İş Kanunu 28. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 28 - İşten ayrılan işçiye, işveren tarafından işinin çeşidinin ne olduğunu ve süresini gösteren bir belge verilir.
Belgenin vaktinde verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veyahut işçiyi işine alan yeni işveren eski işverenden tazminat isteyebilir.
Bu belgeler her türlü resim ve harçtan muaftır.
Toplu işçi çıkarma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
221 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2010/28632 E., 2012/43006 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
Deniz İş Kanunu’nun 28/1 maddesine göre “Bu kanuna göre tespit edilmiş bulunan iş sürelerinin aşılması suretiyle yapılan çalışmalar, fazla saatlerde çalışma sayılır”.
9. Hukuk Dairesi 2010/28632 E. , 2012/43006 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı vekili, davacı gemiadamının iş sözleşmesinin haksız ve kötüniyetle feshedildiğini, ödenmeyen işçilik alacakları olduğunu belirterek, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacakları ve ikramiyeden kesilen stent ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı şirketin gemilerinde 2004-2008 tarihleri arasında aşçı olarak çalıştığını, Samsun limanında geminin içerisinde 08.12.2007 günü kalp krizi geçirdiğini, işverenin kötü niyetli olarak iş kazasını kuruma bildirmediği gibi anjiyo geçirdiği gün olan 11/12/2007 tarihinde 20 günlük raporu olmasına rağmen iş akdine son verdiğini, aradan 4,5 ay geçtikten sonra yeniden çağrıldığını ve işe başladığını, İstanbul boğazını geçerken tansiyonunun düşmesi nedeni ile işverence tekrar iş akdine son verildiğini, iş akdinin haksız feshedilmiş olduğunu, iş kazasını kuruma bildirilmeksizin davacıya takılan stent ücretinin de davacının ikramiyesinden kesildiğini, davacının tek aşçı olması nedeniyle her gün 6 saat fazla çalışma yaptığını, bayramlarda ve genel tatillerde çalıştığını, işine son verildikten sonrada hak ettiği yıllık izinlerini işverence ödenmediğini, feshin haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacakları ve ikramiyeden kesilen stent ücretinin davalıda tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının şirkete ait gemide belirli süreli akitlere dayalı olarak kesintili çalıştığını, davacının ne sağlık durumunu gösteren rapor ibraz ettiğini, ne de işbaşı yaptığını, iş akdinin feshinin hukuka uygun olduğunu, iş akdi haklı nedenle bildirimsiz feshedildiğinden kıdem-ihbar ve kötü niyet tazminatına hak kazanmadığını, davacının beyanlarını sağlık raporu ile belgelendirmemesi haklı sebeple fesih nedeni olduğunu, davacının ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanmasının mümkün olmadığını, belirli süreli akitlerde ihbar tazminatı istenemeyeceğini, kurum tarafından karşılanmayan sağlık giderlerinden işverenin sorumlu olmadığını, her 9 ayda bir 1 aylık ücret tutarında ikramiye gerçek olmayıp böyle bir ödemenin yapıldığını ancak bunun yılık izin ücreti olarak ödendiğini, fazla mesai, hafta tatili ve benzer ücret taleplerinde bulunamayacağının Yargıtay kararlarında sabit olduğunu, aşçı olarak 3 öğün yemek hazırladığını bunun günlük 8 saatin üzerinde sürmesinin mümkün olmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda alınan hesap raporuna itibar edilerek, davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği, bilirkişi tarafından hesaplanan tazminat ve alacakları olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1. Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Yine 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Yasanın 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.” şeklinde ifadesini bulmuştur.
Mahkemece bu hükümler dikkate alınmadan gerekçesiz şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Diğer taraftan, dosya içeriğine göre davacının aralıklı da olsa birden fazla yenilenen ve her ne kadar son dönem sözleşmede sefere bağlı iş sözleşmesi imzalanmış ise de sözleşmede seferin belirtilmediği, yenilenmesinde de objektif neden bulunmadığı, taraflar arasında iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak kabul edilmesi ile sözleşmede sağlık nedenleri ile giderin işverene yükletilmesi nedeni ile ikramiyeden kesilen stent ücretinin davalıdan tahsiline ve manevi tazminatın şartlarının oluşmaması nedeni ile manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi sonuç itibari ile isabetlidir. Bu nedenle tarafların buna yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamış, tarafların aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Deniz İş Kanunu’nun 20. Maddesinde kıdem tazminatına uygulanacak faizin türü hakkında bir hüküm bulunmadığından, kıdem tazminatına yasal faiz yürütülmesi gerekir. Mahkemece en yüksek mevduat faizi uygulanması yerinde değildir.
3. Gemiadamları Yönetmeliğine göre, Türk gemilerinde bir kişinin gemiadamı olabilmesi şartlarından biri Deniz hizmetine uygun sağlık durumuna sahip olmasıdır. Gemiadamının herhangi bir sebeple sürekli olarak gemide çalışmasına engel bir hastalığa veya sakatlığa uğraması, Deniz İş Kanunu’nun 14/III.c maddesi uyarınca taraflara deniz iş sözleşmesini fesih yetkisi vermektedir. İş Sözleşmesinin bu nedenle feshi halinde aynı kanunun 20. Maddesi uyarınca gemiadamı kıdem tazminatına hak kazansa da ihbar tazminatına hak kazanamaz.
Somut uyuşmazlıkta, gemiadamı olan davacı önce kalp rahatsızlığı geçirmiş, tedavi olmuş ve sağlık raporu alındıktan sonra tekrar gemide işe başlatılmıştır.
Ancak davacı gemiadamı tekrar rahatsızlanınca işveren, davacıdan rapor getirmesini istemiş, rapor ibraz edilmemesi üzerinde de iş sözleşmesi Deniz İş Kanunu’nun 14/I maddesindeki nedenlerle feshedilmiştir. Davacı işe başladığında rapor ibraz ettiğine göre, işverenin iş sözleşmesini feshetmesi kanunun 14/I maddesindeki nedenler kapsamında değerlendirilemez. Ancak davacının gemide çalışırken rahatsızlandığı uyuşmazlık dışıdır. O halde davacının fesih tarihi itibari ile bu rahatsızlığı(hastalığı)nın sürekli gemide çalışmasına engel olup olmadığı konusunda sağlık kurulundan rapor alınması, rapor çalışmasına engel teşkil eder şekilde ise feshin Deniz İş Kanunu’nun 14/III.b maddesi kapsamında kabul edilmesi ve ihbar tazminatı isteminin reddi, aksi halde ise şimdiki gibi kıdem ve ihbar tazminatının tahsiline karar verilmesi gerekir. Eksik inceleme ile ihbar tazminatına karar verilmesi isabetsizdir.
4. Gemide çalışanların yaptıkları işin niteliği ve özelliği gereği çalışma süreleri de diğer çalışanlara göre farklı düzenlenmiştir. Deniz İş Kanunu kapsamına giren ve uzak yol seferi yapan gemilerde hem iş süresi hem de bu sürelerin dışında gemide kalma zorunluluğu nedeniyle geçen diğer süreler büyük önem taşımaktadır. Yakın yol seferi veya iç sularda günlük sefer yapan gemilerde ise gemiadamlarının gemide kalma zorunlulukları bulunmadığından iş süreleri de fazla bir özellik göstermez. Deniz İş Kanunu’nun 26/1 maddesine göre “Genel bakımdan iş süresi, günde sekiz ve haftada kırksekiz saattir. Bu süre haftanın iş günlerine eşit olarak bölünmek suretiyle uygulanır”. Kanununda 4857 sayılı İş Kanunu’ndan farklı olarak hem haftalık, hem de günlük çalışma süresi belirlenmiştir.
Deniz İş Kanunu’nun 26/2 maddesine göre “iş süresi, gemiadamının işbaşında çalıştığı ve vardiya tuttuğu süredir. Gemiadamının gemide bulunduğu sürelerin tamamı çalışma süresi olarak kabul edilemez. Gemiadamının fiilen çalıştığı veya fiilen çalışmamakla birlikte gücünü işverenin emrinde bulundurduğu, iş verilmesi veya çıkması için beklediği süreler çalışma süresinden sayılmalıdır.
Deniz İş Kanunu’nun 28/1 maddesine göre “Bu kanuna göre tespit edilmiş bulunan iş sürelerinin aşılması suretiyle yapılan çalışmalar, fazla saatlerde çalışma sayılır”. İş Kanunu kapsamında çalışan işçinin fazla çalışma yapması için onayının alınması gerekirken (Md. 41/7) Deniz İş Kanunu kapsamında çalışan gemiadamı için bir onay veya rıza aranmamaktadır. Gemiadamının işvereni, herhangi bir nedene dayanmak zorunda olmaksızın gemiadamına fazla saatlerle çalışma yaptırabilir.
Deniz İş Kanunu kapsamında çalışan gemiadamının iş başında çalıştığı veya vardiya tuttuğu süreler, günlük 8 veya haftalık 48 saati aştığı takdirde gemiadamının fazla çalışma yaptığı ortaya çıkar. Gemiadamının ister seyir halinde olsun, ister limanda gemi içinde iken çalışmadan veya vardiya tutmadan geçirdiği süre fazla çalışma olarak değerlendirilemez. gemiadamının haftalık esasa göre fazla çalışmasının tespit edilmesi için gemiadamının haftanın 7 günü çalışması gerekmektedir. Aksi halde günlük çalışma esasına göre fazla mesai belirlenmelidir. Deniz İş Kanunu’nun 41. maddesi dikkate alındığında, liman ve şehir hattı gemilerde çalışanlar bunun dışındadır. Sadece bu gemiler dışında, örneğin uzak sefer yapan gemilerde çalışan gemiadamlarının işin gereği olarak altıncı günden fazla yedi gün çalışması sözkonusu olabilir.
Deniz İş Hukukunda, sözleşmenin taraflarının fazla mesai ücretinin, asıl ücrete dahil olduğu şeklinde sözleşmeye hüküm koymaları mümkündür. Bu sözleşme hükmü geçerlidir. Ancak bununda bir sınırının bulunması gerekir. Deniz İş Kanunu’nda fazla çalışmalar için günlük veya yıllık bir sınır da öngörülmemiştir. Oysa 4857 sayılı İş Kanunu kapsamındaki işçiler için fazla çalışmanın sınırı yılda 270 saat olarak belirlenmiştir (Md.41/8). Bu nedenle 4857 sayılı İş Kanunu’ndaki 270 saat sınırlamasının Deniz İş Kanunu kapsamında çalışanlar için uygulanması, iki si de özel kanun olduğundan mümkün değildir.
Bu konuda sınır olarak Türkiye tarafından onaylanan uluslararası kaynak olan 180 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmesi ile 1999/63/EC sayılı Avrupa Birliği Direktifi dikkate alınabilir. Anılan sözleşme ve direktifin 5. maddelerinde işçinin sağlığının ve güvenliğinin korunması amacıyla çalışma sürelerinde sınırlamaya gidilmiş ve asgari dinlenme süreleri belirlenmiştir. Buna göre “azami çalışma süresi 24 saatlik sürede 14 saati, 7 günlük sürede 72 saati geçemez. Dinlenme süresi ise 24 saatte 10 saatten, 7 günlük sürede 77 saatten az olamaz. Dinlenme saatlerinin 6 saatten az olmamak koşuluyla ikiye bölünerek uygulanması mümkün olup iki dinlenme süresi arasında geçecek zamanın da 14 saatten fazla olmaması gerekir”. Buna paralel düzenleme Gemiadamları Yönetmeliğinin 84. maddesinde yer almaktadır. Dinlenme sürelerini belirleyen bu kuraldan da aynı sonuç çıkarılabilir. Fakat yönetmelik dinlenme süresini günlük 10 saat olarak belirlerken, haftalık ise 70 saaten az olamayacağını belirtmiştir. Bu sözleşme ve direktifteki düzenlemeye göre daha az bir süredir. Bu nedenle sınırlamada sözleşme ve direktifin dikkate alınması daha isabetli olacaktır.
Dosya içeriğine göre hükme esas bilirkişi raporunda, son dönem taraflar arasındaki sözleşme hükmü dikkate alınarak, davacının yılda 270 saatlik fazla mesaisinin ücretin içinde olduğu, ancak tek tanık beyanı esas alınarak davacının bu 270 saat dışında haftada 13 saat fazla mesai yaptığı kabul edilerek, fazla mesai ücreti hesaplanmıştır.
Yukarda belirtildiği gibi 4847 sayılı İş Kanunu’ndaki 270 saat sınırlamasının Deniz İş Kanunu kapsamında çalışan davacı gemiadamına uygulanma imkanı yoktur. Bu yönde hükme esas bilirkişi raporu hatalıdır. Burada temel sınır olarak Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmesinin öngördüğü, azami çalışma süresi günde 14, haftada 72 saati geçemez esası kabul edilmeli, 7 günü dahil 72 saate kadar olan çalışmada 48 saat fazla çalışma ücretinin, asıl ücrete dahil olduğu kabul edilmelidir. Davacı gemiadamının sözleşme dönemindeki çalışmasında haftalık 72 saati geçen kısmı var ise fazla mesai ücreti ayrıca hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır.
Diğer taraftan, davacı ile davalı işveren arasında son dönem için sözleşme sunulmuş, daha önceki dönemler için sözleşme sunmamıştır. Dolayısı ile daha önceki dönemlerde, fazla mesai ücretinin, asıl ücretin içinde kabul edilmesi için, ilk iki döneme ait sözleşmenin ibraz edilmesi ve incelenmesi gerekir. Sözleşmeler ibraz edilmediği takdirde son dönem hariç, fazla mesai ücretinin asıl ücretin içinde olduğu yönündeki hükmü uygulama olanağı yoktur. Bu durumda günde 8, haftada 48 saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak hesaplanması gerekir.
Deniz İş Kanunu’nun 28/son fıkrasına göre “Fazla saatlerle çalışmaları belgelemek üzere işveren veya işveren vekili noterden tasdikli ayrı bir defter tutmak zorundadır. Kanunun 26/3 maddesinde de “3. fıkrada ise “İşveren veya işveren vekilinin, gemiadamının vardiyalarını yemek ve dinlenme zamanlarını bir çizelge ile belirtmek ve bu çizelgeyi gemiadamlarının görebilecekleri bir yere asmak zorunda” olduğu belirtilmiştir.
Davacı gemiadamının fazla mesai yaptığı, dava açan tek tanık beyanı esas alınarak belirlenmiştir. Soyut tanık beyanı ile fazla mesai yaptığının kabulü doğru değildir. Yukarda açıklandığı gibi işverenden Deniz İş Kanunu’nun 26 ve 28. Maddeleri uyarınca gemiadamları listesi, vardiya çizelgesi ve fazla saatlerle çalışmayı belgeleyen tasdikli defter istenmeli, bu belgeler diğer delillerle birlikte değerlendirilerek, davacının fazla çalışma saatleri belirlenmelidir. Eksik inceleme ile fazla mesai ücretinin kabulü de bozma nedeni yapılmıştır.
5. Deniz İş Kanunu hafta tatilini gemiadamının Liman hizmeti ve şehir hattı gemilerinde (Mad. 41) veya Kısa, yakın ve uzak sefer yapan gemilerde, çalışmasına göre ikili ayrıma tabi tutmuştur(Mad. 42/son). 41. madde uyarınca “Liman hizmeti ve şehir hattı gemilerinde gemiadamının haftada altı günden fazla çalıştırılması yasaktır. Bunlardan hafta tatili günü çalıştırılanlara, haftanın diğer bir gününde nöbetleşe izin verilir”. 42. maddenin son fıkrasına göre ise “Kısa, yakın ve uzak sefer yapan gemilerde çalışan gemiadamlarına işveren veya işveren vekili tarafından geminin seferde bulunduğu müddete rastlayan hafta tatili günleri için yukarıdaki şartlar aranmaksızın ve bir iş karşılığı olmaksızın, ayrıca bir gündelik tutarında hafta tatili ücreti ödenir.
854 sayılı Deniz İş Kanunu’nda, ulusal bayram ve genel tatillerde gemiadamının çalıştırılması durumunda 43. madde düzenlemesi ile “bir iş karşılığı olmaksızın bir günlük ücreti tutarında tatil ücretinin, ücret ödeme şekline bakılmaksızın ayrıca ödeneceği” belirtilmiştir. Hafta tatilinde olduğu gibi bir ayrıma gitmeksizin tüm gemiadamlarına aynı hükmün uygulanacağı görülmektedir.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, gemiadamı, liman hizmeti ve şehir hattı gemilerinde çalışmakta ise, gemiadamının özellikle hafta tatil ücretinin sözleşmede belirtilen ücrete dahil olduğu şeklinde ki sözleşme hükmü, bu gemiadamları yönünden yasaklayıcı kural nedeni işe geçersiz olacaktır. Ancak gemiadamı, kısa, yakın ve uzak sefer yapan gemilerde çalışmakta ise, yasaklama getirilmediğinden, tatil ücretinin asıl ücret içinde olduğuna dair sözleşme hükmü geçerli kabul edilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta davacının uzak sefer yapan gemide çalıştığı anlaşıldığından, son sözleşme dönemi için hafta ve genel tatil çalışmaları karşılığı ücretin, asıl ücret içinde kabul edilmesi, daha önceki dönemler için ise fazla mesai ile ilgili bozma nedeninde açıklandığı gibi sözleşmeler araştırılmalı, hüküm var ise tüm süre için tatil ücretleri istemi reddedilmeli, sözleşme ibraz edilmediği takdirde ise bu dönemler için tatil çalışmaları karşılığı ücret hesaplanmalıdır. Bu yönde eksik inceleme ile sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
6. Diğer taraftan fazla mesai ve tatil ücretlerinden mahkemece %50 oranında indirim yapılmıştır. Dairemiz yerleşmiş içtihatları gereği kanunlarda açıkça düzenlenmemesine rağmen, işçinin izinli, raporlu veya mazeretli olacağı günler dikkate alınarak uzun süre aynı şekilde çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı gerekçesi ile bu çalışmalardan hakkaniyet indirimine gitmekte ve bu uygulamasını Deniz İş Kanunu kapsamında çalışanlara da yansıtmaktadır. Bu indirim genellikle takdiri delilerle belirlenmesi durumunda yapılmakta, çalışmaların belgeye dayanması halinde ise böyle bir indirime gidilmemektedir. Takdiri indirimin iç sularda çalışan gemi işyerleri dışında özellikle denizlerde uzun süreli sefer yapan gemilerde çalışan işçiler için uygulanması doğru değildir. Bu tür durumda gemiadamının rahatsızlığı hariç izinli, mazeretli olacağı günlerden sözedilemeyeceğinden indirime gidilmesi doğru değildir. Kaldı ki 28. madde uyarınca çalışmalar hakkında defter tutulduğunda, kayda dayanacağından indirim olanağı da olmayacaktır. Bu açıklamalara göre mahkemece fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücretlerden hakkın özünü etkileyecek şekilde, çok yüksek bir oran olan %50 oranında indirim yapması da ayrı bir bozma nedeni yapılmıştır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2022/4397 E., 2022/5669 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 51. Hukuk Dairesi
tam metni aç
"Meslek, bu maddede belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde serbest meslek şeklinde veya 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olarak icra edilebilir." 4. Turist Rehberliği Meslek Yönetmeliği'nin "Mesleğin icrasına ilişkin esaslar" kenar başlıklı 28 inci maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
9. Hukuk Dairesi 2022/4397 E. , 2022/5669 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : ... 51. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 25. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı asılın 01.08.2009-14.03.2015 tarihleri arasında profesyonel tur rehberi olarak çalıştığını, 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu'nda (1618 sayılı Kanun) yapılan değişiklik gereği çalıştırılacak işçiler ile tur bazında sözleşme imzalanması kuralı getirildiğini, 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasında davacının işçi statüsünde ancak her tur için ayrı ayrı tur sözleşmesi imzalanmak suretiyle çalıştırıldığını, davacının sadece bu Şirketlere bağımlı olarak çalıştığını, 01.08.2009 - 03.10.2013 tarihleri arasındaki çalışma döneminde aylık 1.500,00 USD + %5 prim üzerinden anlaşma yapıldığını, 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasındaki dönemde ise her hafta çıkılan farklı turlar için farklı fiyat üzerinden ve toplamda 60.336,00 TL ödenmesinin kararlaştırıldığını ancak ücret ve tur bedellerinin ödenmediğini ve davacıya kasıtlı olarak iş de verilmediğini, iş sözleşmesinin bu sebeplerle davacı tarafından haklı sebeple sonlandırıldığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, ücret, tur ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının 4857 sayılı İş Kanunu’na (4857 sayılı Kanun) tabi olarak çalışmadığını, tur rehberliğini serbest meslek şeklinde yaptığını, dışarıdan hizmet alımı yolu ile kendi nam ve hesabına çalıştığını, davacı ile aralarında işçi - işveren ilişkisinin bulunmadığını, rehberlik hizmetlerinden elde edilecek kazancın da serbest meslek kazancı olduğunu, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, hak ettiği serbest meslek kazancının kendisine ödendiğini, altı yıl boyunca ücret almadığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı Şirketler nezdinde 01.08.2009-14.03.2015 tarihleri arasında tur rehberi olarak aylık ortalama net 3.496,23 TL karşılığında çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiği, kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık ücretli izin alacağı, asgari geçim indirimi, ücret ve tur ücreti alacağına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı Tarafın İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı dikkate alınarak hüküm altına alınan alacak kalemlerinin tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönden düzeltilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
2. Davalı Tarafın İstinaf Sebepleri
Davalılar vekili; hizmet süresinin hatalı belirlendiğini, davacının kendi nam ve hesabına çalışan serbest meslek erbabı olduğunu, bu sebeple talep ettiği alacaklara hak kazanamayacağını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, ücretinin hatalı olarak tespit edildiğini, sözleşmesini kendisi sonlandırılan davacının lehine kıdem ve ihbar tazminatının ödenemeyeceğini, davacının çalıştığı süre boyunca hiç ücret almadan çalıştığının kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı lehine tur ücreti ve ücret alacağı şeklinde iki ayrı ücret alacağına hükmedilmesinin doğru olmadığını, dosyadaki ödeme belgeleri ve hesap hareketlerinin dikkate alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştr.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı...Tur. ve Gayrimenkul Yat. Holding A.Ş. arasında toplam yirmi yedi adet acente-rehber hizmet sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmede genelde yabancı Japon turistler için gruplar hâlinde dört gün ile yedi gün arasında değişen yurt içi yerlerin gezileceğinin belirtildiği, davacının 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi kapsamında herhangi bir işyerinde sigortalı çalışmasının bulunmadığı, 03.09.2010 tarihinden itibaren ise aynı maddenin (b) bendi kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız olarak çalıştığının anlaşıldığı, davacının davalı işyerinde turistlere rehberlik yapması sebebiyle 4857 sayılı Kanun'a tabi olduğu, kendisi işten ayrıldığından ihbar tazminatına hak kazanamayacağı, turist rehberi olarak çalıştığından ücret alacağına ek olarak çıkan her tur için tur ücretinin ödenmesi gerektiği, 01.08.2009 tarihinden itibaren değişik tarihlerde davalı ...Tur. Havayolu Taş. Bilg. Elektr. San. ve Dış Tic. A.Ş. tarafından yapılan ödemelerin tur rehber avans ödemeleri olduğu ve turist harcamaları için kullanıldığı, davacının 1 yıl, 11 ay, 6 günlük hizmet süresi dikkate alınarak aylık 1.500,00 USD net ücret aldığı kabul edilerek ücret alacağının 104.883,72 TL olarak belirlenmesinde ve acente rehber hizmet sözleşmesinde belirlenen toplam 59.436,00 TL'nin tur ücreti olarak kabul edilmesinde aykırılık tespit edilmediği, davalıların adreslerinin ve ortaklarının aynı olduğu, davalılar arasında fiili ve organik bağ olduğu, zamanaşımına uğrayan alacak bulunmadığı, davalılar vekilinin ihbar tazminatı verilmemesi gerektiği dışındaki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davacının faize ilişkin istinaf sebebinin yerinde olduğu gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı Tarafın Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ihbar tazminatına ilişkin talebin reddinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden ortadan kaldırılması ve ihbar tazminatının kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı Tarafın Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerleri ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının hizmet süresinin doğru belirlenip belirlenmediği, tüm çalışma döneminin 4857 sayılı Kanun kapsamında kalıp kalmadığı, ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, ödenmeyen alacağı bulunup bulunmadığı ve taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konularına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun ( 7036 sayılı Kanun) "Görev" kenar başlıklı 5 inci maddesi şöyledir:
" (1) İş mahkemeleri;
a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara,
ilişkin dava ve işlere bakar. "
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( 6100 sayılı Kanun) "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" kenar başlıklı 31 inci maddesi şu şekildedir:
"(1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. "
3. 6326 sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu'nun (6326 sayılı Kanun) "Mesleğin icrası, odaya üyelik ve meslek sicilleri" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Meslek, bu maddede belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde serbest meslek şeklinde veya 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olarak icra edilebilir."
4. Turist Rehberliği Meslek Yönetmeliği'nin "Mesleğin icrasına ilişkin esaslar" kenar başlıklı 28 inci maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Meslek sadece eylemli turist rehberleri tarafından serbest meslek erbabı olarak veya 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olarak icra edilir."
5. Turist Rehberliği Meslek Yönetmeliği'nin "Sözleşme yapma zorunluluğu" kenar başlıklı 38 inci maddesi şu şekildedir:
"(1) Turist rehberlerinin tur için belirlenen ücreti ihtiva eden yazılı turist rehberliği sözleşmesi yapmaları zorunludur. Sözleşme seyahat acentası ile turist rehberi arasında veya doğrudan turist rehberi ile turist/turistler arasında hizmet vermeye başlamadan önce yapılır. Haklı nedenlerin bulunduğu hâllerde ve geçerli mazeretleri sona erdiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yazılı olarak düzenlenmek kaydıyla e-posta, faks, telefon mesajı ve benzeri yollarla sözleşme yapılabilir.
(2) Sözleşmede, turist rehberinin ruhsatname ve oda sicil numaraları ile acentanın isim, acenta belge ve vergi numarasının, tebligat adreslerinin, sözleşme konusu turun çalışma dilinin, tur güzergâhının, grup milliyeti ve gruptaki turist sayısının; tur programı ile taban ücret tarifesinde ilan edilen ücrete uygun olarak hesap edilen toplam ücretin, düzenleme tarihinin ve tarafların ıslak imzalarının bulunması, kamu yararına yapılacak turlarda sözleşmenin acenta kısmına ilgili kamu kurumunun bilgilerinin yazılı ve yetkili imzasının olması zorunludur.
(3) 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında yapılan belirli veya belirsiz süreli sözleşmelerde ise, turist rehberinin ruhsatname ve oda sicil numaraları ile acentanın isim, acenta belge ve vergi numarasının, tebligat adreslerinin ve taban ücret tarifesine uygun olarak belirlenen aylık ücretin ve çalışma saatlerinin gösterilmesi zorunludur."
3. Değerlendirme
1. Taraflar arasında davacının tüm çalışma döneminin 4857 sayılı Kanun kapsamında kalıp kalmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Dosya kapsamında bulunan delillere göre davacı, işyerinde 01.08.2009-02.10.2013 ve 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasında çalışmıştır. Davacının 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi kapsamında herhangi bir işyerinde sigortalı çalışması bulunmadığı gibi davacı, 03.09.2010 tarihinden itibaren aynı Kanun maddesinin (b) bendi kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız olarak çalışmıştır. Davacı tanığı A.A., davacının 2013 yılında işyerinde sözleşmeli olarak çalıştığını ve sözleşme usulü ücret aldığını belirtmiştir. Tanığın beyanından, davacının tanık...farklı bir çalışma şekline tabi olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Davalı tanığı M.D. ise tur rehberlerinin, Turist Rehberleri Odasının verdiği bilgi ve şartlar doğrultusunda grup bazında rehberlik sözleşmesi ile çalıştıklarını ve işçi olmadıklarını beyan etmiştir. Davalı tanığı E.D. de davacının işyerinde sözleşmeli çalıştığını, makbuz karşılığı ücret ödemesi yapıldığını ve programa göre sözleşme dâhilinde ücret ve harcırah verildiğini, tur alıp almamanın davacının takdirinde olduğunu belirtmiştir. Bu açıklamalar ile 22.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6326 sayılı Kanun'un İlgili hukuk bölümünde yer verilen 4 üncü maddesi ve yine İlgili hukuk bölümünde belirtilen Turist Rehberliği Meslek Yönetmeliği'nin 28 ve 38 inci maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; davacının 03.10.2013-14.3.2015 tarihleri arasındaki dönemde işini serbest meslek olarak icra ettiği anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeple davacının 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasındaki çalışmasının 4857 sayılı Kanun kapsamında olduğunun kabul edilmesi hatalıdır.
2. Öte yandan davacı, 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasındaki bu dönemde kendi nam ve hesabına çalışmış olup iş sözleşmesinin kurucu unsurlarından olan bağımlılık unsuru gerçekleşmediğinden davacı ve davalılar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Şu hâlde davacının 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasındaki dönem yönünden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na tabi bir işçi olduğunun da kabul edilmesi mümkün değildir.
3. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı paragrafları ile İlgili hukuk bölümünde yer verilen 7036 sayılı Kanun'un iş mahkemelerinin görevine ilişkin 5 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; davacının 03.10.2013-14.03.2015 tarihleri arasındaki döneme ilişkin tur ücreti alacağı talebinin iş mahkemelerinde görülerek sonuçlandırılması da mümkün değildir. O hâlde tur ücreti alacağı talebi yönünden genel mahkemeler görevli olduğundan bu talep yönünden davanın görev yönünden reddine karar verilmelidir.
4. Davacının 01.08.2009-02.10.2013 tarihleri arasındaki çalışması ise 4857 sayılı Kanun kapsamındadır. Buna göre dava konusu kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, ücret ve asgari geçim indirimi alacağı talepleri dosya içerisindeki delil durumuna göre bu süre ile sınırlı olarak değerlendirilmeli ve bu dönem ücret seviyesine göre hesaplanmalıdır.
5. Kabule göre ücret alacağı konusunda yapılan inceleme eksik olduğu gibi değerlendirme de hatalıdır. Dava zamanaşımı def'i gözetilerek 09.09.2010-02.10.2013 tarihleri arasında davacının hiç ücret almadığı kabul edilmiştir. Bu dönem için kabul edilen ücret miktarı dosya kapsamına uygun ise de davacının 1 yıl, 11 ay, 6 gün boyunca hiç ücret almadan çalışması hayatın olağan akışına aykırıdır. Diğer yandan, davacıya ait banka hesaplarının incelenmesinden davacıya 01.08.2009 tarihinden başlamak üzere çeşitli tarihlerde değişen tutarlarda ödemeler yapıldığı ve ödeme açıklamalarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili bu ödemelerin tur rehber avans ödemeleri olduğunu ve turist harcamaları için kullanıldığını beyan ettiğinden ödemelere değer verilmeden ücret alacağı hesaplanmıştır. Oysa Mahkemece, 6100 sayılı Kanun'un İlgili hukuk bölümünde yer verilen 31 inci maddesi kapsamında ücret alacağı talebinin açıklığa kavuşturulması için davacı asıl dinlenmeli ve ücret alacağının miktarı ve hesaplama yapılan 09.09.2010-02.10.2013 tarihleri arasındaki dönem için bankaya ya...miktarın ücret karşılığı olup olmadığı konusunda beyanı alınmalıdır. Sonucuna göre ve ayrıca bu dönem için bankaya ya...tutarların tur rehber avans ödemeleri olduğunu ispatla yükümlü olanın işçi olduğu ve bu ispat yükü yerine getirilmez ise açıklama yapılmadan banka hesabına yatırılan ödemelerin ücret karşılığı olduğunun kabul edilmesi gerektiği de gözetilerek bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı ve davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.05.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2016/13162 E., 2020/1860 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Konuyu iş mevzuatı açısından ele aldığımızda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3, 8, 22, 28, 32, 37, 67. maddelerinde işverene çalışan her bir işçi yönünden kayıt tutma ve işçiye belge verme yükümlülüğü getirildiği görülmektedir.
9. Hukuk Dairesi 2016/13162 E. , 2020/1860 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.03.2005 - 01.06.2013 tarihleri arasında davalıya ait halk otobüslerinde aralıksız olarak çalıştığını, 01.06.2013 tarihinde davacıyı çağıran davacının, otobüsün anahatrlanm a, işten attığını beyan ettiğini, davacının şoför olarak son ücretinin ayhk net 2.400 TL olduğunu, yemeğinin ve ayrıca otobüsün kendisinde olmasından dolayı servis hizmetinin bulunduğu davacının son iki aylık ücretinin ödenmediğini, davacıya AGÎ alacaklarının ödenmediğini, yıllık izinlerini hiç kullanılmadığını, davacının haftada 7 gün 05:30'da otobüsünü alıp 06:00'da sefere çıktığını ve 24:00'e kadar çalıştığını, ancak haftada bir veya en çok iki gün bu mesaisinin 05:30-13:00 arasında olduğunu ve bu günlerde 13:00'ten sonra çalışmadığını, davacının dini ve milli bayramlarda çalışmış olmasına karşın ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, AGİ alacağı ,yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilişkinin iş sözleşmesi değil kira sözleşmesi olduğunu, davalı tarafın 06.01.2006 tarihinden itibaren kendisine ait olan 34 JB 950, 34 TF 1000, 34 JB 981 plakalı halk otobüslerin, farklı zamanlarda davalı şirketten kiraladığını, son olarak 5500 şehir içi otobüs bileti karşılığında davalıya kiraya verildiğini, davalı tarafın son zamanlarda bu işten zarar ettiğini belirterek kira ücretlerini ödemediğini hatta müvekkil şirketten para talep etmeye başladığını, bu durum sürekli bu hal aldığından davalı şirketin 2013 yılı 5. ayında kira ilişkisine son verdiğini, davalının davacı taraf, adına bir kısım ödemeleri kendi hesabından yaptığını, taraflar arasındaki ilişki iş sözleşmesi olsaydı davacı tarafın bu ödemeleri gerçekleştiremeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece özetle; SGK kayıtları,toplanan delillerin değerlendirilmesinde; dosyada mevcut 21.06.2013 tarihli Sigortalı Hizmet Listesi’nde, davalı şirketin 19 adet sigortalısının bulunduğunun görüldüğü,sigortalı görünen ... ile akdedilen 01.03.2009 tarihli sözleşmede; " Otomotiv adına kayttlı olan ... plakalı A-157, A-l58 kod nolu iki halk otobüsünün 40.000 TL depozito ve 4300 bilet x 1400 = 6.000 TL, bedel karşılığında kiraya verildiği Belediye ve trafik muayeneleri ile trafik ve ...’deki raporların takibinin araç sahibine ait olduğu”belirtildiği,... Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü 26.05.2014 tarihli cevabi yazısında, "... ve ... plakalı özel halk otobüslerinin UKUME tarafından 25.06.2009 tarih ve 2009/3-14 sayılı kararıyla onanarak yürürlüğe konulan yönerge hükümlerim göre işletildiği,A037, Al 57 ve Al58 kodlu özel halk otobüsü taşımacısının 2005-2013 yıllan arasında aracında çalıştıracağı çalışanı işletmeye beyan ettiği Personel Bildirim Formlarının ekte sunulduğu' belirtildiğii,anılan belgeler, davalının taşımacı ve davacının ise istihdam edilen işçi olduğu yönünde kesin delil niteliğinde olup, bunun aksi de eşdeğer delillerle ispat edillmediği,dosya kapsamındaki deliller bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle, yaklaşık 7-8 yıllık kıdemi olduğu anlaşılan davacı işçinin tazminat hakkım yitirecek şekilde işten ayrılması hayatın olağan akışına uygun olmadığından, davalı ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğinden, iş akdinin davalı işveren tarafından haksız nedenle feshedildiği kanaatine varıldığı,davacının, davalıya ait işyerinde 01.03.2008 - 31.08.2009 ve 19.01.2010 - 01.06.2013 tarihleri arasında kesintili olarak çalıştığının kabul edilldiği,davacının fesih tarihindeki son ücretinin aylık net 2.000 TL olduğu, ayrıca davacının ilk sefer yerine gitmek üzere nakliye ücreti ödemediği ve net 75 TL / brüt 104,68 menfaat sağladığı kabul edilerek, hesap bilirkişisinin bu yöndeki hesaplamalarına itibar edildiği,davalı ödeme yaptığına yönelik ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, taleple bağlı kalınarak, davacının ücret alacağı talebinin hüküm altına alındığı, yine AGİ alacağına yönelik ödeme yapıldığına dair yükümlülük davalı tarafça yerine getirilmediğinden, davacının AGİ alacağı bulunduğu kanaati ile hesap bilirkişisinin bu yöndeki hesaplamalarına itibar edildiği,işveren, işçisine çalışırken yasal veya sözleşmedeki izin sürelerine göre muntazaman izin verdiğini ve ücretini ödediğini izin deleri ve yazıtı ödeme belgeleriyle veya eşdeğer belgelerle ispatlamak zorunda olduğu,dosya içeriğine bu yönde belgeler ibraz edilmediğinden, davacıya yıllık izin kullandırılmadığı sonucunun ortaya çıktığıSonuç olarak, 01.03.2005 - 29.01.2007 ve 09.10.2008 - 30.06.2009 dönemlerindeki çalışma düzeninde; haftada 6 gün 06:30-22:30 arasındaki 16 saat çalışma süresinden 4 saat ara dinlenme düşüldükten sonra 12 saat fiili çalışma, haftada 1 gün 06:30-13:00 arasındaki 6,5 saat çalışma süresinden yarım saat ara dinlenme düşüldükten sonra 6 saat fiili çalışma, olmak üzere, haftada 78 saat çalışma söz konusu olup, (45 saatin üzerinde) 33 saat fazla çalışma yapıldığı,davacı taraf "son iki aylık ücretinin ödenmediğini' ileri sürdüğü ve aksi ispatlanamamış olduğundan, 2 ay x 2.000 TL olmak üzere toplam 4.000 TL ücret alacağının bulunduğu, 2008 yılından itibaren ve (aile durum belgesi Vb belgesi olmaması nedeniyle )asgari sınırdan yapılan hesap bilirkişisi tarafından hesaplamaya itibar edilerek, agi alacak talebinin kabulüne,yıllık izin ücreti ve genel tatil alacaklarının kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı ve davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin tüm,davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Belirsiz alacak davası 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile öngörülen ve alacaklıya bazı avantajlar sağlayan yeni bir dava türüdür. Sözü edilen hükme göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”. Şu hale göre davanın açıldığı tarihte alacak miktarının belirlenmesi imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilir. Öte yandan alacaklı tarafından alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesi beklenemez ise yine belirsiz alacak davası açılabilir.
Belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde, birçok kez hak arama özgürlüğüne vurgu yapılmıştır. Yine alacaklının hukuki ilişkiyi, muhatabını ve talep edebileceği asgari tutarı bilmesine rağmen “alacağın tamamını tam olarak”tespit edemeyecek durumda olması da davanın nedenleri arasında sayılmıştır. Bu itibarla belirsiz alacak davasıyla ilgili yoruma gidildiğinde, alacaklının hak arama özgürlüğünün değerlendirilmesi gerekir. Bunun aksine ilgili hükmün, alacaklının hakkına ulaşmasını kısıtlayan şekilde ele alınması doğru olmaz.
Dava konusu alacak karşı tarafın vereceği bilgi veya belgelerle belirlenecekse, alacak belirsiz kabul edilmelidir. Karşılaştırmalı hukukta geçerli olan bu kriter 107. maddenin 2. fıkrasının başlangıcında “karşı tarafın vereceği bilgi sonucu” yargılama sırasında belirlenme olarak kabul edilmiştir.
Konuyu iş mevzuatı açısından ele aldığımızda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3, 8, 22, 28, 32, 37, 67. maddelerinde işverene çalışan her bir işçi yönünden kayıt tutma ve işçiye belge verme yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Bütün yasal yükümlülüklere uyan işveren bakımından kural olarak işçi alacaklarının belirsiz olduğundan söz edilemeyecektir. Zira işçinin çalışma süresinin tam olarak kayda geçirildiği, iş sözleşmesi ile ücreti, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlendiği, işçiye her ay ücret hesap pusulası verildiği, günlük ve haftalık iş sürelerinin işçiye önceden bildirildiği, işçinin yaptığı olağanüstü çalışmalar için kendisine belge verildiği durumlarda, işçinin bir çok alacağı belirli ya da belirlenebilir durumdadır. Sadece hakimin taktirine kalan bazı alacaklar bakımından yine de başlangıçta bir belirsizlikten söz edilebilecektir.
İşçilik alacaklarının hesabı genelde iki kritere tabidir. İşçinin işyerinde geçen çalışma süresi ve ücreti ile ekleri bilindiğinde işçilik alacakları belirlenebilir durumdadır. Bu yüzden özellikle kamu kurumlarında işçinin çalışmalarının tam olarak Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmesi ve işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçinin ücreti ile eklerinin toplu iş sözleşmesinde yer alması sebebiyle işçilik alacakları belirlenebilir durumdadır. Yine de hakimin taktir alanına giren manevi tazminat, taktiri indirime tabi fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil ücreti, cezai şart, sözleşmenin kalan süresine ait ücret gibi alacakların başlangıçta tam olarak ve tamamen belirlenmesi mümkün değildir. Nitekim 107. maddenin Adalet Komisyonu gerekçesinde de, alacaklının “talep edebileceği miktarı asgari olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağın tamamını tam olarak tespit”edememesi halinde belirsiz alacak davası açılabileceği ifade edilmiştir.
Gerekçede örnek olarak “keşif ve bilirkişi raporu” ile alacağın miktarının tespit olunmasından söz edilmiştir ki, iş yargısında bilirkişi hesap raporu alınması çok yaygın bir uygulamadır. Yine 107. maddenin 2. fıkrasında “karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu” alacak miktarının belirlenmesinden söz edilmiştir ki, yukarıda sözü edilen yasal yükümlülükler sebebiyle işçiye çalışırken belge vermekle yükümlü olan işveren bunu yerine getirmediğinde, işçinin alacağın miktarını tam olarak belirlemesini beklemek doğru olmaz.
Belirsiz alacak davasını öngören hükümde biri sübjektif, diğer objektif iki unsur karşımıza çıkmaktadır. Alacağın veya dava değerinin belirlenmesini objektif olarak imkansız olması halinde belirsiz alacak davası açılabilecektir. Örneğin iş kazası geçiren işçinin açacağı davada işveren ve işçinin karşılıklı kusur oranları, kusursuz sorumluluk olup olmadığı ve varsa kaçınılmazlık durumu ve maluliyet oranlarının dava açma aşamasında belirlenmesi imkansızdır.
Sübjektif unsur ise alacaklının talep konusu miktarı belirlemesinin alacaklıdan beklenememesidir. İşçinin yasal hakları ödenmeksizin işten çıkarıldığı bir durumda yukarıda belirtilen masraflara ek olarak uzman hesap raporu aldırarak olası işçilik alacaklarını belirlemesi de hak arama özgürlüğü önünde engel olarak değerlendirilebilir.
Talep sonucunun rakam olarak ifadesinin imkansızlığı, davacının tam olarak miktarını bilmediği ve bu bilgisizliğini davalının sahasında bulunan vakıalardan kaynaklandığı durumlarda söz konusudur.
İşyerinde sendikasız çalışan ve yasal işçilik alacakları konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olması beklenmeyen bir işçinin, alacakları doğru şekilde adlandırması dahi mümkün olmazken doğru hesap yöntemiyle birlikte ve tam olarak belirlemesi mümkün görülmemelidir. Ancak işyerinde hukuk müşaviri, personel uzmanı, muhasebe müdürü gibi konumda çalışan bir işçi bakımından aynı sonuca varmak mümkün olmayacaktır.
Belirsiz alacak davası hukuk sistemimize girmeden önce icra inkar tazminatına hak kazanma yönünden likit (belirli) olma kriteri içtihat olarak kabul edilmiştir. Bu kriterin, alacağın belirli olup olmamasında da dikkate alınabileceği Yargıtay tarafından kabul edilmiştir. Yargıtaya göre; “Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ise; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez”(HGK. 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E, 2010/397 K, HGK, Y.HGK. 17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K).
Genel mahiyette bu açıklamalardan sonra işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olup olmayacağı noktasında Dairemizce belirlenen kriterler aşağıdaki gibidir; Kıdem tazminatı hesabı için, işçinin çalıştığı süre, fasılalı çalışma olup olmadığı, bu süre içinde ihbar önelini altı hafta aşan istirahat raporu alınıp alınmadığı, ücretsiz izin uygulaması olup olmadığı, grevde geçen sürenin varlığı, işçinin son ücreti, ücretin eki niteliğindeki ödemelerin son bir yıllık toplamı, işçiye sağlanan ayni hakların parasal değeri ve son bir yıllık ortalaması, ücretin eki mahiyetindeki ödemelerin devamlılık arz edip etmediği gibi konuların net olarak bilinebilmesi gerekir. Bu yüzden işçinin hesabın unsurlarına dair sözü edilen bir veya birkaç konuda belirsizlik halinde kıdem tazminatının başlangıçta tam olarak ve tamamen belirlenmesi mümkün olamaz. HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere alacaklının “alacağının tamamını tam olarak” tespiti mümkün değildir. Bu nedenle hesabın unsurlarındaki tartışma ve belirsizlik, alacağın da belirsiz olması sonucunu doğurur. Ancak ücret ve eklerine dair tartışma kıdem tazminatı tavan sınırlaması sebebiyle sonuca etkili değilse, kıdem tazminatının belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği düşünülmelidir.
İhbar tazminatı hesabı noktasında kıdem tazminat için sözü edilen tavan sınırlaması hariç, hemen hemen aynı verilere ihtiyaç vardır. İşçinin çalışma süresindeki tartışmanın ihbar süresine dair dilimi etkilemesi veya işçinin ücreti ve eklerindeki herhangi bir tartışma halinde ihbar tazminatı hesabı da belirsizdir.
İşçinin ücretini ve çalışma süresini bilmesi gerektiği varsayımı ile ihbar ve kıdem tazminatının her durumda belirli olduğunu söylemek isabetli bir yaklaşım olmaz. Çalışma süresine ve ücreti ile eklerine dair yasal yükümlülüğe rağmen işverence belge verilmemiş bir işçinin, işverende mevcut işyeri şahsi sicil dosyasına ulaşmadan ve işverence bilgi ve belge sunulmadan önce henüz dava açma aşamasında bu tür tazminatların tamamını ve tam olarak hesaplamasını beklemek ve bunu bir dava şartı olarak kabul etmek, hak arama özgürlüğünü zedeler. Bu konuda alınacak olan uzman raporu da hesap noktasında aynı belge eksiklikleri sebebiyle yeterli olmayacağı gibi, iş sözleşmesi yasal hakları ödenmeksizin feshedilen işçiden dava öncesinde alacaklarını belirleyebilmek için hesap raporu almak yönünde bir masraf yapmasını beklemek de doğru olmaz.
Yıllık izin ücreti hesabının unsurları, işçinin çalışma süresi ve ücretin miktarıdır. İşverence yasal düzenlemelere rağmen bu yönlerden belge düzenleme ve işçiye verme yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması halinde işçinin yıllık izin ücretini dava öncesinde tam olarak belirlemesi mümkün olmayabilir. Bu açıdan çalışma süresi ve ücretin tartışmalı olması durumunda yıllık izin ücreti belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Ancak çalışma süresi ve ücretin işçiye verilmiş veya ulaşabileceği belge ve kayıtlarla kesin olarak saptanabildiği hallerde yıllık izin ücretinin belirli olduğu ve belirsiz alacak davasına konu olamayacağı söylenebilecektir.
Fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil çalışmaları karşılığı ücretler için ise çalışmaların tamamının puantaj kayıtlarına dayandırıldığı istisnai durumlar dışında hakimin taktiri indirimi söz konusu olduğundan,alacakların, davanın açıldığı aşamada tam olarak belirlenmesi mümkün değildir. Bu itibarla sözü edilen alacakların belirsiz alacak davasına konu edilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir.
Hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak alacak miktarı veya değerinin belirlenmesi halinde alacak belirsizdir (Yargıtay 9.HD.27.02.2012 gün ve 2012/1757 E.2012/5742 K. ).
Dairemizin kısmi dava ile ilgili verdiği bu ölçütleri kabul eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K sayılı kararında “İşçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda, talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru olmayacağını, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığının somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesinin daha doğru olacağını” açıkça belirmiştir.
Aynı dava dilekçesinde birden fazla işçilik alacaklarının talep edildiği durumlarda davaların yığılmasından söz edilir ki, alacağın belirli olup olmadığı her bir alacak kalemi bakımından somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 gün, 2012/ 9-838 E, 2012/ 715 K sayılı kararı da bu yöndedir.
Davaya konu işçilik alacaklarının bir kısmının ya da bazılarının belirsiz alacak davasına konu olamayacağı belirlendiği taktirde, hakim hemen davayı reddetmemeli, HMK.’nun 115/2 maddesi uyarınca eksikliği tamamlaması yani alacağını belirleyerek buna göre talepte bulunması için davacıya kesin süre vermeli, gereğinin yerine getirilmemesi halinde dava şartı eksikliğinden dava reddedilmelidir. Dairemiz kararları ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin kararları bu yöndedir(Yargıtay 9.HD. 26.01.2014 gün, 2014/1962 E, 2014/6034 K. ; Yargıtay 9.HD. 27.02.2012 gün ve 2012/1757 E, 2012/5742 K. ; Yargıtay 19. HD. 16.01.2014 gün, 2013/ 17491 E, 2014/ 1332 K. Yargıtay 19. HD, 16.01.2014 gün, 2013/ 17366 E, 2014/ 1329 K.).
Alacağın belirsiz olması halinde alacaklı, belirsiz alacak davası açabileceği gibi kısmi dava olarak da alacağın tahsilini talep edebilir.
Dava dilekçesinde alacağın belirsiz olduğundan söz edilmiş olsa da, kısmi dava açıldığının ifade edilmesi halinde davanın türünün kısmi dava olarak kabulü gerekir. Zira alacak belirsiz ise kısmi dava yoluyla alacağın istenmesine engel bir durum yoktur. Bu ihtimalde kısmi dava ancak talep edilen kısım itibarıyla zamanaşımını keser. Yargılama ile alacağın belirlenen kalan kısmı ıslah veya ek dava ile talep edildiğinde arttırılan miktarlar bakımından faiz başlangıcı -kural olarak- talep tarihidir. Bu nedenle davanın türünün belirsiz alacak davası veya kısmi dava oluşunun sonuçları farklı olup, tereddüt halinde hakim tarafından bu husus davacıya açıklatılmalı ve davanın türü ön inceleme tutanağına yazılarak tahkikat aşamasına geçilmelidir.
Belirsiz alacak davası ise mevcut yasal düzenleme çerçevesinde üç değişik şekilde açılabilir. Eda (tahsil talebi ile) davası niteliğinde belirsiz alacak davasının açılabileceği HMK’nun 107. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında öngörülmüştür. Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası ise aynı maddenin 3. fıkrasına dayanmaktadır. Maddenin gerekçesine göre ise alacaklı kısmi eda külli tespit davası da açabilir. Her bir dava türünün farklı özellikleri bulunmaktadır.
Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, alacaklı belirleyebildiği miktarı davaya konu etmelidir. Bu konuda rastgele bir miktarı talep etmesi doğru olmaz. Örneğin, işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında 10 yıl ve asgari ücretten hizmeti görünen bir işçi, çalışma süresini 12 yıl ve ücretini net 2.000,00 TL olarak açıklamak suretiyle kıdem tazminatıyla ilgili belirsiz alacak tahsil davası açabilir. Bu davada, kayıtlarda geçen süre ve asgari ücrete göre belirlenebilen miktar talep edilmelidir. Başka bir anlatımla tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında alacaklı belirleyebildiği kadarıyla bir hesaplama yapmalı ve bu miktarı talep etmelidir. Dava dilekçesinde şimdilik kaydıyla farazi bir miktar (100,00 TL) gösterilmesi halinde,davanın, tahsil amaçlı belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru olmaz.
Tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında, işverenin vereceği cevap, ön inceleme aşamasında bu yönde uzlaşı veya tahkikat aşamasında belirsizlik ortadan kalktığında, 107/2. maddeye göre davacı miktarı arttırabilir ve alacağın tümünün tahsilini talep edebilir. Bu aşamada iddianın genişletilmesi yasağı devreye girmez.
HMK’nun 107. maddesinin gerekçesine göre, alacak belirli hale geldiğinde artırım, sadece bir kez yapılabilir. İkinci kez artırım yapılmak istenirse, iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalınır.
Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı definin de sonuca bir etkisi olmaz.
Somut uyuşmazlıkta dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, dava açılmakla talep edilen alacağın tamamı bakımından zamanaşımı kesilmiştir. Dava tarihi ile talep artırım tarihi arasında zamanaşımına uğrayan alacak bulunmamaktadır. Hal böyle iken mahkemece davalı vekilinin talep arttırımına karşı ileri sürdüğü zamanaşımı defini değer verilip dava tarihi ile talep arttırım tarihi arasında bir kısım alacakların zamanaşımına uğradığı şeklindeki kabul yerinde değildir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
21. Hukuk Dairesi, 2019/5564 E., 2019/7063 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ağlık raporunun alındığı, periyodik sağlık muayenelerinin yapıldığı, iş güvenliği malzemelerinin teslim edildiğine dair tutanakların dosya içeriğinde olduğu, 13.01.2015 tarihinde işletmesel nedenlerle davalı ...'in iş akdinin feshedildiği, İş Kanununun 28.maddesi uyarınca verilen çalışma belgesinde davalı ...'in 09.09.2002 - 13.01.2015 tarihleri arasında montaj operatörü olarak çalıştığının belirt
21. Hukuk Dairesi 2019/5564 E. , 2019/7063 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : . İş Mahkemesi
A)Davacı İstemi;
Davacı vekili, Kurumun bir kısım belgeleri müvekkili şirketten istediğini ve sadece belgeye dayalı olarak tek taraflı soruşturma yürütüldüğünü, Kurumun soruşturma sonucunda davalı ...'in meslek hastalığına tutulduğu yönünde karar verdiğini, müvekkili şirkete bu konuda bir bildirim yapılmadığını ve davalının meslek hastalığı müracaat dosyasının Yüksek Sağlık Kurulunda incelendiğini, İzmir İlinde yapılan inceleme-raporlar ile Yüksek Sağlık Kurulu raporu kararı arasında çelişki olduğunu, müvekkili şirketin 2015 yılında geçirdiği ergonomi odaklı detaylı Çalışma Bakanlığı denetiminde işyerinde herhangi bir meslek hastalığı riski tespit edilmediğini, Kurum tarafından tanısı konan vakanın raporların incelenen tetkik bölümlerinde daha önceden bu radyolojik bulguların olmadığını, ya da var olup da işin arttırdığını belirleyebilecek herhangi bir radyolojik tetkikin incelenmeden illiyetin kurulduğunu, davalı ...'in aynı şekilde 2006 yılında halı sahada kendi beyanında olduğu gibi meslek hastalığı tanısı konan bölge ile ilgili ciddi bir travma öyküsünün mevcut olduğunu, davalı ...'in rahatsızlığının travmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda hiçbir inceleme yapılmadığını belirterek, davalının hastalığının meslek hastalığı olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
B)Davalıların Cevapları;
Davalı ... vekili; müvekkilinin, Dokuz Eylül Üniversitesi İş ve Meslek Hastalıkları biriminde 01.04.2015 tarihli 2026483 kayıt numaralı raporuyla meslek hastalığı mevcut olduğunun belirlendiğini, bu rapora göre müvekkilinde mesleğinden kaynaklı olarak; cilt lezyonu, boynun sol tarafa döndürmesinde kısıtlılık ve ağrı, sol kolun addüksiyonunda omuz hizasına kadar yukarıya kalkmama, boyun fleksiyonunun kısıtlı ve ağrılı olduğunun tespit edildiğini, aynı raporda bu tespitler doğrultusunda müvekkiline mesleğinden dolayı –M50 Servikal Disk Bozuklukları tanısı konulduğunu, müvekkilinin, belirtilen bu tanı ve rahatsızlıklardan dolayı aşırı acı çektiğini ve maruz kaldığı meslek hastalığı nedeniyle çalışma gücü kaybına uğradığını, bu tespitler neticesinde SGK’ya sürekli işgöremezlik sebebiyle aylık bağlanması için başvurulduğunu, gerekli idari işlemlerden sonra ...Yüksek Sağlık Kurulu tarafından müvekkilinin meslek hastalığının tespit edildiğini ve sürekli işgöremezlik derecesinin %32,20 olarak belirlendiğini, 01.04.2015 tarihinden itibaren aylık bağlanmasına karar verildiğini, davacının dâhili davalı olan SGK’nın tek taraflı bir soruşturma yürüttüğü iddiasının mesnetsiz olduğunu, dâhili davalı ... Başkanlığına bağlı Yüksek Sağlık Kurulu'nun meslek hastalığı konusunda, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi İş ve Meslek Hastalıkları bölümünce verilen sağlık raporlarının ve müvekkilinin iş öyküsünün dikkate alınarak karar verildiğini, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 14. maddesinde meslek hastalığının tanımlanmış olup, aynı kanunun 81. maddesi ile de işverene işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlama konusunda yükümlülükler yüklendiğini, davacının bu yükümlülüklerini yerine getirmediğini, tüm bu nedenlerle müvekkilinin meslek hastalığına maruz kaldığını ve bundan dolayı davacı işverenin söz konusu kanun hükümleri ve YİBK’nın 27.03.1957 tarih ve 1957/1 esas, 1957/3 karar sayılı kararı gereği sorumlu olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; Kurum kayıtlarının tetkikinde 43192304556 T.C. Kimlik numaralı ...'in 29/05/2015 tarihli meslek hastalığı nedeniyle tahsis talebi başvurusu üzerine Kurum Müfettişi Hilmi Gültekin tarafından 10/06/2016 tarih 309875/26/İR/21 sayılı inceleme raporu düzenlendiğini, söz konusu raporda Dokuz Eylül Ünv. Hastanesi'nin 01/04/2015 tarihli Meslek Hastalığı Bildirir Durum Raporu ve işçiyle ilgili tespit edilen bulgular kapsamında Kurum Yüksek Sağlık Kurulu tarafından 02/12/2015 tarihinde meslek hastalığı olarak belirlenen vakada işçinin meslekte kazanma gücünün %32,2 olduğunun tespit edildiğini, ...'e 15/08/2015 tahsis onay tarihli 96.485,11 TL peşin değerli sürekli iş göremezlik geliri bağlandığını, Kurumca yapılan işlemlerde yasa ve mevzuat hükümlerine göre aykırılık bulunmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C)İlk Derece Mahkemesi Kararı;
Dava, davalının meslek hastalığının bulunmadığının tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.Somut olayda; davacı ...'in 09.09.2002 - 13.01.2015 tarihleri arasında montaj operatörü olarak çalıştığı, 20.10.2013 tarihinde servikal disk hernisi tanısıyla ameliyat edildiği, 27.01.2015 tarihinde meslek hastalığına yakalandığını belirterek Kuruma müracaat ettiği, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin Meslek Hastalıkları Biriminin vermiş olduğu 28.01.2015 tarihli raporda davacının "opere disk hernisi - meslek hastalığı" tanısının konulduğu, ...Kurum Sağlık Kurulunun 08.09.2015 tarihli raporunda, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinin rapor ve eklerinin incelenmesi sonucu meslek hastalığı olmadığına karar verildiği, itiraz üzerine Yüksek Sağlık Kurulu'nun 02.12.2015 tarih ve 90/13263 sayılı kararı ile sigortalıda intervertebral disk hastalığının (servikal bölge) mesleki olduğuna, Çalışma Gücü ve Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 2026483 sayılı sağlık kurulu raporu değerlendirildiğinde mesleki maluliyet oranının E cetveline göre %32,2 olduğuna, kontrol muayenesi gerekmediğine, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği, ...Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı'nın 10.06.2016 tarih ve 309875/İR/21 sayılı müfettiş raporuna göre, uzun yıllar aynı işyerinde çalışan davalı sigortalının sıhhi rahatsızlığın oluşumunda işyerinde çalışma koşullarının etkili olduğunun tespit edildiği, Adli Tıp raporunda, ...'de servikal diskopati hastalığının mevcut olduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği, ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de azımsanmayacak oranda görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında, hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği cihetle maluliyet tayini yapılamadığı belirtilmiştir. Yukardaki açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirmek gerekirse; 5510 sayılı Yasanın 14.maddesinde meslek hastalığının tanımı yapılmış ve ne şekilde soruşturulup, meslek hastalığı olduğunun tespit edileceği hususu hükme bağlanmış olup, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin Meslek Hastalıkları Birimi tarafından verilen raporda davalının hastalığının meslek hastalığı olduğunun belirtilmesi ve yine Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile meslek hastalığı olduğunun kabul edilerek, sürekli işgöremezlik derecesinin saptanması, Adli Tıp raporunda da davacının çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceğinin belirtilmesi ve ...Denetmen raporu ile yapılan soruşturma sonucu, davalının sıhhi rahatsızlığının oluşumunda uzun yıllar aynı işyerindeki çalışma şeklinin ve koşullarının etkisi olduğunun tespit edilmesi karşısında, YSK raporu ile ...denetmen raporuna aykırılık oluşturmayan, sadece disk hernisinin işi dışında herhangi bir sebeple de oluşmuş olabileceğini belirten, ancak davacı işveren şirketin soyut iddiası dışında sigortalıda servikal disk hernisi oluşturabilecek işi dışında bir olgu tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
D)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı;
Davacının 09.09.2002-13.01.2015 tarihleri arasında montaj operatörlüğü yaptığı, 20.10.2013 tarihinde servikal disk hernisi tanısıyla ameliyat edildiği, 27.10.2015 tarihinde meslek hastalığına yakalandığını belirterek Kuruma müracaat ettiği ve Dokuz Eylül Üniversitesi Meslek Hastalıkları Birimi'nin 28.01.2015 tarihli raporunda, "opere disk hernisi" meslek hastalığı tanısı konulduğu, ...Kurum Sağlık Kurulu'nun da 08.09.2015 tarihli raporunda da mevcut rapor ve belgeler incelenerek "meslek hastalığı olmadığına" karar verildiği, itiraz üzerine YSK'nun 02.02.2015 tarih ve 90/13263 sayılı kararı ile sigortalıda servikal bölge hastalığının bulunduğu ve mesleki maluliyet oranının E cetveline göre, %32, 2 olduğuna, kontrol muayenesi gerekmediği, başka birinin sürekli bakımına muhtaç olduğuna karar verildiği, ...denetmen raporunda da işyerindeki çalışma koşullarının sıhhi rahatsızlığına sebebiyet verdiğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi'nden alınan raporda da davacının çalışma şeklinin servikal disk hernisi açısından etkili olabileceği, ancak bu işi yapmayanlarda da görülebilecek bir hastalık olduğuna dair rapor düzenlendiği anlaşılmakla, ATK 3. İhtisas Dairesi'nin raporunun, meslek hastalığının bulunduğuna dair yukarıda belirtilen raporların aksini belirtmediği gibi bu raporları desteklediği, ancak hastalığın mesleki olup olmadığının belirlenemediği belirtilmiş ise de dosyada toplanan kanıtların davacının hastalığının mesleğinden kaynaklanmadığına dair illiyet bağını kesecek bir sebebin ispatlanamadığı da dikkate alınarak mahkemece kurum işleminin iptaline yönelik davanın reddine dair kurulah hükmün yerinde olduğu, davacının istinaf itirazlarında haklı olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
E) Temyiz Nedenleri,
Davacı vekili, Müvekkil şirket adına işbu davada davalı ...'in meslek hastalığına tutulmadığının tespiti talep edildiğini, Meslek hastalığının varlığı için; hastalık, sakatlık veya arıza ile işin nitelik ve yürütüm şartları arasında illiyet bağının kesin olarak kurulması gerektiğini, Dosya kapsamında davalı ...'in dahili davalı kuruma yaptığı müracaat üzerine, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin Meslek Hastalıkları biriminin vermiş olduğu 28.01.2015 tarihli raporda davacının "opere disk hernisi-meslek hastalığı" tanısının konulduğu, ...Kurum Sağlık Kurulu'nun 08.09.2015 tarihli raporunda, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinin rapor ve eklerinin incelenmesi sonucu meslek hastalığı olmadığına karar verildiği, yapılan itiraz üzerine, Yüksek Sağlık Kurulu'nun 02.12.2015 tarih ve 90/13263 sayılı kararı ile sigortalıda intervertebral disk hastalığının (servikal bölge) mesleki olduğuna karar verildiğini, çelişkili raporların varlığı ve Yargıtay'ın sürekli ve yerleşik içtihatları uyarınca, bu yöndeki kararlar yargı denetimine açık olup hastalığın mesleki olup olmadığı konusunda son karar mekanizması Adli Tıp Kurumu olduğunu, Dosya kapsamında alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'nun 11.10.2018 tarihli raporunda; davalının servikal diskopati hastalığının mevcut olduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de azımsanmayacak oranda görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığından hastalığın mesleki olup olmadığının tespit edilemediği sonucuna ulaşıldığını, Söz konusu raporlar arasında açıkça çelişki bulunmakta olup Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun 11.10.2018 tarihli raporu da işbu çelişkiyi gidermediği gibi çelişkiyi arttırdığını, Kaldı ki, Adli Tıp Kurumu raporunda da görüleceği üzere, davalı ...'in hastalığı ile mesleksel faaliyetleri arasında illiyet bağının kurulamadığının açık olduğunu, İşbu davada talebimiz davalı ...'in meslek hastalığının olmadığı hususunun tespiti olup işbu adli tıp raporu iddiasını ispatladığını, İşbu davada, davalı ...'in müspet durum olan meslek hastalığına yakalandığı iddiasını ispatlaması gerektiği, Ancak, usul hukukuna aykırı şekilde bölge adliye mahkemesi tarafından "illiyet bağını kesecek bir sebebin ispatlanamadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, Bölge adliye mahkemesi ve yerel mahkemece, davalı ...'in meslek hastalığına yakalandığı kanaatine yorum yoluyla ulaşıldığını, Mevcut durum itibariyle, davalının yakınmalarının mesleki olduğu açısından illiyet bağının kesin olarak kurulması yasa ve Yargıtay içtihatları uyarınca arandığından, dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderilerek davalının hastalığının mesleki olup olmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verildiğini, illiyet bağı kurulmadığı halde dayanaksız olarak verilen kararın bozulması gerektiğini beyanla ilamın bozulmasını talep etmiştir.
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe;
Dava, davalının hastalığının meslek hastalığı olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı ...'in Bornova Mimar Sinan Endüstri Meslek Lisesinden 02.07.1996 tarihinde mezun olduğu, davacı şirket ile davalı ... arasında imzalanan 09.09.2002 tarihli Aday İşçi Eğitim Sözleşmesine istinaden davalının, davacı işveren şirkete ait işyerinde çalışmaya başladığı, işe girişte ...'in Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalışacaklara ait sağlık raporunun alındığı, periyodik sağlık muayenelerinin yapıldığı, iş güvenliği malzemelerinin teslim edildiğine dair tutanakların dosya içeriğinde olduğu, 13.01.2015 tarihinde işletmesel nedenlerle davalı ...'in iş akdinin feshedildiği, İş Kanununun 28.maddesi uyarınca verilen çalışma belgesinde davalı ...'in 09.09.2002 - 13.01.2015 tarihleri arasında montaj operatörü olarak çalıştığının belirtildiği, 20.10.2013 tarihinde servikal disk hernisi tanısıyla ameliyat edildiği, 27.01.2015 tarihinde meslek hastalığına yakalandığını belirterek Kuruma müracaat ettiği, ...Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı'nın 10.06.2016 tarih ve 309875/İR/21 sayılı müfettiş raporuna göre, sıhhi rahatsızlığın oluşumunda işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili tedbirleri gerekli ve yeterli ölçüde almayan, işçiyi ergonomik olmayan koşullarda çalıştırdığı kanaatine varılan işveren şirketin %60, rahatsızlığın oluşumunda içinde bulunduğu çalışma koşullarının sağlığı üzerine etkilerini anlayabilecek yaş ve zeka seviyesine sahip bulunan işçinin, sağlığı için olumsuzluk arzeden koşullarda gereken tedbirleri almaksızın çalışması nedeniyle ortaya çıkan hastalık vakasında %40 kusurlu olduğunun tespit edildiği, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 02/12/2015 tarih 13263 sayılı kararında ‘Sigortalı, Delphi Automotive Systems Ltd. Şti. 09.09.2002-13.01.2015 yılları arasında işçi olarak çalıştığı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 01.04.2015 tarih, 2026485 sayılı (Dosya içerisinde aynı hastanenin aynı tarihli raporu 2026483 sayılıdır.) sağlık kurulu raporuna istinaden SGKB...Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce (Kurum Sağlık Kurulu) "Meslek hastalığı olmadığına" karar verildiği, Bu karara itiraz eden sigortalının meslek dosyası, incelenerek karar alınmak üzere SGKB...Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Konak Sosyal Güvenlik Merkezinin 28.10.2015 tarih, 14725221 sayılı yazısı ekinde Kurula gönderildiği, sigortalıda intervertebral disk hastalığının (servikal bölge) mesleki olduğuna, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 01.04.2015 tarih, 2026483 sayılı sağlık kurulu raporuna göre değerlendirildiğinde mesleki maluliyet oranının Düzeltme kaydıyla; Gr 10 X 4 30 A 34 E cetveline göre % 32,2 (otuzikivirgüliki) olduğuna, kontrol muayenesi gerekmediğine, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 3. İhtisas kurulunun 19.09.2018 tarih ve 16603 karar nolu raporunda mevcut belge ve grafilere göre İsmail oğlu 1980 doğumlu ...’de servikal diskopati hastalığının mevcut olduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de azımsanmayacak oranda görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında; hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği cihetle maluliyet tayini yapılamadığının rapor edildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Yasa'nın 95. maddesine göre, "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usul ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.”
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu giderek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Somut olayda, davalı sigortalının hangi süreyle ne iş yaptığının bordro tanıkları dinlenerek endüstri mühendisi ve iş güvenlik uzmanının bulunduğu heyetle mahallinde keşif yapılarak belirlenmeden ve Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan raporlar arasındaki çelişki giderilmeden, eksik araştırma ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş , davalı sigortalının hangi süreyle ne iş yaptığının bordro tanıkları dinlenerek endüstri mühendisi ve iş güvenlik uzmanının bulunduğu heyetle mahallinde keşif yapılarak ve daha sonra bu belgelerle birlikte çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İkinci Üst Kurulundan davalı sigortalının hastalığının meslek hastalığı olup olmadığına yönelik rapor almak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı kaldırılmasına ve ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 20/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2016/19303 E., 2016/12221 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı Yasanın 8 ve 28'inci maddelerinin, işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır.
7. Hukuk Dairesi 2016/19303 E. , 2016/12221 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, iş akdinin işverence haksız nedenle feshedildiğini, ödenmeyen kıdem tazminatı ve maaş alacakları için başlattığı icra takibinin davalının itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesi ile davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlarda ise, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu olduğu aynı yasanın 3. fıkrasında açıklanmış ve devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
4857 sayılı İş Kanununun 120. maddesi hükmüne göre 1475 sayılı yasanın 14. maddesi halen yürürlükte olduğundan, kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından işyeri devirlerinde belirtilen hüküm uygulanmalıdır. Anılan hükme göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.
İşyeri devrinin temel ölçütü, ekonomik birliğin kimliğinin korunmasıdır. Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi, işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir.
İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemiz kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.
İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez.
Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır.
Somut olayda davacının, davalı alt işveren ...yanında, dava dışı asıl işveren ...’ye ait işyerinde 30.04.2012 tarihine kadar çalıştırıldığı, alt işverenin davalı işyerinde ihale süresinin sona ermesi nedeniyle 01.05.2012 tarihinden itibaren yeni alt işveren ...’de çalıştırılmaya devam edildiği ve çalışmasının dava tarihi olan 26.03.2013 tarihinde halen devam ettiği anlaşılmaktadır. Dava tarihinde davacının iş akdi devam ettiğinden feshe bağlı haklardan kıdem tazminatı talep etme hakkı bulunmadığının gözetilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Dava kısmen kabul kısmen reddedilmesine rağmen kısmi red nedeniyle kendini vekille temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmemesi de bozma nedenidir.
4- Taraflar arasında icra inkar tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceği konusunda ihtilaf vardır.
Genel haciz yoluyla yapılan ilamsız icra takiplerinde, borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkânlarından biri 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 inci maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına hükmedilir. İcra inkâr tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 sayılı Yasanın 8 ve 28'inci maddelerinin, işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkâr tazminatına hükmedilemez (Yargıtay HGK. 4.3.2009 gün 2009/ 9-57 E, D
Alacağın likit olması şartıyla, itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkâr tazminatına hükmedilmelidir.
İcra inkâr tazminatı, asıl alacak bakımından söz konusu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.
Somut olayda, mahkemece yapılan yargılama sonunda alacağın likit olması nedeni ile davacı yararına %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Her ne kadar, davacının yaptığı takip kıdem tazminatı ve ücrete ilişkin olup bu alacakların hesaplanması da miktarı işverence bilinmesi gereken ücret unsuruna dayanmakta ise de, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü yargılamayı gerektirmesi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 06/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
bp
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İş Hukuku
İşten ayrılan işçi (A)'ya işveren (B) tarafından verilen çalışma belgesinde, (A)'nın işinin çeşidi ve süresi hakkında kasten doğru olmayan bilgiler yazılmıştır. (A) bu belgeyi kullanarak (C)'nin işine girmiş, ancak (C) bu yanlış bilgiler nedeniyle zarara uğramıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’na göre, (C)'nin uğradığı zararın tazminini kimden talep etme hakkı vardır?
A) Sadece işçi (A)'dan
B) Sadece eski işveren (B)'den
C) (A) ve (B) müteselsilen sorumludur.
D) Sadece (A)'nın referans olduğu diğer işçilerden
E) (C)'nin tazminat talep etme hakkı yoktur, belgeyi kontrol etmeliydi.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.