Türk Medeni Kanunu 984. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 984- Gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı, zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay ve her hâlde fiilin üzerinden bir yıl geçmekle düşer.
II. Zilyetlik dolayısıyla hakkın korunması
1. Mülkiyet karinesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2013/18338 E., 2013/18100 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Davalı, dava konusu yere davacının hiç zilyet olmadığını, TMK.nun 984. Maddesi uyarınca 2 ay ve her halde 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
8. Hukuk Dairesi 2013/18338 E. , 2013/18100 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi
... ile ... aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının reddine dair ... Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 28.03.2012 gün ve 474/375 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, vekil edenine ait taşınmazın güney sınırının eski ... yolu olarak bilinen 27 nolu yerin 366 m2'lik bölümünü haricen satın ve devraldığını, bu yeri tel örgü ile çevirdiğini, davalının ise tel örgüye müdahale ederek kaldırdığını, bu alanı kendi arsasına dahil ettiğini açıklayarak vekil edenine ait yerinin zeminde tespit edilerek davalının o kısma müdahalesinin önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu yere davacının hiç zilyet olmadığını, TMK.nun 984. Maddesi uyarınca 2 ay ve her halde 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ispat edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından dilekçesinde yazılı nedenlerle temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dava konusu taşınmaz 3116 numaralı parsel kapsamında kalmakta olup, 3156 nolu parselin ifrazı sonucu 21.4.2010 tarihinde ... adına tapuya tescil edilen bir yerdir. 3156 parsel ise 19.12.1996 tarihinde "hali arazi" olarak ... adına 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi uyarınca yazılmıştır. Bu durumda; eldeki dava TMK'nun 984 ve devamı maddeleri kapsamında açılan zilyetliğin korunması isteğine ilişkindir. Dinlenen davalı tanıkları, davacının ileri sürdüğü müdahale olayının dava tarihinden 3-4 yıl önce gerçekleştiğini, davacının, davalıya ait yere kazık çaktırdığını bildirmişlerdir.
Dava dilekçesi kapsamı, dinlenen tanık beyanları bir bütün halinde birlikte değerlendirildiğinde: teknik bilirkişilerin krokisinde 1 numara ile gösterilen kısım hakkında zilyetliğin korunması isteği bakımından; davanın, 4721 sayılı TMK'nun 984. maddesinde öngörülen 2 ay ve 1 yıllık hak düşürücü süreler geçirildikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, isteğin anılan sebeple reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz ise de; hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle doğru görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle Usul ve Yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
NE
Diğer kararlar (3)
1. Hukuk Dairesi, 2021/9578 E., 2022/2492 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
vekili, zilyetliğe ilişkin davada sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, davaya konu yerlerin müvekkili tarafından 10 yılı aşkın süredir kullanıldığını ve 2001 yılından beri ecrimisil ödendiğini, davanın TMK’nın 984. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinde açılmadığını, dosyada kıyı kenar çizgisinin kesinleştiğine ilişkin belge bulunmadığını, müvekkili şirket kamu hizmeti gördüğünden kamu y
1. Hukuk Dairesi 2021/9578 E. , 2022/2492 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : MEN'İ MÜDAHALE VE KAL
Taraflar arasında görülen men'i müdahale ve kal davasında bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı Hazine vekili, Anayasa’nın 43. maddesi ve Kıyı Kanunu’nun 5. ve 6. maddelerindeki açık düzenlemelere rağmen davalı ... İşl. ve İnş. San. Tic. A.Ş. tarafından davaya konu 2447 parsel sayılı taşınmazın önüne isabet eden devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyıda ve deniz yüzeyinde gölgelik, kıyı düzenlemesi şeklinde inşaat işi ve 2 adet iskele yapılarak işgal edildiğinin idarece yapılan denetimde tespit edildiğini; yine davalı ... İşl. Taah. Tur. Tic. Ltd. Şti.’nin de aynı yerde bazı müdahalelerle iskele yapmak suretiyle anılan yerleri işgal ettiğinin tespit edildiğini ileri sürerek, davalıların kıyı vasfındaki alana ve deniz yüzeyine yönelik müdahalelerinin menine ve taşınmaz üzerindeki tüm muhdesatların kaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
2.1. Davalı ... İşl. ve İnş. San. Tic. A.Ş. vekili, zilyetliğe ilişkin davada sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, davaya konu yerlerin müvekkili tarafından 10 yılı aşkın süredir kullanıldığını ve 2001 yılından beri ecrimisil ödendiğini, davanın TMK’nın 984. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinde açılmadığını, dosyada kıyı kenar çizgisinin kesinleştiğine ilişkin belge bulunmadığını, müvekkili şirket kamu hizmeti gördüğünden kamu yararına aykırı yapılaşmanın bulunmadığını, gölgelik ve şezlongların müdahalenin menine konu edilecek taşınmaz niteliğinde yapılaşma sayılamayacağını, bu muhdesatların taşınabilir ve mevsimlik olduğunu, 2 adet iskelenin ise müvekkili tarafından yapılmayıp önceden de var olan ve ... botlarının yanaştığı kamu kullanımına açık iskeleler olduğunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 12. ve 13. maddelerinde Turizmi Teşvik Kanunu’na göre turizm bölgelerinde yapılabilecek tesislerin belirlendiğini, bu nedenle kıyıda uygulama imar planı bulunup bulunmadığı tespit edilmesi gerektiğini, müvekkilinin anılan kanundan yararlandığını, bu nedenle kıyıdan yararlanmanın müvekkilinin hakkı olduğunu, bu tesislerin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılmasının mümkün olmadığını, kali istenen iskelelerle ilgili olarak müvekkilinin izinlerinin bulunduğunu ve kurum yazışmalarının tamamlanmasının beklendiğini, Bodrum Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğü İmar Planı suretinde de bu durumun mevcut bulunduğunu, 2001 yılı için şezlong alanı ve iskele için ecrimisil tahakkuk ettirilmiş olmasının da bu bölümün mevzuata uygun kullanıldığını göstereceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
2.2. Davalı ... İşl. Taah. Tur. Tic. Ltd. Şti vekili, davalı şirketin davaya konu alanda işgalinin bulunmadığını, diğer davalı ile su sporları konusunda yapılan sözleşmenin 2005 sezon sonunda sona erdiğini, 2006 sezonunda su sporları faaliyetinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 10/02/2011 tarihli ve 2006/286 E., 2011/19 K. sayılı kararıyla; davalının kıyı kenar çizgisi içerisindeki alana tecavüz ettiğinin sabit olduğu, davalı tarafın müdahaleyi haklı kılacak bir sebep öne sürmediği, yapılan müdahale sonucu dava konusu alandan kamunun yararlanmasının engellendiği gerekçesiyle 02.12.2008 tarihli bilirkişi raporu ve ekindeki krokiye göre mülkiyet sınırının dışındaki bir kısım yer (21, 22, 23, 24, 25, 27, 29, 30, 31, 32, 26,28 ile gösterilen yerler) ile 16 ile gösterilen bölüme davalı tarafından yapılan tecavüzün menine ve muhdesatın kaline, mülkiyet sınırı içerisinde bulunan 7, 13, 15, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 10, 11, 12, 14, 18, 19, 20 ile gösterilen bölümler hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... İşl. ve İnş. San. Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Daire’nin 28/02/2013 tarihli ve 2012/16839 E:, 2013/2899 K. sayılı ilamıyla, “Gerçekten de, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan yere davalının taş duvar, yol, güneşlenme terası, sabit şemsiyeli gölgelik, iskele ve benzeri şeyler yapmak suretiyle müdahale ettiği toplanan delillerle saptanmıştır.
Ancak, ibraz edilen belgelerden ve cevabi yazılardan, mevcut yapılanma için izin başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Yine dosyaya temyiz aşamasında “ön izin sözleşmesi” başlıklı belge fotokopisi sunulmuştur.
Bilindiği üzere, 3621 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin ilk fıkrasında; kıyılarda ne tür yapılanmanın mümkün olmadığı belirtilirken, 2. fıkrasında ise bu yerlerde uygulama imar planı gereğince iskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım…. gibi yapı ve tesislerin yapılabileceği kabul edilmiştir.
Anılan madde hükmünde de vurgulandığı üzere, söz konusu yapılanmanın hukuken korunabilmesi, kıyıda uygulama imar planının karar altına alınması ve uygulamaya geçilmesi ile mümkündür.
Diğer taraftan “doldurma ve kurutma yoluyla, arazi ve bu araziler üzerinde yapılabilecek yapılar” başlıklı 7. maddesinde, denizden doldurma ve kurutma yapmak bir takım usulü işlemlere ve izinlere bağlanmıştır.
Hal böyle olunca; davaya konu yapılanma bakımından Kıyı Yasası'nın yukarıda değinilen hükümleri çerçevesinde tüm koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklığa kavuşturulması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, noksan inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
3. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 30/11/2016 tarihli ve 2013/238 E., 2016/625 K. sayılı kararıyla; tapu sınırı dışında kalan bölümlere müdahalenin haksız olduğunun kabulüyle müdahalenin meninin gerektiği, diğer bölümler tapu içerisinde kaldığından dava tarihi itibariyle müdahalenin haksız olduğunun söylenemeyeceği, (K) harfi ile gösterilen iskelenin kıyı kenar çizgisi içerisinde kalıp mülkiyet dışında kalsa da bozma ilamı doğrultusunda yapılan araştırmada ruhsatlı olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın ksımen kabulü ile, 17/10/2016 tarihli raporda kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı belirlenen (A), (B), (D), (E), (G), (H), (L), (S), (P) harfleri ile gösterilen bölümlere yönelik haksız müdahalenin meni ve muhdesatın kaline, mülkiyet sınırı içerisinde kaldığı belirlenen ve (C), (F), (I), (İ), (N), (O), (R) ve (V) harfleri ile gösterilen bölümler ile kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmakla birlikte ruhsatlı olduğu anlaşılan (K) harfli iskeleye yönelik davaların reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, mahkeme eksik inceleme yapıldığını, delillerin takdirinde isabetsizlik bulunduğunu, Yargıtay ilamında belirlenen eksikliklerin giderilmemiştir, bilirkişi raporlarının hükme elverişli olmadığını, davanın tamamının kabul edilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Kıyı Kanunu’ndan kaynaklanan el atmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. T.C. Anayasası'nın ''Kıyılardan Yararlanma'' başlıklı 43. maddesinde; ''Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.''
6.2.2. 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. maddesinde ''Kıyılar ile ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir: Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur. Kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediği bölgelerde talep vukuunda, talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur. Sahil şeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir. Yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebilir. Sahil şeritlerinin derinliği, 4. maddede belirtilen mesafeden az olmamak üzere, sahil şeridindeki ve sahil şeridi gerisindeki kullanımlar ve doğal eşikler de dikkate alınarak belirlenir. Taşıt yolları, sahil şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırı gerisinde kalan alanda düzenlenebilir. Sahil şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı olarak yapım koşulları yönetmelikte belirlenir.'' hükmüne yer verilmiştir.
6.2.3. 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 6. maddesinde “Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez. Kıyılara moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez. Kıyının kumluk veya çakıllık olduğu alanlarda denize girme, güneşlenme, amatör su sporları gibi faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yönelik rekreatif amaçlı iskele yapılamaz. Ancak, kıyının kayalık karakter gösterdiği ya da kıyının kumluk veya çakıllık olmasına rağmen niteliği gereği su alanından başka türlü faydalanmanın mümkün olmadığı zorunlu hallerde genişliği üç metreyi geçmeyen ve platform niteliği taşımayan rekreatif amaçlı iskeleler yapılabilir.
Kıyıda imar planı kararı ile; iskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım, dalgakıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri, kayıkhane, tuzla, dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları gibi, kıyının kamu yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı ve tesisler, ... Komutanlığının faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılması mümkün olmayan ... Komutanlığı bağlısı gemi/bot karakolları ve destek birimi binaları yapılabilir. '' hükmüne yer verilmiştir.
6.2.4. 28.11.1997 tarihli ve 1996/5 E., 1997/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğu; ancak, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idari yargı tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
6.3. Değerlendirme
Dava dilekçesinde kıyıya ve deniz yüzeyine yapılan müdahalenin ve bu kısma yapılan muhdesatın kalinin istendiği açıktır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda (K) harfi ile gösterilen iskelenin usulünce yapıldığı, yasal izinlerinin mevcut olduğu anlaşılmakla bu iskeleye ilişkin talebin reddine karar verilmesi doğrudur.
Diğer yandan; kıyı kenar çizgisi içerisinde ve taşınmazın mülkiyet çizgisi dışında kalan talebe konu alanlara ilişkin müdahalenin meni kararı da yerindedir. Bilirkişi raporunda S ile gösterilen büfenin mülkiyet çizgisi içerisinde kaldığı anlaşılmış ise de bu kısma ilişkin olarak kurulan kabul hükmü temyiz edenin sıfatı dikkate alınarak bozma konusu yapılmamıştır.
Ne var ki, bilirkişi raporunda (M) harfi ile gösterilen iskele hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, (M) ile gösterilen kısım yönünden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
V. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davacı Hazine vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2019/2341 E., 2019/7964 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir.
14. Hukuk Dairesi 2019/2341 E. , 2019/7964 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.07.2013 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.09.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, müvekkilinin ... ada 8 parsel sayılı Hazineye ait taşınmazı 1990 tarihinde eski kullanıcısı ... 'tan satın aldığını; davalı ... 'nın müvekkilinin babası, diğer davalının ise kardeşi olduğunu; müvekkilinin, davalı babası ile 10/05/2005 tarihinde bir sözleşme yaptığını; sözleşme gereği 1 sene içinde satış bedelini ödemek koşuluyla yerin 200 m2 sini babasına sattığını; davalı babanın satış bedelini ödemediği gibi, diğer davalı oğlu ile birlikte bu yere yapılan binadaki dükkanı ve 1. kattaki daireyi işgal ettiklerini; davalılarca kullanılan kısımlar sebebiyle müvekkilinin milli emlaka 9.905,18TL ecrimisil ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek davacı ile davalı baba arasındaki satış sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile, davalıların taşınmaza müdahalesinin men'ine, milli emlaka ödenen 9.905,18 TL'nin ve ihtar tarihi olan 2012 yılı aralık ayından itibaren, her ay için daire yönünden 500,00 TL, dükkan yönünden 600,00 TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Öncelikle, uyuşmazlığın çözümü için “hak” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Bir görüşe göre hak, hukuk düzeninin fertlere tanıdığı irade veya irade kudretidir. Bir başka görüş hakkı, hukuk düzenince korunan menfaat olarak tanımlamıştır. Bir diğer görüş ise hakkı, hukuki ilişki kavramıyla açıklamaktadır. Bu görüşü savunanlar hakkı, sahibine bu ilişkiye katılan kişi veya kişiler karşısında tanınan bir ayrıcalık veya imtiyazlı bir durum olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla hak, hukuki ilişkinin bir unsuru olup sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken, diğer kişiler için de bir kısıtlama, yükümlülük oluşturmaktadır. Hakkın hak sahibine verdiği imtiyaz, diğer kişilere yüklenen davranış yükümlüğünden ibarettir (Eren, F.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara, 2012,s.46-47).
Haklar konuları ya da nitelikleri temel alınarak çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. “İleri sürülebileceği çevre” bakımından haklar “Mutlak ve nispi haklar” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Mutlak haklar sahibine belirli bir mal veya kişi üzerinde geniş tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak hakların neler olduğunu kanun koyucu sınırlı olarak belirlemiştir. Bu nedenle kişiler, yasada öngörülen sınırlı sayıdaki mutlak hak dışında yeni bir mutlak hak yaratamazlar. Mutlak hakların konusu mutlaka maddi ya da gayri maddi mallardır. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklara, ayni haklar; maddi olmayan mallar üzerindeki haklara da fikri haklar denir. Ayni haklar mal üzerindeki mutlak iktidar haklarıdır. Diğer bir tanımlama ile ayni haklar bir kimseye bir şey üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan ve bu sebeple herkese karşı ileri sürülebilen haklardır
Nispi haklar aynı zamanda kişisel haklar olarak da tanımlanmaktadır. Çünkü bu haklar belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen haklardır. Kişisel hak, ayni haklarda olduğu gibi, hak sahibinin bir mal üzerinde doğrudan doğruya haiz olduğu bir yetki değil, bir şeyin verilmesini, bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını, yani belirli bir hareket tarzını bir veya birkaç şahıstan isteme hususundaki haktır. Nispi hakların eşya ile olan ilgileri doğrudan doğruya mutlak değil, nispidir (Velidededeoğlu H.V./Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları Ve Tapu Sicili Tatbikatı, İstanbul 1956, S.30).
TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nın 973. maddesinde zilyetlik “… Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir…” biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nın 982 ve 983. maddelerinde de zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur.
Davacı, Hazinenin taraf olmadığı eldeki bu davada, herhangi bir hakka değil sadece mukaddem (önceki zilyetliğe dayanmaktadır). O halde bu davada öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, davacının somut olayda dava hakkının, davalılara karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığı olmalıdır. Az önce açıklandığı gibi TMK'nın 973. maddesine göre zilyetlik, eşya ile şahıs arasında eylemli bir bağ yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bunun bir gasp ve tecavüz sonucu elde edilmiş olması da mümkündür. Bu bakımdan hakka dayanmayan zilyetlik hukuk nizamınca korunmaktadır. Ne var ki, bu korumada ki amaç, haksız zilyedin menfaatini korumak değil, sosyal huzur ve sükunun korunmasıdır. Zira, hukuk düzeninin yanında bir de barış düzeni vardır. Hukuk hareketi barış ise sükunu ifade eder. İşte zilyetlik bu barış düzeninin vücut verdiği bir müessesedir. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından birisi de, fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni böylece topluluğun esenliğini korumak istemiştir.
Tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur (743 sayılı Kanunun 634.; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; Borçlar Kanunu m. 213; Tapu Kanunu m. 26; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60). Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Kanunun öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez. Yasa hükümlerinin öngördüğü biçimde yapılmayan sözleşmeler hukuken geçersizdir; burada öngörülen şekil, sözleşmenin geçerlilik koşulu olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle doğrudan göz önünde tutulur.
Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08/03/1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Dosya kapsamından; davacının, çekişme konusu taşınmazda kayda ve mülkiyete dayalı bir hakkı bulunmadığı, 10.05.2005 tarihli protokolle taşınmazdaki 200 m2’lik kısmın zilyetliğinin davacı tarafından, davalı ...’a devredildiği, sözleşmeye dayalı olarak davalı tarafından kullanıldığı anlaşıldığından elatmanın önlenmesi talebi ile zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği ecrimisil ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
K A R Ş I O Y
Rucü hakkı, sebepsiz zenginleşme teşkil eden durumlarda ortaya çıkan talep hakkı ile bazı hukukî ilişkilerde başkası için yapılan ödeme veya harcamayı ilgiliden istemeyi ifade eder.
Dava konusu olan ..., ... Mahallesi, ... ada, 8 No'lu parsel dava dışı Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır.
Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi raporlarında belirtildiği gibi, üzerinde tarafların kullanımında bulunan yapı bulunmaktadır. Maliye Hazinesi tarafından eylemli bu kullanım nedeniyle ecrimisil tahakkuk ettirilmiştir. Davacının tahakkuk ettirilen ecrimisilden payına düşen miktarda sorumlu ise de diğer tarafların payı yönünden ödediği miktar için ilgilisine rücü hakkı bulunmaktadır.
Mahkemece davacının diğer tarafa rücü edeceği miktarın hesaplanarak bu miktarda tazminata karar verilmesi gerektiğinden, sayın çoğunluğun davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde oluşan kararına katılamamaktayız.
8. Hukuk Dairesi, 2013/13808 E., 2014/9254 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hemen belirtmek gerekir ki davacıların talebi TMK'nun 981-984. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması istemine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi 2013/13808 E. , 2014/9254 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 13/11/2012
NUMARASI : 2012/196-2012/1236
C.. Ç.. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki zilyetliğin tespiti davasının kabulüne dair İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.11.2012 gün ve 196/1236 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, dava dilekçesinde İ. P. İlçesi Y.mahallesi .. pafta, ... parselde kayıtlı bulunan, tapu tahsis belgesine istinaden malik sıfatı ile ikamet amaçlı olarak kullanılan taşınmazın ileride tapu tescil davasına mesnet teşkil edecek manada zilyetliğinin aidiyetinin tespitine, muhatap idare tarafından yapılabilecek hukuka aykırı her türlü fiili müdahalelerin ve hukuki anlamda haksız olarak yapılmış, yapılacak ecrimisil bedel tespiti ve tahsili işlemlerine karşı nihai karar tesisine kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili davanın husumetten reddi gerektiğini, söz konusu taşınmazla ilgili mesnetsiz ve hukuka aykırı açılan davanın esastan reddine karar verilmesini, ayrıca dava konusu taşınmaz İlköğretim tesis alanında kalması nedeniyle husumetin İstanbul İl Özel İdaresine yönlendirilmesi gerektiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacıların murisi H.Ç'e dava konusu taşınmazda bulunan bir kat yığma mesken nitelikli gecekondu nedeniyle 24.07.1986 tarihli ve davacılar Cengiz, Sevim ile Zeycan'ın yine aynı taşınmazda bir kat yığma mesken nitelikli gecekondular için 05.02.1987 tarihli tapu tahsis belgeleri verildiğini, mirasçılık belgesine göre Cengiz, Sevim ve Zeycan'ın muris H. Ç.'in mirasçıları olduğunu, 1969 yılından önceki tarihlerden beri davacıların taşınmaz üzerindeki evde ikamet ettiklerini, babalarının vefatından sonra da davacıların burada oturmaya devam ettiklerini ev ile birlikte üzerinde meyve ağaçlarının da bulunduğunu, bilirkişi raporuna göre de taşınmazdaki binanın eski ve bakımsız olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından; davacıların 8631 ada 1 parsel sayılı ana taşınmaz üzerinde bulunan binada halen ikamet etmeleri nedeniyle davanın kabulüne, zilyet olduklarının tespitine karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan kanıtlar, tüm dosya kapsamından; dava konusu 25 pafta 701 nolu parsel: ham toprak vasfı ile 2000 m2 yüzölçümüyle 13.03.1958 tarihli tapulama tutanağı ile Hazine adına tapuya kayıtlı olup, 20.05.1981 tarihinde yapılan tashih ile İstanbul Belediyesi adına tescil edilmiş ve 13.07.2007 tarihli imar uygulaması ile tekrar Maliye Hazinesi adına tapuya tescil edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki davacıların talebi TMK'nun 981-984. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması istemine ilişkindir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 09.10.1946 tarih, 1946/6 Esas, 1946/12 sayılı Kararında aynen "...MK. 896 (TMK.983) madde uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise, zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz...." denilmektedir. TMK'nun ilgili maddeleri ile yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararından anlaşıldığı üzere; bir kimsenin zilyetliğinin korunmasını isteyebilmesi için öncelikle zilyetliğinin tecavüze uğraması (gasp-saldırı) yani filli bir müdahalenin bulunması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişinin zilyetliğine sadece tecavüz tehlikesinin bulunması davanın görülebilir olması için yeterli değildir. Bu durum dava şartıdır (dava açmada hukuki yararın bulunması). Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; davacı vekili dava dilekçesinde, nizalı taşınmazda bulunan eski ev için verilen tapu tahsis belgesi gereğince halen vekil edenlerinin burada ikamet amaçlı olarak oturduklarını, taşınmazın üzerine ağaçların dikildiğini, ileride tapu tescil davasına mesnet teşkil edecek manada zilyetliğin tespitine karar verilmesini istediğini açıkça bildirmiştir. Davacılar tarafından Pendik 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'ne 21.05.2009 tarihinde 2009/1218 Esas sayılı dosya ile, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım gösterilerek açılan zilyetliğin tespiti ve korunması davasında, taşınmazın bulunduğu yerde yapılan 09.06.2011 tarihli keşifte sunulan teknik ve ziraatçi bilirkişi raporlarında ve şimdiki zamanda mevcut durumda davacıların zilyetliğine tecavüzde bulunulduğu konusunda bir saptama yapılmamıştır.
Hal böyle iken, dava konusu yapılan taşınmazda davacıların zilyetliğine yönelik davalı hazine tarafından bir tecavüzde bulunulmadığı anlaşıldığına göre, davacıların iş bu davada hukuki yararları bulunmadığı gibi eda davası açılması gereken hallerde ve gerekçeye yönelik olarak ilgili mahkemeyi bağlayıcı biçimde yazılı olduğu şekilde bir karar verilmesi de isabetsizdir. Öyle ise eldeki davanın bu gerekçeyle ve dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davacıların zilyetliğinin tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 12.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, bir taşınır veya taşınmaz üzerindeki zilyetliğine tecavüzde bulunulan veya zilyetliği gasp edilen kimsenin, bu fiili ve fiili gerçekleştiren faili öğrendiği tarihten itibaren saldırının sona erdirilmesi, sebebinin önlenmesi ve uğradığı zararın giderilmesi amacıyla açabileceği zilyetlik davası için kanunda öngörülen hak düşürücü süre aşağıdakilerden hangisidir?
A) Otuz gün
B) Altmış gün
C) İki ay
D) Bir yıl
E) On yıl
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.