4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 983

Türk Medeni Kanunu 983. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 983- Saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği saldırıya uğrayan, ona karşı dava açabilir. Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur. 4. Dava hakkının düşmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2019/2341 E., 2019/7964 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir.
14. Hukuk Dairesi         2019/2341 E.  ,  2019/7964 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.07.2013 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.09.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, müvekkilinin ... ada 8 parsel sayılı Hazineye ait taşınmazı 1990 tarihinde eski kullanıcısı ... 'tan satın aldığını; davalı ... 'nın müvekkilinin babası, diğer davalının ise kardeşi olduğunu; müvekkilinin, davalı babası ile 10/05/2005 tarihinde bir sözleşme yaptığını; sözleşme gereği 1 sene içinde satış bedelini ödemek koşuluyla yerin 200 m2 sini babasına sattığını; davalı babanın satış bedelini ödemediği gibi, diğer davalı oğlu ile birlikte bu yere yapılan binadaki dükkanı ve 1. kattaki daireyi işgal ettiklerini; davalılarca kullanılan kısımlar sebebiyle müvekkilinin milli emlaka 9.905,18TL ecrimisil ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek davacı ile davalı baba arasındaki satış sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile, davalıların taşınmaza müdahalesinin men'ine, milli emlaka ödenen 9.905,18 TL'nin ve ihtar tarihi olan 2012 yılı aralık ayından itibaren, her ay için daire yönünden 500,00 TL, dükkan yönünden 600,00 TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, elatmanın önlenmesi ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir. Öncelikle, uyuşmazlığın çözümü için “hak” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Bir görüşe göre hak, hukuk düzeninin fertlere tanıdığı irade veya irade kudretidir. Bir başka görüş hakkı, hukuk düzenince korunan menfaat olarak tanımlamıştır. Bir diğer görüş ise hakkı, hukuki ilişki kavramıyla açıklamaktadır. Bu görüşü savunanlar hakkı, sahibine bu ilişkiye katılan kişi veya kişiler karşısında tanınan bir ayrıcalık veya imtiyazlı bir durum olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla hak, hukuki ilişkinin bir unsuru olup sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken, diğer kişiler için de bir kısıtlama, yükümlülük oluşturmaktadır. Hakkın hak sahibine verdiği imtiyaz, diğer kişilere yüklenen davranış yükümlüğünden ibarettir (Eren, F.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara, 2012,s.46-47). Haklar konuları ya da nitelikleri temel alınarak çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. “İleri sürülebileceği çevre” bakımından haklar “Mutlak ve nispi haklar” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak haklar sahibine belirli bir mal veya kişi üzerinde geniş tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak hakların neler olduğunu kanun koyucu sınırlı olarak belirlemiştir. Bu nedenle kişiler, yasada öngörülen sınırlı sayıdaki mutlak hak dışında yeni bir mutlak hak yaratamazlar. Mutlak hakların konusu mutlaka maddi ya da gayri maddi mallardır. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklara, ayni haklar; maddi olmayan mallar üzerindeki haklara da fikri haklar denir. Ayni haklar mal üzerindeki mutlak iktidar haklarıdır. Diğer bir tanımlama ile ayni haklar bir kimseye bir şey üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan ve bu sebeple herkese karşı ileri sürülebilen haklardır Nispi haklar aynı zamanda kişisel haklar olarak da tanımlanmaktadır. Çünkü bu haklar belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen haklardır. Kişisel hak, ayni haklarda olduğu gibi, hak sahibinin bir mal üzerinde doğrudan doğruya haiz olduğu bir yetki değil, bir şeyin verilmesini, bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını, yani belirli bir hareket tarzını bir veya birkaç şahıstan isteme hususundaki haktır. Nispi hakların eşya ile olan ilgileri doğrudan doğruya mutlak değil, nispidir (Velidededeoğlu H.V./Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları Ve Tapu Sicili Tatbikatı, İstanbul 1956, S.30). TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nın 973. maddesinde zilyetlik “… Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir…” biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nın 982 ve 983. maddelerinde de zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Davacı, Hazinenin taraf olmadığı eldeki bu davada, herhangi bir hakka değil sadece mukaddem (önceki zilyetliğe dayanmaktadır). O halde bu davada öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, davacının somut olayda dava hakkının, davalılara karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığı olmalıdır. Az önce açıklandığı gibi TMK'nın 973. maddesine göre zilyetlik, eşya ile şahıs arasında eylemli bir bağ yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bunun bir gasp ve tecavüz sonucu elde edilmiş olması da mümkündür. Bu bakımdan hakka dayanmayan zilyetlik hukuk nizamınca korunmaktadır. Ne var ki, bu korumada ki amaç, haksız zilyedin menfaatini korumak değil, sosyal huzur ve sükunun korunmasıdır. Zira, hukuk düzeninin yanında bir de barış düzeni vardır. Hukuk hareketi barış ise sükunu ifade eder. İşte zilyetlik bu barış düzeninin vücut verdiği bir müessesedir. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından birisi de, fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni böylece topluluğun esenliğini korumak istemiştir. Tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur (743 sayılı Kanunun 634.; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; Borçlar Kanunu m. 213; Tapu Kanunu m. 26; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60). Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Kanunun öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez. Yasa hükümlerinin öngördüğü biçimde yapılmayan sözleşmeler hukuken geçersizdir; burada öngörülen şekil, sözleşmenin geçerlilik koşulu olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle doğrudan göz önünde tutulur. Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08/03/1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı). Dosya kapsamından; davacının, çekişme konusu taşınmazda kayda ve mülkiyete dayalı bir hakkı bulunmadığı, 10.05.2005 tarihli protokolle taşınmazdaki 200 m2’lik kısmın zilyetliğinin davacı tarafından, davalı ...’a devredildiği, sözleşmeye dayalı olarak davalı tarafından kullanıldığı anlaşıldığından elatmanın önlenmesi talebi ile zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği ecrimisil ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) K A R Ş I O Y Rucü hakkı, sebepsiz zenginleşme teşkil eden durumlarda ortaya çıkan talep hakkı ile bazı hukukî ilişkilerde başkası için yapılan ödeme veya harcamayı ilgiliden istemeyi ifade eder. Dava konusu olan ..., ... Mahallesi, ... ada, 8 No'lu parsel dava dışı Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi raporlarında belirtildiği gibi, üzerinde tarafların kullanımında bulunan yapı bulunmaktadır. Maliye Hazinesi tarafından eylemli bu kullanım nedeniyle ecrimisil tahakkuk ettirilmiştir. Davacının tahakkuk ettirilen ecrimisilden payına düşen miktarda sorumlu ise de diğer tarafların payı yönünden ödediği miktar için ilgilisine rücü hakkı bulunmaktadır. Mahkemece davacının diğer tarafa rücü edeceği miktarın hesaplanarak bu miktarda tazminata karar verilmesi gerektiğinden, sayın çoğunluğun davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde oluşan kararına katılamamaktayız.

Diğer kararlar (1)

8. Hukuk Dairesi, 2013/13808 E., 2014/9254 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hemen belirtmek gerekir ki davacıların talebi TMK'nun 981-984. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması istemine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi         2013/13808 E.  ,  2014/9254 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 13/11/2012 NUMARASI : 2012/196-2012/1236 C.. Ç.. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki zilyetliğin tespiti davasının kabulüne dair İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.11.2012 gün ve 196/1236 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, dava dilekçesinde İ. P. İlçesi Y.mahallesi .. pafta, ... parselde kayıtlı bulunan, tapu tahsis belgesine istinaden malik sıfatı ile ikamet amaçlı olarak kullanılan taşınmazın ileride tapu tescil davasına mesnet teşkil edecek manada zilyetliğinin aidiyetinin tespitine, muhatap idare tarafından yapılabilecek hukuka aykırı her türlü fiili müdahalelerin ve hukuki anlamda haksız olarak yapılmış, yapılacak ecrimisil bedel tespiti ve tahsili işlemlerine karşı nihai karar tesisine kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili davanın husumetten reddi gerektiğini, söz konusu taşınmazla ilgili mesnetsiz ve hukuka aykırı açılan davanın esastan reddine karar verilmesini, ayrıca dava konusu taşınmaz İlköğretim tesis alanında kalması nedeniyle husumetin İstanbul İl Özel İdaresine yönlendirilmesi gerektiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacıların murisi H.Ç'e dava konusu taşınmazda bulunan bir kat yığma mesken nitelikli gecekondu nedeniyle 24.07.1986 tarihli ve davacılar Cengiz, Sevim ile Zeycan'ın yine aynı taşınmazda bir kat yığma mesken nitelikli gecekondular için 05.02.1987 tarihli tapu tahsis belgeleri verildiğini, mirasçılık belgesine göre Cengiz, Sevim ve Zeycan'ın muris H. Ç.'in mirasçıları olduğunu, 1969 yılından önceki tarihlerden beri davacıların taşınmaz üzerindeki evde ikamet ettiklerini, babalarının vefatından sonra da davacıların burada oturmaya devam ettiklerini ev ile birlikte üzerinde meyve ağaçlarının da bulunduğunu, bilirkişi raporuna göre de taşınmazdaki binanın eski ve bakımsız olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından; davacıların 8631 ada 1 parsel sayılı ana taşınmaz üzerinde bulunan binada halen ikamet etmeleri nedeniyle davanın kabulüne, zilyet olduklarının tespitine karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Toplanan kanıtlar, tüm dosya kapsamından; dava konusu 25 pafta 701 nolu parsel: ham toprak vasfı ile 2000 m2 yüzölçümüyle 13.03.1958 tarihli tapulama tutanağı ile Hazine adına tapuya kayıtlı olup, 20.05.1981 tarihinde yapılan tashih ile İstanbul Belediyesi adına tescil edilmiş ve 13.07.2007 tarihli imar uygulaması ile tekrar Maliye Hazinesi adına tapuya tescil edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki davacıların talebi TMK'nun 981-984. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması istemine ilişkindir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 09.10.1946 tarih, 1946/6 Esas, 1946/12 sayılı Kararında aynen "...MK. 896 (TMK.983) madde uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise, zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz...." denilmektedir. TMK'nun ilgili maddeleri ile yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararından anlaşıldığı üzere; bir kimsenin zilyetliğinin korunmasını isteyebilmesi için öncelikle zilyetliğinin tecavüze uğraması (gasp-saldırı) yani filli bir müdahalenin bulunması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişinin zilyetliğine sadece tecavüz tehlikesinin bulunması davanın görülebilir olması için yeterli değildir. Bu durum dava şartıdır (dava açmada hukuki yararın bulunması). Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; davacı vekili dava dilekçesinde, nizalı taşınmazda bulunan eski ev için verilen tapu tahsis belgesi gereğince halen vekil edenlerinin burada ikamet amaçlı olarak oturduklarını, taşınmazın üzerine ağaçların dikildiğini, ileride tapu tescil davasına mesnet teşkil edecek manada zilyetliğin tespitine karar verilmesini istediğini açıkça bildirmiştir. Davacılar tarafından Pendik 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'ne 21.05.2009 tarihinde 2009/1218 Esas sayılı dosya ile, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım gösterilerek açılan zilyetliğin tespiti ve korunması davasında, taşınmazın bulunduğu yerde yapılan 09.06.2011 tarihli keşifte sunulan teknik ve ziraatçi bilirkişi raporlarında ve şimdiki zamanda mevcut durumda davacıların zilyetliğine tecavüzde bulunulduğu konusunda bir saptama yapılmamıştır. Hal böyle iken, dava konusu yapılan taşınmazda davacıların zilyetliğine yönelik davalı hazine tarafından bir tecavüzde bulunulmadığı anlaşıldığına göre, davacıların iş bu davada hukuki yararları bulunmadığı gibi eda davası açılması gereken hallerde ve gerekçeye yönelik olarak ilgili mahkemeyi bağlayıcı biçimde yazılı olduğu şekilde bir karar verilmesi de isabetsizdir. Öyle ise eldeki davanın bu gerekçeyle ve dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davacıların zilyetliğinin tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 12.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre zilyetliği saldırıya uğrayan zilyet, saldırıda bulunana karşı açacağı davada aşağıdakilerden hangilerini talep edebilir?

A) Sadece saldırının sona erdirilmesini
B) Sadece zararın giderilmesini
C) Sadece saldırı sebebinin önlenmesini
D) Saldırının sona erdirilmesi, sebebinin önlenmesi ve zararın giderilmesini
E) Sadece şeyin geri verilmesini