4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 884

Türk Medeni Kanunu 884. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 884- Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. Alacak, borcu ödeyen malike geçer. 3. İpotekten kurtarma a. Koşulları ve usulü

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/982 E., 2023/4218 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 127 nci, 596 ncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 884 üncü maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2023/982 E.  ,  2023/4218 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/350 Esas, 2020/669 Karar HÜKÜM : Kabul KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Davacı vekili Taraflar arasındaki rücuan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. (Asel A.Ş.) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin davalı Koç-Ak Temizlik Gıda Nak.ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin (Koç-Ak Ltd. Şti.) ortağı iken şirketin dava dışı bankalardan kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere taşınmazlarını ipotek verdiğini, kredi borcunun müvekkilinin ortak olduğu dönemde düzenli ödendiğini, müvekkilinin hissesini 19.10.2012 tarihli sözleşme ile davalı Asel A.Ş.'ye devrettiğini, sözleşmenin 6/1-h ve 6/2. bendine göre imza tarihinde bilançoda yer alan tüm aktif ve pasiflerin devredildiğini, kullanılan krediye ilişkin kayıtların şirket bilançolarında yer aldığını, kredi borçlarının ödenmemesi nedeniyle bankalarca yapılan ihtar üzerine müvekkilince davalı Asel A.Ş.'ye borçların ödenerek taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin kaldırılmasının ihtar edildiğini, ihtarnamenin sonuçsuz kalması üzerine müvekkilinin taşınmazlarının paraya çevrilmesini önlemek için dava dışı bankalara toplam 71.875,00 TL ödediğini, müvekkilinin 19.10.2012 tarihli sözleşme hükümlerine göre bankalara yapılan ödeme tutarında bankaların haklarına halef olduğunu ileri sürerek 71.875,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Asel A.Ş. vekili, müvekkilinin söz konusu şirket hisselerini yalnızca 6 ay süreyle elinde bulundurduğunu, ne şirketin borçlarından ne de kefilin rücu hakkından sorumlu tutulamayacağını, davacının Koç-Ak Ltd. Şti.'nin banka hesaplarından sürekli para çektiğini, şirketin borçlarını ödeyemez hale düştüğünü, müvekkilinin şirketi sürekli finanse ettiğini ve diğer davalı şirketten alacaklı olduğunu, sözleşmenin 6/2 nci maddesi uyarınca davacının Koç-Ak Ltd. Şti.’den alacaklı olduğunu taahhüt ettiğini, sözleşmenin 12 nci maddesi uyarınca da bu alacağını müvekkiline temlik ettiğini ancak şirket kayıtlarında davacının bu kadar alacaklı olmadığının anlaşıldığını, davacının müvekkilinden talep edebileceği bir tutar çıkması halinde ise müvekkilinin cari alacaklarının davacının olası alacaklarından takas/mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalı şirket davaya cevap vermemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Koç-Ak Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan 71.875,00 TL borcunun davacı tarafından ödendiği, bu alacağı anılan şirketten talep edebileceği, davalı Asel A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli sözleşmenin 12 nci maddesinde "Bununla birlikte satıcı işbu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında davalı Asel A.Ş.’nin de davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Asel A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Yargıtay Kararı Dairenin 03.11.2022 tarih, 2021/2233 E. ve 2022/7744 K. sayılı kararıyla davalı Asel A.Ş.’nin kredi sözleşmesi/sözleşmelerinden asıl borçlu, kefil ya da rehin veren sıfatıyla herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, davacı ile davalı Asel A.Ş. arasında kanundan kaynaklanan bir halefiyet ilişkisi bulunmadığından, davacının ödediği bedelleri halefiyet ilkesi gereğince davalı Asel A.Ş.’den talep etmesinin mümkün olmadığı, esasen davacının da davalı Asel A.Ş. yönünden davasını, taraflar arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesine dayandırdığı, davacının dava dışı bankalara şirket ortağı olması dolayısıyla değil, davalı Koç-Ak Ltd.Şti.'nin kullandığı kredilere dayanak kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması ya da bu kredi sözleşmelerine teminat olarak ipotek vermesi sebebiyle ödemede bulunduğu, davacının şirketteki hisselerinin devri ile kredi veren bankalara olan yükümlülüğünün devredilmediği, davacı ile davalı Asel A.Ş. arasında akdedilen sözleşmenin maddeleri irdelendiğinde davalı Asel A.Ş.'nin hisselerini devraldığı Koç-Ak Ltd.Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarını ödeyeceğine, bu borçları üstlendiğine ya da bu borçlara katıldığına dair bir sözleşme hükmünün bulunmadığının anlaşıldığı, Mahkemenin gerekçesinde davalı Asel A.Ş. bakımından davanın kabulüne dayanak kıldığı devir sözleşmesinin 12 nci maddesinde yer alan hükmünde davalı Asel A.Ş.'ye herhangi bir yükümlülük getirmediği aksine hak verdiği, davalı Asel A.Ş.’nin davacının yaptığı ödemeler dolayısıyla sorumluluğu olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuştur. V. KARAR DÜZELTME A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. B. Karar Düzeltme Sebepleri Davacı vekili; müvekkili ile davalı Asel A.Ş. arasındaki sözleşmenin 6 ncı maddesinin 1.h bendinde "İmza tarihinde, bilançoda yer alan yükümlülükler haricinde Şirket'in doğrudan veya dolaylı, bilinen veya bilinmeyen, vadesi gelmiş veya gelmemiş, tahakkuk etmiş, kesinleşmiş, muhtemel veya başka türlü ve mali tablolara yansıtılması gerekli veya gerekli olmayan hiçbir borcu ve/veya başka türlü ve mali tablolara yansıtılması gerekli veya gerekli olmayan hiç bir borcu ve /veya üçüncü kişi lehine verilmiş bir kefalet veya sair garanti yükümlülüğü bulunmamaktadır." denildiğini, müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı banka borcunun bu madde belirtilen bilançodaki borçlardan olduğunu, davalının sözleşmenin bu hükmü ile Koç-Ak Ltd.Şti.'nin imza tarihinde bilançosunda yer alan tüm sorumluluklarını (kefalet veya sair garanti yükümlülükleri) ödemeyi taahhüt ettiğini, bozma ilamında sözleşmenin 12/2 fıkrasındaki şartın davalı Asel A.Ş.'ye herhangi bir yükümlülük getirmediği aksine hak verdiği belirtilmiş ise de davanın sözleşmesel dayanağının sözleşmenin 6/1.h bendi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 12/2 maddesine göre değerlendirme yapılıp kararın bozulmasının hatalı olduğunu ileri sürerek ve resen nazara alınacak sebeplerle Mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı Koç-Ak Ltd. Şti.’nin kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerin teminatı olarak davacı tarafından verilen ipoteklerin paraya çevrilmesinin önlenmesi için davacı tarafından dava dışı bankalara ödenen bedellerin davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 127 nci, 596 ncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 884 üncü maddesi. 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE, Karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 1.581,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 06.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (3)

11. Hukuk Dairesi, 2021/2233 E., 2022/7744 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur.” düzenlemesini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 884. maddesi ise;
11. Hukuk Dairesi         2021/2233 E.  ,  2022/7744 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.12.2020 tarih ve 2020/350 E. - 2020/669 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.11.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı Asel Temizlik Tic. A.Ş. vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacının maliki olduğu Sakarya İli, ... İlçesi, ...Mevkii’nde kayıtlı gayrimenkulü ile İzmit İli’nde kayıtlı gayrimenkullerini T. Garanti Bankası’ndan, Kocaeli Körfezi'nde bulunan taşınmazını ise T. Vakıflar Bankası’ndan alınan kredilerin teminatı olarak gösterdiğini, davacının davalı... Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin ortağı iken kullanılan kredilere ilişkin ödemelerin düzenli bir şekilde yapıldığını, davacının hissesini 19.10.2012 tarihinde devrettiğini, kullanılan krediye ilişkin kayıtların şirket bilançolarında yer aldığını, devredilen şirketin faaliyetlerinin halen devam ettiğini, devir sonrasında devralan diğer davalı şirkete çıkartılan ihtarname ile kredilerin ödenmemesi sebebiyle bankaların icra işlemlerine başlama aşamasına geldikleri, bu sebeple borçların ödenerek taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin kaldırılmasının ihtar edildiğini, ancak gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz bırakıldığını, alacaklı Vakıflar Bankası tarafından 55.150,98 TL borcun bir gün içinde ödenmesi, ödeme yapılmaması durumunda yasal yollara başvurulacağı hususunda Beyoğlu 35. Noterliği'nin 28.11.2013 tarih ve 45853 yevmiye sayılı ihtarnamesi yollandığını, bu ihtarname üzerine davacı tarafından kredi borç tutarının ödenmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı hususunun davalı yanlara 06.12.2013 tarihli, ... 27. Noterliği'nin 38705 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile ihtar edildiğini, Garanti Bankası tarafından ise İstanbul 31. Noterliği'nin 25.12.2013 tarih ve 16643 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile hem davacıya hem de davalı şirkete 10.000,00 TL bedelin bankaya depo edilmesi hususunda ihtar gönderildiğini, ancak davalı Koç Ak Temizlik tarafından teminat mektubu tutarının garanti veren bankaya depo edilmediğini, teminat mektubunun paraya çevrilmek üzere bankaya ibraz edilmesi neticesinde taşınmazlarının paraya çevrilmesini önlemek isteyen davacı tarafından 10.400,00 TL bedelin 10.01.2014 tarihinde bankaya ödendiğini, yine T. Vakıflar Bankası'na olan kredi borcu için de 61.475,00 TL borcun davacı tarafından ödendiğini, davalı şirketlerin borcuna karşılık alacaklı bankalara yapılan ödemelerin davalı şirketlerden tahsil edilemediğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ödenen 71.875,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ve temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekili, davada vekil edeninin husumetinin bulunmadığını, vekil edeninin Koç Ak Ltd. Şti. hisselerini yalnızca 6 ay süreyle elinde bulundurduğunu, dolayısıyla ne bu şirketin borçlarından ne de kefilin rücu hakkından sorumlu tutulamayacaklarını, Koç Ak Ltd. Şti. kayıtlarının davacı tarafından saklandığını ve üzerinde oynama yapıldığını, bu nedenle vekil edeni şirketin zarara uğratıldığını, davacının Koç Ak Ltd. Şti'nin banka hesaplarından sürekli para çekimi yaptığını, bu nedenle şirketin borçlarını ödeyemez hale düştüğünü, vekil edeninin diğer davalı şirketi sürekli finanse ettiğini ve vekil edeni şirketin halen de bu şirketten alacaklı konumda olduğunu, bir an için davacının vekil edeni şirketten talep edebileceği bir tutar çıkması halinde ise tüm bu kapsamda vekil edeninin cari alacaklarının da davacının olası alacaklarından takas/mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı şirket davaya cevap vermemiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarının davacı tarafından ödendiği, ödenen miktarın 71.875,00 TL olduğu, bu alacağı davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.’nden talep edebileceği, davalılardan Asel Temizlik Enerji Üretim Sanayi ve Tic. A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli devir sözleşmesinin 12. maddesinde, "Bununla birlikte satıcı iş bu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında, kredi sözleşme borçlusu davalı Koç Ak Temizlik Şirketi gibi davalı Asel Temizlik Şirketi’nin davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı tarafından davalılar aleyhine açılan dava nedeniyle 71.875,00 TL’nin 61.475,00 TL’sinin 11.02.2014 tarihinden itibaren 10.400,00 TL’sinin 08.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karar, davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir. Dava, davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerin teminatı olarak davacı tarafından verilen ipoteklerin paraya çevrilmesinin önlenmesi için davacı tarafından dava dışı bankalara ödenen bedellerin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı şekilde Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarının davacı tarafından ödendiği, ödenen miktarın 71.875,00 TL olduğu, bu alacağı davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.’nden talep edebileceği, davalılardan Asel Temizlik Enerji Üretim Sanayi ve Tic. A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli devir sözleşmesinin 12. maddesinde, "Bununla birlikte satıcı iş bu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında, kredi sözleşme borçlusu davalı Koç Ak Temizlik Şirketi gibi davalı Asel Temizlik Şirketi’nin davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı tarafından davalılar aleyhine açılan dava nedeniyle 71.875,00 TL’nin 61.475,00 TL’sinin 11.02.2014 tarihinden itibaren 10.400,00 TL’sinin 08.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 127. maddesi; “Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur: 1.Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde. 2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde. Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” düzenlemesini, 596. maddesi; “Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır. Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur.” düzenlemesini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 884. maddesi ise; “Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. Alacak, borcu ödeyen malike geçer.” düzenlemesini içermektedir. Yukarıya metni alınan kanun hükümleri hep birlikte değerlendirildiğinde, kredi müşterisi olan davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin dava dışı bankalara kredi borcunu ödeyen davacı, ödediği bedelleri davalı kredi müşterisi Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nden tahsil edebilecektir. Her ne kadar mahkemece davacının ödediği bedelleri diğer davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’den de tahsil edebileceği yönünde hüküm kurulmuş ise de, davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’nin kredi sözleşmesi/sözleşmelerinden asıl borçlu, kefil ya da rehin veren sıfatıyla herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı ile davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. arasında kanundan kaynaklanan bir halefiyet ilişkisi bulunmadığından, davacının ödediği bedelleri halefiyet ilkesi gereğince davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’den talep etmesi mümkün değildir. Esasen davacı da bu davalı (Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.) yönünden davasını, taraflar arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesine dayandırmıştır. Davacı, dava dışı bankalara şirket ortağı olması dolayısıyla değil, davalı Koçak şirketinin kullandığı kredilere dayanak kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması ya da bu kredi sözleşmelerine teminat olarak ipotek vermesi sebebiyle ödemede bulunmuştur. Davacının şirketteki hisselerini devri ile kredi veren bankalara olan yükümlülüğü devredilmemektedir. Davacı ile davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesinin maddeleri irdelendiğinde ise, davalı Asel’in hisselerini devraldığı Koçak Şirketi’nin dava dışı bankalara olan borçlarını ödeyeceğine, bu borçları üstlendiğine ya da bu borçlara katıldığına dair bir sözleşme hükmünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan mahkemenin gerekçesinde davalı Asel bakımından davanın kabulüne dayanak kıldığı devir sözleşmesinin 12. maddesinde yer alan, "Bununla birlikte satıcı iş bu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı da davalı Asel’e herhangi bir yükümlülük getirmemekte aksine hak vermektedir. Mahkemece yukarıda açıklanan kanun hükümleri ve olgular çerçevesinde, davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’nin davacının yaptığı ödemeler dolayısıyla sorumluluğu olmadığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.'ye verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.'ye iadesine, 03/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/732 E., 2019/14 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Türk Medeni Kanununun (TMK) 881 ilâ 897’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/732 E.  ,  2019/14 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında “icra müdürlüğü işlemin iptali ile ihale kararının kaldırılması” istemiyle yapılan şikâyetten dolayı yapılan yargılama sonunda Adana 5. İcra (Hukuk) Mahkemesince istemin kabulüne dair verilen 05.11.2013 tarihli ve 2013/630 E., 2013/658 K. sayılı karar, karşı taraf/alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 11.02.2014 tarihli ve 2014/184 E., 2014/3384 K. sayılı kararı ile; “…Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte, ihale konusu taşınmazın alacağa mahsuben alacaklıya ihale edildiği, borçlunun, dosya alacağı ile ihale bedeli arasındaki 80.000,00 TL'nin yasal sürede yatırılmaması nedeniyle ihalenin düşürülmesini istediğini, ancak, icra müdürlüğünce sonradan alacaklıya on günlük süre verildiğini belirterek ihale bedeli farkının süresinde yatırılmaması nedeniyle ihalenin düşürülmesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikâyetin kabulüne karar verildiği görülmektedir. İİK.nun 130.maddesi gereğince, ihale bedeli peşin ödenir. Ancak, icra müdürü alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. Somut olayda, alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başladığı, borçlunun şikayeti üzerine Adana 2.İcra Mahkemesinin 29/09/2009 tarih ve 2009/175 E.-1025 K. sayılı kararı ile takibe konu ipotek alacağının limit ipoteği olması nedeniyle ipotek bedeli olan 250.000,00 TL'yi aşan kısmın iptaline karar verildiği, diğer bir ifade ile dosya alacağının 250.000,00 TL ile sınırlandırıldığı, ipotekli taşınmazı 07/10/2013 tarihli ihalede alacağa mahsuben 330.000,00 TL bedelle alacaklının aldığı, ihale tutanağında icra müdürlüğünce alacaklıya bedelin yatırılması için bir süre verilmediği anlaşılmaktadır. İcra müdürlüğü tarafından ihale tarihinde, dosya alacağı ile ihale bedeli arasındaki farkın ödenmesi için alacaklıya bir süre verilmediğine göre, ihale tarihinden itibaren on gün içinde bu bedelin yatırılmaması halinde İİK.nun 133. maddesi uygulanamaz. İcra müdürlüğünce süre verildiğine ilişkin kararın tebliğinden itibaren, verilen sürede bedel yatırılmazsa ancak o zaman İİK.nun 133.maddesi gereğince ihalenin düşürülmesine karar verilebilir. O halde, mahkemece, icra müdürlüğünün ihale bedeli farkının ödenmesi için süre verildiğine ilişkin kararının tebliğinden itibaren alacaklı tarafından söz konusu bedelin süresinde yatırılıp yatırılmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem, ihale bedelinin yatırılması için ihale alıcısına on günlük süre verilmesine ilişkin icra müdürlüğü işleminin iptali ile ihale kararının kaldırılmasına ilişkindir. Şikâyetçiler vekili; müvekkilleri hakkında Adana 5 İcra Müdürlüğünün 2009/936 sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yürütülen takip nedeni ile Seyhan İlçesi Cemalpaşa Mahallesi, 1018 ada 120 parsel sayılı yerdeki 1 numaralı bağımsız bölümün 07.10.2013 tarihinde 330.000,00TL bedelle alacaklıya ihale edildiğini, ipoteğin 250.000,00TL bedelli limit ipoteği olup aradaki fark olan 80.000,00TL’nin yatırılması için icra memurunca ihale tutanağında süre verilmemiş olduğunu, ipotek bedeli ile ihale bedeli arasındaki farkın derhal yatırılmamış olması nedeniyle icra memurluğunca ihale kararının kaldırılması gerekir iken alacaklı vekilinin başvurusu üzerine 80.000,00TL’nin yatırılması için 23.10.2013 tarihinde on günlük süre verilmesinin yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek memur işleminin iptaline ve ihale kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; takip dosyasında satışın 07.10.2013 tarihinde yapıldığı fakat ipotek limitini aşan kısmının yatırılması konusunda ihale alıcısı alacaklıya süre verilmediği, ipoteğin 250.000,00TL bedelli limit ipoteği olup taşınmaz üzerinde takip alacaklısının alacağına önceliği olan başkaca alacak bulunmadığına göre sıra cetveli yapıldıktan sonra alıcıya ihale bedelini yatırmasına ilişkin süre verilmesi kuralının uygulanmayacağı, 2004 sayılı İflas Kanunu’nun (İİK) 130’uncu maddesinde satışın peşin para ile yapılacağı icra müdürünün alıcıya on günü geçmemek üzere süre verilebileceği, İİK’nın 133’üncü maddesinde ise derhal ya da kendisine verilen süre içinde ihale bedelinin yatırılmaması hâlinde ihale kararının icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat miktarının alıkonulacağının düzenlendiği gerekçesiyle 23.10.2013 tarihli memur işleminin iptaline karar verilmiştir. Karşı taraf/alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece; önceki gerekçelerle ve 07.10.2013 tarihli ihalede, ihale konusu taşınmazın 330.000,00TL bedelle takip alacaklısına ihale edildiği, alacaklının ipoteği 250.000,00TL bedelli limit ipoteği olup, aradaki farkın yatırılması için ihale sırasında alacaklıya süre verilmediği, alacaklı vekilinin tarihsiz ve UYAP’a taranma açıklamasını içermeyen dilekçesi ile ihale bedeli ile alacak miktarı arasındaki farkın yatırılması için süre verilmesini talep etmesi üzerine icra müdürlüğünün 23.01.2013 tarihli kararı ile ihale bedeli farkını yatırması için alacaklıya on gün süre verildiği, İİK’nın 130’uncu maddesinde öngörülen on günlük sürenin kesin olup memur tarafından uzatılamayacağının hükme bağlandığı, bu sürenin hangi tarihten başlayacağı konusunda kanunda açık bir hüküm olmadığı fakat İİK’nın 130 ve 133’üncü maddeleri ile Borçlar Kanununun 278’inci maddesi hükümleri ve İİK’nın 133’üncü maddesinin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde verilen sürenin ihale tarihinden başlayacağının kabulü gerektiği, şu hâlde alacağın ihale bedelini karşılamadığı ve icra müdürünce ihale bedelinin yatırılması için süre verilmediği hâllerde bedelin derhal ödenmesi gerektiği, süre başlangıcının icra memurunun vereceği süreden itibaren başlatılmasının peşin para ile satış yapılması ilkesine aykırı olacağı vurgulanmak suretiyle direnme kararı verilmiş; direnme kararı karşı taraf/alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üst sınır ipoteğine dayalı olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takipte alacağa mahsuben taşınmazı satın alan ipotek alacaklısının ihale bedeli olan 330.000TL ile ipotek alacağı olan 250.000TL arasındaki 80.000TL farkın yatırılması için icra müdürlüğünce ihale tutanağında süre verilmediği gözetilerek, ihale alıcısının 80.000TL olan fark ihale bedeli kısmını ihale tarihinde mi yoksa daha sonra verilecek süre içinde mi ödemesi gerektiği, burada varılacak sonuca göre ihalenin icra müdürlüğünce İİK’nın 133. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kaldırılıp kaldırılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Üst sınır ipoteğine dayalı takip yapan alacaklının alacağına mahsuben ihaleyi alması nedeniyle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, ipotek kavramı ile üst limit (maksimal) ipoteği kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Türk Medeni Kanununun (TMK) 881 ilâ 897’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Akipek, J.G/Akıntürk,T.: Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Gürsoy, K./Eren, F./Cansel, E.: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK’nın 851’inci maddesinde "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. TMK'nın 851’inci maddesindeki düzenlemeden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (Köprülü,B./ Kaneti,S.: Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Oğuzman, K./Seliçi, Ö. /Oktay Özdemir,S.: Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Ayiter,N.: Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, age s. 757; Ayan, s. 136). İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Ertaş, Ş./İlknur Serdar/Damla Gürpınar, Eşya Hukuku, 2008, s. 538). İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (Köprülü/Kaneti, age. s. 287; Akipek, age, s. 192; Ayan, age. s.136). Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir,age. s. 720; Köprülü/Kaneti, ...s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, ...s.967- 968; Ayan, age. s. 136). Gelinen bu aşamada ihale sonrası ödeme usulünü düzenleyen İİK’nın 130’uncu ve ihalenin feshini düzenleyen İİK’nın 133’üncü maddeleri hakkında da açıklama yapılmalıdır. İİK’nın 130’uncu maddesi “Satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.” hükmünü içermektedir. Maddede, ihale bedeli ödemesinin nakit olarak (peşin para ile) yapılması öngörülmüş olduğundan, ihale bedelinin nakit olarak yatırılması zorunlu olup, para yerine teminat mektubu, senet ve çek verilemez. Satış bedelinin kural olarak “peşin” yatırılması gerekirse de, alıcıya on günü geçmemek üzere bir süre tanınabilir. Bu süre kesin olup, memur tarafından uzatılamaz. Şartnamede, “arttırmaya girecek alıcılara süre verilebileceği” konusunda bir taahhüt yer almamışsa ihaleden sonra alıcıya böyle bir süre verip vermemek satış memurunun (icra müdürünün) takdirine bağlıdır (Aslan, E. K: İcra ve İflas Hukukunda Taşınmaz Malların Açık Artırma Yolu ile Paraya Çevrilmesi, s.131; Kuru, B. El Kitabı, 2004, s. 576). Memurun bu konudaki kararına karşı icra mahkemesine şikâyet yoluyla başvurulabilir. Eğer, şartnamede “alıcıya süre verileceği” konusunda bir taahhüt varsa, satış memuru, istenen süreyi vermek zorundadır. Burada da, memurun bu kararı aleyhine icra mahkemesine şikâyet edilebilir. Alıcıya verilecek süre, 10 günü geçemez. Bu 10 günlük süre bir defada verilebileceği gibi, önce 10 günden az verilip, daha sonra 10 güne tamamlanabilir (Aslan, E. K., age s. 131; Erturgut, M.: İcra ve İflâs Hukukunda Menkullerin Paraya Çevrilmesi, s.123 vd.). Ancak bu şekilde alıcıya verilen sürelerin toplamı hiçbir şekilde 10 günü geçemez. Alıcı satış bedelini verilen süre içinde, eğer süre verilmemişse hemen tamamen yatırmazsa, icra müdürü ihaleyi kendiliğinden kaldırmak (ihale kararını geri almak) zorundadır. Bu konuda icra hâkimi değil, icra müdürü yetkili kılınmıştır. 30.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 sayılı Kanununun 38. maddesi ile değişik İİK’nın 134’üncü maddesinin beşinci fıkrasında “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130’uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar…” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan maddenin değişikliği öncesinde de kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte alacaklının, ihaleye girerek alacağına mahsuben borçluya ait bir taşınır/taşınmazı satın alabileceği konusunda hiçbir duraksama yoktur. Bu durumun gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay içtihatlarında (alacaklıları arttırmaya katılmaya teşvik etmek için) alacaklıya tanınmış olan bu hakkın hukuki niteliğinin teknik anlamda bir “takas” olmadığı (Postacıoğlu, İ. E.: İcra Hukuku Esasları, 1982, s.503 ; Aslan, R.: İcra-İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi, 1984, s: 215 ; Erturgut, M., ...e. s. 125 ) ve bu durumda borçlar kanununda öngörülen “alacaklı-borçlu sıfatlarının birleşmesi”nin de söz konusu olmadığı görüşü benimsenmiştir (Arslan, R., ...e. s: 215; Erturgut, M., ...e. s. 125). Taşınmaz, yapılan artırma sonucu alacaklıya ihale edilmiş ise ve taşınmaz üzerinde kendisinden önce haczi bulunan ya da kendi alacağına göre rüçhanlı durumda bulunan bir alacaklı yok ise, alacaklı, borçludaki alacağını yatırmak zorunda olduğu ihale bedelinden mahsup edebilir. Zira burada kökeni Roma Hukukunda bulunan “kimseden daha sonra kendisine iade edilecek parayı peşin olarak ödemesi (yatırması) istenemez.” kuralı uyarınca “alıcı-alacaklının daha sonra kendisine iade edilecek parayı ödemekten kaçınması” durumu söz konusudur (Postacıoğlı, İ. E., ...e. s. 503; Erturgut, M., ...e. s: 125). Ancak ihale bedeli, alıcı alacaklının alacağından fazla ise bu durumda aradaki farkın ödeme süresi içerisinde icra dosyasına ödenmesi gerekecektir (Erturgut,M.,age. s.125,dn.277). Alacaklının alacağının kesinleşmiş olması yeterli olup alacağının satış gerçekleştirilen dosyada olması şart değildir. Alacaklı başka takip dosyalarındaki alacağını da kesinleşmiş olması şartıyla ihale bedelinden mahsup yapabilecektir (Uyar, T.: İcra Hukukunda İhale ve İhalenin Bozulması, 2. Baskı, Manisa 1988, s.453,454; Aslan, R, age. s. 214 vd.). Öte yandan taşınmazı alacağına mahsuben ihale ile alan alacaklının haciz veya ipotek alacağından önce gelen satışa çıkartılan taşınmaz (veya taşınır) üzerinde haciz veya ipotek olması hâlinde ileride sıra cetveli yapılması gerekeceğinden alacaklının alacağının ihale bedelini karşılayıp karşılamadığı saptanarak bir başka ifade ile alacaklı aleyhine ihale bedel farkı doğduğu tespit edilerek, alıcıdan önce haciz veya ipotek kaydının bulunup bulunmadığı, eğer alacaklı alıcıdan önce konulmuş olan haciz veya ipotek bulunması hâlinde üçüncü kişilerin alacak miktarlarının da belirlenmesi gerektiği dahi belirlenmeden alacaklı alıcıya muhtıra çıkartılamayacağı da tartışmasızdır. Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince; 05.06.2008 tarihinde Bedri Balkar Bakaroğlu’nun maliki olduğu 1018 ada 120 parselde bulunan 1 numaralı iş yeri nitelikli bağımsız bölüm üzerinde 250.000,00TL bedelle alacaklı Adana Organize Sanayi Bölgesi lehine 1.derecede, %84 faizli, fekki bildirilinceye kadar hüküm ifade etmek üzere ipotek resmÎ senedi düzenlendiği ve alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başladığı, borçlunun şikâyeti üzerine Adana 2. İcra Mahkemesinin 29.09.2009 tarih ve 2009/175 E.-1025 K. sayılı kararı ile takibe konu ipotek alacağının limit ipoteği olması nedeniyle ipotek bedeli olan 250.000,00TL'yi aşan kısmın iptaline karar verildiği, diğer bir ifade ile dosya alacağının 250.000,00TL ile sınırlandırıldığı, ipotekli taşınmazı 07.10.2013 tarihli ihalede alacağa mahsuben 330.000,00TL bedelle alacaklının aldığı, ihale tutanağında icra müdürlüğünce alacaklıya bedelin yatırılması için bir süre verilmediği, 22.10.2013 tarihinde borçlu vekilinin ipotek limiti dışında kalan 80.000,00TL'nin yatırılmamış olması nedeni ile satışın düşürülmesine karar verilmesinin talep edilmesi üzerine icra memurluğunca henüz sıra cetveli yapılmamış olduğundan ihale alıcısına ödeme için süre verilemeyeceği gerekçesiyle borçlu vekilinin satışın düşürülmesi talebinin reddine, ihale alıcısı/alacaklıya aradaki fark olan 80.000,00TL'yi yatırması için 10 gün süre verilmesine karar verildiği, bu kararın 30.10.2013 tarihinde ihale alıcısı/alacaklıya tebliğ edildiği ve onun da 01.11.2013 tarihinde ihale bedeli farkı olan 80.000TL’yi icra dairesine yatırdığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İİK’nın 134. maddesi hükmüne göre, alacaklı ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmesi hâlinde satış bedelini derhal veya verilen süre içinde nakden ödemek zorunda değil ise de icra takibine konu ipotek alacağının üst sınır ipoteği olup davacının talep edebileceği miktarın üst sınırını göstermesi ve alacaklının her durumda 80.000TL ihale bedel farkını yatırmak zorunda olmasının yanında, taşınmaz üzerinde ipotek alacaklısının alacağından önce gelen bir haciz ve ipotek alacağının bulunmaması dolayısıyla icra müdürü tarafından sıra cetveli yapılmasının gerekmemesi ve icra müdürünün ihale tutanağında alacaklıya ihale bedelini yatırması için bir süre vermediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, İİK’nın 130. maddesi uyarınca ihale alıcısının ihale bedelini derhal yatırması gerektiği kabul edilmelidir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında İİK’nın 134’üncü maddesinin 5’inci fıkrası uyarınca alacağa mahsuben taşınmazın satın alınması hâllerinde ihale alıcısının ihale bedelini ne derhal ne de İİK’nın 130’uncu maddesinde yazılı on günlük sürede ödemek zorunda olmadığı gibi icra müdürünce ihale bedeli ile limit ipoteği bedeli arasındaki farkın yatırılması için bir süre verilmediğinden, alıcının bu farkı kendiliğinden icra dairesine yatırmasının beklenemeyeceği, İİK’nın 134’üncü maddesinin 5’inci fıkrası hükmü karşısında bu farkın ihalede peşin olarak ödenmesi gerektiği sonucunun çıkarılamayacağı, alıcının ödemesi gereken miktarın ileride yapılacak sıra cetveliyle ortaya çıktıktan sonra istenebileceği, aksinin kabulü hâlinde fark ihale bedeli tam olarak ödenmeden taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilmesi sonucunu doğuracağı, bu yön dikkate alınarak yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir. S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle karşı taraf/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin yatırıldığından başka harç alınmasına yer olmadığına, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesine göre kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.01.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Taşınmazlara ilişkin ihalelerde ihale bedelinin ne zaman ve ne şekilde ödeneceği İİK’nın 130. maddesinde düzenlenmektedir. Bu maddeye göre “satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra müdürü alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir”. İcra müdürü, satış bedelinin ödenmesi için alıcıya on günden az bir süre vermiş ise bu süreyi 10 günü geçmemek üzere uzatabilir. İhalenin feshi talep edilmiş olsa bile alıcı satış bedelini nakden ödemek zorundadır. Borçlu ve ihale bedelinden tatmin edilecek bütün alacaklılar muvafakat ederse, icra müdürü alıcıya on günden fazla bir ödeme süresi verebilir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 23.03.1955 tarih 1/5 sayılı içtihadı birleştirme kararı İİK’nın 133. maddesi uyarınca ihale bedelinin derhal veya verilen mühlet içinde ödenmemiş olması hâlinde satış memurluğunca ihalenin resen feshe yetkisi olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığın çözümlenmesine ilişkindir. Söz konusu karar sonucu “İcra ve İflas Kanununun 133. maddesi uyarınca ihale bedeli artırma şartnamesinde müşteriye aidiyeti tasrih olunan tellaliye resmi derhal veya verilen mühlet içinde ödenmediği takdirde satış memurluğunca ihalenin resen feshedilmesi, edilmediği takdirde vaki olacak şikâyet üzerine mercice ihalenin feshi lüzumuna karar verilmesi lazım geldiğine…” şeklindedir. Karar gerekçesi ve sonuç kısmında alacağa mahsuben satışlarda alacağın ne zaman ve nasıl ödeneceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında atıf yapılan 01.07.1948 tarihli 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 26.05.1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirler Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olup bu Kanunun 68. maddesinde tellallık harcını ve mal ve ürünlerini satan gerçek ve tüzel kişilerin (borçluların) ödemekle yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır. İİK’nın 133/1 fıkrası hükmüne göre “Alıcı derhal veya kendisine verilen (azami 10 günlük) süre içinde satış bedelini ödemez ise ihale kararı icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur”. İcra müdürü satış bedelini ödemesi için alıcıya süre vermemiş ise alıcının satış bedelini derhal (peşin) ödemesi gerekir. Artırma şartnamesinde alıcıya ait olacağı gösterilmiş olan tellaliye resmi, ihale damga pul bedeli tapu alım harcı ve katma değer vergisi de satış bedeline dahil olup (hemen değil) ihale kesinleştikten sonra icra müdürlüğünce bunların makul süre içinde yatırılması için alıcıya muhtıra gönderilmiş alıcı muhtırada belirtilen süre içinde ödemez ise icra müdürlüğünce İİK. 133. maddesine göre ihale kaldırılır (HGK. 29.11.2006-12/759-760). İcra müdürlüğünce ihale tutanağında alıcıya KDV ve damga vergisini yatırması için 10 günlük süre verilse dahi henüz ihale kesinleşmeden ve vergi matrahı ile ödenmesi gereken miktar belli olmaksızın bu sürenin geçerliliğinden bahsedilemez. Ayrıca ihalenin kesinleştiğine dair alıcıya herhangi bir bildirimde bulunulmadan ihale tutanağında verilen sürenin ihalenin kesinleşmesi ile kendiliğinden başlayacağının kabulü hak kaybına yol açacağından ihale tutanağında verilen sürenin İİK’nın 133. maddesine uygun bir muhtıra olarak kabulü mümkün değildir. Katma Değer Vergisinde satışın yapılması ile vergiyi doğuran olay meydana gelmekte, kesinleşen ihale bedeli verginin matrahı olup alıcının KDV ödeme yükümlülüğü ihalenin kesinleşmesi ile doğmaktadır. İhalenin feshi davası açılması hâlinde ön davanın sonuçlanmasına bağlı olarak ihaleden yıllar sonra ihalenin kesinleşmesi söz konusu olabilmektedir. İcra müdürlüğü ihale kesinleştikten sonra kesinleşen ihale bedeli üzerinden KDV ve damga vergisi tahakkuk ettirdikten sonra İİK. 133. maddesine göre KDV ve damga vergisinin yatırılması için alıcıya süre verilmesi sürede ödenmez ise ihaleyi kaldırması gerekir. Görüldüğü üzere KDV ve damga vergisinin yatırılması için verginin ihale tutanağında ihaleden itibaren 10 günlük süre verilmesi veya süre verilmeden peşin yatırılmasını istenmesi mümkün değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları bu yöndedir (12.HD-12.10.2000, 13675 E., 14951 K.; 12.HD. 02.02.1998, 248 E., 525 K.; 12.HD. 28.04.1997, 4484 E., 4784 K.; 12.HD. 30.04.2001, 5996 E., 7357 K.; 12.HD. 03.12.2015, 2015/16864 E., 30380 K.; 12.HD. 11.06.2013, 2013/12903 E., 2013/21875 K.; 12.HD. 16.12.2003, 21326 E., 24901 K.; HGK. 29.11.2006, 12-759 E., 760 K.). Bu duruma göre İİK. 133. maddesinde “… verilen mühlet içinde” ibaresinin her zaman ihale tarihinden itibaren mühletin başlaması gerektiği şeklinde yorumlanamayacağı anlaşılmaktadır. Ancak icra memuru ihale tutanağında, ihale bedelinin nakden ödemesini istemiş ve 10 günü geçmemek üzere süre vermiş ise bu süre içinde, süre vermemiş ise satış bedelini ihale günü mesai bitimine kadar nakden peşin ödemesi zorunludur. Şayet satış ilanında ihale bedeli ödenmesi için süre verileceği yazılı ise icra müdürü ihale sırasında ihale bedelinin peşin ödenmesine karar veremez. Alıcı aynı zamanda alacaklı ise alacağına mahsuben satışa konu taşınmazı ihalede satın alabilir mi? Başka bir anlatımla alacağa mahsuben ihaleye iştirak edenler ihale bedelini İİK 130. maddesine göre peşin veya verilen 10 günlük süre içinde ödemek zorunda mıdır? Alıcı aynı zamanda borçludan alacaklı ise hak elde edecek ondan önce gelen bir alacaklı olmadığı takdirde alacaklı, alıcı sıfatı ile ödemek zorunda olduğu paraya ödemekten alacağı ölçüsünde kaçınabilir. Cebri artırma, takip edilen borçlu yararına bir alacak doğurmadığına göre, burada ve teknik anlamda takas söz konusu olmayıp, daha sonra kendisine geri verilecek olan parayı ödeyecek olan kimsenin, bu ödemeyi yapmasına gerek bulunmaması ve bu nedenle bundan peşinen kaçınılması durumu vardır (Postacıoğlu, İlten: İcra Hukuku Eserleri, 6.Basım İstanbul 2010 s.149; Arslan, Ramazan; İcra ve İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi, Ankara 1984 s.221). Satışa çıkarılan taşınmazı alacağına mahsuben almak isteyen alacaklının ihale konusu taşınmaz üzerindeki haciz veya ipotek alacağından önce konulmuş başka haciz veya ipotekler var ise ileride sıra cetveli yapılması gerekeceğinden ve henüz sıra cetveli yapılmamış olduğundan, alacaklının alacağının ihale bedelini karşılayıp karşılamadığı saptanıp ve dolayısı ile alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilmeden ve alıcıdan önce haciz veya ipotek koyduran üçüncü kişilerin alacaklarının miktarının ne olduğu dahi belirlenmeden alıcı alacaklıya ihale bedelinin yatırılması için süre verilmesi yönündeki icra müdürlüğü kararları doğru değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin öteden beri süregelen ve devamlılık gösteren kararları da bu yöndedir. (12.HD. 8.3.2005, 1474 E., 4654 K.; 12 H.D. 10.04.2012, 24854 E., 11924 K; 12 HD. 10.12.2013, 32332 E., 39520 K.; 12 HD. 14.11.2013, 26722 E., 36127 K. sayılı kararları). Ayrıca ihale tarihine kadar ihale konusu taşınmaz üzerine haciz veya ipotek konulabileceği söz konusu dosya alacaklısının hacze iştirak edilebileceği gibi ihtimalleri de göz önüne aldığımızda, alacağa mahsuben ihaleyi alan alıcıya, ihale sırasında dosya alacağı ile ihale bedeli arası farkı yatırması için süre verilmesi mümkün değildir. Alacağa mahsuben satışa konu taşınmazları ihalede satın almış olan alacaklıya, icra müdürlüğünce “ihale bedelini nakit olarak yatırması” için süre verilmesi hâlinde, alacaklı bu hatalı işleme karşı süresiz şikayet yoluna başvurabilir. (12.HD. 17.03.2011, 23110 E., 3731 K.). İİK’nın 134/5 maddesi 30.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 sayılı kanunla getirilen bir düzenlemedir. Anılan fıkranın birinci cümlesi aynen; “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydı ile ihalenin feshi ile talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130 uncu maddeye göre verilen süreler içinde nakden ödemek zorundadırlar” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmek suretiyle taşınmaz satın alanların satış bedeline derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorunda olmadıklarını açık bir şekilde vurgulamaktadır. Alacağa mahsuben ihaleyi almasına karar verilen alıcıya ihale tutanağında ihale bedelini yatırması için süre verilmesi açık kanun hükmüne aykırılık oluşturur. Yine alacağa mahsuben ihalenin alıcıya yapılmasına karar verilmesi halinde, ihale tutanağında süre verilmemesi nedeniyle İİK 130. maddesine göre ihale bedelinin veya ihale bedeli ile dosya alacak miktarı arası farkın peşin nakden yatırılması gerektiği şeklinde yorumlanması İİK’nın 134/5 fıkrasının açık hükmü karşısında mümkün değildir. Bu hâlde ihale günü veya ihaleden itibaren 10 gün içinde icra müdürlüğünce nakden ödenmesi gereken miktar belirlenemediğinden İİK 133. maddesine göre ihalenin kaldırılmasına da karar verilmez. Kaldı ki, ihaleye konu taşınmaz üzerinde ihale alıcısının haciz veya ipotek alacağından sonra haciz veya alacak bulunması hâlinde, alıcının alacağının, ihale bedelinin ne kadarlık kısmını karşıladığı ve dolayısı ile ödenecek fark ihale bedelinin sıra cetveli yapılması sonrası ortaya çıkacağından, icra müdürünün ihale tarihinde bir miktarı belirlemesi, nakden ödemesini kararlaştırması mümkün değildir. Somut olayda alacaklının limit ipoteğine dayalı olarak borçlu şirket ve ipotek veren üçüncü kişi aleyhinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlattığı, ipotek limiti alacağının 250.000TL olup, 07.10.2013 tarihinde 330.000TL bedelle alacağa mahsuben alacaklıya ihale olunduğu, ihaleye konu taşınmaz kaydında, alacaklının ipotek tarihinden sonra konulmuş olan kamu ve özel alacak hacizlerinin olduğu ayrıca üçüncü kişi lehine ipotek alacağının mevcut bulunduğu görülmektedir. Bu duruma göre ihale bedelinin bütün alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmeyeceği anlaşıldığından icra memurunun İİK 140. maddesine göre sıra cetveli yapması zorunludur. Sıra cetvelinde yer alan alacaklıların ihale alıcısının 250.000TL olan limit alacağı miktarını dava etmesi ve alıcının alacağının bu miktardan daha az olduğunun tespit edilmesi halinde alıcının yatırması gereken fark ihale bedelinin 80.000TL den daha fazla olacağı şüphesizdir. Bu nedenle icra müdürü taşınmazı alacağa mahsuben alacaklıya ihale etmiş, dosya alacağı ile ihale bedeli arası farkın nakden peşin veya gününde 10 gün süre vererek ödenmesini kararlaştırmamıştır. İcra memurunun bu kararı İİK’nın 134/5 fıkrası hükmüne uygun olup bu fıkra uyarınca ihaleye alacağa mahsuben iştirak ederek taşınmazı alanların satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödeme zorunda olmadıkları açıkça düzenlenmiştir. Alacaklının alacağı oranında satış bedelinin ödemekten kaçınması yasal bir haktır. Alacaklının ihale bedelini mahsubu gereken alacak miktarı da taşınmaz üzerinde başka haciz ve ipotek alacaklarının olması hâlinde ancak sıra cetvelinin
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2012/1953 E., 2012/3184 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu yüzden de taşınmaz maliki rehinli alacağı, alacaklıya ödemek suretiyle taşınmazın satılarak paraya çevrilmesini önlemek yetkisine sahiptir (TMK. m. 884).TMK’nun 851. maddesi ilk fıkrasındaki “Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir” şeklindeki hüküm uyarınca ipotek akit tablosunda teminat altına alınan belirli alacak tutarının Türk parası olarak göst
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2012/1953 E.  ,  2012/3184 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.01.2011 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, 387 ada 12 sayılı parsel üzerinde mevcut binanın 4 numaralı bağımsız bölüm kaydında mevcut 21.05.1987 tarihli ipotek belirtmesinin terkini istemiyle açılmıştır. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, arsa payı karşılığı inşaat yapım işi ifa ile sonuçlandırıldığından bahisle dava kabul edilmiş, ipotek şerhinin terkinine karar verilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir. Bilindiği üzere ipotek, halen mevcut veya henüz doğmamış olmakla beraber ileride doğması kuvvetli kişisel bir alacağı teminat altına alma amacı güden sınırlı bir ayni haktır. Bu haliyle ipotek teminat altına alınan alacağa bağlı bir hak olarak kendisini gösterir. Bir alacağı teminat altına almak için ipotek kurulunca borçlunun kişisel sorumluluğu devam eder. Bu sorumluluğun yanında ipotek dolayısıyla taşınmaz ile sorumluluk doğmuş olur. Borçlunun mutlaka ipotekli taşınmaz maliki olması gerekli değildir (TMK. m.881/2). Bu yüzden de taşınmaz maliki rehinli alacağı, alacaklıya ödemek suretiyle taşınmazın satılarak paraya çevrilmesini önlemek yetkisine sahiptir (TMK. m. 884).TMK’nun 851. maddesi ilk fıkrasındaki “Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir” şeklindeki hüküm uyarınca ipotek akit tablosunda teminat altına alınan belirli alacak tutarının Türk parası olarak gösterilmesi zorunludur. Fakat rehin miktarının Türk parası üzerinden gösterileceğine dair kural rehnin sadece para alacakları için kurulabileceği anlamına gelmez. Zira konusu para olmayan verme, yapma, yapmama edimlerinin teminatı olmak üzere de rehin tesis edilebilir. Önemli olan bu edimler karşılığının Türk parası ile gösterilmesidir. İpotekle ilgili bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Terkini dava konusu yapılan 21.05.1987 tarihli ipoteğin 18.05.1987 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin teminatı olarak tesis edildiği, incelenen resmi akit tablosundan anlaşılmaktadır. Az yukarıda sözü edildiği üzere, ipoteğin konusu, para olmayan verme, yapma, yapmama edimleri de teşkil edebilir ve ipotek bunların teminatı olarak da tesis edilebilir. Nitekim eldeki davada ipotek, yapılacak bir inşaatın teminatını teşkil etmek üzere kurulmuştur. O yüzden, kaldırılması 18.05.1987 tarihli inşaat yapım sözleşmesindeki koşulların (edimlerin) yerine getirilmesine bağlıdır. Yaptırılan keşif sonucu alınan 19.09.2011 tarihli bilirkişi raporunda, yapıda kaçak kat bulunduğu, inşaatın tasdikli projesine uygun yapılmadığı saptanmıştır. Şu haliyle, kurulan ipoteğin teminat fonksiyonu halen devam etmektedir. Yapılan bu saptamaya göre davanın reddi yerine, sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirildiğinden bahisle kabul edilmesi ipoteğin mahiyetine ve sözleşmenin ruhuna uygun düşmemiştir. Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.