4857 sayılı İş Kanunu Madde 29

İş Kanunu 29. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 29 - İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile, işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir. İşyerinde çalışan işçi sayısı: a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin, b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin, c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin, İşine 17 nci madde uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçi çıkarma sayılır. Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde işçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin bilgilerin bulunması zorunludur. Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya da çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısından olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerin sonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir. Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur. İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve işyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır. Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin işten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz. İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin hükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre dava açabilir. Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu[9][10]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

48 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/157 E., 2022/1180 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre;
Hukuk Genel Kurulu         2021/157 E.  ,  2022/1180 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “İşçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 7. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.01.2006 tarihinden iş sözleşmesinin geçerli neden olmaksızın feshedildiği 18.10.2011 tarihine kadar Hamburg ve Kuzey Almanya muhabiri olarak çalıştığını, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iadeye ilişkin açtığı davanın kabul edilerek Yargıtay tarafından onandığını, buna rağmen işe iade kararına bağlı ücret ve tazminatları ile diğer alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, alacakları için başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaliyle takibin devamına, ödenmeyen işçilik alacakları ile ücret alacaklarının yüzde beş fazlası alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, talep edilen alacaklar belirlenebilir olduğundan dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, zamanaşımı def’înde bulunduklarını, davacının işe davet edilmesine rağmen haklı neden olmaksızın işe başlamadığını, davacı ile müvekkili arasında iş ilişkisi bulunmadığını, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’a göre gazeteci ile yapılacak sözleşmenin yazılı olması gerektiği hâlde somut olayda yazılı bir sözleşme bulunmadığını, davacının Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü Personel Yönetmeliği kapsamında çalışmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı: 6. Ankara 7. İş Mahkemesinin 16.12.2015 tarihli ve 2013/1135 E., 2015/1478 K. sayılı kararı ile; davacının tazminat ve diğer alacaklara hak kazandığı, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli ve elverişli bulunduğu, bilirkişi ek raporunda hesaplanan bakiye ücret alacağının yüzde beş fazlasına ilişkin talebin dönemin kısa süreyi içermesi ve davanın derhal açılmış olması dikkate alınarak %50 oranında indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. Ankara 7. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 03.04.2019 tarihli 2016/8878 E., 2019/7504 K. sayılı kararı ile; “…Mahkeme kararında yazılacak hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Öte yandan, kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi sebeple o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı ilamı gereğince bozma sebebidir. Somut uyuşmazlıkta, kısa kararın, 5. fıkrasında “Net 43.286,10 TL” izin ücretine, 7. fıkrasında “Net 59.503,04 TL” bakiye ücret alacağı %5 fazlalığına hükmedildiği halde, gerekçeli kararın ise, 5. fıkrasında “Net 43.486,10 TL” izin ücretine, 7. fıkrasında “Net 19.145,00 TL” bakiye ücret alacağı %5 fazlalığına hükmedilmesi açık bir çelişki oluşturmaktadır. Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara uyulmadan, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılarak karar verilmesi bozma sebebidir…” gerekçesiyle sair temyiz sebepleri incelenmeksizin karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı: 9. Ankara 7. İş Mahkemesinin 12.07.2019 tarihli ve 2019/224 E., 2019/306 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra yapılan yargılamada önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 10. Ankara 7. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 04.06.2020 tarihli 2020/1885 E., 2020/5782 K. sayılı kararı ile; davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…A) Öncelikle bakiye ücret alacağına ilişkin %5 fazlalığın tahsili talebi bakımından Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararının somut uyuşmazlığa etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, 14/02/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 25/12/2019 tarih, 2019/108-2019/101 esas-karar sayılı kararı ile “13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 4/1/1961 tarihli ve 212 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE” karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu norm denetimini, görülmekte olan bir davada Mahkemenin başvurusu üzerine, bir başka ifadeyle itiraz (somut norm denetimi) yoluyla gerçekleştirmiştir. Anayasa Mahkemesince, ilk incelemede, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verildikten sonra itiraz konusu kuralın benzer içeriğe sahip olan ve gazetecilere vaktinde ödenmeyen fazla çalışma ücretlerinin her gün için yüzde beş fazlasıyla ödenmesini öngören 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 4/1/1961 tarihli ve 212 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen ek 1. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa Mahkemesinin 19/09/2019 tarihli ve esas 2019/48, karar 2019/74 sayılı kararıyla iptal edildiği de belirtilerek “Gazetecilere ücretlerini vaktinde ödemeyen işverenler, bu ücretleri, geçecek her gün için yüzde beş fazlasiyle ödemeye mecburdurlar.” hükmünü içeren 5953 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesinin 2 inci fıkrasının iptaline karar verilmiştir. Bu durumda söz konusu iptal kararının bağlayıcılığı ile hangi uyuşmazlıklar bakımından hukukî sonuç doğuracağı sorunu ele alınmalıdır. T.C. Anayasası’nın “Anayasa Mahkemesinin kararları” başlıklı 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” Aynı maddenin beşinci fıkrasına göre ise “İptal kararları geriye yürümez.” İptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, Anayasa Mahkemesi’nin 12/12/1989 tarih, 1989/11-48 esas-karar sayılı kararında “Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasadaki bu düzenlemeden güdülen amaç, iptal edilen kanuna dayanılarak, daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerini koruyacağıdır. Ancak iptal kararının geriye yürümeyeceğini mutlak olarak anlamak ya da kabul etmek mümkün değildir. Bir kere iptal kararları geriye yürümeyecekse, dava mahkemelerinin davaları durdurarak sorunu Anayasa Mahkemesine havale etmesinin bir anlamı olmayacaktır (Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku, İstanbul, 2003, s.214). Nitekim bu mülâhazalarla somut norm denetimi sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal kararı verilmesi durumunda, bu kararın geriye yürümesi gerektiği kabul edilmiştir. T.C. Anayasası’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.” Anayasa’da yer alan açık hüküm gereğince, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi’nce iptal kararı verilmesi durumunda, iptal kararı, itiraz yoluna başvuran mahkeme bakımından bağlayıcıdır ve geriye yürür. Bununla birlikte, bu kararın henüz kesinleşmemiş ve görülmekte olan benzer nitelikteki diğer davalara etkisi ayrıca değerlendirmeye muhtaçtır. İptal kararının görülmekte olan benzer nitelikteki diğer davaları etkilemeyeceği kabul edilirse, iptal edilen kanuni düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu sabit duruma geldiğinden, T.C. Anayasası’nın 152 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince benzer nitelikteki davalara bakmakta olan bütün mahkemelerce Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılır ki, bu ihtimalde de görülmekte olan diğer davalar bakımından nihai olarak iptal kararının geriye yürümesi neticesi ortaya çıkacaktır. Belirtmek gerekir ki, T.C. Anayasası’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11 inci maddesine göre “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” 138 inci maddeye göre de hâkimler öncelikle Anayasa’ya uygun olarak hüküm verirler. Bütün bu açıklamalar ışığında, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince verilecek iptal kararının, kesin hüküm halini almış yargı kararları saklı kalmak şartıyla, geriye yürüdüğünü kabul etmek zorunludur. Esasen geriye yürümezlik ilkesi hukuk güvenliği amacıyla tercih edildiğine göre, bu ilkenin yalnız kesin hüküm halini almış kararlar bakımından kabul edildiğini söylemek onun amacına daha uygun düşer (Kıratlı, Metin: Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi, Ankara, 1966, s. 180; Kuzu, Burhan: Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Geriye Yürümezliği Sorunu, İÜHFM, 1988, C:2, s.214; Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku, İstanbul, 2003, s.214; Aliefendioğlu, Yılmaz: Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Ankara, 1996, s.305; Tunç, Hasan: Türk Anayasa Yargısında İtiraz Yolu, Erzincan, 1992, s.72-73). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15/06/2011 tarih ve 2011/20-231, 2011/425 esas-karar sayılı kararında da “Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakkın da istisnasını teşkil ederler” hususları belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin 12/12/1989 tarih, 1989/11-48 esas-karar sayılı kararında da “Anayasa'nın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur...” hususları ortaya konulmuştur. Açıklanan bu hukuki olgular ışığında temyiz itirazlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece, bakiye ücret alacağının %5 fazlalığı hüküm altına alınmış ise de, 14/02/2020 tarih ve 31039 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ile belirtilen alacağın %5 fazlalığının dayanağı olan norm iptal edilmiştir. Ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu iptal kararının kesinleşmemiş davalara da tatbiki gerektiğinden, mahkemece bakiye ücreti alacağının %5 fazlalığı talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, bakiye ücret alacağının %5 fazlalığı talebi, dava tarihinden sonra Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararının gereği olarak reddedileceğinden, Dairemizce bu red nedeniyle oluşan miktar bakımından davalı yararına vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varıldığından, bu husus da mahkemece gözetilmelidir. B) Taraflar arasında davacının 2011/Ekim ayı bakiye ücret alacağının olup olmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut olayda; davacı taraf iş akdinin feshedildiği 2011/Ekim ayının 14 günlük ücret alacağını talep etmiştir. Hükme esas alınan bozma öncesi bilirkişi ek raporunda; davalı işverence davacıya Ekim 2011 ayına ait 18 günlük net ücret tutarı 1.110,00 TL’nın 31.10.2011 tarihinde ödenmiş ise de 5953 sayılı Kanunun 14. maddesine göre davacıya Ekim 2011 bakiye ücretinin davalıdan tahsili gerektiği belirtilmiş ve net 1.850,47 TL bakiye ücret alacağı hesaplanmıştır. Dosya içeriğinden; imzasız davalı muavin defterinde 31.10.2011 tarihinde 18 günlük Ekim ayı hizmet alımı ödemesi 1.110,00 ibarelerinin yer aldığı, davalı tarafça banka kayıtlarının delil olarak gösterdiği görülmektedir. Yine, dosya içinde yer alan davacıya ilişkin işe iade dosyasının davacı tarafça bir kısım Almanca banka dekontlarının sunulduğu, bu dekontlardan birinde davalı ismi ile 10 Ekim 2011 tarihinde 1850 Euro ibarelerinin bulunduğu, ayrıca davacı vekilinin işe iade dosyasında 27.03.2012 havale tarihli dilekçesinde 31.10.2011 tarihinde 1850 Euro ödeme yapıldığı beyanında bulunduğu görülmektedir. Bu durumda, Ekim 2011 ayı bakiye ücret alacağı yönünden; banka kayıtları getirtilerek işe iade dosyasındaki davacı vekili beyanı ve tercüme ettirilmek suretiyle Almanca banka dekontları da dikkate alınarak değerlendirme yapılmalı, sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre karar verilmelidir. C) Davacının yıllık izin alacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre; “Gazeteciye bu Kanun’un 21. maddesinde yazılı yıllık izni vermeyen veya izni vermiş olup da, izin müddetine ait ücreti ödemeyen işverene, yıllık izin vermediği veya izin süresine ait ücretleri ödemediği kimsenin izin müddetine tekabül eden ücretler yekununun üç katı kadar idarî para cezası verilir; ayrıca gazeteciye ödenmesi gereken ücret toplamı, iki kat olarak ödenir." Ancak bu düzenlemeye göre izin ücretinin iki kat olarak ödenmesi için, gazetecinin çalışırken talep etmesine rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmediğini iddia etmesi gerekir. Çalışırken bu yönde talebi olmayan gazetecinin, fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti, 21. maddedeki sürelerle sınırlıdır. Başka bir anlatımla fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti 29. madde gereği 2 kat hesaplanamaz. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hak kazanılan izin ücretinin iki katı tutarında izin alacağı hesaplanarak izin ücreti hüküm altına alınmıştır. Ancak davacı tarafça izin talep edildiği halde bu iznin kullandırılmadığı ileri sürülmediği gibi, dosya kapsamında bunu kanıtlamaya yarar herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, son ücret üzerinden tek kat olarak yıllık izin ücretinin hesaplanması gerekirken yıllık izin ücretinin iki katı olarak hesaplanması yerinde olmayıp, mahkemece bu yön gözetilmeksizin hatalı hukuki değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 12. Ankara 7. İş Mahkemesinin 11.09.2020 tarihli ve 2020/231 E., 2020/222 K. sayılı kararı ile; ücret alacağının yüzde beş fazlası talebine yönelik bozma kararına direnilmesine, diğer bozma nedenlerine uyulmasına, ücret alacağının yüzde beş fazlalığı ile ilgili kısım dışındaki diğer talep ve alacak kalemleri ile ilgili davanın eldeki davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydına, davaya yüzde beş fazlalığa yönelik bozma kararı yönünden devam olunmasına karar verildikten sonra Anayasa’nın 153. maddesi ve Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacının, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı ya da toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebileceği, iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 E., 1989/48 K. sayılı kararında da vurgulandığı, bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunmasının hukuk devletinin bir gereği olduğu, hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geriye yürüyemeyeceğinin kabulünün kaçınılmaz olduğu, Anayasa Mahkemesinin 19.12.1989 tarihli ve 1989/14 E., 1989/49 K. sayılı kararında “bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması Hukuk Devletinin gereği olduğu”nun vurgulandığı, Danıştayın 16.12.1966 tarihli ve 1963/386 E., 1966/1642 K. sayılı kararında; “iptal kararları geriye yürümez” kuralının kazanılmış hakları saklı tutmak, hukuk kararlılığı ve dolayısıyla kamu düzenini korumak amacıyla getirildiği görüşünün benimsendiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının ya da kanunların geriye yürümezliği ilkesinin istisnalarını kamu düzeni, genel ahlak kuralları ile kazanılmış hak ilkesinin oluşturduğu, kazanılmış (müktesep) hakkın söz konusu olduğu durumlarda Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının uygulanamayacağının kabul edildiği, Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 tarihli ve 2003/21-30 E., 2003/57 K. sayılı kararında da aynı ilkelerin benimsendiği, somut olayda davacının günlük yüzde beş fazlası alacağına Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yayımlanmasından çok önce hak kazanmasına göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı bir etkisi bulunmadığından davacının günlük yüzde beş fazlası alacağını talep edebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının ücret alacağının yüzde beş fazlasına ilişkin talebinin hukukî dayanağı olan 5953 sayılı Kanunun 14. maddesinin 2. fıkrasının yargılama devam ederken Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği eldeki davada, sözü edilen normun iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı; buradan varılacak sonuca göre davacının ücret alacağının yüzde beş fazlasına ilişkin talebinin reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin 1. fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle somut norm denetimi olarak da ifade edilen itiraz yolu, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirlenmenin sonucuna bağlı olduğu durumlarda yapılan denetimdir. Buna göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. 16. Yukarıda sözü edilen 152. maddenin 3. fıkrasında ise “Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.” düzenlemesine yer verilmiş olup Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının itiraz yoluna başvuran mahkeme açısından bağlayıcı olduğu ve geriye yürüyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. 17. Bu noktada, iptal kararının görülmekte olan benzer davalara etkisi konusunda değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. 18. Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 E., 1989/48 K. sayılı kararında da iptal kararların geriye yürümezliği “Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.” şeklinde açıklanmıştır. 19. Bununla birlikte, bu ilkenin mutlak olarak kabul edilemeyeceği ortadadır. Zira yukarıda da değinildiği üzere somut norm denetiminde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararını uygulamak zorunda olup bu durumda iptal kararı geriye yürüyecektir; aksinin kabulü hâlinde ise mahkemeler açısından itiraz yoluna başvurulmasının bir anlamı olmayacaktır. 20. Diğer taraftan, Anayasanın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” düzenlemesi; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin 1. fıkrasında “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.” ve 153. maddesinin 6. fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” hükümleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 33. maddesinde ise “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke yer almaktadır. 21. Belirtmek gerekir ki, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almış yargı ve idare kararları saklı kalmak şartıyla geriye yürüdüğünü kabul etmek gerekmektedir. İptal kararlarının geriye yürümemesi “hukuk güvenliğini sağlamak” amacı ile konmuş olduğuna göre, bu ilke yalnızca kesin hüküm hâllerinde ifade eder (Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 23. Bası, İstanbul 2019, s. 264, 265;). 22. Yapılan bu açıklamalara göre, somut norm denetimi yoluyla verilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 23. Bu noktada usulî kazanılmış hak kavramından bahsetmekte yarar bulunmaktadır. 24. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu) "usuli kazanılmış hak" kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 25. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 676). 26. Kazanılmış haklar, hukuk devletinin temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir." hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabulü mümkün değildir. 27. Bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda ifade edilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). 28. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen "usuli kazanılmış hak" olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması durumunda, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukî olarak değer taşımayacaktır. 29. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, s. 6340; ayrıca HGK'nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E, 2004/19 K. ile 20.12.2017 tarihli 2017/5-2575 E., 2017/1906 K.). 30. Bu belirtilenlerin dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usulî kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, s. 4771 vd.). 31. Uyuşmazlık konusu talebin hukukî dayanağı olan 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un (5953 sayılı Kanun) 04.01.1961 tarihli ve 212 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 14. maddesinin 2. fıkrası; “…Gazetecilere ücretlerini vaktinde ödemeyen işverenler, bu ücretleri, geçecek her gün için yüzde beş fazlasiyle ödemeye mecburdurlar.” şeklinde düzenlenmişken Anayasa Mahkemesinin 25.12.2019 tarihli ve 2019/108 E., 2019/101 K. sayılı kararı ile; “….10. İtiraz konusu kural, gazetecilere ücretlerinin gününde ödenmemesi durumunda bu ücretlerin her geçen gün için yüzde beş fazlasıyla ödenmesine ilişkin olup bu oran yıllık yüzde 1.825’e tekabül etmektedir. Söz konusu kural, bu kuralın icrası ve doğurduğu sonuçlar bakımından basın sektöründe faaliyette bulunan teşebbüs ve işletmeleri doğrudan etkileyebilecek niteliktedir… 19. Ancak getirilen sınırlamanın orantılı bir tedbir olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Kişilerin iktisadi faaliyetlerini etkileyebilecek düzenlemeler açısından orantılılık ilkesi kamu yararı ile kişinin teşebbüs hürriyetinden yararlanabilmesi arasında makul bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Bir başka ifadeyle işverenin teşebbüs özgürlüğü ile gazetecilerin ve toplumun çıkarları arasında makul bir denge kurulmalıdır. Bu bağlamda ücret alacaklarının zamanında ödenmemesi durumunda uygulanacak yaptırımın teşebbüs sahiplerine aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklememesi gerektiği açıktır. Çok yüksek meblağlara ulaşabilen yüzde beş fazla ödeme kuralının işverene aşırı bir külfet getirdiği ve bu sınırlamanın sebepsiz zenginleşmeye sebep olabileceği anlaşılmaktadır… 21. Yüzde beş fazla ödemenin yılda yüzde 1.825 oranına ulaşabilmesinin yanı sıra 4857 sayılı Kanun’dan farklı olarak ücretin ödenme zamanının 5953 sayılı Kanun’da belirlenmiş olması nedeniyle gazeteciler yönünden temerrüt şartı da aranmayacaktır. Bir başka ifadeyle ücretin ödenme zamanı kesin biçimde Kanun’da gösterildiğinden ücret alacağı ile birlikte yüzde beş fazla ödeme talep edebilmek için işverenin temerrüde düşürülmesi dahi gerekmemektedir. Bunun yanı sıra yüzde beşlik fazla ödemeye faiz yürütülmesi de mümkün olup ücret alacağı ile yüzde beşlik fazla ödemeye ayrıca yasal faiz uygulanabilecektir. 22. Gazetecinin ücretini korumak ve elde edemediği ücretin zamanında ödenmesini sağlamak için kuralla getirilen ekonomik tedbirin ağırlığı dikkate alındığında böyle bir ödemeye karar verildiği zaman ulaşılan miktar, işverenin ekonomik varlığını ve geleceğini ağır bir şekilde etkileyebilecektir. 23. Açıklanan nedenlerle kuralla teşebbüs ve çalışma özgürlüğüne getirilen sınırlamanın orantısız olduğu ve bu nedenle kuralın ölçülülük ilkesini ihlal ettiği anlaşılmaktadır… 31…Bu hâliyle kural, basın sektöründe çalışanlar için diğer çalışanlara göre nesnel ve makul bir nedenle de olsa orantısız bir farklı muamelenin getirilmesine yol açmaktadır. Bu itibarla kuralla gazeteciler lehine kabul edilen farklı muamelenin ölçülü olduğu söylenemeyeceğinden kural eşitlik ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. 32. Nitekim itiraz konusu kural ile benzer içeriğe sahip olan ve gazetecilere vaktinde ödenmeyen fazla çalışma ücretlerinin her gün için yüzde beş fazlasıyla ödenmesini öngören 5953 sayılı Kanun’un 212 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen ek 1. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 19/9/2019 tarihli ve E.2019/48, K.2019/74 sayılı kararıyla Anayasa’nın 2., 10.,13. ve 48.maddelerine aykırı bulunmuş ve iptal edilmiştir. 33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10.,13. ve 48.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…” gerekçesiyle itiraz konusu kuralın iptaline karar verilmiştir. 32. Anılan Kanun maddesinin düzenleniş şekline göre Anayasa Mahkemesinin iptaline konu olan norm cümlesi, 14. madde kapsamında ücret alacaklarının vaktinde ödenmemesi durumunda sonuç doğuran bir düzenleme olup, bu bağlamda Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının ücret alacağının yüzde beş fazlalığına uygulanmasını gerekli kılmaktadır. 33. Somut olayda, mahkemece ücret alacağının yüzde beş fazlası alacağı hüküm altına alınmış, Özel Daire tarafından dayanak normun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği gerekçesiyle anılan alacağın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. 34. Yukarıda açıklanan maddi ve hukukî olgulara göre, ücret alacağının yüzde beş fazlası alacağının dayanağı olan hükmün 14.02.2020 tarihli ve 31039 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 25.12.2019 tarihli ve 2019/108 E., 2019/101 K. sayılı kararı ile iptal edilmesine göre verilen iptal kararının henüz kesinleşmemiş eldeki davada uygulanması gerekmektedir. 35. Bu itibarla, mahkemece Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda davacının ücret alacağının yüzde beş fazlasına ilişkin talebinin reddine karar verilmelidir. 36. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2020 tarihli ve 2016/22-702 E., 2020/443 K.; 21.12.2021 tarihli ve 2019/9-8 E., 2021/1720 K. sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır. 37. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 38. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 29.09.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2019/5480 E., 2019/16674 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu nedenle 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre kullanılmayan izin ücretinin iki kat olarak hesaplanması Dairemiz uygulamasına göre hatalıdır.
9. Hukuk Dairesi         2019/5480 E.  ,  2019/16674 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Davacı vekili tarafından verilen 29.05.2019 tarihli dilekçede, Dairemizin 09/04/2019 tarihli ve 2016/26107 E., 2019/8161 K. sayılı bozma kararının aleyhlerine olan kısımlarının maddi hataya dayalı olarak verildiği ileri sürülerek kararın bu yönüyle ortadan kaldırılması talep olunmuştur. Dairemizce Basın İş Kanuna tabi işçinin de 4857 sayılı Kanuna tabi diğer işçiler gibi koşulları gerçekleştiğinde emeklilik nedeniyle fesihlerde kıdem tazminatına hak kazandığının kabul edildiğine ilişkin içtihatları gözden kaçırılarak bozma kararı verilmesinin maddi hataya dayandığı anlaşılmakla, Dairemiz bozma kararının (2) nolu bendinin ORTADAN KALDIRILMASINA karar verilmiştir. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davalı Şirkete ait televizyon kanalında 17/01/1998 tarihinden itibaren haber müdürü olarak Basın İş Kanunu kapsamında çalışan müvekkilinin İşk.14/I-V bendi uyarınca yaşlılık aylığı bağlanması için yasada öngörülen yaş dışındaki diğer koşulları yerine getirmesi üzerine iş sözleşmesini 16/08/2013 tarihinde kendi isteği ile kıdem tazminatı almaya hak kazanma koşulu ile sona erdirdiğini, ancak hak kazandığı kıdem tazminatı ödenmediği gibi çalışma süresince yaptığı fazla mesai, ulusal bayram genel tatil ücretlerinin de ödenmediğini meslek kıdemi 10 yılı aşmasına rağmen yıllık ücretli izinlerinin Basın İş Kanunu 21. maddesi uyarınca tam olarak kullandırılmadığını, Basın İş Kanunu’nun 14/4. maddesine göre ödenmesi gereken ikramiyelerin ödenmediğini, bu alacakların ödenmesi konusunda keşide ettiği ihtarnameye rağmen herhangi bir ödeme de yapılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ikramiye, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil alacakları ile %5 fazlaya ait alacakların tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, zamanaşımı def'ini öne sürüp, Basın İş Kanunu’na tabi olarak çalışan davacının İş Kanununa tabi çalışan olmadığından İş Kanunu 14/I-V. bendindeki düzenlemeden yararlanarak kıdem tazminatı talep hakkı olamayacağını, davacıya işten ayrıldığı sırada meslek kıdemini 01/04/1996 tarihinde başladığı göz önünde bulundurularak kullandırılmayan izin ücreti alacağının ödendiğini, iki katının ödenmesi talebinin yersiz olduğunu, şirketin son 5 yıldır zarar ettiği mübrez bilançolarla sabit olup davacının ikramiye talep hakkı olamayacağını, kaldı ki şirketin kâr etmemesine rağmen davacının işe başladığı tarihten itibaren her ay ikramiye adı altında ödeme yapıldığı gibi 2005 yılından itibaren de prim ödemeleri yapıldığından davacının herhangi bir ikramiye alacağı bulunmadığını, 2002 yılında taraflar arasında imzalanan basın iş sözleşmesinde ve takip eden yıllardaki terfii ve maaş artırım belgelerinde fazla mesainin kararlaştırılan ücrete dahil olduğuna ilişkin düzenleme bulunduğunu, ayrıca mali kriz nedeni ile davacının fazla mesai yapmasını gerektirecek bir iş yükü de bulunmadığından davacının fazla mesai talep hakkı olamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalı şirkete ait işyerinde 17.01.1998 ile 16.08.2013 tarihleri arasındaki dönemde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı, iş akdinin davacı tarafından 15 yıl sigortalılık ve 3600 gün prim ödeme koşulunun gerçekleştirilmesi nedeni ile haklı olarak feshedildiği, bu nedenle davacının kıdem tazminatına hak kazandığı ayrıca yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti ve %5 fazlası alacağı da olduğu diğer taleplerin reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı taraflar temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dosya içeriğine göre; davacı, çalışırken yıllık izin talebinde bulunmasına rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmesine rağmen ücretinin ödenmediğini iddia ve ispat etmiş değildir. Bu nedenle 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre kullanılmayan izin ücretinin iki kat olarak hesaplanması Dairemiz uygulamasına göre hatalıdır. 3-Basın İş Kanununda bazı işçilik alacakları için öngörülen günlük yüzde beş fazla ödeme tutarlarından indirim konusunda taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinde bahsedilen ücret ile Ek 1 inci maddesinde sözü edilen hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerle yapılan çalışma ücretlerinin gününde ödenmemesi halinde günlük yüzde beş fazlasıyla ödeneceği hükme bağlanmıştır. Asıl alacaklardan yapılan indirim oranında günlük yüzde beş fazla ödeme miktarlarının da indirilmesi gerektiği açıktır. Günlük yüzde beş fazla ödeme miktarları, gerçekleşen ve kabulü gereken asıl alacak miktarlarının gününde ödenmemesinden kaynaklanmış olmakla, günlük yüzde beş fazlasının da doğrudan hüküm altına alınan asıl alacak miktarlarına göre tespiti gerekir. Somut uyuşmazlıkta, genel tatil ücreti alacağında %40 oranda takdiri indirim yapılırken yukarıdaki açıklamaya aykırı şekilde, %5 fazlası alacağında da aynı oran yerine, %50 oranda indirim yapılması hatalıdır. 4- Davacının ikramiye, fazla çalışma ve %5 fazlasına yönelik talepleri red edilmiş olup bu redler nedeniyle kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi de ayrı bir bozma nedenidir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2016/5835 E., 2019/15423 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
tam metni aç
5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi         2016/5835 E.  ,  2019/15423 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ile davalı tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalıya ait işyerinde Basın İş Kanunu kapsamında muhabir olarak çalıştığını, ücretlerinin gerektiği gibi ödenmemesi üzerine iş sözleşmesini haklı olarak fesh ettiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, bir kısım aylık ücret, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil alacakları ile ücretlerin %5 fazlası alacaklarının tahsilini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı şirket yetkilisi davaya cevap vermeyip davacı ile ilgili işyeri evraklarını sunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, iş sözleşmesinin ücretlerin gerektiği gibi ödenmemesi üzerine davacı tarafça fesh edildiği ancak davacının Basın İş Kanununa göre gerekli olan 5 yıllık kıdem süresini doldurmadığından kıdem tazminatına hak kazanmadığı, sözleşmeyi kendisi sonlandırdığından ihbar tazminatı hakkı da olmadığı ancak yıllık izin, bir kısım aylık ücret, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil alacakları ile ücretlerin %5 fazlası alacaklarına hak kazandığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı vekili ile davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Davalının adı, "... Yay. Turizm Amblaj San. ve Tic. Ltd. Şti." olup karar gerekçesinde " ..." şeklinde yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata kabul edilmiştir. 2-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 3-Davacı davalı işyerinde fazla çalışma yaptığını ancak ücretinin ödenmediğini ileri sürerek alacak talep etmiş, davalı taraf ise davacının fazla çalışma yapmadığını savunmuştur. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Söz konusu alacağın varlığını ipatlama yükü davacı da olup davacı delil olarak tanık beyanlarına dayanmıştır. Dinlenen davacı tanıklarından biri davacının kardeşi diğeri ise yeğeni olduğunu açıklamıştır ve davalı işyerinde çalışmadıkları anlaşılmaktadır. Davalı tanık beyanlarına göre ise işyerinde fazla çalışma yapılmamaktadır. Bu delil durumuna göre alacağın varlığının ispatlandığı söylenemez. Buna göre Mahkemece fazla çalışma alacağı ile bu alacağın %5 fazlası alacağına yönelik taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalıdır. 4-Davacı Basın İş Kanuna tabi olup, yıllık ücretli izin alacağı hesabının açıklığa kavuşturulması gereklidir. 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre; “Gazeteciye bu Kanun'un 21'inci maddesinde yazılı yıllık izni vermeyen veya izni vermiş olup da izin müddetine ait ücreti ödemeyen işverene, yıllık izin vermediği veya izin süresine ait ücretleri ödemediği kimsenin izin müddetine tekabül eden ücretler yekununun üç katı kadar idarî para cezası verilir; ayrıca gazeteciye ödenmesi gereken ücret toplamı, iki kat olarak ödenir. Kanun'un 21. maddesinde meslekteki kıdemine göre kullanacağı izin süresi belirtilirken son fıkrasında “izin hakkından feragat edilemeyeceği” açıkça vurgulanmıştır. 29. maddeden gazeteci çalışırken uygulanması gereken bir yaptırım düzenlediği, çalışırken izin vermeyen veya izin verildiği halde izin ücreti ödenmeyen işveren hakkında uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Dairemizin kararlılık kazanan dönem ücreti üzerinden ödenmesi gereken izin ücreti, bu kullandırılmayan veya kullandırılmasına rağmen ücreti ödenmeyen ücrettir. Ancak bunun için gazetecinin çalışırken talep etmesine rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmediğini iddia etmesi gerekir. Çalışırken bu yönde talebi olmayan gazetecinin, fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti, 21. maddedeki sürelerle sınırlıdır. Başka bir anlatımla fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti 29. madde gereği 2 kat hesaplanamaz. Somut uyuşmazlıkta, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yıllık izin ücreti hesaplanırken kullanılmayan izinler dönemsel ücretlere göre iki kat olarak hesaplanmıştır. Ancak davacı, çalışırken yıllık izin talebinde bulunmasına rağmen izin kullandırılmadığını ispat edemediğinden, kullanılmayan izinlerin, iki katı alınarak ve son ücreti yerine dönem ücretlerine göre hesaplanması Dairemiz uygulamasına göre hatalıdır. Kullandırılmayan toplam izin süresi, 29. madde uygulanmadan ve son ücret üzerinden hesaplanmalıdır. 5- Basın İş Kanununda bazı işçilik alacakları için öngörülen günlük yüzde beş fazla ödeme tutarlarından indirim konusunda taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinde bahsedilen ücret ile Ek 1 inci maddesinde sözü edilen hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerle yapılan çalışma ücretlerinin gününde ödenmemesi halinde günlük yüzde beş fazlasıyla ödeneceği hükme bağlanmıştır. Anılan düzenlemelerde sözü edilen alacaklar için ödeme tarihi de belirlenmiş olmakla, yüzde beş fazla ödemeye hak kazanmak için işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi de gerekmez. 5953 sayılı Yasada bir kısım işçilik alacakları için öngörülen günlük yüzde beş fazlasıyla ödeme kuralının mahiyeti tartışmalara neden olmuş ve özellikle indirim uygulanıp uygulanamayacağı sorunu ortaya çıkmıştır. Konu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kuruluna intikal ettirilmiş ve 1973/4-6 sayılı içtihadı birleştirme kararında yüzde beş fazla ödeme parasının önce niteliği üzerinde durulmuş, faiz ya da tazminat olmadığı, uyulması zorunlu bir kamu hükmü olduğu kararda belirtilmiştir. Bahsi Geçen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında, günlük yüzde beş fazlasıyla ödeme kuralının yüksek bir oran içermesi sebebiyle vaktinde ödenmeyen ücretler bakımından karşılıklı kusur durumları gözetilerek Borçlar Kanununun 44 üncü maddesi uyarınca bir indirime gidilmesi gerektiği kabul edilmiştir. İndirim oranının tespitinde gazetecinin fazla çalışma saatleriyle ilgili talepleri yönünden gecikilen süre, hesaplamaya konu olan asıl alacak tutarları ve günlük yüzde beş fazlasının belirlenen miktarı da gözetilmektedir. 5953 sayılı Kanunda bazı alacakların gününde ödenmemesi halinde günlük yüzde beş fazlasıyla ödenmesi gerektiği yönündeki düzenlemenin amacı, gazetecinin ücret ve diğer bazı işçilik alacaklarını güvence altına almak ve kitleleri doğru bilgilendirme gibi önemli bir görevi de olan gazeteciye belli bir oranda iş güvencesi sağlamaktır. Gerçekten gazetecinin emeğinin karşılığı olan hakları yeterince güvence altına alınmadığı taktirde, göreviyle ilgili konularda bağımsızlığı ve hatta tarafsızlığından söz edilemez. Bu nedenle yasakoyucu gazeteciler yönünden ücret ve bazı diğer hakları koruma çabası içine girmiştir. Düzenleme ile hedeflenen amaç, gazetecinin ücret ve diğer işçilik haklarının gününde ödenmesini sağlamaktır. İşverenin yasa hükmüne uyması durumunda günlük yüzde beş fazla ödeme bakımından bir yaptırım gündeme gelmez. Buna karşın ödemelerin gecikmesi halinde günlük yüzde beş fazla ödeme kuralı yıllık % 1825 oranına karşılık geldiğinden, kısa süre içinde önemli miktara ulaşabilmektedir. Söz konusu hüküm gazeteci yönünden de bir zenginleşme aracı olarak kullanılmamalıdır. 5953 sayılı Kanunda öngörülen bazı alacakların gününde ödenmemesi halinde günlük yüzde beş fazlasıyla ödeneceğine dair kuralın Anayasa’ya aykırılığı itiraz olarak ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesinin 12.8.2008 gün ve 2005/28 E, 2008/122 K. sayılı kararında, ücret ve fazla çalışma ücretlerin gününde ödenmeme koşuluna bağlı olan söz konusu yaptırımın, kamuoyunu doğru bilgilendirme görevi olan gazetecileri işverene karşı koruma amacını taşıdığı ve gazetecilerin basın özgürlüğünün sağlanması noktasında önemli bir işlev gördüğü açıklanmış ve aykırılık istemi oybirliği ile reddedilmiştir. Fazla saatlerde çalışma karşılığı olan asıl alacaklardan yapılan indirim oranında günlük yüzde beş fazla ödeme miktarlarının da indirilmesi gerektiği açıktır. Günlük yüzde beş fazla ödeme miktarları, gerçekleşen ve kabulü gereken asıl alacak miktarlarının gününde ödenmemesinden kaynaklanmış olmakla, günlük yüzde beş fazlasının da doğrudan hüküm altına alınan asıl alacak miktarlarına göre tespiti gerekir. Bundan başka yukarıda sözü edilen gerekçelerle günlük yüzde beş fazla ödeme tutarlarından oransal indirime gidilmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, yüzde beş fazla ödeme tutarlarından yapılan indirim sonucu reddine karar verilen miktar bakımından davalının kendisini vekille temsil ettirmesi durumunda davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemelidir (Yargıtay 18.11. 2008 gün 2007/32530 E, 2008/31205 K.). Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece davacının net 2.700,58 TL ücret alacağı ve net 32.468 TL %5 fazlası alacağı olduğu kabul edilip %5 fazla alacaktan %90 oranında indirim yapılarak net 3.246,87 TL ye hükmedilmiştir. Mahkemece ücret alacağının %5 fazlası alacakdan yapılan indirim, asıl alacağa bakıldığında, yüksek miktarda olup, %5 fazla kısım, asıl alacağın 4-5 katını aşmayacak şekilde belirlenmeli indirim de buna göre yapılmalıdır. Kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 10/09/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (M) KARŞI OY Davacı gazeteci iş sözleşmesinin feshi üzerine açtığı davada yıllık izin ücretini talep etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, izin ücreti dönem ücretine göre ve iki kat olarak hesaplanmıştır. Dairemiz çoğunluk görüşü ile verilen bozma kararında, yıllık izin ücretinin son ücretten hesaplanması gerektiği ancak iki kat olarak hesabının hatalı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay İş Dairelerinin önceki istikrarlı uygulamaları gazetecinin yıllık izin ücretinin dönem ücretinden ve ancak iki kat olarak hesaplanması gerektiği yönündeyken(Yargıtay 9.HD. 19.01.2015 gün, 2013/8162 E, 2015/884 K. ; Yargıtay 22. HD. 07.04.2015 gün, 2014/5324 E, 2015/12781 K.), 2015 yılında itibaren gerçekleşen içtihat değişikliği ile iki kat olarak hesabın işçinin çalışırken izin talebinde bulunması ve kullandırılmaması haline geçerli olduğu, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücretinin son ücret üzerinden ve tek kat olarak hesabı gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Yargıtay 9. HD. 24.02.2015 gün, 2013/9508 E, 2015/7896 K. ; Yargıtay 22.HD. 10.02.2016 gün, 2014/ 3387 E, 2016/ 3330 K. ; Yargıtay 7.HD. 10.03.2016 gün, 2015/5218 E, 2016/6009 K.). Basın çalışanlarıyla ilgili 5953 sayılı Kanun'un 21. maddesinde, "Günlük bir mevkutede çalışan bir gazeteciye, en az bir yıl çalışmış olmak şartiyle, yılda dört hafta tam ücretli izin verilir. Gazetecilik mesleğindeki hizmeti on yıldan yukarı olan bir gazeteciye, altı hafta ücretli izin verilir. Gazetecinin kıdemi aynı gazetedeki hizmetine göre değil, meslekteki hizmet süresine göre hesaplanır. Günlük olmayan mevkutelerde çalışan gazetecilere her altı aylık çalışma devresi için iki hafta ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izinlerin hesabında bu Kanunun 1 inci maddesindeki "Gazeteci" tabirine girenlerin kıdemleri, iş akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden inikat etmiş olmasına bakılmaksızın, gazetecilik mesleğinde geçirdikleri hizmet süresi nazara alınmak suretiyle tesbit edilir. İzin hakkından feragat edilemez" şeklinde kurala yer verilmiştir. Düzenleme ile gazetecinin yıllık izin hakkı İş Kanunu'na tabi çalışanlara göre özel biçimde korunmuş ve 4857 sayılı İş Kanunu'na göre daha uzun süreler öngörülmüştür. Gazetecinin yıllık izinlerinin işveren tarafından verileceği üç ayrı yerde "izin verilir" şeklinde ifade edilmiş ve gazetecinin izin kullanma için başvurusuna dair bir şart aranmamıştır. Aynı Kanun'un 29. maddesinde, "Gazeteciye bu Kanunun 21 inci maddesinde yazılı yıllık izni vermeyen veya izni vermiş olup da izin müddetine ait ücreti ödemeyen işverene, yıllık izin vermediği veya izin süresine ait ücretleri ödemediği kimsenin izin müddetine tekabül eden ücretler yekununun üç katı kadar idarî para cezası verilir; ayrıca gazeteciye ödenmesi gereken ücret toplamı, iki kat olarak ödenir" şeklinde açık bir düzenlemeye gidilerek yıllık izinlerin kullandırılmamasının yaptırımı öngörülmüştür. Düzenleme ile "21 inci maddesinde yazılı yıllık izni vermeyen" işverenden söz edilmiş ve gazetecinin talebi üzerine verilmemiş olmasına dair bir açıklamaya yer verilmemiştir. İlgili Kanun'un 29. maddesinde yer alan "izni vermeyen" ibaresi, gazetecinin talebi üzerine izin verilmemesi gibi bir durumu kapsamamaktadır. Aksine 21. maddede yer alan yasal yükümlülüğe gönderme yapılarak buna uymayan işveren için hiçbir şart aranmaksızın bir yaptırım öngörülmüştür. Yine 29. madde, gazeteciye yıllık izinler kullandırıldığı halde izin müddetine ait ücretin ödenmemesi ayrıca yaptırıma bağlanmıştır ki, bu hususun somut olayla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Zira düzenlemenin bu kısmı işverence yıllık izin kullandırıldığı halde o günlere ait ücretin ödenmemesi haline münhasır olup, uyuşmazlık konusu olayda kullandırılan ve ücreti ödenmeyen izinler söz konusu değildir. İlgili Kanun'un 29. maddesinin "yıllık izin vermeyen" şeklindeki düzenlemesinden hak sahibi tarafından talepte bulunulması gerektiği sonucuna varılması, Anayasal temeli olan yıllık izin hakkının özüne aykırı olduğu gibi izin hakkından feragat edilemeyeceği şeklindeki açık yasa hükmü ile de bağdaşmamaktadır. Oysa yasal düzenlemede aynı Kanun'un 21. maddesinden söz edilerek, ilgili hükümde üç ayrı yerde yazılı olan işverenin izin verme yükümlülüğüne dikkat çekilmiştir. Gazetecinin yıllık izin hakkının kullandırılması noktasında yasal yükümlülük işverene ait olup, gazetecinin talebi üzerine bu hakkın kullanılacağı yönünde hiçbir düzenleme mevcut değildir. Yapılan açıklamalar ve yasal düzenleme çerçevesinde gazeteciye yıllık izin kullandırmayan işveren izin ücretlerini iki kat olarak ödemelidir. Bu iki kat ödeme koşulunun işçinin izin talebine bağlı olarak geçerli sayılması, 5953 sayılı Yasa'nın emredici hükümlerine aykırıdır. Öte yandan Yargıtay'ın yakın tarihli kararlarında, izin ücretinin dönem ücreti yerine son ücretten hesaplanması gerektiği yönündeki uygulaması, yıllık izin hakkının niteliğine daha uygundur. Gazetecinin yıllık izin hakkından feragat edemeyeceği 21. maddede düzenlendiğine göre, yıllık izin hakkı iş ilişkisinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve dinlenme hakkı olarak varlığını sürdürür. Gazetecinin geçmiş yıllara ait kullanmadığı izinleri daha sonraki yıllarda kullandırıldığında fiili izin kullanma dönemindeki ücret ödenmelidir. Örneğin gazeteciye 10 yıl öncesine ait yıllık izin kullandırıldığında, 10 yıl öncesine ait dönem ücreti ile izne ayrılması dinlenme hakkının özüne aykırıdır. İşçiye fiilen izin kullandığı dönem ücreti ödeneceğine göre yıllık izin ücretinin son ücrete evrilmesi, dinlenme hakkının doğası gereğidir. Bu itibarla yıllık izin ücreti hesabının son ücretten ve 5953 sayılı Kanun'un 21 ve 29. maddelerine göre iki kat olarak hesaplanması gerekirken, gazetecinin çalışırken talebi olmadığı gerekçesiyle tek kat olarak hesabı gerektiği yönündeki Dairemiz çoğunluğu tarafından verilen Bozma kararının 4 no'lu bendine katılamıyoruz. 10/09/2019
9. Hukuk Dairesi, 2016/798 E., 2017/19292 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi         2016/798 E.  ,  2017/19292 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Taraflar arasındaki, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 28/11/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat ... geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklamasıı dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı Şirkette 08.10.2008-23.10.2013 tarihlerinde Basın İş Kanunu hükümlerine tabi olarak çalıştığını, hizmet akdinin işveren tarafından feshedildiğini, en son brüt 3.420,53 TL ücretle çalıştığını, aylık fazla çalışma ücretinin de ücrete dahil olduğunu, müvekkilinin İstanbul genelinde çalışan polis muhabirleri arasında işini en iyi yapan tecrübeli ve nitelikli bir çalışan olduğu, 2002 yılından bu yana ..., .... ve....de çalıştığını, .... suikastinde ....'ın, görüntülerini, ...'ın ... Şube Müdürlüğü'ndeki gözaltı fotoğraflarını, şike soruşturması kapsamında gözaltına alınan....'ın eşgal tespit fotoğraflarını, emniyet amiri ....'ın görevden alınması haberlerini yayınlandığını, bu çalışmaları nedeniyle takdir toplamış bir muhabir olduğunu, 2013 yılı içerisinde meydana gelen gezi olaylarında yaşananlar müvekkilini derinden etkilediğini, müvekkilinin olayların insani ve sosyal yönünün değerlendirildiği 28.06.2013 tarihinde... Partisi tarafından düzenlenen foruma katıldığını, müvekkilinin son olarak haber kaynaklarının yer aldığı bir kısım Türkiye ... Partisi üyelerinin bulunduğu 21.10.2013 tarihli bir kahvaltıya katılmasının davalı işveren yetkilileri tarafından öğrenildiğini, ancak müvekkilin herhangi bir parti, dernek veya vakfa üyeliğinin bulunmadığını, 22.10.2013 günü müvekkilinin yanında şoförü...'nında bulunduğu bir ortamda davalı işyerinde genel müdür olan ... tarafından telefon ile aranmış ve ...müvekkile "solcu olmuşsun, işten çıkartacağız seni artık acil işyerine gel" dediğini, müvekkilinin işten çıkartılmaktan korktuğu için ...'a 23.10.2013 tarihinde olayı izah eden birçok SMS gönderdiğini, .... ise sadece " gel sen gel , bekliyorum engin " şeklinde cevap verdiğini, 23.10.2013 günü işyerine gittiğini ve genel müdürün odasına alındığını, odada...., .... ve insan kaynakları müdürü ... da hazır bulunduğunu, bu görüşmede müvekkilinin solcu olduğunun öğrenildiğini, bu konunun duyulması halinde hiçbir tv ve gazetede iş bulamayacağı söylenerek istifa dilekçesini kendi el yazısı ile yazması ve imzalamasının istendiğini, istifa etmesi halinde, bu olayı kimsenin bilmeyeceği müvekkilin bu şartlarda başka bir iş bulup çalışabileceği, hatta kısa bir süre sonra gece şiftinde çalışabileceğinin söylendiğini, işsiz kalmakla tehdit edilip iradesi fesada uğratılarak istifa dilekçesini imzalamasının sağlandığını, davalı işverenin müvekkilinin iş akdinin feshini amaçladığından gerçek iradesi ile örtüşmeyen istifasını tehdit yolu ile aldığını, tahakkuk edecek ihbar ve kıdem tazminatı ve sair alacaklarının ödenmemesi için yasal zemin hazırlanmaya çalışıldığını, bu durum müvekkilin insan kaynakları müdürü ....'a istifa dilekçesi sonrasında gönderdiği SMSler, 26.10.2013, 27.10.2013- 28.10.2013 tarihlerinde hala işyerine ve işine gidip gelmesi ve müvekkilin 26.10.2013 tarihli gece şiftinde çalışma talep dilekçesinin davalı işveren tarafından teslim alınması ile de sabit olduğunu, 62 günlük izin alacağının halen ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının Şirketlerine vaki hakareti internet sitesinde yayınlandığının ve görev için verilen araç ile başka bir kuruluşa ait gazete sattığının öğrenilmesi üzerine savunmasının alınmak istendiğini, davacının bu olayların duyulmaması için istifa etmek yolunu tercih ederek işten ayrıldığını, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağı gibi herhangi bir alacağının da bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davacının 5953 Sayılı Basın İş Kanununa tabi olarak davalı işyerinde 08.10.2008-23.10.2013 tarihleri arasında çalıştığını, 23.10.2013 tarihli davalı işyerine verdiği yazıda “yüksek lisans eğitiminden ötürü görevinden ayrılmak istediğini’’ beyan ettiği, davacının bu yazılı beyanın gerçek bir istifa iradesi taşıyan bir beyan olmadığı ve davalı işverenlikten istifa ederek ayrılma niyetinin de bulunmadığı, davacının bir internet sitesinde davalı işverenlik aleyhine yorum yapması sebebiyle işverenlik yetkilileri tarafından savunması alınırken tesir altında bırakıldığı, istifa ederse kendisine bir miktar ödeneceğinin de söylendiği ve bu şekilde bir baskı feshi oluşturulduğu, bu durumda hizmet akdinin davalı işverenlik tarafından feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yine davacı tarafça ispatlanan ve ödenmeyen yıllık izin ücreti alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasındaki iş ilişkisinin nasıl sona erdiği uyuşmazlık konusudur. Dosya içeriğine göre, davacının istifa dilekçesi verdiği sabittir. Nitekim bu olgu Mahkemenin de kabulündedir. Asıl uyuşmazlık bu istifa dilekçesinin baskı altında alınıp alınmadığı, dolayısıyla davacının istifa iradesinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, davalının savunmasında bahsettiği olaylardan kaynaklı olarak davacıdan talep edilen savunma esnasında oluşturulan baskı nedeniyle fesih iradesinin oluşturulduğu kabul edilerek istifaya iradesine değer verilmemiştir. Davacı ... işyerinde polis muhabiri olarak çalışırken Türkiye Komünist Partisinin toplantısına katılarak konuşma yapıp, bu konuşma sırasında, “...Yandaş bir medyada çalıştım yıllarca. Kitlelere, halk yığınlarına müdahaleyi yıllarca polisin yanından çektim. Ben de mücadele etmek, polisin karşısında olmak istedim. Bu yandaş medya yer almaz bu halkın yanında hiçbir zaman, madem o zaman gelin medya devrimi yapalım. ....'li oldum için çok mutluyum, hepimize kolay gelsin..." şeklinde beyanda bulunduğu sabittir. Keza, dosya içeriğindeki SMS mesajlarında da davacı; "...Abi sitede benim istifamı yayınlarsan çok minnettar olucam. Başkası bir şey yazar filan. Solcuya çıkmasın adım. 7-8 ay uzak duruyum. Sonrası bakarız artık her şeyin hayırlısı..." "...Abi internette haber yapılmış. Güzel oldu Abi..." "...İha'dan ve sabah gazetesinden arkadaşlar aradılar 'geçmiş olsun sol siyasetten mi gittin' dediler. Sakız oldum herkesin ağzında. Yok istifa ettim yüksek lisans dedim ama inanmıyorlar Abi ya. Onlar bikıyak yapmadılar Abi bana. İnan. Yayılıyor bu konu Abi. Ben zorlanıcam iş ararken..." şeklinde beyanlarda bulunmuştur Bu mevcut delil durumu karşısında davacının, davalı işvereni hakkında internette yayımlanan hakaret içerikli söylemlerinin işverence öğrenilmesi ve konu hakkındaki savunmasının istenilmesi üzerine bu olayın duyulmaması ve böylelikle iş yaşantısı ve itibarının sarsılmamasını teminen istifa iradesini kendi isteğiyle kullanıp iş sözleşmesini sona erdirdiği anlaşılmıştır. Kaldı ki davacının dosya kapsamı ile sabit bahse konu eylemleri işveren açısından haklı fesih yetkisini doğurmaktadır. Somut olayın özelliği dikkate alındığında işverenin baskı feshi oluşturduğundan bahsetmek isabetli değildir. Açıklanan nedenlerle davacının kendi iradesi ile istifa etiğinin kabulü ile kıdem ve ihbar tazminatının reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulü isabetsizdir. 3-Davacı Basın İş Kanuna tabi olup, hak kazandığı yıllık ücretli izin süresi ve hesabının açıklığa kavuşturulması gereklidir. 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre; “Gazeteciye bu Kanunun 21 inci maddesinde yazılı yıllık izni vermeyen veya izni vermiş olup da izin müddetine ait ücreti ödemeyen işverene, yıllık izin vermediği veya izin süresine ait ücretleri ödemediği kimsenin izin müddetine tekabül eden ücretler yekununun üç katı kadar idarî para cezası verilir; ayrıca gazeteciye ödenmesi gereken ücret toplamı, iki kat olarak ödenir. Kanunun 21. maddesinde meslekteki kıdemine göre kullanacağı izin süresi belirtilirken son fıkrasında “izin hakkından feragat edilemeyeceği” açıkça vurgulanmıştır. 29. maddeden gazeteci çalışırken uygulanması gereken bir yaptırım düzenlediği, çalışırken izin vermeyen veya izin verildiği halde izin ücreti ödenmeyen işveren hakkında uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Dairemizin kararlılık kazanan dönem ücreti üzerinden ödenmesi gereken izin ücreti, bu kullandırılmayan veya kullandırılmasına rağmen ücreti ödenmeyen ücrettir. Ancak bunun için gazetecinin çalışırken talep etmesine rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmediğini iddia etmesi gerekir. Çalışırken bu yönde talebi olmayan gazetecinin, fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti, 21. maddedeki sürelerle sınırlıdır. Başka bir anlatımla fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti 29. madde gereği 2 kat hesaplanamaz. Dosya içeriğine göre; davacının çalışırken yıllık izin talebinde bulunmasına rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmesine rağmen ücretinin ödenmediğini iddia etmiş değildir. Bu nedenle 21. maddeye göre kullanılmayan izinlerin, 29. madde uyarınca iki katı alınarak, hesaplanması Dairemiz uygulamasına göre hatalıdır. Davacı iş sözleşmesinin feshinden sonra kullandırılmayan yıllık ücretli izinlerin karşılığı ücret alacağını talep ettiğine göre, 21. madde uyarınca kullandırılmayan toplam izin süresi, 29. madde uygulanmadan son ücret üzerinden hesaplanmalıdır. Ayrıca dava dilekçesinde 62 günlük izin ücreti alacağının ödenmediğinin açıkça beyan edilmesi karşısında hükme dayanak bilirkişi raporunda bu süreyi aşar şekilde izin alacağının hesaplanması da maddi vaka ve taleple bağlılık kuralına aykırıdır. Mahkemece taleple bağlılık kuralına aykırı olarak ve hatalı hesap tarzına itibarla yıllık ücretli izin alacağının hüküm altına alınması da bozmayı gerektirmiştir. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.480.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2015/30925 E., 2017/16557 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi         2015/30925 E.  ,  2017/16557 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Taraflar arasındaki, kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi, davacının duruşma talep etmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24/10/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat... ile karşı taraf adına Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete ait ... Gazetesi’nde 08.08.2007-26.03.2104 tarihleri arasında haber müdürü olarak çalıştığını, ... Gazetesi’nin yayım politikasında son zamanlarda yaşanan ve gazeteci olarak şeref ve şöhreti ile manevi menfaatlerini ihlâl eden esaslı değişiklik nedeniyle iş sözleşmesini 5953 sayılı kanunun 11/1.maddesine göre haklı sebeple sona erdirdiğini ve haklı istifa iradesini yazdığı veda yazısı ile kamuoyuna açıkladığını, yazı işleri müdürü olarak görev yapan müvekkilinin Gazetedeki kesin ve keskin yayın politikası değişikliği sebebiyle işini yapamaz hale geldiğini, ... Gazetesi’nin yayım politikasındaki kesin değişim ve müvekkilinin insani yapısı ile bağdaşmayan yeni yayın politikası, meslek onur ve şerefini, kendi onur ve şerefi sayan müvekkilinin 7 yıldır çalıştığı gazeteden haklı sebeple istifaya mecbur bıraktığını iddia ederek kıdem ve yıllık ücretli izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, zamanaşımı defini ileri sürdüğünü, davacının aldığı ücret ve haklarım bildiğinden HMK. 109/2 maddesi gereğince fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açamayacağını, davacının tüm anlatımları gerçek dışı olup, iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığını, 25.08.2007 tarihinde işe başlayan davacının 28.03.2014 istifa tarihinden önce bir bildirimde bulunmadığından ihbar öneline uymayan davacıdan ihbar tazminatı talep haklarını saklı tuttuklarını, taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinin 3.maddesinde aylık ücret bordrosunu imzalayan işçinin geçmiş aylara ait bir ücret alacağı bulunmadığım kabul etmiş sayılacağına ilişkin düzenleme nazara alındığında ihtirazı kayıt ileri sürmeden bordroları imzalayan davacının yıllık ücretli izin alacağı talebinin dinlenemeyeceğini, sık sık icra takibine maruz kalan davacının izin ücretlerinin ... 25.îcra Müdürlüğü’nün 2013/23624 E. sayılı dosyasına ödendiğinden bu nedenle de davacının izin alacağı bulunmadığını, bir partinin Cumhuriyetin laik ilkelerine düşen uygulamaları nedeniyle açılan kapatma davasına karşı koyması, savunması davacıyı ilgilendiren ve ona iş akdini haklı fesih hakkı veren bir neden olamayacağını, Anayasa ile korumaya alınan çağdaş hukuk, demokrasi ve cumhuriyetin laik ilkelerini değil de, devrim yazarlarını hiçe sayarak çağdaş hukukun reddettiği bir cemaat yapılanmasını ve başındakini “kanaat önderi”diye lanse ederek akdin feshi için haklı neden olarak nitelemesinin hukuken himaye görmeyeceğini, davacının 2007 yılından itibaren çizgisini güya beğenmediği gazetede yazı işleri müdürü seviyesine ulaşıncaya kadar beğeni ile çalışmış olmasına rağmen gezi olaylarından, gülen hareketi ya da paralel yapı ile ilgili gelişmelerin gerçekleşmesinden yıllar soma geziyi-gülen hareketine nefreti bahane edip, bunları iş akdinin fesih nedeni olarak ileri sürmesinin tuhaf olduğunu, birilerine yaranmak ve haksız zenginleşme amacına ulaşmak için kendisine haklı neden yaratma gayretinden öteye bir hukuki anlam taşımayan, iyi niyet kurallarına aykırı iddiaların kabul edilemeyeceğini, davacının imzaladığı iş sözleşmesinin 5.maddesinde “gazetenin faaliyetlerinin, genel yayın gidişini, veçhe ve karakterini değiştirme hakkının münhasıran işverene ait olduğu” ve 6.maddesinde de “fikir işçisinin işverenin talep ettim genel, siyasi, tutum ve gidişine ve karakterine, yönetimle ilgili diğer kurallara uymak yükümlülüğünde olduğunun “ belirtilmiş olup, Gazete’nin kurulduğu günden itibaren sosyal/politik çizgisini değiştirmeden yayın hayatını sürdürdüğünden üniversite mezunu olan ve attığı imzanın sonuçlarını bilen davacının iş sözleşmesindeki düzenlemeye rağmen, hukuken kabulü mümkün olmayan politik çizgiden cemaatten, kanaat önderine menfaatten söz ederek iş akdini haklı nedenle feshettiği iddiasının dinlenemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak “… davacının davalıya ait işyerinde toplam hizmet süresinin 6 yıl, 7 ay, 2 gün olduğu, davacı tarafından davalı şirketin yayın politikasında son zamanlarda farklılıklar olması nedeniyle şeref ve şöhreti ile manevi menfaatlerini ihlal eden esaslı değişiklik nedeniyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiği iddiasında bulunulduğu, davalı Şirket’in yayın politikasında belirtilen şekilde değişiklik olup olmadığı, söz konusu değişikliğin yerinde olup olmadığı hususlarının yoruma açık bir konu olduğu ancak işçi lehine yorum ilkesi nazara alınarak davacının şeref ve şöhretini, manevi menfaatlerini ihlal eder derecede yayın politikasında değişiklik bulunduğunun ve Basın İş Kanunu’ nun 11. maddesinin 1.fıkrasının koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerektiği, ayrıca davacının bilirkişi raporunda belirtilen yıllık izin sürelerini kullandığına ilişkin ve ücretlerin ödendiğine ilişkin davalı tarafından belge ibraz edilmediği..” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. D) Temyiz: Kararı taraflar temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dosya içeriğine göre Basın Kanunu’na tabi çalışan davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedip etmediğinin çözüme kavuşturulması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta; 08.08.2007-26.03.2014 tarihleri arasında davalı Şirkete ait gazetede haber müdürü olarak görev yapan davacı, çalıştığı gazetenin yayın politikasındaki son zamanlarda yaşanan ve gazeteci olarak şeref ve şöhreti ile manevi menfaatlerini ihlâl eden esaslı değişiklik nedeniyle iş sözleşmesini 5953 sayılı Kanun’ un 11/1.maddesine göre haklı sebeple sona erdirdiğini ve haklı istifa iradesini yazdığı veda yazısı ile kamuoyuna aynen; “Ağustos 2007'den bu yana çalıştığım ve 4 yıldır yazı işleri müdürü olarak görev yaptığını ... Gazetesi'nden bugün itibarı ile ayrıldım. Bu kararı alma nedenim. AK Parti iktidarının, kapatma davası tehdidi altında askeri vesayete ve darbelere karşı büyük bir mücadele verdiği, AB üyeliği perspektifi ve daha demokratik bir Türkiye idealiyle büyük reformlar yaptığı dönemde kritik bir rol oynadığına inandığım ve görev yapmaktan onur duyduğum gazetemin Gezi Parkı olayları ve son olarak yerel seçim atmosferinde sözünü ettiğim bu çizgisini kaybettiğine olan inancımdır. ...'lerin ve en son ...'ların hayatını kaybettiği Geziolayları sürecinde iktidar partisinin birçok toplum kesimine karşı kullandığı ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve kriminalize edici dil dershane tartışması ile birlikte FETÖ Cemaatine karşı açıkça nefret söylemine dönüşmüş, milyonlarca insanın büyük saygı duyduğu bir kanaat önderi ile bağlıları akıl almaz şeylerle suçlanmış ve bu dil seçim meydanlarına taşınmıştır. Türkiye'nin yaşadığı bu cinnet halinden medya fazlasıyla nasibini almış, haber değeri taşımayan ve algı yönetimi daha doğru ifadeyle kara propaganda amacı güden "haberler" gazete ve televizyonların rutini haline gelmiştir. Bu nedenle yıllarca sahiplenerek görev yaptığını gazetelerde benim açımdan sorumlu ve dengeli bir gazetecilik yapma imkanı kalmamıştır. Yıllarca birlikte görev yaptığım ve mesleki birikimlerine saygı duyduğum tüm çalışma arkadaşlarıma veda ediyor, başarılar diliyorum.” şeklinde açıklama yaptığı sabittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 5953 sayılı Yasa’ nın 11/1. maddesinde amaçlanan şekilde “ Bir mevkutenin veçhe ve karakterinde gazeteci için şeref veya şöhretini veya umumiyetle manevi menfaatlerini ihlal edici bir vaziyet ihdas edecek şekilde bariz bir değişikliğin “ olup, olmadığı, varsa bu değişikliğin davacının istifasına haklılık kazandırıp, kazandırmayacağıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacı gazetecinin davalı gazetede 24.03.2007 tarihli yazılı sözleşme ile 6 yıl 7 ay 2 gün “ Yazı İşleri Müdürü “ olarak çalışmıştır. Davacı vekili 14.01.2015 tarihli cevaba cevap dilekçesinde; “-Davacının uzun yıllar ... Gazetesinde Haber Müdürü olarak görev yaptığını, Yazı İşleri Müdürünün bir gazetede, hangi haberlerin yayımlanacağına, hangi haberlerin gazetede yer alıp, almayacağına, tüm haberlerin hangi başlıkla yayımlanacağına karar veren, gazetenin yayın politikasını birinci derecede uygulayan kişi olduğunu, dolayısı ile davacı gazetede yayınlanacak olan haberlerin belli bir politik çizgide ilerlemesinin de görevleri arasında olduğunu, bu gün ak diyen, yarın aynı konuya kara diyen bir gazetenin tutarlı ve topluma objektif haber sunmasının imkansız olduğunu, -2013 yılına kadar belli bir çerçevede ve davacının hayata bakışı ve manevi değerleri ile örtüşen davalı gazetenin bu tutarlı tavrından tamamen uzaklaştığını, meslek etiğine uyulmamasının davacı tarafından kabul edilemeyip, gazete yetkililerinin uyarıldığını, -Gazetenin... haberleri, 2013 yılı haziran ayında meydana gelen gezi olaylarına ilişkin haberler ile...ile ilgili haberlerden bahsederek, daha sonrasında bu haberlerin tam tersinin verilmeye başlanıldığını, gazetenin yayın politikasını değiştirdiğini, 5953 sayılı Basın İş Kanunu’ nun 11. Maddesinindoğrudan halkın haber alma hakkı ile ilgili olduğunu, Kanunun bu maddesinin basını 4. Kuvvet haline getiren basın özgürlüğünün temel bir düzenlemesi olduğunu, davacının yayın politikasındaki esaslı değişiklik nedeni ile iş akdini haklı nedenle feshettiğini beyan etmiştir. Yukarıya alınan veda yazısının içeriğinden de anlaşılacağı üzere davacının istifasının asıl nedeni, çalıştığı ... Gazetesi’ nin Ülkemizi 7 Şubatlara, 17-25 Aralıklara ve en son 15 Temmuz hain darbe girişimine taşıyan, silahlı terör örgütü olduğu kesinleşmiş yargı kararları ile de sabit olan FETÖ/PDY ve liderine açıkça karşı açıkça tavır almasıdır. Yayın politikasındaki değişiklik budur. Bu açıklama ve tespitlerden yola çıkarak, davacının 7 yıla yakın bir süre Yazı İşleri Müdürlüğü yaparak “..hangi haberlerin yayınlanacağına, hangi haberlerin gazetede yer alıp, almayacağına, tüm haberlerin hangi başlıkla yayımlanacağına karar veren, gazetenin yayın politikasını birinci derecede uygulayan..” kişi olduğu belirtilen davacının 2007 yılından 2013 yılına kadarki dönemde kendisinin belirlediği gazete politikasının Ülkemizi 7 Şubatlara, 17-25 Aralıklara ve en son 15 Temmuz hain darbe girişimine taşıyan sürecin, kumpasların gün yüzüne çıkması üzerine değişmesinin davacının (…gazeteci için şeref veya şöhretini veya umumiyetle manevi menfaatlerini ) hangi manevi değerlerini, nasıl ihlal ettiği davacı tarafından ortaya konulmamış, kanıtlanamamıştır. Söz konusu oluşumun Milli Güvenlik Kurulu Kararında ifade edildiği şekliyle "Legal görünümlü illegal yapı " olduğunu gösteren emarelerin ortaya çıkması ile birlikte bu yapının aleyhinde konumlanan ve değişen davalı gazetenin yayın politikasının haber müdürü olan davacı işçiye Basın Kanunu'nun 11/1 maddesi anlamında haklı fesih imkanı verdiğinden söz edilemez. Bu nedenle davacının iş akdini feshinin haklı nedene dayandığı ispat yükü üzerinde olan davacı tarafından kanıtlanamadığından, davacının kıdem tazminatı talebinin reddi yerine “…işçi lehine yorum..” ilkesi gerekçe gösterilerek kabulü hatalıdır. 3-Davacı Basın İş Kanuna tabi olup, yıllık ücretli izin alacağı hesabının açıklığa kavuşturulması gereklidir. 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 29. maddesine göre; “Gazeteciye bu Kanunun 21 inci maddesinde yazılı yıllık izni vermeyen veya izni vermiş olup da izin müddetine ait ücreti ödemeyen işverene, yıllık izin vermediği veya izin süresine ait ücretleri ödemediği kimsenin izin müddetine tekabül eden ücretler yekununun üç katı kadar idarî para cezası verilir; ayrıca gazeteciye ödenmesi gereken ücret toplamı, iki kat olarak ödenir. Kanunun 21. maddesinde meslekteki kıdemine göre kullanacağı izin süresi belirtilirken son fıkrasında “izin hakkından feragat edilemeyeceği” açıkça vurgulanmıştır. 29. maddeden gazeteci çalışırken uygulanması gereken bir yaptırım düzenlediği, çalışırken izin vermeyen veya izin verildiği halde izin ücreti ödenmeyen işveren hakkında uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Dairemizin kararlılık kazanan dönem ücreti üzerinden ödenmesi gereken izin ücreti, bu kullandırılmayan veya kullandırılmasına rağmen ücreti ödenmeyen ücrettir. Ancak bunun için gazetecinin çalışırken talep etmesine rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmediğini iddia etmesi gerekir. Çalışırken bu yönde talebi olmayan gazetecinin, fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti, 21. maddedeki sürelerle sınırlıdır. Başka bir anlatımla fesih nedeni ile son ücret üzerinden hesaplanacak izin ücreti 29. madde gereği 2 kat hesaplanamaz. Dosya içeriğine göre davacının çalışırken yıllık izin talebinde bulunmasına rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmesine rağmen ücretinin ödenmediğini iddia etmiş değildir. Bu nedenle 21. maddeye göre kullanılmayan izinlerin, 29. madde uyarınca iki katı alınarak, hesaplanması Dairemiz uygulamasına göre hatalıdır. Davacı iş sözleşmesinin feshinden sonra kullandırılmayan yıllık ücretli izinlerin karşılığı ücret alacağını talep ettiğine göre, 21. madde uyarınca kullandırılmayan toplam izin süresi, 29. madde uygulanmadan son ücret üzerinden hesaplanmalıdır. Mahkemece hatalı hesap tarzına itibarla ile yıllık ücretli izin alacağının yazılı şekilde hüküm altına alınması da isabetsizdir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.480.00 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesi ile peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İş Hukuku

Bir işyerinde çalışan işçi sayısı 200'dür. İşveren, ekonomik kriz nedeniyle 1 aylık süre içinde ve bildirim süresine uyarak farklı tarihlerde toplam 18 işçinin işine son vermiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre, işverenin bu işlemi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) İşlem toplu işçi çıkarma sayılır, çünkü 10 işçiden fazladır.
B) İşlem toplu işçi çıkarma sayılmaz, çünkü 200 işçili işyerinde (101-300 arası) en az %10 oranında (yani en az 20 işçi) işçi çıkarılması gerekir.
C) İşlem toplu işçi çıkarma sayılır, çünkü 30 işçiden azdır.
D) İşlem toplu işçi çıkarma sayılmaz, çünkü işçilerin tamamı aynı tarihte çıkarılmamıştır.
E) İşlem toplu işçi çıkarma sayılır, çünkü işçi sayısı 101'den fazladır.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol