Türk Medeni Kanunu 982. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 982- Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür.
Davalı, o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhâl ispat ederse onu geri vermekten kaçınabilir.
Dava, şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.
3. Zilyetliğe saldırıya dava hakkı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2019/2341 E., 2019/7964 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir.
14. Hukuk Dairesi 2019/2341 E. , 2019/7964 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.07.2013 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.09.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, müvekkilinin ... ada 8 parsel sayılı Hazineye ait taşınmazı 1990 tarihinde eski kullanıcısı ... 'tan satın aldığını; davalı ... 'nın müvekkilinin babası, diğer davalının ise kardeşi olduğunu; müvekkilinin, davalı babası ile 10/05/2005 tarihinde bir sözleşme yaptığını; sözleşme gereği 1 sene içinde satış bedelini ödemek koşuluyla yerin 200 m2 sini babasına sattığını; davalı babanın satış bedelini ödemediği gibi, diğer davalı oğlu ile birlikte bu yere yapılan binadaki dükkanı ve 1. kattaki daireyi işgal ettiklerini; davalılarca kullanılan kısımlar sebebiyle müvekkilinin milli emlaka 9.905,18TL ecrimisil ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek davacı ile davalı baba arasındaki satış sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile, davalıların taşınmaza müdahalesinin men'ine, milli emlaka ödenen 9.905,18 TL'nin ve ihtar tarihi olan 2012 yılı aralık ayından itibaren, her ay için daire yönünden 500,00 TL, dükkan yönünden 600,00 TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Öncelikle, uyuşmazlığın çözümü için “hak” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Bir görüşe göre hak, hukuk düzeninin fertlere tanıdığı irade veya irade kudretidir. Bir başka görüş hakkı, hukuk düzenince korunan menfaat olarak tanımlamıştır. Bir diğer görüş ise hakkı, hukuki ilişki kavramıyla açıklamaktadır. Bu görüşü savunanlar hakkı, sahibine bu ilişkiye katılan kişi veya kişiler karşısında tanınan bir ayrıcalık veya imtiyazlı bir durum olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla hak, hukuki ilişkinin bir unsuru olup sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken, diğer kişiler için de bir kısıtlama, yükümlülük oluşturmaktadır. Hakkın hak sahibine verdiği imtiyaz, diğer kişilere yüklenen davranış yükümlüğünden ibarettir (Eren, F.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara, 2012,s.46-47).
Haklar konuları ya da nitelikleri temel alınarak çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. “İleri sürülebileceği çevre” bakımından haklar “Mutlak ve nispi haklar” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Mutlak haklar sahibine belirli bir mal veya kişi üzerinde geniş tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak hakların neler olduğunu kanun koyucu sınırlı olarak belirlemiştir. Bu nedenle kişiler, yasada öngörülen sınırlı sayıdaki mutlak hak dışında yeni bir mutlak hak yaratamazlar. Mutlak hakların konusu mutlaka maddi ya da gayri maddi mallardır. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklara, ayni haklar; maddi olmayan mallar üzerindeki haklara da fikri haklar denir. Ayni haklar mal üzerindeki mutlak iktidar haklarıdır. Diğer bir tanımlama ile ayni haklar bir kimseye bir şey üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan ve bu sebeple herkese karşı ileri sürülebilen haklardır
Nispi haklar aynı zamanda kişisel haklar olarak da tanımlanmaktadır. Çünkü bu haklar belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen haklardır. Kişisel hak, ayni haklarda olduğu gibi, hak sahibinin bir mal üzerinde doğrudan doğruya haiz olduğu bir yetki değil, bir şeyin verilmesini, bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını, yani belirli bir hareket tarzını bir veya birkaç şahıstan isteme hususundaki haktır. Nispi hakların eşya ile olan ilgileri doğrudan doğruya mutlak değil, nispidir (Velidededeoğlu H.V./Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları Ve Tapu Sicili Tatbikatı, İstanbul 1956, S.30).
TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nın 973. maddesinde zilyetlik “… Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir…” biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nın 982 ve 983. maddelerinde de zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur.
Davacı, Hazinenin taraf olmadığı eldeki bu davada, herhangi bir hakka değil sadece mukaddem (önceki zilyetliğe dayanmaktadır). O halde bu davada öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, davacının somut olayda dava hakkının, davalılara karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığı olmalıdır. Az önce açıklandığı gibi TMK'nın 973. maddesine göre zilyetlik, eşya ile şahıs arasında eylemli bir bağ yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bunun bir gasp ve tecavüz sonucu elde edilmiş olması da mümkündür. Bu bakımdan hakka dayanmayan zilyetlik hukuk nizamınca korunmaktadır. Ne var ki, bu korumada ki amaç, haksız zilyedin menfaatini korumak değil, sosyal huzur ve sükunun korunmasıdır. Zira, hukuk düzeninin yanında bir de barış düzeni vardır. Hukuk hareketi barış ise sükunu ifade eder. İşte zilyetlik bu barış düzeninin vücut verdiği bir müessesedir. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından birisi de, fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni böylece topluluğun esenliğini korumak istemiştir.
Tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur (743 sayılı Kanunun 634.; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; Borçlar Kanunu m. 213; Tapu Kanunu m. 26; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60). Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Kanunun öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez. Yasa hükümlerinin öngördüğü biçimde yapılmayan sözleşmeler hukuken geçersizdir; burada öngörülen şekil, sözleşmenin geçerlilik koşulu olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle doğrudan göz önünde tutulur.
Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08/03/1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Dosya kapsamından; davacının, çekişme konusu taşınmazda kayda ve mülkiyete dayalı bir hakkı bulunmadığı, 10.05.2005 tarihli protokolle taşınmazdaki 200 m2’lik kısmın zilyetliğinin davacı tarafından, davalı ...’a devredildiği, sözleşmeye dayalı olarak davalı tarafından kullanıldığı anlaşıldığından elatmanın önlenmesi talebi ile zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği ecrimisil ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
K A R Ş I O Y
Rucü hakkı, sebepsiz zenginleşme teşkil eden durumlarda ortaya çıkan talep hakkı ile bazı hukukî ilişkilerde başkası için yapılan ödeme veya harcamayı ilgiliden istemeyi ifade eder.
Dava konusu olan ..., ... Mahallesi, ... ada, 8 No'lu parsel dava dışı Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır.
Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi raporlarında belirtildiği gibi, üzerinde tarafların kullanımında bulunan yapı bulunmaktadır. Maliye Hazinesi tarafından eylemli bu kullanım nedeniyle ecrimisil tahakkuk ettirilmiştir. Davacının tahakkuk ettirilen ecrimisilden payına düşen miktarda sorumlu ise de diğer tarafların payı yönünden ödediği miktar için ilgilisine rücü hakkı bulunmaktadır.
Mahkemece davacının diğer tarafa rücü edeceği miktarın hesaplanarak bu miktarda tazminata karar verilmesi gerektiğinden, sayın çoğunluğun davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde oluşan kararına katılamamaktayız.
Diğer kararlar (2)
11. Hukuk Dairesi, 2020/6485 E., 2021/4825 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
TMK'nın 982. maddesinde;
11. Hukuk Dairesi 2020/6485 E. , 2021/4825 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 05.05.2016 tarih ve 2015/1034-2016/1033 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, dava dışı ...ile ...'nın 10 yılı aşkın süre iş hayatında ortak olarak çalıştıklarını ve davada taraf olan şirketleri birlikte ve eşit paylarla kurup işlettiklerini, ortaklıklarını sona erdirme kararı aldıklarını, bu nedenle 12.08.2014 tarihinde noterce yapılan şirket pay devir senetleri ile davacı şirket paylarının tamamını ...'e, davalı şirket paylarının tamamının da ...'ya devir edildiğini, ...ve ...'nın resmi şirket pay devir sözleşmelerinden 1 gün önce 11.08.2014 tarihinde yaptıkları sözleşme ile davalı şirket üzerinde kayıtlı bir kısım mal varlığının ve ... plaka numaralı BMC marka kamyon ile ... plaka numaralı Ford marka kamyonetin davacı şirkete devir edileceğinin kabul edildiğini, dava konusu araçların zilyetliğinin 11.08.2014 tarihli sözleşme tarihinde davacı şirkete devredildiğini ve davacı şirket tarafından kullanıldığını, davalı şirketin dava konusu araçların davacı şirkete resmi satış ve devrini yapmadığını, davalı şirketin gerçekte davacı şirketten alacaklı olmadığı halde 918.389,53 TL alacaklı bulunduğu iddiası ile davacı şirket aleyhinde ihtiyati haciz kararı talep ettiğini, ihtiyati haciz kararını 08.05.2015 tarihinde infaz ettirdiğini, haciz sırasında davacı şirketin zilyetliği altında bulunan ... plaka numaralı kamyon ile ... plaka numaralı kamyonetin de haciz edildiği ve anahtarlarının getirilmesinin istendiğini, haciz mahalline gelen davalı şirketin çalışanlarının araçları alıp davalı şirkete götürdüklerini, bu araçların ihtiyati haciz tutanağında bulunmadığını, davacı şirketin çalışanlarının ihtiyati haciz baskısı ve tehdidi altında şaşkınlık içine düşürüldüğünü, gerçekte araçlar haciz edilerek muhafaza altına alınmamış olduğu halde davacı şirket çalışanlarına böyle söylenerek götürüldüğünün anlaşıldığını, davalı şirketin TMK'nın 982 hükmüne göre davacı şirketin zilyetliği altındayken haksız surette gasbettiği dava konusu araçları davacıya iade etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek ... ve ... plaka numaralı araçların zilyetliğinin davacıya teslimine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirket ile davalı şirketin uzun yıllar aynı ortaklar tarafından idare edildiğini, bir süre sonra müvekkili şirketin davacı şirketteki payını satarak söz konusu şirketten ayrıldığını, müvekkili şirketin araçlarının zaman zaman davalı şirkette bulunduğunu, uzun süren ortaklık sırasında davacı şirketin müvekkili şirkete ait araçların yedek anahtarlarını edindiğini, haciz sırasında davalı şirket yetkililerinin müvekkili şirkete ait olduğunu bildikleri araçların anahtarlarını da müvekkili şirket çalışanlarına teslim ettiklerini, davacı şirketin haciz baskısı ile anahtarların teslim edildiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı şirket yetkili ve çalışanlarının araçların müvekkili şirkete ait olduğunu bildiğini, zaten araçların üzerinde de müvekkili şirketin isminin bulunduğunu, davacı tarafın zilyed olduğu düşünülse dahi anahtarlarının teslimi ile bu zilyetlikten kendi rızaları ile vazgeçtiklerini, dava konusu araçlar üzerinde müvekkili şirketin üstün bir hak olan mülkiyet hakkına sahip olduğunu, davalının araçları TMK'nın 982/2 fıkrası gereğince geri vermekten kaçınabileceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; ... ve ...arasında 11.08.2014 tarihli hisse devir sözleşmesi düzenlendiği, bu işlem sonunda ...'nın davalı şirketin tüm hisselerine sahip olacağı, ...'in davacı şirketin tüm hisselerine sahip olacağının kararlaştırıldığı, sözleşmenin 1.maddesinde "Bu devir işlemini tamamlamak için TDM Otomotiv ekli listede bulunan demirbaşlarını TCM otomotive fatura kesmek vasıtasıyla devredecektir. Bu devir işleminden oluşacak KDV ve gelir vergisi TCM otomotiv tarafından TDM otomotive ödenecektir." denildiği ve 254,22 demirbaş nolu ... U.Şasi hafi kamyon ve 254,20 demirbaş nolu ...ford transit marka kamyonetin belirtildiği, davacı tanıkları beyanlarından dava konusu araçların 08.05.2015 tarihine kadar davacı ... otomotiv tarafından kullanıldığını, araçların tüm giderlerinin TCM Otomotive fatura edilip ödemelerin de TCM Otomotiv tarafından yapıldığını, 08.05.2015 tarihinde haciz sırasında birçok malın haczedildiğini, araçlara da el konulmak istendiğini, vermek istemeyince polis çağrılacağı söylendiğinden araçların anahtarlarının da bu tarihte teslim edildiğinin anlaşıldığı, bu durumda; taraflar arasında sözleşme gereği devir işleminin tamamlanması için davalının davaya konu araçları davacıya fatura kesmek vasıtasıyla devredeceği konusunda anlaşıldığı, dava konusu araçların 08.05.2015 tarihine kadar davacının kullanımında olduğu ve haciz sırasında haciz zaptına yazılmadan araçların anahtarlarının davalı tarafından alındığı anlaşılmış olmakla, davalı tarafından araçların iadesini mülkiyet hakkına dayanarak davacı şirkete karşı açacağı bir dava ile iadesini sağlayacabilecek iken haciz zaptına yazılmadan fiilen alındığından davacı şirketin zilyetlik hakkının davalı tarafından alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne, ... ve ... plaka sayılı araçların zilyetliğinin davacı teslimine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, sicile kayıtlı araçların zilyetliğe dayalı iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece, dava dışı ... ve ...arasında 11.08.2014 tarihli TDM Otomotiv ve TCM Otomotiv devir sözleşmesi düzenlendiği, sözleşme gereği davalının ekli listede bulunan demirbaşlarını davacıya fatura kesmek suretiyle devredeceğinin belirtildiği ve listede ... ve ... plakalı araçların yer aldığı, bu araçların ruhsatlarının davalı şirkete ait olmasına rağmen haciz tarihi olan 08.05.2015 tarihine kadar araçların davacının kullanımında olduğu ve haciz sırasında haciz zaptına yazılmadan araçların anahtarlarının davalı tarafından alındığı, davalı tarafından araçların iadesini mülkiyet hakkına dayanarak davacı şirkete karşı açacağı bir dava ile sağlayabilecek iken haciz zaptına yazılmadan fiilen alındığından davacı şirketin zilyetlik hakkının davalı şirket tarafından alınmış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne araçların zilyetliğinin davacıya teslimine karar verilmiştir.
Davalının dava konusu araçların maliki olmakla davacıya nazaran üstün bir hakka sahip olduğu kuşkusuzdur.
TMK'nın 982. maddesinde; ''Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür. Davalı, o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhâl ispat ederse onu geri vermekten kaçınabilir. ...'' denilmektedir. Kural olarak zilyetliğin korunması davasında, davalının üstün hak savunmasına itibar edilmeyecek, davalının üstün hakka dayalı menfaatlerini istihkak, müdahalenin men'i talepli davalarla koruması istenecektir. Ancak, maddenin ikinci fıkrasında, davalının üstün hakkını derhal ispat etmesi hali bir istisna olarak düzenlenmiştir. Davalı taraf üstün hakkını derhal, açık ve tartışmasız olarak ispat ederse mahkemece davanın reddine karar verilecek, bu durumda davaya konu şeylerin zilyetliği davalıda kalacak, davacı tarafın varsa diğer haklarına (şahsi, ayni haklara) dayalı istemlerini, davalıya karşı yönelteceği başka davalarla talep etmesi beklenecektir.
Somut olayda, davacının davaya konu araçların zilyedi olduğu, davalının da araçların maliki olduğu trafik sicil kayıtları ile sabit olduğu gibi davacı da bu hususu kabul etmektedir. Bu durumda, mahkemece, davalının üstün hak iddiasını derhal ispatladığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 07.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/13808 E., 2014/9254 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hemen belirtmek gerekir ki davacıların talebi TMK'nun 981-984. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması istemine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi 2013/13808 E. , 2014/9254 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 13/11/2012
NUMARASI : 2012/196-2012/1236
C.. Ç.. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki zilyetliğin tespiti davasının kabulüne dair İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.11.2012 gün ve 196/1236 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, dava dilekçesinde İ. P. İlçesi Y.mahallesi .. pafta, ... parselde kayıtlı bulunan, tapu tahsis belgesine istinaden malik sıfatı ile ikamet amaçlı olarak kullanılan taşınmazın ileride tapu tescil davasına mesnet teşkil edecek manada zilyetliğinin aidiyetinin tespitine, muhatap idare tarafından yapılabilecek hukuka aykırı her türlü fiili müdahalelerin ve hukuki anlamda haksız olarak yapılmış, yapılacak ecrimisil bedel tespiti ve tahsili işlemlerine karşı nihai karar tesisine kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili davanın husumetten reddi gerektiğini, söz konusu taşınmazla ilgili mesnetsiz ve hukuka aykırı açılan davanın esastan reddine karar verilmesini, ayrıca dava konusu taşınmaz İlköğretim tesis alanında kalması nedeniyle husumetin İstanbul İl Özel İdaresine yönlendirilmesi gerektiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacıların murisi H.Ç'e dava konusu taşınmazda bulunan bir kat yığma mesken nitelikli gecekondu nedeniyle 24.07.1986 tarihli ve davacılar Cengiz, Sevim ile Zeycan'ın yine aynı taşınmazda bir kat yığma mesken nitelikli gecekondular için 05.02.1987 tarihli tapu tahsis belgeleri verildiğini, mirasçılık belgesine göre Cengiz, Sevim ve Zeycan'ın muris H. Ç.'in mirasçıları olduğunu, 1969 yılından önceki tarihlerden beri davacıların taşınmaz üzerindeki evde ikamet ettiklerini, babalarının vefatından sonra da davacıların burada oturmaya devam ettiklerini ev ile birlikte üzerinde meyve ağaçlarının da bulunduğunu, bilirkişi raporuna göre de taşınmazdaki binanın eski ve bakımsız olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından; davacıların 8631 ada 1 parsel sayılı ana taşınmaz üzerinde bulunan binada halen ikamet etmeleri nedeniyle davanın kabulüne, zilyet olduklarının tespitine karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan kanıtlar, tüm dosya kapsamından; dava konusu 25 pafta 701 nolu parsel: ham toprak vasfı ile 2000 m2 yüzölçümüyle 13.03.1958 tarihli tapulama tutanağı ile Hazine adına tapuya kayıtlı olup, 20.05.1981 tarihinde yapılan tashih ile İstanbul Belediyesi adına tescil edilmiş ve 13.07.2007 tarihli imar uygulaması ile tekrar Maliye Hazinesi adına tapuya tescil edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki davacıların talebi TMK'nun 981-984. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması istemine ilişkindir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 09.10.1946 tarih, 1946/6 Esas, 1946/12 sayılı Kararında aynen "...MK. 896 (TMK.983) madde uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise, zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz...." denilmektedir. TMK'nun ilgili maddeleri ile yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararından anlaşıldığı üzere; bir kimsenin zilyetliğinin korunmasını isteyebilmesi için öncelikle zilyetliğinin tecavüze uğraması (gasp-saldırı) yani filli bir müdahalenin bulunması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişinin zilyetliğine sadece tecavüz tehlikesinin bulunması davanın görülebilir olması için yeterli değildir. Bu durum dava şartıdır (dava açmada hukuki yararın bulunması). Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; davacı vekili dava dilekçesinde, nizalı taşınmazda bulunan eski ev için verilen tapu tahsis belgesi gereğince halen vekil edenlerinin burada ikamet amaçlı olarak oturduklarını, taşınmazın üzerine ağaçların dikildiğini, ileride tapu tescil davasına mesnet teşkil edecek manada zilyetliğin tespitine karar verilmesini istediğini açıkça bildirmiştir. Davacılar tarafından Pendik 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'ne 21.05.2009 tarihinde 2009/1218 Esas sayılı dosya ile, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım gösterilerek açılan zilyetliğin tespiti ve korunması davasında, taşınmazın bulunduğu yerde yapılan 09.06.2011 tarihli keşifte sunulan teknik ve ziraatçi bilirkişi raporlarında ve şimdiki zamanda mevcut durumda davacıların zilyetliğine tecavüzde bulunulduğu konusunda bir saptama yapılmamıştır.
Hal böyle iken, dava konusu yapılan taşınmazda davacıların zilyetliğine yönelik davalı hazine tarafından bir tecavüzde bulunulmadığı anlaşıldığına göre, davacıların iş bu davada hukuki yararları bulunmadığı gibi eda davası açılması gereken hallerde ve gerekçeye yönelik olarak ilgili mahkemeyi bağlayıcı biçimde yazılı olduğu şekilde bir karar verilmesi de isabetsizdir. Öyle ise eldeki davanın bu gerekçeyle ve dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davacıların zilyetliğinin tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 12.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
(A)'nın bisikletini gasbeden (B), (A)'nın açtığı zilyetliğin iadesi davasında, bisiklet üzerinde (A)'dan daha üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre bu durumda mahkemenin vermesi gereken karar ne yönde olmalıdır?
A) (B) üstün hakka sahip olsa bile, gasbettiği için bisikleti (A)'ya geri vermekle yükümlüdür.
B) (B), üstün hakkını derhâl ispat ederse bisikleti geri vermekten kaçınabilir.
C) Zilyetlik davalarında üstün hak iddiası dinlenmeyeceği için (B)'nin iddiası dikkate alınmaz.
D) Dava derhal reddedilir, (A)'nın istihkak davası açması gerekir.
E) (A) sadece zararın giderilmesini talep edebilir, geri vermeyi isteyemez.