur.
Konumuz bu eylemin suç teşkil edip etmeyeceği, suç teşkil edeceği düşünülürse hangi suçu oluşturacağıdır.
5237 sayılı Kanun'un 141/2. fıkrası "(2) Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de mal sayılır" şeklinde iken bu hüküm 05/07/2012 gün 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 02/07/2012 tarih 6352 sayılı Kanun'nun 105. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de TCK'nın 163 maddesine "3. fıkra olarak" Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. " fıkrası eklenmiştir.
TCK'nın 163/3. fıkrası ile elektrik enerjisini abonelik yoluyla satma yetkisine sahip olan elektrik dağıtım şirketlerinin tasarruf alanına yönelik eylemler düzenleme konusu yapılmış, ülkemizde yaygın olan bu tür eylemler bir yönden yüz kızartıcı suç olmaktan çıkarılmış, bir yandanda amacın tüketilen enerjinin bedelinin vergisiyle tahsili olduğu açıkça ortaya koyulmuştur.
Bu değişiklik sonrasında elektrik dağıtım şirketlerinin belirlediği usule uygun olarak abone olmak suretiyle bedelini ödeyerek veya bu usullere aykırı olarak dağıtım şirketlerinin tasarrufunda bulunan elektrik enerjisini kullanan gerçek ve tüzel kişilerin elektrik hatlarına bu kişilerin rızası olmadan saplama yaparak kullanan ve bu suretle yarar sağlayan kimselerin eylemlerinin hukuki niteliğinin ne olacağını belirlemek gerekecektir.
Bu şekilde gerçekleşen eylemde rıza olmadan kullanılarak yarar sağlanan elektrik enerjisinin TCK'nın 141/1. fıkrasında belirtilen ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturan "taşınır bir mal" olup olmadığına bakmak gerekir.
TCK'nın 141/2. fıkrasının 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması elektrik enerjisini taşınır bir mal olmaktan çıkarmış mıdır?
Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş maddelerde geçen ancak başka kanunlarda içerik ve niteliği düzenleme konusu yapılmış konularda içerik ve niteliği tespit amacıyla kavram ve müesseselerin düzenlendiği temel kanunlara bakmak gerektiği aşikardır. Örneğin; paydaş (elbirliği) hakkında TMK'nın 688 ve 701. madde, sahipsiz mallar hakkında TMK 767. madde, zilyedin kim olduğu hakkında TMK 973. maddeye başvurduğumuz gibi Ceza Kanunu 141. maddesinde geçen taşınır mal kavramının ne olduğunu içerik ve niteliği tespit içinde TMK 762. maddeye bakmak gerekecektir.
Taşınır mal konusu temel kanunlardan olan Medeni Kanun 762. maddesinde "Taşınır mal mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir." şeklinde düzenlenmiştir. Sorumuzun cevabını TCK'nın mülga 141/2. fıkrasında değil taşınır maldan ne anlaşılması gerektiğini düzenleyen MK'nun 762. maddesinin son kısmında yer alan ".. edinmeye elverişli olan... doğal güçler" kavramında aramak gerekecektir.
Bu konudaki doktrindeki görüşlere göre;
Bunlar edinmeye (temellüke) elverişli olmalıdır. Bundan maksat kişilerin hakimiyet altına alarak yararlanabilme imkanıdır. Elektrik enerjiside bu niteliktedir. TMK bu düzenleme ile taşınır mal kavramına ikinci bir tür olarak doğal güçleri de sokmaktadır. Ancak birinci türdeki maddi mallarda taşınır mal niteliği bunların doğal yapıları icabı mevcutken elektrik, su, atom ve radyoaktif enerji gibi doğal güçlerde bu nitelik kanundan doğmaktadır. Istenilen maksat dahilinde kullanılabilen ve gayrimenkule dahil olmayan tabi kuvvetler menkul eşya hükmünde kabul edilmektedir. MK'nun 762 maddesi doğal güçlerin sosyal ve özellikle teknik bakımdan taşıdıkları önemi dikkate alarak onları düzenlemek istenmiş ve MK'nun 762'deki hüküm bu sebeple getirilmiştir.
Enerjininde ekonomik değeri vardır. Onun için kanun koyucu ekonomik değeri olan tabi kuvvetler-doğal güçler üzerinde mülkiyet hakkının kurulabileceğini kabul etmekle, hak sahibine ayni haklara benzer bir tasarruf ve koruma imkanı sağlamış olmaktadır.
Sonuç olarak Türk Medeni Kanunu 762. maddesi ile doğal güçler ve doğal güçlerden olduğu doktrinde açıkça kabul edilen elektrik enerjisi taşınır mal niteliğinde olup, bu halde TCK'nın 141/1 ve 142. maddelerde koruma altına alınan taşınır mallara yönelik suçunda konusunu oluşturacağı açıktır.
Bu bilgiler ışığında;
1)Elektrik enerjisinin abonelik esasına göre yararlanılabilen haline yönelik eylemlerde TCK'nundaki özel düzenleme olan 163/3. fıkrası gereği "Karşılıksız yararlanma" suçunun
2)Bir gerçek veya tüzel kişinin istediği maksat dahilinde kullanılabilecek şekilde hak ve tasarruf alanına girmiş abonelik esasına göre yararlanma imkanı olmayan haline yönelik eylemlerde ise elektrik enerjisinin taşınır mal niteliği sebebiyle TCK'nun da düzenlenen hırsızlık suçunu ve işleniş şekline göre de bu suçun basit veya nitelikli halini oluşturacaktır.
UYAP ortamında bu eylemlere yönelik karar araştırmasında 13. CD'nin hırsızlık suçunu oluşturacağı, 2. CD'nin ise suç oluşturmayacağı yolunda kararlarının olduğu, uygulama birliğinin olmadığı tesbit edilmiştir.
Açıklanan sebeplerle eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı düşüncesiyle Sayın çoğunluğun eylemin hukuki ihtilaf olduğu, suç oluşturmayacağına yönelik kararına katılmadığımızı bildiririz.
Ek: 1)Prof. Dr. ...
Prof. Dr. ...
Prof. Dr. ...
Doç. Dr. ...'ın kitaplarının ilgili sayfa fotokopileri
2)13 CD'nin ve 2CD'nin çelişkili kararları
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bay (A) ve Bay (B), bir taşınmaza yarı yarıya paylarla maliktirler. Bay (A), acil nakit ihtiyacı nedeniyle taşınmazdaki payını, Bay (B)'nin rızasını almaksızın bir bankaya borcuna karşılık rehnetmek (ipotek tesis etmek) istemektedir.
Paylı mülkiyet hükümleri çerçevesinde Bay (A)'nın bu işlemi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Paydaşlardan biri, diğerlerinin rızası olmadan kendi payı üzerinde hiçbir şekilde tasarruf yapamaz.
B) Paylı mülkiyette sadece taşınmazın tamamı rehnedilebilir, paylar rehne konu olamaz.
C) Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik haklarına sahiptir ve payını devredebilir veya rehnedebilir.
D) Payın rehnedilebilmesi için mutlaka tüm paydaşların oybirliği ile karar alması gerekir.
E) Bay (A) payını rehnetse bile, Bay (B) her zaman bu işlemi bedelsiz olarak iptal ettirebilir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.