4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 778

Türk Medeni Kanunu 778. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 778- Taşınır mülkiyeti, malik tarafından terk edilmedikçe veya başkası tarafından kazanılmadıkça yalnız zilyetliğin kaybıyla sona ermez. İKİNCİ KISIM SINIRLI AYNÎ HAKLAR BİRİNCİ BÖLÜM İRTİFAK HAKLARI VE TAŞINMAZ YÜKÜ BİRİNCİ AYIRIM TAŞINMAZ LEHİNE İRTİFAK HAKKI A. Konusu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2022/11323 E., 2023/4562 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
İİK'nın 16, 169; TMK'nın 778, 681, 687. maddesi.
12. Hukuk Dairesi         2022/11323 E.  ,  2023/4562 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borca, faize, ferilerine itiraz üzerine yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince itirazın reddine karar verilmiştir. Kararın borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Borçlu İcra Mahkemesine başvurusunda; takibe konu senetlerin taksitli konut satışından kaynaklanan tüketici senetleri olduğunu, sözleşme feshedilmesine rağmen iade edilmeyerek bankaya ciro edildiğini, bankanın da senetlerin tüketici senedi olduğunu bildiğini, tüketici senetlerinin ciro edilmesinin mümkün olmadığını, İstanbul BAM 2019/1319 Esas sayılı kararının da bu yönde olduğunu, senetler hakkında Bakırköy 3. Tüketici Mahkemesi'nin 2019/228 Esas sayılı dosyasından verilmiş tedbir kararı olduğunu ileri sürerek takibin iptaline, alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı banka, unsurları tam olan ve alacağın temliki yoluyla elde edilen takip konusu senetlerde bankanın yetkili hamil olduğunu, tüketici mahkemesinde görülen davanın tarafı olmadıklarını, tedbir kararının ihbar edilmediğini, temel borç ilişkisinden kaynaklanan defilerin dar yetkili icra hukuk mahkemesinde incelenemeyeceğini, tedbirin ve temel ilişkisiye yönelik defilerin kendilerine ileri sürülemeyeceğini, senetlerin üzerinde tüketici senedi olduğuna dair ibare olmadığını, iyi niyetli hamil konumunda olduklarını, borçlunun borçlu olmadığını kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek istemin reddine, borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. Gerekçe ve Sonuç Takibe konu senedin keşidecisinin borçlu, lehtarının ... Koza İnş. San ve Tic. A.Ş, alacaklının da ciranta ve yetkili hamil olduğu, senedin emre yazılı düzenlendiği, takibe konu senetlerde, senedin tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı, itiraz ve şikayet dilekçesi ekinde yer alan adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesinin borçlu ve dava dışı ... Koza arasında yapıldığı, borçlu tarafından sunulan satış sözleşmesinin 2-A-c maddesinde satıcı lehine tanzim edilmiş emre muharrer senetler imzalanarak, satıcıya tevdi ve teslim edileceğinin düzenlendiği, bunun yanı sıra, sözleşme ekinde yer alan listede sıralı senetlere yer verildiği, buna karşın, takibe konu senetlerde, senedin tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı, dolayısıyla TTK'nın 687. maddesi uyarınca dava dışı ... Koza arasında akdedilen sözleşmenin iyiniyetli takip alacaklısına karşı ileri sürülmesinin olanaklı olmadığı, bu durumda; TTK'nın 687. maddesi hükmü gereği keşideci borçlunun; senedin tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 6/A maddesi gereğince nama yazılı düzenlenmesi gerektiği iddiasını ve senet bedelinin dava dışı lehdara ödendiği iddiasını takip alacaklısına karşı ileri süremeyeceğinden şikayet ve borca itirazın reddine, tedbiren durma kararı verilmediğinden alacaklının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu istinaf başvurusunda bulunmuştur. B.İstinaf Sebepleri Borçlu, borca dayanak senetlerin Bakırköy 11. Tüketici Mahkemesinin 2021/470 Esas sayılı dosyasında kendisi açısından iptaline karar verildiğini, borçlu sıfatının kalmadığını, mahkeme kararının senetlerin tüketici senedi olduğunun sübut bulduğunu, tüketici senetlerinin devrinin mümkün olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı C.1.Gerekçe ve Sonuç Takip konusu senetlerin kambiyo senedi özelliklerini taşıdığı, dava dışı ... Koza ile yapılan sözleşme gereği ödeme aracı olarak verildikleri, alacaklının kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip bulunduğu, sözleşmenin feshi nedeni ile bedelsizlik iddiasının İİK 169/a maddesi kapsamında delil ile ispatlanamadığı, takibe konu senetlerin genel yargılama yapan tüketici mahkemesi tarafından iptaline karar verilmesi nedeni ile icra müdürlüğünce gerekli işlemin yapılacağı, istinaf sebep ve gerekçelerinin yerinde olmadığı gerekçesi ile borçlunun istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Borçlu, istinaf dilekçesi içeriğini tekrarlayarak kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borca, faize, ferilerine itiraza ilişkindir. 2. İlgili Hukuk İİK'nın 16, 169; TMK'nın 778, 681, 687. maddesi. 3. Değerlendirme 6102 sayılı TTK’nın 778. maddesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı kanunun 687. maddesinde; "(1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. (2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır." hükmüne yer verilmiştir. Nama yazılı kıymetli evrak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 654. maddesinde, "Belli bir kişinin adına yazılı olup da, onun emrine kaydını içermeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır." şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK’nın 778. maddesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı kanunun 681/2. maddesinde ise "Düzenleyen, poliçeye emre yazılı değildir ibaresini veya aynı anlamı ifade eden bir kaydı koymuşsa, poliçe ancak alacağın temliki yoluyla devrolunabilir ve bu devir alacağın temlikinin hukuki sonuçlarını doğurur." hükmü yer almaktadır. Bu açıklamalara ve özellikle tanıma göre, senedin nama yazılı bir senet olabilmesi için; bir kişinin namına yazılı olup, emre kaydını ihtiva etmemesi, fakat kanunen emre yazılı senetlerden ise, emre olmadığının ya da nama düzenlendiğinin belirtilmiş bulunması da gerekir (iş bono emre yazılı değildir, iş bu bono nama yazılıdır, iş bu bono ciro edilemez). Çünkü bu durumda senedin sadece emre kaydını içermemesi yeterli değildir. Nama yazılı kıymetli evrakın devri esas olarak borçlunun onayına gerek olmaksızın yazılı devir (temlik) beyanında bulunulması (TTK M.647/2) ve devir anlaşmasıyla senet zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle gerçekleşir. (TTK M. 647/1). Buradaki yazılı devir beyanının "temlik beyanı" olarak anlaşılması gerekir. Buna göre, nama yazılı senetlerin devri, alacağın temliki (6098 sayı TBK. M 183 vd) hükmü uyarınca yapılır. Nama yazılı senetlerin devrinde alacağın devri hükümleri uygulandığına yani, devir alan kişi devredenin halefi olduğuna göre, borçlu devir edene karşı haiz olduğu def'ileri, fazlası dahil, devir alana karşı da ileri sürebilir. Nama yazılı senet birkaç devir görmüşse, yani olayda bir temlikler zinciri varsa, senet borçlusu, BK m. 188'in lafzı gereğince, sadece senedin hamiline senedi devir eden kişiye, yani hamilin selefine değil, halefiyet ilkesinin gereği olarak, önceki bütün hamillere karşı ileri sürebileceği def'ileri (son) hamile ileri sürebilir. BK m. 19/2 ile BK m. 188/2'deki haller bundan hariçtir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, "iş bu nama yazılı senedin" ibaresini ihtiva eden takibe konu senetlerin nama yazılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca muteriz borçlunun keşidecisi olduğu, senetlerin lehtar tarafından "İş bu alacağımı T. Borçlar Kanununun 183/194 madde hükümleri gereğince, tediye makamına kaim olmak üzere ... T.A.Ş. İkitelli Ticari Şubesine devir ve temlik ettim/ettik." açıklaması ile takip alacaklısına cirosu ve alacaklının cevap dilekçesinde alacağın temliki yoluyla elde edilen takip konusu senetlerde yetkili hamil olduğunu ileri sürmesi karşısında, takip dayanağı bonoların nama düzenlendiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında senet hamiline karşı keşideci her türlü def’ilerini ileri sürebilir (H.G.K.11.4.2007 tarih 12-206/202 sayılı kararı). O halde, borçlunun, takibe konu senetlerin lehdarına karşı ileri sürebileceği senetlerin bedelsiz olduğuna yönelik şahsi defiyi senetleri alacağın temliki yoluyla alan takip alacaklısına da karşı ileri sürebileceğinden, borçlunun bu yöndeki iddiaları incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz isabetsiz olup İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlunun esasa yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek halinde iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

14. Hukuk Dairesi, 2018/374 E., 2019/1166 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Mülkiyet hakkı, ayrıca Türk Medeni Kanununun 683 ila 778.maddeleri arasında düzenlenmiş, ancak açık bir tanımı yapılmamıştır.
14. Hukuk Dairesi         2018/374 E.  ,  2019/1166 K. "İçtihat Metni" 14. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.04.2015 tarihinde verilen dilekçeyle tasarruf yetki tespiti ve tazminat talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda: davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 22.11.2016 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi taraf vekillerince talep edilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf başvurusunun reddine, harç ve vekalet ücretine yönelik istinaf talebinin kabulüne, yerel mahkeme kararının 3 ve 5 paragraflarının düzeltilmesine dair verilen kararın Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak temyizi ise davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.02.2019 günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı olarak temyiz eden davalı vekili Av. ... ile diğer taraftan duruşmasız olarak temyiz eden davacı vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten onra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü. KARAR Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 12.02.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. KARŞI OY Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35.maddesi ile güvenceye bağlanmış mutlak bir anayasal hak olup, malik sıfatını taşıyan kişiler güvenceden yararlanır ve onu dermeyan edebilirler. Bu teminat, hukuk devletinin bir gereğidir. Yine Anayasanın 90/5. maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye) Ek 1 nolu Protokolün 1.maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve Uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı, garanti altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı, ayrıca Türk Medeni Kanununun 683 ila 778.maddeleri arasında düzenlenmiş, ancak açık bir tanımı yapılmamıştır. Mülkiyetin unsurları ise TMK'nın 683.maddesinde açıklanmış ve aynen: “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” denilmiştir. TMK’nın 684.maddesinde, mülkiyet hakkının kapsamı belirlenmiş ve “Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçasına da malik olur.” denilmiştir. TMK’nın 719. maddesi taşınmazların yatay mülkiyet kapsamını belirlerken 718. maddesi hükmü ile de dikey mülkiyet kapsamı belirlenmiştir. Diğer yandan, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arzın mülkiyetine bağlıdır. Davaya dayanak teşkil eden 633 sayılı Kanu’un ek 4. maddesinde ise; “… Mülkiyeti mazbut ve mülhak vakıflar ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine ait olanlar dışında kalanlar ile mülkiyeti kamu kurum ve kuruluşları ile Hazineye ait taşınmazların üzerinde dernek veya vakıflarca kendi kaynaklarıyla ve/veya toplanan bağış ve yardımlarla yaptırılanların (bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yaptırılmış olanlar dahil) dışında kalan cami ve mescitler ile Kur’an kurslarının bir kısmında veya eklentisi ya da bütünleyici parçasında bulunan ve ticari faaliyetlerde kullandırılması öngörülen kısımları, irtifak hakkı tesisine konu edilmemek şartıyla Diyanet İşleri Başkanlığınca işletilebilir veya 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca pazarlık usulüyle yapılacak ihaleyle işlettirilebilir ya da kiralanabilir.” hükmü yer almaktadır. Somut olaya gelince, dava konusu 501 ada 10 parsel sayılı taşınmazda yapılan imar uygulaması sonucunda arsa niteliğindeki 501 ada 14, 15 ve 17 parsel ile 502 ada 3 parsel sayılı taşınmazlar oluşmuştur. Tasarruf yetkisinin davacıda olduğuna dair tespit kararı verilen 501 ada 14 parsel sayılı taşınmazda Kuba Cami yer almakta olup Maliye Hazinesi ve ... Belediyesi adında hisseli olarak kayıtlıdır. Mahallinde yapılan keşifte düzenlenen bilirkişiler üstünde şadırvan olan bu kısmın eklentisi ve bütünleyici parçası olmadığını raporlarında belirtilmiştir. 501 ada 13 parselde otopark bulunmaktadır ve ... Belediyesi adına kayıtlıdır. 501 ada 15 parsel sayılı taşınmaz da ... Belediyesi adına kayıtlı olup eğitim alanı olarak ayrıldığı beyanlar hanesinde yazılıdır. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden caminin yapılmasından yaklaşık 20 yıl sonrasında otoparkın yapıldığı, otoparkın üzerinin de şadırvan olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Caminin bulunduğu 501 ada 14 parselin haricinde 501 ada 13 parsele sonradan inşa edilen otopark, eğitim alanı olarak ayrılan 501 ada 17 parsel caminin eklentisi ya da bütünleyici parçası olarak kabul edilemeyeceğinden davanın kabulüne yönelik verilen hükmün, açıklanan gerekçelerle bozulması görüşünde olduğumuzdan, hükmün onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamamaktayız.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Mülkiyet hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 683 ila 778. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, açık bir tanımı yapılmış değildir.
Hukuk Genel Kurulu         2013/12-1080 E.  ,  2013/1068 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ                 : İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ                                                 : 21.06.2012 Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozulması üzerine direnme yoluyla; İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi'nden verilen 21.06.2012 gün ve 2012/522 E., 2012/691 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 20.03.2013 gün ve 2012/12-718 E., 2013/388 K.  sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi karşı taraf/alacaklı M. Müm. İnş. Taah. Reklam Paz. ve Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. vekili  tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440.maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren (218) TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine,  492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca 50,45 TL karar düzeltme harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 17.07.2013 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yalnızca karar harcı ve temyiz peşin harcının ödenmesinde kullanılmak üzere ve davanın kazanılması halinde yatırılan harca ilişkin tutarın faizi ile birlikte iade edilmesi kaydıyla Maliye Bakanlığı'nca şikayetçi belediyeye gönderilen ve Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 15.02.2011 tarih ve E:2010/233, K:2011/68 sayılı ilamıyla belediyeye iadesine karar verilen paranın haczedilip haczedilemeyeceği, noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin daha iyi ortaya konulabilmesi için, somut uyuşmazlığın çözümünde etkili olduğu düşünülen mülkiyet hakkına ve bu hakkın kullanılmasına ilişkin ilke, kavram ve yasal düzenlemeler üzerinde durulmasında yarar vardır. Mülkiyet, ayni hakların en önemli tipidir. İsviçre-Türk Medeni Kanunu, Alman Medeni Kanunu'nu örnek alarak, "mülkiyet" kavramı hakında tarif vermekten kaçınmıştır. Gerçekten, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 618. maddesi (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesi), mülkiyet hakkını tarif etmemiş, sadece bu haktan doğan yetkileri belirtmekle yetinmiştir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop:Tekinay Eşya Hukuku, Cilt 1, Filiz Kitabevi, İstanbul 1989, sahife:467). Mülkiyet hakının mahiyetini ve ana hatları ile özelliğini Medeni Kanun çizer. Bu hakın muhtevasını, kapsamını ise daha ziyade kamu hukuku alanındaki kanunlar belirtir. 1982 Anayasası'nın "Temel Haklar ve Ödevler" başlığını taşıyan ikinci kısmın, "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlığını taşıyan ikinci bölümünde yer alan "Mülkiyet Hakkı" başlığını taşıyan 35. maddesi; "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmünü içermektedir. Anılan madde hükmüyle "mülkiyet hakkı" Anayasal bir kurum olarak; diğer temel haklar gibi ve onlar derecesinde düzenlenmiş ve Anayasa güvencesine bağlanmıştır. Malik sıfatını taşıyan gerçek ve tüzel kişiler, bu Anayasal güvenceden yararlanırlar ve onu dermeyan edebilirler. Bu teminat, hukuk devletinin gereğidir. Bu teminat, mülkiyetin kamu yararı amacıyla sınırladırılmasına engel değildir (1982 Anayasası'nın 35. maddesinin gerekçesinden; Şakar, Müjdat: 1982 Anayasası ve Önceki Anayasalar, Beta Yayınları, İstanbul 1994, Sahife: 60-61-62). Öte yandan, mülkiyet hakkı, bir insan hakkı olması nedeniyle, uluslararası belgelerde de yer almaktadır. 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Bildirisi)'nin 17. maddesinde; "(1) Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkı vardır. (2) Kimse mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamaz." (Gündüz, Aslan:Milletlerarası Hukuk, Güncelleyen:Reşat Volkan Günel, Beta Yayınları, 6.Baskı, İstanbul 2013, Sahife:449), şeklindeki hükmüyle mülkiyet hakının insan hakları açısından önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye) Ek Protokolü'n (Paris, 20.03.1952) "mülkiyetin korunması" başlığını taşıyan 1/1. maddesinde ise; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." (Gündüz, Aslan:age., s.489), denilmek suretiyle mülkiyet hakkı, garanti altına alınmıştır. Her ne kadar, maddede "mal dokunulmazlığından" söz edilmekte ise de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İngiltere'ye karşı "Handyside" ve Belçika'ya karşı "Marckx" kararlarında, söz konusu ifadeye "mülkiyet dokunulmazlığı" olarak geniş bir anlam vermiştir. Sözleşme uygulamasında mülkiyet, özerk bir kavram olarak yorumlanmakta, fizik varlığı sahip her türlü taşınır ve taşınmaz mal yanında malvarlığına dahil her türlü ekonomik değeri de içeren bir anlam verilmektedir (Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sancaktar, Oğuz: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Adalet Bakanlığı Yayınları, Ankara 2004, Sahife:320). Buraya kadar ki, açıklamalardan sonra özel hukukta mülkiyet hakkının nasıl düzenlendiğine bakılacak olursa; Öğretide mülkiyet hakkı, bir mal üzerinde sahibine en geniş hakimiyet (hakkın sağladığı yetki) sağlayan bir ayni hak olarak tanımlanmıştır (Bertan, Suat: Ayni Haklar, Cilt 1, Ankara 1976, Sahife:30; Ertaş, Şeref: Eşya Hukuku, D.E.Ü.H.F. Yayınları, 2. Bası, Ankara 1995, Sahife 169; Oğuzman, M.Kemal/Seliçi, Özer-Özdemir, Saibe Oktay: Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul 2006, Sahife:18, 229). Mülkiyet hakkı, sahibine hakın konusu olan şeyden kullanma (usus), ürünlerinden yararlanma (fructus) ve malı tüketme, eski deyimle sarf ve istihlak edebilme (abusus) yetkilerini sağlar (Oğuzman, M.Kelam/Seliçi, Özer/Özdemir, Saibe Oktay: age., s.18; Ertaş, Şeref: age., s.170). Mülkiyet hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 683 ila 778. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, açık bir tanımı yapılmış değildir. Mülkiyetin unsurlarını belirten TMK'nun 683. maddesi aynen: "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir." Hükmünü içermektedir. Bu madde hükmü dikate alındığında; mülkiyetin sağladığı aktif yetkiler (mülkiyetin müspet unsurları da denilmektedir), "o şeyde hukuk düzeninin sınırları içinde dilediği gibi tasarruf etme hakkı"dır. Bu tasarruf, malın fiilen kullanılması, semerelerin toplanması, malda değişiklik yapılması, malın tahrip ve tağyir edilmesi gibi fiili tasarrufları içine aldığı kadar, malı başkasına devretme, üzerinde hak tesis etme gibi hukuki tasarrufları da içine alır. Mülkiyeti koruyucu yetkiler (mülkiyetin menfi unsurları da denilmektedir) ise, malikin, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. Maddede belirtilen iki dava doğrudan doğruya mülkiyet hakkına ait yetkilerdir. Bu talepler mülkiyet hakkından kaynaklanır ve varlıklarını mülkiyet hakkına ayrılmaz bir biçimde bağlı olarak sürdürürler (Oğuzman, M.Kemal/Seliçi, Özer/Özdemir, Saibe Oktay:age., s.229vd.; Ertaş, Şeref: age., s.171). Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 03.02.2010 gün ve E:2010/4-4, K:2010/56 sayılı ilamında da benimsenmiştir. Nihayet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM), Türkiye'ye karşı "Uygurer" kararında (2.Daire, Başvuru no:26664/05, 06 Ekim 2009), ileri sürülebilirliği yeterince ortaya konulduğunda para alacağını, Ek I No'lu Protokol'ün 1. maddesi uyarınca "mülk" olarak değerlendirilebileceğini belirtilmiştir. AHİM, anılan karara konu davada, başvuran şirketin, belediye ile olan özel hukuk ilişkisi sonucu yaptığı işin karşılığında alması gereken paranın ödenmemesi üzerine, giriştiği icra takibinde belediyenin bankadaki hesabına haciz konulmasına ilişkin icra müdürlüğünün kararını kaldıran icra mahkemesi kararının hatalı olduğunu değerlendirerek, Devleti tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında yerel mahkemenin, şikayetçi-borçlu belediyenin haczedilmezlik şikayetini reddederek, Özel Daire bozmasına karşı önceki kararında direnmesi usul ve yasaya uygun olup, bu nedenle alacaklı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü gerektiği görüşünde olduğundan sayın çoğunluk kararına karşıyım. KARŞI OY YAZISI DAVA: İcra memurunun işleminin şikayet yolu ile iptal edilmesi istemine ilişkindir. Şikayetçinin (borçlunun) Yenice Belediye Başkanlığının talebi:  davacı şirket tarafından davalı Belediye aleyhine açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında mahkemece davanın kabulüne, kararda yazılı tazminatın Belediyeden alınarak faizi ile birlikte davacı şirkete ödenmesine karar verilmiş olup; söz konusu kararda bahsedilen bakiye ilam harcı ve temyiz harcı tutarı, Belediyenin yıllık bütçesini aşar miktarda olduğundan bu kararın bozulması için temyiz edilmesi gerektiği, ancak,  ilam harcı ve temyiz harcı tutarı karşılanamadığında 2.185,822 TL harç bedelinin Maliye Bakanlığından talep edilmesi gereği hasıl olmuştur. Söz konusu para gönderilmekle yerel Mahkemenin kararı, temyiz edilmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince değinilen karar kısmen bozulmuş, fazla yatırılan harcın iadesine karar verilmiştir. Öyle ise, Maliye Bakanlığı tarafından,  Belediye'ye şartlı olarak bakiye ilam harcı ve temyiz harcı için verilen para kamuya tahsisli bir para olup, haczi mümkün değildir. Nitekim, Belediye Kanunu 15/son fıkrası da bu mealdedir. Tüm bu nedenlerle Maliye Bakanlığı tarafından Belediye'ce belirtilen amaçla tahsis edilen ve alınan paranın Maliye Bakanlığına iadesi gerektiğinden konulan haciz kararının kaldırılması talep edilmiştir. Alacaklı şirketin cevabı: Belediye Başkanlığın'ca yukarıda açıklandığı üzere söz konusu dava dosyasının Yargıtaya gönderilmesi amacıyla Maliye Bakanlığından 2.215,812 TL para alınmıştır. Maliye Bakanlığınca gönderilen bu paranın 1.444,000 TL'si mahkemeler veznesine karar ve temyiz harcı olarak yatırılmıştır. Bakiyesi olan 771,812 TL'den 510,204,00 TL'si Ankara Barosu Avukatlarından H.S.'ye ödenmiş, geri kalan miktar ise iş bu davayı takip eden Av. F.Y.'ye ödenmiştir. Tüm bu nedenlerle, borçlu Belediyenin yapmış olduğu şikayetin reddine karar verilmesi istenmiştir. Çorlu 2.AHM.'nin bozmadan önceki ve  sonraki 15.02.2011 gün, 2010/233 Esas- 2011/68 Karar sayılı kararı: ”.... davanın kabulüne, 21.369,796,51 YTL kamulaştırmasız el atma bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve peşin alınan temyize başvuru harcının Hazineye irat kaydedilmesine ...” karar verilmiştir. Uyuşmazlık, Maliye Bakanlığının 27.10.2009 tarihli  ilgili Belediye'ye vermiş olduğu cevabi  yazı kapsamına göre: Belediyenizce karar harcı ve temyiz peşin harcının ödenebilmesi için 2.125,822, TL miktara ihtiyaç duyulduğu, fakat bu miktarın Belediyeniz tarafından ödenmesinin mümkün olmadığı, ifade edilerek, davanın kazanılması halinde karşı taraftan faiziyle birlikte tahsil edilecek tutarın Bakanlığımıza tekrar iade edilmesi kaydıyla 2.125.822 TL yardım talep edilmiştir. Yardım talebinizim değerlendirilmesi sonucunda: yalnızca karar harcı ve temyiz peşin harcının  ödenmesinde  kullanılmak  üzere  ve  davanın  kazanılması  halinde  yatırılan  harca ilişkin tutarın faiziyle birlikte tahsil edilerek Bakanlığımıza iade edilmesi kaydıyla Bakanlık bütçesinden   “ Belediyelere Yardım “ tertibindeki ödenekten istenen para hesabınıza gönderilmiştir.” biçimindedir. Her ne kadar, gündemde, Belediye Başkanlığının Hazine'den ödenek talebine ilişkin yazı sureti konulmadığı için kapsamı bilinmemekle birlikte: yukarıda gündemin 40. sayfasından aynen alındığı üzere Maliye Bakanlığının cevabı yazısı dikkatlice okunduğunda: 1- Bakanlık bütçesinin “ Belediyelere Yardım” tertibindeki ödenekten yalnızca karar harcı ve temyiz peşin harcı ödenmek amacıyla gönderilen 2.125.822 TL dava kaybedildiği takdirde Belediye'ye yardım amaçlı gönderilmiş olup iadesi istenmemektedir. 2-Bakanlık bütçesinden  “ Belediyelere Yardım “ tertibindeki ödenekten gönderilen karar harcı ve temyiz peşin harcında kullanılmak üzere olduğu açıklanan para davanın kazanılması halinde karşı taraftan faiziyle birlikte istenilerek Bakanlığa iade edilmesine ilişkindir. Görüleceği üzere, gönderilen para, Maliye Bakanlığının Belediyelere Yardım tertibinden gönderilmiştir. Gönderilen bu paranın devlet malı olduğu ve haczedilemeyeceğine ilişkin kararın isabetle olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki, 5215 sayılı Belediye Kanununun 59. maddesi Belediyelerin gelirlerini düzenlemiştir. Buna göre, Belediye gelirleri: 1-Kanunlarla gösterilen Belediye vergi, resim, harç ve katılma payları, 2- Genel Bütçe Vergi gelirlerinden ayrılan pay, 3-Genel ve Özel Bütçeli İdarelerden yapılacak ödemeler, 4- Belediyelerin taşınır ve taşınmaz mallarının kiraya verilmesi, satışı ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirleri, 5- Belediye Meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler, 6- Faiz ve ceza gelirleri, 7-Bağışlar, 8- Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirleri, 9- Diğer gelirler, olarak tadadi olarak belirlenmiştir. Belediye Kanununun 15. maddesinde ise, Belediyenin yetkileri ve imtiyazları belirlenmiştir. Bunlar, 16 adet başlık olarak kapsamlıca yazılıdır.  Belediye'nin yetkileri ve imtiyazlarını düzenleyen 15. maddesinin son paragrafı ise: Belediye'nin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile Belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez, biçiminde düzenlenmiştir. 6107 sayılı İller Bankası A.Ş. Hakkındaki kanunun 3. maddesinde ise: Bankanın amacı ve faaliyet konuları düzenlenmiştir. Bankanın amacı; İl Özel İdareleri, Belediyeler ve Bağlı kuruluşları ile münhasıran bunların üye oldukları mahalli idare birliklerinin finansman ihtiyacını karşılamak .... biçiminde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, gerek 5215 sayılı Belediye Kanununun 59. maddesi ve gerekse 6107 sayılı İ. Bankası A.Ş. 'nin kuruluşu hakkındaki Kanunun 3. maddesinde yazılı olduğu üzere Belediyelerin gelir kaynakları açıklanmıştır. 5215 sayılı Belediye Kanununun 59/7. maddesindeki bağışlar bölümünde ise, Belediyelere özel kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya herhangi bir kamu kurum ve kuruluşundan yapılacak koşullu ya da  koşulsuz bağışlarla ilgilidir. Kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin Belediyelere yapacağı nakdi veya ayni yardımların koşulsuz olması durumunda doğrudan doğruya bunlar üzerinde Belediye'nin istediği gibi tasarruf hakkı mevcuttur. Ancak, şahısların veya özel hukuk tüzel kişilerinin koşullu nakdi veya ayni yardımlarında ileri sürülen ve kabul edilen koşulun gerçekleşmemesi halinde ilgilisinin koşul gerçekleşmediği için yaptığı nakdi veya ayni yardımını geri talep etmesi mümkündür. Somut olaya gelince;  5215 sayılı Belediye Kanununun 59. maddesinde düzenlenen Belediye gelirleriyle ilgili düzenlemeye göre,  Belediyelerin asıl gelir kaynağı genel bütçeden (Hazine'den)  aldığı veya 6107 sayılı İller Bankasından almış olduğu kısa, orta ve uzun vadeli her türlü nakdi ve gayri nakdi kredilerdir. Öte yandan, Belediye'nin talebi nedeniyle Maliye Bakanlığının ilgili Belediye'ye yazmış olduğu cevabi yazı kapsamından anlaşıldığı üzere: gönderilen bedel Maliye Bakanlığının Belediyelere Yardım tertibindeki ödenekten olduğu açık ve nettir. Bu nedenle, söz konusu paranın Devlet malı olduğundan haczedilemeyeceğine ilişkin 12. Hukuk Dairesinin karar düzeltme yoluyla yapmış olduğu bozmanın isabetsiz olduğunu, buna karşılık, mahalli Mahkemenin direnme kararının değinilen yasa maddelerine ve ek gündem ekinde gönderilen Avrupa insan Hakları Mahkemesi Kararına ve Maliye Bakanlığının konuyla ilgili cevabi yazısı kapsamına uygun olduğundan direnme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim. Açıkladığım bu nedenlerle Genel Kurul 'a katılan sayın üyelerin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.