4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 743

Türk Medeni Kanunu 743. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 743- Bir arazinin suyu öteden beri alt taraftaki araziye doğal bir şekilde akmakta ise, alt taraftaki arazi maliki, üst taraftaki araziden fazla suyun boşaltılması sırasında da bu suları tazminat isteme hakkı olmaksızın kabul etmek zorundadır. Alt taraftaki arazi maliki boşaltma dolayısıyla akan sulardan zarar görmekte ise, gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere, kendi arazisinde yapılacak mecrayla suyun akıtılmasını isteyebilir. Bataklıkların kurutulması hakkındaki özel kanun hükümleri saklıdır. 6. Mecra geçirilmesi a. Katlanma yükümlülüğü

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

26 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1881 E., 2020/127 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1881 E.  ,  2020/127 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı Hazine vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı Hazine vekili 20.10.1981 tarihli dava dilekçesinde; çekişme konusu Gebze ilçesi Darıca ... mevkiinde kain 2095 parsele uygulanan tapu kaydının 12.05.1955 tarihli ve 47 numaralı tapu kaydından intikal ve ifraz edildiğini, ifrazdan önce 28.05.1954 tarihli ve 86 numaralı tapu kaydı ile miktarı arttırılarak ve sekiz adet tapu kayıtlarının birleştirilmesi ile tek tapu kaydı oluşturulduğunu, tevhit ve tezyide esas teşkil eden Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinin 1954/93 E., 192 K. sayılı kararında Hazine hasım gösterilmediğinden ve 2644 sayılı Kanun’un 31. maddesi şartlarına uymadığından geçerli olmadığını, kaldı ki taşınmazın deniz kumsalı niteliğinde olduğunun saptandığını, deniz sınırı ile taşınmazın sınırlarının Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı kararına göre uzman bilirkişiler aracılığıyla tespit edilmesi gerektiğini, deniz ve onun tamamlayıcısı olan kumsal alanların devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde olduğunu ileri sürerek 2095 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline, davalıların el atmalarının önlenmesi ile üzerinde bulunan tesislerin kal'ine karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında da taşınmaz üzerinde arzi irtifak hakkı sahiplerinin davaya dâhil edilmesini istemiştir. Davalı Cevabı: 5. Dava, ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş.'ye husumet yöneltilerek açılmış olup, taşınmaz üzerindeki arzi irtifak hakkı sahipleri davaya dâhil edilmiştir. 5.1. Davalı ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş. vekili 04.12.1981 tarihli cevap dilekçesinde; taşınmazın Eylül 1927 tarihli ve 104 numaralı tapu kaydı ve tedavül kayıtlarına göre yapılan tapulama tespitinin 23.3.1962 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edildiğini, davacının ileriye sürdüğü hususların bu tespit tarihinden önce olan nedenlere dayandığını, davanın 766 sayılı Kanun'un 31/2 maddesinde yazılı 10 senelik hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığını, tescil davasının açıldığı tarihte Hazine'ye husumet yöneltilmesi zorunluluğu içeren Kanun hükmü bulunmadığından tescil ilamının Hazine'yi bağlayacağını, taşınmaza bitişik yitik kişilere ait arazilerin bulunmadığını, kıyının birkaç metresi hariç taşınmazın tamamen kara parçası olduğunu, plajın suni olarak meydana getirildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 5.2. Davaya dâhil edilen bir kısım arzi irtifak sahipleri yargılamaya katılarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkeme Kararı: 6. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.1987 tarihli ve 1981/327 E., 1987/150 K. sayılı kararı ile; 2095 numaralı parselin 16.08.1985 tarihli bilirkişi raporu, 19.09.1985 tarihli kroki ve 14.11.1986 tarihli harita mühendisi raporu ile belirlenen A, B, C, D kısımları tutarı olan 5054 m2’ye ilişkin tapu kaydının iptaline, E harfi ile gösterilen 4000 m2 tutarındaki yere ilişkin iptal talebinin reddine, davacının tescil talebinin Medeni Kanun (MK)’un 641. madde hükmü gereğince reddine ve tescil harici bırakılan 5054 m2’lik kısmın 775 sayılı Kanun gereğince belediyeye devir edilen yerlerden sayılmasına, 19.09.1985 ve 14.11.1986 tarihli krokilerde gösterilen tesisin E harfi ile belirtilen yere ait olması nedeniyle kal talebinin reddine, davacının meni müdahaleye ilişkin talebinin ise davalıların da istifadeye hakkı olmasına ve tescil harici bırakılan yer üzerinde kamu niteliğini kaldıracak müdahalelerinin muaraza şeklinde önlenmesine karar verilmiştir. 7. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar ... Sahil Mahallesi İmar İdare ve Bakım İşleri A.Ş. ile... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.12.1988 tarihli ve 1988/9740 E., 14747 K. sayılı kararı ile; hasımsız olarak açılan tescil ve yüzölçümün arttırılması davalarının Hazine'yi bağlamayacağı, ne var ki Hazine'nin 7 parça temel tapuların belirlenecek kapsamlarına itiraz edemeyeceği, MK’nın 931 ve dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 766 sayılı Kanun'un 31/2 ve 3402 sayılı Kanun’un 12. maddelerinin deniz kumsalı niteliğindeki kamu malları hakkında Hazine'nin açtığı davalarda uygulanma yerinin olmadığı, hâl böyle olunca temel tapuların kapsamlarının sağlıklı olarak belirlenmesinden sonra dava konusu parselin bu yer içinde kalıp kalmadığının kesin olarak saptanması, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. 9. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 19.06.2001 tarihli ve 1989/472 E, 2001/381 K. sayılı kararı ile; 2095 sayılı parselin 1094.78 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisi ile deniz arasında kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, dava konusu 2095 parselin bilirkişi rapor ve krokisinde kıyı kenar çizgisi ile deniz arasında kaldığı belirtilen 1094,78m2'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline ve bu kısıma vaki davalı tecavüzünün menine karar verilmiştir. 10. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararına karşı davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.05.2010 tarihli ve 2010/4307 E., 2010/5197 K. sayılı kararı ile; 14 Mart 2009 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dâhil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" cümlesi ve aynı Kanun’un 3. maddesi ile de 3402 sayılı Kanun’a " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki geçici 10. madde eklendiği, öte yandan, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup kamu düzeni ile ilgili olduğu, diğer taraftan; her davanın açıldığı tarihteki koşullara bağlı olduğu, somut olayda, kadastro tespitinin kesinleştiği 23.03.1962 tarihinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiğinin açık olduğu, ne var ki davalı yararına da 2644 sayılı Kanun’un 8 ve 9. maddelerinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ve belirlenen kıyı kenar çizgisine göre taşınmazın bir kısmının tanımı 3621 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yapılan, kıyıda kaldığı keşfen sabit olduğu, hâl böyle olunca; yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilmek suretiyle gerek işin esası gerekse yargılama masrafları avukatlık ücreti ve harç yönünden bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 12. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 29.05.2012 tarihli ve 2011/73 E, 2012/233 K. sayılı kararı ile, 23.03.1962 yılında yapılan kadastro tespitinin kesinleştiği ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davalı şirket yönünden hak düşürücü süre nedeniyle davanın usulden reddine, hak düşürücü süreye bağlı kararın davanın yargılaması sırasında değişen Kanun kapsamında verilen bir karar olması da gözetilerek davalı şirket vekili yararına avukatlık ücretine hükmolunmamasına, diğer bütün davalılar yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 150/5. maddesinde yer alan düzenleme çerçevesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 13. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 14. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 10.12.2013 tarihli ve 2013/10428 E., 2013/18671 K. sayılı kararı ile; mahkemenin esasa ilişkin önceki kararı ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda açıklanan bozma kararı ile temyize konu son mahkeme kararı tümüyle, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 tarihli 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun 2 ve 3. maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulduğu, bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazine’nin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlandığı, ne var ki, bozma ve mahkeme kararlarından sonra, son kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” kararı verildiği ve bu iptal kararının 23.07.2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığı, öyle ise, kesin hüküm hâlini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün verildiği tarih itibariyle doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de, 10.03.1969 tarihli ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ve henüz anlaşmazlık hâli devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğunun söylenemeyeceği, bozma ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesince yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla artık taraflar yararına usuli kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, hâl böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiği, somut olayda; işin esasının ve dava konusu taşınmaz bölümünün, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesi ve ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanun’un 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilerek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekçesiyle gerekçesiyle bozulmuştur. Direnme Kararı: 15. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2015 tarihli ve 2015/285 E., 2015/260 K. sayılı kararı ile; kesinleşen kadastro tespitine, yasada Hazine yönünden ayrık bir düzenleme olmamasına ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolmuş olmasına nazaran bozmanın isabetli olmadığı ve önceki kararın isabetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 16. Direnme kararı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, burada varılacak sonuca göre 25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararının eldeki davaya uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Kıyıdan yararlanma” başlıklı 43. maddesi; “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.” şeklindedir. 19. 3621 sayılı Kıyı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı; “…Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını, Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı…” ifade eder, Aynı Kanun’un “Genel esaslar” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı; “…Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur…” şeklinde düzelenmiştir. 20. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesinin ilgili 3. fıkrası şöyledir : "Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. " 21. 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle: "Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır. " 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde: "Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır. " şeklindedir. 22. Bilindiği üzere, 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesindeki hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesince 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E, 2011/77 K sayılı karar ile anılan hükümlerin iptaline karar verilmiştir. 23. Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararında; iptale konu kuralların uygulanması hâlinde kıyı ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyet mümkün hâle geleceği, Anayasa 'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet yasakladığı, bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı olmadığı gerekçelerine yer verilerek anılan hükümlerin Anayasa 'nın 43. ve 169. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. 24. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesinde “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 25. Bu durumda öncelikle üzerinde durulması gereken husus, yerel mahkeme kararının Yargıtay Özel Dairesince bozulmasından sonra, bozma kararının dayanağını oluşturan yasal düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararına konu olması üzerine bozma kararına uyulmakla usule ilişkin kazanılmış haktan bahsedilip bahsedilemeyeceği meselesidir. 26. “Usulü kazanılmış hak” kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 27. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir. 28. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1960/5 K. ve 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulü kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak denilmektedir. 29. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Bu husus 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı (YİBK)'nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler (Hukuk Genel Kurulu’nun 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 E., 2017/1906 K. sayılı kararı). 30. Anayasa Mahkemesi de, usule ilişkin kazanılmış hak kavramına ilişkin olarak, Yargıtay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığını, bu içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunda ise kuşku bulunmadığını, dolayısıyla bozma kararı sebebiyle nihai anlamda sonuçlanmış bir karardan söz edilemeyeceğine göre sonradan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek karar verilmesinin hukuki belirlilik ilkesi yönünden sorun teşkil etmediğini belirtmiştir (Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu, B. No: 2015/10533, 4.4.2018, § 56-63). 31. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince; davacı Hazine tarafından çekişmeli taşınmazların kıyıda kaldığı ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı, yargılama sırasında 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki; “...Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmünün getirilmesi üzerine Özel Dairece 03.05.2010 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sonucu davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiği yönünden bozulduğu; mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 20.05.2012 tarihinde hak düşürücü süreden davanın reddine karar verildiği; hükmün Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, davada uygulanan kanun metninin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği gerekçesi ile bozulduğu; mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna geldiği anlaşılmaktadır. 32. Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden bu davaya uygulanabilecek olan kanun metni Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK’da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur. 33. O hâlde; yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kesinleşen kadastro tespiti gereğince 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesine göre 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolmuş olduğu şeklindeki yerel mahkeme gerekçesinin yerinde olduğu, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 35. Diğer taraftan 10.12.2013 tarihli Özel Daire bozma kararının 5. paragrafında taraflar ve dava konusu ilgili olmadığı anlaşılan “Davacı ile davalılardan Turgay 10.11.1983 tarihinde evlenmişler, 2.5.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 2.04.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” şeklindeki ibarelerin maddi hata sonucu bozma kararında yer aldığı, dolayısıyla anılan ibarelerin bozma kararından çıkarılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 36. Hâl böyle olunca; direnme kararı bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Özel Dairenin bozma kararının 5. paragrafında yer alan “Davacı ile davalılardan Turgay 10.11.1983 tarihinde evlenmişler, 2.5.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 2.04.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nın 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nın 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.” ibarelerinin maddi hata sonucu yazıldığı anlaşıldığından bozma kararından çıkarılmasına ve maddi hatanın bu şekilde düzeltilmesine, 2- Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

5. Hukuk Dairesi, 2012/12477 E., 2012/18954 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı TMK’nu yürürlüğe girmeden önce 1987 yılında taşınmaz üzerinden enerji nakil hattı geçirilmiş olduğu anlaşıldığından 743 sayılı TMK’nun 653. maddesi uyarınca idare lehine irtifak hakkının kurulduğu kabul edilerek el atmanın önlenmesi ve kal taleplerinin reddi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle hükmün bozulması gerekirken, onandığı bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından, davalı ida
5. Hukuk Dairesi         2012/12477 E.  ,  2012/18954 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılarak üzerine pilon dikilip enerji nakil hattı geçirilen taşınmaza el atmanın önlenmesi ve kal davasının kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 28.03.2012 gün ve 2011/21113 Esas - 2012/6186 Karar sayılı ilama karşı davalı idare vekili yönünden verilen dilekçe ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup gereği görüşülüp düşünüldü: - K A R A R – Kamulaştırmasız el atılan taşınmaza el atmanın önlenmesi ve kal davasında, davanın kabulüne dair verilen hüküm davalı idare vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmış, bu onama kararına karşı davalı idare vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. 4721 sayılı TMK’nu yürürlüğe girmeden önce 1987 yılında taşınmaz üzerinden enerji nakil hattı geçirilmiş olduğu anlaşıldığından 743 sayılı TMK’nun 653. maddesi uyarınca idare lehine irtifak hakkının kurulduğu kabul edilerek el atmanın önlenmesi ve kal taleplerinin reddi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle hükmün bozulması gerekirken, onandığı bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından, davalı idare vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairemizin 28.03.2012 gün ve 2011/21113-2012/6186 sayılı onama kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra yapılan incelemede; Dava, kamulaştırmasız el atılarak üzerine pilon dikilip enerji nakil hattı geçirilen taşınmaza el atmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. 4721 sayılı TMK’nu yürürlüğe girmeden önce taşınmaz üzerinden enerji nakil hattı geçirilmiş olduğu anlaşıldığından, 743 sayılı TMK’nun 653. maddesi uyarınca idare lehine irtifak hakkının kurulmuş sayıldığı kabul edildiğinden, davacının el atmanın önlenmesini talep etmesi mümkün olmayıp ancak bedelini isteyebileceğinden davanın reddi yerine, kabulüne karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harçlarının istenildiğinde iadesine, temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 09.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2015/5499 E., 2016/15788 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
nden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın ..., TMK 202/....m). Tasfiyeye konu ... nolu dükkanın 743 sayılı TKM'nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğine, davacının
8. Hukuk Dairesi         2015/5499 E.  ,  2016/15788 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak ... ile ... aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kısmen kabulüne, bakiye taleplerinin reddine dair ... .... Aile Mahkemesi'nden verilen ....09.2014 gün ve 995/679 sayılı hükmün ...'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş ise de, duruşma isteği pul yokluğundan red olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlıkları nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının eczanenin mülkiyeti bakımından talepte bulunma hakkının olmadığı ancak 2003 yılının tamamı ile 2004 yılının ... aylık süresi bakımından elde edilen eczane karının .../...'sini isteyebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının katılım alacağı olarak tespit edilen ....544-TL'nin davalıdan tahsiline, bakiye taleplerin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. ...- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; dava konusu 374 ada ... parselde bulunan ... nolu dükkanın tapusu her ne kadar ....03.2007 tarihinde davalı eş adına tescil edilmişse de, dosya içindeki belgelere göre söz konusu dükkan ........2000 tarihinde ihale yoluyla satın alınmak suretiyle davalı eşin mülkiyetine dahil olmuştur. Mal rejiminin tasfiyesi söz konusu malvarlığının edinildiği tarihte eşler arasında geçerli olan rejimin hükümlerine göre yapılır. ... nolu dükkanın davalı adına olan tapu kaydı ....03.2007 tarihinde tescil edilmiş ise de, gerçekte edinme tarihi, ihale satış bedelinin ödendiği ve eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 08.01.2001 ve ....01.2001 tarihidir. Buna göre mahkemenin ... nolu dükkanın tasfiyesine ilişkin gerekçesi yerinde değildir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, ... nolu dükkan yönünden katkı payı alacak isteğine ilişkindir. 01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun ....maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m). Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/... m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır(TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. ...'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nun 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır. Somut olaya gelince; eşler, 30.....1985 tarihinde evlenmiş, ....06.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın ..., TMK 202/....m). Tasfiyeye konu ... nolu dükkanın 743 sayılı TKM'nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğine, davacının doktor davalının ise eczacı olarak çalıştığına, davacının çalışması ile elde ettiği kişisel malı olan gelirini başka bir yere harcadığı iddia edilip ispatlanmadığına göre ... nolu dükkanın edinilmesine katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda belirtilen Dairemiz ilke ve esaslarına göre inceleme ve araştırma yapıp hasıl olacak sonuca göre katkı payı alacağı hakkında bir karar vermekten ibarettir. ...- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; TMK'nun 235/.... maddesi hükmüne göre bir malvarlığının tasfiyeye dahil edilmesi için mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması gerekir. Dosya içerisinde toplanan delillere göre dava konusu yapılan eczanenin gelirinin mal rejiminin sona erdiği ....06.2004 tarihinde mevcut olduğu veya somut herhangi bir yatırıma dönüştürüldüğü kanıtlanamamıştır. Buna göre, davacının eczanenin gelirine yönelik olarak açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde usul ve yasaya aykırı olarak kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde olmamıştır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (...) nolu bentte yazılı gerekçelerle kabulüyle hükmün ... nolu dükkana yönelik olarak, davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (...) nolu bentte yazılı gerekçelerle kabulüyle hükmün eczanenin gelirine yönelik bölümünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici .... maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince ... Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı ... gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve ....213,50 TL peşin harcın istek halinde davacıya, 317,00 TL peşin harcın da istek halinde davalıya iadesine ........2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2015/17904 E., 2016/9068 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanun'un 10.
8. Hukuk Dairesi         2015/17904 E.  ,  2016/9068 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı ve Katılma Alacağı Davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... aralarındaki katkı payı alacağı ve katılma alacağı davasının asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair ... 2. Aile Hukuk Mahkemesi'nden verilen 16.04.2015 gün ve 146/311 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı- karşı davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26.04.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... vekili Avukat ... geldi, karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı ... vekili, boşanma ile birlikte açtığı davada dava dilekçesinde, davacının rehber öğretmen olduğundan sahibi olduğu ... Merkezi'ni 2000 yılından Mayıs 2004 yılına kadar çalıştırdığını, şirket gelirleri ile... plakalı aracın alındığını, şirketin Mayıs 2004 tarihinde Kemal Güzeller isimli şahsa 76.500,00 TL'ye satıldığını, ama bedelini davalının aldığını, şirkete ait araçlar küçük ortağa devredilir bahanesi ile aracın da davalıya devredildiğini, şirket devredildikten sonra şirketin ...Sandığından tahsil ettiği 70.000,00 TL civarı alacağı ve şirkete ait ... plakalı aracın satışından elde edilen 19.000,00 TL parayı da davalının tahsil ettiğini,... alınan 10.000 TL araç kredisini de davalının kullandığını, şirketin bulunduğu gayrimenkulün 2005-2006 yıllarına ait kira dönemi kira bedeli olan 9.000,00 TL'yi davalının tahsil ettiğini, davalının şirketteki hisse oranının % 10, davacının ise % 90 olduğunu, davalının davacıya ait toplam 178.550,00 TL paraya el koyduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 178.550,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Ayrıca birleşen davaya karşı dava olarak açtığı mal rejiminin tasfiyesi davasında,...adına kayıtlı iki taşınmaz, bir dükkan ve iki araca ilişkin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğinde bulunmuş, dava değerini şimdilik 1.000 TL göstermiş, 27.07.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 20.000 TL'ye yükselterek dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. -//- Davalı ... vekili, iddiaların doğru olmadığını, davalının geliri ve aile bütçesine katkısının daha fazla olduğunun davacı tarafından da kabul edildiğini, davalının tüm gelirini ailesi için harcadığını, ... Hizmetleri Ltd. Şti'ni kurarak eşini onore etmek için % 90 payını davacı, % 10 payını kendi adına yaptırdığını, şirketin ortak kazanç ile kurulduğunu, bu şirketin gelirlerinin şirket borçları ve ailenin ihtiyaçları için kullanıldığını, davacı adına da kayıtlı mallar olduğunu, davacının adına kayıtlı mallar dikkate alındığında maddi tazminat talep hakkı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Faruk vekili birleşen dava dilekçesinde ise, davalı kadın adına evlilik içinde edinilen üç taşınmaz ve bir araçla ilgili mal rejiminin tasfiye edilerek 1/2 şekilde paylaştırılmasını istemiş, dava dilekçesinde değer gösterilmeden maktu harç ile açılmış, tavzih dilekçesi ile değer 100.000 TL. olarak bildirilmiş ve nisbi harç bu değer üzerinden tamamlanmıştır. Mahkemece, ilk kararında davacı-birleşen davalı ... ...'in alacak davasının kısmen kabulü ile 36.250,00 TL alacağın ...'den tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı-karşı davacı ...'in davasının tefrikiyle HMK 150/1. maddesi gereğince üç aylık yasal süre içerisinde yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. ... vekilinin 30.1.2013 tarihli dilekçesi ile davalarını yenilemeleri üzerine tefrik edilen dosya ...2.Aile Mahkemesi'nin 2013/163 Esasına kaydedilerek... vekilinin talepleri bakımından Mahkemece, ...'in taleple bağlı kalınarak davasının kabulü ile 100.000,00 TL alacağın ... (...)'ten tahsiline karar verilmiştir. Taraflar hakkında ayrı ayrı verilen hükümlerin ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece yapılan inceleme sonunda; her iki dava dosyası arasındaki hukuki irtibat gözetilerek birleştirilmelerine karar verilmesi, (HMK.m.166) gerek ... gerekse... vekilinin taleplerinin açıklattırılması, hangi mal varlığı için hangi nedenle ne miktar alacak isteğinde bulunduklarının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, belirlenen mal varlıkları ile ilgili kayıtların eksiksiz getirtilmesi, alacak isteklerinin katkı payı alacağı mı, değer artış payı alacağı mı yoksa katılma alacağı mı olduğunun açıklığa kavuşturulması, netleştirilen taleplerin niteliğine göre Daire uygulamaları da gözetilerek usule uygun şekilde alacak hakkı olup olmadığının, varsa alacak miktarının tesbit edilmesi, gerektiğinde koşullarının var olup olmadığı da dikkate alınarak takas-mahsup hususunun gözden uzak tutulmaması, hüküm kurulurken hangi mal varlığı ile ilgili ne miktar alacağa hükmedildiğinin ve hangi mal varlığı için redde karar verildiğinin açıklanması, kazanılmış hakların da dikkate alınması gerektiği gerekçesi ile ayrı ayrı bozulmuştur. Bozmaya uyularak dava dosyalarının birleştirilerek görülmesi neticesinde Mahkemece...'in,...'tan 36.250,00 TL katkı alacağı 92.750,00 TL katılma alacağı olmak üzere toplam 129.000 TL alacaklı olduğu, ancak ıslah dilekçesi ile 20.000 TL üzerinden nispi harç yatırmakla 20.000 TL alacağın...'tan tahsiline, işbu alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, ...'in ziynet alacağı davasında dava ve karşı dava dilekçesinde yer almayan taşınmazlar hakkında usulüne uygun açılmış nispi harcı yatırılmış bir davası bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı karşı davacı ...'un ise ...'den 31.378 TL katkı payı alacağı, 80.000 TL katılma alacağı olmak üzere toplam 111.378 TL alacağı bulunduğu ancak taleple bağılılık ilkesi gereği 100.000 TL alacağın ...'den tahsiline, 5876 ada 5 parsel nolu taşınmazın ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmakla bu taşınmaza ilişkin talebinin reddine, TMK nun 336/2 maddesi gereğince ...'in 20.000 TL alacağı ile...'un 100.000 TL alacağının takas edilerek 80.000 TL alacağın ... tarafından ...'a ödenmesine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde tamamı yönünden davacı-davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 23.04.1991 tarihinde evlenmişler, 27.04.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 27.07.2009 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Bozma ilamlarına uyularak dava dosyalarının birleştirilerek yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, taraflara taleplerinin açıklattırılması için iki kez süre verilmiş; ne varki ... vekili açıklama amacıyla verildiği dilekçelerde asıl dava ve birleşen davaya karşı açtığı davalarda dava konusu yapılmayan mal varlıklarından da söz etmiştir. Yargıtay ve Dairemizin kabul edilen kökleşmiş uygulamalarına göre dava dilekçesinde dava konusu yapılmayan malvarlıkları sonradan verilen dilekçe ile dava konusu yapılamayacağı gibi devam eden derdest dosyada ıslah ile dahi müddeabihe müddeabih eklenilemeyeceğinden bozmadan bonra davacı-davalı ... vekilinin harcını yatırmak suretiyle dava konusu yapılan malvarlıkları olan asıl dava dosyası için ... ve... plakalı araçlar, ...rehabilitasyon merkezi satışında elde edilen 75,000 TL aynı şirketin satışı sonucu ... ve ...sandığından alınan 70,000 bin TL civarı para ve şirkete ait taşınmazın kiraya verilmesi ile 2005 yılında elde edilen kira geliri; birleşen davaya karşı dava dilekçesinde ise 6210 ada 7 parsel 11 nolu mesken, 5876 ada 5 parselde 1 nolu mesken ve 18 nolu dükkan il... plakalı araçlar yönünden alacak talep edildiğinin sonradan usul ve yasaya aykırı olarak bildirilen malvarlıklarının dava ve inceleme konusu yapılamayacağının kabulü gerekmektedir. 1- Asıl dava yönünden davacı-davalı ... vekilinin temyiz itirazları incelendiğinde; a. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu Dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davacı-karşı davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b.Asıl dava yönünden davacı-karşı davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Davacı-karşı davalı ... vekili asıl davada ...Eğitim Merkezinin üçüncü şahsa devri nedeniyle SSK ve ...sandığından 70 bin TL civarı paranın davalı erkek tarafından tahsil edildiğini belirterek tahsil edilen bu para ve şirketin bulunduğu gayrimenkulun 2005-2006 kira gelirlerine ilişkin alacak talebinde bulunmuş olup, Mahkeme tarafından bu talepler yönünden olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmaması HMK 297/2 maddesine aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2- ... vekilinin, ... tarafından açılan birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davacı-davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3- ... vekilinin, birleşen davaya karşı açtığı karşı davasına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkeme, ...'in talepleri yönünden taraf vekilinin sunmuş olduğu ilk 27.07.2010 tarihli ıslah dilekçesi gözetilerek 20.000,00 TL alacağa hükmedilmiş ise de; bozma öncesi Mahkemenin vermiş olduğu hükmün incelenmesinden davacı-davalı lehine 36.250,00 TL'nin davalı-davacı ...'tan tahsiline karar verildiği, hükmün davalı-davacı ... tarafından temyiz edilmediği ve dolayısıyla ... lehine kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmaktadır. Dairenin bozma ilamında da belirtildiği üzere kazanılmış hakların gözetilerek davacı- karşı davalı lehine 36.250,00 TL alacağın kabulüne karar verilmesi gerekirken kazanılmış hak ihlal edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (1-b) ve (3) nolu bentte gösterilen nedenlerle ... vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1-a). ve (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.350,00 TL Avukatlık Ücreti'nin ...'den alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan ...'e verilmesine, 342,00 TL peşin harcın istek halinde davacı-karşı davalıya iadesine,taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2014/12903 E., 2014/18796 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varUrla Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu durum karşısında eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden, evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi (TMK.
8. Hukuk Dairesi         2014/12903 E.  ,  2014/18796 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Urla Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 27/05/2013 NUMARASI : 2008/211-2013/252 N.. C.. ile M.. C.. aralarındaki katkı payı davasının kabulüne dair Urla Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 27.05.2013 gün ve 211/252 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 21.10.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. E.. Ö.. geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı Nazife vekili, tarafların boşandıklarını, evlilik içinde davalı adına alınan 1705 ada 6 parseldeki 2 numaralı meskenin alımında davacının sahip olduğu 2 kilo değerindeki altınlarını bozdurarak ve babasından mirasen hissesine düşen 30.000 Mark ile katkıda bulunduğunu, davacının toplam katkısının 3/4'e denk geldiğini, erkeğin az katkısı olmasına rağmen kadının Alman vatandaşı olmasının tapu almasına engel oluşturması, davacının evliliğin bir ömür boyu süreceği ve kocası adına tapu işlemlerinin kolay olacağı inancı ile tapunun erkek adına yapılmasında sakınca görmediğini açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL. katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat hesabı ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da tamamladığı 17.04.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 133.539,87 TL'ye yükseltmiş, dava ve ıslah tarihlerinden itibaren faiz talebinde de bulunmuştur. Davalı Mehmet Ceyhan vekili, davacının taşınmazın alımında bir katkısının veya katkı yapacak bir gelirinin, bahsedilen bir altınının hiç olmadığını, düğünde takılan altınların yaklaşık 400 ile 500 gram arası olup evlilik süresince davacı tarafından ev alımından önce ve sonra peyderpey kendisi tarafından paraya çevrilerek kullanıldığını, kendisinin hiçbir geliri olmaması sebebiyle açtığı güzellik salonunun tüm giderlerini de davalının karşıladığını, ayrılık aşamasında da o yerin davacı tarafından satılarak paraya çevrildiğini, dava konusu taşınmazın ise davalının babası Y.. C..’in yurt dışındaki birikimleri ile alındığını, o dönemde tarafların böyle bir taşınmazı alacak gelirleri ve birikimleri bulunmadığını, davalının babasının Türkiye’ye dönmeleri durumunda oturmaları için evi alıp davalıya hediye ettiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davacının davasının kabulü ile, 133.539,87 TL katkı payının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 19.11.1993 tarihinde evlenmişler, 20.06.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 05.01.2009 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır.TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden, evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi (TMK. m. 202-241) geçerlidir. Nüfus kaydındaki bilgilerden davacı kadının, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 20.maddesine göre Bakanlar Kurulunun 01.08.2001 gün 2001/2913 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verildiği ve Türk vatandaşlığından çıkma belgesini teslim aldığı 28.08.2002 tarihinde Türk vatandaşlığını kaybettiği ve Alman vatandaşı olduğu görülmektedir. Dava konusu Urla İlçesi 1705 ada 6 parseldeki 2 numaralı mesken 09.08.2000 tarihinde davalı adına satın alınarak tapuya tescil edilmiştir. Davalının sunduğu adi yazılı satış sözleşmesinde meskenin 62.500 Marka satın alındığı, 15.000 Mark peşinat verilip kalanın 6 taksitte ödeneceği yazılıdır. Davacı taraf katkının, ziynetlerin satışı ve davacının babasının miras payına istinaden verdiği 30.000 Mark ile yapıldığını iddia ederken, davalı taraf ise bir katkı söz konusu olmadığını ve meskenin tamamen davalının babası tarafından alınarak davalı adına tescil ettirildiğini savunmaktadır. Alım tarihi ve dosya kapsamına göre davacının talebi katkı payı alacağına ilişkindir. Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre davacı taraf Türk vatandaşı olmaması sebebiyle davalı adına tescil yapıldığından ve taşınmazın ziynetler ve davacının babasının miras payından gelen 30.000 Mark ile alımından bahsedilmekte ise de nüfus kayıtlarına göre davacının meskenin alım tarihi 09.08.2000 tarihinde Türk vatandaşı olması, davacının babasının 30.000 Mark miras parası ile ilgili soyut tanık beyanları dışında herhangi bir delil bulunmaması, ziynetlerin miktarı ile ilgili yüksek miktarda iddiada bulunulmuş ise de dosyaya sunulan 4 adet cd ve 2 adet fotoğraf ile bu delilleri destekler nitelikteki tanık beyanları karşısında, katkının ispatında Daire içtihatları ile de benimsendiği üzere davanın niteliği itibarıyla tam olarak ispatın bu davalarda mümkün olmadığı da dikkate alındığında 30.000 Mark ile katkısının olmadığı, davacının dava konusu meskenin alımında yalnızca düğünde takılan ziynetlerin satışından gelen ve düğünde takılan paralarla katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Düğünde takılan ziynetler ve paralarla yapılan katkı dışında davacı taraf çalışmadığına, herhangi bir gelir elde etmediğine göre bakiye bölüm de davalının kişisel malı olarak kabul edilmelidir. Mahkemece ziynetler dışında ayrıca mark ile katkıda bulunduğunun da kabul edilmesi doğru değildir. Mahkemece, yapılması gereken iş; davacının yalnızca düğünde takılan paralar ve ziynetlerin satışından gelen para ile katkıda bulunduğu, meskenin 09.08.2000 alım tarihindeki değerinin 18.473,09 TL olduğu kabul edilerek, kuyumcu bilirkişinin cd’ler ve fotoğraflar üzerindeki incelemeleri sonunda 31.01.2011 tarihli raporunda bildirdiği değerlere göre 30.000 Mark karşılığı 8.971,29 TL'nin toplam 18.473,09 TL değerden düşüldükten sonra ziynetler ve düğünde takılan paralardan gelen katkı miktarını ise 7.474,67 TL olarak dikkate almak, buna göre davacının meskenin alım tarihindeki katkı oranının (7.474,67/18.473,09) %40,46 olduğundan hareketle, bu oranın dava konusu meskenin dava tarihindeki piyasa sürüm değeri 150.000 TL ile çarpmak suretiyle davacının katkı payı alacağı miktarını belirlemek olmalıdır. Dosya kapsamı ve toplanan delillere göre bu şekilde hesaplama yapılarak bulunacak katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekirken, hatalı şekilde ayrıca 30.000 Mark ile de katkıda bulunulduğu kabul edilerek yazılı şekilde davalı aleyhine fazla alacağa hükmedilmesi doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve kanuna aykırı görülen hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, yine 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 2.280,55 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 21.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.