Türk Medeni Kanunu 851. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 851- Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.
Yurt içinde veya dışında faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para üzerinden veya yabancı para ölçüsü ile verilen kredileri güvence altına almak için yabancı para üzerinden taşınmaz rehni kurulabilir. Bu hâlde her derecenin ifade ettiği miktar, rehin konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden gösterilir. Ancak, aynı derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin kurulamaz.
Yabancı para üzerinden kurulan rehne ait bir derecenin boşalması hâlinde, yerine, tescil edileceği tarihteki karşılığı Türk parası veya yabancı para üzerinden rehin kurulabilir. Türk parası ile kurulmuş bir rehne ait derecenin boşalması hâlinde ise, yerine tescil edileceği tarihteki karşılığı yabancı para üzerinden rehin kurulabilir.
Yabancı veya Türk parası karşılıklarının hesabında hesap günündeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının döviz alış kuru esas alınır. Rehin haklarının hangi yabancı paralar üzerinden kurulabileceği Cumhurbaşkanınca belirlenir.[38]
2. Faiz
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2759 E., 2020/745 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
TMK’nın 851. ve 881. maddelerinde düzenlenen üst sınır ipoteği ise, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiğinden, bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2759 E. , 2020/745 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “süreli konulan ipoteğin kaldırılması, tespit, itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2 Direnme kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili 22.12.2003 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin halde komisyoncu olup, yaş sebze meyve ticareti yaptıklarını, davalı ... Ltd. Şti'nin de aynı işi yapan ihracatçı firma olup, diğer davalı ... ... Şirketinin ise aynı işi yapan yurtdışında bulunan Tüfekçi Ltd. Şti'nin %49 ortağı olduğunu, müvekkili ...'nın davalı ... Ltd. Şti.'ne ait İzmir Buca Karaağaç Köyü 56 ve 72 parsel sayılı taşınmazları üzerinde ipotek alacağı bulunduğunu, bu ipotek alacağının Antalya toptancı sebze halinde çalışan bir kısım komisyoncuların toplam alacağı olup bu alacaklar için her alacaklı davacıya alacağı oranında ayrı ayrı çekler verildiğini, çeklerin ödenmemesi üzerine sürelerinin uzatıldığını, ayrıca bu çeklerin teminatını oluşturmak amacıyla yalnızca ... adına kayıtlı toplam alacak kadar ipotek verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine karşı taraf aleyhine icra takipleri başlatıldığını, ipotek tesis edilen gayrimenkuller üzerine ayrıca haciz konulduğunu, davalı ... Ltd. Şti.'ne ait Buca Karaağaç Köyü 56 ve 72 parselde bulunan gayrimenkul üzerinde diğer davalı ... ...'in toplam 2.300.000.00TL ipotek alacağı bulunduğunu, GHB ... adına tesis edilen ipoteklerin 1 yıl süreli olup bu süre içinde doğacak alacaklara teminat teşkil ettiğini, 1 yıllık sürenin dolduğunu, ipoteklerin hükümsüz hâle geldiğini, ayrıca GHB ... Şirketine böyle bir borcu olmadığını, hatta GHB ... Şirketinin alacaklı değil, borçlu olduğunun tespit edildiğini, davalı ... Ltd. Şti adına kayıtlı bulunan İzmir Buca Karaağaç Köyü 56 ve 72 parseller üzerinde diğer davalı ... ... Şirketi lehine tesis edilen ipotekler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ipoteğin kaldırılmasını ve davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5. İcra Dairesinin 2003/6029 ve 6030 E. sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespitini ve takibin iptalini, kötü niyetli icra takibi yapan davalı ... ... Şirketi'nin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiş iken; yargılama aşamasında 2.000.000,00TL’lık kısım için eksik olan harcı ikmal edemeyeceklerini belirterek şimdilik sadece 300.000,00TL’lık kısım için ipoteğin kaldırılması davasına devam edilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Dava dilekçesi davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.
6. Davalı ... İth. İhr. Tic. San. Ltd. Şti. vekili 23.02.2004 tarihli cevap dilekçesinde; diğer davalı ... Şirketinin müvekkili şirketin %49 hisseyle ortağı, dava dışı ObstHuber şirketinin ise %100 hisseyle sahibi olduğunu, müvekkili şirketin, dava dışı ObstHuber ve GHB Gartner firmalarından alacaklı durumda olduğunu, takip konusu ipoteklerin ipotek resmi senetlerinde de yer aldığı üzere bir yıl süreli olduğunu ve bu bir yıl içinde alacaklının doğmuş ve doğacak alacaklarına teminat olarak verildiğini, borç söz konusu olmadığından ipoteklerin hükümsüz hâle geldiğini, ipoteklerden kaynaklanan tüm hakların ve hatta varsa o döneme ait alacakların zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
7. Davalı .... Beteiligunsgesellshaft Şirketi vekili 24.06.2004 tarihli cevap dilekçesinde; dava açılırken harcın eksik yatırıldığını, müvekkili ile diğer davalı şirket arasında imzalanmış bulunan ve 12.03.1998 tarihinden itibaren geçerli olan sözleşme gereğince açılmış mal avansları kredisinin karşılığı olmak üzere müvekkili şirket lehine ipotek tesis edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine ipotek alacağının tahsili talepli ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
8. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.03.2013 tarihli ve 2003/279 E., 2013/96 K.sayılı kararı ile; 20.03.1998 tarihli ve 1199 yevmiye nolu 2.000.000,00TL tutarındaki ipotek nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine yönelik talep ile ilgili davanın işlemden kaldırıldığı 05.11.2004 tarihinden itibaren 3 aydan fazla bir süre geçtiği anlaşıldığından bu talep yönünden davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 150. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına, diğer talepler yönünden ise; işlemin muvazaalı olduğu iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanamaması, muvazaalı olduğu ileri sürülen alacak ve ipoteklerin davacı alacağından önce mevcut olması, davacıların kendi ipotekleri tesis edilirken aynı taşınmazların daha önce ipotekli olduğunu görüp bilebilecek durumda olmaları, hakem heyeti kararı ile davalı ... Ltd. Şti'nin davalı ... Şirketi'ne 2.300.000,00TL borçlu bulunduğuna karar verilmesi, GHB Şirketi'nin Tüfekçi Şirketi'nden alacaklı olduğunun belirlenmesi nedeniyle diğer talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 19.12.2013 tarihli ve 2013/7974 E.,2013/18013 K. sayılı kararı ile; “…1-Bir davada taraflarca öne sürülen maddi olayların hukuki değerlendirmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak 6100 sayılı HMK’nın 33 (1086 sayılı HUMK'nun 76.maddesi) gereğince hakimin doğrudan görevidir.
İİK’nın özü ve amacı dikkate alınarak iptal davası; borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklının, alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlaması şeklinde tanımlanabilir. İptal davaları ile güdülen amaç; bir alacağın tamamının ya da bir kısmının tahsiline olanak bırakmamak amacıyla, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuksal işlemlerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kimselerle yapılan bütün hukuksal işlemlerin hükümsüzlüğünü sağlamak ve bu yol ile alacağı tahsil etmektir. Somut olayda; davacı tarafından verilen dava dilekçesinde borçlu davalı ... İhr. İth. Tic. San. Ltd. Şti.nin kendisine ait taşınmazlar üzerine diğer davalı lehine oluşturduğu ipoteklerin muvazaalı olması ve ipotek karşılığı olduğu ileri sürülen alacağın bulunmaması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ipoteğin kaldırılmasını ve davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5.İcra Müdürlüğünün 2003/6029 ve 6030 sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespitini ve takibin iptalini, kötü niyetli icra takibi yapan davalı ... ... Şirketi'nin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Ancak mahkemece davanın tavsifi yapılmadan karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece davacılar tarafından ileri sürülen vakıalar karşısında davanın niteliği belirlenerek buna göre araştırma ve inceleme yapılması gerekirken bu hususun göz ardı edilerek karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
2-Mahkemece davacıların alacaklarının tasarruftan sonra doğmuş olduğu gerekçe gösterilerek bu nedenle de davanın reddine karar verilmiş ise de bu yönde de yapılan araştırma ve inceleme yeterli bulunmamaktadır. Davacılar alacaklarının kaynağı olarak 2003 tarihli protokol ve ayrı ayrı keşide edilen çekleri göstermişlerdir. Ancak davacılar ile davalı borçlu arasında düzenlenen 25.04.2003 tarihli alacak borç ilişkisinin tasfiyesine ilişkin protokol içeriğinden aralarında daha önceki tarihlerden gelen ticari ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Çeklerin keşide tarihi her ne kadar tasarrufun tarihinden sonra olduğu görülmekte ise de keşide tarihinden önceki bir ticari veya hukuki ilişki nedeniyle de tanzim edildikleri görülmektedir. Bu durumda mahkemece her bir davacı için borcun doğum tarihinin ayrı ayrı belirlenmesi, buna ilişkin davacılardan delillerinin istenilmesi, gerekirken böyle bir inceleme yapılmaması doğru değildir.
3-Davacılar tarafından yapılan icra takiplerinin ve her bir davacı yönünden alacakların ve iptal koşullarının farklılık göstermesi nedeniyle ayrı ayrı görülmesinde yarar bulunacağından her bir davacı yönünden davaların tefrikinin düşünülmesi gerekirken bir birinden farklı nedenlere dayalı davaların bir arada görülmesi isabetli değildir.
4-Davalılar arasında organik bağ bulunması ve hakem heyetince verilen kararın Yargıtay tarafından bozulması nedeniyle davalılar arasında yapılan tasarrufun muvazaalı olabileceğinin düşünülmemesi de doğru bulunmamış, hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.04.2015 tarihli ve 2014/1441E., 2015/360 K. sayılı kararı ile; ... dışındaki davacılar ile ilgili davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle HMK'nın 114/h ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddinin gerektiği, davacıların işlemin muvazaalı olduğu iddiasını usulüne uygun delillerle kanıtlayamadıkları, muvazaalı olduğu ileri sürülen alacak ve ipoteklerin davacı alacağından önce mevcut olduğu, davacıların kendi ipotekleri tesis edilirken aynı taşınmazların daha önce ipotekli olduğunu görüp bilebilecek durumda oldukları, 06.05.2005 tarihli hakem heyeti kararı ile davalı ... Ltd. Şti.'nin davalı ... Şirketi'ne 2.300.000,00TL borçlu bulunduğuna karar verildiği, hakem kararının Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2010/4935 E., 2010/8882 K. sayılı kararı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 533/1. maddesi uyarınca 6 aylık tahkim süresinin geçmesinden sonra hakem heyetince karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile usulden bozulduğu ancak kararın alacağın varlığı yönünden delil niteliğinde bulunduğu, davalı ... Şirketinin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede; GHB Şirketinin Tüfekçi Şirketinden alacaklı olduğunun belirlendiği, hakem heyeti kararı ve defter incelemesi göz önüne alındığında GHB Şirketinin Tüfekçi Şirketinden alacağının varlığının mevcut olduğu ve davacının GHB Şirketinin Tüfekçi Şirketinden ipotekle temin edilen bir alacağının bulunmadığı iddiasının ispat edilemediği, davanın başlangıçta 300.000,00TL ve 2.000.000,00TL'lik ipotekler yönünden açıldığı, ancak duruşmaların devamı esnasında 05.11.2004 tarihinde 2.000.000,00TL'lik ipotek ile ilgili davanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, bu talep yönünden işlemden kalkma tarihinden itibaren 3 aydan fazla bir sürenin geçtiği, bu talep ile ilgili mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına yönelik kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olduğunun incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/7974 E. 2013/18013 K. sayılı bozma ilamına karşı mahkemenin önceki kararında ısrar edilerek 2.000.000,00TL tutarındaki ipotek nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine yönelik talep ile ilgili davanın açılmamış sayılmasına, davacı ...’un diğer talepleri yönünden davanın reddine, diğer davacılar yönünden HMK' nun 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesi uyarınca davanın usulüne uygun olarak nitelendirilip nitelendirilmediği, bu kapsamda mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılıp yapılmadığı, davacı ... yönünden borcun doğum tarihinin belirlenerek buna ilişkin davalı delillerinin toplanmasının gerekip gerekmediği, dosya kapsamına göre muvazaa iddiasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Dava, süreli konulan ipoteğin kaldırılması, davalı ... ... Şirketi lehine tesis edilen ipotekler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5. İcra Dairesinin 2003/6029 ve 6030 E. sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali ile davalı ... ... Şirketinin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesi istemine ilişkindir.
15. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bozma kararından sonra davacılar vekili 01.04.2015 tarihli beyan dilekçesi ile; davacı Alara Ltd. Şti. ile borçlu şirketin anlaştığı, kısmi ödeme yapılması sebebiyle ibraname verildiğini ve davanın konusunun kalmadığını, davacı ... ve Aktaşlar Ltd. Şti. yönünden de borçlu şirket ile anlaşma yapıldığı, kısmi ödeme yapılması sebebiyle ibraname verildiği, davaya konu yapılan icra dosyalarından Tüfekçi Ltd. Şti. ile...'nin sorumlu olmadığının belirlendiği, ... ve Aktaşlar Ltd. Şti. yönünden davanın konusunun kalmadığı, davaya konu olan alacaklar da sadece davacı ... yönünden alacağın devam edilerek davayı sadece ... yönünden takip ettikleri yönünde beyanda bulunarak, bozma kararının 4. maddesi gereğince davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
17. 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesinde yer alan “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” kuralı uyarınca bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme görevi ise hâkime aittir. Dava dilekçesinde borçlu davalı ... İhr. İth. Tic. San. Ltd. Şti’nin kendisine ait taşınmazlar üzerine diğer davalı lehine oluşturduğu ipoteklerin muvazaalı olması ve ipotek karşılığı olduğu ileri sürülen alacağın bulunmaması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ipoteğin kaldırılması ve davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5. İcra Dairesinin 2003/6029 ve 2003/6030 takip sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptali ve kötü niyetli icra takibi yapan davalı ... ... Şirketi'nin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesi talep edilmiş, Özel Dairece; öncelikle davanın tavsifi yapılıp, davacılar tarafından ileri sürülen vakıalar karşısında davanın niteliği belirlenerek, bu nitelendirme çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Dava dilekçesi içeriği, iddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya kapsamına göre, davanın usulüne uygun olarak nitelendirilip nitelendirilmediğinin tespiti bakımından davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 18. maddesinde düzenlenen iptal davaları ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 vd. maddelerinde yer alan tasarrufun iptali davaların irdelenmesi gerekmektedir.
18. 818 sayılı BK’nın 18. (6098 sayılı TBK 19.) maddesinde; “Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır. Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz.” hükmü ile genel muvazaa düzenlenmiştir. Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.” şeklinde tanımlanabilir.
19. Yüzeysel olarak bakıldığında, iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de, bu benzerlik her iki tür davanın güttüğü amaçtan öteye gitmemektedir. Muvazaa davası, yani yapılan işlemin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu belirtmek için açılan dava ile tasarrufun iptali davası amaçları bakımından birbirlerine yaklaşırlarsa da gerçekte nitelikleri, koşulları, doğurduğu sonuçlar bakımından birbirinden farklıdırlar. Tasarrufun iptali davası, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören ve elinde aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Ne var ki, tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı hâlde, muvazaa davasında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir. Yani yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülür.
20. Muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesi bulunmalıdır. Muvazaaya dayalı iptal davasının konusunu, borçlunun alacaklıları aleyhine malvarlığını azaltıcı nitelikte yaptığı her türlü işlem oluşturabilir. Eş söyleyişle icrai işlemler gibi ihmali işlemler de iptal davasına konu olabilir. Üçüncü kişileri zarara uğratmak kastıyla soyut bir borç kurgusu oluşturularak taşınmaz üzerinde kişisel hak şerhinin kurulması, ya da sırf üçüncü kişileri zarara uğratmak amacıyla şartları kalmamış bir kişisel hakkın ortadan kaldırılmaması da iptal davasına konu edilebilir.
21. BK’nın 18. maddesinde düzenlenen genel muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak bir işlemin iptal edilmesini, hukuksal yararı bulunan her ilgili talep edebilir. Muvazaaya dayalı ipotekle temin edilmiş bir hukuki işlemin ve dolayısıyla ipoteğin iptali davasında, icra alacaklısı haciz dolayısıyla sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen üçüncü kişi sıfatıyla hukuki menfaati olduğundan muvazaa iddiasını dile getirebilecektir (Meriç, N./ İyilikli, A.C.: Taşınmaz Teminatının Üçüncü Kişi Alacaklının Alacağını Perdeleyip Takibi Semeresiz Bırakması Üzerine Bir İnceleme, TAAD, Yıl: 9, Sayı: 33, Ocak 2018, s. 74 vd) .
22. Tasarrufun iptali davası, ayni nitelikte olmayıp kişisel (şahsi) bir dava olduğu hâlde, muvazaa davası ayni nitelikte bir davadır. Muvazaanın kanıtlanması hâlinde dava konusu mal, borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış hâle gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında hâkim tapu kaydının da borçlu adına tesciline karar verir. Muvazaa iddiası, zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebildiği hâlde, iptal davasının tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde açılması gerekir (İİK m.284). İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı olarak açılmış iptal davasının amacı, alacaklının davaya konu mal üzerinde, cebri icra yolu ile alacağı miktarla sınırlı olarak hakkını almasını sağlamaktır. İİK’nın 277. ve izleyen maddelerindeki iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayalı olarak iptal davası açmasına engel değildir.
23. Kural olarak iptal davasına konu edilen tasarruflar, muvazaalı akitlerden farklı olarak hukuken geçerlidir. Başka bir ifade ile muvazaalı akitlerde, görülen akit değil tarafların gerçek iradelerine uygun bulunan akit tarafları bağlayıcı olduğu hâlde, İİK’nın 277 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen tasarruflar özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle, alacaklının gerçek alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaline, bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Kanun koyucu bu özelliği gözeterek “iptal davasının sübutu davaya konu teşkil eden mal üzerinde icra kovuşturması yapılabileceğini, davanın konusu taşınmaz mal olduğu takdirde ise, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmeksizin taşınmazın haciz ve satışının istenebileceğini” öngörmüştür (İİK. m.283). Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2000 tarihli ve 2000/4-823 E., 2000/851 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/4-149 E., 2011/346 K.; 02.04.2014 tarihli ve 2013/4-1016 E., 2014/436 K.; 17.01.2019 tarihli ve 2017/17-2051 E., 2019/19 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
24. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 850. maddesindeki emredici hükme göre, taşınmaz rehni ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irad şeklinde kurulabilir. İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan asıl alacağa bağlı sınırlı bir ayni haktır. TMK’nın 851. ve 881. maddelerinde düzenlenen üst sınır ipoteği ise, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiğinden, bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir. İşte bu nedenledir ki ileride vücut bulacak ana borç ile buna eklenecek faiz, icra takip giderleri ile yanlarca kararlaştırılan diğer ferileri, yani TMK'nın 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan toplam borç miktarı, bu tür ipotekte tarafların ipotek tesis edilirken rızaları ile tespit edilen bu limiti aşması mümkün değildir. Eş söyleyişle, ipotek sadece güvence işlevi bulunan bir rehin türü olduğundan ve güvence sağladığı alacağa bağlı feri nitelikte sınırlı bir ayni hak olduğundan, mevcut veya doğacak bir alacak için kurulan ipoteğin geçerliliği, güvenceye aldığı alacağın geçerli olmasına bağlıdır. Bu nedenle ipoteğin hüküm ve sonuç doğurabilmesi için, ipotekle güvence altına alınan bir alacağın var olması, bu alacağın geçerli bir şekilde doğmuş ve sona ermemiş olması gerekir (Akkaya, T.: İcra Hukuku Bağlamında Süreli İpotek, TAAD, Ocak 2013, Sayı: 12, s. 162).
25. Anapara ipotek sözleşmesiyle veya üst sınır ipoteğiyle temin edilen alacağın çeşitli sebeplerle geçersiz olması mümkündür. Örneğin alacağa ilişkin borç ilişkisinin kurulması aşamasında mevcut bulunan baştaki ifa olanaksızlığı ya da teminat altına alınan alacağın kanun, genel ahlak veya muvazaa gibi kesin geçersizlik yaptırımı, alacağı doğuran hukuki işlemin geçersiz sayılmasına yol açmakta, ipoteğin alacağa bağlı bir hak olmasından dolayı ipotek tescilini de yolsuz, geçersiz yapmaktadır. Bu durumlarda geçersizlik sebebine göre sözleşmenin tamamen veya kısmen iptali söz konusu olabilecektir. Bir başka örnek verecek olursak, alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir alacak-borç ilişkisi olmadan kurulan ipotek tamamen yolsuz, mevcut olan gerçek borcun çok üzerinde bir meblağ için kurulan ipotek sözleşmesi ise, kısmi muvazaa sebebiyle sadece muvazaalı kısmı teminat altına aldığı oranda geçersiz olacaktır. Bu durumlarda ipoteğin tescili yolsuz olup, ipoteğin kısmen veya tamamen terkini 4721 sayılı TMK’nın 1025. maddesine ya da 2004 sayılı İİK’nın 150/a maddesine dayanılarak talep edilebilecektir. Ne var ki bu yasal olanaklar, takip alacaklılarının, ipotekli alacaklı bakımından korunmasına uygun değildir. İpotek alacaklısının alacağının doğmamış olması, muvazaalı olması ya da ödemelerle tamamen yahut kısmen sonra ermiş olması durumlarında ipotek alacaklısının alacağı, (uyuşmazlık tarihindeki mevcut hükümlere göre) şekli anlamda varlığını devam ettirmekte olduğundan, öncelikle ipotekli taşınmazı haczettiren üçüncü kişi takip alacaklısının rüçhanlı alacaklı olduğundan bahisle, ipotek alacaklısının görünen alacağının karşılama prensibinde dikkate alınıyor olması, üçüncü kişi alacaklının cebri icra yoluyla alacağına ulaşmasına engel olabilecektir. Aynı durum paraların paylaştırılması aşamasında da söz konusu olabilecektir. Paraların paylaştırılması aşamasında ipotek alacaklısının rüçhanlı alacaklı olarak sıradan evvel pay alması, sırada yer alan takip alacaklılarının satış bedelinden alacaklarını almalarını engelleyecek ya da az almalarına sebebiyet verecektir (Meriç, İyilikli, A.C., s. 64).
26. Görüldüğü gibi ipotek, ipotek alacaklısına belli şartlar dâhilinde taşınmazı paraya çevirterek alacağını alma yetkisi vermektedir. Paraya çevirme aşamasında icra dairelerince takip hukukuna yönelik olarak belge üzerinden sınırlı inceleme yapılmaktadır. Bu sınırlı incelemeye karşın haiz alacaklısı da tamamen savunmasız bırakılmamıştır. Alacağın varlığına, miktarına, yapay borç oluşturulduğuna, muvazaalı olarak yüksek borç oluşturulduğuna ilişkin iddialar, genel hükümlere göre genel mahkemelerde ispatlanabilir. Üçüncü kişi alacaklının alacağı daha önce doğmuş ve ipotek üçüncü kişinin alacağını semeresiz bırakmak için tesis edilmiş ise 2004 sayılı İİK’nın 277 vd. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası açılabilir. İİK’nın 277. ve izleyen maddelerdeki iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayalı olarak iptal davası açmasına engel değildir. İpotekli taşınmazın değeri, ipotek alacak ve masraflarını karşılayacak değere ulaşıp ihale edildiğinde, üçüncü kişi alacaklı tarafından alacağın miktarı ve mevcudiyetinin gerçeği yansıtılmadığı ileri sürülerek genel mahkemelerde sıra cetveline itiraz davası açılabilir. İpotek alacaklısının gerçek alacak miktarının çok üzerinde gösterdiği yapay bedeli, taşınmaz ihale değerinden mahsup ederek haksız bir şekilde gerçek alacak miktarını aşan bir işlemin hükümsüzlüğünün tespiti ise yine lexcommissoria yasağı (borç vadesinde ödenmediğinde alacaklının rehin konusu malın mülkiyetini kazanamayacağı kuralına aykırı yapılan bir takım inançlı işlemler vs.) çerçevesinde talep edilebilir (Meriç, İyilikli, s. 90). Açılacak davalar somut olayın özelliklerine göre değişiklik gösterebilmektedir.
27. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davada davacı, tarafça ipoteğin muvazaalı olduğu, gerçek bir borç ilişkisi olmamasına sürenin geçmesine rağmen süreli konulan ipoteğin kaldırılmadığı, ihmali şekilde yapılan bu muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürüp alacağını almak istemiştir. Davanın, 818 sayılı BK’nın 18. maddesinde düzenlenen genel muvazaaya dayalı iptal davası olduğu, davacının açmakta hukuki yararının bulunduğu açıktır. Mahkemece de davanın genel muvazaaya dayalı olduğu tespit edilerek; “davacı tarafça davalılar arasında muvazaa sebebiyle gerçek bir alacağın mevcut olmadığı ve tesis edilen ipoteğin geçersiz olduğu iddiasının ileri sürüldüğü, davacıların da dava konusu edilen taşınmazlar üzerinde ipotek sahibi alacaklı olmaları sebebiyle davacıların kendilerinin taraf olmadığı ipoteklerin geçersizliği ile ilgili dava açmaya haklarının bulunduğu, davacıların tümünün başlangıçta bu davayı açmakta hukuki yararlarının mevcut olduğu” ifadeleriyle açılan dava doğru bir şekilde nitelendirilmiş ise de; muvazaalı olduğu ileri sürülen ipotek ve alacağın davacı alacağından önce doğduğu, davacının aynı taşınmazın daha önceden ipotekli olduğunu görüp bilebilecek durumda olduğu, davalı ... Ltd. Şti.’nin diğer davalıya borçlu olduğunun tespit edildiği ve muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
28. Davalı GBH Gartner Şirketi lehine kurulan 26.02.1997 tarihli ipotek akit tablosuna göre, davalı şirketin aldığı ve alacağı 300.000,00TL mal avansları karşılığı olarak 1. derecede ve bila faizli ve 1 yıl süreli limit ipoteği tesis edilmiştir. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/763 D. iş sayılı dosyasında alınan alınan bilirkişi tespit raporuna göre davalı ... Şirketinin, davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti’ne borcu olduğu belirlenmiş, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/772 D. iş sayılı dosyasında; “davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti’nin yasal defter ve dayanağı muavin kayıtları üzerinde yapılan tetkik ve incelemelerde borçlu olup olmadığının tespiti istenen GHB GartnerHandlesUnd şirketinin 07.02.2003-31.03.2003 tarih aralığını kapsayan zaman süresi içinde 120.993 kodlu hesapta takip edilen ticari ilişki nedeniyle tespite konu Tüfekçi Narenciye Ltd. Şti’den herhangi bir alacağının değil, aksine 2.104.655,558, 532 TL ( eski TL ile) tutarında cari hesap borcunun mevcut olduğu” tespit edilmiştir. Mahkemece aldırılan 17.02.2004 tarihli bilirkişi raporunda ise; davalı ... Ltd. Şti’nin yasal defterlerinin tetkikinde diğer davalı ... Şirketi ile Tüfekçi Ltd. Şti. arasında mal alımından veya herhangi bir ticari ilişkiden kaynaklanan herhangi bir borç alacak ilişkisinin bulunmadığı, bir yıl süreli olarak kurulan her iki ipoteğinde borç alacak ilişkisine dayanmadığı, davalı ... Ltd. Şti.’nin ilgili dönemler içinde davalı ... Şirketine borcunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Her iki raporun birbirini teyit ettiği anlaşılmıştır. 02.03.2006 tarihli ek bilirkişi raporunda ise; davalı ... Şirketinin ipotek tesisine neden olan avansları gönderdiğine dair bir belge ibraz edemediği de belirtilmiştir. Davalı ... İhr. İth. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilince sunulan cevap dilekçesinde; ipoteklerin bir yıl içinde doğmuş ve doğacak alacaklara teminat olarak verildiği ve böyle bir borç söz konusu olmadığından resen hükümsüz hale geldiği savunulmuştur. Davacı alacağın kaynağı olarak 2003 tarihli protokol ve ayrı ayrı keşide edilen çekleri göstermişi sede; 25.04.2003 tarihli alacak borç ilişkisinin tasfiyesine ilişkin protokol içeriğinden aralarında daha önceki tarihlerden gelen ticari ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Çeklerin keşide tarihinin her ne kadar tasarrufun tarihinden sonra olduğu görülmekte ise de keşide tarihinden önceki bir ticari veya hukuki ilişki nedeniyle de tanzim edildikleri anlaşılmaktadır. Birbirini teyit eden bilirkişi raporları ve davacının alacağının daha önceden mevcut olan ticari ilişkiye dayanıyor olması, bahsedilen tarihte davalı ... Şirketinin borcunun bulunduğunun tespit edilmiş olması ve ipoteğin kaynağını oluşturan gerçek bir alacağın bulunmaması, davalıların ihmali hareketleriyle aslında hükümsüz olan ipoteği kaldırmayarak davacıya yönelik zararlandırıcı eylemde bulundukları sabit olduğundan, bu somut olgular karşısında eldeki davada ipotek alacağının, davacı alacağından önce doğduğunu söylemeye imkan bulunmamaktadır. Muvazaa davasında ilkeler yukarıda anlatılmakla, zararlandırıcı işlem süre gelen bu ihmali hareket ile olduğ
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2015/2344 E., 2015/6488 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir(Kapatılan) 12. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Zira, TMK'nın emredici nitelikteki 851, 881, 875 ve 876. maddeleri hükümlerini bertaraf etmeye yönelik bu kayıtların hukuki sonuç doğurmaları kabul edilemez.
23. Hukuk Dairesi 2015/2344 E. , 2015/6488 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir(Kapatılan) 12. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 10/02/2015
NUMARASI : 2014/798-2015/74
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Şikayetçi vekili, şikayet dışı borçlu H..... hakkında İzmir 8. İcra Müdürlüğü'nün 2014/7233 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip nedeniyle borçlu adına kayıtlı ipotekli taşınmazın, alacağa mahsuben 10.12.2014 tarihinde üçüncü şahıs G..... satıldığını, ihalenin kesinleşmesi üzerine satış bedelinden gerekli yasal kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktarın dağıtılması için İzmir 8. İcra Müdürlüğü'nce 25.12.2014 tarihinde sıra cetveli düzenlendiğini, bu sıra cetvelinde 1. sıra ipotek alacaklısı olmaları nedeniyle taraflarına takibe konu alacak miktarı kadar pay ayrıldığını, oysaki borçlunun takibe konu konut finansman kredisi dışında ve fakat ipotek limiti dahilinde 56.183,00 TL daha borcu bulunduğunu, icra müdürlüğünce limit ipoteği dahilindeki bu alacak için takip yapılmadığı gerekçesi ile taraflarına pay ayrılmadığını, alacağını ipotek limiti dahilinde olması nedeniyle satış bedelinden pay ayrılması için ayrıca takip yapılmasına gerek olmadığını, taşınmaz üzerinde müvekkil banka lehine 1. derece limit ipoteği bulunduğunu, bu nedenle 25.12.2014 günlü sıra cetvelinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile yeniden sıra cetveli düzenlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan vekili, şikayetçinin, alacaklarının sıra cetvelinde hiç yer almadığı iddiasıyla sıra cetvelinin iptalini talep ettiğini, bu nedenle genel mahkemelerin görevli olduğunu, kredi kartlarından ve bireysel kredilerden doğan bu alacakları için icra takibi yapılmadığından bu alacakların sıra cetvelinde yer almamasının yasalara uygun olduğunu, şikayetin haksız olduğunu savunarak, şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; şikayetçi tarafça şikayet dışı borçlu H.....hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlatıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu adına kayıtlı taşınmazın 10.12.2014 tarihinde açık arttırma yoluyla satıldığı, icra müdürlüğünce satış bedelinin şikayetçi ipotek alacaklısı ile şikayet olunan vergi dairesi arasında paylaştırıldığı, takibe dayanak 08.10.2010 tarih 16724 yevmiye sayılı ipotek akit tablosu incelendiğinde söz konusu ipoteğin 190.000,00 TL bedelli ve üst sınır ipoteği olduğu, takip konusu alacak miktarının 41.465,14 TL olduğu, satış tarihi itibariyle alacak miktarının 53.425,42 TL 'ye ulaştığı, söz konusu satış bedelinden kalan miktarın ise yani paylaşıma konu miktarın ise 130.746,00 TL olduğu, bu miktarın 53.425,42 TL'sinin şikayetçi ipotek alacaklısına, kalan 77.302,58 TL'sinin ise 2. sırada haczi bulunan şikayet olunana ödenmesine karar verildiği, üst sınır ipoteğinde limit dahilinde şikayetçi bankanın kalan asıl alacakları ve fer'ileri toplamı için ayrı bir icra takibi yapıp haciz koydurmasına gerek kalmaksızın alacağının ilk sırada ödenmesinin mümkün bulunduğu, bu nedenle icra müdürlüğünün 25.12.2014 günlü sıra cetvelindeki gerekçesinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle, şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, şikayet olunan vekili temyiz etmiştir.
Şikayet, şikayetçi bankanın kredi kartı ve bireysel krediden kaynaklanan alacağının üst sınır ipoteği kapsamında kaldığı iddiasıyla sıra cetvelinin iptaline ilişkindir.
Borçluya ait mahcuz satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline itiraz, alacağın esas ve miktarına ya da bununla birlikte sıraya yönelikse dava yoluyla genel mahkemede (İİK’nın m.142/1), itiraz sadece sıraya yönelikse şikayet yoluyla icra mahkemesinde (İİK’nın m. 142/son) ileri sürülmelidir.
Dairemizin 16.09.2014 tarih ve 5836 E., 5652 K; 10.12.2014 tarih ve 10197 E., 8047K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere;
Öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.
İpotek ile sağlanan amaç alacağa teminat sağlamaktır. İpotek, rehni verenle alacaklı arasında yapılacak resmi senede dayanır. Rehin hakkı, ayni hak olarak bu senede dayanılarak tapu kütüğüne yapılacak tescille doğar. Doğmuş bir alacağı teminat altına almak için kurulan ipotek kesin borç ipoteğidir. İlerde doğacak ve doğması muhtemel alacaklar için kurulan ipotek ise üst limit ipoteğidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 881/1. maddesi hükmüne göre; “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.” Aynı Kanun’un 851/1. maddesi gereğince, “ Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.”
Kesin borç ve üst sınır ipoteği ayrımı, ipotekle alacak arasındaki ilişkinin yoğunluğu esas alınmak suretiyle yapılmıştır. İpotek tesis edilirken alacağın miktarının belirli ve borcun mevcut olması kaydıyla ipotek miktarı dışında faiz ve takip giderlerinin de rehin teminatından yararlanacağının öngörülmüş olması halinde, tarafların anapara ipoteği kurmak istedikleri kabul edilebilir. Rehin sözleşmesinde ipoteğin alacağa bağlı olarak limitli tesis edildiği hallerde üst sınır ipoteği olduğu kabul edilmelidir. İpoteğin kesin borç veya üst sınır ipoteği olması yapılacak takibin türü bakımından önem taşımaktadır.
Kesin borç ipoteğinde temel ilişkiden (borç ilişkisinden) doğan bir alacak teminat altına alınmaktadır. Temel borç ilişkisinin geçersiz olması nedeniyle alacak doğmamışsa yapılan tescil görünürde alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmaz. Rehin sözleşmesinde temel borç ilişkisinin gösterilmesi geçerlilik şartı olmamakla beraber hangi alacak için rehin kurulduğunun ispatını kolaylaştırır. Paraya çevirme anında geçerli bir alacağın varlığı rehin hakkının kullanılması için zorunludur. Alacak mevcut değilse, tescil edilmiş ipotek alacaklı için güvence oluşturmaz. Bu halde hakkın kullanılmasında ipoteğin alacağa bağlılığı mutlaktır.
Üst sınır ipoteği, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiği için bu belirsizliğin ileride getireceği sorunları önlemek amacıyla taşınmazın bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir. İşte bu nedenledir ki ileride vücut bulacak ana borç ile buna eklenecek faiz, icra takip giderleri ile yanlarca kararlaştırılan diğer fer'ileri, yani TMK'nın 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan toplam borç miktarı, bu tür ipotekte tarafların ipotek tesis edilirken rızaları ile tespit edilen bu limiti aşması mümkün değildir. Bu özellik üst sınır ipoteğini kesin borç ipoteğinden ayıran önemli bir unsur olmaktadır. Zira, kesin borç ipoteğinde ipotek akit tablosunda belirtilen ana alacaktan başka TMK'nın 875. maddesi uyarınca takip giderleri ile faiz ve diğer fer'ileri de teminat kapsamına girmektedir. Üst sınır ipoteğindeki bu ana ilke başlangıçta belirli olmayan bir borca giren ve taşınmazında alacaklı lehine ipotek tesis ettiren borçlu veya borçlu lehine ipotek veren üçüncü kişiler bakımından önem taşıdığı gibi tapu sicilinde kayıtlı ipotek limitine itibar ederek aynı taşınmazda alacakları için ipotek tesis ettirecek üçüncü kişiler yönünden de tapu sicilindeki kayda itibar edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. (YHGK'nın 22.02.2012 tarih ve 12-778 E., 94 K. sayılı ilamı bu yöndedir.)
İpotek akit tablosunda limit miktarı saptandıktan sonra, "bu meblağa ilaveten ve ayrıca" ibareleri ile ipoteğin kapsamını genişleten kayıtların eklenmesinin, üst sınır ipoteği olarak tesis edilen ipoteğin türünü anapara ipoteğine dönüştürmesi mümkün değildir.
Zira, TMK'nın emredici nitelikteki 851, 881, 875 ve 876. maddeleri hükümlerini bertaraf etmeye yönelik bu kayıtların hukuki sonuç doğurmaları kabul edilemez. (YHGK'nın 24.05.1989 tarih ve 111-294 E., 378 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Bu husus, üst sınır ipoteği yönünden kamu düzenine ilişkin olup, süresiz şikayete tabidir ve icra mahkemesince kendiliğinden nazara alınmalıdır. “İpotek kesin borç ipoteği ise, itiraz, süresi içinde olmadığından süre yönünden reddi, üst sınır ipoteği ise kamu düzeni ile ilgisi olması nedeni ile itiraz ve şikayetin süreye bağlı olmadan incelenmesi gerekir” 12.HD. 04.05.1992, 11390 E, 6000 K. (Kuru, İcra, C.3, s.2427 dn95d). Diğer anlatımla, bu ve 12. HD. 26.11.1999, 13828/15115; 12.HD. 09.11.1999, 13025/13863; 12. HD. 01.11.1999, 13412/13233; 12.HD. 22.10.1999, 11726/12747; 12.HD. 22.05.1997, 5095/5972 sayılı ilamlarında, borçlunun 7 gün içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olması halinde dahi, icra dairesinin, sıra cetvelini düzenlerken, takibin alacağın tamamı üzerinden kesinleşmiş olmasına rağmen, sıra cetvelinde takip alacaklısının alacağını yalnız, ipotek limiti içinde kalan miktar kadar nazara alınması gerektiğine karar verilmiştir. “Azami limitli ipoteklerde MK.nın 790. maddesinin hükümleri geniş anlamda uygulanamaz ve ipotek veren üçüncü şahısların sorumlulukları azami ipotek miktarı ile sınırlı olur. Teminat ipoteği veren üçüncü kişinin takibe itiraz etmemesi halinde dahi, başka alacaklıların menfaatlerinin muhtel olabileceği durumlarda derece kararının tanzimi sırasında azami limit miktarının nazara alınması gerekir”. 12.HD.10.03.1987, 648/3326(Uyar, Rehnin Paraya Çevrilmesi, s.296). Kuru ise icra memurunun bu tür bir yetkisi olmadığı, buna sıra cetveline karşı itiraz biçiminde varsa diğer alacaklıların itiraz edebileceği görüşündedir. (Age. sh. 2431) İİK.m.45 gibi üst sınır ipoteğinin kapsamını icra memuru kendiliğinden nazara alabilmelidir. Bu maddi hukuk bakımından bir araştırmayı da gerektirmemekte, takip talebine eklenen resmi senetten anlaşılabilmektedir. Nitekim kambiyo senetlerine özgü takipte de icra memuru bu senedin kambiyo senedi olup olmadığını araştırmaktadır.(Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Bankacılar Dergisi, 33. Sayı, 2000 yılı, sh 50).
Öte yandan, üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak için alacaklı tarafından ayrıca takip yapılarak haciz konulmadığı sürece, üst sınır limitinden fazla pay ayrılamaz. Diğer anlatımla, üst sınırı aşan alacaklar, teminattan faydalanmazlar ve adi alacak olarak kalırlar. (Yargıtay 19. H.D.'nin 29.03.2001 tarih ve 1115 E., 2301 K; 14.02.2002 tarih ve 7426 E., 1131 K. sayılı sayılı ilamları bu yöndedir. Ayrıca Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, 2. Baskı, 2013, sh. 988) Yargıtay 19. H.D.'nin 10.11.2005 tarih ve 5720 E., 11011 K; 27.01.2006 tarih ve 9141 E., 581 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, üst sınır ipotek limitine kadar olan alacak ve fer'ileri toplamı için ayrı bir takibe ve hacze gerek bulunmamaktadır.
Somut olayda, şikayetçi tarafın üst sınır ipoteği limiti kapsamında kendisine pay ayrılmadığına dair istemi, icra müdürünün paylaştırma yapılırken alacağın hesaplanmasına ilişkin takip hukuku kurallarını yanlış uygulamasına yönelik olup; şikayet olunan alacağının hiç ya da gösterilen miktarda bulunmadığına yönelik olmadığından, itiraz alacağın doğumuna ve esasına yönelik değildir. İpoteğin bir üst limit ipoteği olup olmadığını belirlemek İcra Mahkemesi'nin görevine girmektedir. Diğer anlatımla şikayetçinin, kendisine ipotek limitinden daha az pay ayrıldığı iddiasına dayalı bu itirazı üzerine, mahkemece ipoteğin kapsamının incelenmesi gerekeceğinden bu itiraz, alacağın doğumuna ve miktarına değil, sıraya yönelik olup, icra mahkemesi görevlidir. Bu nedenlerle, mahkemece şikayet olunanın görev itirazı hususunda herhangi bir karar verilmemiş ise de, görevli olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın esasının incelenmesi doğru olmuştur.
Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan İcra Mahkemesi kararının İİK’nın 366. maddesi uyarınca ONANMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,12.10. 2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1717 E., 2015/895 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TMK' nın 851.maddesinden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir.
Hukuk Genel Kurulu 2013/1717 E. , 2015/895 K.
* KREDİ SÖZLEŞMESİNDEKİ KEFALET İMZASININ İNKARI
* İCRA MAHKEMESİNİN İMZA İNKARINDA İNCELEME YETKİSİ
* MÜŞTEREK BORÇLU MÜTESELSİL KEFİL ALEYHİNE İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ
* ANA PARA - ÜST SINIR İPOTEĞİ
* TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 23
* TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 851
* TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 881
* TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 882
* TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 887
* TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 889
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 68
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 149
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 150
* BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 20
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki "takibin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 5.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.05.2012 gün ve 2012/58 E.-2012/360 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı-alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 23.11.2012 gün ve 2012/10087 E.-2012/11077 K. sayılı ilamı ile;
(...İİK.nun 150/ı maddesinde "borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrı nakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti İcra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149.madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle tetkik merciine şikayette bulunma hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikayeti reddedilir..." Bu nedenle hesap özetine itiraz edilmesi halinde, gönderilen icra emrinin iptaline karar verilemez. Ancak madde hükmü gereğince icra mahkemesince inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilir.
Somut olayda; borçlular vekili tarafından ihtarnameye itiraz edildiği, “kullanılmış olan kredilerden bir kısmında müvekkilin imzası ve rızası bulunmamakla kullanılmıştır” denilerek borca itirazda bulunulduğu, aynı itirazların 22.01.2010 tarihinde keşide edilen ihtarnameye cevapta da beyan edildiği anlaşıldığından, mahkemece bilirkişi aracılığı ile (gerektiğinde imza incelemesi de yapılmak suretiyle) İİK.nun 68/b maddesi koşullarında inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken açıklanan madde hükümlerine aykırı biçimde yazılı gerekçelerle sonuca gidilmesi isabetsizdir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, takibin iptali istemine ilişkindir.
Davacı/borçlu, takibe konu borcun davalı banka ile akdedilen genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılmış olan krediler ve müvekkili A.. F.. tarafından bu kredilerin teminatı olarak verilen ipoteğe dayandığını, bu kredilerin ödenmemesi nedeniyle gönderilen ihtarnamaye itiraz edildiğini, kullanılmış olan kredi sözleşmelerinin ve dekontların bir kısmında müvekkilinin imzasının ve rızasının bulunmadığını, bankaya yapılan müracaat ile gerçek borç miktarının çıkarılmasının istenmesine karşın cevap verilmeyerek icra takibine girişildiğini, takibe konu borcu ve tüm ferilerini kabul etmediklerinden öncelikle takibin durdurulmasına, imza ve bilirkişi incelemesi yapılmasına, takibin ve ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı banka vekili; kredi sözleşmesinin teminatını sağlamak için kullandırılan kredinin müşterek borçlusu ve müteselsil kefili davacı A.. F..'ın maliki olduğu 25324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 8 numaralı bağımsız bölüm üzerine birinci derecede 600.000,00 TL bedelle ipotek tesis edildiğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine 20.01.2010 tarihli ihtarname ile tüm kredi hesaplarının muaccel hale geldiğini, toplam 321.034,43 TL alacağın tahsili amacıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe başlandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; imzası inkar edilen kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarının İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığı ve ayrıca ipotek akit tablosu da kayıtsız şartsız borç ikrarını içermediğinden borçlulara icra emri tebliğinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiştir.
Davalı/alacaklı yanın temyizi üzerine karar Özel Dairece; yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece önceki gerekçe tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı-alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nın 150/ı maddesi ile borçlunun hesap kat ihtarına itiraz ettiğini belirterek icra emrine karşı şikayette bulunulması durumunda alacaklı bankanın İİK'nın 68/b maddesi gereğince alacağını diğer belgelerle kanıtlama imkanı getirilmiş ise de icra emrine dayanak kredi sözleşmelerindeki imzanın inkar edilmesi halinde İİK'nın 68/b maddesi gereğince icra mahkemesi tarafından imza incelemesi yaptırılıp yaptırılamayacağı, borçlulara icra emri gönderilip gönderilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.
Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanun'un 881- 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032).
İpotek, güvence miktarının belirleniş tarzından ve kaynağından (hukukî sebebinden) hareketle sınıflandırılabilir. Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağına göre ise, iradî ipotek ve kanunî ipotek olmak üzere iki tür ipotekten bahsedebiliriz. Kanunî ipotek de kendi içerisinde, doğrudan doğruya kanundan doğan ipotek hakları ve dolayısıyla kanundan doğan ipotek hakları şeklinde ikiye ayrılmaktadır (Mehmet Ayan, Eşya Hukuku, C.III, Sınırlı Ayni Haklar, 2.Baskı, 2001, s. 183; Jale G.Akipek/Turgut Akıntürk, s. 792; İlhan Helvacı, Sözleşmeden Doğan İpotek, 2008, s. 4).
Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, güvence altına alacağı alacak açısından geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yukarıda da belirtildiği üzere, şarta bağlı veya şartsız, belirli veya belirsiz her türlü alacağın, hatta ilerde doğacak veya doğması yalnız imkân dâhilinde olan alacakların dahi ipotekle güvence altına alınması mümkündür. Bununla birlikte, borçlunun doğmuş ve doğacak bütün borçlarının ipotekle güvence altına alınması mümkün değildir. Borçlunun ekonomik özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlanıyor olması nedeniyle bu tür taahhütler, kişilik haklarına aykırılık nedeniyle geçerli kabul edilmemektedir (TMK. m. 23, BK. m. 20) (Akipek/Akıntürk s. 756; Helvacı, s. 6, dn. 9).
Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK. m. 851'de "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir.
TMK' nın 851.maddesinden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (Bülent Köprülü/Selim Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay- Özdemir, Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Nuşin Ayiter, Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, s. 757; Mustafa Dural, Eşya Hukuku Dersleri, 1981, s. 136; Ayan, s. 136; HGK. 24.05.1989, E. 11294/ K. 378, (YKD. S. l, 1990, s. 11).
İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Şeref Ertaş/İlknur Serdar/Damla Gürpınar, Eşya Hukuku, 2008, s. 538).
Anapara ipoteği, mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulur. Bu tür alacaklar için anapara ipoteği kurulması hâlinde, güvence altına alınan alacağın gerçek miktarı tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, tapudaki kayıt sadece borçlanılan sermayenin gerçek miktarını temsil eder (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720). Ancak, anılan ipotek türünde rehin yükünün kapsamı, tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarı ile sınırlı değildir. Medenî Kanun'un 875 ve 876. maddelerinde sayılan yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır.
İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (Köprülü/Kaneti, s. 287; Akipek, s. 192; Ayan, s.136).
Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720; Köprülü/Kaneti, s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, s.967- 968; Ayan, s. 136).
Bununla birlikte, miktarı belirli bir alacak için de üst sınır ipoteğinin kurulmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle taraflar, anapara ipoteği ile güvence altına alabilecekleri miktarı belirli bir alacağı da üst sınır ipoteği ile güvence altına alabilirler. Bu durumda, miktarı belirli bir alacak için kurulmuş ipoteğin, anapara ipoteği mi yoksa üst sınır ipoteği mi olduğu sorunu ortaya çıkabilir. Sorunun çözümünde, tarafların ipotek sözleşmesinde kullanmış oldukları ibarelerden ve tarafların iradelerinin yorumlanmasına yardımcı nesnel ölçütlerden (faiz şartı gibi) yararlanılabilir. Tarafların iradelerinin açık olmaması hâlinde ipoteğin çeşidi güvence altına alınan alacağın miktarının belirli olup olmamasından hareketle belirlenmelidir (Atilla Altop, Anapara İpoteği- Limit (Üst Sınır) İpoteği Ayrımının Uygulamaya Yansıyan Sonuçları, 1999-2000, s. 37, 38).
Uyuşmazlığın çözümü için bu aşamada ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin yasal düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin belirtilmesinde yarar bulunmaktadır:
Borç ödenmediğinde alacaklı rehni paraya çevirerek alacağını elde eder. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip" başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır.
İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İİK’nun 149.maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3.maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İİK'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde;
"İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir.
Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte üst sınır ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak;
a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149.maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3.maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır.
b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir.
Bütün bu hususlar ve yasal düzenlemeler öğretide de kabul edilip, savunulmaktadır (Bkz. C. Weland, İsmail Hakkı Tercümesi, Kanunu Medenide Ayni Haklar, İsviçre MK. 794.madde Şerhi; F. H. Saymen- M. K. Elbir, Türk Eşya Hukuku Dersleri, İstanbul, 1963 s. 533; B. Davran, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul, 1972, s. 23; Jale G.Akipek, Türk Eşya Hukuku, 3.Kitap, Ankara, 1972, s. 193; Gürsoy/Eren/Cansel, s. 1028 vd.; Köprülü/Kaneti, s. 288; Oğuzman/Seliçi/Oktay- Özdemir, s. 728- 729; Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, 2004, s. 863).
Bu genel açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı/alacaklı banka tarafından Kredi Genel Sözleşmeleri ile kredi müşterisi olan ve hakkındaki dava tefrik edilen D.. Ltd. Şti'ne kullandırılan veya kullandırılacak olan kredilerden ya da her türlü sebepten doğmuş ve doğacak borçların teminatı olarak 31.01.2007 tarihinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil A.. F..'ın maliki olduğu 25324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 8 numaralı mesken nitelikli, bağımsız bölüm üzerinde 600.000,00 TL bedelle alacaklı T.V..Bankası TAO lehine 1.derecede, %45 değişken faizli, fekki bildirilinceye kadar hüküm ifade etmek üzere ipotek resmi senedi düzenlenmiştir. Düzenlenen ipoteğin üst sınır ipoteği olduğu ve kayıtsız şartsız bir borç ikrarını içermediği hususunda Özel Daire ile mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davacı/borçlu, davalı banka tarafından gönderilen hesap kat ihtarı ve hesap özetlerini içeren ihtarnameye süresi içinde itiraz etmiştir.Davacı/borçlu itirazında, kullanılmış olan kredilerin bir kısmında şirket yetkilisinin imzasının ve rızasının olmadığını belirtmiştir. Davalı/alacaklı banka, davacı /borçlu aleyhine 26.03.2010 tarihinde takip başlatmış olup davacı/borçluya “İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte İcra Emri” gönderilmiştir. İcra emrinin 11.01.2012 tarihinde davacı/borçluya tebliğ edilmesi üzerine görülmekte olan dava ile 18.01.2012 tarihinde takibin iptali istenmiştir. Davacı/borçlu hesap kat ihtarına süresi içinde itiraz ettiğinden gönderilen icra emrine karşı şikayet yoluna başvurmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken İİK'nın 150/ı maddesi
"Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149 uncu madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki, krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle icra mahkemesine şikayette bulunmak hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikayeti reddedilir. İcra mahkemesinde yapılan inceleme sırasında, borçlu, borcun sona erdiğine veya ertelendiğine ilişkin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunmadıkça takibin durdurulmasına karar verilemez. Hesap özetinin, tazmin talebinin veya ihtarın ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişiye tebliğ edilmesi veya tebliğ edilmiş sayılması Türk Medeni Kanununun 887 nci maddesinde öngörülen ödeme istemi yerine geçer.”
hükmünü haizdir.
Anılan madde hükmü uyarınca, kredi sözleşmesi nedeniyle hesap özeti ve ihtarname tebliğ edilen davacı/borçlunun İİK'nın 150/ı maddesi gereğince gönderilen icra emrine karşı şikayeti vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayeti reddedilmelidir.
Davacı/ borçlu bir kısım kredi sözleşmeleri ve dekontlardaki imzalarına itiraz etmiştir.
İİK'nun 68/b/III maddesi hükmü gereğince kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve krediyi kullandıran tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar bu Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılırlar. İİK'nın 150/ı maddesinde düzenlenen bu şikayet hakkının teknik anlamda bir şikayet olmadığı, borca itiraz niteliğinde olduğu görüşü savunulmaktadır (Arslan Ramazan,İcra ve İflas Kanunun 68/b ve 150/ı Maddelerinde Düzenlenen Kuralların Uygulanmasında Ortaya Çıkan Sorunlar, Türkiye Bankalar Birliği Dergisi, Yıl.9, syf:76,1998.,aynı görüşte, Erdal Tercan,İpoteğin Paraya Çevrilmesinde Kredi Kurumlarının Özel Durumu Batıder C.XVII,s.4,s:75-100) .
Bu durumda, icra mahkemesinde İİK'nın 68/1.maddesinde belirtilen belgelerden sayılan kredi sözleşmelerindeki imzalara itiraz edilmesi halinde icra mahkemesi tarafından imza incelemesi yapılamayacağından mahkemece, davacı/borçlunun kısmi itirazı gözetilerek davalı bankaya alacağını İİK'nın 68/b maddesindeki belgelerle kanıtlama imkanı tanınmak suretiyle, bilirkişi incelemesi yapılarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurmak gerektiğinden Özel Daire kararında parantez içinde gösterilen "(gerektiğinde imza incelemesi de yapılmak suretiyle)" kısmının ilamdan çıkarılması gerekmiştir.
Bu nedenle direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır,
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 04.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/5836 E., 2014/5652 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana 5. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Zira, TMK'nın emredici nitelikteki 851, 881, 875 ve 876. maddeleri hükümlerini bertaraf etmeye yönelik bu kayıtların hukuki sonuç doğurmaları kabul edilemez.
23. Hukuk Dairesi 2014/5836 E. , 2014/5652 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana 5. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 01/10/2013
NUMARASI : 2013/418-2013/602
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Şikayetçi vekili, Adana 4. İcra Müdürlüğü'nün borçlusu şikayet olunan Ü.. A.. olan 2012/8417 Esas sayılı takip dosyasında düzenlenen 26.06.2013 tarihli sıra cetveline esas taşınmazda müvekkilinin 300.000,00 TL limitli ipoteği olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine borçlu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlattıklarını, taşınmazın 167.000,00 TL'ye satıldığını, ipotek bedelinin ödenmesinden sonra bakiyenin yine aynı borçlu aleyhine genel haciz yoluyla başlattıkları 2012/12796 Esas sayılı takip dosyasına ödenmesi yolundaki taleplerinin reddi ile bakiye için düzenlenen sıra cetvelinde sadece diğer şikayet olunanlara pay ayrılmasının yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir.
Şikayet olunan Ü.. A.., şikayete cevap vermemiştir.
Diğer şikayet olunanlar vekilleri, şikayetçinin genel haciz yoluyla yaptığı takipte konulmuş bir haczi olmadığını, ipoteğe konu alacağını aldığını, sıra cetvelindeki paylaştırmanın yasaya uygun olduğunu savunarak, şikayetin reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; şikayetçinin genel haciz yoluyla yaptığı icra takibinde bedeli paylaşıma konu taşınmazın kaydına haciz konulmadığı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yaptığı takipte ipotek bedelinin ödenmiş olması ve şikayet olunanların taşınmaz üzerindeki hacizlerine göre sıra cetvelinin yasaya uygun olduğu, şikayet eden banka ile kredi borçlusu arasında düzenlenen sözleşme hükmünün tahsil edilen paranın kendisine öncelikli ödenmesini gerektirmeyeceği gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir.
Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.
Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.
Adana 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/9966 sayılı dosyasında, alacaklı,Y.. A.. vekili tarafından ferileri ile birlikte 106.057,19 TL 'nın tahsili istemi ile borçlu Ü.. A.. aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmış, icra emri 12.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, ipotekli taşınmaz Erdemli İcra Müdürlüğü'nün 2012/1105 Tal. sayılı dosyasında 167.000,00 TL'ye ihale edilmiş, ipotek alacaklısına 131.455,40 TL ödeme yapılmış, kalan 30.735,00 TL, sıra cetveli yapılmak üzere Adana 4. İcra Müdürlüğünün 2012/8417 sayılı dosyasına aktarılmış, düzenlenen sıra cetveli şikayete konu edilmiştir.
Şikayetçi Bankanın alacağının dayanağını oluşturan 23.06.2010 tarih ve 9833 yevmiye numaralı ipotek akit tablosunda "taraflar arasındaki anlaşmaya göre Bankalar Kanunu'nun izin verdiği konularda Y.. A...'nin gerek yurt içinde gerekse yurtdışındaki tüm şubeleri tarafından adı geçen lehine açılmış ve açılacak konut finansmanı kredileri, tüketici kredileri ve her türlü krediler nedeniyle adı geçenin alacaklı bankaya doğmuş ve doğacak tüm borçlarından 300.000,00 TL'sına kadar olan kısmı ile bu meblağa ilaveten ve ayrıca bu borçlarla ilgili olarak taahhütnamelerde belirtilen akdi faizler ile temerrüd faizlerini ve bunların gider vergilerini, komisyonlar ile kredi sözleşmelerinden doğan her türlü masrafları, icra takip ve yargılama giderlerini, yasal avukatlık ücretini ve bunun gider vergisinin tahsilini teminen aşağıda dökümü bulunan taşınmaz malımızı, müştemilatı, mütemmim cüzü ile halen mevcut ve ileride olabilecek teferruatları da kapsayacak şekilde bankaya teminat olarak 1. derecede (boş ve serbest dereceden istifade kaydıyla ) ve fekki bankadan bildirilinceye kadar ipotek etmeyi kabul ediyorum. İpoteğin boş ve serbest kalan dereceye çıkartılması işleminin kabul edilen şart gereğince yazılı beyan ve talebe gerek olmaksızın re'sen yapılmasını kabul ederim "şerhi ile ipotek konulmuştur.
Öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.
İpotek ile sağlanan amaç alacağa teminat sağlamaktır. İpotek, rehni verenle alacaklı arasında yapılacak resmi senede dayanır. Rehin hakkı, ayni hak olarak bu senede dayanılarak tapu kütüğüne yapılacak tescille doğar. Doğmuş bir alacağı teminat altına almak için kurulan ipotek kesin borç ipoteğidir. İlerde doğacak ve doğması muhtemel alacaklar için kurulan ipotek ise üst limit ipoteğidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 881/1. maddesi hükmüne göre; “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.” Aynı Kanun’un 851/1. maddesi gereğince, “ Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.”
Kesin borç ve üst sınır ipoteği ayrımı, ipotekle alacak arasındaki ilişkinin yoğunluğu esas alınmak suretiyle yapılmıştır. İpotek tesis edilirken alacağın miktarının belirli ve borcun mevcut olması kaydıyla ipotek miktarı dışında faiz ve takip giderlerinin de rehin teminatından yararlanacağının öngörülmüş olması halinde, tarafların anapara ipoteği kurmak istedikleri kabul edilebilir. Rehin sözleşmesinde ipoteğin alacağa bağlı olarak limitli tesis edildiği hallerde üst sınır ipoteği olduğu kabul edilmelidir. İpoteğin kesin borç veya üst sınır ipoteği olması yapılacak takibin türü bakımından önem taşımaktadır.
Kesin borç ipoteğinde temel ilişkiden(borç ilişkisinden ) doğan bir alacak teminat altına alınmaktadır. Temel borç ilişkisinin geçersiz olması nedeniyle alacak doğmamışsa yapılan tescil görünürde alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmaz. Rehin sözleşmesinde temel borç ilişkisinin gösterilmesi geçerlilik şartı olmamakla beraber hangi alacak için rehin kurulduğunun ispatını kolaylaştırır. Paraya çevirme anında geçerli bir alacağın varlığı rehin hakkının kullanılması için zorunludur. Alacak mevcut değilse, tescil edilmiş ipotek alacaklı için güvence oluşturmaz. Bu halde hakkın kullanılmasında ipoteğin alacağa bağlılığı mutlaktır.
Üst sınır ipoteği, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiği için bu belirsizliğin ileride getireceği sorunları önlemek amacıyla taşınmazın bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir. İşte bu nedenledir ki ileride vücut bulacak ana borç ile buna eklenecek faiz, icra takip giderleri ile yanlarca kararlaştırılan diğer ferileri, yani TMK.nun 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan toplam borç miktarı, bu tür ipotekte tarafların ipotek tesis edilirken rızaları ile tespit edilen bu limiti aşması mümkün değildir. Bu özellik üst sınır ipoteğini kesin borç ipoteğinden ayıran önemli bir unsur olmaktadır. Zira, kesin borç ipoteğinde ipotek akit tablosunda belirtilen ana alacaktan başka TMK.nun 875. maddesi uyarınca takip giderleri ile faiz ve diğer fer'ileri de teminat kapsamına girmektedir. Üst sınır ipoteğindeki bu ana ilke başlangıçta belirli olmayan bir borca giren ve taşınmazında alacaklı lehine ipotek tesis ettiren borçlu veya borçlu lehine ipotek veren üçüncü kişiler bakımından önem taşıdığı gibi tapu sicilinde kayıtlı ipotek limitine itibar ederek aynı taşınmazda alacakları için ipotek tesis ettirecek üçüncü kişiler yönünden de tapu sicilindeki kayda itibar edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. (YHGK'nın 22.02.2012 tarih ve 12-778 E., 94 K. sayılı ilamı bu yöndedir.)
Somut olayda, ipotek akit tablosundaki açıklamalardan ipotek işleminin doğmuş ve doğacak tüm borçlar için limit belirtilmek suretiyle üst sınır ipoteği olarak tesis edildiği anlaşılmaktadır. İpotek akit tablosunda limit miktarı saptandıktan sonra, "bu meblağa ilaveten ve ayrıca" ibareleri ile ipoteğin kapsamını genişleten kayıtların eklenmesinin, üst sınır ipoteği olarak tesis edilen ipoteğin türünü anapara ipoteğine dönüştürmesi mümkün değildir. Zira, TMK'nın emredici nitelikteki 851, 881, 875 ve 876. maddeleri hükümlerini bertaraf etmeye yönelik bu kayıtların hukuki sonuç doğurmaları kabul edilemez. (YHGK'nın 24.05.1989 tarih ve 111-294 E., 378 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Bu husus, üst sınır ipoteği yönünden kamu düzenine ilişkin olup, süresiz şikayete tabidir ve icra mahkemesince kendiliğinden nazara alınmalıdır. “İpotek kesin borç ipoteği ise, itiraz, süresi içinde olmadığından süre yönünden reddi, üst sınır ipoteği ise kamu düzeni ile ilgisi olması nedeni ile itiraz ve şikayetin süreye bağlı olmadan incelenmesi gerekir” 12.HD. 04.05.1992, 11390 E, 6000 K. (Kuru, İcra, C.3, s.2427 dn95d). Diğer anlatımla, bu ve 12. HD. 26.11.1999, 13828/15115; 12.HD. 09.11.1999, 13025/13863; 12. HD. 01.11.1999, 13412/13233; 12.HD. 22.10.1999, 11726/12747; 12.HD. 22.05.1997, 5095/5972 sayılı ilamlarında, borçlunun 7 gün içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olması halinde dahi, icra dairesinin, sıra cetvelini düzenlerken, takibin alacağın tamamı üzerinden kesinleşmiş olmasına rağmen, sıra cetvelinde takip alacaklısının alacağını yalnız, ipotek limiti içinde kalan miktar kadar nazara alınması gerektiğine karar verilmiştir. “Azami limitli ipoteklerde MK.nın 790. maddesinin hükümleri geniş anlamda uygulanamaz ve ipotek veren üçüncü şahısların sorumlulukları azami ipotek miktarı ile sınırlı olur. Teminat ipoteği veren üçüncü kişinin takibe itiraz etmemesi halinde dahi, başka alacaklıların menfaatlerinin muhtel olabileceği durumlarda derece kararının tanzimi sırasında azami limit miktarının nazara alınması gerekir”. 12.HD.10.03.1987, 648/3326(Uyar, Rehnin Paraya Çevrilmesi, s.296). Kuru ise icra memurunun bu tür bir yetkisi olmadığı, buna sıra cetveline karşı itiraz biçiminde varsa diğer alacaklıların itiraz edebileceği görüşündedir. (Age. sh. 2431) İİK.m.45 gibi üst sınır ipoteğinin kapsamını icra memuru kendiliğinden nazara alabilmelidir. Bu maddi hukuk bakımından bir araştırmayı da gerektirmemekte, takip talebine eklenen resmi senetten anlaşılabilmektedir. Nitekim kambiyo senetlerine özgü takipte de icra memuru bu senedin kambiyo senedi olup olmadığını araştırmaktadır.(Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Bankacılar Dergisi, 33. Sayı, 2000 yılı, sh 50). Diğer yandan, üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak için alacaklı tarafından ayrıca takip yapılarak haciz konulmadığı sürece, üst sınır limitinden fazla pay ayrılamaz. Diğer anlatımla, üst sınırı aşan alacaklar, teminattan faydalanmazlar ve adi alacak olarak kalırlar. (Yargıtay 19. H.D.'nin 29.03.2001 tarih ve 1115 E., 2301 K; 14.02.2002 tarih ve 7426 E., 1131 K. sayılı sayılı ilamları bu yöndedir. Ayrıca Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, 2. Baskı, 2013, sh. 988) Mahkemenin gerekçesi, üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak miktarı için doğru bir gerekçe ise de, Yargıtay 19. H.D.'nin 10.11.2005 tarih ve 5720 E., 11011 K; 27.01.2006 tarih ve 9141 E., 581 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, üst sınır ipotek limitine kadar olan alacak ve fer'ileri toplamı için ayrı bir takibe ve hacze gerek bulunmamaktadır.
Yukarıda özetlenen ipotek akit tablosu uyarınca, şikayetçi bankanın Adana 3. İcra Müdürlüğü'nün 2012/12796 Esas sayılı dosyasına konu kredi kartından doğan asıl alacak ve fer'ileri toplamının üst sınır ipotek limiti içerisinde kalması koşuluyla ipotek teminatı kapsamında bulunduğu anlaşıldığından; Mahkemece, şikayetçi bankanın üst sınır ipotek limiti dahilinde kalan asıl alacakları ve fer'ileri toplamı için ayrı bir icra takibi yapıp haciz koydurmasına gerek kalmaksızın, alacağının ilk sırada ödenmesinin mümkün bulunduğunun kabulü ile borçlunun kredi kartı borcu ve fer'ileri toplamı bilirkişiye hesaplattırılıp, üst sınır ipotek limiti kapsamında kalan asıl alacak ve fer'ileri toplamı yönünden şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
8. Hukuk Dairesi, 2014/17381 E., 2014/18649 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK'nun 851 ve 881. maddelerinde ifadesini bulan muhtemel bir alacağın teminatı olarak tesis edilen üst sınır (limit) ipoteğinde, borcun ulaşacağı miktar belirsiz olduğundan taşınmazların ne miktar alacak için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosundaki limitle sınırl
8. Hukuk Dairesi 2014/17381 E. , 2014/18649 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının onanmasına dair 15.11.2013 tarih, 2013/6403 Esas, 2013/16778 Karar sayılı Daire ilâmının müddeti içinde tashihen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Sair karar düzeltme itirazları değil ise de;
... Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 08.07.2005 tarih ve 2511 yevmiye sayılı 400.000 YTL limitli teminat ipoteğine dayalı olarak, asıl borçlu Şirket ile ipotek veren ... aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip başlatılmıştır. 29.12.2009 tarihli ödeme emriyle 356.795,29 TL'nin faiziyle tahsili talep edilmiş, kesinleşen takipte, 16.09.2011 tarihinde taşınmazlar toplam 60.500,00 TL'ye ihale edilmiştir. Alacaklı vekilinin talebi üzerine, İcra Dairesi'nce ihale bedeli alacağı karşılamadığından İİK'nun 152. maddesi gereğince, 23.03.2012 tarihli ve 435.758,27 TL'lik rehin açığı belgesi düzenlenmiştir. Rehin açığı belgesinde asıl borçlu yanında ipotek veren de borçlu olarak gösterilmiştir.
Şikayet eden ... 15.10.2012 harç tarihli dilekçesinde; diğer şikayet nedenleri yanında takipte ipotek limitinin aşılamayacağı ve ipotek veren üçüncü kişi olarak hakkında rehin açığı belgesi düzenlenemeyeceği yönündeki şikayetlerini bildirmiş, Mahkemece, şikayetçinin malik sıfatı yanında ipotek akit tablosundaki kefaleti nedeniyle takip konusu borçtan tamamen sorumlu olduğu gerekçesiyle şikayetlerinin reddine karar verilmiştir.
TMK'nun 851 ve 881. maddelerinde ifadesini bulan muhtemel bir alacağın teminatı olarak tesis edilen üst sınır (limit) ipoteğinde, borcun ulaşacağı miktar belirsiz olduğundan taşınmazların ne miktar alacak için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosundaki limitle sınırlandırılmıştır. Bu şekilde kurulan ipotekte TMK'nun 875. maddesi gereğince ipoteğin alacaklıya sağladığı (güvence) teminat, ana borç, faiz, icra takip giderleri ve taraflarca kararlaştırılan eklentilerden oluşan toplam borç miktarıyla birlikte bu limiti aşamaz. (HGK. 24.05.1989 tarih 1989/11-294 Esas, 1989/378 Karar). Bu hükümler karşısında alacaklı limitle sınırlı olarak ipotekli takip yapabilir ve ipotek veren malik üçüncü kişinin sorumluluğu gayrimenkulün satılması ile sona erer.
İİK'nun 152. maddesinde ise; ipotekli taşınmaz satılıp da tutarı takip olunan alacağa yetmezse, alacaklıya bütün veya geri kalan alacağı için bir belge verilir. Bu rehin açığı belgesi ile borçlu aleyhine takip yapılabilir, rehin açığı belgesi borçtan şahsen (kefil veya müşterek borçlu olarak) sorumlu olmayan ipotek veren aleyhine düzenlenemez ve bu belge ile üçüncü şahıs ipotek veren aleyhine takip yapılamaz.
Takip konusu ipotek akit tablosu içeriğinde ''.. üçüncü şahıs müşterek borçlu ve müteselsil kefil malik ... ... '' ifadesinin yer aldığı, ancak hangi borcun müşterek borçlusu ve müteselsil kefili olduğu takipte açıkça belirlenip gösterilmediği, takibin sadece İİK'nun 150/ı kapsamına girmeyen cari hesap sözleşmelerine dayandığı, bu haliyle ...'un borçtan şahsen sorumlu olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirdiği, ipotek veren sıfatı dışında ipotekli takibin muhatabı olamayacağı ve bu nedenle de sorumluluğunun ipotekli taşınmazın satışı veya satış bedelinin ödenmesiyle son bulacağı, varsa başka sözleşme vs. delillere dayanılarak, müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu ispatlanmak suretiyle aleyhine genel haciz yolu ile takip yapılabileceği anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle şikayetçi hakkında rehin açığı belgesi düzenlenemeyeceğinden şikayetinin bu yönüyle kabulü ile İcra Mahkemesi kararının bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla karar düzelteme isteminin kısmen kabulü yoluna gidilmiştir.
SONUÇ: Şikayetçi vekilinin karar düzelteme isteminin kısmen kabulü ile Dairemiz'in, 15.11.2013 tarih ve 2013/6403 Esas 2013/16778 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
20.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Ticari faaliyetlerinde kullanmak üzere (Y) Bankasından kredi çeken (X) Anonim Şirketi'nin bu krediden doğmuş ve doğacak tüm borçlarının teminatını teşkil etmek üzere, şirketin ana ortağı (M), kendi üzerine kayıtlı bulunan taşınmaz üzerinde 550.000 TL'lik bir üst sınır (azami meblağ) ipoteği tesis etmiştir. (X) A.Ş.'nin borcunu ödememesi üzerine (Y) Bankası tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmış ve takip kesinleşmiştir. Takip sonunda, anapara, işlemiş faizler ve takip masrafları dahil olmak üzere toplam alacağın 650.000 TL olduğu anlaşılmıştır. Yapılan ihale sonucunda taşınmaz 800.000 TL'ye satıldığına göre, (Y) Bankası'nın satış bedelinden öncelikli olarak tahsil edebileceği miktar ve bu miktarı aşan alacağının hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Banka, anapara olan 400.000 TL ile birlikte takip masrafları ve son üç yıllık faiz alacağını tescildeki sınıra bakılmaksızın öncelikli olarak tahsil eder; kalan kısım adi alacaktır.
B) Taşınmaz maliki (M) borçtan şahsen sorumlu olmadığından, banka sadece taşınmazın satış bedeliyle sınırlı olarak alacağını alabilir ve 550.000 TL'lik üst sınırı aşan kısım için kimseden talepte bulunamaz.
C) Toplam borç (650.000 TL) tescil edilen üst sınırı (550.000 TL) aştığı için ipotek geçersiz hale gelir ve (Y) Bankası, diğer alacaklılarla birlikte sıraya girerek alacağını tahsil etmeye çalışır.
D) Banka, tescildeki üst sınır olan 550.000 TL'ye, icra takip masraflarını ve avukatlık ücretini de ekleyerek toplam 620.000 TL'yi öncelikli olarak tahsil etme hakkına sahiptir.
E) Banka, tapuda tescil edilen üst sınır olan 550.000 TL'yi alabilir; bu meblağı aşan 100.000 TL'lik kısım için ise asıl borçlu olan (X) A.Ş.'ye karşı adi alacaklı sıfatıyla takip yapabilir.