4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 708

Türk Medeni Kanunu 708. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 708- Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur. Devlet, bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir. Toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her hâlde oluşumun gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl içinde geri alabilir. 4. Arazi kayması a. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

8 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2023/2837 E., 2023/4194 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
ehri yatağı olması nedeni ile DSİ'nin de davaya dahil edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmekle birlikte cevap dilekçesi ile karşı dava ikame etmiş olup karşı davada davaya konu taşınmazın dere yatağı olduğu, bu nedenle TMK'nın 708 inci maddesi uyarınca Hazine adına tescili gerektiğinden bahisle karşı davasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
7. Hukuk Dairesi         2023/2837 E.  ,  2023/4194 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/327 E., 2020/992 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulü, karşı davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/598 E., 2019/807 K. Taraflar arasındaki asıl davada imar ihya nedenine dayalı tescil, karşı davada TMK 718 inci maddesine dayalı tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı karşı davacı davalı ... vekili, Söke Belediye Başkanlığı vekili ve davalı DSİ vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; dava konusu Aydın ili, .... ilçesi, .... Mahallesi, .... Mevkii 2525 parsel sayılı (169 ada 24 parsel) taşınmaz ile 310 numaralı parsel arasında kalan yerin davacının dedesi ....'a ait iken 16/07/1985 tarihinde vefatından sonra 60080,16 m²'si 22/11/1993 tarihinde davacının babasına intikal ettiğini, davacının babasının vefatından sonra da davacıya 30/06/2006 tarihinde intikal ettiğini, Büyük .... Nehrinin yatak değiştirmesi sonucu meydana gelen dava konusu taşınmazı o tarihten itibaren ataları tarafından imar ve ihya edilerek tarımsal üretimde kullanıldığı ve 25 yıldan fazla süredir fasılasız ve nizasız malik sıfatı ile zilyet olarak kullandığını ileri sürerek, bu yerlerin kendi adına tapuya tescilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap ve karşı davasında; dava konusu taşınmazın zamanaşımı ile mülkiyet ihtisabına elverişli olmadığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan taşınmazların olağanüstü zamanaşımı ile iktisap edilemeyeceğini, dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılacak yerlerden olması halinde dahi davacının taşınmazı malik sıfatı ile kullanmadığını zira haksız işgal etmesi nedeni ile 12/05/2013-11/05/2018 tarihleri arası davacının davalı karşı davacı ... Hazinesine 3.138,35 TL ecrimisil ödediğini, davacının haksız işgalci olduğunun bu şekilde de sabit olduğunu, davaya konu taşınmazın ... Nehri yatağı olması nedeni ile DSİ'nin de davaya dahil edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmekle birlikte cevap dilekçesi ile karşı dava ikame etmiş olup karşı davada davaya konu taşınmazın dere yatağı olduğu, bu nedenle TMK'nın 708 inci maddesi uyarınca Hazine adına tescili gerektiğinden bahisle karşı davasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili; Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2015/21438 Esas, 2017/7773 Karar sayılı kararına göre davaya Büyükşehir Belediye Başkanlığının da dahil edilmesi gerektiğini, davanın ..... Köyü'nün Tüzel Kişiliği'nin sona ermesi ve Büyükşehir Belediyesinin kurulması ile yine Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığına dava açılması gerektiğini, bu nedenle öncelikle davanın Söke Belediyesi yönünden de husumetten reddini talep etmiştir. 3. Dahili davalı Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili; söz konusu taşınmazın Söke Belediyesi hudutlarında kalması nedeni ile husumet yönünden itiraz ettiklerini ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 7/g-27/2 fıkrası ve Büyükşehir Belediye Meclisinin 28 No.lu meclis kararı gereğince büyükşehir belediyesinin yetki ve sorumluluk alanında kalmaması nedeni ile davanın reddini talep etmiştir. 4. Dahili davalı DSİ vekili; dava konusu taşınmazın Büyük .... Nehri'nin eski yatağı olduğunu, eski yatakların çiftçilere su kullanımı ve tarlalarda direnaj sağladığını, kurak dönemlerde .... Ovası için potansiyel su kaynağı olarak değerlendirildiğinden azmak vasfına dönüşmüş alanların doldurulmasının ve tescil edilmesinin teknik olarak ve kamu güvenliği açısından mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, bu nedenle olağanüstü zamanaşımı yolu ile kazanımının hukuken mümkün olmadığını davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 1. Asıl davanın kabulü ile Harita ve Kadastro bilirkişileri.... ve .....tarafından mahkememize sunulan 27/03/2019 havale tarihli rapor ve krokide; dava konusu tescil harici Aydın ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 310 parsel ile Aydın ili, ... İlçesi, .... Mahallesi 2525 parsel arasında kalan Büyük .... Nehri'nin taşınmaz olarak kullanılan ve krokide (A) harfi turuncu renk ile gösterilen 2739,48 m²'lik alanın davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, 2. Karşı davanın reddine karar verilmiştir. B. Mahkeme; ''Davacı imar ihya olgusuna dayanmış olup dosyamızın arasında bulunan bilirkişi raporlarından dava konusu taşnımazın ilk tesis kadastrosunun tamamlandığı 1965 yıllarında Büyük Menderes Nehri'nin bulunduğu, 1964 yılına ait hava fotoğraflarından da bu hususun sabit olduğu, 1972 yılına ait hava fotoğraflarının dava konusu parselleri kapsamadığı, 1993 yılına ait hava fotoğraflarında Büyük Menderes Nehrinin yatak değiştirmiş olduğu ve 1993 yılında dava konusu taşınmazın tarım arazisi olarak kullanılıyor olduğu, tanık beyanlarından dava konusu taşınmazın 1985'li yıllardan itibaren imar ve ihyaya başlandığı, davacının dedesinin babasının ve kendisinin 1985 yılından itibaren imar ve ihya ettiği, söz konusu yeri tarım arazisi olarak kullandıkları, bilirkişi raporları ile de dava konusu taşınmazın tarım arazisi vasfında olduğu anlaşılmakla, asıl davada dava konusu taşınmazın malik sıfatıyla fasılasız ve nizasız 26 yıl kullandığını ispat eden davacının davasına karşılık davalı karşı davacı ...'nin ispatlanamayan davasının reddine karar verilmiştir'' gerekçesi ile davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı Hazine, davalı ve dahili davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Hazine vekili mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğini, hükmün bozulması gerektiğini belirtmiştir. 2. Dahili davalı Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili; Belediyelerine husumet düşmediğini, zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, aleylerine vekalet ücreti ve yargılama gideri yükletilmesinin doğru olmadığını belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir. 3. Davalı ... vekili zilyetlik şartlarını oluşmadığını, yasal hasım olmaları nedeni ile yargılama gideri ve vekalet ücreti yükletilmesinin hatalı olduğunu belirterek, hükmün kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. 4. Dahili davalı DSİ vekili; zilyetlik şartlarını oluşmadığını, teknik olarak ve kamu güvenliği açısından tescilin doğru olmadığını ve yargılama ücreti ve vekalet ücreti yükletilmemesi gerektiğinde hükmün kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 1. Davalı-karşı davacı ..., davalı Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı, davalı ... ve davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekillerinin istinaf istemlerinin 6100 Sayılı HMK'nın 355 ve 353/(1)-b/2 nci maddesi gereğince ayrı ayrı kabulü ile Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24/10/2019 tarih ve 2018/598 Esas, 2019/807 sayılı Kararının kaldırılmasına, 2. Davanın kabulü ile Aydın ili, .... ilçesi, .... Mahallesi, 310 parsel ile Aydın ili, .... ilçesi, .... Mahallesi eski 2525 (yeni 169 ada 24) parsel arasında kalan ve teknik bilirkişilerce düzenlenen dosyada mevcut 27/03/2019 tarihli rapor ve krokide (A) harfi gösterilen 2.739,48 m²'lik taşınmazın tarla niteliği ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, teknik bilirkişilerce düzenlenen 27/03/2019 tarihli raporun kararın eki sayılmasına, karşı davanın reddine karar verilmiştir. 3. Bölge Adliye Mahkemesi İlk derece Mahkemesinin kararını, 1. Dava dilekçesinin sonuç kısmında ve mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın tespit edildiği duruşma tutanağında, dava konusu edilen yerin yapılacak keşif ile belirleneceği belirtildiğinden, davanın tam kabulüne karar verilmesi isabetli iken, tavzih kararı ile davanın kısmen kabul-kısmen reddine karar verilerek hükmün karıştırılması, 2. Kararın gerekçe kısmında yargılama giderlerinin davanın niteliği gereği davacı üzerinde bırakılmasına karar verildiğinin açıklanmasına rağmen hüküm kısmında, yasal hasım olan davalılar aleyhine (davalı ... harçtan muaf olmasına rağmen) yargılama harç ve giderlerinin yüklenmesi nedeniyle kararda birbirine aykırı ifadeler kullanılarak kararın karıştırılması, 3. Kabule göre de; tesciline karar verilen taşınmazın TMK'nın 713/7 nci maddesi gereğince kararda niteliğinin gösterilmemiş olması isabetsiz olduğu, gerekçeleri ile kararı kaldırarak yeni hüküm kurmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- karşı davacı Hazine vekili, Söke Belediye Başkanlığı vekili ve DSİ vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekilleri istinaf talep dilekçesinde belirttikleri nedenlerle temyize gelmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; TMK'nın 713/1 inci maddesi ve 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17 nci maddeleri gereğince kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik hukuksal nedenlerine dayalı olarak açılan tescil isteğine, karşı dava ise, TMK 708 inci maddesi gereğince tescil isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 3402 sayılı Kadastro Kanun'u 14 üncü maddesi “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1 inci maddesi “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” 3. Bilindiği üzere terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar, ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17 nci maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Yasa'nın 14 üncü maddesi gereğince iktisap edilebilir. 4. TMK'nın taşınmaz mülkiyetinin kazanılması yolları arasında düzenlenen yeni arazi oluşması başlıklı 708 inci maddesinde "Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur. Devlet, bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir. Toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her hâlde oluşumun gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl içinde geri alabilir" düzenlemesi mevcuttur. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalı ... Başkanlığına yükletilmesine, Davalı DSİ ve Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.09.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili dava dilekçesinin "Sonuç ve İstem" kısmında "(...) Aydın İli, .... İlçesi, .... Mahallesi .... mevkiinde yer alan, Menderes nehrinin yatak değiştirmesi sonucu ortaya çıkan ve yukarıda sınırları belirtilen imar ve ihya edilerek tarım arazisi niteliğinde 310 parsel ve müvekkile ait 2525 parsel sayılı taşınmaz ile bir bütün halinde kullanılan ve büyüklüğü keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu tesbit edilcek taşınmazın müvekkil adına tapuda kayıt ve tesciline.." şeklinde talebini açıklamıştır. Dava dilekçesinin açıklama kısmında ise "(...) imar ve ihya edilerek önce müvekkilin babası sonra da müvekkil tarafından 25 yıldan fazla süredir fasılasız ve nizasın malik sıfatıyla zilyet olarak tarımsal üretimde kullanılmaktadır.." şeklinde talebin açıklaması yapılmıştır. Dava dilekçesi bütün olarak değerlendirildiğinde davacının "imar-ihya" olgusuna dayandığı açıktır. Buna rağmen ilk derece mahkemesince 20/12/2018 tarihli oturumda taraflar arasındaki uyuşmazlık "(...) Davacının kullanımında olan tescil dışı yerin davacı tarafından imar ve ihya yoluyla tarıma elverişli hale getirilip getirilmediği, getirildiyse davacının söz konusu yerde 20 yıl boyunca aralıksız ve çekişmesiz olarak zilyetliği sürdürüp sürdürmediği, TMK'nun 713. maddesinde belirtilen tescil koşullarının oluşup oluşmadığı istemine yönelik olduğu" şeklinde belirlenmiştir. Davacı vekili TMK'nun 713. maddesinden söz etmediği halde mahkemece uyuşmazlığa TMK'nun 713. maddesinin de eklenmesi usule aykırıdır. İlk Derece Mahkemesi kararında, davacının zilyetliğinin süresini tartışarak TMK'nun 713. maddesinde yazılı şartların somut olayda oluştuğu kabul edilerek, yasa maddesi belirtilmeksizin davacının talebinin kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararı da davanın kabulü, karşı davanın ise reddi yönündedir. TMK'nun 713/1. maddesi "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." şeklindedir. Dava konusu taşınmaz, Menderes nehrinin yatağını değiştirmesi sonucu oluşmuştur ve tapulama harici bırakılan tapusuz yerdir. Bununla birlikte, TMK'nun 713/1. maddesinde yer alan "malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurma" koşulu somut uyuşmazlıkta oluşmamıştır. Zira dosyada örneği bulunan 28/05/2018 tarihli "Ecrimisil İhbarnamesi" nden, dava konusu taşınmaz için davacı tarafından 12/05/2013-11/05/2018 tarihleri arasındaki 5 yıl için Söke Malmüdürlüğü'ne 3.138,35 TL tutarında ecrimisil ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi ecrimisil; malik olmayan zilyedin zilyet olmayan malike ödemesi gereken ve miktarı en az kira gelirine karşılık gelmesi gereken haksız fiil tazminatıdır. Bu sorun ilk derece mahkemesince "Davalı karşı davacı Hazine vekili yanıt dilekçesinde; davacının davaya konu taşınmazı haksız işgal ettiği 12/05/2013-11/05/2018 tarihleri arası davalı karşı davacı idareye 3.138,35TL ecrimisil ödediğini, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan dava konusu taşınmaz üzerinde haksız işgalci olarak tasarruf ettiği, bu nedenle davacının söz konusu yeri 20 yıl boyunca malik sıfatı ile kullanma koşulunun gerçekleşmediğini ileri sürmüştür. Her ne kadar davalı karşı davacı Hazine vekili davacının dava konusu taşınmazı fuzuli işgal etmesi nedeni ile ecrimisil tazminatı ödemesinin olağanüstü zamanaşımı ile kazanımda aranan malik sıfatı ile kullanma koşulunun gerçekleşmediğini ileri sürmüşse de davacı vekilinin 28/09/2018 havale tarihli cevaba cevap dilekçesinde davacının hiçbir kuruma borcu olmaması ve ecrimisil bedelini ödemediği takdirde devlet tarafından hakkında icra takibi başlatılıp mallarına haciz konulacağı düşüncesi ile herhangi bir icra takibine maruz kalmamak için ödeme yaptığını beyan etmesi karşısında kendisine tebliğ edilen ecrimisil ihbarnamesi üzerine ödeme yapan davacının sırf bu sebeple dava konusu taşınmazı malik sıfatı ile kullanmadığının düşünülemeyeceği yargısına varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile aşılmaya çalışılmıştır. Ancak bu gerekçe yasal ve hukuki olmaktan uzaktır. TMK'nun 2/2. maddesi gereğince "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." Mahkemenin bu gerekçesi kabul edildiği takdirde davacı, kendi haksız fiilinden menfaat elde etmiş olacaktır. TMK'nun 708/1. maddesi "Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur." şeklindedir. Yukarıda da belirtildiği gibi dava konusu taşınmaz Menderes nehrinin yatağını değiştirmesi sonucu oluşmuştur. Dolayısı ile mülkiyeti devlete ait olan yerlerdendir. 22/03/2019 tarihinde mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenen ... yeminli olarak; davacı ...'u tanıdığını, 1991-1992 yıllarında kendisinin yanında çalıştığını, kendisine gösterilen yerde 1 dönüm kadar azmak olduğunu, o bir dönümlük yeri doldurarak taşınmazı düzelttiklerini, o tarihten beri de Ferudun ve babasının ekip biçtiğini anlatmıştır. Nehrin yatak değiştirmesi sonucu ortaya çıkan yerin 1 dönümlük alanında yer alan çukurun doldurulması imar-ihya olarak kabul edilemez. Bu nedenle Somut uyuşmazlıkta, imar ihya ile kazanımın yasal koşulları da oluşmamıştır. Kabule göre de; davacı vekili dava dilekçesinde; 310 parsel ile, müvekkiline ait 2525 sayılı parsel arasında kalan ve büyüklüğü yapılacak keşif sonrası düzenlenecek bilirkişi raporu ile belirlenecek yerin müvekkili adına tescilini talep etmiştir. 27/03/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre tescili talep edilen yerin tamamının yüzölçümü 3217,95 m2'dir. Ancak mahkemece davanın kabulü ile 2739,48 m²'lik alanın davacı adına tesciline karar verilmiş; bilahare bila tarihli "tavzih şerhi" ile "asıl davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile" şeklinde hüküm kurmuştur. Yani davacının talebi kısmen kabul kısmen red edilmiş olmaktadır. Ancak istinaf incelemesini yapan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 02/12/2020 tarih 2020/327 Esas, 2020/992 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak "Davanın Kabulüne-Karşı Davanın Reddine" şeklinde hüküm kurmuştur. Oysa asıl davada davacının tüm talebi kabul edilmediğinden, kısmen kabul şeklinde hüküm kurularak, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin red/kabul oranına göre paylaştırılması gerekirdi. Bunun dışında; dosyadaki diğer davalılar Söke Belediyesi, Aydın Büyükşehir Belediyesi ve ... hakkında davanın taraf sıfatı yokluğundan (husumetten) reddine karar verilerek, bu davalılar hakkındaki ret sebebi farklı olduğundan, bu davalılar lehine ayrıca vekalet ücretine hükmolunmaması da usule aykırıdır. Açıkladığım gerekçe ile asıl davanın reddine, karşı davanın ise kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu hususlar gözardı edilerek verilen hükmün onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.

Diğer kararlar (4)

1. Hukuk Dairesi, 2022/3252 E., 2023/7182 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maları sırasında Karaçay deresi etkisi altında bulunması nedeni ile tescil harici bırakıldığını, ancak DSİ tarafından yapılan ıslah çalışmalarının 2013 yılında sona erdiğini ve dava konusu taşınmazın dere etkisinden kurtulduğunu belirterek TMK'nın 708 inci maddesi gereği Hazine adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir.
1. Hukuk Dairesi         2022/3252 E.  ,  2023/7182 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/348 E., 2021/797 K. HÜKÜM : Asıl ve Birleştirilen Dava Kabul Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın, asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 30.03.2021 tarihli 2019/448 Esas, 2021/2966 Karar sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne dair verilen karar asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı Hazine vekili dava dilekçesinde; dava konusu Geyve ilçesi, Eşme Mahallesi sınırları içerisinde bulunan dava dilekçesine ekli krokide sınırları gösterilen taşınmazın 1976 yılında kadastro çalışmaları sırasında Karaçay deresi etkisi altında bulunması nedeni ile tescil harici bırakıldığını, ancak DSİ tarafından yapılan ıslah çalışmalarının 2013 yılında sona erdiğini ve dava konusu taşınmazın dere etkisinden kurtulduğunu belirterek TMK'nın 708 inci maddesi gereği Hazine adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir. Birleştirilen davada davacı vekili dava dilekçesinde; Geyve ilçesi Eşme Mahallesinde yapılan kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılan taşınmazın bir bölümü hakkında imar-ihya ile irsen intikal, hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak adına tapuya tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar Hazine vekili, ... vekili, ... vekili cevap dilekçelerinde ve yargılama sırasında, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Geyve Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.12.2013 tarih ve 2013/131 Esas, 2013/738 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne fen bilirkişi raporunun eki krokisinde (A) harfi ile gösterilen 2.595,19 m2'lik yerin davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Bozma Kararı Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 15.09.2014 tarih ve 2014/6576 Esas, 2014/9838 Karar sayılı kararı ile; imar ve ihyanın ne zaman başladığı ve bittiği yönünden yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı vurgulanıp dava tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğraflarının getirtilerek 3 kişilik ziraat mühendisi, fen bilirkişisi ve 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi kurulu ile yeniden keşif yapılması, imar- ihyanın ne zaman tamamlandığının tam olarak saptanması, taşınmazın Karaçay deresinin etki alanından tam olarak ne zaman çıktığının tespit edilmesi, ona göre 20 yıllık zilyetlik süresinin dava tarihine kadar dolup dolmadığının belirlenmesi, TMK’nın 713/4 ve 5 inci fıkraları gereğince yapılması zorunlu olan ilanların yapılması” gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Geyve Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.05.2018 tarih ve 2015/436 Esas, 2018/358 Karar sayılı kararıyla; bozma ilamına uyularak ve dava dosyaları birleştirilerek asıl ve birleştirilen davanın kabulüne, 10.03.2017 tarihli fen bilirkişi raporunda (H) harfi ile gösterilen 2.595,57 m2'lik kısmın Hazine adına, 09.12.2013 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.595,19 m2'lik kısmın ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. D. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde Hazine vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. E. Bozma Kararı Yargıtay ( Kapatılan ) 16. Hukuk Dairesinin 30.03.2021 tarih ve 2019/448 Esas, 2021/2966 Karar sayılı kararı ile; “asıl davada kabul kararı verilen (H) harfi ile gösterilen kısım ile birleştirilen davada (A) harfi ile gösterilen kısmın aynı yere denk geldiği, Mahkemece asıl dava ve birleştirilen dava yönünden farklı fen bilirkişi raporlarına atıf yapılmak suretiyle aynı yerin hem Hazine adına hem de birleştirilen davanın davacısı ... adına tesciline hükmedilerek infazı mümkün olmayacak şekilde karar verilmiş olduğunu” belirtilerek karar bozulmuştur. F. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Geyve Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2021 tarih ve 2021/348 Esas, 2021/797 Karar sayılı kararıyla; asıl ve birleştirilen davanın kabulüne, 10.03.2017 tarihli fen bilirkişi raporunda (A, B, C, D, E, F, G, I, J) harfi ile gösterilen kısımların ayrı ayrı ham toprak vasfıyla Hazine adına, aynı fen bilirkişi raporunda (H) harfi ile gösterilen 2.595,19 m2'lik kısmın davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. G. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde Hazine vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. H. Temyiz Sebepleri Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece fen bilirkişi raporunda (H) harfi ile gösterilen kısma yönelik verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece hem asıl davanın kabulüne kabul verilip hem de (H) harfi ile gösterilen kısım yönünden asıl davada olumlu olumsuz bir karar verilmeden birleştirilen davada bu kısmın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, taşınmazın bulunduğu yörede DSİ tarafından 2011-2013 yılları arasında ıslah çalışması yapıldığını, ... riskinin 2013 yılında kalktığını, imar ve ihyanın bu tarihten sonra başladığının kabulü gerektiğinden davacı lehine dava tarihine kadar 20 yıl zilyetlik süresinin dolmasının mümkün olmadığını, dava konusu yere komşu başka taşınmazlar için açılan davalarda ret kararı verildiğini ve birinin Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, TMK'nın 708 ve 715 inci maddeleri gereği Hazine adına tesciline karar verilmesi gerektiğini belirterek ve re'sen belirlenecek nedenlerden dolayı (H) harfi ile gösterilen kısma yönelik verilen kararın bozulmasını talep etmiştir. I.Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı maddesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14, 16 ve 17 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6, 708 ve 713 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme Mahkemece, teknik bilirkişi raporunda (H) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü üzerinde davacı lehine zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih ve 2012/8-869 E.- 2013/375 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi bir yerin imar-ihya ile kazanılabilmesi için öncelikle taşınmazın orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazilerden olması gerekir. Kamu hizmetine tahsis, hukuken olabileceği gibi fiilen de olabilir. Kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, orman sayılmayan çalılık, makilik ve fundalık gibi topraklar imar ve ihyaya müsait olan yerlerdir. 3402 sayılı Kanun'un 16/A maddesinde belirtilen hizmet malları, 16/B maddesinde belirtilen orta malları, yollar, meydanlar ile 16/C ve 16/D maddelerinde belirtilen taşınmazların imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. Nitekim, nehir ve çay gibi akarsuların eski (terk edilmiş, metruk) yatakları kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Ancak bu yerlerin koşulları oluştuğu takdirde imar ve ihya ile kazanılması mümkündür. Buna karşılık aktif nehir, çay yatakları etki alanında bulunan yerlerin imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. (HGK'nun 02.10.1996 gün ve 1996/20-429 E., 1996/643 K.; HGK'nun 18.02.1998 gün ve 1998/4-122 E., 1998/138 K. sayılı ilamları) Sakarya ili Geyve ilçesi Eşme Mahallesi çalışma alanında bulunan dava konusu taşınmaz bölümünün 1976 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında dere yatağı vasfı ile tespit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın tescil harici bırakılma nedeni dikkate alındığında, derenin yatak değiştirip değiştirmediği, taşınmazın halen bu niteliğini koruyup korumadığı, derede ... olup olmadığı, ıslah çalışması yapılıp yapılmadığı, taşınmazın önceki ve şimdiki niteliği, imar-ihya suretiyle elde edilip edilmediği, bu şekilde elde edilmiş ise imar-ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıl süre ile ekonomik amaca uygun kullanım olup olmadığı hakkında yeterli araştırma yapılmamıştır. Öte yandan asıl davada keşifte dinlenilen yerel bilirkişiler dava konusu edilen yerin davacının kayın babası tarafından toprak getirtilip doldurulduğu ve bu doldurma işlemi sonucu kullanmaya başlandığı belirtildiği halde birleştirilen davada yapılan keşifte yerel bilirkişiler ve tanıklardan toprak getirilip getirilmediği hususu hiç sorulmamış, dava konusu edilen kısmın kullanılmaya başlandığı tarih ile kullanım durumuna ilişkin beyanlar ile bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu, asıl davada alınan bilirkişi raporları ile birleştirilen davada alınan bilirkişi raporlarının bir biri ile uyumlu olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca taşınmaz bölümünün imar planı kapsamında kalıp kalmadığı tespit edilmemiş, yine bozma kararında taşınmazın Karaçay deresinin etki alanından tam olarak ne zaman çıktığı hususunun netleştirilmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen Mahkemece bu husus netleştirilmeden karar verilmiştir. Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için Mahkemece öncelikle taşınmaz bölümünün imar planı sınırları içinde kalıp kalmadığı, imar planı sınırları içinde kalıyorsa hangi yıl imar planı sınırları içine alındığı ve imar planının hangi tarihte onaylanarak kesinleştiği ... ve Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığından sorularak imar planının onaylı bir örneği ve eki belgeler dosya arasına getirtilmeli; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden taşınmazın sınırında bulunan derede ıslah veya sedde çalışması yapılıp yapılmadığı, derenin yatak değiştirip değiştirmediği ve derede ... olup olmadığı hususları sorulmalıdır. Bundan sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik mahalli bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişisi, 3 kişilik jeolog mühendisi bilirkişi kurulu ve fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında, dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle kime ait olduğu, kimden kime ne zaman ve ne şekilde intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ve hangi tasarruflarla zilyet edildiği, imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, davacı ya da başkaları tarafından toprak getirtilip doldurulup doldurulmadığı, derenin yatak değiştirip değiştirmediği, sel baskını olup olmadığı en son sel baskının ne zaman olduğu hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle oluşan çelişkilerin giderilmesine çalışılmalıdır. Ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan nizalı taşınmaz bölümün toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü, imar-ihya edilip edilmediğini, imar-ihya edilmiş ise imar-ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman tamamlandığını ve üzerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan taşınmazın halen dere yatağı vasfında olup olmadığını belirten, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmaz ile çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğrafları çektirilip üzerinde taşınmazın sınırları işaretletilmelidir. 3 kişilik Jeolog bilirkişi kuruluna zemin incelemesi yaptırılarak dava konusu taşınmazın dere yatağı vasfında olup olmadığı, halen aktif ya da pasif dere yatağında kalıp kalmadığı, dere yatağından kazanılıp kazanılmadığı, derenin ... sahası kapsamında bulunup bulunmadığı ve derenin aktif olup olmadığı hususlarında kot farkını da gösterir ve önceki raporu irdeler ve çelişkileri giderir mahiyette rapor istenmelidir. Jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi ve taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması suretiyle hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle ve temin edilebilecek en eski ve yeni tarihli uydu fotoğrafları üzerinde de inceleme yaptırılarak taşınmazın önceki ve şimdiki niteliği, derenin yatak değiştirip değiştirmediği, imar-ihya edilip edilmediği, imar-ihya edilmiş ise ne zaman başlanıp hangi tarihte tamamlandığı, ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığı ve kullanımın hangi tarihten itibaren başladığı hususlarında ayrıntılı rapor düzenlettirilmelidir. Fen bilirkişisine keşfi takibe, bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan verir krokili rapor hazırlatılmalıdır. Mahkeme hâkiminin, taşınmazın konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı olarak fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmadır. Diğer taraftan, 3402 sayılı Kanun'un 17 inci maddesi göz önüne alınarak taşınmaz imar planı kapsamında ise imar planı onay tarihinden önce imar planı kapsamı dışındaysa dava tarihine kadar 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17 inci maddelerinde öngörülen koşulların davacı taraf yararına gerçekleşmiş olup olmadığı belirlendikten sonra tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, yukarıda değinilen hususlar göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 Sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.12.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2021/5931 E., 2022/6257 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
TMK'nın taşınmaz mülkiyetinin kazanılması yolları arasında düzenlenen yeni arazi oluşması başlıklı 708. maddesinde "Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur.
7. Hukuk Dairesi         2021/5931 E.  ,  2022/6257 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 03/11/2014 gününde verilen dilekçe ile tapu tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08/05/2019 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine vekili, Efeler Büyükşehir Belediye vekili tarafından talep edilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce istinaf talebinin esastan ayrı ayrı reddine dair verilen kararın davalı ... Büyükşehir Belediye vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, TMK m. 713/1 ve 3402 sayılı KK'nın 14 ve 17. maddelerine dayalı olarak imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili davacının ... ili, Efeler ilçesi, Yeniköy Mahallesi'nde kain 780, 783, 786, 788, 785 ve 782 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, maliki olduğu taşınmazlar ile bu taşınmazların uzantısı niteliğindeki dava konusu yaklaşık 20 dekar yüzölçümlü taşınmazın zilyetliğini önceki maliklerinden 1974 tarihinde devir aldığını, taşınmazın kadastro sırasında Menderes Nehri altında olması nedeni ile tapulama harici bırakıldığını ancak daha sonra nehrin yatak değiştirmesi nedeni ile yeniden zilyetliğin başladığını, zilyetliğin yirmi yılı aşkın süredir malik sıfatıyla nizasız fasılasız sürdüğünü ileri sürerek taşınmazın davacı adına tescili talebinde bulunmuştur. Davalı vekilleri davayı kabul etmediklerini, zilyetlik şartlarının oluşmadığını, Menderes Nehrinin yatak değiştirmesi nedeniyle ortaya çıkan dava konusu taşınmazın mülkiyetinin devlete ait olup kazandırıcı zaman aşımıyla kazanılabilecek taşınmazlardan olmadığını, bu nedenle davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı ... vekili ile davalı ... Belediyesi vekilinin istinaf istemi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda; davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm davalı ... Belediyesi vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu 14. maddesi “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” Bilindiği üzere terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar, ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Yasa'nın 14. maddesi gereğince iktisap edilebilir. TMK'nın taşınmaz mülkiyetinin kazanılması yolları arasında düzenlenen yeni arazi oluşması başlıklı 708. maddesinde "Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur. Devlet, bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir. Toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her hâlde oluşumun gerçekleştiği tarihten başlayarak on yıl içinde geri alabilir." düzenlemesi mevcuttur. Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyet kazanmaya ilişkin olarak, diğer koşullar yanında, aranan koşullardan birisi de çekişmeli taşınmazın niteliğidir. Yeni arazi oluşması ile ortaya çıkan arazinin, TMK m.708/1'de bu yerlerin Devlete ait olacağının, açık ve kesin bir şekilde düzenlenmesinin sonucunda, bu taşınmazın, aynı kanunda taşınmaz mülkiyetinin kazanılma yolları arasında düzenlenen TMK m.713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun m.14 ve 17. maddelerine göre kazanılması mümkün olamayacaktır. Somut olayda; davaya konu taşınmazın batısında Menderes Nehri, güney ve kuzey sınırlarında ise davacının maliki bulunduğu 780, 783, 112 parsel sayılı taşınmazlar bulunduğu, taşınmazların 92,93 ve 94 kadastral parsellerden ifraz suretiyle oluştuğu, 94 kadastral parselin tespitinde 1943 tarihli tapu kaydına dayanıldığı, davacının ise 23.05.1974 ve 28.03.1974 tarihli zilyetliğin devri sözleşmelerine de dayandığı anlaşılmaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; dava konusu taşınmazın 1962 tarihinde başlayıp 1968 tarihinde kesinleşen tesis kadastrosunda Menderes Nehri yatağında bulunması nedeni ile tescil harici bırakıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın 1972 - 1975 tarihli ... fotoğrafı ve 1972 ve 1996 tarihli haritalarda Menderes Nehri'nin yatak değiştirmesi sonucu Nehrin dışına çıktığı ve tarım arazisi olarak kullanıldığının belirlendiği, yine dosyada mevcut 23.03.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporuna göre de taşınmazın 1959 tarihli ... fotoğrafında Menderes Nehri yatağında kaldığı halde 1964 tarihli ... fotoğrafında güneydoğu kısmının tarla olarak sürülmek suretiyle kullanıma başlandığı belirlenmiştir. O halde mahkemece, 94 parselin kadastro tutanağı ve davacının dayandığı zilyetliğin devri sözleşmeleri göz önüne alınarak, 1959 tarihinden daha öncesine ait ... fotoğrafları dosya içerisine getirtilip, jeodezi ve fotogrametri uzmanından usulüne uygun düzenlenmiş rapor alınıp, dava konusu taşınmazın TMK’nın 708. maddesi anlamında yeni arazi olup olmadığı hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlendikten sonra hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... Belediyesi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile HMK 373/1. maddesi gereğince temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, karardan bir örneğin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 26/10/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/4153 E., 2024/1445 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 708 inci maddesine göre;
1. Hukuk Dairesi         2022/4153 E.  ,  2024/1445 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/480 E., 2022/18 K. HÜKÜM : Kabul Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Yerel Mahkeme kararı davalı Hazine temsilcisi ve dahili davalı ... İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; Bingöl ili, ... ilçesi, ... köyünde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 177 ada 6 parsel sayılı 4.902,61 m2 miktarlı taşınmazın hali arazi vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın uzun yıllardır kendisi tarafından buğday ekimi yapmak bazen de ot biçmek suretiyle kullanıldığını, malik sıfatıyla zilyetliğin nizasız fasılasız bir şekilde halen devam ettiğini, dava konusu taşınmazın bitişiğinde kendisi ve kardeşlerine ait tapulu taşınmazlar bulunduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine temsilcisi cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın zilyetlikle iktisabı ve özel mülkiyete konu teşkil etmesi mümkün olmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu malı niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Solhan Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.01.2016 tarihli ve 2015/18 E. 2015/233 K. sayılı kararıyla; davanın kabulü ile çekişmeli 177 ada 6 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 03.07.2018 tarihli 2016/2076 E. 2018/4514 K. sayılı kararıyla; “...öncelikle kadastro tespit tarihinden (2004) geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ilişkin farklı tarihlerde çekilmiş en az 3 adet stereoskopik hava fotoğrafı ile temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğrafları Harita Genel Komutanlığından getirtilerek dosyaya konulmalı, daha sonra mahallinde elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile üç kişilik ziraat bilirkişi kurulu, fen bilirkişisi, jeoloji mühendisi bilirkişi ve jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, yapılacak keşifte yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılmalı, bu inceleme sırasında temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğraflarından yararlanılmalı, çekişmeli taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının, varsa imar-ihya çalışmalarının tamamlanma tarihinin, zilyetliğin sürdürülüş şekli ve süresinin belirlenmesine çalışılmalı; tanık ve yerel bilirkişilerden taşınmazın önceki durumu, kime ait olduğu, kimden kime nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldığı, varsa imar-ihya çalışmalarının hangi tarihte tamamlandığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi beyanları bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, taşınmazın kadastro paftasındaki konumu bilgisayar programı aracılığıyla ölçekleri eşitlenmek suretiyle uydu ve hava fotoğraflarına aktarılmalı, üç kişilik ziraat bilirkişi kurulundan önceki raporu da irdeler şekilde çekişmeli taşınmaz bölümlerinin nitelikleri, toprak yapıları, zirai faaliyete konu olup olmadıkları, zilyetliğin kimden kime ne zaman geçtiği ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü, kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığı ve komşu parseller ile dava konusu taşınmaz bölümleri arasında nitelik farkı bulunup bulunmadığı hususlarında ayrıntılı rapor alınmalı, jeolog bilirkişiden dava konusu taşınmazın dere yatağından kazanılıp kazanılmadığı ve halen aktif dere yatağında kalıp kalmadığı hususlarında ayrıntılı rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın tüm yönlerinden çekilmiş fotoğrafları dosya arasına konulmalı, fen bilirkişisine keşfi takibe imkan verir ayrıntılı rapor ve kroki düzenlettirilmeli, bundan sonra da toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup...." gerekçesiyle bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dinlenen tanık beyanları, alınan bilirkişi raporları, kurumlardan gelen yazılar ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazda davacı tarafından 1982 yılında imar ve ihyanın yapılmış olduğu, 20 yıldan fazladır malik sıfatıyla nizasız ve fasılasız olarak kullanıldığı, ancak dava konusu taşınmazın ... İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığı gerekçesiyle dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine temsilcisi ve dahili davalı ... İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Dahili davalı ... İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın davalı Kurum tarafından kamulaştırılarak üzerine demiryolu inşaa edildiğini ve fiili olarak kullanıldığını, bozma kararı gereklerinin Mahkemece yerine getirilmeden karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro tespiti öncesi hukuki nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü, 17 nci; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6 ncı, 708 inci, 713/1 inci; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190 ıncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Bingöl ili, ... ilçesi, ... köyünde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 177 ada 6 parsel sayılı 4.902,61 m2 miktarlı taşınmazın vergi kaydı nedeniyle Hazine adına tespit ve tescil edildiği, 23.08.2011 tarihli kamu yararı kararına istinaden demiryolu olarak ... işletmesi Genel Müdürlüğü adına kamulaştırıldığı anlaşılmaktadır. 2.Davacı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptali ve adına tescili istemiyle dava açmıştır. 3. Bir taşınmaz malın bir payının veya bir parçasının mülkiyetini zilyetlik yoluyla kazanmanın, Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 inci ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesi hükümlerine göre belli şartların gerçekleşmesi halinde mümkün olabileceği görülmektedir. 4. Dava dosyası içerisinde bulunan 06.08.2019 havale tarihli ziraat mühendisi kurulu bilirkişi raporunda keşif günü itibari ile toprağının düzeltildiği, kuzeyinde demiryolu çalışması olduğu için dolgu yapıldığı, dolgunun devamında eğimin % 5-10 olduğu, devamında toprak kayması olduğu, heyelan oluşmaması için taş ve dağ malzemesi dolgusu yapıldığı, işlemeli tarımsal faaliyet yapılabilmesi için arazinin özelliğini kaybettiği, 2022 yılı hava fotoğrafına göre komşu tarım parseliyle aynı özellikte ve imar-ihyanın olduğunun düşünüldüğü değerlendirilmiştir. 5. Harita mühendisi bilirkişiden alınan 06.08.2019 tarihli raporda, dava konusu taşınmaza ait 1973, 1982 ve 2002 tarihli hava fotoğraflarının stereoskopik olarak incelendiği, 1973 yılında dava konusu taşınmazın tamamının sınırlarının belirgin olmadığı, doğu, batı ve güneyinde dere ile çevrili olduğu ve taşınmazın boş bir alan olduğu, tarımsal faaliyetin söz konusu olmadığı, 1982 ve 2002 yıllarında taşınmazın krokide (A) ve (B) ile gösterilen yerlerin tamamının bir bütün olarak kullanıldığı ve komşu sınırlarında mevcut kullanımların tespit edildiği, komşu parseller ile aynı ışık yansıtım değerlerine sahip olduğu, tarıma maruz kalan taşınmazlar ile benzer değerlere dönüştüğü, bu nedenle imar-ihyanın olduğunun düşünüldüğü değerlendirilmiştir. 6. Jeoleji mühendisi bilirkişiden alınan 07.08.2019 tarihli raporda, dava konusu taşınmazın batısında bulunan derenin debisinin düşük olmasından dolayı dere taşkınlarına maruz olmadığı, aktif dere yatağında bulunmadığı, fiili zemininde irili-ufaklı, çakıllı, kumlu birimlerden de anlaşılacağı üzere dolgu malzemesi ile doldurulup sıkılaştırma işlemi yapılarak dere yatağından kazanıldığı değerlendirilmiştir. 7. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 708 inci maddesine göre; birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur. Kaldı ki taşınmazın zemindeki hali hazır durumu, bilirkişi raporu ve mahalli bilirkişi beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının çekişmeli taşınmazda mülkiyetin kazanılmasını sağlayacak ekonomik amaca uygun bir zilyetliğinin bulunmadığı da görülmektedir. 8. Hal böyle olunca, davaya konu taşınmazın imar-ihya edilmediği, dere yatağından dolgu malzemesi alınıp sıkılaştırılarak kazanıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacı lehine zilyetlik koşullarının oluştuğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine temsilcisi ve dahili davalı ... İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Yerel Mahkeme kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, İstek halinde temyiz eden dahili davalı ... İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından yatırılan peşin harcın iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizin Sayın Çoğunluğunca ise dava konusu yerin dere yatağından kazanıldığı ve imar-ihyanın 2002 yılından itibaren gerçekleştiği, dolayısıyla zilyetlikle taşınmaz kazanımı için aranan sürenin dolmadığından bahisle davanın ret edilmesi gerektiği gerekçesiyle İDM kararı bozulmuştur. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık dava konusu yerin zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağı, eğer kazanılması mümkün ise kazanma şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunlukça dava konusu yerin dere yatağı olduğu ve dereden zilyetlikle taşınmaz kazanımının mümkün olmadığı değerlendirilmiş ise de dosya arasında bulunan 04.08.2019 tarihli jeoloji bilirkişisinin raporunda dava konusu yerin aktif dere yatağı olmadığı ve dere taşkınlarına maruz kalmayacağı ifade edilmiştir. Aynı raporda dava konusu yerin dolgu malzemesi ile doldurulup sıkılaştırma işi yapılarak dere yatağından kazanıldığı ifade edilmiş ise de; anılan yerin aktif dere yatağından değil evveliyatı dere yatağı olan yerden imar-ihya edilmek suretiyle tarıma elverişli hale getirildiği anlaşılmaktadır. Aktif dere yatağı olmadığı ve dere taşkınına maruz kalmadığı sürece kurumuş dere yatağının imar-ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilmesinin Kanun kapsamında zilyetlikle kazanıma engel bir durum olmadığı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla dava konusu yerin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılması mümkün olan bir yer olması yeterli olmayıp davanın tescil olması nedeniyle davanın açıldığı tarihten geriye doğru 20 yıllık zilyetliğin de bulunması gerekmektedir. Davanın açılma tarihi 2015 yılı olup dosya arasında bulunan harita mühendisinin raporu uyarınca; 1982 tarihli hava fotoğrafında imar-ihyanın bulunduğu ifade edilmiştir. Aynı raporda 2002 tarihli hava fotoğrafında da aynı durumun geçerli olduğu belirtilmiştir. Keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişiler de genel olarak davacının dava konusu taşınmazda ortalama 30 yıllık zilyetliğinin bulunduğunu ifade etmişlerdir. Bununla birlikte ziraat bilirkişileri raporlarında dava konusu yerde keşif günü itibariyle demiryolu çalışması için dolgu yapıldığı, yapılan dolgu nedeniyle hali hazırda tarımsal faaliyetin olup olmadığının tespit edilemediği, ancak 2002 yılında çekilen hava fotoğrafları dikkate alındığında dava konusu yerde 2002 yılında imar-ihyanın olduğunun düşünüldüğü ifade edilmiştir. Bütün bu veriler ışığında davacı tarafın davasını ispatladığı, dolayısıyla dava tarihinden geriye yönelik 20 yıllık zilyetlik koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar ziraat bilirkişisi raporunda taşınmazda 2002 yılında imar-ihyanın olduğu bildirilmiş ise de bu ifade bu tarihten önce imar-ihyanın bulunmadığı şeklinde anlaşılmaya müsait değildir. Zira ziraat bilirkişilerinin keşif tarihinde taşınmazda tren yolunun yapılması amacıyla yapılan dolgu nedeniyle toprak üzerinde inceleme yapamadıkları, değerlendirmelerini 2002 yılında çekilen fotoğraf üzerinde gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır. Hava fotoğraflarının değerlendirilmesi ayrı bir uzmanlık alanına girmekte olup ziraat bilirkişilerinin hava fotoğrafı üzerinden değerlendirme yapmaları onların uzmanlık alanları ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle ziraat bilirkişilerinin bu konuda ayrıca 1982 tarihli hava fotoğraflarını da inceleyip bir görüş vermelerinin istenmesine ihtiyaç duyulmayabilir. Bu yönüyle raporlar arasında çelişki olmadığı da söylenebilir. Bu itibarla İDM kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. Raporlar arasında çelişki bulunduğu veya en azından ziraat bilirkişilerine 1982 tarihli hava fotoğraflarının da inceletilerek bir görüş aldırılması gerektiği kabul edilse bile bunun için de davanın ret edilmesi gerektiğinden bahisle kesin bir bozma kararı verilmesi yerine raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek veya ziraat bilirkişilerinden ek rapor alınmasını sağlayacak bir bozma kararı verilmesi gerekir. Bu itibarla, İDM kararının onanması veya yukarıda belirtilen hususun açıklığa kavuşturulması amacıyla İDM kararının bozulması gerekirken davanın ret edilmesi gerektiği yönündeki Sayın Çoğunluğun bozma kararına iştirak edemiyorum.
1. Hukuk Dairesi, 2021/5230 E., 2022/7509 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle,dava konusu taşınmazın dolgu alanı ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle 4721 sayılı Medeni Kanun'un 708'inci maddesi ile 3621 sayılı Kanunun 7'inci maddesi hükümleri gereğince zilyetlik iddiasında bulunulmasının mümkün olmadığını savunarak temyiz isteminde bulunmuştur.
1. Hukuk Dairesi         2021/5230 E.  ,  2022/7509 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne ilişkin verilen karar, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, davacının maliki bulunduğu İstanbul .... ilçesi .... Mahallesi, 2223 ada 288 parsel sayılı taşınmazın bitişiğinde bulunan tespit harici bırakılan ve kıyı kenar çizgisi içinde bulunmayan maliki bulunduğu taşınmazın doğal uzantısı olan alanı, kendisine ait taşınmaz ile birlikte 20 yılı aşkın bir zamandır birlikte tasarruf ederek kullandığını, dava konusu alanın kıyı kenar çizgisi dahilinde bulunduğundan bahisle davalı ... belediyesi tarafından yıkım uygulanacağının bildirildiğini, oysa idarece iddia edildiği gibi hukuken geçerli bir kıyı kenar çizgisi bulunmadığını ileri sürerek dava konusu alanın MK 713. maddesi gereğince davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili, dava konusu yapılan alanın kesinleşen kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ... vekili, dava konusu yapılan alanın kesinleşen kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Dahili davalı ... vekili , haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI İstanbul Anadolu 29.Asliye Hukuk Mahkemesinin 16/04/2015 tarihli ve 2013/175 E., 2015/158 K. sayılı kararıyla; davacının tespit harici bırakılan söz konusu yer açısından davalı hazine aleyhine açtığı davasında haklı olduğu gerekçesiyle davalı Hazine açısından açılan davanın kabulü ile 10/05/2011 tarihli rapor ve krokisinde sarı renk ile taralı A ve B harfleri ile gösterilen toplam 47 m2'lik alanın davacı adına tesciline, davalı ... ve yargılama aşamasında dahili dava dilekçesi ile davalı ... aleyhine husumet yönetilmek suretiyle de dava açılmış ise de dava konusu yapılan yerin tespit harici bırakılan yer açısından tescil davası olması nedeniyle davalı belediyelere husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davalı belediyeler açısından açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Karar; Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 07.05.2018 tarihli 2015/21011 E.- 2018/3044 K. sayılı kararıyla; “...TMK'nın 713/5'inci maddesinde belirtilen gerekli ilanların mutlak surette yapılarak yararı olan kişilere itiraz hakkı tanınması gerektiğinin düşünülmemiş olmasının isabetsiz olduğu” gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin bozulmuştur. 3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İstanbul Anadolu 29. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.01.2020 tarihli ve 2018/300 E., 2020/5 K. sayılı kararıyla; bozma öncesi gerekçelerle davalı ... belediyesi ve Büyükşehir belediyesi aleyhine açtığı davanın husumet yokluğundan reddine, davacının hazine aleyhine açtığı davanın kabulü ile, Pendik Doğu mahallesi 104 /1 pafta, 2223 ada, 288 parsel nolu davacıya ait parselin bitişiğinde bulunan ve yapılan keşif sonrasında fen bilirkişisi ....'in 10/05/2011 tarihli rapor ve krokisinde sarı renk ile taralı A ve B harfleri ile gösterilen toplam 47 m2lik alanın davacı adına tesciline karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle,dava konusu taşınmazın dolgu alanı ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle 4721 sayılı Medeni Kanun'un 708'inci maddesi ile 3621 sayılı Kanunun 7'inci maddesi hükümleri gereğince zilyetlik iddiasında bulunulmasının mümkün olmadığını savunarak temyiz isteminde bulunmuştur. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713/1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkindir. 6.2.Hukuki Nitelendirme Anayasa'nın ''Kıyılardan Yararlanma'' başlıklı 43. maddesinde; ''Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.'' 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun "Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti" başlıklı 14. maddesinde “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. (Değişik ikinci fıkra: 3/7/2005 - 5403/26 md.) Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır.” TMK'nın olağanüstü zamanaşımı başlıklı 713. maddesinin birinci fıkrasında “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Üçüncü fıkrasında “Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır .” düzenlemeleri yer almaktadır. 6.3. Değerlendirme 6.3.1. Dava konusu taşınmaz bölümü kadastro çalışmaları sırasında deniz olması nedeniyle tespit dışı bırakılmıştır. Mahkemece, çekişmeli taşınmaz bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmadığı ve davacı lehine zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. 6.3.2.Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede idarece belirlenmiş olan kıyı kenar çizgisinin ilanen veya bizzat tebliğine dair dosyada belge bulunmadığı gibi, kıyı kenar çizgisinin belirlenmesine dair işlemin idari yargı yerinde dava edilmeyerek kesinleşip kesinleşmediği de anlaşılamamaktadır. Bu itibarla bu işlemin tarafları bağlayıcı niteliği de yoktur. Mahkemece, 13.03.1972 tarih ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanan kıyı şeridinin nasıl tespit edileceğine dair kural ve yöntemler ile 17.04.1990 tarih, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesindeki tanımlar ve 9. maddesi hükmü göz önünde tutularak kıyı kenar çizgisinin saptanması gerekmektedir. Mahkemece, yapılan keşif neticesinde alınan bilirkişi raporları doğrultusunda çekişmeli taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmadığı gerekçesi ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş ise de, iki kişilik jeolog ve 1 fen bilirkişi marifetiyle yapılan söz konusu araştırma 3621 sayılı Kanun'un 9/2. maddesine uygun bulunmamaktadır. 6.3.3. Hal böyle olunca, bölgeyle ilgili ve farklı zaman dilimlerine ait eski tarihli memleket haritaları, hava fotoğrafları ve çalışmalarda yardımcı olabilecek tüm belgeler getirildikten sonra, üç kişilik jeoloji mühendisinden oluşturulacak yeni bir uzman bilirkişi kurulu, tapu fen memuru ve ziraat mühendisi ve inşaat mühendisi aracılığıyla, dava konusu taşınmaz bölümünde yeniden keşif yapılmalı, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin toprak analizinin yaptırılmalı, açılan gözlem çukurları harita üzerinde işaretlenerek gösterilmeli ve kıyı kenar çizgisi tespit edilmeli, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi istenmeli, farklılık olursa sebebi açıklattırılmalı, komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumu araştırılmalı ve bundan sonra çekişmeli taşınmaz bölümünün zilyetlik yoluyla edinilebilecek yerlerden olup olmadığı değerlendirilerek tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. 6.3.4. Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi tescil davalarında yasal hasım konumunda olan Belediye Başkanlıkları aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş olması ve aynı gerekçeyle eksik harcın davacıdan alınmasına karar verilmesi gerekirken davalı Hazinenin harçtan muaf olduğu gerekçesiyle harç alınmasına yer olmadığına karar verilmiş olması da isabetsizdir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.11.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. -MUHALEFET ŞERHİ- Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1.maddesi gereğince açılmış zilyetliğe dayalı tescil davasıdır. Mahkemece davacı lehine hüküm kurulmuş, yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmış, davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş, yine yargılama giderlerinden olan harcın ise, davalının yasal hasım olduğu gerekçesiyle davalıdan alınmasına yer olmadığına karar verirken ayrıca davacının yatırdığı peşin harcın kendisine iadesine karar verilmemiştir. Yargılama giderleri davalı ... ve Hazinece temyize getirilmemiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; temyize getirilmeyen ancak resen nazara alınması gereken karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, buradan hareketle davacı tarafından peşin yatırılan harcın iadesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle çözümlenmesi gereken husus, temyiz konusu yapılan karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağı hususudur. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında mülkiyet ve miras hakları güvence altına alınmış, ikinci fıkrasında ise “Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceğine vurgu yapılmıştır. Anayasa’nın 36. maddesinde de “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı anayasal koruma altına alınmıştır. Anayasa’nın 13. maddesinin birinci cümlesinde ise “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” denilmiştir. Buna göre diğer şartlar bulunsa bile temel hak ve hürriyetlere ancak kanunla sınırlama getirilebilir. Bir başka ifadeyle kanun dışındaki bir norm veya yargı içtihadıyla temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirilmesi mümkün değildir. Öte yandan yargı harçları 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiş ve kamu düzeninden olması nedeniyle harca ilişkin hükümlerin resen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle harca ilişkin hususların resen ele alınabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Harçlardan kimin sorumlu olacağı hususu ise -yargılama giderleri, yargılama usulüne ilişkin bir konu olduğundan- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 323. maddesinde harçlar yargılama giderlerinden sayılırken, 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça “Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” denilmek suretiyle yargılama giderleri ve bunlardan olan yargı harçlarından kimin sorumlu olacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde hüküm altına alınmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi ise şöyledir: “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” Buna göre Kanun’da hâkimin hukukun kaynaklarını belirlerken hangi sıralamayı izleyeceği açıkça kurala bağlanmış olup Kanun’un sözüyle ve özüyle değindiği herhangi bir konuda Kanun’un emrettiği hüküm dışında bir uygulama yapılması mümkün değildir. Hâkim ancak Kanun’da uygulanabilir bir hüküm yoksa anılan maddede belirtilen diğer kaynaklara başvurabilir. Somut olay anılan anayasal ve yasal kurallar çerçevesinde ele alındığında, zilyetliğe dayalı tescil davasında, davacı birey, davalı ise Hazine ve Belediye tüzel kişiliğidir. Davalının Hazine veya kamu kurumu olması, kanunda açık bir hüküm bulunmadıkça yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınması kuralına istisna teşkil etmeyecektir. Bilindiği üzere Hazine, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/j maddesi ile yargı harçlarından muaf tutulmuştur. Davalı Köy Tüzel Kişiliği ise harçlardan muaf değildir. Böyle bir durumda, yani davalının harçtan muaf olması ve davanın da davacı lehine sonuçlanması halinde karar ve ilam harcının mutlak bir şekilde alınması gerekip gerekmeyeceği ve alınacaksa kimden alınacağı sorularının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yasa koyucu, tereddüde yer vermeyecek şekilde yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağını düzenlemiştir. Yine yasa koyucu genel ilke gereğince yargılama giderlerinden sorumlu olan tarafı harçtan muaf tutmuş ise, bu husus harcın diğer taraftan alınacağı şeklinde yorumlanamaz. Bu çerçevede Hazineye karşı açılan davada davacının haklı çıkması durumunda bakiye karar ve ilam harcı davalıdan hiç alınmamalıdır. Ancak davasında haklı çıkan davacı tarafından peşin yatırılan karar ve ilam harcı kendisine iade edilmelidir. Nitekim Hazinenin davalı olduğu tapu iptal – tescil davalarında yerleşik uygulama bu şekildedir. Hazine aleyhine açılan tapu iptal – tescil davasında Hazinenin harçtan muaf olması gerekçesiyle karar ve ilam harcı hiç alınmazken tescil davasında haklı çıkan davacının harçtan sorumlu tutulmasının hiçbir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Yasa koyucu dileseydi 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A maddesinde olduğu gibi, bu hususta da genel uygulamadan ayrılan bir düzenlemeye yer verebilirdi. Sayın çoğunluğun görüşünün dayanağını yerleşmiş Yargıtay içtihatları oluşturmaktadır. Yargıtay uzun yıllara sari içtihadında tescil davalarında yargılama giderlerini davasında haklı çıkmasına rağmen davacı üzerinde bırakmış, bu çerçevede yargı harçlarını da davacıya yüklemiştir. Ne var ki, hiçbir Yargıtay kararında yasal bir dayanak gösterilememiş, davalının “yasal hasım” olması gerekçe yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere bir Kanun’un sözüyle değindiği herhangi bir konuda Kanun’un emrettiği hüküm dışında bir uygulama yapılması mümkün değildir. Hâkim ancak Kanun’da uygulanabilir bir hüküm yoksa 4721 sayılı Kanun’un 1. maddesinde belirtilen diğer kaynaklara başvurabilir. 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da açıkça “ Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” denildiğine ve bu hususta Kanun’da bir boşluk veya tescil davaları yönünden bir istisnaya yer verilmediğine göre bu hususta yargı içtihadıyla Kanun’un açık hükmüne aykırı bir uygulama yapılması mümkün değildir. ¹ Öte yandan yukarıda da belirtildiği üzere temel hak ve özgürlüklere ancak kanunla sınırlama getirilebilir. Davasından haklı çıkan kişiden yargı harcı alınmasının gerek mülkiyet gerek ise mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama niteliği taşıdığı açıktır. Sayın çoğunluğun görüşü kabul edildiğinde anılan haklara kanunla değil yargı içtihadıyla sınırlama getirilmiş olmaktadır. Bu ise Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olarak mülkiyet ve mahkemeye erişim haklarına sınırlama getirilmesine neden olmaktadır. Tartışılması gereken bir başka husus da “yasal hasım” meselesidir. Özellikle yasal hasımın ne olduğu ve yasal hasım olunmasının davalıya bir üstünlük sağlayıp sağlamadığının ele alınması gerekir. Bilindiği üzere, bazen gerçekte hasım olmamasına rağmen özellikle mahkemelerin kararlarının denetime açılabilmesi, davanın kanun yoluna taşınabilmesi için Hazinenin taraf gösterilmesi veya temsilcisi bulunmayan mal varlığına kayyım atanması ve davanın kayyım huzurunda görülerek bu mahsurların ortadan kaldırılması yoluna gidilebilmektedir. Ne var ki böyle de olsa bir davada Hazine veya diğer kamu kurum ve kuruluşları davalı olarak yer almışsa, sıfatı ne olursa olsun artık davalıdır. Hukuk devleti ilkesi gereğince kural olarak davanın tarafları arasında haklı bir neden olmaksızın bir ayrıcalık yaratılamaz. Sayın çoğunluk davacının davasının kabulü halinde, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini değerlendirirken, davanın reddi halinde davalı yasal hasım lehine vekalet ücreti başta olmak üzere yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiğini kabul etmektedirler. ¹ Tescil davasını kaybeden Hazineden kanuni hasım olması nedeniyle yargılama giderlerinin alınmamasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin aynı yöndeki görüş için bkz. Kuru, Baki (2001) Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 5, 6. Baskı, Ankara, s. 5339.4721 sayılı Kanun’un 713/3. maddesinde tescil davasının Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapu maliki gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılacağı belirtilmiştir. Yargıtay uygulamalarında taşınmaz tapusuz ise dava, tescil davası, tapulu ise tapu iptal tescil davası olarak nitelendirilmektedir. Tapu iptal- tescil davalarında yargılama giderleri yasaya uygun olarak haksız çıkan taraftan alınırken tescil davasında davacı üzerinde bırakılmaktadır. Aynı yasa maddesinin aynı fıkrasında düzenlenen davalılar arasında yargılama giderleri açısından ayrı uygulama yapılması da doğru değildir. Davalının kim olacağının yasada gösterilmiş olması, bu davalının yargılama giderlerinden muaf olacağı şeklinde yorumlanamaz. Yine sayın çoğunluğun adeta “tescil davalarında davacı zaten karşılıksız olarak taşınmaz edinmekte, hiç olmazsa yargılama giderlerini ödesinler” tarzında bir yaklaşımla gerekçe oluşturduğu anlaşılmaktadır ki bu görüşe katılmak mümkün değildir. Eğer mahkeme davacının davasını kazanma yönündeki hukuki koşulların oluşmadığını düşünüyorsa hiç şüphesiz davayı reddetmelidir. Hem davayı kabul edip, hem de yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmak Kanun’un açık hükmüyle çelişmektedir. Açıklanan nedenlerle davanın kabul edilmiş olduğu gözetilerek, tarafların temyiz sebepleri de nazara alınmak suretiyle davalı Hazinenin harçlardan muaf olması, davalı ... Tüzel Kişiliğinin ise harçlardan muaf olmaması, yatırılan peşin harcın davacıya iadesinin gerekmesi nedeniyle davacıdan harç alınmamasının bozma sebebi yapılmasının doğru olmadığı düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun esasa ilişkin bozma sebeplerine katılmakla birlikte bu görüşüne katılmıyoruz.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.