4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 8

Türk Medeni Kanunu 8. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 8 - Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler. II. Fiil ehliyeti 1. Kapsamı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

44 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2024/6246 E., 2025/415 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
i ve geliri ile davalı erkeğin çalışma süresi ve geliri gözetildiğinde 10.05.2022 tarihli bozma ilamında da belirtildiği şekilde davacı kadının taşınmazların edinilmesine katkı oranı mevcut delil itibariyle belirlenmesi mümkün olmadığından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 4 üncü ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddeleri uyarınca az da olsa ça
2. Hukuk Dairesi         2024/6246 E.  ,  2025/415 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/17 E., 2024/8 K. DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil, Mümkün Olmaması Halinde Katılma Alacağı ve Katkı Payı Alacağı Taraflar arasındaki davanın bozma sonrası yapılan muhakemesi sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ve bozma kapsamı dışında kalarak kesinleşen yönlerin yeniden incelenmesinin hukuken mümkün bulunmadığı anlaşılmakla; davalı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Asıl dava yönünden temyiz itirazlarının incelmesinde; somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2017 tarihli ilk kararının Dairemizin 10.05.2022 tarihli ilamiyle sadece birleşen dava yönünden kararın bozulmasına karar verildiği, bozma kapsamı dışındaki temyize konu bölümler yönünde ise hükmün onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde, İlk Derece Mahkemesince, asıl dava yönünden karar onanarak kesinleştiğinden kesinleşen asıl dava yönünden yeniden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. 3. Birleşen dava yönünden temyiz itirazlarının incelemesinde; İlk Derece Mahkemesince, davacı kadınının birleşen davada tasfiye konusu 1422 ada 1 parsel 6 nolu bağımsız bölüme % 40, 13 ada 93 parsel 72 nolu bağımız bölüme % 50 oranında katkısı olduğu kabul edilerek katkı payı alacağının tahsiline karar verilmiş ise de, karar hatalı olmuştur. Şöyle ki, davacı kadının evlenme tarihinden (15.02.1991) tarafların ortak çocuğunun doğum tarihine kadar (19.11.1992) kısa süreli çalışma kaydının olduğu, kadının sigortasına esas çalışma yerlerinin ise davalı erkeğin ortağı olduğu şirketler olduğu anlaşılmakla, davacı kadının çalışma süresi ve geliri ile davalı erkeğin çalışma süresi ve geliri gözetildiğinde 10.05.2022 tarihli bozma ilamında da belirtildiği şekilde davacı kadının taşınmazların edinilmesine katkı oranı mevcut delil itibariyle belirlenmesi mümkün olmadığından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 4 üncü ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddeleri uyarınca az da olsa çalışarak taşınmazların edinilmesine katkısının olduğu kabul edilmesi gerekirken, dosya kapsamı itibariyle örtüşmeyecek şekilde katkı payı oranları fazla belirlenmiştir. O halde, İlk Derece Mahkemesince davacı kadının tasfiye konusu taşınmazlara 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddeleri uyarınca hukuk ve hakkaniyete uygun daha az miktarda katkı oranı takdir edilerek katkı payı alacağının belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Davalı erkek vekilinin bozma kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,16.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2017/8731 E., 2018/10374 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48).
9. Hukuk Dairesi         2017/8731 E.  ,  2018/10374 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekillerince istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının aralıksız ve sürekli olarak davalı işverenin taşeron firmalarında, davalının Elektrik dağıtım işini üstlendiği bölgelerde elektrik teknisyeni olarak 01/02/2011-04/04/2014 tarihleri arasında çalıştığını, Nisan ayının birinden itibaren bir grup arkadaşı ile birlikte işe gelmemesinin istenildiğini,... A.Ş.’nin diğer davalı ...Ş.’nin hisselerinin tamamını aldığını,... A.Ş.’nin devraldığı dönemde işi devam eden alt işverende çalışmasını sürdürdüğünü, haksız olarak işine son verildiğini iddia ederek, alacak ve tazminatlarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalılar Cevabının Özeti: Davalı ...Ş. vekili, davacının tazminat ve alacaklarına ilişkin belirsiz alacak davası açamayacağını, bakım onarım işlerinin...A.Ş.’nin tarafından yerine getirildiğini, özelleştirme sonrasında da ... A.Ş.’nin ortadan kalkmadığını, faaliyetini halen sürdürdüğünü, özelleştirilme ile ... A.Ş.’ye ait %100 onanındaki hissenin ... A.Ş.’ye satıldığını ve hisse devrinin yapıldığını, devir işlemi ile hiç bir zaman ilgisi olmayan Davalı ... Üretim A.Ş.’ye husumet yöneltilmesinin büyük bir yanılgı olduğunu, kendilerinin sorumluluklarının bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. ... A.Ş. vekili, husumet itirazında bulunduklarını, davacının enson ...Ltd. Şti.’de çalıştığını, alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının belirli süreli iş akitlerine göre çalıştığını bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı alacağının bulunmadığını, kıdem tazminatı dışındaki alacaklara mevduata uygulanan en yüksek faizin talep edilmesinin mümkün olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının 18/02/2011-04/04/2014 tarihleri arasında asıl içveren olan davalıların alt işverenleri yanında çalıştığı, davalı ... Sa'nın diğer davalı şirketin tamamının sahibi olduğu, davacının genel tatil çalışmalarını kanıtlayamadığı, davalıların iş aktinin tazminatı gerektirmeyecek şekilde sonlandığını, davacıya yıllık izinlerini kullandırıldığını ve haklarının tamamen ödendiğini kanıtlayamadığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları, kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması dava şartlarından olup ve bu husus davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önüne alınır. Diğer taraftan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanunun 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmüne yer verilmiş olup bu hükme göre yanılgıla dayalı taraf gösterilmesi halinde taraf değişikliğine gidilebilir. Davacı işçilik alacakları ile ilgili davasını, işyerini devreden ...A.Ş. ve devraldığı belirtilen Davalı ... A.Ş.’ne karşı açmıştır. Oysa sunulan özelleştirme devir sözleşmesinde devralan... A.Ş.’dir. Bu durumda davacı taraf devalan şirket yönünden yanılgıya düştüğünden, davasını devalan şirkete yönlendirmesi için usul işlemlerinin yapılıp ve sonucuna göre karar verilmelidir. 2- İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun 120 nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez. İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir (Yargıtay 9.HD. 27.10.2008 gün 2008/ 29715 E, 2008/28944 K.). Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 11.07.2013 tarih ve 2013/... numaralı kararı ile ...A.Ş.’ye ait %100 oranındaki hissenin... A.Ş.’ye satılmasına karar verilmiştir. Davacının iş akdi, davalı işyerinin ...A.Ş. tarafından ... A.Ş.’ye devrinden sonra feshedilmiştir. Bu itibarla davalı ...Ş.'nin kendi dönemindeki kıdem tazminatından devir tarihindeki kıdemi ve ücreti ile sınırlı ve sorumlu tutulması gerekirken diğer davalı ile birlikte tüm dönemden, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağının tamamından son işverenin sorumlu tutulması gerekirken, ... A.Ş.'nin de sorumlu tutulması hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 09.05.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2017/9700 E., 2018/10373 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48).
9. Hukuk Dairesi         2017/9700 E.  ,  2018/10373 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekillerince istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının aralıksız ve sürekli olarak davalı işverenin taşeron firmalarında, davalının Elektrik dağıtım işini üstlendiği bölgelerde elektrik teknisyeni olarak 01/02/2011-04/04/2014 tarihleri arasında çalıştığını, Nisan ayının birinden itibaren bir grup arkadaşı ile birlikte işe gelmemesinin istenildiğini, ... A.Ş.’nin diğer davalı ...Ş.’nin hisselerinin tamamını aldığını, ... A.Ş.’nin devraldığı dönemde işi devam eden alt işverende çalışmasını sürdürdüğünü, haksız olarak işine son verildiğini iddia ederek, alacak ve tazminatlarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalılar Cevabının Özeti: Davalılar vekili, husumet itirazında bulunduklarını, davacının ihaleyi alan muhtelif şirketlerde çalıştığını, alacakların zamanaşımına uğradığını, iş akdinin belirli süreli olduğu, davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ödendiğini, davanın reddine davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının 18/02/2011-04/04/2014 tarihleri arasında çalıştığı, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından 04/04/2014 tarihinde haklı neden olmadan feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatı isteme hakkının bulunduğu, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, yıllık izinlerini kullandığını veya bedelinin davacıya ödendiğini davalının ispat edemediği, davalı ...Ş.'nin özelleştirilmesi işleminin işyeri devri olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları, kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması dava şartlarından olup ve bu husus davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önüne alınır. Diğer taraftan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanunun 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmüne yer verilmiş olup bu hükme göre yanılgıya dayalı taraf gösterilmesi halinde taraf değişikliğine gidilebilir. Davacı işçilik alacakları ile ilgili davasını, işyerini devreden ... A.Ş. ve devraldığı belirtilen Davalı ...Ş.’ne karşı açmıştır. Oysa sunulan özelleştirme devir sözleşmesinde devralan... A.Ş.’dir. Bu durumda davacı taraf devalan şirket yönünden yanılgıya düştüğünden, davasını devralan şirkete yönlendirmesi için usul işlemlerinin yapılıp ve sonucuna göre karar verilmelidir. 2- İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun 120 nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez. İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir (Yargıtay 9.HD. 27.10.2008 gün 2008/ 29715 E, 2008/28944 K.). Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 11.07.2013 tarih ve 2013/105 numaralı kararı ile ...A.Ş.’ye ait %100 oranındaki hissenin ...A.Ş.’ye satılmasına karar verilmiştir. Davacının iş akdi, işyerinin ...A.Ş. tarafından ... A.Ş.’ye devrinden sonra feshedilmiştir. Davalı ...Ş.'nin kıdem tazminatından sınırlı ve sorumlu tutulması, ihbar tazminatı alacağı yönünden sorumlu tutulmaması doğru ise de ulusal bayram ve genel tatil alacağı yönünden, davalı ...Ş.’nin davacıyı çalıştırdığı dönemdeki alacaktan sorumlu tutulması gerekirken diğer davalı ile birlikte alacağın tamamından sorumlu tutulması hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 09.05.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2017/8536 E., 2018/10375 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48).
9. Hukuk Dairesi         2017/8536 E.  ,  2018/10375 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının aralıksız ve sürekli olarak davalı işverenin taşeron firmalarında 01/02/2008- 31/12/2010 tarihleri arasında güvenlik görevlisi olarak, 01/02/2011-04/04/2014 tarihleri arasında ise davalının elektrik dağıtım işini üstlendiği bölgelerde elektrik teknisyeni olarak çalıştığını, nisan ayının birinden itibaren bir grup arkadaşı ile birlikte işe gelmemesinin istenilerek iş akitlerine son verildiğini, ... A.Ş.’nin diğer davalı ...Ş.’nin hisselerinin tamamını aldığını, ... A.Ş.’nin devraldığı dönemde işi devam eden alt işverende çalışmasını sürdürdüğünü, haksız olarak işine son verildiğini iddia ederek, alacak ve tazminatlarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalılar Cevabının Özeti: Davalı ...Ş. vekili, davacının tazminat ve alacaklarına ilişkin belirsiz alacak davası açamayacağını, bakım onarım işlerinin ...A.Ş.’nin tarafından yerine getirildiğini, özelleştirme sonrasında da ...A.Ş.’nin ortadan kalkmadığını, faaliyetini halen sürdürdüğünü, özelleştirilme ile ...A.Ş.’ye ait %100 oranındaki hissenin... A.Ş.’ye satıldığını ve hisse devrinin yapıldığını, devir işlemi ile hiç bir zaman ilgisi olmayan Davalı ... Üretim A.Ş.’ye husumet yöneltilmesinin büyük bir yanılgı olduğunu, kendilerinin sorumluluklarının bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. ... A.Ş. vekili, husumet itirazında bulunduklarını, davacının enson ...Ltd. Şti.’de çalıştığını, alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının belirli süreli iş akitlerine göre çalıştığını bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı alacağının bulunmadığını, kıdem tazminatı dışındaki alacaklara mevduata uygulanan en yüksek faizin talep edilmesinin mümkün olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, Davacının, ...'ın arıza bakım işini ihale ettiği alt işveren işçisi olarak 28/10/2008- 31/03/2014 döneminde çalıştığı, çalıştığı sırada ...ın hisselerinin...'ya devredildiği, davacının bir süre daha ...'da çalıştığı, fakat ...'ın şirket olarak varlığını sürdürdüğü,...'nın ... bünyesinde hizmete devam ettiği, bu durumda davacının alacaklarından her iki şirketin birlikte sorumlu oldukları, feshin haklı nedene dayandığının davalı tarafça ispatlanamadığı, genel tatil ücretinden hastalık ve mazeret gibi sebeplerle hakkaniyet indirimi yapılması gerekeceği, yıllık izin kullandırıldığının yada fesihte karşılığının ödendiğinin davalı tarafça ispatlanamadığı davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları, kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması dava şartlarından olup ve bu husus davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önüne alınır. Diğer taraftan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HMK m.50, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanunun 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmüne yer verilmiş olup bu hükme göre yanılgıla dayalı taraf gösterilmesi halinde taraf değişikliğine gidilebilir. Davacı işçilik alacakları ile ilgili davasını, işyerini devreden ...A.Ş. ve devraldığı belirtilen Davalı ... Üretim A.Ş.’ne karşı açmıştır. Oysa sunulan özelleştirme devir sözleşmesinde devralan... A.Ş.’dir. Bu durumda davacı taraf devralan şirket yönünden yanılgıya düştüğünden, davasını devralan şirkete yönlendirmesi için usul işlemlerinin yapılıp ve sonucuna göre karar verilmelidir. 2- İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun 120 nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez. İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir (Yargıtay 9.HD. 27.10.2008 gün 2008/ 29715 E, 2008/28944 K.). Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, davalılar tüm tazminat ve alacaklardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. Halbuki Özelleştirme Yüksek Kurulunun 11.07.2013 tarihli kararı ile davalı ...Ş.’nin % 100 oranındaki hissesi dava dışı... A.Ş.’ne devredilmiştir. Davacının iş akdi davalı işyerinin ...A.Ş. tarafından... A.Ş.’ye devrinden sonra feshedilmiştir. Bu itibarla davalı ...Ş.'nin kendi dönemindeki kıdem tazminatı ve ulusal bayram ve genel tatil alacağından sınırlı sorumlu tutulması, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağından ise sorumlu tutulmaması gerekirken, aksi yönde karar verilmesi hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 09.05.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulundukları Medeni Kanuna göre belirlenir (HUMK m.38, TMK m.8 ve m.48).
10. Hukuk Dairesi 2008/7912 E., 2009/16970 K. 10. Hukuk Dairesi 2008/7912 E., 2009/16970 K. - HUSUMET - KAMU TÜZEL KİŞİLİĞİ- 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 123 ] - 5018 S. KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU [ Madde 12 ] "İçtihat Metni" Davacı, işkazası sonucu vefat eden sigortalının haksahiplerine yaptığı sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir. Hükmün, taraflar Avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Mustafa Arınmış tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davada öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava dilekçesinde Bayındırlık ve İskân Bakanlığına devredilen davalı olarak gösterilen Karayolları Genel Müdürlüğü'nün tüzel kişiliğinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile sona erdirilip erdirilmediği; bu konudaki saptamaya bağlı olarak da, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün davada taraf ehliyetinin olup olmadığı, eş söyleyişle davada gerçek hasmın Karayolları Genel Müdürlüğü mü yoksa bağlı bulunduğu Bakanlık mı olduğu noktasındadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.2007 tarih ve 2007/5-972 Esas, 2007/972 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; Bilindiği gibi taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti Medeni Hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulundukları Medeni Kanuna göre belirlenir (HUMK m.38, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. Bu noktada, görevleri bakımından kamu otoritesini temsil eden kamu tüzel kişilerinin, özel hukuk tüzel kişileri gibi, davada taraf ehliyetine sahip oldukları konusunda kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Kamu tüzel kişileri, ancak hukukun öngördüğü biçimde kurulduktan sonra kişilik kazanıp, medeni haklardan istifade ehliyetine sahip olduklarından, tüzel kişiliğin kazanılması ile davada taraf olma yeteneğine de sahip olurlar. Kamu tüzel kişilerinin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti, hukukun öngördüğü biçimde kalkınca, davada taraf olma yetenekleri de sona erer. Burada önemle vurgulanmalıdır ki; kamu yönetimine yön verecek ilke ve kuralların yer aldığı Anayasanın, "İdare" başlığı altında düzenlenen 123. maddesinin 3. fıkrasında, "Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur" hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, kamu tüzel kişilerinin kanunla ya da kanunun verdiği açık bir yetkiye dayanılarak idari bir kararla kurulması gerektiği; yetki ve usulde paralellik ilkesi gereği, bir kanun ile ya da kanunun verdiği yetkiye dayanılarak idari bir karar ile kurulan kamu tüzel kişiliğinin sona ermesinin de aynı usule tabi olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. O halde, kanunla kurulan bir kamu tüzel kişiliği, aynı usulle kaldırılıncaya kadar, bunların davada taraf olma yeteneklerinin devam ettiği kuşkusuzdur. İlke olarak, kamu tüzel kişilerinin tüzel kişilikleri ile ilgili hükümlere, somut olayda olduğu gibi kendi kuruluş kanunlarında yer verilmektedir. Bu cümleden olarak, 16.02.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinin 1. fıkrasında, "Bayındırlık Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliği haiz olmak ve katma bütçe ile idare edilmek üzere Karayolları Genel Müdürlüğü kurulmuştur" hükmü yer almakta olup, bu hüküm halen yürürlüktedir. Yeri gelmişken; özel kanunla ve katma bütçe ile idare edilmek üzere kurulan Karayolları Genel Müdürlüğü'nün tüzel kişiliğinin dolayısıyla davada taraf ehliyetinin sona erip ermediğinin aydınlığa kavuşturulabilmesi için, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun irdelenmesinde yarar görülmüştür. Kamu mali yönetim ve denetim sistemi ile ilgili en köklü ve bütünsel değişiklik, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 10.12.2003 tarihinde yasalaşması ile gerçekleştirilmiştir. 26.05.1927 tarih ve 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun yerini alan 5018 sayılı Kanun, mali yönetim ve kontrol sistemimizin yapısını ve işleyişini yeni bir anlayışla ele almak suretiyle sistemin temel esaslarını düzenlemekte; kamu bütçelerinin hazırlanma, uygulanma ve kontrol işlemlerinin nasıl yapılacağını, mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini ve raporlanmasını şekillendirmektedir. 5018 sayılı Kanunun kapsamı, genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri olarak belirlenmiştir. 1050 sayılı Kanun sadece devlet tüzel kişiliğine dâhil idareler ile özel mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak üzere katma bütçeli ve özel bütçeli idarelerin mali yönetim ve denetimlerini kapsarken, 5018 sayılı Kanun merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin mali yönetim ve kontrolünü kapsamaktadır. 5018 sayılı Kamu Mali ve Kontrol Kanunu'nun 12. maddesinin 2. fıkrasında, "Merkezi yönetim bütçesi, bu Kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin bütçelerinden oluşur" hükmüne yer verilmiş; 3. fıkrasında, "Genel bütçe, Devlet tüzel kişiliğine dâhil olan ve bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçesidir" tanımı yapıldıktan sonra; bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde "Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri" arasında, Karayolları Genel Müdürlüğü de gösterilmiştir. Dolayısıyla, eski sistemde katma bütçeli kuruluşlar kapsamında yer alan bazı kuruluşlar, somut olayda olduğu gibi Karayolları Genel Müdürlüğü, genel bütçe kapsamına alınmış; 5018 sayılı Kanunun Geçici 4. maddesinin 5436 sayılı Kanunla değişik metninde "Bu Kanunda öngörülen mali yönetim ve kontrol sistemine uyum sağlanması amacıyla, Kanun kapsamındaki idarelerle ilgili mevzuatta ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gerekli değişiklikler, en geç 31.12.2007 tarihine kadar yapılır" hükmü öngörülmüştür. Görüldüğü gibi; 5018 sayılı Kamu Mali Kontrol Yönetimi Kanununda Karayolları Genel Müdürlüğü'nün tüzel kişiliğini kaldıran açık bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, az yukarıda açıklanan, aynı Kanunun Geçici 4. maddesi uyarınca 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda bu yönde bir değişiklik yapılmamış, başka her hangi bir yasal düzenlemeyle de Karayolları Genel Müdürlüğü'nün tüzel kişiliği kaldırılmamıştır. Açıklanan bu hukuksal durum karşısında, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün tüzel kişiliğinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile sona erdirilmediği; 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla kurulan bu kamu tüzel kişiliğinin, Anayasanın 123/3. maddesi uyarınca yine bir kanunla kaldırılıncaya kadar devam ettiği belirgindir. Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olayda; davalı olarak husumet, kamu tüzel kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan Karayolları Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerekirken temsilcide yanılma sonucu Bayındırlık ve İskân Bakanlığına yöneltilerek açılmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemece yapılacak iş, davacının husumet yöneltmesinin sağlanacağı Karayolları Genel Müdürlüğüne dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilerek bu davalının göstereceği deliller toplandıktan sonra hâsıl olacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. O halde, taraflar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 09.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Medeni Kanunu'nun hak ehliyetine ilişkin "eşitlik ilkesi" çerçevesinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.
B) Hak ehliyeti, her insanın sahip olduğu pasif nitelikli bir ehliyettir.
C) Bireyler, hak ehliyetini kendi fiilleriyle değil, genellikle başkalarının fiilleri sonucunda hak kazanarak veya borç altına girerek kullanırlar.
D) Hak ehliyeti, sadece belirli bir yaş sınırını aşmış ve ayırt etme gücüne sahip bireylere tanınmış bir haktır.
E) Her insanın hak ehliyeti vardır ve bu ehliyet cinsiyet, din veya dil ayrımı gözetmeksizin tüm insanlar için geçerlidir.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol