Türk Medeni Kanunu 950. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 950- Alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak ile bağlantısı bulunması hâlinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir.
Zilyetlik ve alacak ticarî ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı var sayılır.
Alacaklı, borçluya ait olmayan taşınırlar üzerinde de zilyetliğin iyiniyetle kazanılmasının korunduğu ölçüde hapis hakkına sahip olur.
II. Ayrık durumlar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi, 2009/8159 E., 2010/6740 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
yasında yapılan 11.04.2005 günlü hacze konu menkulleri borçlu şirkete sattıklarını, ancak borçlu hakkında başlattıkları ve hacizden önce kesinleşen icra takipleri nedeni ile alacaklı oldukları için satılan klimaları teslim etmediklerini ve TMK’nun 950. maddesi uyarınca hapis haklarını kullanarak depolarında tuttuklarını, belirterek buna yönelik başvurularının reddi ile ilgili icra müdürlüğü işlemi
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2009/8159 E. , 2010/6740 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı ve borçlu tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (üçüncü kişi) vekili, İzmir 13. İcra Müdürlüğü’nün 2005/2418 Esas sayılı dosyasında yazılan talimat uyarınca,Pendik 1.İcra Müdürlüğü’nün 2005/801 Talimat sayılı dosyasında yapılan 11.04.2005 günlü hacze konu menkulleri borçlu şirkete sattıklarını, ancak borçlu hakkında başlattıkları ve hacizden önce kesinleşen icra takipleri nedeni ile alacaklı oldukları için satılan klimaları teslim etmediklerini ve TMK’nun 950. maddesi uyarınca hapis haklarını kullanarak depolarında tuttuklarını, belirterek buna yönelik başvurularının reddi ile ilgili icra müdürlüğü işleminin iptaline, İİK’nun 99. maddesi uyarınca alacaklı tarafa dava açılması için süre verilmesine, mahcuzların rehin hakkı ile yükümlü olarak haczedilmiş sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili,davanın süresinde açılmadığını, borçlu hakkında yürüttükleri icra takibi sırasında davacının başka dosyadan haczettirdiği mahcuzlar üzerine iştirak haczi koydurduklarını, bu dosyada icranın geri bırakılması kararı verilip haczin düşmesi üzerine iştirak haczine karşı hapis hakkını ileri sürdüklerini, belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlu), davacı şirketle aralarında rehin sözleşmesinin olmadığını, rehinle teminat altına alınmış alacakları olsaydı ihtiyati haciz kararı almalarının mümkün olmadığını, mahcuzları satın aldıkları halde haksız olarak depolarında bulundurup teslim etmediklerini, zamanaşımına uğrayan icra takipleri nedeni ile yaptıkları hacizler düşünce hapis hakkını ileri sürdüklerini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece toplanan delillere göre: “davanın haczi öğrenme tarihine göre 7 günlük yasal Hak düşürücü süre içinde açılmadığı” gerekçesi ile süre aşımından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiş, Yüksek Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 19.03.2007 gün,8078-4740 sayılı ilamı ile öğrenme tarihine göre davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına yönelik karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozma kararı verilmiş; Mahkemece bozma ilamına uyma kararı verilerek yapılan yargılama sırasında işin esasına girilmiş, bilirkişi incelemesi yaptırılarak toplanan delillere göre: “mahcuzların davacı şirket tarafından borçluya satıldığı,ancak henüz teslim alınmadan bir çok dosyada haczedildiği,bu dosyaya konu icra takibi sırasında da 11.04.2005 günlü iştirak haczinin konulduğu, davacının hacizden haberdar olmaması nedeni ile açılan davanın süresinde kabul edilmesi gerektiği,borçluya satılan mallar üzerinde davacının, kendi deposunda ve yedinde haczi nedeni ile hapis hakkının bulunduğu,bunun rehin hakkı niteliği taşıdığı“ gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilerek haczin, davacının 332.097,46.TL rehin hakkının bulunduğu belirlenerek yapılmış sayılmasına ve satış bedelinin de buna göre ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dosya içindeki bilgi ve belgelere, uyulan bozma ilamına göre, haczin daha önce öğrenildiğinin kanıtlanamaması karşısında, davanın 7 günlük yasal süresi içinde açıldığı yönündeki kabul usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davalı (alacaklı) vekilinin buna yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2.Dava, üçüncü kişinin hapis hakkına dayalı olarak İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
İİK’nun 23/2. maddesi gereğince, hapis hakkı taşınır rehni deyimi kapsamındadır.
Yasada bahsi geçen hapis hakkı TMK’nun 950. maddesinde yer alan düzenlemedir ve bundan yararlanabilmek için;
a)Borçluya ait taşınır bir malın ya da kıymetli evrakın rızası ile üçüncü kişiye verilmesi,
b)Borcun muaccel olması,
c)Niteliği gereği üzerinde hapis hakkı kullanılmak istenen eşya ile alacak arasında bir bağlantı bulunması şartlarının hepsi bir arada olmalıdır.
Örneğin tamir için bırakılan eşyanın onarımının tamamlanmasından doğan masrafların ödenmemesi, vb. durumlarda borçlunun rızası ile teslim ettiği eşya ile ilgili doğan alacağın varlığından söz edilebilir. Bunun dışında eşya ile ilgisi bulunmayan alacaklar için, hatta satış bedelinin ödenmemesi halinde dahi hapis hakkı kullanılabileceğini öngören yasal bir düzenleme mevzuatımızda yer almamaktadır.
Bu nedenlerle somut olayda davaya konu 50 adet klima üzerinde, bu eşyalarla ilgisi olmayan icra takiplerine konu alacakların toplamı üzerinden hapis hakkı bulunduğunun kabulü ile üçüncü kişinin İİK’nun 23/2. maddesinden yararlandırılması doğru değildir.
Öte yandan, davacının sunduğu 20.9.2003 gün AC 360275 numaralı faturanın mahcuzlara uygunluğu yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, 2003 yılına ilişkin düzenlenen irsaliyeler de bulunduğu halde klimaların alıcı sıfatı ile davalı borçluya teslim edilip edilmediği, mülkiyetin borçluya geçip geçmediği üzerinde de durulmamıştır.
Fatura tarihinden haciz tarihine kadar yaklaşık 2 yıl süre ile teslimatın yapılmamış olması da ticari teamüllere uygun değildir. BK’nun 182 ve TMK. 763/1.maddesi hükümlerine göre mülkiyetin borçluya geçip geçmediği irdelenmeden işin esasına girilerek eksik inceleme ile yazılı biçimde karar verilmesi isabetli değildir.
SONUÇ :Davalı (alacaklı) vekilinin yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davanın süresinde açılmadığına yönelik temyiz itirazlarının reddine,(2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar (alacaklı) ... ve (borçlu) ... Dayanıklı Tüketim Malları Ltd.Şti. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklı ve borçluya geri verilmesine 15.7.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2018/1440 E., 2019/2421 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK'nın 950. maddesi gereğince, bir aracı tamir edenin, tamir masrafları miktarınca araç üzerinde hapis hakkı vardır.
23. Hukuk Dairesi 2018/1440 E. , 2019/2421 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
K A R A R
Şikayetçi vekilince açılan sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonucunda mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiş olup, verilen kararın şikayet olunan ... A.Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bu kez Dairemiz kararına karşı şikayet olunan ... A.Ş. vekilince karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre İİK’nın 366. maddesi ve HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle şikayet olunan ... A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, 17,10 TL harç ve takdiren 384,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine 29.05.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
- MUHALEFET ŞERHİ -
TMK'nın 950. maddesi gereğince, bir aracı tamir edenin, tamir masrafları miktarınca araç üzerinde hapis hakkı vardır. Hapis hakkı “Taşınır rehni” hükmündedir (İİK'nın 23/2) Bir mal üzerinde birden fazla rehnin bulunması halinde rehinlerin kuruluş tarihlerine göre öncelik sırası verilerek ödeme yapılır. (TMK'nın 948).TMK'nın 953. maddesinde ise araç sahibi tamir borcunu ödemezse, tamir alacaklısı, araç sahibine borcun ödenmesi konusunda ihtarda bulunduktan sonra araç malikine karşı rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatabilir.
Somut olayda, bedeli satışa konu ... plakalı araç kaydı üzerinde ...ın 26.04.2013 tarihli rehin hakkı mevcuttur. Banka rehin hakkına istinaden 09.09.2014 tarihinde rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatmış ve bu icra dosyasından araç paraya çevrilerek sıra cetveli düzenlenmiştir. Sıra cetvelinde, aracı tamir ettiğini iddia eden ve bu nedenle hapis hakkına istinaden rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapana pay verilmeden tüm satış bedeli, rehin alacaklısı bankaya verilmiştir. Müştekinin satış bedelinin öncelikle kendisine ödenmesi gerektiğine dair şikayeti yerel mahkemece kabul edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Öncelikle sıra cetvelinde bir alacağa öncelik hakkı tanınabilmesi için o alacağın İİK nu veya özel kanunlarda “Rüçhaniyetli” olduğunun açıkça belirlenmiş olması gerekir. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gereğince, müştekinin tamir alacağından dolayı satışa konu araç üzerinde hapis hakkı mevcuttur. Bu hak taşınır rehni hükmündedir. Bu durumda, aynı araç üzerinde iki rehin hakkının mevcut olduğundan, sıra cetvelinde kuruluş tarihi önce olan rehne göre öncelikle pay ayrılması gerekir.
Dosya arasında bulunan araç ruhsat örneği ve internet çıktısında, ... rehninin kuruluş tarihinin belli olmasına rağmen; müştekinin, aracı ne zaman tamir ettiği belli olmadığı gibi bu konuda kesilen fatura da celp edilmeden sadece İİK'nın 100. madde bilgilerine istinaden hüküm kurulduğu sonucuna varılmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi sıra cetvelinde öncelik hususunun belirlenmesi için rehin ve hapis hakkının kuruluş tarihlerinin öncelikle tespiti zorunludur. Mahkemenin anılan eksikliği tamamlamadan karar vermesi isabetsiz olmuştur.
Öte yandan müştekinin tamir faaliyetinin bankanın rehninden sonraki tarihli olması halinde; araç ruhsatına bakması veya internette basit bir inceleme neticesinde aracın rehinli olduğunu tespit etmesi mümkün olduğundan, müştekinin tamiratı yaparken rehinden haberdar olmadığı dolayısıyla iyi niyetli olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Bu gerekçelerle kararının bozulması gerekirken yazılı nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulmasına gerekçe yönünden muhalif olmuştum. Bu kez şikayet olunan tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Bozma ilamına karşı yazdığımız muhalefet doğrultusunda karar düzeltme talebinin kabulü gerekirken reddine karar verilmesine dair Sayın çoğunluğun kararına muhalifim.
23. Hukuk Dairesi, 2015/8825 E., 2018/2076 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK nın 950. maddesi gereğince, bir aracı tamir edenin, tamir masrafları miktarınca araç üzerinde hapis hakkı vardır.
23. Hukuk Dairesi 2015/8825 E. , 2018/2076 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, davalı borçlu ...’nin almış olduğu bakım ve onarım hizmeti nedeniyle borcunu ödemediğinden bahisle hapis hakkını uygulayarak icra takibi yapıldığını, ancak alacaklarının imtiyazlı olmasına rağmen borçluya ait aracın satışı sonrasında ... 7. İcra Müdürlüğü'nün 8483 E. sayılı dosyasından sıra cetveli düzenlendiğini ve sıra cetvelinde haksız olarak davalılardan ... A.Ş.’ye öncelik tanındığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Şikayet olunanlardan ... A.Ş., şikayetin reddini savunmuştur.Diğer şikayet olunan, usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, iyi niyetli hapis hakkı sahibi alacaklının önceliğe sahip olacağı gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmiştir.Kararı, şikayet olunan ... A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
Dairemizin 05.06.2014 gün ve 850 E., 4369 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi hapis hakkının sırasının belirlenmesinde göz önünde tutulacak tarih, bu hakkın doğduğu andır. Hapis hakkının konusu taşınırlar üzerinde daha önce kurulmuş rehin hakkı ve diğer sınırlı aynı haklar varsa bunlar kural olarak hapis hakkından önce gelir. Ancak, hapis hakkı sahibi bunları bilmiyorsa veya bilmesi gerekmiyorsa yani iyiniyetliyse iyiniyetli hapis hakkı önceki tarihte kurulan taşınır rehninden önce gelir. Aynı kural çeşitli hapis haklarının kendi aralarındaki sırasında da uygulanır. (Deynekli A./Kısa, S.: Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, 3.b., Ankara 2005, s.672).Ancak, trafik sicili yasayla aleni olduğu kabul edilmiş sicillerden olmayıp, bu sicilde güven ilkesi de benimsenmemiştir. Diğer taraftan iyiniyetin tespitinde tacirler için ağırlaştırılmış kurallar da bulunmamaktadır. Kaldı ki, tescil ve trafik belgelerinin de hak sahipliğini gösterdiğine dair yasal bir düzenleme bulunmadığı gibi bu belgeler üzerindeki rehin kayıtlarının da mutlak bir bağlayıcılığı yoktur. Bu durumda şikayet olunanın hapis hakkının, sarfedilen emek ve malzeme ile aracın servise gelmesi ile tamirinin tamamlanması arasında oluşacak değer farkı üzerinde önceliğinin bulunduğu tartışmasızdır. Şikayetçinin, şikayet olunanın alacağının tutarına itirazının bulunmadığı gözetildiğinde, aracın tamirden önceki değerlerinin İcra ve İflas Kanunu'nun 128/a maddesine kıyasen tespiti ile gerek muhammen değer ve gerek satış değerleri oranlanarak belirlenecek artı değer üzerinden şikayet olunan alacağına öncelik vermek gerekirken, bütün bedel üzerinde öncelik verilmesi doğru görülmemiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle şikayet olunan vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.03.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
TMK nın 950. maddesi gereğince, bir aracı tamir edenin, tamir masrafları miktarınca araç üzerinde hapis hakkı vardır. Hapis hakkı “taşınır rehni” hükmündedir (İİK.m.23/2) Bir mal üzerinde birden fazla rehnin bulunması halinde rehinlerin kuruluş tarihlerine göre öncelik sırası verilerek ödeme yapılır(TMK.m.948).TMK nın 953. maddesinde ise, araç sahibi tamir borcunu ödemezse, tamir alacaklısı, araç sahibine borcun ödenmesi konusunda ihtarda bulunduktan sonra araç malikine karşı rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatabilir.Somut olayda, bedeli satışa konu ... plakalı araç kaydı üzerinde ...’ın 26/04/2013 tarihli rehin hakkı mevcuttur. Banka rehin hakkına istinaden 09/09/2014 tarihinde rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatmış ve bu icra dosyasından araç paraya çevrilerek sıra cetveli düzenlenmiştir. Sıra cetvelinde, aracı tamir ettiğini iddia eden ve bu nedenle hapis hakkına istinaden rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapana pay verilmeden tüm satış bedeli, rehin alacaklısı bankaya verilmiştir. Müştekinin satış bedelinin öncelikle kendisine ödenmesi gerektiğine dair şikayeti yerel mahkemece kabul edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Öncelikle sıra cetvelinde bir alacağa öncelik hakkı tanınabilmesi için o alacağın İİK nu veya özel kanunlarda “rüçhaniyetli” olduğunun açıkça belirlenmiş olması gerekir. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gereğince, müştekinin tamir alacağından dolayı satışa konu araç üzerinde hapis hakkı mevcuttur. Bu hak taşınır rehni hükmündedir. Bu durumda, aynı araç üzerinde iki rehin hakkı mevcut olduğundan, sıra cetvelinde kuruluş tarihi önce olan rehne göre öncelikle pay ayrılması gerekir.Dosya arasında bulunan araç ruhsat örneği ve internet çıktısında, ... rehninin kuruluş tarihinin belli olmasına rağmen; müştekinin, aracı ne zaman tamir ettiği belli olmadığı gibi bu konuda kesilen fatura da celp edilmeden, sadece İİK nın 100. madde bilgilerine istinaden hüküm kurulduğu sonucuna varılmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi, sıra cetvelinde öncelik hususunun belirlenmesi için rehin ve hapis hakkının kuruluş tarihlerinin öncelikle tespiti zorunludur. Mahkemenin anılan eksikliği tamamlamadan karar vermesi isabetsiz olmuştur.Öte yandan müştekinin tamir faaliyetinin bankanın rehninden sonraki tarihli olması halinde; araç ruhsatına bakması veya internette basit bir inceleme neticesinde aracın rehinli olduğunu tespit etmesi mümkün olduğundan, müştekinin tamiratı yaparken rehinden haberdar olmadığı, dolayısıyla iyi niyetli olduğunu söylemek de mümkün değildir.Bu gerekçelerle kararının bozulması gerekirken yazılı nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulmasına, gerekçe yönünden muhalifim.
23. Hukuk Dairesi, 2015/6390 E., 2016/3589 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
ödemek zorunda kalınan miktarı da müvekkiline ödemesi gerektiğini, TMK'nın 950. maddesi uyarınca, davalı tarafın müvekkiline teslim ettiği malzemeler üzerinde müvekkilinin hapis hakkı sahibi olduğunu ve bunların müvekkiline ait otelde tutulduğunu ileri sürerek, 5.000,00 TL manevi tazminatın ve 4.310,00 TL ile 4.248,00 TL'nin
23. Hukuk Dairesi 2015/6390 E. , 2016/3589 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Vek. Av. ...
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesinin feshi sebebiyle ödenen bedelin istirdadı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, temyiz inceleme görevi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'ne aittir. Ne var ki dosya, Yargıtay Hukuk İş Bölümü İnceleme Kurulu'nun 14.07.2015 tarih ve .... sayılı kararıyla Dairemize gönderilmiştir. 6644 sayılı Kanun ile değişik, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 60/3. maddesi uyarınca, kurul tarafından verilen karar kesin olduğundan dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06.01.2014 tarihinde .... imzalandığını, bu sözleşme ile davalı tarafın, müvekkili şirketin katılacağı ve tanıtılacağı 30.01.2014-02.02.2014 tarihleri arasında düzenlenecek olan ....ı'nda müvekkilince kullanılacak standın imalatı, kurulumu, malzeme temini, montajı ile sökümü işlerini yapmayı üstlendiğini, bu sözleşmenin, davalı tarafın müvekkiline gönderdiği 26.12.2013 tarih ve 2013.12.65 sayılı teklife dayanılarak imzalandığını, bu teklif ve sözleşme uyarınca, davalının, malzemeleri fuar süresince müvekkiline kullandırmak, ayrıca logolar ve görselleri projeye uygun olarak uyarlamakla sorumlu olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmenin 10.1. maddesi uyarınca ödemeyi davalıya banka aracılığı ile yaptığını, ancak davalı tarafın, müvekkilince gönderilen logo ve görselleri dijital ortamda müvekkilinin onayını aldıktan sonra baskıya vermesi gerekirken bunu yapmadan baskıya verdiğini, baskıdan çıkan logo ve görsellerin hatalı, yamuk ve üçüncü sınıf kalitede olduğunu, fuara bir gün kala bu durumun yaşanması üzerine, müvekkilinin logo ve görselleri ......'a bastırmak ve fuar alanına uygulatmak zorunda kaldığını, bu nedenle Yazmat Mabaacılık'a 4.248,00 TL ek ödeme yapıldığını ve bu şekilde fuara yetiştirildiğini, ayrıca, davalı tarafın sözleşme gereğince tedarik etmesi gereken bar sandalyelerinin kırık ve eksik olduğunu, televizyon ünitesinin DVD'sinin bozuk olduğunu, stand kurulumunda kullanılan malzemelerin üzerinde de çatlaklar, ayak izleri, boya aşınmaları mevcut olduğunu, bu malzemelerin başkaları tarafından daha önce kullanılmış olduğunu, bu malzemelerin de fuara bir gün kala müvekkili çalışanlarınca çalışılarak düzeltildiğini ve fuara yetiştirildiğini, müvekkilinin fuarda bu eksiklikler nedeniyle itibar kaybına uğradığını, davalı tarafın sözleşmeye aykırı olarak ayıplı mal ve hizmet verdiğini, bu nedenle müvekkilince noter kanalıyla gönderilen ihtarname ile .../...
S.2
sözleşmenin feshedilerek, sözleşme uyarınca ödenen 4.130,00 TL ile ....a ödenen 4.248,00 TL'nin ödenmesinin talep edildiğini, ihtarnamenin 10.02.2014 tarihinde tebliğ olduğunu, davalı tarafça verilen cevabi ihtarname ile kalan ödemenin fatura ile talep edildiğini, müvekkili şirket tarafından bu faturanın iade edildiğini, davalının sözleşmeye aykırı olarak ayıplı ve eksik ifada bulunduğunu, bu nedenle sözleşme gereğince müvekkilince ödenen bedeli iade ile yükümlü olduğunu, ayrıca ayıplı ifa nedeniyle üçücü kişi durumunda olan .... ödemek zorunda kalınan miktarı da müvekkiline ödemesi gerektiğini, TMK'nın 950. maddesi uyarınca, davalı tarafın müvekkiline teslim ettiği malzemeler üzerinde müvekkilinin hapis hakkı sahibi olduğunu ve bunların müvekkiline ait otelde tutulduğunu ileri sürerek, 5.000,00 TL manevi tazminatın ve 4.310,00 TL ile 4.248,00 TL'nin 10.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan sözleşme uyarınca müvekkilince yapılması üstlenilen işlerin yapımı için iç mimar ....'ın görevlendirildiğini, ancak davacı şirketin görsellerle ilgili bir takım bilgileri müvekkiline geç ulaştırdığını, fuarın açılmasına saatler kala renk değişimi talebinde bulunduğunu, ayrıca stand içeriklerinde de değişiklikler istediğini, müvekkilinin müşterisini memnun etmek için fazladan malzeme harcayarak ve iş gücü sarfederek yeni rengi standa uyguladığını, davacı şirketin kendi iç ilişkilerindeki anlaşmazlıklar yüzünden devamlı stand yapımı ve diğer işlemler ile ilgili değişiklikler yapılmasını istediğini, bu talebin fuarın başlamasına 24 saatten az bir süre kala gelmesi nedeniyle yapılamayacağının davacı şirkete bildirildiğini, sözleşmenin 7.2. maddesinde, stand kurulumunda ortaya çıkan kusurlu ve noksan işlerin müvekkiline bildirilmesi ve verilecek makul sürede bu eksikliklerin düzeltileceğinin hüküm altına alındığını, ancak müvekkiline herhangi bir süre verilmediğini, davacı şirketin dava dilekçesinde belirttiği tüm eksikliklerin yapıldığını, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında muaccel olmuş herhangi bir borç bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile müvekkiline ait malzemelerin iadesini, müvekkilinin uğradığı zararların tespiti ile tazminini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; taraflar arasında fuar stand sözleşmesi yapıldığı,sözleşme uyarınca, davacının, davalının kusurundan dolayı uğradığını iddia ettiği zararların tahsilini istediği, somut olayın hukuki yönden değerlendirmesi sonucunda, talebin, TBK'da yer alan ücret karşılığı bir şeyin, karşı tarafın kullanımına tahsis edilmesi şeklinde gelişen kira ilişkisinden kaynaklandığı, kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda 6100 sayılı HMK'nın 4/1-a. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu, görev hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, anılan yasa hükmü uyarınca mahkemenin davaya bakmakta görevli olmadığı gerekçesiyle, davanın, mahkemenin görevsizliği nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki 06.01.2014 tarihli .... Sözleşmesi'nin feshi sebebiyle ödenen bedelin istirdadı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
Fuar stand sözleşmesinin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 1.1. maddesi, "Sözleşme konusu iş, ....'ın inşa edeceği,.... firmasına ait fuar standı teklifi kapsamındaki
.../...
S.3
imalat, kurulum, malzeme temini ve yerine montaj ile sökümünün .... tarafından yapılması işidir. Adı geçen işlerin tümü işbu sözleşmenin konusu olup, bu işlerin tümü sözleşme kapsamı içerisinde ve ekteki iş programı çerçevesinde yapılacaktır." hükmünü içermekte olup, 26.12.2013 tarihli, davalı tarafça gönderilen teklif mektubunda bir kısım oturma grubu, desk, tabure gibi eşyaların da hazırlanan stand kapsamında yer alacağının teklif edildiği anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2010 tarih ve ..... sayılı ilamında açıklandığı üzere, 6098 sayılı TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi; "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." olarak tanımlanmıştır.Bu hükme göre; yüklenici, eser sözleşmesinin konusu olan şeyi imal etmeyi (meydana getirmeyi) taahhüt eden ve imal ettiği şeyi de (eseri) iş sahibine teslim etme yükümlülüğü altına giren kişi ya da kuruluştur. İş sahibi ise, sözleşmeye konu olan eseri bedeli karşılığında imal ettiren ve imal edilen eseri teslim almakta menfaati olan gerçek veya tüzel kişiler veya iş ortakları ya da gruplaşmış müesseselerdir (....).
Bu tanıma göre eser sözleşmesinin unsurlarını; eser imal etme, ücret, taraflar arasında anlaşma ve sözleşmenin şekli olarak belirlemek mümkündür. Eser sözleşmesi bir iş görme sözleşmesi olmakla birlikte, bu sözleşmede önemli olan çalışmanın kendisinden çok, bu çalışmadan ortaya çıkan ve objektif olarak gözlenmesi kabul olan sonuçtur. Bugün için artık söz konusu sonucun mutlaka maddi bir şeyde kendisini göstermesi gerekmediği görüşü gerek öğretide ve gerekse uygulamada baskın bulunmaktadır. İnsan emeği ürünü olmak ve maddi bir varlıkta devamlı olarak kendini göstermek kaydıyla, maddi olmayan şeylerin, örneğin fikri çalışma ürünlerinin dahi eser kavramı içine gireceği kabul edilmektedir. Bir yapı planı çizilmesi, bir kitap yazılması, bir tablo yapılması, yeni bir buluşun uygulanması suretiyle bir şey vücuda getirilmesi, bir film için senaryo hazırlanması gibi.
Giderek, insan emeği ürünü olup bir bütün görünüşünü arz eden ve iktisadi değeri bulunan her hukuki varlık, maddi nitelikte olsun veya olmasın, bir eser sayılmaktadır. Başka bir deyişle, objektif olarak tespiti mümkün olan belirli bir maddi veya maddi olmayan sonucun meydana getirilmesi, istisna akdinin konusunu oluşturabilir. Bu suretle İsviçre Mahkeme içtihatları şu hallerde bir istisna akdinin varlığını kabul etmektedirler. Bir gazeteye bir ilan konulması, radyo, televizyon reklâmları, ışıkla reklâm, bir reklâm kampanyasının bir müşavir tarafından planlanması, bir mağaza vitrinin düzenlenmesi, bir sanatçının radyoda bir tek konser vermesi, ücret karşılığı seyredilen havai fişek gösterisi, kızak yarışı, bisiklet yarışı düzenlenmesi, sinemada film gösterilmesi, şefiyle sözleşme yapılarak tutulan ve akitte kimlikleri belirtilmeyen diğer çalgıcılarının ücretleri şef tarafından verilen bir dans orkestrasının bir lokalde çalışması, bir yarış atının eğitilmesi, bütün bu hallerde maddi bir şey imalini veya böyle bir şeyin değiştirilmesini gerektirmeyen, fakat bir insan emeğinin tek bir bütün görüntüsünü taşıyan sonuçları karşısında bulunulmaktadır (....).
Öte yandan, davalı gerçek kişi olup, mahkemece tacir olup olmadığı hususunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
.../...
S.4
26.06.2012 tarih ve 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi bulunduğu takdirde, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi içinde bulunan ve anılan yasanın 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ve özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı da hüküm altına alınmıştır. Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.09.2008 tarih ve .... sayılı ilamında da açıklandığı üzere;
TTK'nın 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnaf’ın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnaf’ın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez.
TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11.06.2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan.... Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 S.K. hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile
.../...
S.5
TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre;
1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Bu durumda mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 11/2. maddesi uyarınca çıkarılan en son tarihli Bakanlar kurulu kararı araştırıldıktan sonra, davalının tacir sıfatının bulunmadığının tespiti durumunda, uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hukuk davası (nispi ticari dava) niteliğinde bulunmadığı ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu ve davanın, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6562 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un yürürlük tarihinden önce açıldığı gözetilerek, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca, davanın usulden reddine, davalının tacir sıfatının bulunduğunun belirlenmesi halinde ise davanın nispi ticari dava niteliğinde bulunduğu gözetilerek uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi, 2011/6326 E., 2011/10299 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
dosyasında yapılan 11.04.2005 günlü hacze konu klimaları borçlu şirkete sattıklarını, ancak borçlu hakkında başlattıkları ve hacizden önce kesinleşen icra takipleri nedeni ile alacaklı oldukları için satılan malları teslim etmediklerini ve TMK’nun 950. maddesi uyarınca hapis haklarını kullanarak depolarında tuttuklarını belirterek buna yönelik başvurularının reddi ile ilgili icra müdürlüğü işlemin
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2011/6326 E. , 2011/10299 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (üçüncü kişi) vekili, İzmir 13.İcra Müdürlüğü’nün 2005/2418 sayılı takip dosyasında yazılan talimat uyarınca, Pendik 1. İcra Müdürlüğü’nün 2005/801 Talimat sayılı dosyasında yapılan 11.04.2005 günlü hacze konu klimaları borçlu şirkete sattıklarını, ancak borçlu hakkında başlattıkları ve hacizden önce kesinleşen icra takipleri nedeni ile alacaklı oldukları için satılan malları teslim etmediklerini ve TMK’nun 950. maddesi uyarınca hapis haklarını kullanarak depolarında tuttuklarını belirterek buna yönelik başvurularının reddi ile ilgili icra müdürlüğü işleminin iptaline, İİK’nun 99. maddesi uyarınca alacaklı tarafa dava açılması için süre verilmesine, mahcuzların rehin hakkı ile yükümlü olarak haczedilmiş sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, davanın süresinde açılmadığını, borçlu hakkında yürüttükleri icra takibi sırasında davacının başka dosyadan haczettirdiği mahcuzlar üzerine iştirak haczi koydurduklarını, bu dosyada icranın geri bırakılması kararı verilip haczin düşmesi üzerine iştirak haczine karşı hapis hakkını ileri sürdüklerini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlu), davacı şirketle aralarında rehin sözleşmesinin olmadığını, rehinle teminat altına alınmış alacakları olsaydı ihtiyati haciz kararı almalarının mümkün olmadığını, mahcuzları satın aldıkları halde haksız olarak depolarında bulundurup teslim etmediklerini, zamanaşımına uğrayan icra takipleri nedeni ile yaptıkları hacizler düşünce hapis hakkını ileri sürdüklerini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece toplanan delillere göre: “davanın haczi öğrenme tarihine göre 7 günlük yasal hak düşürücü süre içinde açılmadığı” gerekçesi ile süre aşımından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay yüksek 21. Hukuk Dairesi’nin 19.03.2007 gün, 8078–4740 sayılı ilamı ile öğrenme tarihine göre davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına yönelik karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozma kararı verilmiş, Mahkemece bozma ilamına uyma kararı verilerek yapılan yargılama sırasında işin esasına girilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve toplanan delillere göre: “mahcuzların davacı şirket tarafından borçluya satıldığı, ancak henüz teslim alınmadan birçok dosyada haczedildiği, bu dosyaya konu icra takibi sırasında da 11.04.2005 günlü iştirak haczinin konulduğu, davacının hacizden haberdar olmaması nedeni ile açılan davanın süresinde kabul edilmesi gerektiği, borçluya satılan mallar üzerinde davacının, kendi deposunda ve yedinde haczi nedeni ile hapis hakkının bulunduğu, bunun rehin hakkı niteliği taşıdığı“ gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilerek haczin, davacının 332.097,46.-TL rehin hakkının bulunduğu belirlenerek yapılmış sayılmasına ve satış bedelinin de buna göre ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Verilen ikinci hüküm, Dairemizin 15.07.2010 gün, 8159–6740 sayılı ilamı ile somut olayda üçüncü kişi lehine İİK’nun 23/2. maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği, ancak sunulan 20.09.2003 günlü faturanın mahcuzlara uygunluğu yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı ve 2003 yılına ait irsaliyelerin bulunması da dikkate alınarak malların teslim edilip edilmediği, mülkiyetin borçluya geçip geçmediği konularının araştırılıp değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuş, Mahkemece uyma kararı verilerek yapılan yargılama sonucunda: “dava konusu mahcuzlarla ilgisi olmayan icra takiplerine konu alacaklar üzerinden hapis hakkı bulunduğunun kabul edilemeyeceği, üçüncü kişinin İİK’nun 23/2. maddesinden yararlandırılmasının mümkün olmadığı“ gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, uyulan bozmaya göre; davacı üçüncü kişi vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 18,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna 3.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
(A)'nın otel işletmecisi (B)'ye olan 500 TL'lik konaklama borcu vadesi gelmiş olmasına rağmen (A) borcunu ödememiştir. (B), (A)'nın otelde unuttuğu kol saatini, (A) borcunu ödeyene kadar iade etmemektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, (B)'nin bu hakkına ne ad verilir ve bu hakkın doğumu için temel şart nedir?
A) Teslim şartlı rehin / Taraflar arasında sözleşme yapılması
B) Hapis hakkı / Alacağın muaccel (vadesi gelmiş) olması
C) Alıkoyma yetkisi / Alacağın konaklama giderinden doğması
D) Alt rehin / (A)'nın rızasının alınması
E) Hapis hakkı / Alacağın zamanaşımına uğramamış olması
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.