4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 737

Türk Medeni Kanunu 737. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 737- Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır. 2. Kazı ve yapılar a. Kural

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

31 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2015/3936 E., 2017/5148 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Ortaya konan uyuşmazlığın, Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesi hükmü çerçevesinde giderilmesi gerekmektedir.
14. Hukuk Dairesi         2015/3936 E.  ,  2017/5148 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.07.2013 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 15.04.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, komşuluk hukukuna dayalı elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Davacı, 102 ada 55 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının komşu 102 ada 48 ve 49 parsellerin maliki olduğunu, bu taşınmazlar arasında su akışını sağlayan bir dere bulunduğunu, davalının derenin tabii akışına müdahale ettiğini, derenin orta tarafından batısına doğru olan kısmı kapatarak suların kendi arazisine akmasına neden olduğunu belirterek, davalının suya elatmasının önlenmesini ve dere yatağına yaptığı yapıların kal'ini istemiştir. Davalı, 48 parselin kendisine ait olmadığını, iddia edildiği gibi bir müdahalesi de bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkeme davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı temyiz etmiştir. Ortaya konan uyuşmazlığın, Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesi hükmü çerçevesinde giderilmesi gerekmektedir. Gerçekten "komşu hakkı" başlıklı Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesi mülkiyet hakkı sınırlarının aşılarak başkalarına zarar verilmesi veya zarar tehlikesi yaratılması halinde taşınmaz malikinin sorumluluğunu düzenlemiştir. Komşuluk hukukunu taşınmaz malların kullanılmasını doğrudan doğruya veya dolayısı ile sınırlayan özel hukuk hükümleri oluşturur. Taşınmazların, yer itibariyle birbirlerine bitişik veya yakın olması komşu taşınmaz maliklerine bunlardan yararlanırken veya bunları kullanırken birbirlerinin durum ve menfaatini gözönünde tutmak ödevi yüklemiştir. Birlikte yaşama zorunluluğunun bir sonucu olarak komşuluk ilişkileri taşınmaz malikinin haiz olduğu yetkileri belirli oranda kısarak sınırlar. Bundan amaç, komşular arasında imkan eşitliği ve dolayısı ile dayanışmayı sağlamaktır. Hemen ifade edilmek gerekirse, Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesinde sıralanan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkarmak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek gibi yasaklamalar sınırlı değildir. Komşuluk hukukuna aykırılığın bulunup bulunmadığını her olayın özelliğine göre ve özellikle o konudaki emsaller ile yerel örf ve adete uygun tayin etmek gerekir. Somut olayda; davacı elatmanın önlenmesi ve yıkım istemli davasını açtıktan sonra 11.12.2013 tarihinde mahallinde tespit yapılmasını talep etmiştir. Aynı gün davalının yokluğunda yerinde yapılan tespit sonucu fenni ve ziraatçi bilirkişiler raporlarını düzenlemişler, buna göre; dava konusu kısmın 102 ada 55 ve 48 parsel sayılı taşınmazların ortak sınırından geçen yağmur ve fazla suların tahliyesini sağlayan dere/ark olduğu, fen bilirkişisinin krokisinde yeşil boyalı olarak gösterdiği kısmın 102 ada 48 parsel içerisinde zeminde fiilen açık dere olarak yer aldığı, A harfi ve kırmızı boyalı olarak gösterilen 122,34 m2'lik bölümde ise derenin 48 parsel tarafında taşduvarla örülerek kapatıldığı, bu haliyle doğuda 48 ve 55 parsel sayılı taşınmazların ortak sınırından akan derenin 48 parseldeki akış yönü kapatılarak akışın tamamen 55 parsel sayılı taşınmaza yöneltildiği belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; davalının savunması dikkate alınarak, 102 ada 48 ve 49 parsel sayılı taşınmazlara ait tapu kayıtları getirtilmeli, yerinde davalının da katılımı ile yeniden bir keşif yapılarak tayin edilecek bilirkişi veya bilirkişilere fen bilirkişinin krokisinde A harfi ile gösterdiği bölüme yapılan kazı ve dolgu çalışması ile inşa edilen taş duvarın derenin akış güzergahını engelleyip davacı taşınmazına zararının olup olmadığını belirlemek, zarar ve komşuluk hukukuna bir aykırılık saptanırsa bunun giderilme yöntemi bilirkişiye açıklattırılarak, istem sonucu hakkında bu araştırmalardan sonra hüküm kurmak olmalıdır. Mahkemece, değinilen bütün bu yönler üzerinde durulmaksızın, dava eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı gerekçeler ile reddedildiğinden karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2014/5018 E., 2014/9194 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
es çıkarmadığını ancak davalının çatı katını örüp mesken haline getirmeye, aydınlık ve havalandırmayı kapatmaya çalışmasına rıza gösteremeyeceğini, kaldı ki bundan dolayı binalarının değer kaybına uğrayacağını, örf ve adet kuralları gereği TMK'nun 737. maddesi hükmü de göz önüne alınarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yıkım ve yeniden yapım masrafları için 1.000,00 TL'nin ilerde aça
14. Hukuk Dairesi         2014/5018 E.  ,  2014/9194 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 10/10/2013 NUMARASI : 2012/69-2013/852 Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.01.2012 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.10.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, komşuluk hukukuna aykırılığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Davacı mülkiyetinde bulunan arsasına 1998 yılına kadar 3 katlı ev yaptığını, sonraki bir tarihte davalının da taşınmaza komşu olduğunu, her iki taşınmazın bahçelerinin birbirine baktığını, davalı tarafın davacıdan sonra başladığı inşaatında 1 ve 2 katları çok yakından yapmasına komşuluk hatırına ses çıkarmadığını ancak davalının çatı katını örüp mesken haline getirmeye, aydınlık ve havalandırmayı kapatmaya çalışmasına rıza gösteremeyeceğini, kaldı ki bundan dolayı binalarının değer kaybına uğrayacağını, örf ve adet kuralları gereği TMK'nun 737. maddesi hükmü de göz önüne alınarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yıkım ve yeniden yapım masrafları için 1.000,00 TL'nin ilerde açacakları ve davalı tarafından inşa edilen inşaat ve duvarın yıkılarak en az 1,50 metre geri mesafeden yeniden ördürülmesine, yıkım ve yapım giderlerinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiştir. Davalılardan H.. B..; taşınmazın babasından miras yoluyla kaldığını, davacıya ait taşınmazın kaçak bina niteliğinde olup ruhsatının bulunmadığını, iddia edildiği gibi taşınmazın yeni yapı olmayıp 1985 yılında inşa edildiğini, bina yapılırken bitişik komşular düşünülerek buna uygun mesafeler bırakılarak binanın yapıldığını, her iki taşınmaz arasında boşluğun kendileri tarafından bırakılan boşluk olduğunu, davacının da bu miktar bir boşluk bırakması halinde böyle bir sorunun yaşanmayacağını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Yargılama sırasında davalı dışındaki diğer mirasçılar davaya katılmışlardır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir. TMK m. 683 deki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Elatmanın önlenmesi davası açılabilmesi için kural olarak zararın doğmuş olması gerekir. İleride zarar doğacağından bahisle dava açılamayacağından bu şekilde açılan davalar reddedilmelidir. Ancak, istisnai durumlarda, henüz zarar doğmadığı halde, yakın gelecekte zarar doğacağı pek muhtemel veya muhakkak ise, davacıya zarar tehlikesinin önlenmesi davasını açma hakkı tanınmalı, zararın doğması beklenmemelidir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davlarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir. Kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da elatmanın önlenmesi davasını etkilemez. Mahkemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yerleri, nitelikleri, konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir insanın hoşgörü ve tahammül sınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı duyarlılığı ile değil, objektif her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp katlanamayacağı araştırılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın varlığı tespit edildiği takdirde mülkiyet hakkının taşkın olarak kullanıldığı sonucuna varılmalıdır. Taşkın kullanma belirlendiği takdirde elatmanın tamamen ortadan kaldırması veya tahammül sınırları içerisine çekilebilmesi için ne gibi önlemlerin alınması gerektiği bilirkişiler aracılığı ile tespit edilerek, tarafların yarar ve çıkar dengelerini gözetilerek bunların en uygununa karar verilmelidir. Diğer taraftan, davalının kendi taşınmazı üzerine yaptığı yapının salt ruhsatsız olduğu, imara aykırı bulunduğu ileri sürülüp, TMK’nun 737. maddesi uyarınca yıkım ve eski hale getirme istenemez. Yapının imara aykırı olması yanında bir zararın doğması da şarttır. Salt imara aykırılık, idari mercileri ve idare mahkemelerini ilgilendiren bir husustur. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucunda davalının kendi taşınmazı içerisine yapmış olduğu yapı nedeniyle bir zararın doğmuş olduğu belirlendiği takdirde davanın kabulüne, aksi halde reddine karar verilmelidir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı ve davalılara ait binaların balkon ve eklentilerinin birbirine çok yakın olduğu anlaşılmaktadır. Ancak yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporlarında ve toplanan diğer delillere göre davacının, davalının kendi taşınmazına yaptığı eklenti nedeniyle bir zararının bulunduğu saptanamamış, zarar ispatlanamamıştır. Bu durumda yukarıda değinilen ilkelere göre davacının bir zararı tespit edilemediğinden davanın reddi gerekirken salt imara aykırılık nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 09.07.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi
14. Hukuk Dairesi, 2014/5652 E., 2014/10397 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ila 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ila 761.
14. Hukuk Dairesi         2014/5652 E.  ,  2014/10397 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 12/12/2013 NUMARASI : 2010/149-2013/247 Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.04.2010 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın K.. B.. ve S.. T.. yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine dair verilen 12.12.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı K.. B.. vekili ve davalı S.. T.. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteğinin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle tazminat isteğine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin gıda marketi işletmeciliği yaptığını, işyerinin bitişiğinde bulunan davalılardan S.. T..'a ait bina ile marketin üzerindeki daire sahibi K.. B.. ve marketin bitişiğindeki Y.. K..'a ait kahvehanenin müşterek kullandıkları kanalizasyon belediye çalışanlarınca doğru bağlanmaması sebebiyle giderlerinin tıkandığını, bu tıkanmanın sonucu geriye tepen suların kendilerine zarar vermemesi için bodrumdan geçen kanalizasyon borularının davalılar K.. B.. ve S.. T.. tarafından söküldüğünü, bu suretle boşa akan kanalizasyon suyunun davalıların bodrumunu doldurduğunu, buradan da S.. T..'a ait delikli tuğlalarla örülmüş sıvasız duvardan kendi deposuna sızarak zarara neden olduğunu ileri sürerek tespit edilen 11.274,16 TL'lik zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Belediye Başkanlığı vekili, idarenin bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı K.. B.. vekili, zararın fahiş hesaplandığını, zararın oluşmasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Y.. K.. vekili, kanalizasyon boruları ile dükkanı arasında bağlantı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece,davalı K.. B.. ve S.. T..'a ait pissu giderinin parsel bacasına bağlanmadan önceki bölümde tıkanması nedeni ile geri tepen pis suların, önce S.. T..'a ait depoya ve oradan da davacının deposuna geçmesi sonucu zarar meydana geldiği, diğer davalıların sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle 11.274,16 TL maddi zararın davalılar K.. B.. ve S.. T..'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davanın Belediye Başkanlığı ve Y.. K.. yönünden reddine karar verilmiştir. Hükmü, davalılar K.. B.. vekili ve davalı S.. T.. temyiz etmiştir. 1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı K.. B.. vekili ve davalı S.. T..'ın aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davalılar K.. B.. vekili ve davalı S.. T..'ın diğer temyiz itirazlarına gelince; TMK’nın 683. maddesindeki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ila 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ila 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 818 sayılı Borçlar Kanununun 44. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK’nın 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Mahkemece tazminat miktarının belirlenmesine ilişkin olarak yapılan araştırma ve incelemeler hüküm kurmaya yeterli değildir. Yerinde yapılan keşif sonucu alınan uzman bilirkişi ve tespit raporları ve tanık beyanlarında, davalı S.. T.. tarafından kullanılan deponun yaklaşık olarak 50 m2, davacı tarafından kullanılan deponun ise yaklaşık olarak 120 m2 olduğu, her iki deponun arasının delikli tuğla duvarla davacı tarafından örüldüğü, iki depo arasındaki sıvanmamış delikli duvardan pissuyun sızdığı, davalılardan S.. T.. ve K.. B..'a ait atıksu giderinin müşterek olarak kanalizasyona bağlandığı, parsel bacasına bağlantıdan önceki bölümde oluşan tıkanma nedeni ile geri tepen pis suların önce S.. T..'ın kullandığı depoya ve oradan da davacının deposuna geçmesi sonucu zararın meydana geldiği, pissu borusunun yerinden çıkarılması ve bitişik depoya dolarak oradan da davacının kullandığı depoya sızması nedeniyle bu iki davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Ancak, davacının market ürünlerini koymak suretiyle depo olarak kullandığı kısmın projede kalorifer ve kazan dairesi olduğunun ileri sürüldüğü, bilirkişi raporlarına göre davalı S.. T.. tarafından kullanılan depo ile davacı tarafından kullanılan depo arasında sıva yapılmamış delikli tuğla bulunması nedeniyle pissu geçişi olduğu bu durumun davacının zararının artmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının bölüşük (müterafik) kusuru sebebiyle tazminat miktarından 818 sayılı Borçlar Kanununun 44. maddesine göre uygun bir indirim yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, belirtilen husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1). bentte yazılı nedenlerle davalı K.. B.. vekili ve davalı S.. T..'ın diğer temyiz itirazlarının reddine, (2). bentte yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 25.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2011/3511 E., 2012/1182 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Gerçekten de TMK.nun 737.maddesi hükmüne göre, herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunurken komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlü bulunduğu, komşu durumunda olan kişilerin mülkiyet
8. Hukuk Dairesi         2011/3511 E.  ,  2012/1182 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi ve ecrimisil ... ve ... ile ... aralarındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Of Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 13.12.2010 gün ve 285/805 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, Yarlı Köyü Cebiroğlu Mahallesi Hanecivarı mevkisinde bulunan tapusuz taşınmazın miras ve taksim yoluyla kaldığını, üzerindeki eski evin taraflar arasında paylaşıldığını, davalının kendi payına düşen bölümü yıkarak yeni bina yapması nedeniyle vekil edenlerine ait bölüme zarar verdiğini açıklayarak haksız elatmanın önlenmesine, oluşan zarardan kaynaklanan 3000 TL tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın yersiz açıldığını, taksim sonucu vekil edenine düşen bölümün yıkılarak yerine bina yapıldığını, davacıların taşınmazına bir müdahalesi bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, paylaşım sonunda davalıya düşen bölümün yıkılması sırasında bir cephenin açıkta kalması ve çatı bütünlüğünün bozulması nedeniyle davacılara düşen bölüme zarar verildiği gerekçesiyle, davalının haksız müdahalesinin önlenmesine, davacıların payları dikkate alınarak 56.68 TL tazminatın davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; TMK.737 ve devamı maddelerinde düzenlenen komşuluk hukukuna aykırı eylemlerin giderilmesi ve zararın tazmini isteğine ilişkindir. Gerçekten de TMK.nun 737.maddesi hükmüne göre, herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunurken komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlü bulunduğu, komşu durumunda olan kişilerin mülkiyet haklarını kullanırken mutad yaşamın gerekli kıldığı işlerle ilgili durumlarda birbirlerine tahammül ve hoşgörü göstermekle yükümlü kişi, mülkiyet hakkını kullanırken komşusuna zarar vermemek durumundadır. Görülmekte olan davada davalı, kendisine düşen bölüme yeni bina yaparken, davacılara ait bölümün cephesi açıkta kalmış ve çatı bütünlüğünün bozulması nedeniyle evin bir bölümüne zarar verilmiştir. Mahkemece, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, verilen karar taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözüme ulaştırmadığı gibi, müdahalenin ne şekilde önleneceği ve zararının nasıl giderileceği karar yerinde gösterilmediğinden hükmün infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; taraflara ait taşınmaz Yarlı Köyü sınırları içerisinde olup, köy sınırları içerisindeki yapılanmalarda İmar Kanunu hükümleri uygulanması gerektiği gibi bu durumda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın TMK.nun 683 ve 737. maddesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. HUMK.nun 388. maddesinin son fıkrasına (6100 sayılı HMK.nun 297 m.) göre; hükümde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Mahkemece, açıklanan kanun hükümleri gözönünde tutularak, tarafların açık olmayan isteklerinin açıklanması, ihtilaflı hususları net bir biçimde belirlemesi, uyuşmazlığa konu olan yerlerin ayrı ayrı saptanması, mahallinde yapılacak keşifte inşaat mühendisi ve fen memuru bilirkişiden açık ve ayrıntılı rapor alınarak davacıların zararının ne şekilde giderileceğinin hesaplanması, infazda tereddüt uyandırmayacak ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı giderecek nitelikte haklar ve yükümlülüklerin, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Diğer yönden; taraflar taşınmaz bölümlerini tek başına kullandıklarına ve zarar gören bölüm paylaşım sonucu davacılara düştüğüne göre, uzman bilirkişi tarafından belirlenecek değerin (zararın) tamamına hükmedilmesi gerekirken davacıların payı oranında denilmek suretiyle yazılı şekilde masrafa hükmedilmesi de doğru görülmemiştir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine 27.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 737 ]
14. Hukuk Dairesi 2008/2641 E., 2008/4238 K. 14. Hukuk Dairesi 2008/2641 E., 2008/4238 K. - KOMŞU HAKKI - PAYLI MÜLKİYET- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 691 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 737 ] "İçtihat Metni" Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 05.08.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 04.10.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, 1294 ve 1296 parsel sayılı taşınmazların maliki RA'dan kiraladığını, davalının 1463 parselde kavak ağacı yetiştirdiğini, ağaçların 1294 ve 1296 parsellerde yetiştirdiği mısır bitkisini gölgelediğini, meydana çıkan zararın ağaçların kesilmesi suretiyle ortadan kaldırılmasını istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde; zarar saptandığından 1463 parseldeki 71 adet kavak ağacının kesilerek kal'i suretiyle istem hüküm altına alınmıştır. Hükmü, davalı temyiz etmiştir. Davada ürün kirası ilişkisine dayanılmıştır. Kira ilişkisi sahibine şahsi hak kazandırır. Bu özelliği nedeniyle de şahsi hak sözleşmenin karşı tarafına ileri sürülebilir. Gerçekten, 1294 ve 1296 parseller tapuda dava dışı kişiler adına paylı mülkiyet rejimine tabi olarak kayıtlıdır. Davacının kiralayan olarak ismini bildirdiği Remzi Ay taşınmazda 3/9 pay sahibidir. Diğer paylar ise, başka kişiler adınadır. Türk Medeni Kanunu'nun 691. maddesi hükmünce taşınmazın işletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi adi kiraya veya ürün kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğunun karar vermesi gerekir. Kısaca söylemek gerekirse paydaşlardan RA'la olan kira ilişkisinin varlığı kanıtlansa dahi bu kişi taşınmazı pay ve paydaş çoğunluğu olmaksızın davacıya kiraya veremez. Davacı, geçersiz olan sözleşmeye dayanarak Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesinin korumasından yararlanamayacağından davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi yerine istemin esasının incelenerek yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru değildir. Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Malik (A), mülkiyeti kendisine ait arsa üzerindeki, komşusu (B)’nin taşınmazına gölge yapan ve mimari açıdan eski bir yapıyı, yerine daha modern ve işlevsel bir yapı inşa etmek amacıyla yıkmak istemektedir. Bu durumu öğrenen komşu (B), yıkım sırasında oluşacak gürültü ve toz gibi kaçınılmaz taşkınlıkların yanı sıra, eski yapının sağladığı gölgelikten mahrum kalacağını ve mülkiyet hakkından doğan huzurunun bozulacağını ileri sürerek, yıkımın tedbiren durdurulması ve önlenmesi için dava açmıştır. Bu olayda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde malik (A)’nın hukuki durumuyla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

A) Malik (A), mülkiyet hakkının bir gereği olan tasarruf yetkisi kapsamında, hukuk düzeninin sınırları içinde kalmak kaydıyla yapıyı yıkma hakkına sahiptir ve bu hak, komşunun menfaatleri karşısında kural olarak üstündür.
B) Komşu (B)’nin mülkiyet hakkı, komşuluk hukukundan doğan yasal bir kısıtlama teşkil ettiğinden, (B)’ye zarar verecek veya zarar tehlikesi yaratacak her türlü eylemden kaçınma yükümlülüğü altında olan (A), yapıyı yıkamaz.
C) Yapının (B)’nin taşınmazına gölge sağlaması, (B) lehine fiili bir yararlanma durumu oluşturduğundan, bu durumun ortadan kaldırılması TMK m. 683 anlamında haksız bir elatma teşkil eder ve (B) elatmanın önlenmesini talep edebilir.
D) TMK m. 718 uyarınca yapılar arazinin bütünleyici parçası olduğundan, malik (A) yapı üzerinde ancak kullanma ve yararlanma yetkilerine sahip olup, yapının özüne dokunan yıkım gibi tasarruflarda bulunabilmesi için komşusunun rızasını alması gerekir.
E) Yıkım eylemi, yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklara yol açacak olsa dahi, TMK m. 730 uyarınca hâkimin uygun bir bedelle denkleştirmeye karar verebileceği zararlar doğuracağından, (B) yıkımın tamamen durdurulmasını isteyebilir.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol