4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 7

Türk Medeni Kanunu 7. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 7 - Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir. BİRİNCİ KİTAP KİŞİLER HUKUKU BİRİNCİ KISIM GERÇEK KİŞİLER BİRİNCİ BÖLÜM KİŞİLİK A. Genel olarak I. Hak ehliyeti

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

254 karar eşleşti
5. Hukuk Dairesi, 2024/8146 E., 2025/2606 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
5. Hukuk Dairesi         2024/8146 E.  ,  2025/2606 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/3952 Esas, 2024/1311 Karar KARAR : Kabul Taraflar arasındaki tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın 751 parsel yönünden feragat nedeniyle reddine, 1205 parsel yönünden ise kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Şanlıurfa ili, ........... ilçesi, ...köyü 751 ve 1205 parsel sayılı taşınmazların müşterek maliki iken taşınmazlarda yapılan satış üzerine önalım hakkını kullanmak için 28.03.2008 tarihinde Şufa davası açıldığını ve taşınmazın satış bedelinin 13.000,00 TL olduğu için dava değerinin 13000,00 TL olarak belirtildiğini ve harcının yatırıldığını, taşınmazların devri ve temliklerinin önlenmesi amacıyla tedbir taleplerinin mahkemece kabul gördüğünü, taşınmazlar üzerine tedbir konulduğunu, sonraki tarihlerde haricen aldıkları duyumlar üzerine yapmış oldukları araştırmada tedbir konulan taşınmazların el değiştirdiği bilgisi üzerine Savcılığa vermiş oldukları dilekçe ile işlem yapan memurlardan şikayetçi olduklarını, devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla tedbir konulan dava konusu taşınmazların tapu memur işlemi nedeni ile mahkemeden habersiz bir şekilde tedbirin kaldırıldığı ve satışının yapıldığı ve ilgililer hakkında savcılığa şikayetçi olduklarını ve bu nedenle taşınmazı en son devri alan kişiler hakkında da dava açacaklarından taşınmazlara yeniden tedbir konulması talepleri üzerine bir daha tedbir konulduğunu, yapmış oldukları şikayet üzerine ilgili sanıklar hakkında yargılama yapıldığını, işlemi yapan 2 sanık (tapu sicil memuru) hakkında Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/94 Esas, 2012/867 Karar sayılı kararı ilamı ile görevi kötüye kullanmaktan dolayı mahkumiyet hükmü verildiğini ve cezanın kesinleştiğini, taşınmazların 3. Kişilere tekrar satılması üzerine taraflarından bu şahıslara karşı şufa davası açıldığını, taşınmaz satış değerinin 400.000,00 TL gösterildiği için bunun üzerinden harç yatırıldığını, Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 'nin 2013/304 Esas, 2014/239 karar sayılı Kararı ile irtibat bulunan ve taraflarınca açılan Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiğini, müvekkilinin ilk olarak açmış olduğu 28.03.2008 tarihindeki şufa değerinin 13.000,00 TL iken tedbirin memurlar tarafından kaldırılması sonucunda yapılan satışa karşı açılan Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/304 Esas, sayılı şufa davasının değerinin 400.000,00 TL oldğunu, müvekkilinin en son bu bedeli mahkemenin belirttiği bankaya yatırmak sureti ile davanın sonuçlandığını, beyan ederek tüm bu nedenlerle müvekkilinin uğradığı zararların tazmini açısından şimdilik 20.000,00 TL'nin mahkemeye şufa bedelinin Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas, sayılı dosyasında bloke edildiği tarih olan 16.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte olmadığı takdirde dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir . II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava ile ilgili kusuru bulunan tüm kişileri de davaya dahil etmesi gerektiğini, 4721 sayılı Kanun'a göre tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğunu, devletin zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edeceği hükmünün yer aldığını, davacının yolsuz tescilini önleyebilecek imkanının olup olmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiğini beyan ederek davanın müvekkili idare yönünden reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 27.04.2018 tarihli ve 2017/644 Esas, 2018/422 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/199 Esas, 2019/260 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 342 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ; “İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır” düzenlemesine; aynı Kanun'un 355 inci maddesinde ise; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözetir.” düzenlemesine yer verilmiş ve 352/1 inci maddesinde de başvuru şartlarının yerine getirilmemesi ya da başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi halinde gerekli kararın verileceği belirtildiği, davalı idare vekilinin istinaf dilekçesi incelendiğinde; önceki beyanlarını tekrar ederek cevap dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle davanın reddini talep ettiği ve istinaf nedenlerini de bu dilekçeye dayandırdığı anlaşılmakla işin esasına girilerek inceleme yapılıp değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle istinaf dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi doğru görülmeyerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli ve 2022/568 Esas, 2022/674 Karar sayılı kararıyla davalı Hazinenin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; davacının dava konusu ...köyü 751 ve 1205 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas, 2015/178 Karar sayılı dosyasında önalım davası açtığı, bu dosyada iptali talep edilen sözleşmedeki satış değerinin toplam 13.000 TL olduğu ve mahkemece yargılama devam ederken dava konusu taşınmaz hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesi üzerine Tapu Sicil Müdürlüğünce taşınmazın tapu kaydı üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulduğu; davanın davacı lehine kabul edilip taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline ve ihtiyati tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına karar verildiğinin anlaşıldığı, yargılama safahatinde; Tapu Sicil Müdürlüğünde çalışan memurlarca ihtiyati tedbir kararına rağmen taşınmazın satışının yapıldığı; bu hususta Tapu Sicil Memurları hakkında kapatılan Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/394 Esas sayılı dosyası ile haklarında görevini kötüye kullanma suçlarından mahkumiyet kararı verildiği, yapılan yeni satış sözleşmesinde taşınmazların değerinin 400.000 TL olarak gösterildiği ve davacı tarafın bu kez Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/304 Esas, 2014/309 Karar sayılı dosyası ile önalım davası açtığı anlaşıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden; davaya konu 751 parsel sayılı taşınmaz hakkında önalım davası açıldıktan sonra yapılmış bir satış olmadığından oluşmuş bir zarardan bahsedilemeyeceğinden davanın bu parsel yönünden reddine; 1205 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise önalım konusu olan davacıya ait 93/128 pay yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 751 parsel yönünden feragat nedeniyle reddine, 1205 parsel yönünde ise kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinin şartlarının oluşmadığını, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Kanun’un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Davacının dava konusu ...Köyü 1205 parsel sayılı taşınmazla ilgili Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas, 2015/178 Karar sayılı dosyasında önalım davası açtığı, bu dosyada iptali talep edilen sözleşmedeki satış değerinin 1205 parselin 1/2 payının satışı yönünden ön alım bedelinin toplam 7500 TL olduğu, yapılan yeni satış sözleşmesinde 1205 parselin satışı yönünden 1/2 payın bedelinin 261.505,38 TL'ye yükseldiği gözetilerek verilen karar yerindedir. 3. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakta olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle Davalı Hazine vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile usul ve kanuna uygun olan Mahkeme kararının ONANMASINA, Davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 26.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

5. Hukuk Dairesi, 2024/6181 E., 2025/257 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Taraflar arasındaki taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptalinden kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
5. Hukuk Dairesi         2024/6181 E.  ,  2025/257 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1286 Esas, 2024/777 Karar DAVACILAR : ... vd. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 22.09.2021 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: ...3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/885 Esas, 2022/1075 Karar Taraflar arasındaki taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptalinden kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu ...ili, ...ilçesi... köyü 562 parsel (yeni 119 ada 77 parsel) sayılı taşınmazın bir kısmının orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edildiğini, uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiklerini, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hasım olduğu davada Maliye Bakanlığına ve tüzel kişiliği ile taraf sıfat ve ehliyeti bulunmayan Hazineye husumet tevcihinin kanuna aykırı olduğundan idareye dava dilekçesi tebliğinin kanuna aykırı olduğunu, pasif husumet nedeniyle reddinin gerektiğini, haksız ve mesnetsiz açılan davada yasal ön başvuru şartlarının yerine getirilmediğini, zamanaşımı süresinin geçirildiğini, davanın aktif ve pasif husumet yokluğu, kazanılmış hak ve sebepleriyle reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama giderlerinin eksik hesaplandığını, objektif değer artış oranının daha yüksek alınması gerektiğini, belirlenen m² birim değerinin çok düşük olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili idarenin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, tespit edilen bedelin dayanaksız olduğunu, taşınmazın orman ağaçlarıyla kaplı eğimli ve erozyona açık bir taşınmaz olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kuru arazi niteliğindeki dava konusu taşınmazın niteliği ve konumuna göre uygulanan kapitalizasyon faizi oranının uygun olduğu, bilirkişi heyeti raporunda belirtilen münavebe ürünleri ve verilerinin bölgenin münavebe yapısı ve resmî tarım verileri ile uyumlu olduğu, taşınmazın konum özellikleri, eğimi ve aynı bölgeden Daireye ve Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesine intikal eden diğer dosyalardaki taşınmazlar ile özellikleri kıyaslandığında sonuç değerin makbul olduğu, dava konusu taşınmazın davacı adına olan kısmının tapu kaydının iptaline ilişkin karar 09.09.2021 tarihinde kesinleşmiş olup bu tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde eldeki davanın 22.09.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmakla zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesi ve davalı ... Hazinesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 123 üncü maddesinin 23.07.2010 tarihli ek fıkrası uyarınca keşif harcından muaf olmaması nedeniyle keşif harcının davalıdan yargılama gideri olarak tahsiline karar verilmesi yerinde olup davalı idarenin istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinin birinci fıkrası. 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dava konusu taşınmazın Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan dava sonucunda ...4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/222 Esas, 2021/335 Karar sayılı kararı ile bir kısmının orman tahdit sınırı içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın istinaf incelemesinden geçerek 09.09.2021 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 22.09.2021 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. 3. Dava konusu taşınmaza net geliri esas alınarak değer biçilmesi ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesi yerindedir. 4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı idare vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2024/6204 E., 2025/1012 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Taraflar arasındaki taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptalinden kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
5. Hukuk Dairesi         2024/6204 E.  ,  2025/1012 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/859 Esas, 2024/445 Karar DAVA TARİHİ : 14.12.2018 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/438 Esas, 2021/415 Karar Taraflar arasındaki taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptalinden kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usûl eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Ankara ili, ......köyü kain 425.250,00 m² yüzölçümündeki 837 parsel sayılı taşınmazda ve Ankara ili, ......köyü kain 948.569,00 m² yüzölçümündeki 838 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduğunu, müvekkilin dedesi tarafından 837 ve 838 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitine itiraz edilmişse de ...Kadastro Mahkemesinin 1996/3 Esas ve 1996/2 Esas sayılı dosyalarında taşınmazların orman olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, ilgili kararların temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, taşınmazların orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil idareye husumet yöneltilemeyeceğini, zamanaşımı definin kabulü gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dayandığı ...1267. D- V. 26-/5031 sıra nolu tapu kayıtlarının sabit sınırlı olduğu, Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin 2008/5623 Esas, 2008/7690 Karar sayılı kararında çekişmeli 838 parselin tamamının eski tarihli haritalarda ve hava fotoğraflarında orman olarak nitelendirildiği, üzerinde bol humus ve orman toprağında yetişebilecek Saplı Meşe ağaçları ile bu ağaçların kök ve sürgünlerinin bulunduğu, %30 eğimli Devlet Ormanına bitişik orman sayılan yerlerden olduğu, davacı ve katılanların tutunduğu Sefer 267 tarih 26/5031 sayılı tapu kayıtlarının çekişmeli parseli çepe çevre kapsayacak şekilde bir sınır oluşturmadığı, sınırları açık kaldığından, tapu kaydının çekişmeli parselinde bulunduğu alanı kapsadığının söylenemeyeceği, kaldı ki, tutunulan tapu kayıtlarının değişebilir nitelikte sınırlar içerdiğinden, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/C maddesi gereğince kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, tapu kayıtlarının yüzölçümünden fazlasıyla gerçek kişiler adına tespitinin kesinleştiğine göre öncesi ve eylemli durumu itibarıyla meşe ormanı olduğu belirlenen 838 parseli kapsamayacağı” açıkça belirtilmiştir. Böylelikle eldeki davanın davacısının taraf olduğu 838 parsele ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesince onanarak kesinleşen kadastro dosyasında dayanak Sefer 267 tarih 26/5031 sayılı tapu kaydının değişir sınırlı olduğu, 838 parseli kapsamadığı tespit edilmiştir. Davacı anılan kadastro davalarında taraf olarak yer aldığından anılan karardaki tespitlerin davacıyı bağlayacağı da kuşkusuzdur. Kaldı ki eldeki davada hükme dayanak yapılan fen bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda da 837 (yeni 1438) parselin B1 ile işaretlenen kesiminin, 838 (1439) parselin ise B2 işaretlenen kesiminin 1950 tarihli hava fotoğrafında ve 1959 tarihli memleket haritasında çalılık olarak gözüktüğü belirtilmiş, 1959 tarihli memleket haritasında 1438 ve 1439 parsellerin tamamına yakını çalılık rumuzlu meşelik belirtmesi bulunan ... alanda gözükmektedir. Yine 837 parselin güney doğusunda bulunan 1136 parsel sayılı köy tüzel kişiliğine ait değirmen yeri olarak tapuda kayıtlı taşınmazdan önce “kayalık” belirtmesiyle tescil dışı bırakılan alan, yine 838 parselin güneyinde tapulama dışı bırakılan ve 1959 tarihli memleket haritasında çalılık rumuzlu meşelik belirtmeli ... renkli ormanlık alanda gözüken tescil dışı yerler bulunmaktadır. Dolayısıyla dayanak tapunun değişir sınırlı olduğu, sabit sınırlı olmadığı miktarıyla geçerli olduğu açıktır. Diğer taraftan Dairemizce yazılan müzekkere üzerine ...Tapu Müdürlüğü’nün 12.03.2024 tarihli yazısı ekinde gönderilen kadastro tespit tutanakları, tapu kütük fotokopileri incelendiğinde; dayanak Sefer 267 tarih 26/5031 sayılı tapu kaydının genel arazi kadastrosu sırasında 829 ila 838 parsellere uygulandığı, 837 ve 838 parsellerin orman yapıldığı, 829 (453.250 m²), 830 (291.500 m²), 831 (201.500 m²), 832 (69.000,00 m²), 833 (2.178.875,00 m²), 834 (33.625,00 m²), 835 (80.750,00 m²) ve 836 (363.625,00 m²) parsellerin ise hükmen tapu malikleri adlarına tescil edildiği, dayanak tapu kaydının miktarından fazlasıyla dava dışı 829 ila 836 parsellere revizyon gördüğü tespit edilmiştir. Bu durumda davacının dayandığı tapu kaydının değişir sınırlı olduğu, 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca miktarıyla geçerli olduğu, miktarından fazlasıyla dava dışı 829 ila 836 parsellere revizyon gördüğü, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesindeki koşulların bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinin birinci fıkrası. 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Dosya kapsamından; (Ankara) Kadastro Mahkemesinin 1996/3 Esas, 2005/2 Karar sayılı kararıyla davaya konu 837 parselin tamamının orman olduğuna karar verildiğini ve ilgili kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, Gölbaşı(Ankara) Kadastro Mahkemesinin 1996/2 Esas, 2005/1 Karar sayılı kararıyla davaya konu 838 parselin de tamamının orman sayılan yerlerden olduğuna karar verildiği ve ilgili kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacının tutunduğu Sefer 267 tarihli 26/5031 sayılı tapu kayıtlarının Nısıf Hisse tapusu olduğu diğer nısıf pay tapusunun ne yerel tapu yönetiminde ne de Genel Müdürlük kayıtlarında bulunamadığı, bu nedenle böyle bir tapu kaydının gerçekte mevcut olup olmadığı belirlenemediği gibi Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 26.01.1987 tarihli ve 1984/20762 Esas, 1984/533 Karar sayılı bozma kararından önce ve sonra yapılan keşiflerde, yerel bilirkişiler tarafından gösterilen mevkiiler ve sınırlarına göre, bu tapu kayıtlarının çekişmeli parseli de çepeçevre kapsayacak şekilde bir sınır oluşturmadığı, sınırları açık kaldığından, tapu kaydının çekişmeli parselinde bulunduğu alanı kapsadığının söylenemeyeceği, kaldı ki, tutunulan tapu kayıtları değişebilir nitelikte sınırlar içerdiğinden, 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi gereğince kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, tapu kayıtları yüzölçümünden fazlasıyla gerçek kişiler adına tespiti kesinleştiğine göre öncesi ve eylemli durumu itibarıyla meşe ormanı olduğu belirlenen çekişmeli parseli de kapsamayacağı, taşınmazın hiçbir zaman hiç kimse tarafından da kullanılmadığı, yörede orman kadastrosunun 6831 sayılı Kanun hüküm uyarınca yapılıp 06.03.1996 tarihinde ilan edildiği, çekişmeli taşınmazların kısmen orman tahdidi dışında kaldıkları, ancak kadastro mahkemesindeki davalar sebebiyle 837 ve 838 parsellere ilişkin orman kadastrosunun kesinleşmediği, temyiz incelemesi yapılıp ilgili kararlar kesinleştikten sonra ...köyünde tapulama tespiti yapıldığı, tapulama tespiti yapılan 829 ila 838 parsellerin kütük sayfalarının 14.02.1997 tarihinde kapatılarak ...Mahallesine devredildikleri, davacının dayandığı Sefer 267 tarih 26/5031 sayılı tapu kaydının genel arazi kadastrosu sırasında 829 ila 838 numaralı parsellere uygulandığı, 837 ve 838 numaralı parsellerin orman yapıldığı, 829 parsel (453.250 m²), 830 parsel (291.500 m²), 831 parsel (201.500 m²), 832 parsel (69.000,00 m²), 833 parsel (2.178.875,00 m²), 834 parsel (33.625,00 m²), 835 parsel (80.750,00 m²) ve 836 (363.625,00 m²) numaralı parsellerin ise hükmen tapu malikleri adlarına tescil edildiği, dayanak tapu kaydının miktarından fazlasıyla dava dışı 829 ila 836 parsellere revizyon gördüğü anlaşılmakla 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi yerindedir. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2024/2652 E., 2024/9555 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Taraflar arasındaki tapuda sahte vekâletname ile işlem yapılması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
5. Hukuk Dairesi         2024/2652 E.  ,  2024/9555 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/321 Esas, 2023/378 Karar DAVA TARİHİ : 24.10.2013 KARAR : Ret Taraflar arasındaki tapuda sahte vekâletname ile işlem yapılması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Gebze ilçesi, İstasyon Mahallesi 949 ada 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazları 28.02.2012 tarihli ve 2604 yevmiye sayılı satış akdi ile aldığını, satış işleminin Silivri 3. Noterliğinin 27.02.2012 tarihli ve 1788 yevmiye sayılı vekâletname ile yapıldığını, vekâletnamedeki fotoğraf ile tapudaki fotoğrafın farklı olduğunu, vekâletteki imza ile Tapu Müdürlüğündeki imzanın farklı olduğunun gözle fark edilecek derecede olduğunu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 18.10.2012 tarihli ve 33270/133 sayılı ön incelemede vekâletnamedeki fotoğraf ile imzaların 23.06.1987 tarihli ve 2500 yevmiyeli edinim senediyle karşılaştırıldığında aradan geçen 25 yıllık sürede insan yüzünde değişiklikler getirebileceği düşünülebilmesine rağmen fotoğraflar arasındaki farklılığın makul ve mantık sınırlarını aşacak kadar farklı olduğunu, aynı belgelerdeki imzalar incelendiğinde malik kişinin imzasından okuma yazma bilmediği, yaş durumu dikkate alınsa dahi mevcut farklılığın makul sınırlarının aşıldığını, fotoğraf ve imza farklılıklarının iğfal kabiliyetine sahip olmadığı kanısına varıldığının belirtildiğini, Gebze 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/133 Esas, 2013/595 Karar sayılı dosyasında müvekkilinin tapusunun iptal edildiğini, müvekkilinin tapusunu tapu memurlarının hatalı işlemi ile kaybettiğini, noterin de sorumluluğunun bulunduğunu bildirerek şimdilik 250.000,00 TL zararın dava gününden itibaren faizi ile birlikte davacılardan müşterek ve müteselsilen yargılama gideri ve vekâlet ücreti ile hükmedilmesini dava ve talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin noter olarak kanuna ve hukuka uygun olarak vekâletnameyi tanzim ettiğini, olayda sahte nüfus cüzdanı ibraz ederek işlem yaptırdığı iddia edilen kişinin nüfus cüzdanının gerekli incelemelerden geçirildikten sonra hukuka uygun şeklide taşınmaz satış vekâletnamesinin hazırlandığını, bu vekâletnamenin sahte olmadığını, nüfus cüzdanı gerçekten sahte olsa dahi vekâletin, sahte olduğu iddia edilen nüfus cüzdanı ile noter yanıltılarak elde edilmiş gerçek bir vekâletname olduğunu, satış işleminde taşınmazı satın alan davacı iken vekâleten satanın davacının oğlu olduğunu, zarar var ise bu zararın davacının kendi kusurlu davranışı sonucu meydana geldiğini, ibraz edilen nüfus cüzdanı üzerindeki bilgiler ile Kimlik Paylaşım Sisteminden yapılan sorgulama sonucunda alınan bilgilerin birbirini teyit ettiğini, ancak yapılan sorgulamada ilgililerin fotoğrafının sistemdeki kayıtlarda yer almadığını, dolayısıyla yalnız vekâletname düzenletmek isteyen kişi tarafından ibraz edilen kimlik üzerinde gerçeklik kontrolü yapılabildiğini, yapılan incelemeler neticesinde sahteliği konusunda şüpheye yer vermeyecek derecede profesyonel şekilde hazırlanan nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunduğunun tartışmasız olduğunu, meydana gelen zarar ile müvekkilinin işlemi arasında illiyet bağının bulunmadığını, üçüncü kişi ya da kişilerin kasıtlı olarak sahte kimlik belgesi ile noteri de aldatmış olduğunu, noterin de somut olayda mağdur olduğunu, gerekli özeni göstermeyerek işlemi yapan tapu memurlarının eyleminin de müvekkili bakımından illiyet bağını kestiğini açıklayarak davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; oluşan zararda müvekkili kurumun bir kusuru veya ihmali bulunmadığını, müvekkili kurumun alım satım işlemlerini gerçekleştirirken alıcı tarafta gerçek kişi ile satıcı vekili ve sunduğu vekâletnameyi kontrol ettiğini, sunulan vekâletnamenin aslına uygun olduğunu ve sahte olmadığını tespit ettikten sonra satış işlemlerinin gerçekleştirildiğini, kurumlarınca yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, 4721 sayılı Kanun'un 1015 inci maddesi gereğince sicilde hak sahibi olarak görülen kişinin vekili olduğunu ispat etmenin istemde bulunmak için yeterli olduğunu, yasal düzenlemeye göre tapu sicil müdürlüğü istem vekâletname ile yapılmışsa vekilin kimliğini saptadıktan sonra tapu sicilindeki hak sahibi ile vekâletnamedeki müvekkilin kimliğini karşılaştırmak dışında herhangi bir yükümlülük altında olmadığını, tapu sicil müdürlüğünün kanun gereği görevini yaptığını, aleyhine tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zararın davalı Noterin kusurlu davranışı ile sahte vekâletnameyle iş gören vekil Cumali Turgut'un suç niteliği taşıyan davranışları sonucu oluştuğunu, bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını, Cumali Turgut'un davacının oğlu olduğunu, vekâletnamenin hazırlanmasında ve satış işlemlerinde bizzat bulunduğunu, davacının oğlunu da davalı olarak göstermemesinin hukuka aykırı olduğunu açıklayarak davanın reddini talep etmiştir. 3. Fer'î müdahil Anadolu Anonim Türk Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile Türkiye Noterler Birliğinin noterlerin mesleki sorumluluk sigortasını müvekkili sigorta şirketine yaptırdığını, davalı ...'un mesleki sorumluluk sigorta poliçesinin müvekkili sigorta şirketinde olduğunu, işbu davanın noter aleyhine sonuçlanması durumunda poliçe teminatı kapsamında müvekkilinin de zarar göreceğini, davanın noter lehine sonuçlanmasında müvekkilinin hukuki yararı bulunduğunu açıklayarak davalı noter yanında fer'i müdahil olarak davada yer almayı, davanın davalı noter yönünden reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.06.2021 tarihli ve 2019/186 Esas, 2021/178 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 28.06.2022 tarihli ve 2021/2668 Esas, 2021/1825 Karar sayılı kararıyla tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; dosyada bulunan bilgi ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre olay tarihinde emlakçılık işi ile uğraşmakta olan Yusuf Karlıdağ'a cep telefonundan ulaşan erkek şüphelinin Eskihisar bölgesinde bulunan arsalarını satmak istediğini söylediği, fiyatı ve teklifi uygun bulan Yusuf Karlıdağ'ın internet sitesine kendisi ve Deniz Savaş Can'ın ortaklaşa işlettikleri emlakçılık ofisini referans göstererek ilan verdiği, internette ilanı gören davacı ...'un, Yusuf Karlıdağ ile iletişime geçerek arsayı satın almak istediğini ilettiği, Yusuf Karlıdağ'ın bunun üzerine kendisini arayan şahıs ile iletişim kurarak satış için çalışmalara başladığı, kendisini arayan şahsın arsa tapu fotokopilerini emlak ofisine faks çekerek yolladığı, bu suretle taraflarda ... sağladığı, satış işlemlerinin tamamlanması için buluşmak isteyen davacıya Yusuf Karlıdağ ile haber yollayan erkek şüphelinin tapuların annesi üzerine kayıtlı olduğunu annesinin rahatsız olduğunu bu sebeple Gebzeye gelemeyeceklerini kendilerinin Silivriye gelmeleri gerektiğini noterde vekâletname vererek satışı yapacaklarını söylediği, 27.02.2012 tarihinde satış işlemleri için Silivri 3. Noterliği önünde davacı ... ve oğlu Cumali Turgut ile Yusuf Karlıdağ, Sultaniye Ayan'ın ve şüphelilerin buluştukları, şüphelilerin kendilerine daha önce kimlik bilgileri yollanan Cumali Turgut adına vekâletname düzenledikleri, vekâletnameyi alan davacıların arsa ücretlerini ödeyerek olay yerinden ayrıldıkları ve vekâletname ile satış işlemlerini 28.02.2012 gerçekleştirdikleri, dava dışı ...'ın kimlik bilgileri kullanılarak sahte kimlik düzenlenmek suretiyle davaya konu sahte vekâletname ile satış işleminin gerçekleştiğinin sabit olduğu, ancak davacı tapudaki işlemleri kendisi yapmak suretiyle aynı gün devralabilecek durumda iken oğluna vekâlet vermesi ve bir gün sonra vekâleten tapuda devrin yapılması hususu gözetildiğinde 4721 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; “durumun gereğine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı” hususu da dikkate alınarak, davacının iyi niyetli olduğunun somut olayda kabulünün mümkün olmadığı, hâl böyle olunca, zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği gibi zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın tüm davacılar yönünden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının Kocaeli ili, Gebze İlçesi, İstasyon mahallesi, 949 ada 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazları vekâletname ile satın aldığını Satış işleminde kullanılan vekâletnamedeki kişinin tapu maliki olmadığı gerekçesi ile Gebze 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/133 Esas ve 2013/595 Karar sayılı dosyasından tapu iptali davası açıldığını ve Mahkemece davacının tapusunun iptaline kararın verildiğini ve bu kararın 10.09.2013 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin satış işlemi sırasında tapu memurları tarafından gerekli dikkat ve özen gösterilmediğinden hazine müvekkilimin doğmuş zararından sorumlu olduğu, vekâletteki fotoğraf ile Tapu Müdürlüğündeki fotoğraflar ve vekâletteki imza ile Tapu Müdürlüğündeki imza karşılaştırılmadığı, bunlar karşılaştırılmadan tapu tescil işlemi gerçekleştirildiğini, bu nedenle de zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığı kabul edilmesi gerektiği, ayrıca davacının oğluna vekâlet vermesi ve tapudaki işlemleri kendisi yapmamış olması ile vekâleten bir gün sonra tapuda devrin yapılmış olmasının davacının iyi niyetini ortadan kaldırmaması gerektiği davacının üzerine düşen özeni gösterdiğini, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Müfettişliğince inceleme gerçekleştirilip yapılan inceleme neticesinde hazırlanan 18.10.2012 tarihli ve 33270/133 sayılı Ön İnceleme Raporda 27.02.2012 tarihli ve 1788 sayılı vekâletnamede yer alan fotoğraf ile imzalar, 23.6.1987 tarih ve 2500 yevmiyeli edinim resmi senediyle karşılaştırıldığında, aradan geçen 25 yıllık sürenin insan yüzünde değişiklikler getirebileceği düşünülmesine rağmen, fotoğraflar arasındaki farklılığın makul ve mantık sınırlarını aşacak kadar farklı (gözlerdeki irilik ve dudaklardaki farklılıklar) olduğu, aynı belgelerdeki imzalar incelendiğinde ise, malik kişinin edinim resmi senedindeki imzasından hareketle tam bir okuma-yazma bilgisinin olmadığı ve yaş durumu da dikkate alınsa dahi mevcut farklılığın makul sınırlarının aştığı, fotoğraf ve imzadaki farklılıkların, iğfal kabiliyetine sahip olmadığı kanısına varıldığını, ve bu raporda Tapu Müdürlüğü müdür yardımcısı ve Noterin hata ve ihmalinden dolayı sorumlu oldukları sonucuna varıldığı noterdeki işlemde de davacının kusurunun bulunmadığını, tapu müdür ya da memurunun, gerçek tapu maliki olmayıp, "ilgili" sıfatı taşımayan başvuru sahibinin imzasını taşıyan yazılı başvuru belgesini almadan ve sicildeki resimle bu kişinin ibraz ettiği sahte nüfus cüzdanındaki resmi ve kayıtları karşılaştırmadan, kayıp nedeniyle yeniden tapu senedi düzenleyip bu kişiye vermesi resmi senette soy ismin yanlış yazılması ve ardından da temin edilen sahte vekâletnameye dayalı olarak sicile yolsuz tescil işlemini gerçekleştirmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu hukuka aykırı davranışla zarar arasında illiyet bağının varlığı belirgin olup; Devletin bundan doğan zarardan sorumlu olduğunu, davanın reddi halinde hükmedilecek vekâlet ücreti fazla hesaplandığı, ileri sürerek ve resen gözetilecek nedenlerle; kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Kanun’un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; bozma ilamına uyularak yapılan inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. 3. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozma gereklerine uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen “ maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.'' hükmü gözetilmeden, davacı taraf aleyhine vekâlet ücreti takdiri bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 7 numaralı bendinden ''108.242,00 TL '' ibaresinin çıkartılması yerine ''17.900,00 TL maktu '' ibaresi yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine,04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2023/11080 E., 2024/6396 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var...Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
5. Hukuk Dairesi         2023/11080 E.  ,  2024/6396 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:...Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1935 Esas, 2022/2415 Karar DAVA TARİHİ: 20.02.2019 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ :...Anadolu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/229 Esas, 2022/85 Karar Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin maliki olduğu... ili, ..., ... Mahallesi 11088 ada 7 (eski 1232) parsel sayılı taşınmazı 1998 yılı ve sonrası üzerindeki bina ile birlikte tapuda hisseli olarak edindiğini, bu taşınmazı edinirken tapu kütüğünde hiçbir tapulamaya itiraz, dava ya da tedbir şerhinin mevcut olmadığını, müvekkillerinin de tapu kayıtlarına ... ilkesi çerçevesinde dava konusu taşınmazın o andaki maliklerine bedellerini ödemek suretiyle hisse edindiğini; ancak aradan yıllar geçtikten sonra dahil edildikleri Pendik Kadastro Mahkemesinin 2010/1 Esas, 2011/44 Karar sayılı davasında verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 29.01.2015 tarihinde kesinleşmesi ile tapudaki hisselerini kaybettiklerini, müvekkillerine hiçbir bedel ödenmeksizin tapularının iptal edilmesi nedeniyle müvekkillerin zarara uğradığını, bu zararlardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Hazinenin sorumlu olduğunu belirterek taşınmaz bedelinden paylarına düşen bedelin tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarih itibarıyla işleyecek yasal en yüksek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; güncel tapu kaydının tetkikinde dava konusu taşınmazın Hazine adına kayıtlı olmayıp tamamının satış suretiyle hisseli olarak şahıslar adına tescilli bulunduğunu, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, tazminat isteminin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı süresinin de geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve tespit edilen bedelin yasal faizi ile birlikte davalı Maliye Hazinesinden tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak açılan tazminat davası olduğunu, meydana gelen zarar ile bu zarara tapu sicil müdür ve memurunun sebep olduğu yolunda bir illiyet bağlantısının kurulamayacağını, illiyet rabıtasının kesilmiş olması nedeniyle Devlet sorumluluğunun doğmayacağının açık olduğunu, davanın husumet nedeniyle reddi gerekirken kısmen kabulünün usul ve kanuna aykırı olduğunu, Devletin sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için tapu sicilinin tutulmasına ilişkin bir fiil olması gerektiğini, fiilin hukuka aykırı olması gerektiği, hukuka aykırı fiil sonucu zararın doğması gerektiği ve bu zarar ile hukuka aykırı fiil arasında illiyet bağı olmalıyken illiyet bağının kesildiğini, Tapu Müdürlüğünce yapılan işlem ve uygulamalarda hukuka aykırılık bulunmadığını, bu nedenle hiçbir hak kaybına sebep olunmadığını, davacı tarafın uğramış olduğu zararı belgelemediğini, taşınmazın Hazine adına kayıtlı olmayıp tamamının satış suretiyle hisseli olarak şahıslar adına tescilli olduğunu, tapu sicilinin hukuka aykırı şekilde tutulmasının mevcut olmadığını, davacının bir zararının bulunmadığını, olsa bile bu durumun tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmasından doğmadığını, davacı tarafın ileri sürdüğü hususlarda müvekkili idarenin hiçbir kusuru bulunmadığı gibi hukuki sorumluluğunun da olmadığını, zaman aşımı süresinin geçtiğini, Mahkemece gerekli araştırmalar yapılmadan eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurmuş olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması talep edilmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava taşınmazın 1958 yılında yapılan arazi kadastro çalışmaları sırasında tapu kaydına dayalı olarak Şevket oğlu Ayhan Eret adına tespit edildiği, dava konusu taşınmazın da bulunduğu birden fazla parsel hakkında tapu kaydına dayalı olarak Hatice Güngör tarafından Kartal Asliye Hukuk Mahkemesinin 1956/348 Esasında kayıtlı davanın açıldığı, davanın bilahare Kartal Gezici Arazi Kadastro Hakimliğine devredildiği, uzun süren yargılama süreci sonucunda kapatılan Pendik Kadastro Mahkemesinin 16.03.2011 tarihli ve 2010/1 Esas, 2011/44 Karar sayılı kararı ile dava konusu 1232 parselin de içinde bulunduğu bir kısım taşınmazlar hakkında davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacı Hatice Güngör mirasçıları adına tesciline karar verildiği, hükmün Yargıtay aşamasından geçerek 29.01.2015 tarihinde kesinleştiği, 69/553 hissesinin davacı ... Cıva tarafından 20.10.2003 tarihinde satın alma yoluyla iktisap edildiği, hissenin satın alındığı tarihte taşınmazın Kadastro Mahkemesinde davalı olduğuna dair herhangi bir kısıtlayıcı şerhin bulunmadığının belirlenmesine ve iyiniyetli olan davacılara ait hissenin Kadastro Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca oluşan zarardan Devletin sorumluluğunun bulunduğunun kabulü ile değerlendirme tarihi itibarıyla vasfı arsa olarak belirlenen taşınmazın değerinin resmî veriler ışığında emsal satış yöntemiyle tespit edilmesine göre Mahkemece verilen karar usul ve kanuna uygun anlaşıldığından davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz itirazında bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6942 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2. 4721 sayılı Kanun’un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” 3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4- 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davacı taraf dayanağı kök tapu kaydı 9190 m² iken Kartal Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.03.1956 tarihli ve 1956/49 Esas, 1856/57 Karar sayılı kararı ile kök tapu kaydı maliki Ali Vehbi Ekmekcioğlu tarafından hasımsız olarak açılan dava sonucu yüzölçümünün 43.460 m² olarak düzeltildiği, eldeki dosya davacılarının 11.11.1998, 15.06.1999, 30.06.1999, 17.04.2000, 06.11.2001, 10.11.2003, 18.05.2004, 02.11.2007 tarihlerinde yapılan satışlar sonucu kayden malik olduğu, yaklaşık 9 dönümlük tapu kaydının 43 dönüme çıktığı, yüzölçümü artışının hasımsız açılan dava sonucu ve sahih esasa dayalı olmadığı anlaşılmakla, Kadastro Mahkemesinin 2010/1 Esas sayılı dosyasında müdahil (dahili davalı) olan iş bu davanın davacılarının, tapu kaydının ait olduğu taşınmazın Kadastro Mahkemesinde davalı olduğunu bilerek ve hasıl olacak sonucu kabul ederek kayden taşınmazı satın aldıklarının kabulü ile taşınmazın davacı Hatice Güngör mirasçıları adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek 29.01.2015 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 20.02.2019 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. 4. Sahih esasa dayanmadan yüzölçümü arttırılan ve Kadastro Mahkemesince hukuki değer ifade etmediği gerekçesi ile itibar edilmeyen tapu kaydı, davacılara ayni hak vermediğinden bu tapu kaydının iptali nedeniyle 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat da istenemeyeceğinden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. Y.L

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

İspat hukuku ve ispat yüküne ilişkin Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Kural olarak herkes, iddiasını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.
B) Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna karine oluşturur.
C) Resmi senetlerin içeriğinin doğru olmadığının ispatı, ancak başka bir resmi senetle mümkündür.
D) Kanuni bir karineye dayanan taraf, ispat yükünden kurtulur.
E) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme olmadıkça, haktan kendi lehine sonuç çıkaran tarafa aittir.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol