4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 738

Türk Medeni Kanunu 738. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 738- Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır. b. Özel kurallar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2010/4357 E., 2010/5173 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Gerçekten, malikin uymakla yükümlü olduğu komşuluk hakkı kapsamında yer alan Türk Medeni Kanununun 738. maddesi "Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır" hükmünü getirmiş, kazı ve yapılarda ayrıca uyulması
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2010/4357 E.  ,  2010/5173 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.03.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, 154 KW’lık Şereflikoçhisar - Tümosan EİH 72-73 no’lu direklerin bulunduğu bölgede davalı ... tarafından işletilen taş ocağındaki çalışmaların direklere zarar verdiği ve yıkılma tehlikesi bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur. Davalı, taş ocağı işletmesinin enerji nakil hattına zarar vermediğini savunmuştur. Mahkemece, taş ocağı işletmesinin enerji nakil hattı için tehlike arzetmediği, sadece potansiyel tehlike bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiş, karar Dairemizin 26.12.2008 tarihli ilamıyla ve ilamda yazılı nedenlerden dolayı bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş; davanın kabulüne karar verilmiş, bu hükmü davalı ... temyiz etmiştir. Gerçekten, malikin uymakla yükümlü olduğu komşuluk hakkı kapsamında yer alan Türk Medeni Kanununun 738. maddesi "Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır" hükmünü getirmiş, kazı ve yapılarda ayrıca uyulması gereken kuralların da özel kanunlarda düzenleneceği 739. maddede belirtilmiştir. Dosyada mevcut bilgi ve belgelerden, dava konusu direklerin bulunduğu taşınmaz tescil harici bırakılan yerlerden olup, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Dairesi Başkanlığının yazılarına göre taşınmaz üzerinde 20.06.2006 tarihinde başlamak üzere davalıya 10 yıllık taşocağı işletme ruhsatının verildiği anlaşılmaktadır. Ruhsatlı saha yakınında bulunan enerji nakil hattının 1982 yılında yapılan kamulaştırma ve irtifak hakkı tesisi işlemlerinden sonra geçirildiği, zarar gördüğü ileri sürülen direklerin bulunduğu yerin tescil harici olması nedeniyle kayda irtifak hakkının işlenmediği anlaşılmaktadır. Taşınmazın ve tarafların durumu açıklandığı şekilde ortaya konulduktan sonra davacının istemine gelince; davalı Belediyenin ruhsatlı sahadaki çalışmalarının direklere zarar verdiği ve bu eylemin yukarıda sözü edilen Türk Medeni Kanununun 738. maddesi kapsamında giderilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Komşuluk hukuku ilkelerine göre taşkınlıktan amaç komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zarar giderici önlemleri alma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar-zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır. Hükümle, davalı belediyenin işletme ruhsatı ile işlettiği bir sahanın kapatılmasının davalının kamu yararı dengesini bütünüyle bozacağı ortadadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, davacı taraf da 72 ve 73 no’lu direkleri bir kamu hizmetinin ifası için imal etmiştir. Tarafların yarar ve zarar dengesini bu çerçevede düşünmek gerekir. Mahkemece, bozmadan sonra yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporlarında zarar tehlikesinin ortadan kaldırılması için en uygun alternatifin enerji nakil hattının heyelan oluşma potansiyeli bulunan bölgeden uzaklaştırılması olduğu ve hattın belediye taş ocağı ruhsat sahasının en az 50 m uzağına taşınması suretiyle zarar tehlikesinin giderileceği belirtilmiştir. O halde, enerji nakil hattının taş ocağı sahasından 50 m uzaklaştırılmasının mümkün olup olmadığı, mümkün ise davacıdan buna ait uygulama projesi düzenlemesi istenerek bunun giderleri bilirkişilere hesaplattırılmalı, bu giderler davalıya depo ettirilerek zarar tehlikesinin bu şekilde giderilmesine karar verilmeli, bilirkişilerin bildirdiği bu alternatifin uygulanması olanaklı değil ise dava şimdiki gibi kabul edilmelidir. Değinilen yön bir yana bırakılarak eksik inceleme ve araştırmayla davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.05.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Hukuk Dairesi, 2023/930 E., 2024/1278 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü, 722 inci, 737 nci, 738 inci, 995 inci maddeleri
7. Hukuk Dairesi         2023/930 E.  ,  2024/1278 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/72 E., 2023/235 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/507 E., 2022/134 K. Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi ve kâl davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkilinin 1001 ada 9 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalı tarafından müvekkilinin maliki bulunduğu binaya neredeyse bitişik olarak direk üstü elektrik trafosu inşa edildiğini, elektrik trafosunun elektrik kuvvetli akım tesisleri yönetmeliği ve ilgili diğer düzenlemelerde yer alan limit değerlerine ve güvenlik mesafesine aykırı olduğunu, elektrik trafosunun insanların ... ve mal güvenliğini tehdit ettiğini, ayrıca trafonun bahçe, yatak odası ve oturma odalarına yakınlığı göz önüne alındığında da binada yaşayan insanların yaşam alanları üzerindeki olumsuz etkisi olduğunu, trafonun kaldırılmasına yönelik taleplerinin davalı şirket tarafından reddedildiğini ileri sürerek, davalı şirkete ait direk üstü tip 400 elektrik trafosunun kaldırılmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumetten davanın reddinin gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada bulunan bilirkişi raporlarına göre; dava konusu elektrik trafosunun enerji nakil hattı ve trafonun yönetmeliğe uygun olarak yapıldığı, mahallinde ve çevre mahallelerde uygun yer olmaması nedeniyle tesislerin taşınmaz üzerinden deplasesinin uygun olmadığı, direk ve trafonun toprağa oturan kısmı yönüyle yolda kaldığı, herhangi bir ... kullanım söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvurusunda, dosyada alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, çelişki giderilmeksizin eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf başvurusunda esasa ilişkin ileri sürmüş olduğu sebepleri tekrar ederek temyize gelmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve kâl istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü, 722 inci, 737 nci, 738 inci, 995 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2022/5931 E., 2023/1291 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
TMK 738. maddesi gereğince malik kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek yada üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır.
7. Hukuk Dairesi         2022/5931 E.  ,  2023/1291 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki komşuluk hukukundan kaynaklı istinat duvarı yapılması, yapılmadığı takdirde belirlenecek bedelin ödenmesi istemli davanın yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu 119 ada 137 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, komşu 136 parsel sayılı taşınmaz maliki ...’in davalı Limak A. Ş. ile kum çekme çalışması için aralarında protokol imzaladığını, davalı şirketin çalışma esnasında müvekkiline ait taşınmaza girerek 215 m²’lik bir alandan toplamda 1777 m3 hacminde toprak aldığını, istinat duvarı yapılmadığından müvekkiline ait taşınmazdaki toprağın yan parsele kaydığını, eski hale getirmek için 19.785,75 TL, tarımsal niteliği geri kazandırmak için 214,25 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL nin tahsili amacıyla açtıkları davada 06.05.2015 tarihli karar ile Yargıtay'ın bozma ilamına uyularak eda davası olarak açılmaması sebebiyle istinat duvar yapım bedeli yönünden açılan davanın reddedildiğini, bunun üzerine bu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu belirterek davalı tarafça istinat duvarı yapılmasına karar verilmesi, bu talebin uygun görülmemesi halinde bilirkişilerce belirlenecek malzemelerle yapılacak istinat duvarının malzeme ve yapım bedelinin ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu zararın 2009 yılında meydana geldiğini dava ve talep hakkının zamanaşımına uğradığını, davacı tarafça daha önce Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesi 2014/71 Esas sayılı dosyası ile aynı konuya ilişkin açılan davanın reddine karar verilerek kararın kesinleştiğini, bu nedenle derdestlik itirazlarının bulunduğunu, müvekkilinin 136 parsel sayılı taşınmaz maliki ile protokol yaptığını, 137 parsel sayılı taşınmaza karşı herhangi bir tecavüz olmadığını, tarım arazisi vasfındaki bir yer için istinat duvarı yapılmasının mümkün olmadığını, yapılması durumunda taşınmazın tarım arazisi vasfını kaybetmesine sebebiyet vereceğini, aynı zamanda bitişik parseldeki taşınmazların da zarar görmesine ve değer kaybına sebebiyet vereceğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya içinde bulunan bilirkişi raporları dikkate alındığında davacının zararının giderilerek taşınmazın eski hale getirilmesi için istinat duvarı yapılmasının zorunlu olduğu ancak istinat duvar bedeli yönünden daha önce mahkemece verilmiş olan bir kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 25/11/2019 havale tarihli kadastro bilirkişisi raporu ile 10/09/2021 havale tarihli bilirkişi kurulu raporlarında belirlenen özelliklere haiz istinat duvarının davacı lehine davalı tarafça yaptırılmasına, hükmün infazında İİK. madde 30'da belirtilen hükümlerin uygulanmasına, davacının istinat duvar bedeli yönündeki talebinin kesin hüküm bulunması nedeni ile HMK'nın 114/1-i ve 115. maddeleri gereği usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı tarafın istinat duvar yapım ve malzeme bedeline ilişkin talebinin usulden reddine karar verilmiş iken; davacı taraf lehine istinat duvar ve malzeme bedeli üzerinden nispi, müvekkili lehine ise maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin, yargılama giderleri ile karar ve ilam harcının müvekkili şirket üzerinde bırakılmasının hatalı olduğunu, 2. İstinat duvarı yapılmasının zorunlu olup olmadığı ve istinat duvarı yapılmasının komşu maliklere etkisinin ne olacağı duraksamaya yer vermeyecek şekilde araştırılmadığını, 3. Davacıya ait taşınmazın rayiç bedeli ile istinat duvarı malzeme ve yapım masrafları için hesaplanan bedel arasındaki fahiş farkın esas hakkında hüküm kurulurken dikkate alınmadığını, 4. Davanın esasına dair hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı lehine istinat duvarının yaptırılmasına ilişkin doğacak masrafların ve ilgili sorumluluğun hak ve nesafet ilkesi uyarınca davacı ile müvekkil şirket arasında bölüştürülmesi, aynı zamanda söz konusu istinat duvarından komşu taşınmaz maliki dava dışı Ali Özmen’in de yararlanacak olduğu hususunun gözetilmesi gerektiğini, 5. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, maliyetin fazla hesaplandığını, bilirkişi raporunda istinat duvarının sadece betonarme şeklinde yapılması durumundaki hesaplamaların yapıldığını, ilgili duvarın taştan yapılması yahut hiç duvar yapılmadan dozer marifetiyle ilgili arazinin düzeltilmesi ihtimalleri üzerinde durulmadığını ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Somut olaydan önceki aşamalarda; Davacı tarafından açılan Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/10 Esas sayılı dosyasında, taşınmazın eski haline getirilmesi için 19.875,75 TL ile taşınmazın tarımsal niteliğinin geri kazandırılması için 214,25 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL tazminatın zararın başladığı 2009 yılından itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilinin talep edildiği, mahkemece 14.400,00 TL istinat duvarı yapım bedeli 1.183,00 TL taşınmaz bedeli ve 254,00 TL ıslah bedeli çalışma bedeli olmak üzere toplam 15.837,00 TL üzerinden davanın kısmen kabulü ile 14/08/2009 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı Limak A. Ş'den tahsiline karar verildiği, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 31/03/2014 gün ve 2014/4213 karar sayılı bozma ilamına karşı davacı vekilinin karar düzeltme talep etmesi üzerine, 26/06/2014 tarih 2014/7762 Esas, 2014/8694 karar sayılı ilamı ile; mahkemece istinat duvarı yönünden tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle hükmün sadece istinat duvarı bedeli yönünden bozulması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın tamamen reddine karar verilmesi sonucunu doğuracak şekilde hükmün bozulmasına karar verilmiş olduğunun bu defa yapılan incelemeden anlaşıldığı gerekçesiyle, Dairenin bozma ilamı kaldırılarak hükmün bozulmasına karar verildiği, Mahkemece bu defa bozma ilamına uyularak 06/05/2015 tarih ve 2014/71 Esas 2015/127 Karar sayılı kararı ile 14.400,00 TL istinat duvarı yapım bedeli yönünden talebin reddine, 1.183,00 TL taşınmaz bedeli ve 254.00 TL ıslah çalışması bedeli olmak üzere toplam 1.437,00 TL tazminatın olay tarihi olan 14/08/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Limak A.Ş‘den tahsiline karar verildiği kararın taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşıldığından; İstinat duvarı yapılması, yapılmadığı takdirde belirlenecek bedelin ödenmesi istemli açılan somut davada, davalı şirket tarafından 136 parsel sayılı taşınmazdan dolgu malzemesi alındığı sırada davacıya ait 137 parsel sayılı taşınmaza tecavüz edilerek toprak alınması üzerine kot farkı yaratılarak, davacıya ait taşınmaza doğru toprak kaymasına sebep olunduğu, bu haliyle davacının tarımsal faaliyetler için taşınmazı kullanmasının mümkün bulunmadığı, bilirkişi raporları dikkate alındığında davacının zararının giderilerek taşınmazın eski hale getirilmesi için istinat duvarı yapılmasının zorunlu olduğu ve istinat duvarının davalı tarafından yaptırılmasına karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, Duvar bedelinin tahsiline ilişkin yukarıda açıklanan kesinleşmiş karar bulunması ve dava şartlarından olan kesin hüküm nedeniyle davalı lehine maktu ücret taktirinde hata bulunmadığı gözetilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Yerel Mahkemenin kurduğu hükmün 6100 sayılı HMK’nın temel ilkelerinden biri olan “Hukuki Dinlenilme Hakkı”nı ihlal ettiğini, 2. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, 3. Raporda yaklaşık maliyet hesabında kullanılan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı birim fiyatlarının piyasa fiyatları ile uyumsuzluğu dikkate alındığında raporda hesaplanan miktarlardan daha düşük bir miktar hesaplanabilmesinin mümkün olduğunu, 4. Duvarın taştan yapılması yahut hiç duvar yapılmadan dozer marifetiyle ilgili arazinin düzeltilmesi ihtimalleri üzerinde durulmadığını, 5. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olarak tanzim edildiğini, 6. Davacıya ait arazinin rayiç bedeli ile istinat duvarı malzeme ve yapım masrafları için hesaplanan bedel arasındaki fahiş farkın esas hakkında hüküm kurulurken dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, Türk Medeni Kanunu m. 723 ve diğer maddelerinde de tazminat miktarının arazi bedelini geçemeyeceğinin net bir şekilde belirtildiğini, 7. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, Türk Medeni Kanunu’nun komşuluk hukukuna ilişkin hükümleri uyarınca, istinat duvarının yaptırılmasına ilişkin sorumluluğun tamamiyle müvekkil şirket üzerinde bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu, 8. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı lehine istinat duvarının yaptırılmasına ilişkin doğacak masrafların ve ilgili sorumluluğun hak ve nesafet ilkesi uyarınca davacı ile müvekkil şirket arasında bölüştürülmesi, aynı zamanda söz konusu istinat duvarından komşu taşınmaz maliki dava dışı Ali Özmen’in de yararlanacak olduğu hususunun gözetilmesi gerekirken yalnızca müvekkil şirkete husumet yöneltimiş olmasının ve istinat duvarının yaptırılmasından ve bundan doğacak masraflardan tümüyle müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının doğru olmadığını ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, komşuluk hukukundan kaynaklı istinat duvarı yapılması, yapılmadığı takdirde belirlenecek bedelin ödenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk TMK m. 683 deki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde ve "kazı ve yapılar " başlığı altında 738. Maddesinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. TMK 738. maddesi gereğince malik kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek yada üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinde yaptığı açıklamalarda da belirtildiği üzere; davacı, davalı tarafın komşu 136 parsel maliki ile yaptığı anlaşma sonucu 137 ve kısmen de kendisine ait 136 parsel sayılı taşınmazda yapmış olduğu usulsüz hafriyat işlemi nedeniyle tarla nitelikli taşınmazının kayarak zarar gördüğünü belirterek davalı taraftan istinat duvarı yaptırılarak ya da istinat duvarı bedelinin davalıdan tahsil edilerek zararının giderilmesini istemiştir. Yargılama sırasında görüşüne başvurulan ve hükme esas alınan bilirkişi heyeti istinat duvarı yapım bedelinin 417.000,00 TL olduğu görüşünü bildirmiş olup 3200 m2 genişliğindeki tarla nitelikli taşınmazın değeri ile açık nispetsizlik oluşacak şekilde hüküm kurulmuş olduğundan; davacının tarlasının dava tarihindeki bedeli belirlenerek istinat duvarı yapım bedelinin taşınmazın değerinden fazla olması durumunda taşınmaz bedeline hükmedilmesi ve taşınmazın davalı şirket adına tesciline karar verilmesi hususunun da değerlendirilmesi gerekirken, istinat duvarı bedelinin tahsiline karar verilmesi hatalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No.lu Protokolünün 1 inci maddesinde mülkiyet hakkı teminat altına alınmıştır. Madde şöyledir: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 17 nci maddesinde herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkına sahip olduğu, kimsenin mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamayacağı açıklanmıştır. Mülke yapılan herhangi bir müdahalenin meşru bir kamu çıkarına veya genel çıkara hizmet etmesi gerekir. Mülkün zorunlu olarak bir bireyden diğerine devri kamu yararına meşru bir amaca hizmet edebilir. (AİHM James Birleşik Krallık A98 1986, para. 46) Mülkiyet hakkına müdahalede bulunurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13 üncü maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62). Somut olayda; davalı kazı ve yapı yaparken davacı taşınmazına zarar vermiştir. Fen ve sanat kurallarını gözetmeden yapılan işte davalının, davacının oluşan tüm zararlarını tazmin etmesi gerekmektedir. Zararın taşınmazın değerinden fazla yahut eşit olması ve tazmini, davalının taşınmazın mülkiyetini ele geçirmesine sebep olamaz. Böyle bir karar yukarıda açıklanan ve Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına yönelik aşırı müdahale olur. Ölçülülük ilkesine de aykırılık teşkil eder. Bu nedenle Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
4. Hukuk Dairesi, 2019/835 E., 2020/3372 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesi
tam metni aç
TMK’nun 738. maddesiyle, 737.
4. Hukuk Dairesi         2019/835 E.  ,  2020/3372 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesi Asıl ve birleşen davada davacı ...tarafından, davalı Vardallar ... San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine 04/11/2014 gününde verilen dilekçe ile eski hale getirme bedeli ve kazanç kaybına ilişkin tazminat, 29/07/2016 gününde verilen dilekçe ile kazanç kaybına ilişkin tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen 05/04/2018 günlü karara karşı davalının istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; davalının istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince verilen 27/12/2018 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 13/10/2020 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davalı şirket vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenin aykırılık halleri re’sen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Asıl dava, komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle eski hale getirme bedeli ve kazanç kaybına ilişkin tazminat, birleşen dava ise kazanç kaybı nedeniyle tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalının istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı vekili; 26/09/2014 tarihinde komşu parselde davalı yüklenicinin inşaatının kazı çalışmaları sırasında müvekkilinin kiracı olarak işlettiği üzeri çelik çatıyla örtülü ve parsel sınırına sıfır konumdaki iki adet halı sahanın ve restoranın zarar gördüğünü, yaptırdıkları tespitte tesisin kullanılamaz hale geldiğinin ve yıkılıp yeniden yapılması gerektiğinin belirtildiğini, tesisin eski hale getirilmesi için gereken maliyetin ve mahrum kalınan kazanç kaybının tazmini gerektiğini belirterek, asıl davada eski hale getirme ve hasar tarihi olan 26/09/2014 tarihinden dava tarihi olan 04/11/2014 tarihine kadar mahrum kalınan kazanç kaybı için 10.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, birleşen davada kazanç kaybının halen devam ettiğini belirterek ilk dava tarihi olan 04/11/2014 tarihinden birleşen dava tarihi olan 29/07/2016 tarihine kadar 2.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, yargılama sırasında 20/10/2017 tarihli miktar açıklama dilekçesi ile asıl davada eski hale getirme bedeline ilişkin istemini 184.480,42 TL, 40 günlük kazanç kaybı istemini 18.744,48 TL olmak üzere toplam 203.225,22 TL ye çıkardığını, birleşen davada ise kazanç kaybı talebini 295.699,54 TL ye çıkardığını açıklamıştır. Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının kiracısı bulunduğu halı saha olarak belirtilen yapı grubunun statik ve çelik konstrüksiyon projesinin olmadığını, kusurun davacıya ait olduğunu, yer altı suyu, toprak yapısı kötü dahi olsa davalının fore kazık sistemini kullanarak inşaatı yaptığını, olayda illiyet bağının ve davalının kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; hükme esas alınan 04/04/2016 tarihli ana rapor ve ek raporlar uyarınca asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükme karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesince; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. a-4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683.maddesinde yer alan; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, Kanun’un 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. TMK’nun 738. maddesiyle, 737. maddeye benzer daha özel bir düzenleme getirilmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre "Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.” Bir kimsenin kendi taşınmazında yaptığı hafriyat veya inşaat nedeniyle komşusunun taşınmazına bir zarar vermiş veya onu zarara maruz bırakmışsa, bu zararın hoşgörü sınırlarını aşıp aşmadığını aramaya gerek yoktur. Komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi, eski hale getirilmesi ve tazminat davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, bu tür davalarda etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Komşu taşınmaza yönelen müdahaleden dolayı zarar gören kişi, taşınmazın maliki olmak zorunda değildir. Bu kimseler taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak veya şahsi bir hakka dayanarak zilyet sıfatına sahip olabilirler. Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının tespit edilmesinden sonra varsa davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Oluşan zararın kapsamı belirlenirken ise, tarafların zararın oluşumuna hangi oranda etki ettikleri yani müterafik (bölüşük) kusurlarının olup olmadığı belirlenerek, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. 4271 sayılı Kanun’un 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesine etkili olamaz. Somut olaya gelince; mahkemece zararın kapsamı belirlenirken zararın oluşumunda davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmamış, bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır. Dava konusu olayın gelişimi, davacının kiraladığı tesisin bulunduğu zeminin jeolojik yapısından kaynaklanan hususlar, tesisin yaşı ve yıpranma payı, davacının tesisinin mühendislik kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı vb hususlar araştırılarak, zararın meydana gelmesinde davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. b-Mahkemece, davacının tesisindeki halı saha ve çelik çatının mevcut hasarlı durumuyla kullanılamayacağı, sistemin sökülüp yeniden yapılması gerektiği sonucuna varılarak, asıl ve birleşen davada eski hale getirme bedeline ve hasar tarihi olan 26/09/2014 tarihinden birleşen dava tarihi olan 26/09/2016 tarihine kadar toplam 671 günlük kazanç kaybına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Ancak davacının işlettiği tesisin yeniden yapım/onarım süresince kazanç kaybına uğradığının kabul edilmesi gerekir. Şu halde, mahkemece bu yön gözetilerek, davaya konu tesisin yeniden yapım/onarım süresi belirlenip tartışılmadan, davacının kazanç kaybına ilişkin isteminin tümden kabul edilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ve davalı yararına takdir olunan 2.540,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
15. Ceza Dairesi, 2015/4987 E., 2015/29752 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var.Asliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk ceza yargısında olmayan bu kavram sadece Türk Medeni Kanunu'nun 730, 738 ve 740. maddelerinde yan taşınmaza sarkan ağaç dallarının sahibine haber verilerek tecavüz edilen taşınmaz sahibi tarafından kaldırılması hususundadır.
15. Ceza Dairesi         2015/4987 E.  ,  2015/29752 K. "İçtihat Metni" . MAHKEMESİ : .Asliye Ceza Mahkemesi . SUÇ : Mala zarar verme Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir. Sanıkla katılanın, aynı site içinde evlerinin bulunduğu, katılanın, kendi evinin bulunduğu bölümde kayma olduğu gerekçesiyle evin önüne istinat duvarı yaptığı, sanığın da, söz konusu duvarın site yönetiminin kararı olmadan yapıldığını, katılanın, tek başına böyle bir tasarrufta bulunamayacağını, yapılan bu duvar nedeniyle, kendi evine geçişin kapandığını, bu nedenle duvarın bir kısmını yıktığını belirttiği, böylece sanığın mala zarar verme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, katılan aleyhine, site sakinlerinden biri tarafından 25/11/2010 tarihinde açılan Milas Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2010/1387 Esas sayılı men-i müdahale dosyasında, söz konusu duvarın yıkılması ve müdahalenin önlenmesinin talep edildiği, sanığın da, suç işleme kastıyla hareket etmeden ve kendi evine giden yolu kullanmak amacıyla duvarı yıktığı dikkate alınarak, suçun manevi unsurunun oluşmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır ve bu nedenlerle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 12/10/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. Karşı oy; Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.01.2013 tarih ve 2012/233 E, 2013/50 K nolu ilamı ile mala zarar vermek suçundan sanık ......'nın beraatine ilişkin kararın müdahil tarafından temyizi üzerine Yargıtay 15. Ceza dairesinin 12.10.2015 tarih ve 2015/4987 -2015/29752 E.K sayılı kararı ile onanmasına ilişkin kararda çoğunluk ile aramda olan hukuki anlaşmazlık, kişilerin mahkemeye müracaatları gerekirken ihlal edilen haklarını kendilerinin alıp alamayacağı hususudur. İnsanların toplumlaşmasından itibaren, şahıslar arasında çeşitli sorunların meydana gelmesi doğaldır. Çünkü farklı inanç, eğitim ve karaktere sahip insanların birbirlerinden ayrı davranması mümkündür. Bu davranışların meydana gelmesi sonucu hak, hukuk ve adalet kavramları ortaya çıkmıştır. Bu kavramların ortaya çıkması sonucu meydana gelen toplumsal düzensizliklerin giderilmesi görevini de devlet cihazı üstlenecektir. Bu üstlenme de; kişilerin hukuki güvenceye sahip olacakları şekilde olacaktır. Bunun temel şekli yasalardır. Aksi taktirde kişilerin kendi hukuki güvencelerini sağlamaya çalışması toplumsal karışıklıklara ve düzensizliklere sebep olacaktır. Bu itibarla kişiler hak arama hürriyetini devlet nezdinde arayacaklardır. Türk hukukunda da hak arama hürriyeti kanunlarla teminat altına alınmıştır. Türk ceza yargısı incelendiğinde eski deyimle ihkakı-hak kavramı mevcut değildir. Türk ceza yargısında olmayan bu kavram sadece Türk Medeni Kanunu'nun 730, 738 ve 740. maddelerinde yan taşınmaza sarkan ağaç dallarının sahibine haber verilerek tecavüz edilen taşınmaz sahibi tarafından kaldırılması hususundadır. Tek istisna budur. Somut olaya gelindiğinde; Sanığın annesi ile katılan arasında taşınmazlarının sınırları konusunda ihtilaf mevcuttur. Katılan ortak kullanılan yolun bir kısmının fazladan kendi taşınmazından alındığını düşünerek, bahçesinin sınırlarını genişleterek duvar örmüştür. Sanığın annesi olan ....... bu konuyla ilgili mahkemede men'i müdahale ve kâl davası açmıştır. Ancak sanık bu dava sonucunu beklemeden olay tarihinde temin ettiği iş makineleri ile katılanın yaptırdığı duvarı yıktırmış, yıkma sonucu meydana çıkan molozları katılanın bahçesine atarak zarar vermiştir. Burada hukuki sorun, sanığın annesine ait ve kesinleşmeyen dava konusu bir hakkı kendisi devlete müracaat etmeden alabilecek midir. Eğer alabilecekse devlet kurumlarına ve mahkemelere gerek kalmamaktadır. Yukarıdaki izahat ışığında, sanık, katılanın kendi imkanları ile kendi arazisi olduğunu düşünerek yapmış olduğu duvarın, hukuki olarak katılan ile gayrimenkulle ilgili ortak hiç bir ilişkisi olmayan sanık tarafından yıkılması ve yıkım sonucu katılana ait bahçeye zarar verilmesi, mala zarar vermek suçunu oluşturmaktadır. Bu itibarla sanığın cezalandırılması amacıyla kararın bozulması gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne karşıyım.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Malik (A), mülkiyeti kendisine ait arsa üzerindeki, komşusu (B)’nin taşınmazına gölge yapan ve mimari açıdan eski bir yapıyı, yerine daha modern ve işlevsel bir yapı inşa etmek amacıyla yıkmak istemektedir. Bu durumu öğrenen komşu (B), yıkım sırasında oluşacak gürültü ve toz gibi kaçınılmaz taşkınlıkların yanı sıra, eski yapının sağladığı gölgelikten mahrum kalacağını ve mülkiyet hakkından doğan huzurunun bozulacağını ileri sürerek, yıkımın tedbiren durdurulması ve önlenmesi için dava açmıştır. Bu olayda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde malik (A)’nın hukuki durumuyla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

A) Malik (A), mülkiyet hakkının bir gereği olan tasarruf yetkisi kapsamında, hukuk düzeninin sınırları içinde kalmak kaydıyla yapıyı yıkma hakkına sahiptir ve bu hak, komşunun menfaatleri karşısında kural olarak üstündür.
B) Komşu (B)’nin mülkiyet hakkı, komşuluk hukukundan doğan yasal bir kısıtlama teşkil ettiğinden, (B)’ye zarar verecek veya zarar tehlikesi yaratacak her türlü eylemden kaçınma yükümlülüğü altında olan (A), yapıyı yıkamaz.
C) Yapının (B)’nin taşınmazına gölge sağlaması, (B) lehine fiili bir yararlanma durumu oluşturduğundan, bu durumun ortadan kaldırılması TMK m. 683 anlamında haksız bir elatma teşkil eder ve (B) elatmanın önlenmesini talep edebilir.
D) TMK m. 718 uyarınca yapılar arazinin bütünleyici parçası olduğundan, malik (A) yapı üzerinde ancak kullanma ve yararlanma yetkilerine sahip olup, yapının özüne dokunan yıkım gibi tasarruflarda bulunabilmesi için komşusunun rızasını alması gerekir.
E) Yıkım eylemi, yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklara yol açacak olsa dahi, TMK m. 730 uyarınca hâkimin uygun bir bedelle denkleştirmeye karar verebileceği zararlar doğuracağından, (B) yıkımın tamamen durdurulmasını isteyebilir.