Türk Medeni Kanunu 693. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 693- Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.
Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.
Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.
4. Giderler ve yükümlülükler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1220 E., 2020/50 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın paylı mülkiyete konu olduğu ve Türk Medeni Kanunu'nun 693. maddesine göre paydaşlardan her birinin ortak yararlar için diğer paydaşları temsil edebileceği, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde ortak şeyden yararlanabileceği, inşaat bilirkişisi tarafından sunulan 08.07.2011 tarihli rapora göre bod
Hukuk Genel Kurulu 2017/1220 E. , 2020/50 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "taşınmaza el atmanın önlenmesi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Hazal İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı Hazal İnş. Taah. Tur. Mad. San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 16.01.2009 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin kat maliki ve aynı zamanda yöneticisi olduğu blokta, projede sığınak ve garaj olarak belirlenen ortak alanının projeye aykırı olarak üçüncü kişilere satıldığını ve bodrum katta işletme ruhsatı alınmadan faaliyette bulunulduğunu, davalı şirketin inşaatla ilgili yükümlülüklerini de tam olarak yerine getirmediğini, bu konuda üçüncü kişiye hem şifahi olarak hem de ihtar çekilerek uyarıda bulunulmuş ise de bir sonuç alınamadığını ileri sürerek, projeye aykırı durumun tespiti ile yapılan pay satışının iptaline, ortak alana yapılan müdahalenin önlenmesi ile projeye aykırı olarak yapılan tadilatların eski hâline iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5.1. Davalı Hazal İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili; iddiaları kabul etmediklerini, kat mülkiyeti kurulu olmayan binada apartman yönetiminin ne şekilde kurulduğunun belli olmadığını, yönetici sıfatıyla dava açan ...'nun da apartman adına dava açma yetkisinin bulunmadığını, davanın tüm malikler tarafından açılması gerektiğini belirterek, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.
5.2. Diğer davalı ... Karataş davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.06.2012 tarihli ve 2009/22 E., 2012/463 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın paylı mülkiyete konu olduğu ve Türk Medeni Kanunu'nun 693. maddesine göre paydaşlardan her birinin ortak yararlar için diğer paydaşları temsil edebileceği, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde ortak şeyden yararlanabileceği, inşaat bilirkişisi tarafından sunulan 08.07.2011 tarihli rapora göre bodrum katta bulunan otoparkın tekstil atölyesi hâline getirildiği, bu durumun tasdikli projeye ayıkırı olduğu ve giderilmesi gerektiği, davacı tanıklarının da yeminli olarak; taşınmazın alt katının otopark olmasına rağmen davalı şirketçe diğer davalıya satıldığı ve tekstil atölyesi olarak kullanıldığını beyan ettikleri, bu şekli ile davalıların taşınmazda plan ve projeye aykırı olarak otoparkı tekstil atölyesi hâline getirip haksız şekilde müdahale ettikleri gerekçesiyle davanın kabulü ile 994 parsel sayılı taşınmazda kurulu binanın fen bilirkişisi raporunda gösterilen bodrum katını tekstil atölyesi yapmak şeklinde gerçekleştirilen müdahalenin önlenmesine, davalı ... Karataş'ın söz konusu yerden tahliyesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan Hazal İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 29.11.2013 tarihli ve 2013/12744 E., 2013/16942 K. sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince kurulan hüküm "... Bilindiği üzere; davada gerçek ve tüzel kişiler yada bunların yasal temsilcileri taraf olma ehliyetine sahiptir. Apartman kat malikleri kurulunun (Yönetimin) tüzel kişiliği ve bu nedenle taraf ehliyeti yoktur. Ancak, ana taşınmazda ...'nun pay sahibi olması nedeniyle Türk Medeni Kanunu'nun 693/3. maddesi uyarınca paydaşın taşınmazın korunmasına yönelik olarak diğer paydaşları temsilen taraf sıfatı bulunduğunda kuşku yoktur.
Öte yandan; Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesine dayalı el atmanın önlenmesi istekli davaların konusunu haksız eyleme dayalı tasarrufların oluşturduğu kuşkusuzdur. Eylem kimin tarafından yapılırsa, davanın ona yönelik olarak açılması ve sonucundan onun sorumlu tutulması asıldır. Taşınmazın bir başkası tarafından da tasarruf edilmesi ya da kullanıma sunulması o yeri haklı ve geçerli bir nedene dayalı olmaksızın tasarruf edenin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı da açıktır.
Somut olaya gelince; mahkemece yerinde yapılan uygulama sonucunda, taşınmaz üzerindeki (A) blokta bulunan çekişmeye konu bodrum kattaki otoparkın tekstil atölyesi olarak davalılardan Mehmet Karataş tarafından kullanıldığı, diğer davalı şirketin bir müdahalesinin bulunmadığı dosya içeriği ve tanık anlatımları ile anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca; dava konusu bölüme herhangi bir müdahalesi bulunmayan davalı şirket hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir..." gerekçesi ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.11.2014 tarihli ve 2014/254 E., 2014/628 K. sayılı kararı ile; Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil sorumluluğunu esas itibariyle fiilin hukuka aykırılığı ve failin kusuru unsurlarına dayandırdığı, birden fazla sebebin bulunması halinde her bir sebep zararlı sonucun oluşmasına elverişli ise yarışan illiyetin söz konusu olduğu, böyle bir durumda müteselsil sorumluluk gereği her bir failin zararın tamamından sorumlu olacağı, somut olayda da yapılan keşif, tanık anlatımları, tapu kayıtları, sunulan plan ve proje içeriğine göre taşınmazın alt katının otopark olmasına rağmen davalı şirketçe diğer davalıya satıldığı ve tekstil atölyesine çevrilerek kullanıldığı, bu şekli ile davalıların plan ve projeye aykırı şekilde taşınmaza müdahale ettikleri, otopark niteliğindeki ortak alanı dükkan hâline getiren davalı şirket ile burayı kiralayarak kullanan davalı gerçek şahsın müteselsilen sorumlu oldukları, ayrıca sorumluluklarının yargılama gideri ve vekâlet ücretini de kapsadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre, otopark niteliğindeki ortak alanın davalılardan Mehmet Karataş tarafından tekstil atölyesi olarak kullanıldığı konusunda çekişme bulunmayan olayda, diğer davalı Hazal İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketinin bir müdahalesinin bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre bu davalı bakımından davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, paylı mülkiyete konu taşınmaza el atmanın önlenmesi ve eski hâle getirilmesi isteklerine ilişkindir.
13. Bilindiği gibi malik, mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanabilir. Eşya üzerindeki egemenliğin üçüncü kişilere karşı korunması için malike verilen bu yetkilerin yaptırımı olan davalar ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. maddesinde düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK'nın "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesi;
"Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir" hükmünü içermektedir.
14. Görüleceği üzere, malike mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin gereği gibi kullanılmasını önleyen ve üçüncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız el atmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır.
15. Haksız el atma, doğrudan mülkiyet hakkına el atma şeklinde olabileceği gibi bir vasıta veya başka bir kişi kullanmak suretiyle de gerçekleşebilir. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, kanun hükmünde haksız el atmadan söz edilmiş olması karşısında, bütün bu müdahalelerin haksız olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla müdahale yasadan veya sözleşmeden kaynaklanan ayni ya da şahsi bir hakka dayanmamalıdır.
16. El atmanın önlenmesi davalarının büyük çoğunluğu dayanağını TMK'nın 683. maddesinden almakta ise de bu madde kapsamı dışında kalan ve özel maddeler ile düzenlenen el atmanın önlenmesi davaları da mevcuttur. Kanunun genel nitelikli bu maddesi ve özel kanunlardaki öteki hükümleri ile mülkiyet hakkının her türlü zarar verici davranışlara karşı korunması amaçlanmıştır.
17. Eldeki dava ... tarafından Kat Mülkiyeti Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca yönetici sıfatıyla açılmış ise de çekişme konusu 994 parsel sayılı taşınmazda henüz kat irtifakı ya da kat mülkiyetine geçilmemiştir. Ancak, davacının paylı mülkiyete konu taşınmazda paydaş olduğu, TMK'nın 693. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca da paydaşlardan her birinin, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği gözetildiğinde, davacının taraf sıfatının bulunduğu açıktır.
18. Ne var ki, bozma kararından sonra dosyaya sunulan tapu kayıtları ve Pendik Tapu Müdürlüğünün 10.10.2014 tarihli yazısına göre davacı ..., davaya konu 994 parseldeki payını dava dışı Turcer Kılıçel'in 8141 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki payı ile takas etmiştir.
19. Belirtilmelidir ki, dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu mal veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur.
20. Böyle bir durumda, başlamış bir yargılama olmasına karşın, dava konusu yapılan mal veya hakkın sahibinde bir değişiklik meydana gelmektedir. Dava hakkının asıl hakka bağlı bir hak olduğu dikkate alındığında, maddi hukuk bakımından dava konusu (müddeabih) el değiştirdiğinde bunun yargılama sırasında dikkate alınmaması düşünülemez.
21. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın, davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir.
Söz konusu madde;
"(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder." hükmünü taşımaktadır.
22. Görüleceği üzere davacının dava konusunu devri hâlinde, devralan kişinin karşı tarafın rızasına veya hâkimin iznine gerek kalmaksızın davacının yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edeceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre dava konusunun devrinden sonra davanın devralan kişi tarafından takip edilmesi gerektiği açıktır.
23. Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devri hâlinde bu husus mahkemece kendiliğinden (resen) gözetilmeli ve yargılama sonucunda devralan kişi hakkında hüküm kurulmalıdır.
24. O hâlde, mahkemece HMK'nın 125/2. maddesindeki düzenleme gözetilmek suretiyle işlem yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, değinilen husus göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
25. Bu itibarla, HMK'nın 125/2. maddesi uyarınca işlem yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi için sair yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usulden bozulması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı Hazal İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2009/11106 E., 2009/12302 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMENDERES ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Davacı A..taşınmazın kullanılması ve yararlanma biçimi bakımından paydaş R..ile anlaşamadıklarını, kendisinin kullanımına bırakılan bir kısım yerin paydaşı olduğu 382 parselde değil dava dışı ahara ait 381 parselde kaldığını belirterek Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü gereğince paydaşlar arasında taşınmazın kullanım tarzının mahkemece belirlenmesini istemiştir.
1. Hukuk Dairesi 2009/11106 E. , 2009/12302 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : MENDERES ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/05/2009
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalılarla paydaş olduğu dava konusu 382 parselde payına isabet eden miktardan az yer kullandığını, parselin fiili kullanımı konusunda paydaşlarla anlaşmaya varamadıklarını belirterek MK’nun 693. maddesi uyarınca taşınmazdaki paylı mülkiyetin paydaşlar arasında paylarına uygun yararlanmalarını sağlayacak düzenlemenin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı S. D.. ve H. S..tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava,paydaşlar arasında paylarına uygun kullanım alanının saptanması ve düzenlenmesi isteğine ilişkindir.
İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimine göre; taraflar arasında, mülkiyet uyuşmazlığı yoktur. Çekişme konusunu oluşturan 382 sayılı parselin kullanılma ve yararlanma biçiminin ne olması gerektiği noktasındadır.
Bilindiği üzere, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda paylı mülkiyet, yasanın 688 ile 700. maddelerinde düzenlenmiş, düzenlemede, genellikle 1926 tarihli önceki yasa hükümleri dikkate alınmış, “Yönetim ve Tasarruf’a” ilişkin bazı konularda açıklık sağlanmış, bu arada 693. madde ile de önceki yasadan farklı bir yasa hükmü getirilmiştir.
Sözü edilen maddede aynen “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” ifadelerine yer verilmiştir. Önceki yasada bu maddeyi tam olarak karşılayan bir hüküm mevcut değildir. Özellikle, hükümet gerekçesinde değinildiği gibi, maddenin ikinci fıkrası ile paydaşlar arasında, paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hakimin yetkili olduğu; bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyle bölünme biçiminde mümkün olacağı dile getirilmiştir.
Maddede hakime tanınan yetki, paylı malın yer itibariyle olduğu kadar, zaman bakımından da bölünebileceği esasına dayandırılmıştır.
Yasanın paylı mülkiyete ilişkin hükümleri bütün olarak incelendiğinde, 688. maddeden, 695. maddeye kadar, paylı taşınmazda yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konularda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenlenmiş, bu suretle paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları amaçlanmıştır. Böyle bir amacın gerçekleşme olasılığı bulunmayan hallerde, sorunlu paydaş yönünden paydaşlıktan çıkarma (Md. 696, 697), nihayet paylı mülkiyetin sonra ermesi (Md. 698-699) düşünülmüştür. Görüldüğü üzere yasa koyucu, öncelikle, kimi halde devamı zorunlu paylı mülkiyet ilişkisinin ayakta tutulmasına özen göstermiş, paydaşlık ilişkisinin ve paydaşlığın sona erdirilmesini son çare olarak amaçlamıştır.
Yasanın bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda, kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hakimin müdahale zorunluluğu bulunduğu tartışmasızdır.
O halde hakim, paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde, paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde, somut olayın özelliğini, taşınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, tarafların ihtiyaç ve gerçeklerini gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır.
Bunun için de, taşınmaz başında keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden açıklanan ölçütleri yansıtan, paylı taşınmazın zaman ve yer olarak bölünme biçimini belirleyen, çeşitli seçenekleri içeren rapor alınması, bunlardan en uygun olanına hükmedilmesi gereklidir.
Somut olaya gelince; çekişmeye konu 382 parsel sayılı 18920 m2 kare yüzölçümlü bağ ve tarla niteliğindeki taşınmaz paylı mülkiyet üzere olup, davanın açıldığı 18.2.2008 tarihinde davacı A.. ile davalılardan S..’in ayrı ayrı 5000/18920’şer (125 /473’şer ), diğer davalı H....nın 3920 /18920 (98 /473 )ve dava dışı H. S..’ın da yine 5000/18920 yani (125/473)oranında taşınmazda pay sahibi oldukları davanın devamı sırasında davalılardan H..’nın maliki olduğu 3920/18920 (98/473)payını 9.6.2008 tarihinde davalılardan S..’e sattığı böylece hisse tevhidi ile davalı S..’in taşınmazda 223/473 (8920/18920) oranında paya malik olduğu, neticeten taşınmazın davacı A.. davalı S..ve dava dışı H.S..’ın malikleri olduğu ve dava dışı paydaş H..’nın davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı A..taşınmazın kullanılması ve yararlanma biçimi bakımından paydaş R..ile anlaşamadıklarını, kendisinin kullanımına bırakılan bir kısım yerin paydaşı olduğu 382 parselde değil dava dışı ahara ait 381 parselde kaldığını belirterek Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü gereğince paydaşlar arasında taşınmazın kullanım tarzının mahkemece belirlenmesini istemiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davacının taşınmazın kullanım biçimi itibariyle anlaşamadıklarını bildirdiği R..’nin dava tarihinde ve sonrasında taşınmazda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı kayden sabittir. Kendisine husumet tevcih edilen R..’nin taşınmaza varsa bir elatması veya muaraza yaratması Türk Medeni Kanununun 683.maddesi hükmü uyarınca açılacak elatmanın önlenmesi veya muarazanın giderilmesi davasıyla çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır. O halde paydaş olmayan R.. bakımından açılan bir elatmanın önlenmesi isteği bulunmadığına göre, Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü uyarınca açılan davanın dinlenilmesine olarak yoktur.
Öte yandan, davacının diğer paydaşlar S.. ve dava dışı (yargılama sırasında davaya dahil edilen ) H.S..arasında taşınmazın kullanımı ve yararlanılması biçimi bakımından bir çekişme varsa taraflar arasındaki çekişmenin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde ve bu kurallar gözetilmek suretiyle çözümleneceğinde kuşku yoktur.
Bunun içinde diğer paydaşların hepsine yönelik usulen açılan bir davanın bulunması zorunludur. Oysa taşınmazın paydaşlarından H. S.. hakkında usulen açılan bir dava yoktur. Bir kimsenin dahili dava yoluyla taraf sıfatını kazanmasıda olanaksızdır.
O halde, öncelikle taşınmazda paydaş olan S.. ve H..ile davacı arasında Türk Medeni Kanununun 693 /2. maddesinden kaynaklanan bir isteğin bulunup bulunmadığı konusunda davacıdan açıklayıcı bilgi alınması, isteğin bulunduğunun belirlenmesi halinde paydaş H.. hakkında da davacıya dava açması için olanak tanınması ve açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, davalı tarafın savunmasında geçen derdest olduğu bildirilen şufa davasının eldeki davaya etkisi özellikle tarafların sıfatına etkili olup olmadığının saptanması ve değerlendirilmesi, gerektiği taktirde sonucunun beklenmesi, ondan sonra yukarıda değinilen ilkeler de gözetilmek suretiyle tüm paydaşları kapsayacak nitelikte taşınmazın yer ve zaman itibariyle kullanma ve yararlanma biçimi yönünden infaza elverişli olacak şekilde kroki düzenlettirilmesi ve neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalı tarafın temyizi itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğnice BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 693 ]
14. Hukuk Dairesi 2007/7560 E., 2007/8328 K.
14. Hukuk Dairesi 2007/7560 E., 2007/8328 K.
- GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ
- PAYLI MÜLKİYET
- SÖZLEŞMENİN İFA OLANAĞI- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 688 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 689 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 691 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 692 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 693 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 22 ]
"İçtihat Metni"
Davac ı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.04.2004 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali tescil istenmesi üzerine, bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.10.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, arsa sahibi tarafından paydaşı olduğu taşınmaz üzerine yapmakta olduğu binadan bağımsız bölümün satışı nedeniyle kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, 06.01.2001 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayanarak 10 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 14 numaralı bağımsız bölümü davalıdan satın aldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Bilindiği gibi; kendi taşınmazı üzerine bina yapan kişinin yapmakta olduğu kat mülkiyetine tabi binadaki bağımsız bölümleri 3. kişilere satması olanaklıdır. Davacı da noterde düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesine dayanarak davalıdan yapmakta olduğu binadan dava konusu taşınmazı satın almıştır. Ne var ki; binanın bulunduğu taşınmaz paylı mülkiyete konu olup, satıcı, davalı taşınmazda paydaştır. Türk Medeni Kanunu'nun 688 ve devamı maddelerinde paylı mülkiyet rejimi düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre;
Paylı mülkiyeti Medeni Kanun 688. maddede "paylı mülkiyette birden çok kimse maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir/' ifadesi ile belirtmiştir. Paylı mülkiyete tabi şey tek bir mülkiyet konusudur, ancak, tek mülkiyet hakkı birden çok kişiye ait bulunmakta ve bu sebeple sözü geçen kişiler arasında mülkiyet hakkı dolayısıyla "paylı mülkiyet birliği" meydana gelmektedir. Tüzel kişiliği bulunmayan bu birlikte malın yönetimi konusundaki kararların nasıl alınacağı ve fiilen yönetimin nasıl icra edileceği 689. maddede gösterilmiştir. Anılan madde hükmünce, paydaşlar paylı malla ilgili olarak yapacakları yararlanma, kullanma ve yönetim sözleşmelerinin geçerliliği oybirliği ile alınacak karara bağlanmıştır. Ancak, payda şlardan her biri, çoğunluk aksine karar vermediği sürece olağan yönetim işlerini icra etmeye yetkilidirler (TMK m. 690/1).
Paylı mülkiyet birliğinde önemli yönetim işlerinde oyçokluğu (TMK m. 691), olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar için ise, oybirliği ile karar alınması gerektiği belirtilmiştir (TMK m. 692). Kanun'un 693. maddesi hükmünce de paydaşlardan her biri diğerlerinin haklarıyla bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.
Paylı mülkiyete ilişkin bu kısa açıklamalardan sonra somut olaydaki davalının paydaşı olduğu taşınmazı bina yapmak suretiyle kullanması ve davacıya buradan satış yapmasının paylı mülkiyet birliği açısından sonuçlarına geldiğimizde;
Az yukarıda da değindiğimiz gibi, davacının tescil istediği taşınmaz mülkiyet hakkının birden çok kişiye ait olduğu bir taşınmazdır. Davalının her ne kadar 693. maddeye göre taşınmazdan yararlanma hakkı var ise de, taşınmazın üzerine bina yapılarak tasarruf edilmesi olağan ya da önemli işlerden olmayıp, Kanun'un 692. maddesi gereğince diğer paydaşların verecekleri onaya bağlı oybirliği ile karar alınması gereken olağanüstü yönetim ve tasarruflar kapsamındadır. Hal böyle olunca da, davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinde kendisine satışı vaad edilen bağımsız bölümün mülkiyetinin sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığından davacıya nakli olanaklı değildir. Mahkemece, açıklanan yönler üzerinde durulmadan davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Karar bozulmalıdır.
Sonu ç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın yatırana iadesine, 26.06.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2024/10802 E., 2025/3982 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kat maliklerinden her biri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 693 üncü maddesinin ortak maliklere tanıdığı haktan yararlanarak ortak yerlere el atan üçüncü kişilere karşı el atmanın önlenmesi davasını yalnız başına açabilir.
5. Hukuk Dairesi 2024/10802 E. , 2025/3982 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/273 Karar
KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen ortak alana müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirilmesi ile ecrimisil istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle özetle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde özetle; İstanbul ili, Maltepe ilçesi, ... Mahallesi 2087 ada 135 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan sitenin A ve B bloktan oluştuğunu, toplam 20 adet bağımsız bölüm bulunduğunu, davalı yüklenici ... tarafından sitenin ortak alanı niteliğindeki her bir blokun
bodrum katında bulunan sığınak ve kapalı otoparkın kat maliklerinin izni olmadan, mimari projeye ve kanuna aykırı olacak şekilde mesken haline getirilmesi suretiyle diğer davalılara kiraya verildiğini, site yönetimine kira bedeli ödenmediğini, bu bölümlerin tapuda kayıtlarının bulunmadığını ileri sürerek ortak alana haksız müdahalenin men'i ile eski hale getirilmesini, dava tarihinden geriye dönük 5 yıllık ecrimisil bedelinin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar, usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.07.2019 tarihli ve 2017/239 Esas, 2019/216 Karar sayılı kararıyla; davacı site yöneticiliğinin ve yönetim adına vekalet veren ...'in aktif husumet ehliyeti bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı site yöneticiliği vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 12.06.2020 tarihli ve 2020/358 Esas, 2020/593 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı site yöneticiliği vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; dosyadaki bilgi ve belgelerden, 2013 ve 2016 yılları kat malikleri kurulu toplantılarında uyuşmazlık konusu olan davacının ortak alan olarak iddia ettiği kısımlara ilişkin dava açılması ve yasal yollara başvurulması için kararlar alındığı, eski yönetici ...’in yönetici olduğu esnada Avukat ...’a vekâlet verdiği, sonrasında 02.04.2017 tarihinde yönetici olarak ...’un seçildiği, davanın ise eski yönetici tarafından verilen vekâlet ile 16.06.2017 tarihinde açıldığı, her ne kadar Mahkemece yeni yönetici seçildiğinden eski yöneticinin dava tarihi itibarıyla yönetici olarak dava açma sıfatının sona erdiği gerekçesiyle davanın aktif husumetten reddine karar verilmiş ise de verilen vekâletin İncipark Site Yöneticiliği adına verildiği, verildiği esnada ...’in yönetim görevinin devam ettiği, toplantı tutanaklarından dava açmak üzere yetkilendirildiğinin anlaşıldığı, vekilin görevinin yeni yöneticinin seçilmesi ile son bulmayacağı, yeni yönetimin vekili azlettiğine dair de dosyada herhangi bir evrak bulunmadığı gözetilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu sitenin bodrum katında bulunan ortak alan niteliğindeki tesisat odası, otopark, toplantı odası, genel depo ve yangın holü alanının mimari projeye ve yönetim planına aykırı olacak şekilde kaçak olarak mesken haline getirildiği, site yönetim planının 8 inci maddesine göre, kat maliklerinin, ortak yerlerin bakım ve temizliğine, korunmasına itina göstermeye, anagayrimenkulün güzelliğini ve titizliğini korumaya mecbur olduğu, bütün kat maliklerinin rızası olmadıkça, ortak yerlerde inşaat, onarım, tesis, değişik renklerde dış badana ve boya yaptıramayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı site yöneticiliği vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmün infaza elverişli olmadığını, davalı ...'in vefat etmiş olması nedeniyle hüküm fıkrasında mirasçıları dahili davalılara yer verilmesi gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ecrimisil bedelinin müdahaleye konu her bir yer için 43.836,00 TL olarak belirlendiğini, dolayısıyla ecrimisil bedeli olarak hüküm altına alınması gereken toplam bedelin 175.344,00 TL olması gerektiğini, zira harcın 175.344,00 TL üzerinden tamamlanarak davanın işbu bedel üzerinden ıslah edildiğini, buna rağmen davanın tümden kabulüne karar verilip hükmün ecrimisil bedeli yönünden 43.836,00 TL üzerinden kurulduğunu, ecrimisil istemine yönelik hükmün harç, vekâlet ücreti ve yargılama gideri yönünden 175.344,00 TL üzerinden tesis edilmesi gerektiğini, davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğunu, bu nedenle davalıların yargılama giderlerinden müteselsilen sorumluluklarına gidilemeyeceğini, sorumlu oldukları miktarın hüküm fıkrasında ayrı ayrı gösterilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı site yönetiminin aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bilirkişi kök ve ek raporunun taşınmazlar yerinde incelenmeden düzenlendiğini, dava konusu yerlerin içi gezilmeden, içerideki mevcut durum net ve somut şekilde tespit edilmeden, içeride olup olmadığı belli dahi olmayan şeylerin sökülmesine, yıkılmasına gerek olduğuna ve bu yıkımın da fahiş zarara yol açmayacağına kanaat getirmek suretiyle varsayıma dayalı olarak hüküm tesisinin hukuka aykırı olduğunu, ileride telafisi mümkün olmayan zarara yol açacağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirilmesi ile ecrimisil istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun (634 sayılı Kanun) 16 ncı maddesi uyarınca, kat malikleri ana gayrimenkulün bütün ortak yerlerine, arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olurlar.
4. Kat maliklerinden her biri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 693 üncü maddesinin ortak maliklere tanıdığı haktan yararlanarak ortak yerlere el atan üçüncü kişilere karşı el atmanın önlenmesi davasını yalnız başına açabilir. Burada, ortak yere el atan kat maliki değil üçüncü kişi olduğundan 634 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması söz konusu değildir.
5. Kat mülkiyetli ana gayrimenkulün mimari projesine aykırı olacak şekilde, ana gayrimenkulün ortak yerlerinde bağımsız bölüm inşa eden yüklenicinin, tapuya kayıtlı bulunmayan bu bağımsız bölümleri başkasına devretmiş olması onu sorumluluktan ve eski hale getirme davasına muhatap olmaktan kurtarmayacaktır. Kat maliki olmayan, salt bu yerleri kullanmakta olan kişilerin ise ortak yerlerin projesine uygun eski hale getirilmesinden sorumlu tutulamayacağı gözetilip, bu kişilerin ortak yerlere müdahalelerinin önlenmesi ve tahliyesine karar verilmesiyle yetinilmesi gerekmektedir.
6. Bununla birlikte, ecrimisile konu edilen ana gayrimenkulün ortak yerlerinin gelir getirici nitelikte bir yer olup olmadığı değerlendirilerek buna göre ecrimisil bedeline hükmedilmesi gerekmektedir.
7. Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, öncelikle dava konusu uyuşmazlık yönünden geçerli mimari proje tespit edilip dosya içerisine alındıktan sonra, yeniden oluşturulacak konunun uzmanı bilirkişi heyetinden rapor alınarak onaylı mimari proje ve ekleri yerinde uygulanmak suretiyle, projeye aykırılıklar tek tek belirlenip, projeye uygun hale getirilmesi için yapılması gerekenler denetlemeye ve infaza elverişli olacak şekilde krokiye bağlanması, müdahale edilen bölümler hiçbir kuşku ve duraksamaya meydan verilmeden belirlenmesi ve sonucuna uygun 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine göre hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt oluşturmayacak şekilde gösterilmesi gerekirken; mahallinde keşif yapılmadan varsayıma dayalı olarak hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle, infazda tereddüt yaratacak biçimde eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
8. Kabule göre de yapılmasına hükmedilen işlemlerin yerine getirilmesi için davalı tarafa kararın kesinleşmesinden itibaren uygun bir süre verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Taraflardan peşin alınan temyiz harçlarının istenildiğinde iadesine, davalıdan alınması gereken 3.034 TL temyize başvurma harcından peşin alınan 1.169,40 TL'nın mahsubu ile bakiye 1.864,66 TL'nin alınmasına,
25.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2018/6048 E., 2018/13252 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK’nın 693. maddesi hükmü uyarınca bir paydaşın bu türlü davalarda diğer paydaşları temsile yetkili bulunduğu açıktır.
8. Hukuk Dairesi 2018/6048 E. , 2018/13252 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 103 ada 88 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduğunu, taşınmazı uzun süredir davalının herhangi bir icar sözleşmesine dayanmadan ve diğer hissedarlardan izin almadan ekip biçmek suretiyle kullandığını, taşınmazı kullanmaması ve boşaltması hususunda gönderilen ihtara cevap vermediğini belirterek, davalının vaki elatmasının önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazı kadastro öncesi satın aldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalının davacının hissesinde fuzuli şagil durumunda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının dava konusu 103 ada 88 parsel sayılı taşınmazdaki davacının 1/4 payına vaki müdahalesinin önlemesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
21.06.1944 tarih ve 13/24 sayılı İnançları Birleştirme Kararında ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 689. maddesinde düzenlendiği üzere paydaşların anlaşma ile dahi sınırlandırılamayacak hak ve yetkileri, 1. fıkrada “Paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin korunması için zorunlu olan yönetim işlerini yapmak ve gerektiğinde mahkemeden buna ilişkin önlemlerin alınmasını istemek”, 2. fıkrada “Eşyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhâl alınması gereken önlemleri bütün paydaşlar hesabına almak” şeklinde düzenlenmiş olup, paylı mülkiyette paydaşlardan birisi taşınmazın korunması amacıyla elatmanın önlenmesi davası açabilir. Bunun için tüm paydaşların birlikte hareket etmesi zorunlu değildir.
Çekişme konusu 103 ada 88 parsel sayılı taşınmaz, TMK'nın 688. ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerine tabi olup davacının dava dışı kişilerle birlikte taşınmazda paydaş olduğu, davalının ise kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, ancak taşınmazı kullandığı mahallinde yapılan keşif, tanık beyanları ve bilirkişi raporlarından anlaşılmaktadır. TMK’nın 693. maddesi hükmü uyarınca bir paydaşın bu türlü davalarda diğer paydaşları temsile yetkili bulunduğu açıktır.
Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; paydaşın açtığı elatmanın önlenmesi davasının, mülkiyet hakkından kaynaklanan ayni hakkına değer verilmek suretiyle elatmanın önlenmesi isteğinin pay oranında değil, mutlak olarak, başka bir deyişle taşınmazın tümü yönünden kabul edilmesi zorunludur. Bu husus, Türk Medeni Kanunun 684. maddesinde düzenlenen paylı mülkiyet hükümlerinin bir gereğidir. O halde, mutlak olarak elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, pay oranında elatmanın önlenmesine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 28.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Ankara'da bulunan bir arsa üzerinde (A), (B), (C), (D) ve (E) paylı mülkiyet esasına göre maliktirler. Paydaşlar arasında malın yönetimi konusunda henüz bir anlaşma yapılmamıştır. Bu hukuki ilişki çerçevesinde, paydaşların hakları ve paylı malın yönetimine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre hatalıdır?
A) Paydaşlardan (A), kendi payı üzerinde bir malikin sahip olduğu hak ve yükümlülüklere haiz olup, bu payını diğer paydaşların rızası olmaksızın serbestçe temlik edebilir veya üzerinde sınırlı ayni hak tesis edebilir.
B) Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir; ancak bu konuda uyuşmazlık çıkması hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler.
C) Paylı malın olağan şekilde kullanılmasının gerektirdiği ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde kira sözleşmesi yapılması gibi önemli yönetim işleri için, pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması zorunludur.
D) Arsanın özgülenme amacının, örneğin imar planında 'konut alanı' iken 'ticari alana' dönüştürülmesini sağlayacak bir tadilat başvurusunda bulunulması gibi olağanüstü bir yönetim işi için, paydaşların en az üçte ikisinin oyu yeterli kabul edilir.
E) Arsanın sınırlarını belirleyen çitlerin mevsimsel bakımı veya vergi beyannamelerinin zamanında verilmesi gibi olağan yönetim işleri, paydaşlardan herhangi biri tarafından tek başına yapılabilir.