4857 sayılı İş Kanunu Madde 91

İş Kanunu 91. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 91 - Devlet, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder. Bu ödev Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı ihtiyaca yetecek sayı ve özellikte teftiş ve denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılır. (Ek fıkra: 13/2/2011-6111/77 md.; Değişik fıkra: 12/10/2017-7036/13 md.) İşçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin başvuruları üzerine, iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla birinci fıkra hükmü uyarınca işlem yapılabilir. Askeri işyerleriyle yurt güvenliği için gerekli maddeler üretilen işyerlerinin denetim ve teftişi konusu ve sonuçlarına ait işlemler Milli Savunma Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca birlikte hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür. Yetkili makam ve memurlar[28]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/19379 E., 2023/19752 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
4857 sayılı Kanun'un 22, 91 ve 92 nci maddeleri ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi.
9. Hukuk Dairesi         2023/19379 E.  ,  2023/19752 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/99 E., 2022/527 K. DAVA TARİHİ : 02.11.2018 KARAR : Davanın reddi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş müfettişi raporunun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin mahiyetten reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Bakanlığın davalı işyerinde 20.07.2018-15.08.2018 tarihleri arası işin yürütümü için ilk teftişi yapması sonrası 15.10.2018 tarihinde ikinci teftiş yapıldığını, 15.10.2018 tarihinde düzenlenen tutanakta aile yardımına ilişkin iş müfettişi beyanlarına toplu iş sözleşmesi ve eki olarak çıkarılan ek protokol uyarınca katılmalarının mümkün olmadığını, tutanağın hukuka aykırı olduğunun tespiti ve iptalini istediklerini, aile durum formlarında eşleri çalışan işçilerin bilgilerinin sehven "çalışmıyor" olarak bordro hesaplama programında tanımlanması üzerine Ocak 2018 tarihine kadar hatalı şekilde 64 işçiye aile yardımı yapıldığını, Türk Gıda ve Yardımcıları İşçi Sendikası (Tek Gıda İş Sendikası) arasında Pendik fabrika işçileri için işyeri düzeyinde 01.01.2017-31.12.2018 tarihleri arası geçerli olmak üzere toplu iş sözleşmesi imzalandığını, 46 ncı maddesinde; işçilere 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (657 sayılı Kanun) hükümleri uyarınca ve bu Kanun'la belirlenen tutarda çocuk yardımı ve aile yardımı ödeneceğinin düzenlendiğini, 657 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinde bu yardımın her ne şekilde olursa olsun menfaat karşılığı çalışmayan veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan aylık almayan eş için 1.500, çocuklarından her biri için 250 gösterge rakamının aylık katsayı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktar üzerinden hesaplanacağının düzenlendiğini belirterek Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişinin 06.12.2018 tarihli ve 10127/İnc/50 sayılı inceleme raporunun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; raporlar ile şikâyetçi işçiler lehine aile yardımının hak edildiğinin tespit edildiğini, bunları ödemesi gereğinin işverene bildirildiğini, Bakanlığın bu davalarda davalı olarak yer almasının mümkün olmadığını, bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğunu, tespitlerinin aksinin ispatla yükümlü olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2018/513 Esas, 2019/282 Karar sayılı kararıyla; uyuşmazlığa konu teftiş raporunun davacı işverende çalışan işçilerin şikâyeti üzerine düzenlendiği, raporda davalı şikâyetçi işçilerin aile yardımı alacaklarına ilişkin tespitlerin toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesi uyarınca mevcut olmadığının tespitinin talep edildiği, iş müfettişi raporlarının işçilerin alacaklarına yönelik kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalarda bu davaların taraflarının her şartta işçi ve işveren olduğu, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün bu davalarda taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 20.02.2020 tarihli ve 2019/2809 Esas, 2020/335 Karar sayılı kararıyla; dosya içeriği ve mevcut delil durumu ile kamu düzenine aykırılık halleri de bulunmadığı hususları göz önüne alınarak İlk Derece Mahkemesinin kararındaki gerekçenin, dosya içeriğine, usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 04.02.2021 tarihli bozma ilâmı ile; davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 92 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, davacı işveren ile davalı Bakanlık ve şikâyet eden işçilerin davanın tarafı olması gerektiği, davanın iptali istenen inceleme raporunda ismi zikredilen işçilere 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında yöneltilmesi için süre verilerek, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işverence toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu 2014 yılından Ocak 2018 dönemine kadar eşi çalışan çalışmayan tüm evli işçilere aile yardımı ödemesi yapıldığı, kaldı ki aile yardımı ödeneğinin işyerinde ilk olarak Mayıs 2003 tarihinde uygulanmaya başlandığı, davacı tarafından bir işyeri uygulaması olarak şikâyet eden dâhili davalı işçilerle birlikte 64 işçiye aile durum bildirgelerine göre eşleri çalışmasına rağmen Ocak 2018 dönemi de dâhil olmak üzere aile yardımı ödendiği, Şubat 2018 ayından sonra ise bu çalışanlara yapılan ödemenin kesildiği, bu konuda işçilerden yazılı onay alınmadığı, kaldı ki teftişin birinci aşamasından sonra teftişe konu dönem için işçilere eksik ödemelerin de yapıldığı, yapılan açıklamalar doğrultusunda raporda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; 4857 sayılı Kanun'un 92 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na aykırı olduğunu, işverence yapılan ödemelerin hataen yapılması nedeniyle işyeri uygulaması oluşturmayacağını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; işyerinde bağıtlanan toplu iş sözleşmesi gereği davacının aile yardımı ödemesi yapması gerekip gerekmediği ile buna göre dava konusu iş müfettişi raporunun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı Kanun'un 22, 91 ve 92 nci maddeleri ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi. 3. 657 sayılı Kanun'un "Aile yardımı ödeneği" kenar başlıklı 202 nci maddesi şu şekildedir: "Evli bulunan Devlet memurlarına aile yardımı ödeneği verilir. Bu yardım, memurun her ne şekilde olursa olsun menfaat karşılığı çalışmayan veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan aylık almayan eşi için 1500, çocuklarından herbiri için de 250 gösterge rakamının (72 nci ay dahil olmak üzere 0-6 yaş grubunda yer alan çocuklar için bir kat artırımlı) aylık katsayısı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktar üzerinden ödenir. Eşlerden birine iş akdi veya toplu sözleşme gereği çocukları için yapılan aile yardımı ödeneği daha düşük ise, yalnız aradaki fark ödenir. Bu fıkrada yer alan gösterge rakamlarını 3 katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir." 4. 657 sayılı Kanun'un "Aile yardımı ödeneğinin ödeme usulü" kenar başlıklı 203 üncü maddesi şu şekildedir: "Aile yardımı ödeneği Devlet memurlarına her ay aylıklariyle birlikte ödenir. Karı ve kocanın her ikisi de memur iseler bu ödenek yalnız kocaya verilir. Aile yardımı ödenekleri hiç bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödenir ve borç için haczedilemez." 5. Dairemizin 27.09.2021 tarihli ve 2021/8008 Esas, 2021/12939 Karar sayılı ilâmında işyeri uygulaması şu şekilde belirtilmiştir: "... Kanun ya da iş sözleşmesinde düzenlenmemesine, bu yönde yasal ve akdi bir zorunluluk bulunmamasına karşın, işçi ile işveren arasındaki hukuki ilişkiye yön veren, varlığını somut uygulamalar şeklinde gösteren eylemli durum 'işyeri uygulamaları'nı oluşturur. İşyerinde düzenli olarak tekrarlanmakla oluşan, herhangi bir koşula bağlı bulunmayan işyeri uygulamaları, işçilerin zımni kabulleriyle bir iş sözleşmesi hükmü, diğer bir ifadeyle, iş şartı (çalışma koşulu) haline dönüşürler; bir iş sözleşmesi eki olarak bağlayıcı nitelik kazanırlar. İşçi için belirli özellikteki bir işyeri uygulaması, subjektif hak oluşturur. Bir uygulamanın işyeri uygulaması olarak kabulü için, tekrarlana gelen, hesaplanabilir, genel nitelikte olması ve buna uyulmasının hukuksal zorunluluk olduğu yönünde genel inancın doğmuş olması gerekir. Bu bakımdan işyeri uygulamaları, işvereni belirli bir yükümlülük altına sokan, objektif mahiyette hükümler olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır. ..." 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İşyeri uygulaması, iş hukukunun akdi kaynaklarından olan bir işveren davranışıdır. İşveren davranışının işyeri uygulaması niteliği taşıması için genellik, tekrarlanma, hesaplanabilirlik ve uyulması konusunda hukuki zorunluluk olduğu yönünde bir inancın bulunması unsurlarını taşıması gereklidir (... Mollamahmutoğlu, Muhittin Astarlı, İş Hukuku, Ankara, 5. Bası, 2012, s.71 vd.). İşyeri uygulaması bilinçli bir işveren davranışıdır. Bu sebeple hataya dayalı ödemelerin işyeri uygulaması oluşturduğu söylenemez. Hatanın farkedilmesine rağmen işyeri uygulamasından söz edilmesi için gerekli tekrarlanma koşulunu sağlayacak biçimde ödemeye devam edilmesi hâlinde ise işyeri uygulamasından bahsedilebilir. Diğer taraftan bir davranış işyeri uygulaması hâlini alıp iş sözleşmesi içeriğine dâhil olduktan sonra işverenin bu uygulamayı tek taraflı olarak kaldırabilmesi mümkün değildir. İşyeri uygulamasının değiştirilmesi ya da kaldırılması, 4857 sayılı Kanun'un 22 nci maddesindeki kayıt ve şartlara tâbidir. 3. Toplu iş sözleşmesi işçi kuruluşları ile işveren kuruluşları veya işveren arasında iş sözleşmesine uygulanabilecek çalışma şartlarını belirleyen ya da düzenleyen sözleşmedir. Toplu iş sözleşmesi işçilerle işverenler arasındaki iş ilişkisini değil sadece bir veya birçok işyerinde, bir işletmede ya da işkolunda uygulanabilecek çalışma, çalıştırma şartlarını düzenlemektedir. Öte yandan toplu iş sözleşmesi onu bağıtlayanlar arasında hukuki ilişkiler doğurmaktadır (Ünal Narmanlıoğlu, İş Hukuku II Toplu İş İlişkileri, İstanbul, 3. Baskı, 2016, s.310). 4. Nitekim 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki tanıma göre toplu iş sözleşmesi; iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmeyi ifade etmektedir. Kanun'un 33 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da 2 nci maddedeki tanıma uygun hükümlere yer verilmiş ve toplu iş sözleşmesinin; iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hükümleri içereceği ayrıca tarafların karşılıklı hak ve borçları ile sözleşmenin uygulanması, denetimi ve uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yolları düzenleyen hükümlere de yer verilebileceği belirtilmiştir. 5. Görüldüğü üzere toplu iş sözleşmelerinde genel olarak iki tür hüküm bulunduğu söylenebilir. Bunlardan ilki toplu iş sözleşmesini imzalayan tarafların karşılıklı olarak hak ve borçlarının neler olduğunu düzenleyen borçlandırıcı hükümler olup bu hükümler, sadece sözleşmenin tarafları arasındaki ilişkiyi düzenler. Toplu iş sözleşmesinin uygulanması ve denetlenmesine dair kayıtlar, borç doğurucu hükümler kategorisinde yer alır. Örneğin, sendikanın hukuki sorumluluğu, toplu iş sözleşmesinin yorumu, tahkim şartı, (özel hakeme gidilmesinin öngörülmesi), tipik bu tür hükümlerdir (Melda Sur, İş Hukuku Toplu İlişkiler, Ankara, Güncelleştirilmiş 7. Bası, 2017, s. 249 ). 6. Hemen belirtelim ki toplu iş sözleşmeleri, tarafların hakları ve borçları yanında asıl ve ağırlıklı olarak iş sözleşmelerine uygulanacak (normatif) hükümleri içermektedir. Normatif hükümler, emredici kanun hükmü gibi kapsamına aldığı iş sözleşmelerine uygulanırlar. Buradan çıkan sonuç ise iş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı olamayacağıdır. İş sözleşmesindeki toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerin yerini toplu iş sözleşmesi hükümleri alacaktır. Toplu iş sözleşmelerine; kanunen belirlenen amacı içinde kalmak ve kesin emredici nitelikteki kanun hükümlerine aykırı bulunmamak şartıyla iş sözleşmelerinin yapılmasına, türlerine, şekillerine, çalışma şartlarına ve iş sözleşmelerinin sona ermesine ilişkin hükümler konulması mümkündür. 7. Somut olayda davacı işveren ile yetkili Sendika arasında 01.01.2017-31.12.2018 dönemleri arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesinde, aile yardımı ödemesi için 657 sayılı Kanun'a atıf yapılmıştır. 26.02.2018 tarihinde ise bu konuda bir protokol imzalanmış ve uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle işçilere yapılan ödemelerin geri ödenmesi talebinden vazgeçildiği belirtilerek aile yardımının eşi çalışmayan Sendika üyesi işçilere ödeneceği, Pendik fabrikasında eşi ile birlikte çalışan işçilerden sadece erkek üyeye ödeme yapılacağı, eşi çalışan işçilere ödeme yapılamayacağı konusunda mutabık kalınmıştır. 8. İlk Derece Mahkemesince; 2014 yılından 2018 yılı Ocak ayına kadar işçilere aile yardımı ödemelerinin eşleri çalışan işçiler için de yapılması nedeniyle işyeri uygulaması ile oluşan iş şartı hâline geldiği, bu durumun işverence işçi aleyhine olarak değiştirilemeyeceği, bu konuda işçilerden yazılı onay alınmadığı, teftişin birinci aşamasından sonra teftişe konu dönem için işçilere eksik ödemelerin de yapıldığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. 9. Ne var ki davacı işveren, 2018 yılı Ocak ayında işçilerden aile durum bildirimi formlarının alınmasından sonra işlemin hatalı olduğunu fark ettiklerini belirtmiştir. Nitekim hatanın tespit edilmesi ve uygulamada yaşanan sıkıntılar üzerine Sendika ile yapılan protokol ile de toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesindeki düzenleme daha açık hâle getirilmiştir. Bu durumda davacı işveren tarafından toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesi hükmüne rağmen 2018 yılı Ocak ayına kadar yapılan hatalı ödemelerin, iş şartı hâline geldiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca İlk Derece Mahkemesince; teftişin birinci aşamasından sonra teftişe konu dönem için işçilere eksik ödemelerin de yapıldığı belirtilmiş ise de, teftiş raporunda davacı işveren tarafından 2018 yılı Ocak ayından sonra aile yardımı ödemelerinin eksiksiz yapıldığı, bu nedenle herhangi bir idari işleme yer olmadığı rapor edilmiştir. 2018 yılı Ocak ayından sonra ise işverence idari bir işlem ile karşı karşıya kalmamak için ödemeler yapılmıştır. 10. Şu hâlde davacı işveren ile yetkili Sendika arasında yapılan toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesinin 657 sayılı Kanun'a atıf yaptığı, ilgili Kanun gereği eşi memur olanlardan sadece kocaya aile yardımı ödeneceği, davacı işveren ile yetkili Sendika arasında 26.02.2018 tarihinde yapılan protokol ile protokol tarihinden sonraki dönem yönünden işverenin aile yardımı alacağının eşi çalışmayan Sendika üyesi işçiler ile Pendik fabrikasında eşi ile birlikte çalışan işçilerden sadece erkek üyeye ödeneceği, eşi çalışan işçilere ödeme yapılmayacağı, işveren tarafından toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesi hükmüne rağmen hataen yapılan ödemelerin iş şartı hâline geldiğinden söz edilemeyeceği hususları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

22. Hukuk Dairesi, 2017/18027 E., 2018/24674 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 2.
22. Hukuk Dairesi         2017/18027 E.  ,  2018/24674 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : TESPİT Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkilinin 11/11/2010 tarihinde iş kazası geçirip 4 kez ameliyat olduğunu ve 52 gün yoğun bakımda kaldığını; iş kazası nedeniyle davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan inceleme kapsamında görevlendirilen iş müfettişinin, 11/01/2011 tarihinde müvekkilinin kaza ve tedavi sürecine bağlı olarak mental algılama yeteneğinin zayıf olduğu dönemde müvekkilinin konutuna gelerek görüştüğünü, ancak müvekkilinin beyanlarını yazıya dökmediğini, bir saat kadar sonra tekrar konuta gelerek yanında getirmiş olduğu ifade tutanağını müvekkiline gösterdiğini, müvekkilinin tutanağı okuduğunda beyan etmediği halde tutanağa yazılan bazı hususların olduğunu gördüğünü ve müfettişin bunları daha sonradan düzelteceğini beyan etmesi üzerine tutanağı imzalamak zorunda kaldığını ancak silineceği belirtildiği halde davacıya ait olmayan ifadelerin tutanakta yer aldığını iddia ederek davalılar tarafından düzenlenen 11/01/2011 tarihli müvekkili ...'in ifade tutanağının sahteliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vekili, İlgili rapor eki 11.01.2011 tarihli ifade tutanağında kazalının olayın meydana geliş biçimine ilişkin ifade ettiği hususlara yer verildiğini, ifadeden çıkartılmasını talep ettiği hususların amir hükümlere uygun şekilde çizildiğini ve paraf edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili, müvekkillerinin müfettiş olarak kamu görevi yaptığını, müvekkillerine karşı şahsi dava açılmış ise de bu dava da müvekkillerine husumet tevcihinin mümkün olmadığını, husumetin Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait olduğunu ayrıca tutanağın sahte olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının ifadesinin usullere uygun şekilde alındığını ve davacı tarafça ihtirazi kayıtsız imzalandığını, kaza olayı ile ilgili tespitlerin ne derece doğru olduğunun ceza dosyasında yapılan yargılamada ortaya konduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının 11.01.2011 tarihli tutanakta yer alan ifadesinde silinen 2 cümlenin davaya konu edilen bir önceki cümle ile zorunlu ve mantıki bağ içinde bulunduğu; davacının talebi ve ağır iş kazası sonrasında gördüğü tedavi sonrası taburcu edildiği 31/12/2010 tarihini izleyen 11/01/2011 tarihinde ifadenin tutanağa geçirildiği ve iddia ettiği üzere kazanın etkisinden tam olarak kurtulamamış olmasının ifade üzerinde etkili olduğu iddiasının kabul edilebilir bulunduğu ve davalı tanıklarının ifadelerinin de kazalının beyan süreci yönünden çelişki içerdiği dikkate alınarak istemin kabulüne karar verildiği gerekçesi ile 21/01/2011 tarih ÖDÖ/01 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettiş Raporu ekinde yer alan kazalı ... ifadesini içeren 11/01/2011 tarihli ifade tutanağında yer alan ve çizilen 2 cümleden önce yazılı olan “çalışmaya başlamadan önce kontrol kalemiyle kontrol ettiğimde hatta enerji olmadığı için şalteri açmadım” cümlesinin tutanaktan silinmesi gereğinin tespitine karar verilmiştir. Karar davalılar vekillerince süresinde temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 4857 sayılı Kanun'un 92/3. maddesi kapsamında, iş müfettişlerince düzenlenen rapor ve tutanağın içeriğine ilişkin olup, bu hususta açılacak davanın hukuki niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 2. fıkrasında, ''30.01.1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir'' denilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, "Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararının karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105 ilâ 113. maddeleri arasında dava çeşitleri düzenlenmiştir. Eda davası davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmış iken, tespit davası, mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır. 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağın bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, eda davası niteliğindedir. Söz konusu tespite, işveren tarafından yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde, kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukukun korunmaya değer güncel bir yarar şartının bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı işçinin davalı iş yerinde meydana gelen kaza sonucu yaralandığı ve olayla ilgili düzenlenen 21.01.2011 tarihli rapor ekinde yer alan davacı işçinin ifadesini içerir 11.01.2011 tarihli tutanakta yer alan bir kısım ifadelerin gerçeği yansıtmadığının tespiti istenmiş olup öncelikle rapora karşı işçi tarafından 12.03.2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına itiraz edildiği, itiraz üzerine Bakanlık tarafından konunun yeniden incelenmesinin mümkün olmadığının 04.04.2012 tarihli yazı ile bildirildiği ve iş mahkemesinde davanın 27.11.2014 tarihinde açıldığı görüldüğünden davacı tarafça 4857 sayılı yasanın 92. maddesinde yer alan 30 günlük dava açma süresinden sonra davanın açıldığı anlaşıldığı gibi 92. madde de açıkça İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı itiraz durumu düzenlenmiş olup davacının iş yerinde meydana gelen kaza nedeni ile vermiş olduğu ifadedeki bazı cümlelerin gerçeği yansıtmadığı talebi ile açmış olduğu bu tespit davası bir işçilik alacağına ilişkin itiraz niteliği taşımadığından davacının davayı açmasında hukuki yararı yoktur. Davacı tarafın beyan etmediği halde tutanağa yazıldığını iddia ettiği ibarelerin iptalini, yaşanan iş kazasında bir kusurunun olmadığının ispatı açısından talep ettiği anlaşılmakla; davacı tarafça iş yerinde meydana gelen kaza sonucu yaralanmasından kaynaklı ileride açılması muhtemel maddi veya manevi tazminat davasında kusursuzluğun tespitinin talep edilebileceği ve açılan tazminat davasında kusura yönelik bir değerlendirme yapılabileceği anlaşıldığından bu davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 ve 115. Maddeleri uyarınca hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi yerine kabulü hatalıdır. Ayrıca 31.10.2012 tarih ve 28453 sayısı ile Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 42. maddesinin 3. fıkrasında; Müfettişlerin kesinleşmiş yargı kararı veya disiplin soruşturmasıyla ortaya konulmuş delil karartma ve saptırma fiilleri olmadıkça, gerçekleştirdikleri teftiş, denetim, inceleme ve soruşturmalar nedeniyle yapmış oldukları işlemlerden ve sonucunda tanzim etmiş oldukları raporlardan veya kanunla verilen yetkilerini kullanmalarından dolayı sorumlu tutulamayacakları, kanaatleri veya aldıkları tedbirler nedeniyle açılacak özel hukuk davalarında husumetin Bakanlığa tevcih edileceğinin düzenlendiği görüldüğünden iş müfettişleri aleyhine açılan davanın husumetten ret edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da ayrıca hatalı olmuştur. Anılan yönler düşünülmeden yazılı gerekçe ile davanın kabulü hatalı olup bozma sebebidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 19.11.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2013/17031 E., 2013/9648 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı Yasanın 91. maddesinde Devletin, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izleyeceği, denetleyeceği ve teftiş edeceği, bu ödevin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı teftiş ve denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılacağı, 92.
7. Hukuk Dairesi         2013/17031 E.  ,  2013/9648 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Tespit ve İptal YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, Davalı Bakanlık müfettişinin davacı şirkete ait işyerinde yaptığı teftiş sonucu hazırladığı 28.03.2011 tarihli 38 sayılı inceleme raporunun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece iptali istenen raporun davacı şirkete 11.04.2011 tarihinde tebliğ edildiğini, davanın 30 günlük hakdüşürücü süre dolduktan sonra 12.05.2011 tarihinde açıldığı gerekçesiyle hakdüşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir. 4857 sayılı Yasanın 91. maddesinde Devletin, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izleyeceği, denetleyeceği ve teftiş edeceği, bu ödevin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı teftiş ve denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılacağı, 92. maddesinde ise iş müfettişlerince düzenlenen raporların ve tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı tarafça otuz gün içerisinde yetkili İş Mahkemelerine itiraz edilebileceği bildirilmiştir. HUMK.nun 92. maddesinde sürelerin gün olarak belirlenmesi halinde tebliğ veya tefhim edildiği günün hesaba katılmayacağı ve sürenin son günün tatil saatinde biteceği bildirilmiştir. Somut olayda mahkemece Trabzon Bölge Çalışma Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacı şirkete bu raporun hangi tarihte tebliğ edildiği sorulmuş ve tebligat evrakı istenmiş, müzekkereye dava dışı Trabzon Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce verilen cevapta tespit edilen noksanlıkların işverenliğe 11.04.2011 tarihinde tebliğ edildiği bildirilmiş ve tebliğ edilen “İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar” başlıklı bir sayfa yazı ile bu yazının tebliğine ilişkin tebligat parçası eklenmiş, 14.12.2012 tarihli duruşmada davacı vekili bu yazı cevabına karşı beyanda bulunmak için mehil talep etmişse de mahkemece yazı cevabının dosyaya 30.10.2012 tarihinde geldiğinden bahisle mehil talebi reddedilerek yargılamaya son verilip davanın hakdüşürücü 30 günlük süre dolduktan sonra açıldığından bahisle reddine karar verilmiştir. Davacı şirket vekili temyiz dilekçesi ekinde raporun davacı şirkete 12.04.2012 tarihinde tebliğ edildiğine ilişkin tebligat belgesi ile PTT kaydını ibraz etmiştir. Yapılacak iş; iş müfettişi tarafından tanzim edilen raporun davacı şirkete 12.04.2012 tarihinde mi, yoksa 11.04.2012 tarihindemi tebliğ edildiğini araştırmak, 11.04.2011 tarihi ile 12.04.2011 tarihinde yapılan tebligat ile tebliğ edilen belgelerin içeriğini belirleyip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının davacıya iadesine, 24.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.