İş Kanunu 15. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 15 - Taraflarca iş sözleşmesine bir deneme kaydı konulduğunda, bunun süresi en çok iki ay olabilir. Ancak deneme süresi toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir.
Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklıdır.
Takım sözleşmesi ile oluşturulan iş sözleşmeleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
9 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2015/15841 E., 2017/5828 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
9. Hukuk Dairesi 2015/15841 E. , 2017/5828 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Taraflar arasındaki, kıdem tazminatı, cezai şart tazminatı ile bakiye süre ücreti, prim alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04/04/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat ... ile karşı taraf adına Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Şirket nezdinde 17.09/2009 tarihinde 01/09/2009 - 31/12/2004 tarihleri arasında geçerli olmak üzere belirli süreli iş akdi imzaladığını, iş akdinde davacının Yönetim Kurulu Başkanlığına bağlı olarak "Genel Müdür/CEO" olarak çalışacağı ve ...Grubuna bağlı tüm şirketlerde görev yapacağının kararlaştırıldığını, brüt ücretinin 600.00-TL. olduğunu, sözleşmeye göre topluluk genelinde yapılan ücret zamlarının otomatik olarak uygulanacak olup son brüt yıllık ücretinin 618.00.-TL. olacağını, bunun yanında prim, özel sağlık sigortası, yılda 2 defa veya toplam 1 ay yurtdışı executive eğitim, cep telefonu, bilgisayar, araç ve şoför tahsis edildiğini, iş akdinin 15/09/2010 tarihinde işveren tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, İş Kanununun 9. maddisine göre işverenin davacının 1 yıllık brüt ücreti tutarındaki cezai şartı sözleşmenin feshinden itibaren 1 ay içinde ödemesi gerektiğini, iş akdi ile davacıya sözleşmenin herhangi bir sebeple sona ermesinden sonra 2 yıllık rekabet yasağı getirildiğini, bu nedenle davacının iş akdinin sona ermesinden sonra çalışmadığını, herhangi bir gelir elde etmediğini, davacı tarafından davalı işverene hitaben...2. Noterliği’nin 12/10/2010 tarihli ihtarnamesi ile işçilik alacaklarının ödenmesinin talep etmiş olmasına rağmen herhangi bir ödemenin yapılmadığını, fesih tarihinden sözleşme süresinin sonuna kadar olan 4 yıl 3 aylık bakiye süre ücretinin ödenmesi gerektiğini, iş akdinin 5. maddesinde işçiye prim ödeneceğinin belirtildiğini, ödenecek prim tutarının sözlşemede yazılı olarak belirtilmediğini, ancak sözlü olarak 5 ila 8 maaş arasında prim verileceği hususunda mutabık kaldıklarını, otomotiv endüstrisinde Genel Müdür/CEO seviyesinde uygulanan prim oranının 6 ila 12 maaş arasında olduğunu, davacının çalıştığı süre içinde satışların net % 105,2 oranında arttığını, bu nedenle başarılı çalışmaları nedeniyle işyerinde uygulanan primin en yüksek oranda uygulanması gerektiğini, bunun da 8 aylık brüt maaş olduğunu, 5 ay brüt ücret kadar primin ödenmesi gerektiğini iddia ederek kıdem tazminatı, cezai şart alacağı, bakiye süre ücreti ve prim alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacı tarafından ibraz edilen sözleşmenin geçerli olmadığını, sözleşmedeki şartların fiilen uygulanmadığını, müvekkil Şirkette "Genel müdür/CEO" pozisyonunda yani işveren vekili olarak çalıştığını, yaptığı iş süreklilik arz ettiğinden belirli süreli sözleşme yapılmadığını, sözleşmede tarih yer almasının sözleşmeyi belirli süreli hale dönüştürmeyeceğini, dosyaya ibraz edilen belirli süreli iş sözleşmesinde davacının imzasının bulunmadığını, müvekkil Şirket tarafından tek taraflı olarak imzalanan akde göre iş ilişkisinin nitelendirilmesinin hukuka uygun düşmeyeceğini, davacının çalıştığı 01/09/2009 - 15/09/2010 tarihleri arasında iddia edildiği gibi yıllık 618.000.00-TL. brüt ücret ödenmediğini, davacı ile iş akdinin karşılıklı mutabakat ile sona erdirildiğini, davacının iş akdinin haksız olarak feshedildiğine ilişkin hiçbir bulgunun dosyada yer almadığını davacı dilekçesinin açıklamalar kısmının 5. maddesinde belirtilen hususların gerçeği yansıtmadığını, davacıya tazminat ödeneceği konusunda görüşmeler yapılmadığını, davacı tarafın talep ettiği cezai şartın ödenmesi şartının gerçekleşmediğini, zira sözleşmenin 9.maddesinin 2.fıkrasında sözleşmenin işveren tarafından sona erdirilmesi halinde cezai şart ödeme yükümlülüğünün doğacağını, davacının 15/09/2010 tarihinden itibaren sözleşmenin sona ereceği tarih olan 31/12/2014 tarihine kadar olan bakiye ücretini talep ettiğini, oysa davacı asilin sahip olduğu üst düzey yöneticilik özellikleri nedeniyle yeni iş bulmakta zorlanmayacağını, davacının 5 aylık brüt ücret tutarındaki prim talebinin dayanaktan yoksun olduğunu, İş Sözleşmesinin 5/e maddesinde davacıya prim ödeneceği belirtildiğini, ancak prim tutarı ve oranı hususunda herhangi bir düzenleme getirilmediğini, uygulamada davacıya iki maaş tutarında prim ödemesi yapıldığını, bu primin davacının bir yıl içerisindeki maaşına bölünmek suretiyle ödendiğini, müvekkil Şirkette 8 aylık brüt ücret üzerinden prim uygulaması bulunmadığını, bu nedenle davacının talep etmiş olduğu 5 aylık brüt ücret tutarında primin reddini gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak; davacının davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığının tartışmasız olduğu, taraflar arasındaki 17.06.2009 tarihli "Belirli Süreli İş Akdi" başlıklı sözleşme incelendiğinde; 4.maddede: sözleşmenin süresi açık bir biçimde 01.09.2009-31.12.2014 olarak belirlenmiş, sürenin sonunda herhangi bir bildirim yapılmaksızın kendiliğinden sona ereceğinin, 7. Maddede de, işgörenin sorumlulukları başlığı altındaki f /bendinde; işgörenin başka işyerinde çalışamayacağı, g/ bendinde ise; iş görenin konusu ne olursa olsun işyeri açmamayı, herhangi bir şirket kadrosunda yer almamayı taahhüt edeceği belirtilmiş, tek istisna olarak ...Bilişim Ltd.Şti. Ortaklığı ve ... Enstitü İktisadi İşletmesi Yönetim Kurulu üyeliğine izin verildiği, aynı maddenin devam eden bentlerinde işgören yönünden geniş kapsamlı rekabet yasağı hükümlerinin düzenlendiği, aykırı davranış için iki yıllık brüt ücret tutarı cezai şarta yer verildiği, ö/bendinde ise iş görenin ana sorumlulukları başlığı altında; bir genel müdürün yapması gereken iş ve işlemler dışında "organizasyonu firma ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmak, yönetmek ve geliştirmek" ve "... dönüşüm projesine liderlik yapmak ve projenin belirlenen kalite, zaman ve bütçede sonuçlandırılmasını sağlamak" sayıldığı, 8.maddede de, işverenin sorumluluğu başlığı altında, h bendinde de sınırlı imza yetkisi verildiği, işe alım ve çıkartmalarda yine yönetim kurulunun onayına bağlı sınırlı yetkinin verildiğinin görüldüğü, dinlenen tanık beyanları, dosyada mevcut deliller, iddia ve savunmaya göre; davacının ticari işletmelerde uygulanan ... yönetim adı verilen sistem konusunda uzman olduğu, halen ... Enstitü İktisadi İşletmesi Yönetim Kurulu üyesi olduğu ve dava konusu sözleşmenin aktinden önce davalı şirkete "... yönetim sistemi" konusunda danışmanlık hizmeti verdiği de yine tartışma dışı konular olduğu, dosyada mevcut bilirkişi raporu ve bu konudaki bilimsel makalelerden anlaşıldığı üzere ... üretim sistemi: yapısında hiç bir gereksiz unsur taşımayan ve hata, maliyet, stok, işçilik, geliştirme süreci, üretim alanı, fire, müşteri memnuniyetsizliği gibi unsurların en aza indirgendiği...bir üretim sistem olduğu, üretime yeni bir felsefe ile yaklaşmak, sabit kıymetler ve benzeri olgular yerine ürüne odaklanarak, kaynakları ürünü etkileyecek hususlara kaydırdığı, ana tema, üretime yük getiren tüm israfları arındırmak, hızı artırıp akış sürecini azaltıp, tüm sürecin performansını aynı anda iyileştirmektir. Buradan hareketle ... üretiminin kısaca bir işletmenin malzeme tedarikinden müşteri memnuniyetine kadar tüm üretim, dağıtım, satış ve satış sonrası süreçlerinin yeni bir yaklaşımla dönüştürülmesini gerektiren yapısal değişiklik gerektiren bir üretim sistemi modeli olduğunun kuşkusuz olduğu, bir organizasyonun ... üretim sistemine geçişi için öngörülen ortalama sürenin 5 yıllık bir süreyi kapsadığı da dosyadaki mevcut uzman makalesinde açıkça dile getirildiği, davalı Şirket ağır ticari araç üretimi, satışı ve satış sonrası faaliyetlerini yürüten büyük bir işletme olup şirket idaresinin yönetim kurulunca yürütüldüğü, davacının işe alınmasından uzun süre önce ve davacının iş akdinin feshinden sonra genel müdür kadrosunun organizasyonda yer almadığı, davalı şirketin "... üretim sistemine" geçiş konusunda davacıdan danışmanlık hizmeti alması, akabinde genel müdür olarak işe alınan davacıyla yapılan sözleşmede açıkça "... dönüşüm projesine liderlik yapmak ve projenin belirlenen kalite, zaman ve bütçede sonuçlandırılması" görevinin verilmiş olması, davacının çalıştığı süre içinde bu proje kapsamında şirketin tüm faaliyet süreçlerini ... üretim sistemine dönüştürmeye yönelik yapısal değişikliklere gitmiş olması, bu süreç için öngörülen sürenin sözleşmenin başlangıç anında her iki taraf yönünden ortalama 5 yıl olarak biliniyor olması, iş sözleşmesinde buna uygun belli bir sürenin yer alması, yine sözleşmede işgörene ağır rekabet yasakları öngörülmesine rağmen ... Enstitü İktisadi İşletmesi Yönetim Kurulu üyeliği ve ...Bilişim Ltd. Şti. Ortaklığı'na devam edebilmesi konusunda istisna getirilmiş olması, sözleşmede belirlenen süre sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğine ilişkin açık hüküm bulunması, yine davacıdan liderlik yapıp belirlenen zamanda tamamlanması beklenilen projenin organizasyonun baştan aşağı tüm süreçlerinin yeniden dönüştürülmesini gerektirecek bir proje olması nedeniyle projenin emir ve talimat verme, iş ve işlem yapma konusunda geniş yetki gerektirmesi işin doğası gereği olduğundan genel müdür olarak işe alınmasının projenin niteliğinden kaynaklandığı dikkate alındığında klasik anlamda bir genel müdürden beklenen işlerin belli bir sürede sonuçlanacak işler olmaması gerçeğine rağmen somut olayda davacıdan genel müdürden beklenen süresiz işler yanında özellikle belli sürede tamamlanması beklenilen ... dönüşüm projesine liderlik yapmak ve projenin belirlenen zaman ve ölçütler içinde sonuçlandırılmasını sağlamak görevi nedeniyle davacının bu konudaki uzmanlığından faydalanmak amacı çerçevesinde bir işin tamamlanması ve belli bir olgunun ortaya çıkması hedefine bağlı olarak işe alındığı bu itibarla taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirecek haklı ve objektif nedenin bulunduğu sonucuna varıldığından taraflar arasındaki sözleşmenin "belirli süreli iş sözleşmesi" olarak kabul edilmesinin gerektiği, feshin tazminat ödenmesini gerektirmediği konusunda ispat yükü davalı işverene ait olduğu, 15.09.2010 tarihli işverenliğe ait duyuru başlıklı yazıda davacının iş akdinin anlaşma yolu ile feshedildiğinin bildirildiği, davalı yan savunmasında bu hususu teyit ettiği, davalı işverenliğin feshin akabinde sözleşmenin mali sonuçları ile ilgili davacı ile görüşme yaptığı maddi konularla ilgili teklif götürüldüğü savunması dikkate alındığında feshin tazminat ödenmesini gerektirdiğinin davalının da kabulünde olduğundan davacının kıdem tazminatına hak kazandığı,yine belirli süreli iş sözleşmesi süresinden önce haklı bir nedene dayalı olmaksızın feshedilmiş olduğundan davacının bakiye süre ücret alacağı ile sözleşmede kararlaştırılan karşılıklılık içeren geçersiz sayılmasını gerektirecek neden bulunmayan cezai şart alacağına hak kazandığı, bunun yanı sıra sözleşmede prim ödeneceği konusunda hüküm bulunduğu, ancak prim miktarı ve şartlarının belirtilmediği dikkate alınarak davalı yanın kabulünde olduğu üzere davacının yıllık iki maaş tutarında prim hakkı bulunduğunun kabulü gerektiği, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.
Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir.
Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 7.12.2005 gün 2005/12625 E, 2005/38754 K).
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde, esaslı nedenlerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir.
İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli - belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Yargıtay 9. HD. 13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur.
Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır.
Sözleşmenin 5 inci maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan yasal düzenlemelerin bulunmaması halinde; üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır.
1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi,
1.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi,
1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması.
1.2. Sosyal taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin,
1.(a) Yenilenmiş sayılacağına,
2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir.
Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, “Sosyal tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modernize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya” davet etmiştir. Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).
Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır.
Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arz etmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde ilk defa yapılacak olan sözleşmelerde objektif neden öngörülmemiş oluşu, önceki özel kanun olan İş Kanunu’nun 11 inci maddesindeki objektif nedenlerin varlığını ortadan kaldırmaz.
4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
Somut uyuşmazlıkta; davalı işyerinde genel müdür olarak çalışan davacı ile imzalanan sözleşme yukarıdaki ilke ve esaslarda açıklanan şartları taşımadığı anlaşılmakla belirli süreli olarak kabul edilmesi yerinde değildir. Dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşme belirsiz süreli olduğundan bakiye süre ücreti alacağına hükmedilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.480.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesi ile peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2014/31342 E., 2016/4082 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
9. Hukuk Dairesi 2014/31342 E. , 2016/4082 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili özetle, müvekkilinin 01.04.2009 tarihinden 30.09.2009 tarihine kadar davalıya ait işyerinde güzellik uzmanı olarak çalıştığını, davacının iş akdinin kotanın doldurulamaması gibi haksız ve asılsız bir nedenle sona erdirildiğini, davacının hak ettiği yıllık izinlerinin kullandırılmadığı gibi ücretlerinin de ödenmediğini, davacının en son aldığı ücretin aylık 1.116,00 TL olduğunu iddia ederek, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının işyerinde belirli süreli hizmet akdi ile çalıştığını ve sözleşmenin sona erdiği tarihte davacının işten kendi isteği ile ayrıldığını, davacının çalıştığı süre dikkate alındığında 1 seneyi doldurmaması nedeni ile yıllık izin ücretine hak kazanmadığını, davacıya 360,47 TL. ödenmesi gerekirken 663,28 TL. ödendiğini ve fazladan ödenen 302,81 TL.’nin ortaya çıkması muhtemel alacaklardan mahsubunu talep ettiklerini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak; taraflar arasında ki sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.
Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir.
Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 7.12.2005 gün 2005/12625 E, 2005/38754 K).
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde, esaslı nedenlerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir.
İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli - belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Yargıtay 9. HD. 13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur.
Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır.
Sözleşmenin 5 inci maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan yasal düzenlemelerin bulunmaması halinde; üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır.
1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi,
1.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi,
1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması.
1.2. Sosyal taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin,
1.(a) Yenilenmiş sayılacağına,
2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir.
Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, “Sosyal tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modernize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya” davet etmiştir. Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).
Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır.
Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arz etmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde ilk defa yapılacak olan sözleşmelerde objektif neden öngörülmemiş oluşu, önceki özel kanun olan İş Kanunu’nun 11 inci maddesindeki objektif nedenlerin varlığını ortadan kaldırmaz.
4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fırkasında; “bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, isteklilerin başvurması için rektörlükçe ilan edilir. Fakültelerde ve fakültelere bağlı kuruluşlarda dekan, rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokullarda müdürler; biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır” kuralı öngörülmüş; aynı maddenin ikinci fıkrasında, yardımcı doçentlerin bir üniversitede her seferinde ikişer veya üçer yıllık süreler için en çok 12 yıla kadar atanabilecekleri, her atama süresi sonunda görevin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Kanunun daha sonra yürürlüğe giren geçici 47 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise yardımcı doçentlik kadrosunda görev yapan öğretim elemanlarının çalışma sürelerindeki sınırlamanın kaldırıldığı belirtilmiştir. Buna göre 2547 sayılı Kanunda yardımcı doçentlerle belirli süreli sözleşme yapılması yolunda bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen ikişer veya üçer yıllık süreler, atama tasarrufu ile ilgili olup, vakıf üniversitelerinde çalışacak yardımcı doçentlerle iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak yapılmasına engel bir durum teşkil etmemektedir. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 9. HD. 23.2.2009 gün ve 2008/12778-2009/3194 sayılı kararı).
Somut uyuşmazlıkta; dosyada ki bilgi ve belgelerden güzellik uzmanı olan davacı ile belirli süreli akit yapılmasını gerektiren objektif neden olmadığı anlaşıldığından, taraflar arasında ki sözleşmenin, başından beri belirsiz süreli olduğu kabul edilerek taleplerin değerlendirilmesi gerekirken, sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğu gerekçesiyle davanın reddi hatalıdır.
F)Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2014/7831 E., 2015/21481 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
elleri zimmetinde tutarak kullandığını, üzerinde yeterince bilet olduğu halde açıktan fazla bilet alarak hesap açığını kapatmaya çalıştığını, blok altı çalışmayı alışkanlık haline getirdiğini, bu bağlamda Teftiş kurulu raporu doğrultusunda 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25-e bendi ve 01.03.2004-28.02.2006 yürürlük süreli T.İ.S nin disiplin ile ilgili cezalı cetvelinin 15. Maddesi gereği uyarınca tazmin
9. Hukuk Dairesi 2014/7831 E. , 2015/21481 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin özürlü kadrosu ile 01.07.1997 tarihinde Davalı işyerinde odacı olarak çalışmaya başladığını, 25.08.2006 tarihinde işverenin güvenini kötüye kullanmak suçundan dolayı işten çıkarıldığını, müvekkilinin son ücretinin net 1.752,94 TL maaş, 332,19 TL de bilet satışlarından prim aldığını, bu suretle toplam ücretinin aylık 2.085,13 TL olduğunu, müvekkilinin, eylemi ile ilgili yapılan ceza yargılaması sonrası beraat ettiğini iddia ederek, kıdem ve ihbar tazminatı ile maddi ve manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; Davacının satışını yapmış olduğu akbil tomlarının bedelini idare veznesine yatırmadığını, söz konusu bedelleri zimmetinde tutarak kullandığını, üzerinde yeterince bilet olduğu halde açıktan fazla bilet alarak hesap açığını kapatmaya çalıştığını, blok altı çalışmayı alışkanlık haline getirdiğini, bu bağlamda Teftiş kurulu raporu doğrultusunda 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25-e bendi ve 01.03.2004-28.02.2006 yürürlük süreli T.İ.S nin disiplin ile ilgili cezalı cetvelinin 15. Maddesi gereği uyarınca tazminatsız olarak iş akdinin feshedildiğini, davacının aynı eylemi ile ceza yargılaması sonucunda davacının üzerine atılı fiilleri işlediği tespit edildiğini ancak paraları teslim etmediği günlerinin bir kısmının idari izinli olduğu günlere denk gelmesi sebebiyle davacının suç işleme kastı olmadığı gerekçe gösterilerek beraatına karar verildiğini, davacının bu davranışları alışkanlık haline getirdiğini, ayrıca BK.nun 53. maddesi uyarınca hukuk hakiminin, ceza hakiminin verdiği beraat kararıyla bağlı olmadığını, ceza yargılamasında sanığın fiilinin suçun oluşumunda yeterli olmadığı kanaatine varılsa da, iş ahlakıyla bağdaşmayan ve işverenin güvenini sarsan söz konusu davranışları işçinin alışkanlık haline getirmesinin haklı fesih sebebi olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Davacı, iş akdine işveren tarafından haksız olarak son verildiğini iddia etmiş, davalı ise davacının İş Kanunu’nun 25/2-e maddesine aykırı davrandığını, feshin haklı olduğunu savunmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgeler, davalı tanıklarının ifadeleri, davacının savunması, olayla ilgili tutulan tutanaklar ve özellikle Teftiş Kurulu Raporu’ndan, davacının 7.732,90 YTL hesap açığının bulunduğu, davacının 06/01/2006 tarihinde almış olduğu........seri nolu 3000 adet tam biletin satışını göstermediği, ertesi gün almış olduğu ...... seri nolu 4000 adet tam biletin karşılığı olan parayı 18/01/2006 tarihinde, 06/01/2006 tarihinde almış olduğu ...... seri numaralı 3000 adet biletin karşılığı olan 3.900,00 YTL' yi 22/01/2006 tarihinde vezneye yatırdığı, yine 06/01/2006 tarihinde aldığı ......... seri numaralı 1000 adet indirimli biletin satışını kontrol tarihine kadar göstermediği ve 900,00 YTL tutarındaki paranın 26 gün süreyle adı geçenin zimmetinde kaldığı, 07/02/2006 tarihinde aldığı 2000 adet indirimli biletin satışını 18 -22 Ocak tarihlerinde gösterdiği ve daha önce aldığı üzerinde bulunan 1146001-1147001 seri numaralı biletlerin satışının gösterilmediği halde 28/01/2006 tarihinde 2153001-...... seri numaralı 1000 adet indirimli bilet aldığı ve kontrol tarihi olan 01/02/2006 tarihine kadar satışının gösterilmediği, davacının bu şekilde blok altı çalışmayı alışkanlık haline getirdiği, davalı İdareye ait bir parayı zimmetinde tutarak kullandığı üzerinde yeterince bilet olmasına rağmen ilaveten bilet alması, açığının bu biletlerle döndürülmesine ve böylece açığının fark edilmemesine yönelik davranışlar içerisine girdiği, zimmetinde bulunan 7732,90 YTL idare parasını olayın tespitinden sonra davalı İdare veznesine yatırdığının anlaşılması karşısında, davacının eyleminin işverenin güvenini kötüye kullanmak olup feshin haklı olduğu, davacı hakkında verilen beraat kararının hukuk hakimini bu anlamda bağlamayacağı gözetilmeden, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi yerine kabulü hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2013/9790 E., 2015/5832 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
9. Hukuk Dairesi 2013/9790 E. , 2015/5832 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, bakiye ücret alacağı, manevi tazminat alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesi ile, davacının davalıya ait işyerinde 1 yıl süreli hizmet sözleşmesi ile 01/07/2010- 24/11/2010 tarihleri arasında genel müdür olarak çalıştığını, davalı şirket tarafından iş akdinin haksız olarak sonlandırıldığını, davacının iş akdinin süresinden önce sonlandırıldığı için zarara uğradığını iddia ederek belirli süreli iş akdinin bakiye süresi olan 7 ay 7 günlük ücret alacağı ile iş akdinin haksız feshedilmesi nedeniyle uğradığı manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının genel müdür olarak görevini yerine getiremediğini, işlerinde özentisiz ve düzensiz çalıştığını, müvekkilinin bu nedenle iş akdini haklı olarak feshettiğini, işin niteliği gereği taraflar arasındaki iş akdinin belirli süreli olmasını gerektirecek bir durum bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının bakiye süre ücret alacağı talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı her iki taraf vekilleri yasal süresi içerisinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalının temyizine gelince;
Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.
Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir.
Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 7.12.2005 gün 2005/12625 E, 2005/38754 K).
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde, esaslı nedenlerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir.
İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli - belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Yargıtay 9. HD. 13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur.
Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır.
Sözleşmenin 5 inci maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan yasal düzenlemelerin bulunmaması halinde; üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır.
1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi,
1.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi,
1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması.
1.2. Sosyal taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin,
1.(a) Yenilenmiş sayılacağına,
2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir.
Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, “Sosyal tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modernize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya” davet etmiştir.
Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).
Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır.
Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arzetmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde ilk defa yapılacak olan sözleşmelerde objektif neden öngörülmemiş oluşu, önceki özel kanun olan İş Kanunu’nun 11 inci maddesindeki objektif nedenlerin varlığını ortadan kaldırmaz.
4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fırkasında; “bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, isteklilerin başvurması için rektörlükçe ilan edilir. Fakültelerde ve fakültelere bağlı kuruluşlarda dekan, rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokullarda müdürler; biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır” kuralı öngörülmüş; aynı maddenin ikinci fıkrasında, yardımcı doçentlerin bir üniversitede her seferinde ikişer veya üçer yıllık süreler için en çok 12 yıla kadar atanabilecekleri, her atama süresi sonunda görevin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Kanunun daha sonra yürürlüğe giren geçici 47 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise yardımcı doçentlik kadrosunda görev yapan öğretim elemanlarının çalışma sürelerindeki sınırlamanın kaldırıldığı belirtilmiştir. Buna göre 2547 sayılı Kanunda yardımcı doçentlerle belirli süreli sözleşme yapılması yolunda bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen ikişer veya üçer yıllık süreler, atama tasarrufu ile ilgili olup, vakıf üniversitelerinde çalışacak yardımcı doçentlerle iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak yapılmasına engel bir durum teşkil etmemektedir. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 9. HD. 23.2.2009 gün ve 2008/12778-2009/3194 sayılı kararı).
Somut olayda, taraflar arasında belirli süreli iş akdi yapılmasını gerektirir objektif neden bulunmadığından, davacının hizmet akdi başından beri belirsiz süreli olup, bakiye ücret alacağının reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.02.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2012/3355 E., 2014/4967 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA 4. İŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
9. Hukuk Dairesi 2012/3355 E. , 2014/4967 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA 4. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/10/2011
NUMARASI : 2010/513-2011/648
DAVA :Taraflar arasındaki, bakiye ücret alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.02.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına kimse gelmedi. Karşı taraf adına Avukat Mübarek Hadimoğlu geldi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı işçi, davalı işyerinde genel müdür olarak 12.03.2007 tarihinde belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin 12.03.2009- 12.03.2011 tarihleri için şirket yönetim kurulunun 08.08.2008 tarih ve 926/18 sayılı şirket yönetim kurulu kararı ile yenilendiğini ve ücretinin 8.350,00 TL aylık net ücret olarak belirlendiğini, iş sözleşmesinin sözleşme bitiminden önce şirket yönetim kurulu tarafından 31.08.2009 tarihinde sebep gösterilmeksizin feshedildiğini, bakiye süreye ait ücretinin de ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmak suretiyle 40.000,00 TL bakiye ücret alacağının dava tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı işveren, 4857 sayılı Yasanın 11. maddesinde düzenlenen belirli süreli iş sözleşmesinin yapılabilmesi için belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşulların bulunması gerektiğini, oysa dava konusunda bu şartların bulunmadığını, kaldı ki belirli süreli iş sözleşmesinin üst üste birden fazla yenilenemeyeceği, yenilendiği takdirde başlangıçtan itibaren sözleşmenin belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılması gerektiği ve davacının iş sözleşmesinin yenilenme nedeni ile belirli süreli iş sözleşmesi koşullarını taşımaması nedeni ile belirsiz süreli kabul edilip ihbar ve kıdem tazminatının ödenmek sureti ile feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde öngörülen belirli süreli iş sözleşmesine dair hükümlerin işçiyi korumak için getirildiği, ikinci sözleşmenin yapılmasından kısa bir süre sonra sebep gösterilmeksizin ve sözleşmenin belirli süreli olmadığı kabul edilerek ihbar ve kıdem tazminatının ödenmek suretiyle sona erdirilmesinin Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan iyi niyet kuralına aykırı olduğu, 166.633,97 TL olarak belirlenen bakiye süre ücretinden ihbar tazminatının mahsubu ile bakiyesinin 151.053,24 TL olduğu açıklanmak suretiyle taleple bağlı 40.000,00TL’nin kabulüne karar verilmiştir.
Kararı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.
Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir.
Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 7.12.2005 gün 2005/12625 E, 2005/38754 K).
İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli - belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Yargıtay 9. HD. 13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur.
Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır.
Sözleşmenin 5 inci maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan yasal düzenlemelerin bulunmaması halinde; üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır.
1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi,
1.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi,
1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması.
1.2. Sosyal taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin,
1.(a) Yenilenmiş sayılacağına,
2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir.
Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, “Sosyal tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modernize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya” davet etmiştir. Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).
Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır.
Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arzetmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir.
4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fırkasında; “bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, isteklilerin başvurması için rektörlükçe ilan edilir. Fakültelerde ve fakültelere bağlı kuruluşlarda dekan, rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokullarda müdürler; biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır” kuralı öngörülmüş; aynı maddenin ikinci fıkrasında, yardımcı doçentlerin bir üniversitede her seferinde ikişer veya üçer yıllık süreler için en çok 12 yıla kadar atanabilecekleri, her atama süresi sonunda görevin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Kanunun daha sonra yürürlüğe giren geçici 47 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise yardımcı doçentlik kadrosunda görev yapan öğretim elemanlarının çalışma sürelerindeki sınırlamanın kaldırıldığı belirtilmiştir. Buna göre 2547 sayılı Kanunda yardımcı doçentlerle belirli süreli sözleşme yapılması yolunda bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen ikişer veya üçer yıllık süreler, atama tasarrufu ile ilgili olup, vakıf üniversitelerinde çalışacak yardımcı doçentlerle iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak yapılmasına engel bir durum teşkil etmemektedir. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 9. HD. 23.2.2009 gün ve 2008/12778-2009/3194 sayılı kararı).
Somut olayda davacı işçi genel müdür olup sürekli bir işte görev ifa etmiştir. İş sözleşmesinin süreye bağlı olarak yapılmasını gerektiren yasal objektif nedenler bulunmamaktadır.
Öte yandan davacı işçi ilk olarak işe alındığı 21.09.2006 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başlamış, daha sonra 13.03.2007 tarihinde 2 yıl süreli iş sözleşmesi imzalamıştır. Aynı sözleşmenin süresinin bitiminde 13.3.2009 tarihinde yeniden 2 yıl süreli sözleşme imzalamıştır. Davacı işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı sırada belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını ve daha sonra yenilenmesini gerektiren objektif ve esaslı nedenler söz konusu olmadığından iş sözleşmesi belirsiz süreli olarak değerlendirilmelidir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 11.maddesinde öngörülen düzenlemelerin iki taraf için de emredici ve bağlayıcı olduğu kabul edilmelidir. Yasal düzenlemelerin salt işçiyi korumak için getirildiği ve işçi aleyhine sonuca gidilemeyeceği gerekçesiyle sonuca gidilmesi doğru olmaz. Genel müdür olması sebebiyle iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayan davacı işçi bakımından sözleşmenin belirli süreli kabulü, iş güvencesi kapsamına olan başka bir işçi bakımından benzer bir sözleşmenin belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi kabul edilemez. İş Kanunu’nun 11. maddesinde öngörülen esaslı neden ve objektif neden her durumda objektif olarak değerlendirmeye tabi tutulmalı ve davayı açanın sıfatı veya işçinin menfaati gibi nedenlerle farklı uygulamaya gidilmemelidir.
Yapılan açıklamalara göre iş sözleşmesi belirsiz süreli olmakla kalan süreye ait ücret isteklerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde isteğin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 18.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İş Hukuku
4857 sayılı İş Kanunu’na göre, taraflarca iş sözleşmesine bir deneme kaydı konulduğunda, bu sürenin bireysel iş sözleşmeleriyle ve toplu iş sözleşmeleriyle uzatılabileceği azami süreler aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
A) Bireysel: 1 ay / Toplu: 3 ay
B) Bireysel: 2 ay / Toplu: 4 ay
C) Bireysel: 2 ay / Toplu: 6 ay
D) Bireysel: 3 ay / Toplu: 6 ay
E) Bireysel: 1 ay / Toplu: 2 ay
Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.