4857 sayılı İş Kanunu Madde 27

İş Kanunu 27. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 27- Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. Ancak iş arama iznini toplu kullanmak isteyen işçi, bunu işten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu işverene bildirmek zorundadır. İşveren yeni iş arama iznini vermez veya eksik kullandırırsa o süreye ilişkin ücret işçiye ödenir. İşveren, iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırır ise işçinin izin kullanarak bir çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten, çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı öder. Çalışma belgesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/1311 E., 2024/3381 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi
in işe devamını ve mesai planlarına uygun çalışmasını belgelendirmek hususunda işyeri uygulamasına devam edilir." hükmü yer aldığını, sözleşmenin 25 inci maddesinde ise mesailerin işveren tarafından ilan edileceği ve düzenlenmesi konusunda 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağının yazılı olduğunu, mevzuatta takip cihazı uygulamasına izin veren hiçbir hüküm olmadığını, sözleşmenin 27 nci m
9. Hukuk Dairesi         2024/1311 E.  ,  2024/3381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1841 E., 2023/1611 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/64 E., 2023/416 K. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Sendikanın toplu iş sözleşmesi imzacısı olduğu davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayında RFID Takip Sistemi kullanılmaya başlandığını, RFID sisteminin, takip cihazının takıldığı eşyanın konumunu, spesifik olarak tüm kaldırma - indirme - döndürme hareketlerini raporlayan bir takip sistemi olduğunu, ürün tanıtımında ani düşme ve uzun süre hareketsiz kalma hâllerini algıladığı yazılı ise de aslında işveren tarafından işçinin performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanılabildiğini, dağıtılan takip cihazları nedeniyle bir çok maddi ve manevi sorun yaşayan işçilerin sendikaya başvurarak şikâyetlerini ilettiklerini, somut olayda işçilerin kısa bir süre hareketsiz kalındığında takip cihazının titrediğini, bu nedenle de sürekli olarak cihazın titreyeceği dürtüsüyle hissiyat kontrolsüzlüğü yaşadıklarını, bunun sonuca olarak da sinirsel sağlık sorunlarının baş gösterdiğini, eşya takibinde kullanılan cihazın kendilerine zorla dağıtılmasının ve bir eşya gibi takip edilmelerinin ... kırıcı olduğunu, takip cihazını işyerinde bırakmak için çalınmasını engelleyecek şekilde güvenli bir emanet yeri bulunmadığını, bu nedenle iş çıkışında da yanlarında bulundurmak zorunda kaldıklarını, bu durumun özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini, takip cihazının oturup kalkma, esneme ve benzeri vücut hareketlerini algılayabilmesi nedeniyle işçilerin dinlenme molalarının ve tuvalette geçirdiği zamanın dahi takip edildiğini; bu durumun çalışma motivasyonunu yok ettiğini ifade ettiklerini, özellikle cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla kamuoyunda hayalet titreşim sendromu (vibranxiety) olarak bilinen, vücutta taşınan titreşimli bir cihazın bilinçaltına bıraktığı duygu nedeniyle cihaz titremediği hâlde titriyormuş gibi hissetme rahatsızlığı baş gösterdiğini, davalı ile Sendika arasında 01.07.2018 -30.06.2021 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesi akdedildiğini, toplu iş sözleşmesinin 22 nci maddesinin (d) bendinde "İşçinin işe devamını ve mesai planlarına uygun çalışmasını belgelendirmek hususunda işyeri uygulamasına devam edilir." hükmü yer aldığını, sözleşmenin 25 inci maddesinde ise mesailerin işveren tarafından ilan edileceği ve düzenlenmesi konusunda 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağının yazılı olduğunu, mevzuatta takip cihazı uygulamasına izin veren hiçbir hüküm olmadığını, sözleşmenin 27 nci maddesinin (a) bendinde "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kavdı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydıdır. Her üye işe başladığı ve işten çıktığı saati tevsik için parmak izi basmak veya kendi saat kartını bizzat basmakla veya ilgili formu imzalamakla yükümlüdür." hükmü olduğunu, konuyla ilgili müvekkili Sendikanın İstanbul 2 No.lu Şube Başkanlığı tarafından davalı işverene uygulamanın hukuka aykırı olup derhâl sonlandırılması talepli 08.05.2020 tarihli yazı gönderildiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzacısı olduğu Avrupa Sosyal Şartı'nın 2 nci bölümünde yer alan 1 inci maddesinde çalışma hakkının tanımlandığını, akit taraflarca çalışma hakkının etkin bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarının etkin biçimde korumanın taahhüt edildiğini, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (6698 sayılı Kanun) teknolojinin gelişmesiyle birlikte vatandaşların kişisel verilerini rızasını almaksızın ve meşru bir amaç olmadan tek taraflı olarak işleyen veri sorumlularının yükümlülüklerinin düzenlenmesi amacıyla 2016 yılında yürürlüğe girdiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle takip cihazı uygulamasının, sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, bünyesinde 1.000'in üzerinde işçi çalıştıran bir sanayi şirketi olduğunu, işçilerin güvenliği ile iş yönetimi bakımından bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, bunlardan birisinin de "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen ve RFID teknolojisi kullanılan bir teknolojik konum bilgisi sisteminin olduğunu, bu teknolojinin konum belirleme işlemlerinde önemli rol oynadığını, alıcıdan uzaklaşan kartın konum bilgisi vermesinin söz konusu olmadığını, bahsi geçen sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflemekte olduğunu, kullanılan sistemin işverenin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, sistemin 6698 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediğini, RFID teknolojisinin 6698 sayılı Kanun'un genel ilkeleri arasında yer alan “İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesiyle örtüştüğünü, kullanılan sistemin işçinin mental sağlığı açısından bir sakınca teşkil etmediğini, özel hayatı ihlal etmesi gibi durumlara sebep olmasının teknik açıdan imkânsız olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işyerinde yetkili sendikanın bulunduğu, RFID takip cihazı uygulaması getirilirken sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesi ile "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydı olduğu"nun belirlendiği, işyerinde çalışma süresi boyunca takibine dair maddede hüküm bulunmadığı, tüm çalışma süresi boyunca gün içerisinde işçinin devamlı takip edilip her an nerede ne yaptığının kontrol edilmesinin çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de söz konusu cihazın sağlık sorunlarına yol açtığı ve psikolojik olarak rahatsız ettiğinin anlaşıldığı, işyerinde takım lideri, posta başı ve kameralar ile bahsedilen önlemler alınabiliyorken takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili cevap dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işverence RFID takip cihazının kişilik haklarını ihlal eder şekilde kullanıldığının dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşıldığı, iş sağlığı ve güvenliği ile işçilerin çalışma düzeninde takibinin işveren tarafından alınabilecek başka tedbir ve uygulamalarla sağlanabilme imkânı varken çalışma barışını bozar şekilde söz konusu cihazın sürekli taşınmasını istemesinin insan haklarına ve hukuka aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; cevap ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, işveren tarafından işçilere kullandırılan RFID takip cihazı uygulamasının hukuka aykırı olup olmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." 2. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. ... Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 417 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." 4. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." 5. 6098 sayılı Kanun'un "Düzenlemelere ve talimata uyma borcu" kenar başlıklı 399 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar. " 6. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (6331 sayılı Kanun) "İşverenin genel yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir: "İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar." 7. 6698 sayılı Kanun. 3. Değerlendirme 1. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, işyerindeki takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş; davalı işveren iş sağlığı ve güvenliği önlemleri kapsamında uygulama yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Dosya kapsamına göre dava konusu uygulama RFID takip cihazı aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. RFID yani Radyo Frekanslı Tanıma (Radio Frequency Identification) teknolojisi ile işçinin konum ve hareketinin takip edildiği, ayrıca cihazın belli bir süre hareketsizlikte titrediği anlaşılmaktadır. 3. Dava dilekçesinde; RFID cihazı ile işveren tarafından işçinin performansı ve dinlenme aralarındaki eylemlerinin takip edildiği, mesai takibi yapıldığı, iş çıkışında kullanılmaya devam edildiğinden özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği iddiaları ileri sürülmüştür. İşveren ise RFID cihazının; teknolojik konum bilgisi sistemi olduğunu, bu sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflediğini, zaten bu amacın dışında da hizmet vermediğini, kart sayesinde işçinin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerinin ve özel izin gerektiren bölümlere girişlerinin kontrol altına alındığını, işçinin mesai bitiminde fabrikayı terk etmesi hâlinde kartların hiçbir şekilde konum bilgisi vermediğini savunmuştur. Bununla birlikte Mahkemece uzman bilirkişilerden oluşan bir kurul aracılığı ile keşif suretiyle inceleme yapılmadığından, iddia ve savunmalar çerçevesinde RFID cihazının çalışma sistemi, toplanan veriler, cihazın aktif olduğu alanlar ve işveren tarafından cihazın ve toplanan verilerin hangi amaçlarla kullanıldığı hususu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir. 4. Diğer taraftan davacı vekili, RFID cihazının çalışma sistemi ve titreşim özelliği sebebiyle işçilerin psikolojik sorun yaşadıklarını ve insan sağlığı bakımından tehlikeli olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte bu husus hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu olmadığından ve bilirkişi görüşü alınmadığından, dosya kapsamı çerçevesinde bu iddia bakımından da bir kanaate ulaşmak olanaklı değildir. 5. Dava dilekçesinde, hareketsizlik durumunda RFID cihazının kısa bir süre sonra titrediği ve bu durumun sinirsel sağlık sorunlarına yol açtığı iddia edilmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, cihazın uzun süre hareketsizlik durumunda titrediğini, bunun da işçinin bayılması ve düşmesi gibi durumlarda acil müdahale imkânı sağladığını belirtmiş, temyiz dilekçesinde de 15 dakika hareketsizlikte cihazın titrediğini ifade etmiştir. Titreşim için hareketsizlik süresi bakımından; davacı tanıkları, 2 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak, davalı tanıkları ise 5 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak beyanda bulunmuşlardır. Bununla birlikte Mahkemece cihazın ne kadar sürelik bir hareketsizlik sonucunda titrediği net bir şekilde tespit edilmemiş, bu konudaki çelişkiler de giderilmemiştir. 6. Bu noktada belirtmek gerekir ki dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre işçilerin konum ve hareket bilgisine dair kişisel verilerin işlenmesinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup işçinin konum bilgisi ve çalışma süreleri de bu kapsamda yer almaktadır. 7. Kişisel verilerin korunması ..., kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Kişisel verilerin işlenmesi bakımından uyulması gereken genel ilkeler 6698 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre kişisel verilerin işlenmesinde "a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma. b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma. d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme." ilkelerine uygun hareket edilmelidir. 8. 6698 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince de kural olarak kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Bununla birlikte aynı hükme göre "Kanunlarda açıkça öngörülmesi" veya "Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması" durumlarında ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesinin ikinci fıkrasında işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olduğu ve 6331 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde de, işverenin, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu ve bu çerçevede mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hâle getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapacağı belirtilmiştir. Belirtmek gerekir ki RFID cihazı ile toplanan kişisel verilerin niteliği ile hangi verilerin ne şekilde işlendiği, kişisel verilerin işlenmesi için ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği ve bu konuda işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı hususları araştırılmadığından, bu bağlamda hukuki bir sonuca ulaşmak da mümkün değildir. 9. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma eksik olup hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Bu itibarla Mahkemece öncelikle uyuşmazlık konusu RFID takip cihazı bakımından uzman bir mühendis bilirkişi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bilirkişi, işyerinde yürütülen faaliyet konusunda uzman bir bilirkişi ile ruhsal ve fiziksel sağlığa zarar tespiti bakımından tıp bilirkişisinden oluşan kurul teşkil edilmeli; takip cihazının çalışma yöntemi, hangi verilerin kaydedildiği, cihazın titreme sıklığı, hangi durumlarda cihazın devreye girdiği, çalışma saatleri dışında aktif olup olmadığı, çalışma saatleri dışında veya işyeri sınırları haricinde cihazı taşıma zorunluluğu bulunup bulunmadığı, cihazın aktif olduğu alanlar, elde edilen verilerin hangi yöntemle saklandığı ve kaydedildiği, tespit edilecek uygulamanın işçinin sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sebebiyet verip vermediği gibi hususlar duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmeli; söz konusu kişisel verilerin işlenmesi bakımından ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği değerlendirilmeli ve bundan sonra işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı araştırılarak işçilerin rızası alınmış ise buna dair imzalanmış onay metinleri dosya kapsamına dâhil edilmeli ve tüm bu hususlar araştırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Davacı Sendika vekili; davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayından itibaren RFİD takip sisteminin kullanılmaya başlandığını, bu sistemin takıldığı eşyanın konumunu spesifik olarak tüm kaldırma-indirme -döndürme hareketlerini raporlayan bir sitem olduğunu ilk amacın taşınan eşyanın takibini kolaylaştırmak iken şimdi çalışanların performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanıldığını, bu durumun işçilerde maddi ve manevi sıkıntılara neden olduğunu, çalışanların bu cihaz vasıtasıyla takibinin kişililik haklarına saldırı niteliği taşıdığını, çalışanın 5 ila 10 dakika gibi bir zamanda hareketsiz kalması hâlinde titreşime geçerek sisteme uyarı verdiğini, cihazın titrememesi için sürekli hareket hâlinde olma dürtüsü geliştiğini, hissiyat kontrolsüzlüğünün başladığını, motivasyonu azalttığını, işçilerin rızası alınmaksızın tek taraflı olarak toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak uygulanan bu takibin asıl amacının performans ölçümüne yönelik olduğunu ileri sürerek takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle bu durumun mevzuat ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; davalı işyerinde 1.000'e yakın çalışanlarının bulunduğunu, işçilerin güvenliği ve iş yönetimi için bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, davaya konu edilen "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen RFID teknolojisi kullanılan teknolojik konum bilgi sisteminin personel ve ekipmanın bu cihazla konumlarının belirlendiği bu yöntemle öncelikle işçilerin iş güvenliklerinin hedeflendiğini, bu sayede işçilerin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerini önlediklerini, özel izinle girilen alanlardaki girişlerin kontrolünü sağladıklarını, kartı taşıyan işçinin uzun süre hareketsiz kalması hâlinde sistemin devreye girerek işçinin bayılma ve düşmesi gibi durumlarda müdahale sağlandığını, 01.07.2018-30.06.2021 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı, saat kartı (işverence tespit edilecek başka bir yöntem dahil) ve puantaj kaydı" hükmünü içerdiğini, toplu iş sözleşmesinin bu hükmünün işverene çalışma süresinin tespiti için kullanılacak belge ve sistemler konusunda yetki verdiğini, kullanılan sistemin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; takip cihazı uygulamasında davacı Sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin işyerinde çalışma süresi boyunca gün içersinde işçinin sürekli takibine imkân veren hükümler içermediği, işçinin sürekli takibinin ve kontrolünün çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de bu sistemin işçilerde sağlık sorunlarına yol açtığı, kamera sistemi, ustabaşı ve takım liderleri eli ile bu takip imkânı varken bu yöntemle yönetim hakkının kullanılmasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine ilgili İstinaf Dairesi Mahkeme kararını yerinde bularak davalı tarafın istinaf talebini esastan reddetmiştir. Dinlenen davacı tanıkları; sistem uygulamaya konulurken işçilerden ... alınmadığını, sistemin uygulanmaya başlaması ile birlikte çalışanlar üzerinde yoğun bir baskının oluştuğunu, 5 ila 10 dakika arasında hareketsizlik hâlinde cihazın titremeye başlayarak uyarı verdiğini, fabrikanını çoğu bölümünde işçilerin elleri ile üretime devam etmesine rağmen bedenleri hareketsiz olduğu için cihazın titrediğini, sisteme gönderilen uyarı uzerine posta başının gelerek kendilerini uyardığını, bu durumun işçileri psikolojik olarak rahatsız ettiğini, dinlenme aralarında bile cihazın titreşim verdiğini, kartı sürekli olarak üzerlerinde taşımak zorunda olduklarını, bu sistemle işveren ve ekip liderleri tarafından "Çalışmıyorsunuz, çalışın." şeklinde sürekli uyarılara maruz kaldıklarını, işverinin iş güvenliğini sağlamak için bu yöntemi uyguladıkları yönündeki savunmasının gerçeği yansıtmadığını, deprem anında uyarı verdiği iiddia edilmiş olsa da çıkışta kart okutulmadan geçiş mümkün olmadığından yığılmayı önleyemeyeceği, insani bir ihtiyaç olan lavabolarda bile sistemin harketsizlik hâlinde devreye girdiğini, her on dakikada bir ayağa kalkarak vücutlarını hareket ettirmek zorunda kaldıklarını, sürekli takip edilme hissi yaşadıklarını, cihazın psikolojik olarak kendilerini rahatsız ettiklerini belirtmişlerdir. Davalı tanıkları anlatımlarında; cihaz kurulurken başlangıçta işçilerden onay alınmadığını, cihazın personelin iş güvenliğini sağlamak amacıyla kurulduğunu, düşme, bayılma gibi durumlarla çalışanların girmemesi gereken yerlere girilmesi hâlinde uyarı verdiğini, bu yolla iş güvenliği sağlandığını, işçinin öğle molasında uyurken uyarı verdiği için işçinin bayıldığı düşünülerek işçinin kontrolünün sağlandığını, cihazın hareketsizlik hâlinde 10 dakikalık sürelerde uyarı verdiğini, fabrika dışında bu uyarının olmadığını, uyarı durumunda işçinin kontrolü yapılarak bu durumun tutanak altına alındığını ancak tutulan tutanaklar nedeniyle herhangi bir işçiye yaptırım uygulanmadığını belirtmişlerdir. Tüm dosya kapsamından davacı tanık anlatımlarına göre 5 ila 10 dakika, davalı tanık anlatımlarına göre ise 10 dakika hareketsizlik hâlinde sisteme uyarı gittiği, uyarı giden işçiler için haklarında hiç işlem yapılmamış olsa bile tutanaklar tutulduğu ya da ustabaşları tarafından uyarıldıkları, işçilerin bu uyarının gitmemesi için 10 dakikada bir harekete geçtikleri sabittir. 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesi "İşçinin kişiliğinin korunması" başlığını taşımakta olup maddenin birinci fıkrasında "İşveren hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür." denilmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesi ise "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." hükmünü içermektedir. 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesine göre de "İşçi yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır." İşverenlerin iş dünyasında rekabet edebilmek ve ayakta kalabilmek için çalışanları hakkında düzenli bilgilere ihtiyaç duyması ve onları üretim sahasında kontrol etmesi doğaldır. Bu kontrol bazen kanuni zorunluluk ve sorumluluklardan kaynaklanabilir; bazen de performans değerlendirme verimlilik ölçümü ve iş güvenliği sebeplerinden kaynaklanabilir. İşveren bu sebeplere dayanarak gerekli izlemelerde bulunabilir. Ancak bu izlemeler gerçekleştirilirken her zaman orantılılık ilkesine uygun davranmak zorundadır. Aksi durumda işçilerin özel hayatlarının ihlali söz konusu olacaktır. İzlenmenin işçiler üzerinde oluşturacağı etki yoğunlukla strestir. İzlenme, işçiler üzerinde depresyon ve anksiyete artışlarına sebep olabilecektir. 6698 sayılı Kanun kişisel veriyi kimliği belirli yada belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin "her türlü bilgi" olarak tanımlar. 6698 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ... ilkeler her türlü kişisel veri işleme faaliyetlerinin içinde bulunmalı ve veri işleme faaliyetleri bu ilkelere uygun olarak yürütülmelidir. Bu ilkeler; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun davranma, doğru ve gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhaza edilme olarak düzenlemiştir. Kanun'un 5 inci maddesi ise kişisel verilerin işlenme şartlarını düzenlenmiş olup birinci fıkrası kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceğini, ikinci fıkrası rızanın aranmayacağı ayrık durumları düzenlemiş; ancak somut olayda ikinci fıkrada sayılan durumların söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. İşçinin taraf tanık anlatımlarına göre her on dakikada, hareketsiz kalması hâlinde bu durumun sisteme kaydedilerek titreşim gönderilmesi ve arkasından işlem yapılmasa bile ekip başları tarafından uyarılması ya da tutanak tutulması, 6698 sayılı Kanun kapsamında özel nitelikte kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Bu hâliyle sürekli şekilde izlenmek doğaldır ki işçiyi stres altına sokarak işçi sağlığını olumsuz etkilemekte, kişilik haklarını zedelemektedir. Davalı işyerinde işçilerin başlangıçta açık rızası alınmadan uygulamaya konulan Hassas Konum Tabanlı Personel Etiketi kısaca RFID adı verilen bu takip sistemi ister davacı tarafın ileri sürdüğü gibi işçilerin performans denetimine ilişkin olsun, ister davalı tarafın ileri sürdüğü gibi ihtilaflı dönemde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinden hareketle üyenin çalışma süresini tespiti yanında birincil amaç olarak iş sağlığı ve güvenliği için kullanılmış olsun -ki işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin takip sistemi dışında başka yöntemlerle sağlanması mümkün iken- her on dakikada bir yerlerinde olup olmadıklarının, hareketsiz kalıp kalmadıklarının kontrolü insan psikolojisine, orantılılık ilkesine 6098 sayılı Kanun'un 417 ve 419 uncu maddelerine, 6698 sayılı Kanun'a ve ... insan haklarına aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle RFID takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı ve davalı tarafın istinaf talebini esastan reddeden istinaf kararı usul ve kanuna uygun olmakla onanması gerekirken çoğunluğun bozma yönündeki kararına iştirak edilememiştir.

Diğer kararlar (3)

9. Hukuk Dairesi, 2016/16007 E., 2017/11337 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
müsaade edildiğini, bu nedenle davacının suçlanmasının asılsız olduğunu, iş akdinin İş Kanunun 25/II maddesine göre feshedilmesinin de haklı neden olamayacağını, ihtarnamede iddia edilen olaylar ile fesih işlemi arasında 1,5 yıl olduğunu, İş Kanunu'nun 27. maddesi gereğince işverenin haklı sebep iddiasına dayanarak iş akdini feshedebilmesi için hakkını 6 iş günü veya bir yıl içerisinde kullanması
9. Hukuk Dairesi         2016/16007 E.  ,  2017/11337 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili davacının 13/12/2010 tarihinden 10/04/2015 tarihine kadar davalı bankada Tarım Bakanlığı Krediler bölümünde kredi tahsis yetkilisi olarak çalıştığını, davalı banka tarafından 10/04/2015 tarihinde ihtarname gönderilerek iş akdinin feshedildiğinin bildirildiğini, fesih gerekçesinin "görev değişikliği nedeni ile Avrupa-3 bölge müdürlüğünden ayrılarak genel müdürlüğüne geçiş yapması nedeni ile Ticket (Yemek) kartının iptal edilmesi için iade etmesi gerekirken usulsüz bir şekilde kullanmaya devam etmesi ve bu suretle maddi menfaat temin etmesi" şeklinde belirtildiğini, davacıya genel müdürlükte göreve başlaması sebebi ile yemek kartlarının iadesi konusunda bankaca herhangi bir talimat verilmediğini ve bildirim yapılmadığını, genel müdürlük tarafından davacı adına yemek fişinin doldurulmasına devam edildiğini ve kullanmasına müsaade edildiğini, bu nedenle davacının suçlanmasının asılsız olduğunu, iş akdinin İş Kanunun 25/II maddesine göre feshedilmesinin de haklı neden olamayacağını, ihtarnamede iddia edilen olaylar ile fesih işlemi arasında 1,5 yıl olduğunu, İş Kanunu'nun 27. maddesi gereğince işverenin haklı sebep iddiasına dayanarak iş akdini feshedebilmesi için hakkını 6 iş günü veya bir yıl içerisinde kullanması gerektiğini, aradan uzun zaman geçtikten sonra bahane üretilerek işten çıkarılmasının hukuka uygun olmadığını iddia ederek feshin geçersizliğinin tespiti ile davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının iş akdinin İş Kanunun 25/II-e maddesi uyarınca işverenin güvenini kötüye kullanması, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları bulunması, usulsüz ve aldatıcı eylemlerinden dolayı haklı nedenle feshedildiğini, davacının genel müdürlüğe tayini ile birlikte yemek kartını iade etmesi gerekirken etmediğini, yemek kartına para yüklemeye devam edildiğini, davacının bu durumu fark etmesine rağmen kartı kullanmaya devam ederek menfaat sağladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, fesih bildiriminde belirtilen davacıdan kaynaklanan olumsuz davranışlar yüzünden eylemine göre disiplin cezası verilmeden yapılan haklı fesih işleminin davacı aleyhine çok ağır sonuç doğurduğu ve bu yönde düzenlenen rapor içeriği itibarıyla dosyadaki belgelere usul ve yasaya uygun olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı vekili yasal süresi içinde temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/II.c.1 maddesinde açıkça, feshin geçerli nedenlere dayandığının ispat yükü davalı işverene verilmiştir. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu kanıtlayacaktır. Buna göre fesih işlemini yazılı yapmış olması, belli durumlarda işçinin savunmasını istediğini belgelemesi, yazılı fesih işleminin içeriğinde dayandığı fesih sebeplerini somut ve açık olarak göstermiş olması gerekir. İşverenin biçimsel koşulları yerine getirdiği anlaşıldıktan sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunun kanıtlanması aşamasına geçilecektir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması olasılığından kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez. İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir. İspat yükü kendisinde olan işveren, geçerli ve haklı nedende davacının davranışının veya yetersizliğinin işyerinde olumsuzluklara yol açtığını ve iş ilişkisinin çekilmez hal aldığını da ispat etmelidir. Dosya içeriğine göre, davacının iş akdi 10/04/2015 tarihli yazılı fesih bildirimiyle " Bankamızda 13/12/2010 tarihinden bu yana görev yapmaktasınız. Son görev yeriniz Tarım Bankacılığı Krediler Bölümü unvanınız ise Yetkili'dir. Görev süreniz içerisinde; Avrupa-3 Krediler Bölge Müdürlüğünden ayrılarak Bankamız Genel Müdürlüğüne geçiş yapmanız nedeniyle ticket kartınızı iptal edilmesi için iade etmeniz gerekirken usulsüz bir şekilde kullanmaya devam ettiğiniz ve bu suretle maddi menfaat temin ettiğiniz tespit edilmiştir. (Genel Müdürlük çalışanlarına, yemekhane hizmetinden faydalanmaları sebebi ile ticket kartı verilmemektedir.) Nitekim; anılan olumsuz eylemler nedeniyle Bankamız 1.848,00 TL. zarara uğramıştır.İşbu eylemleriniz doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığı gibi; hizmet sözleşmeniz ve Bankamız Disiplin Yönetmeliğine aykırı usulsüz işlemleriniz Bankamızı zarara uğratacak ve işveren-işçi arasındaki güven duygusunu zedeleyecek nitelik taşımaktadır.Açıklanan nedenlerle, iş ilişkisinin devamı yönünden Bankamız ile aranızdaki güven ilişkisini sarsar nitelikteki doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmayan, usulsüz ve aldatıcı olumsuz fiil ve davranışlarınız sebebi ile iş sözleşmenizin İş Kanunu'nun 25/II-e hükmü uyarınca 10/04/2015 tarihi itibariyle derhal ve tazminatsız olarak feshine karar verildiğini bilgilerinize sunarız. " denilerek feshedilmiştir. Davacı 16.03.2015 tarihli yazılı savunmasında aralık ayında para yattığını görünce Yeliz hanım isimli yetkiliye durumu sorduğunu, bölge müdürlüğü personeli göründüğünden yatmış olabileceğinin söylendiğini, sonrasında para yatmaya devam ettiğinden kullanmaya devam ettiğini, bilerek kullandığını, şu ana kadar 1.848,00 TL. maddi menfaat elde ettiğini beyan etmiştir. Tüm bu delillere göre davacının davalı işveren aleyhine tutum ve davranışlarda bulunduğu ve hak etmediğini bildiği halde ticket kartına yatan parayı kullanmaya devam ettiği ve bu hususu savunmasında açıkça kabul ettiği anlaşılmaktadır. Davacının bu davranışlarının haklı feshe neden olacak ağırlıkta olmamakla birlikte güvenin zedelendiği iş ilişkisinin sürdürülmesinin davalı işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyecek hale gelmesine neden olduğu, feshin bu suretle geçerli nedenlere dayandığı anlaşıldığından davanın reddi yerine hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Davanın REDDİNE, 3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 1.150,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.980,00 TL. ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, Kesin olarak 03.07.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2014/26319 E., 2015/34925 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBAKIRKÖY 4. İŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Davacı vekili birleşen dava yönünden dava dilekçesinde özetle; 01.02.2009'dan itibaren güvenlik görevlisi (kimlikli eleman) olarak çalışmış olan müvekkilinin iş sözleşmesinin feshinin 05.07.2010 günü tebliğ olduğunu, İş Kanunu 27. Maddesi gereğince günlük 2 saat iş arama izni verilmeksizin 46 gün daha çalıştırılarak 01.09.2010 günü işten çıkarıldığını, 84 saatlik iş arama izninin %50 zamlı ücretin
9. Hukuk Dairesi         2014/26319 E.  ,  2015/34925 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 4. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 01/04/2014 NUMARASI : 2010/726-2014/127 Davacı, asıl davada kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile ücret alacağı, asgari geçim indirimi alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının, birleşen davada ise iş arama izni ücreti ve ihbardan sonra ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, asıl dava ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan İ.. S.. avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili davalıların İ.. S..'nin asıl işveren, A. Güvenlik Hizmetleri ve Danışmanlık Tic A.Ş.'nin alt işveren olduğunu, F.. P..'ın işveren vekili olduğunu, Y. D. Ticaret Kompleksinde 01.02.2009'dan itibaren güvenlik görevlisi (kimlikli eleman) olarak çalışmış olan müvekkilinin 01.09.2010 günü ihbarsız tazminatsız işten çıkarıldığını, 1 yıl 7 aylık hizmet süresi ve kazancının SGK ve Maliyeye eksik beyan edilerek görevi gereği, yemek iş arasında yenilip yemek paydosu vermeksizin güvenlik görevlilerine mahsus vardiyada 12 saat mesai, 24 saat tatil yaparak (haftada 60 saat), hafta tatili ve bütün genel tatillerde çalıştırıldığını, kimlikli personele mahsus asgari ücretten %12,5 fazla hesaplanan aylık ücret, aylık 100 TL'lik yemek, aylık 110 TL'lik servis (akbil) ve aylık 20 TL'lik kıyafet yardımı hak ettiğini, 1 yıl 7 aylık kıdem tazminatının, 8 haftalık ihbar tazminatının, fazla mesai ücretinin, ödenmeyen son Ağustos ayı ücretinin, ödenmeyen son üç asgari geçim indiriminin, ödenmeyen son 30 Ağustos genel tatil mesai ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili birleşen dava yönünden dava dilekçesinde özetle; 01.02.2009'dan itibaren güvenlik görevlisi (kimlikli eleman) olarak çalışmış olan müvekkilinin iş sözleşmesinin feshinin 05.07.2010 günü tebliğ olduğunu, İş Kanunu 27. Maddesi gereğince günlük 2 saat iş arama izni verilmeksizin 46 gün daha çalıştırılarak 01.09.2010 günü işten çıkarıldığını, 84 saatlik iş arama izninin %50 zamlı ücretinin, ihbardan sonra çalıştırıldığı 46 günlük %100 zamlı ücretinin, davalıdan tahsiline karar verilmesini, işbu ek davasının Bakırköy 4. İş Mahkemesinin 2010/726 Esas sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı Adres G. Hizmetleri ve Danışmanlık Tic. A.Ş vekili davacının güvenlik görevlisi olarak çalıştığı proje olan .. Kompleksi'nde proje ile işveren firma arasındaki hizmet süresinin sona ermesinden dolayı iş akdinin feshedildiğini, davacıya projenin hizmet sözleşmesinde yer alan hizmet sona erim tarihinden itibaren 2 ay evvel iş akdinin hizmetin sona ermesi nedeniyle feshedileceğine dair ihbarnamenin tebliğ edildiğini, davacının ve görev alan personelin 12 saat mesai yaparak 24 saat dinlendiğini, davacının görev aldığı 12 saat içerisinde gündüz görev ve gece görev yaptığı saatler içinde 1 saat yemek arası ile iki kez yarım saat olarak çay veya diğer ihtiyaçlar için toplam 1 saatlik mola kullandığını, yemeğin proje binasında müşteri tarafından verildiğini, çalışılan hafta izinlerinin karşılığının personele ödendiğini, davacı şahsa yemek olarak bir ödeme yapılmadığını, kıyafet yardımı altında da bir ödeme yapılmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı F.. P.. vekili müvekkilinin davalı .... Güv. A.Ş.'nin hissedarı olduğunu, iddia edildiği gibi işveren vekili olmadığını ve bu kapsamda müvekkilinin herhangi bir şahsi sorumluluğu bulunmadığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Diğer davalı İ.. S.. davaya cevap vermemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın davalılar İ.. S.. ve ... Güvenlik Hizmetleri ve Dan. Tic. A.Ş. yönünden kısmen kabulüne, davalı F.. P.. açısından ise davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı ile davalı İ.. S.. temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı İ.. S.. avukatının sebepleri gösterilmeyen temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı avukatının ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 12 saat çalışma 24 saat dinlenme esasına göre yapılan çalışmada fazla çalışma yapıp yapmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 63 üncü maddesinde çalışma süresi haftada en çok 45 saat olarak belirtilmiştir. Ancak tarafların anlaşması ile bu normal çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Yasanın 41 inci maddesine göre fazla çalışma, kanunda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmalar olup, 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile bazı haftalarda toplam 45 saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, bir işçinin günde en fazla fiilen 14 saat çalışabileceğinin kabulü gerekir. Bu durumda 24 saat çalışıp 24 saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda bir hafta 3 gün diğer hafta ise 4 gün çalışma yapılacağından, yukarıda bahsedilen 63 üncü madde hükmü gereğince, haftalık normal çalışma süresi dolmamış olsa dahi günlük 11 saati aşan çalışmalar fazla çalışma sayılması nedeniyle, bu çalışma sisteminde işçi ilk bir hafta (3x3=) 9 saat takip eden hafta ise (4x3=) 12 saat fazla çalışma yapmış sayılmalıdır. Çalışma şeklinin 24 saat mesai 48 saat dinlenme şeklinde olduğu durumlarda ise, işçi birinci hafta 3 gün ikinci ve üçüncü haftalar 2 gün dördüncü hafta yine 3 gün çalışacağından, ilk hafta (3x3=) 9 saat, ikinci ve üçüncü haftalarda (2x3=) 6 saat, dördüncü hafta ise yine (3x3=) 9 saat fazla çalışmış sayılacaktır. 1475 sayılı önceki İş Yasasında günlük 11 saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığından, söz konusu Yasanın yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşen, 24 saat çalışıp 48 saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda, haftalık 45 saatlik normal çalışma süresinden fazla çalışma yapılması mümkün olmadığından, işçinin fazla çalışma yaptığının kabulü mümkün değildir. Ancak değinilen Yasa döneminde gerçekleşen 24 saat mesai 24 saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda, 4 gün çalışılan haftalarda (4x14=) 56 saat çalışma yapılacağından, sadece bu haftalarda işçinin haftalık (56‑45=) 11 saat fazla çalışma yaptığının kabulü gerekir. Sağlık Bakanlığı nezdinde Türkiye'deki hastanelerde statü hukuku dışında hemşire, ebe, doktor, eczacı, anestezi uzmanı vs. olarak çalışanlar, haftalık normal mesailerinde fazla çalışma yapmadıklarından, sadece tuttukları nöbetlerle sınırlı olarak fazla çalışma yapmış olmaktadırlar. Nöbet çizelgeleri ile belirlenen bu tür çalışmalar hafta içi ve hafta sonu olarak gerçekleşmektedir. Hafta içi nöbetler 17:00-08:00 saatleri arasında 15 saat olarak yapılmaktadır. İşçinin yaptığı işin niteliğine göre zorunlu ihtiyaçlar nedeniyle 3 saat ara dinlenmesi indirilerek hafta içi nöbette 12 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilmektedir. Hafta sonu nöbetler 24 saat sürmekte, işin niteliğine göre zorunlu ihtiyaçlar nedeniyle 4 saat ara dinlenme indirildiğinde 20 saat fazla çalışma yapılmış olmaktadır. Ancak, bu durumlarda fazla çalışmalar, tutulan hafta içi ve sonu nöbet sayısına göre denetlemeye elverişli bilirkişi raporu ile belirlenmelidir. Nöbet tutan çalışanın çoğunlukla ertesi gün nöbet izni kullanarak çalışma yapmaması nedeniyle, normal mesai devam çizelgeleri de mutlaka getirtilmelidir. İşçi, nöbetin ertesi günü nöbet izni kullandığında, ertesi gün (8 saat normal mesai süresi kadar) çalışmadığından hafta içi nöbette (12-8=) 4 saat fazla çalışma yapmış sayılmalıdır. Hafta sonu nöbette ise, Cumartesi ve Pazar günü normal tatil olduğundan Cuma ve Cumartesi gecesi tutulan nöbetlerden, ertesi gün çalışılmadığı gerekçesi ile indirim yapılma olanağı yoktur. Öte yandan genel tatile denk gelen nöbet günlerinde de ayrıca genel tatil ücreti verildiğinden yukarıda anlatılan şekilde indirim yapılmalıdır. Dairemizin kökleşmiş uygulaması da bu doğrultudadır . 4857 sayılı İş Kanununun 41 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, fazla çalışma saat ücreti, normal çalışma saat ücretinin yüzde elli fazlasıdır. İşçiye fazla çalışma yaptığı saatler için normal çalışma ücreti ödenmişse, sadece kalan yüzde elli kısmı ödenir. Kanunda öngörülen yüzde elli fazlasıyla ödeme kuralı nispi emredici niteliktedir. Tarafların sözleşmeyle bunun altında bir oran belirlemeleri mümkün değilse de, daha yüksek bir oran tespiti olanaklıdır. Fazla çalışma ücretinin son ücrete göre hesaplanması doğru olmayıp, ait olduğu dönem ücretiyle hesaplanması gerekir. Yargıtay kararları da bu yöndedir . Bu durumda fazla çalışma ücretlerinin hesabı için işçinin son ücretinin bilinmesi yeterli olmaz. İstek konusu dönemler açısından da ücret miktarlarının tespit edilmesi gerekir. İşçinin geçmiş dönemlere ait ücretinin belirlenememesi halinde, bilinen ücretin asgari ücrete oranı yapılarak buna göre tespiti gerekir. Ancak işçinin işyerinde çalıştığı süre içinde terfi ederek çeşitli unvanlar alması veya son dönemlerde toplu iş sözleşmesinden yararlanılması gibi durumlarda, meslek kuruluşundan bilinmeyen dönemler için ücret araştırması yapılmalı ve dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmelidir. İşçinin normal çalışma süresinin sözleşmelerle haftalık kırkbeş saatin altında belirlenmesi halinde, işçinin bu süreden fazla, ancak kırkbeş saate kadar olan çalışmaları “fazla sürelerle çalışma” olarak adlandırılır (İş Kanunu, Md. 41/3). Bu şekilde fazla saatlerde çalışma halinde ücret, normal çalışma saat ücretinin yüzde yirmibeş fazlasıdır. 4857 sayılı Yasanın 41 inci maddesinin dördüncü fıkrası, işçiye isterse ücreti yerine serbest zaman kullanma hakkı tanımıştır. Bu süre, fazla çalışma için her saat karşılığı bir saat otuz dakika, fazla süreli çalışmada ise bir saat onbeş dakika olarak belirlenmiştir. Bu sürelerin de sözleşmelerle attırılması mümkündür. Parça başına veya yapılan iş tutarına göre ücret ödenen işlerde, fazla çalışma süresince işçinin ürettiği parça veya iş tutarının hesaplanmasında zorluk çekilmeyen hallerde, her bir fazla saat içinde yapılan parçayı veya iş tutarını karşılayan ücret esas alınarak fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma ücreti hesaplanır. Bu usulün uygulanmasında zorluk çekilen durumlarda, parça başına veya yapılan iş tutarına ait ödeme döneminde meydana getirilen parça veya iş tutarları, o dönem içinde çalışılmış olan normal ve fazla çalışma saatleri sayısına bölünerek bir saate düşen parça veya iş tutarı bulunur. Bu şekilde bulunan bir saatlik parça veya iş tutarına düşecek bir saatlik normal ücretin yüzde elli fazlası fazla çalışma ücreti, yüzde yirmibeş fazlası ise fazla sürelerle çalışma ücretidir. İşçinin parça başı ücreti içinde zamsız kısmı ödenmiş olmakla, fazla çalışma ücreti sadece yüzde elli zam miktarına göre belirlenmelidir. Otel, lokanta, eğlence yerleri gibi işyerlerinde müşterilerin hesap pusulalarına belirli bir yüzde olarak eklenen paraların, işverence toplanarak işçilerin katkılarına göre belli bir oranda dağıtımı şeklinde uygulanan ücret sistemine “yüzde usulü ücret” denilmektedir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde fazla çalışma ücreti, 4857 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde öngörülen yönetmelik hükümlerine göre ödenir. İşveren, yüzde usulü toplanan paraları işyerinde çalışan işçiler arasında, Yüzdelerden Toplanan Paraların İşçilere Dağıtılması Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre eksiksiz olarak dağıtmak zorundadır. Fazla çalışma yapan işçilerin fazla çalışma saatlerine ait puanları normal çalışma puanlarına eklenir (Yönetmelik Md. 4/1.). Yüzdelerden ödenen fazla saatlerde, çalışmanın zamsız karşılığı ile zamlı olarak ödenmesi gereken ücret arasındaki fark ödenir. Zira yüzde usulü ödenen ücret içinde fazla çalışmaların zamsız tutarı ödenmiş olmaktadır. Yapılan bu açıklamalara göre; yüzde usulü ya da parça başı ücret ödemesinin öngörüldüğü çalışma biçiminde fazla çalışmalar, saat ücretinin % 150 zamlı miktarına göre değil, sadece % 50 zam nispetine göre hesaplanmalıdır. Hasılata bağlı günlük yevmiyeli olarak çalışan işçilerin yevmiyelerinin miktarı günlük çalışma süresine bağlı olup, ne kadar çok çalışırsa yevmiye artacağından çalışılan tüm saatlerin normal ücreti yevmiye içerisinde alındığından fazla çalışma ücretinin zamsız tutarının yevmiyenin içinde ödendiği kabul edilerek fazla çalışma ücretinin sadece %50 zamlı kısmı hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır. Fazla çalışmaların aylık ücret içinde ödendiğinin öngörülmesi ve buna uygun ödeme yapılması halinde, yıllık 270 saatlik fazla çalışma süresinin ispatlanan fazla çalışmalardan indirilmesi gerekir. Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda taktiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre takdir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir. Dairemizin önceki kararlarında; fazla çalışma ücretlerinden yapılan indirim, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davalı tarafın kendisini avukatla temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmekteydi. Ancak, işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusunu arttırdığı aşamada, mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı işçi tarafından bilenemeyeceğinden, Dairemizce maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş, bu tür indirimden kaynaklanan ret sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsizliğe yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Yine daha önceki kararlarımızda, yukarıda değinildiği üzere fazla çalışma alacağından yapılan indirim sebebiyle ret vekâlet ücretine hükmedilmekle birlikte, Borçlar Kanununun 161/son, 325/son, 43 ve 44 üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olduğundan ve konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde de herhangi bir kurala yer verilmediğinden, Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma alacağından yapılan indirim nedeniyle reddine karar verilen miktar bakımından, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir. Somut olayda davacı dava dilekçesinde ve ilk bilirkişi raporuna itirazında beyan ettiği ve davalı şirketçe de kabul edildiği üzere 12 saat çalışma 24 saat dinlenme esasına göre çalışmaktadır. Bu çalışma sisteminde; A- I. Hafta Pazartesi 08:00-20:00 arası çalışma yapıldığı, ondan sonra 24 saat dinlenme yapılarak Salı günü saat 20:00’da tekrar çalışmaya başlandığı ve Çarşamba 08:00’a kadar çalışıldığı, Çarşamba 08:00’den itibaren 24 saat dinlenme yapıldığında Perşembe günü 08:00-20:00 arası çalışılıp dinlenmeye geçildiği, Cuma 20:00’da tekrar çalışmaya başlandığı Cumartesi 08:00’de çalışmanın bırakılarak 24 saat dinlenildiği ve Pazar günü 08:00-20:00 arası çalışıldığı kabul edilecektir. Buna göre davacı I. hafta 5 defa 12 saatten 1.5 saat ara dinlenmeyle toplam 52.5 saat çalışmakta I. hafta için 7.5 saat fazla çalışma yapmaktadır. B- II. Hafta Önceki hafta Pazar günü 20:00’da çalışma bırakılarak pazartesi 20:00’a kadar dinlenme yapıldığından II. hafta çalışma pazartesi 20:00’da başlamış kabul edilmelidir. Buna göre Pazartesi 20:00’dan Salı 08:00’e kadar çalışıldığı, Salı günü 08:00’den Çarşamba 08:00’e kadar dinlenildiği, Çarşamba 08:00-20:00 arası çalışıldığı, Perşembe günü 20:00’den Cuma 08:00’e kadar çalışma yapıldığı, 24 saat dinlenme verilerek cumartesi 08:00-20:00 çalışıldığı ve Pazar günü 20:00’dan pazarı pazartesiye bağlayan gece 00:00’a kadar çalışıldığı görülmektedir. Buna göre davacı II. hafta 4 defa 12 saatten 1.5 saat ara dinlenmesi düşülerek 42 saat çalıştığı Pazar günü 20:00-00:00 arası çalıştığından 4 saat eklenmesi suretiyle II. Hafta toplam 46 saat çalışmakta dolayısıyla II. hafta için 1 saat fazla çalışma yapmaktadır. C- III. Hafta Önceki hafta Pazar akşamı 20:00’da çalışmaya başlandığından pazartesi günü 08:00’de çalışma bırakılacaktır. Ancak Pazar akşamı 20:00-00:00 arası çalışma II. hafta çalışma kabul edildiğinden III. Haftaya sarkan (ara dinlenme süresi indirilmemiş) 8 saat çalışması bulunmaktadır. Pazartesi günü 08:00’da çalışma bırakılıp 24 saat dinlenildiğinde Salı günü 08:00-20:00 arası çalışılacak, 24 saat dinlenecek Çarşamba 20:00’dan Perşembe 08:00’a kadar çalışacak 24 saat dinlenecek Cuma 08:00-20:00 arası çalışacak, 24 saat dinlenecek cumartesi 20:00’dan Pazar günü 08:00’a kadar çalışacaktır. III. Hafta Pazar günü 08:00’dan IV. hafta pazartesi 08:00’a kadar dinlenme olmaktadır. Bu şekilde IV. hafta I. hafta çalışma sistemine dönmektedir. Davacı III. hafta 4 defa 12 saatten 1.5 saat ara dinlenmeyle 42 saat çalışma yapmakta III. Hafta bir önceki haftadan (ara dinlenme süresi indirilmemiş) 8 saat sarkan çalışması bulunduğundan 1.5 saat ara dinlenme indirildiğinde III. hafta toplam 48.5 saat çalıştığı, III. Hafta için 3.5 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilmelidir. Bu açıklamalara göre davacının I. hafta 7.5 saat, II. hafta 1 saat, III. hafta 3.5 saat fazla çalışma yaptığı, 3 haftalık dönemde toplam 12 saat fazla çalıştığı, haftalık ortalama 4 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek fazla çalışma alacağı hesaplanmalıdır. Davacının fazla çalışma yapmadığı şeklinde hatalı değerlendirme yapan bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi bozma nedenidir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 10/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2011/53725 E., 2014/3399 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYATAĞAN ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanununun 27 nci maddesinde, “Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur.
9. Hukuk Dairesi         2011/53725 E.  ,  2014/3399 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : YATAĞAN ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ TARİHİ : 19/09/2011 NUMARASI : 2009/765-2011/523 DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalı kurumda 27.09.1994-26.10.2009 tarihleri arasında kesintisiz ustabaşı olarak çalıştığını, en son aldığı ücretin 1.285,91 TL olduğunu, üç ayda bir 250,00 TL ikramiye aldığını, 31.08.2009 ve 454 sayılı yazı ile bütçe yetersizliği sebebi ile iş aktinin 26.10.2009 tarihinde feshedileceğinin bildirildiğini, 26.10.2009 tarih ve 605 sayılı yazı ile 26.10.2009 tarihinden geçerli olmak üzere iş akdinin bütçe yetersizliğinden dolayı feshedildiği ve kıdem tazminatının ödeneceğinin bildirildiğini, iş akdinin yasaya aykırı ve haksız olarak feshedildiğini, yasadan kaynaklanan iş arama izninin verilmediğini, ihbar öneli içinde fiilen çalışmaya devam ettiğini, bu nedenle ihbar tazminatına hak kazanıldığını iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ikramiye alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı Belediye adına usulüne uygun davetiye tebliğ olunmuş ancak davalı kurum kendisini vekil ile temsil ettirmemiş ve davaya da cevap vermemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının davalı kurumda 27.09.1994-26.10.2009 tarihleri arasında kesintisiz ustabaşı olarak çalıştığı, davalıya ait 31.08.2009 ve 454 sayılı yazı ile bütçe yetersizliği sebebi ile iş aktinin 26.10.2009 tarihinde feshedileceğinin bildirildiği, 26.10.2009 tarih ve 605 sayılı yazı ile 26.10.2009 tarihinden geçerli olmak üzere iş akdinin bütçe yetersizliğinden dolayı feshedildiği, yasadan kaynaklanan iş arama izninin verilmediği, ihbar öneli içinde davacının fiilen çalışmaya devam ettiği, 3 ayda bir ikramiye ödenmekteyken davalı kurumca ödenmediği gerekçesiyle açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı süresi içersinde davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Bildirim süresi içinde işçiye iş arama izni verilip verilmediği ve ihbar önelinin geçerli olup olmadığı noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 27 nci maddesinde, “Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. Ancak iş arama iznini toplu kullanmak isteyen işçi, bunu işten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu işverene bildirmek zorundadır. İşveren yeni iş arama iznini vermez veya eksik kullandırırsa o süreye ilişkin ücret işçiye ödenir. İşveren, iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırır ise işçinin izin kullanarak bir çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten, çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı öder” şeklinde kurala yer verilmiştir. Belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışan işçinin iş sözleşmesinin feshinde işçiye tanınması gereken bildirim öneli, işçiyi fesihten sonraki hayata hazırlamak için önemlidir. Bildirim süresi sonunda işten ayrılacağını bilen işçi, bu süre içinde bir başka iş arayarak bir başka işyerinde çalışabilmek için girişimlerde bulunabilecektir. Ancak bu süre içinde iş görme borcunu eksiksiz yerine getirmesi gereken işçinin, yeni iş aramasının güçlükleri de ortadadır. Bu nedenle yasa koyucu, bildirim süresi içinde işverence işçiye yeni iş araması için izin verilmesini öngören düzenlemeye gitmiştir. Yeni iş arama izni, bildirim süresi tanınarak yapılan fesihlerde söz konusu olur. İşverence Kanunun 25 inci maddesine dayanılarak yapılan fesihlerde böyle bir yükümlülük olmadığı gibi, belirsiz süreli iş sözleşmesinin bildirim süresi tanınmaksızın derhal fesihte ya da bildirim sürelerine ait ücretin veya ihbar tazminatının peşin ödendiği hallerde yeni iş arama izni verilmesi gerekmez. Bildirim önelleri içinde işçiye verilmesi gereken iş arama izni kamu düzenini ilgilendirmektedir. İşverenin bu yükümünü azaltan ya da tamamen ortadan kaldıran sözleşme hükümleri geçersizdir. İşçinin, bildirim süresi tanımak suretiyle fesih yoluna gitmesi halinde de, işverence yeni iş arama izni verilmesi gerekir. Gerçekten Yasada sadece bildirim süresinden söz edilmiş, bu süreyi işçinin ya da işverenin tanımış olması arasında ayrım yapılmamıştır. İşçinin ihbar öneli tanımak suretiyle feshinden sonra da iş arama ihtiyacı devam edebilecektir. Hatta işçi bu arada yeni bir iş bulmuş olsa dahi, iş arama ihtiyacı devam eder. Çünkü iş arama iznini değerlendirerek daha iyi bir iş bulma imkânına kavuşabilecektir. Kanunda yeni iş arama süresinin günde iki saatten az olamayacağı kurala bağlanmıştır. Bu süre asgarî olup, işverence daha fazla verilmesi mümkün olduğu gibi, sözleşme ile daha fazla iş arama süresi kararlaştırılabilecektir. Yeni iş arama süresi en az 4857 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde sözü edilen bildirim gün sayısına göre belirlenir. Bu konuda sözleşme ile arttırılmış öneller de dikkate alınır. İşçinin toplu olarak kullanmayı istemesi halinde toplam saat sayısının bir iş günündeki çalışılan saate bölünmesi gerekir. İşçinin çalıştırılmadığı hafta tatili ile bayram ve genel tatil günleri için yeni iş arama izni verilmesi gerekmez. Yasanın 27 nci maddesine göre, yeni iş arama izni vermeyen veya eksik kullandıran işveren, o süreye ait ücreti işçiye ödemekle yükümlüdür. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, işveren yeni iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırırsa, işçinin çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı ödemesi gerektiği kuralı getirilmiştir. İşçinin çalıştırılmadığı bayram, genel tatil ve hafta tatili günleri için yeni iş arama izin ücreti hesaplanamaz (9. HD. 23.8.2008 gün 2008/30958 E, 2008/24254 K.). İş arama izninin kullanılma zamanını işveren belirler. İşçinin kendiliğinden bu izni kullandığını belirterek ayrılması doğru değildir. Zira ihbar öneli içinde iş görme borcu eksiksiz devam etmektedir. İşçiye bildirim süresi içinde yeni iş arama izninin kullandırılmamış olması, tanınan ihbar önelinin geçersiz olduğu sonucunu doğurmaz (Yargıtay 9.HD. 1.12.2009 gün 2008/11880 E, 2009/32502 K). Somut olayda, ihbar öneli usulüne uygun olarak verilmiştir. İş arama izni ayrı bir alacak kalemi olup, iş arama izni verilmemesi ihbar önelinin geçerliliğini etkilemez. Yukarıdaki ilke kararı da gözönünde bulundurularak usulüne uygun verilen ihbar öneli nedeniyle ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 05.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İş Hukuku

Altı yıldır bir tekstil firmasında çalışan (A)'nın belirsiz süreli iş sözleşmesi işveren tarafından feshedilmiştir. Kanuni bildirim süresi içerisinde çalışmaya devam eden (A), yeni bir iş bulmak amacıyla 4857 sayılı İş Kanunu'ndan doğan iş arama iznini kullanmak istediğini, bu izni de toplu olarak işten ayrılacağı günden önceki günlere denk gelecek şekilde talep ettiğini işverene bildirmiştir. İşveren ise üretimdeki yoğunluğu gerekçe göstererek bu talebi reddetmiş ve izin kullandırmak yerine bu sürelere ait ücreti yüzde yüz zamlı ödeyebileceğini belirtmiştir. Bu hukuki uyuşmazlıkta, iş arama iznine ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

A) İşverenin, iş arama iznini fiilen kullandırmak yerine bu sürenin ücretini yüzde yüz zamlı ödeme teklifi, işçinin rızası alınırsa hukuka uygun hale gelir.
B) İş arama izni, işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin süreleri ile iç içe giremeyeceğinden, işveren bu izni kullandırmak yerine ücretini ödeme yoluna gidemez.
C) İşçinin iş arama iznini toplu olarak kullanma talebi, kanuni bir hak olup, işten ayrılacağı günden önceki günlere rastlatılması ve işverene bildirilmesi koşuluyla işveren tarafından karşılanmak zorundadır.
D) İşçi, iş arama iznini toplu kullanmak istese dahi, işverenin işyerinin haklı menfaatlerini gerekçe göstererek bu talebi reddetme ve iznin günlük olarak kullandırılmasında ısrar etme hakkı bulunmaktadır.
E) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda da düzenlenen iş arama izni, sözleşmeyle artırılabildiğinden, işveren daha yüksek bir ücret ödemeyi teklif ederek izin kullandırma yükümlülüğünden kurtulabilir.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol