4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 742

Türk Medeni Kanunu 742. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 742- Taşınmaz maliki, üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların ve özellikle yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorundadır. Komşulardan hiçbiri bu suların akışını diğerinin zararına değiştiremez. Üstteki arazi maliki, alt taraftaki taşınmaza gerekli olan suyu, ancak kendi taşınmazı için zorunlu olduğu ölçüde tutabilir. 5. Fazla suyun akıtılması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2014/5652 E., 2014/10397 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ila 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ila 761.
14. Hukuk Dairesi         2014/5652 E.  ,  2014/10397 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 12/12/2013 NUMARASI : 2010/149-2013/247 Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.04.2010 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın K.. B.. ve S.. T.. yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine dair verilen 12.12.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı K.. B.. vekili ve davalı S.. T.. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteğinin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle tazminat isteğine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin gıda marketi işletmeciliği yaptığını, işyerinin bitişiğinde bulunan davalılardan S.. T..'a ait bina ile marketin üzerindeki daire sahibi K.. B.. ve marketin bitişiğindeki Y.. K..'a ait kahvehanenin müşterek kullandıkları kanalizasyon belediye çalışanlarınca doğru bağlanmaması sebebiyle giderlerinin tıkandığını, bu tıkanmanın sonucu geriye tepen suların kendilerine zarar vermemesi için bodrumdan geçen kanalizasyon borularının davalılar K.. B.. ve S.. T.. tarafından söküldüğünü, bu suretle boşa akan kanalizasyon suyunun davalıların bodrumunu doldurduğunu, buradan da S.. T..'a ait delikli tuğlalarla örülmüş sıvasız duvardan kendi deposuna sızarak zarara neden olduğunu ileri sürerek tespit edilen 11.274,16 TL'lik zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Belediye Başkanlığı vekili, idarenin bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı K.. B.. vekili, zararın fahiş hesaplandığını, zararın oluşmasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Y.. K.. vekili, kanalizasyon boruları ile dükkanı arasında bağlantı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece,davalı K.. B.. ve S.. T..'a ait pissu giderinin parsel bacasına bağlanmadan önceki bölümde tıkanması nedeni ile geri tepen pis suların, önce S.. T..'a ait depoya ve oradan da davacının deposuna geçmesi sonucu zarar meydana geldiği, diğer davalıların sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle 11.274,16 TL maddi zararın davalılar K.. B.. ve S.. T..'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davanın Belediye Başkanlığı ve Y.. K.. yönünden reddine karar verilmiştir. Hükmü, davalılar K.. B.. vekili ve davalı S.. T.. temyiz etmiştir. 1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı K.. B.. vekili ve davalı S.. T..'ın aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davalılar K.. B.. vekili ve davalı S.. T..'ın diğer temyiz itirazlarına gelince; TMK’nın 683. maddesindeki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ila 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ila 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 818 sayılı Borçlar Kanununun 44. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK’nın 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Mahkemece tazminat miktarının belirlenmesine ilişkin olarak yapılan araştırma ve incelemeler hüküm kurmaya yeterli değildir. Yerinde yapılan keşif sonucu alınan uzman bilirkişi ve tespit raporları ve tanık beyanlarında, davalı S.. T.. tarafından kullanılan deponun yaklaşık olarak 50 m2, davacı tarafından kullanılan deponun ise yaklaşık olarak 120 m2 olduğu, her iki deponun arasının delikli tuğla duvarla davacı tarafından örüldüğü, iki depo arasındaki sıvanmamış delikli duvardan pissuyun sızdığı, davalılardan S.. T.. ve K.. B..'a ait atıksu giderinin müşterek olarak kanalizasyona bağlandığı, parsel bacasına bağlantıdan önceki bölümde oluşan tıkanma nedeni ile geri tepen pis suların önce S.. T..'ın kullandığı depoya ve oradan da davacının deposuna geçmesi sonucu zararın meydana geldiği, pissu borusunun yerinden çıkarılması ve bitişik depoya dolarak oradan da davacının kullandığı depoya sızması nedeniyle bu iki davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Ancak, davacının market ürünlerini koymak suretiyle depo olarak kullandığı kısmın projede kalorifer ve kazan dairesi olduğunun ileri sürüldüğü, bilirkişi raporlarına göre davalı S.. T.. tarafından kullanılan depo ile davacı tarafından kullanılan depo arasında sıva yapılmamış delikli tuğla bulunması nedeniyle pissu geçişi olduğu bu durumun davacının zararının artmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının bölüşük (müterafik) kusuru sebebiyle tazminat miktarından 818 sayılı Borçlar Kanununun 44. maddesine göre uygun bir indirim yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, belirtilen husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1). bentte yazılı nedenlerle davalı K.. B.. vekili ve davalı S.. T..'ın diğer temyiz itirazlarının reddine, (2). bentte yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 25.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (3)

(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2009/9623 E., 2009/10487 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK m.742 hükmüne göre bir taşınmaz maliki üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların akışına katlanmak zorundadır.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2009/9623 E.  ,  2009/10487 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.11.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin pul yokluğundan reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme istemine ilişkindir. 470 parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı, çap kaydı kapsamında kalan yerde komşusu olan davalının kepçe ile hafriyat işlemi yaparak, arazi yapısını bozduğunu, yersiz elatmanın önlenmesi ile taşınmazın eski hale getirilmesini istemiştir. 467 parsel sayılı taşınmazın maliki olan davalı şirket ise, aslında 470 sayılı parselin çap kaydı içerisinde dere yatağı bulunduğunu, davacının bu dere yatağına müdahale ettiğini, yapılan müdahale sonucu yağmur sularının taşarak 467 parsel üzerindeki fabrika binasına zarar verdiğini, meydana gelen bu zararı gidermek üzere dere yatağını temizlemek zorunda kaldıklarını, açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava reddedilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir. Çekişmeli taşınmazları kapsayan paftadan ve bilirkişi raporlarından davalının varlığını iddia, mahkemenin de kabul ettiği dere yatağının kadastro çalışmaları sırasında paftasına işaret edilmediği görülmektedir. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, kadim dahi olsa dere yatağı kadastro sırasında oluşturulan paftaya işaretlenerek bir geometrik şekle bağlanmadığı sürece pafta hukuki durumunu koruyacağından, bu nitelikteki bir yeri TMK m.715 kapsamında saymak olanaklı değildir. Dolayısıyla davalı, davacının 470 sayılı parsel çapı içinde kalan bir bölüm yerin dere yatağı olduğunu savunamaz. Ancak dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, komşu olan 470 ve 467 sayılı parsellerin yağmur sularının çoğaldığı dönemlerde su altında kaldığı, doğal su akıntısının arazinin yapısı nedeniyle 470 sayılı parseli bastığı, 470 sayılı parsel malikinin suların etkisinden kurtulmak amacıyla taşınmazının çap kaydı içerisine duvar ördüğü, bunun sonucu olarak da suların akışının 467 parsel üzerindeki fabrika binasına yöneldiği ve zarar verdiği anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki hukuki ihtilafın çözümünde TMK’nun 737. vd maddelerinde yer alan komşu haklarına ilişkin hükümlerden yararlanılması zorunludur. TMK m.742 hükmüne göre bir taşınmaz maliki üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların akışına katlanmak zorundadır. Komşulardan hiçbiri de bu suların akışını diğerinin zararına değiştiremez. Ne var ki, sular fazla akmış ise m.743 f.2 uyarınca alt taraftaki arazi maliki boşaltma dolayısıyla akan sulardan zarar görmekte ise, gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere kendi arazisinde yapılacak mecrayla fazla akan suların tahliyesini isteyebilir. Bu anlatılanlardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, yerinde uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapmak, bu keşifte bilirkişilere hem 470, hem de 467 sayılı parsellerin fazla su akması nedeniyle zaman zaman uğradıkları su baskınından kurtulmak için 470 sayılı parselin çap kaydı içerisinde kalacak şekilde uygulamaya elverişli ıslah projesi düzenletmek, fazla akan suların tahliyesi için bu şekilde uygun bir mecra tespit ettirmek, tespit edilecek bu mecrayı davalı parseli yararına mecra hakkı olarak tapu siciline işletmek, bütün bu iş ve işlemlerin giderlerini 467 sayılı parsel malikinden tahsil etmek, taraflar arasındaki sorunu TMK m.743 f.2 çerçevesinde çözerek davayı kabul etmek olmalıdır. Değinilen yönler bir yana bırakılarak davanın yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 07.10.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2007/12870 E., 2008/1967 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKELKİT ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bilindiği gibi Türk Medeni Kanunu’nun 742.maddesi uyarınca, taşınmaz maliki üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların ve özellikle yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorundadır.
1. Hukuk Dairesi         2007/12870 E.  ,  2008/1967 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KELKİT ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 15/10/2007 Taraflar arasında görülen davada;Davacı, kayden maliki olduğu 304 ve 306 parsel sayılı taşınmazların karşısındaki taşınmazları kullanan davalıların arada bulunan dere yatağına toprak yığmak, ağaç dikmek ve bent çekmek suretiyle müdahale ettiklerini, sel sularının taşması sonucu taşınmazlarını su bastığı gibi toprak kaybına neden olduğunu, ziraat ürünlerinin zarar gördüğünü ileri sürerek dere yatağına elatmanın önlenmesi, dökülen toprağın temizlenmesi ve ağaçların sökülmesine karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davalıların haklı ve geçerli bir neden olmaksızın dere yatağına müdahale ettikleri gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi aporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR- Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davalıların dere yatağına toprak yığmak ve ağaç dikmek suretiyle bent oluşturduğundan sel sularının taşması sonucu davacının paydaş bulunduğu 304 ve 306 parsel sayılı taşınmazlara zarar verildiği ileri sürülmüş, mahkemece krokide gösterilen yere elatmanın önlenmesi, dolgu malzemelerinin ve ağaçların kaldırılmasına karar verilmiştir. Ancak, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir. Bilindiği gibi Türk Medeni Kanunu’nun 742.maddesi uyarınca, taşınmaz maliki üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan suların ve özellikle yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorundadır. Komşulardan hiçbiri, suların bu akışını diğerinin zararına değiştiremez. Aynı yasanın 743.maddesi 1. ve 2. fıkrası gereğince de “bir arazinin suyu öteden beri alt taraftaki araziye doğal bir şekilde akmakta ise, alt taraftaki arazi maliki, üst taraftaki araziden fazla suyun boşaltılması sırasında da bu suları… kabul etmek zorundadır. Alt taraftaki arazi maliki boşaltma dolayısıyla akan sulardan zarar görmekte ise gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere, kendi arazisinden yapılacak mecra ile suyun akıtılmasını isteyebilir.” Yanlar arasındaki çekişmenin sözü edilen yasa hükümleri gözetilmek suretiyle çözümlenmesi gereklidir. Ne var ki, mahkemece ve bilirkişi tarafından anılan düzenlemelere uygun bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, uzman bilirkişiler aracılığı ile yerinde keşif yapılarak davalının eyleminden kaynaklanan bir tecavüz ve zararın olup olmadığının araştırılması, zararın varlığının belirlenmesi halinde hangi önlemlerin alınmasının gerektiğinin saptanması, değinilen yasal düzenlemelerin dikkate alınması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Yanların davacının/davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 20.02.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2006/40 E., 2006/96 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMuğla 1.Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında gerektirici nedenlere ve özellikle; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 742. maddesinde, taşınmaz malikinin üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorunda olduğu belirtilerek, komşulardan hiçbirinin bu suların akışını diğerinin z
Hukuk Genel Kurulu         2006/40 E.  ,  2006/96 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Muğla 1.Asliye Hukuk Mahkemesi Günü : 16.9.2005 Taraflar arasındaki “komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Muğla 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.9.2004 gün ve 2003/1109-2004/789 E.K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 24.3.2005 gün ve 2705-3412 sayılı ilamı ile, (....Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; kayden davacıya ait bulunan 615 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait bulunan 853 parsel arasında anılan kayıt malikince yapılan duvarın davacı taşınmazına zarar verdiği ileri sürülerek, eldeki davanın açıldığı görülmektedir. Yerinde yapılan uygulama sonucu dosyaya sunulan bilirkişi rapor ve krokileri ile diğer bilgilerden, dava dışı 854 parsel ile davacı ve davalı taşınmazları arasında bulunan sel sularının akışını sağlayan bir dere bulunduğu, dava dışı 854 parsel malikinin kendi mülkiyet alanını koruma amacıyla yaptığı duvarın, derenin tabii akışını engellediği ve bu suretle gerek davacı gerekse davalı taşınmazının zarar görmesine yol açtığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 743. maddesi hükmü dikkate alındığında, suların tabii akışlarının engellenemeyeceği açıktır. Buna aykırı işlemlerle taşınmazlara zarar verenlerin bu eylemlerinin engellenmesi gerekeceği de kuşkusuzdur. Olaya bu düzenleme ve saptanan olgular açısından bakıldığında yasa hükmüne aykırı davranışın davalıdan sadır olmadığı sabittir. Davalı, dava dışı kişinin hukuka aykırı eyleminden dolayı kendi taşınmazını koruma düşüncesi ile yıkımı istenen duvarı yapmıştır. Hal böyle yolunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında gerektirici nedenlere ve özellikle; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 742. maddesinde, taşınmaz malikinin üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak akan yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına katlanmak zorunda olduğu belirtilerek, komşulardan hiçbirinin bu suların akışını diğerinin zararına değiştiremeyeceği öngörüldüğünden, Yasanın yüklediği bu ödeve aykırı davranarak bir takım tesislerle suyun doğal akışını değiştirenlerin bu eylemlerinin engellenmesi gerektiğine; yapılan tahkikattan, yağmur sularıyla oluşan derenin kuzeyden güneye doğru davacıya ait 615 parsel sayılı taşınmazı kat ederek dava dışı 854 numaralı parsel içerisinden doğal akışını devam ettirmekte iken, 854 parsel maliki tarafından yapılan dolgu ve duvarın dere yatağını değiştirdiği, bu suları kendi taşınmazına kabul ile yükümlü bulunan dava dışı 854 parsel malikinin yasa hükmüne aykırı eylemiyle davacı ve davalı taşınmazlarının zarar görmesine yol açtığının anlaşılmasına; esasen, 853 parsel sayılı taşınmaz maliki davalının, mecrası değiştirilmiş kendine zarar veren suları kabul ile zorunlu bulunmayıp, dava dışı kişinin eyleminden de sorumlu tutulamayacağına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ve davanın reddi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.3.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.